
Sevgili okurlarım tekrardan merhabalar çok yakında harika haberlerim var umarım beğenirsiniz. İyi okumalar OY BIRAKMAYI UNUTMAYIN!!
**********
Bakışlarımı Amirale çevirdim, bana doğru hamleyi yaptığımı göstermek için gözlerini kırpıştırdı. Bende ondan cesaret alarak konuşmaya başladım, Kerem’e bakarak. “En yakın maçım ne zaman?” dediğimde bana derin bir nefes alarak baktı ardından konuşmak için dudaklarını araladı ama söyleyip söylememek arasında kaldığından konuşamadı. Benim şüphelendiğimi anlayıp beni yormadan söyledi ne söyleyecekse...
“Aslında bir maç var ama senin artık kaybedecek çok şeyin var Laren, sana bu olaylar olmadan önce ayarladığım maç öncesi konuşmamızı hatırlıyor musun?” dediğinde aklıma gelen o diyalogla bir süre önümdeki tabağa baktım.
"Laren emin misin?" dediğinde hiç bu kadar emin olmadığımı belli eder bir bakış atmıştım ona.
"Laren seni sevenler onlara ne olacak?" dediğinde ona 'ciddi misin?' bakışı attım.
"Ben ölsem arkamdan sadece kardeşim dediğim insanlar, bir hadi bilemedin iki gün ağlarlar...Arkamda anne, baba gibi önemli bireyler bırakmıyorum Kerem... Ölüm, benim maçlara girerken en son düşündüğüm şey..."
Ona bakmak için başımı kaldırdım ardından konuşmaya başladım. “Hâlâ öyle, değişen bir şey yok...” dediğimde ses tonumu sabit tutmaya çalıştım ve başarılı olmuş olmalıyım ki bir süre ağzı açık bana baktı. Ne istediğimi anlamış olacak ki masadan sinirle kalktı ve son sözlerini söyleyerek salondan ayrıldı.
“Yarın erken gel çalış...” dediğinde yemeğime devam ettim. Dış kapının çarpma sesi geldiğinde babam konuşmaya başladı.
“Kızım bence biraz bu maçlara ara vermelisin hem psikolojik olarak hem de bedenen daha fazla güçlenseydin.” dediğinde ona olan bakışlarımı önce Amirale döndürdüm. O da bana bakarak babama gereken cevabı verdi.
“Bakın Kuzey Bey, ben Lareni sabaha karşı bir deniz kenarında yalnız başınayken buldum. Ona kol kanat gerdim, kendi kızımdan ayırmadım ama konu bu işlere geldiğinde bence ona karşı gelmenizi haddim olmasa da tavsiye etmem çünkü kızınıza birçok kez bunu söyledim. Taşkın geni olsa gerek maalesef beni dinlemedi buralara kadar geldi. Şimdi sizin önünüzde tekrar söylüyorum bu kız iflah olmaz...” dediğinde masada sadece o ve ben güldüm diğerleri ise benim kötü bir şeyler yaptığımı anlamışlardı ve abi tayfası dahil kimse memnun değildi.
Hepimiz masadan yemeğimizin bitmesiyle kalktık. Salonda çay içmek için oturduğumuzda yanımda Boran bir kolunu benim olduğum tarafa uzatmış kucağındaki Ayça ile tatlı tatlı konuşuyordu. Ben ise Boran’ın kolunun altına girmiş Ayça ile onu izliyordum ki telefonum çalmasıyla odadaki bakışlar bana döndü. Telefona kimin aradığına bakmak için elime aldığımda arayanın ilk defa direkt üstlerin olduğunu gördüm. Bakışlarım Karan abimin yanında oturan Pelin’i buldu. O ise sadece bana baktı ve telefonumun ekranını ona çevirdiğimde normal olan bakışları ‘sıçtık’ ifadesine döndü. Onun yutkunmasıyla bende yutkundum ve ayağa kalkıp bahçeye çıktım ve derin bir nefes alarak telefonu açtım.
“Alo?” dediğimde karşıdan Serhat Korkmaz’ın sesi büyük bir sinirle kulaklarımı buldu.
“Laren sen ne yapıyorsun yine!? Sen niye hiç akıllanmıyorsun Laren?! Laren sen neden böylesin kızım ?!” derken arkadan birçok kişinin sesleri yükseliyordu.
“Beni bu hâle getiren sizsiniz ve şimdi bunu bana sormaya hakkınız yok! Sakın! Sakın bana sormaya kalkmayın bu yüzden yarınki maça çıkacağım!” diye bağırdığımda evdekilerin bahçe kapısından bana baktıklarını hissettim ama takmadım.
“Bu maça gerçekten arkanda duran aileni düşünmeden mi çıkacaksın, peki diyelim çıktın ölsen ailene ne olacağını düşünmüyor musun Laren!?” dediğinde cevap vermedim ama nefesim düzensizleşmeye başladı. Bunun üzerine Serhat Korkma devam etti. “Bu maça ölsen dahi çıkacak mısın?” dediğinde o gün ki gibi düşünmeden cevap veremedim ki bu bile benim günden güne güçsüzleştiğimizin kanıtıydı.
Ben ki o kadar çok kişiyle dövüşe girmiş hiç sonunda ölümü düşünmemiş ben, bu olayın sonucunda aileme olacakları düşünmek kafamı sıyırmaktan öteye götürüyordu.
Ben güçsüzleşiyordum...
Cevap vermediğimi fark eden Serhat Korkmaz son sözlerini söyleyip aramayı sonlandırdı. “Maçına iki hafta ara veriyorum, haberin olsun kararını bana söylersin Laren, iyi akşamlar...” deyip aramanın sonlandığını belli eden üç telesekretere sesiyle beynim sadece bir gerçekle yüzleşiyordu, güçsüzleşmek...
Telefonu aklıma gelen şeyle açtım ve Kerem’i aradım. Telefon ikinci çalışta açıldığında bağırmaya başladım. “Oğlum sen eceline mi susadın amına koyayım!”
“Sen nasıl böyle bir şey yapabilirsin ya!” “
Nasıl yaparsın böyle bir şeyi neden ya neden!” “Kerem sende iyice işi tozutmaya başladın. Senin de kullanım tarihin geçti, malum herkes tekme atıyor şu hayatta bana...”
“Lan ben her gün bugün kimden tekme yiyeceğim diye düşünmek zorunda mıyım ya? Lan cevap versene erkekliğine sıçtığım!”
“Laren bak çok fevri düşünüyorsun bence zamana ihtiyacın var, bu aralar her şey çok üst üst-” derken bağırdım.
“Sanane ya sanane, sana mı kaldı bu hayatta bana bunları göstermek! Siktir git bir daha arama beni!” deyip kapattım bu telefonu ardından arkamı dönüp eve girdim sanki aile üyeleri beni izlemiyormuş gibi...
Boran ve Pelin peşimden geldiklerinde onları takmadım ama gelmelerini engellemedim de...
Odama girip balkona çıktığımda Pelin konuşmaya başladı. “Bence fazla fevri davranıyorsun ve bunun farkında değilsin...” dediğinde ona ters bir bakış atıp konuşmaya başladım.
“Yarın konuşalım Pelin kalbini kırmak istemiyorum.” dediğimde bir süre ses gelmedi ama ardından çarpan kapı sesinden Pelin’in çıktığını anladım. Boran sakince yanımdaki boş sandalyeye gelip oturduğunda konuşmaya başladı.
“İyi misin?” dediğinde ona döndü bakışlarım. Bu adama beni düşündüğü için aşıktım işte, dumanlı gözleriyle bana aşk dolu bakıyordu. Bende ona cevabımı en duygulu şekilde dibimde duran dudaklarını öperek verdim. O da iyi olduğumu anlamış olacak ki dudağının bir kenarı kıvrıldı. Hoşuna gitmişti manitanın.
Onun gözlerine bakmaya devam ederken konuşmaya başladı. “Bugün burada kalayım mı seni özledim. Her anlamda...” dediğinde bu teklifle dudaklarım iki yana kıvrıldı ve hiç reddetme zahmetine girmeden dudaklarına bir öpücük daha kondurdum ama Boran bu sefer buna masum lakabı yerine daha hırçın bir ad bulmuş olacak ki nefessiz kalana kadar öpüşmemiz devam etti. Bir süre daha buna devam ettiğimizde dışarının esmeye başlayan havasıyla ürperdim o da bunu hissetmiş olacak ki hemen içeri girmeyi teklif etti. Bende hemen bu teklifi havada kapıp içeri girdim. Odaya yatağa girdiğimizde önlem almak için kapıyı kilitledi. Bende bu hareketine göz ucuyla bakıp kıkırdadım. O önce gülüşüme sonra gözlerime baktı ardından yanıma gelip gülen dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Beni hırçınca öpmeye devam ederken hiç hız kesmeden yatağa geçtik ama o devam etmek istediğini belli etmişti. “Hiç doğru bir zaman değil Boran.” dediğimde saygı duydu ve beni kolunun altına alıp sıkı sıkı sardı ve onunla huzurlu bir uykuya daldım.
Seviyordum bu adamı hem de delice...
*******
YORUMLARINIZI BEKLİYORUM..
SİZCE KEREM HAKLI MI?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 54.79k Okunma |
2.87k Oy |
0 Takip |
53 Bölümlü Kitap |