10. Bölüm

10. Bölüm

celikk
celikk9822

Yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın iyi okumalar🩸🩺

 

 

O geceden beri Rüzgar benden kaçıyordu. Ben sarhoş olduğu için söylediklerini çok ciddiye almamıştım. Ama galiba o biraz utanmıştı.

 

 

Elimdeki dosyayı hemşireye uzatıp Nevra'nın yanına gittim.

 

 

"Rüzgar nerede?"

 

 

"Akşam nöbete gelecek ya o."

 

 

"Ben çıkınca yani?"

 

 

"Evet öyle denk gelmiş. Ben yapmıyorum ya sonuçta listeyi."

 

 

İki gün üst üstte 24 saat çalışsam ne olurdu? Bence hiçbir şey olmazdı.

 

 

"Uzman doktorlardan kim nöbetçi?"

 

 

"Metin. Pars sakin gidip nöbetini değiştirme."

 

 

"Bir şey olmaz."

 

 

Nevra beni vazgeçirmek için bir şeyler söylerken onu dinlemeyip Metin'in yanına gittim.

 

 

"Metin?"

 

 

Elindeki dosyadan kafasını kaldırıp bana baktı.

 

 

"Oo Pars bey. Hayırdır siz bize selam verir miydiniz?"

 

 

Karşımda gevşek gevşek gülerken bu herifle neden konuşmadığımı hatırlamıştım.

 

 

"Nöbetini ben tutabilir miyim ?"

 

 

"Üst üstte 24 saat nöbeti mi tutacaksın?"

 

 

"Evet."

 

 

"Ölmek mi istiyorsun?"

 

 

Ben zaten yarı ölü sayılıyorum. Bana işlemezdi.

 

 

"Sorun olmaz."

 

 

"Neden yerime geçmek istiyorsun?"

 

 

Sıkıntıyla bir nefes aldım. Bu adam böyle her şeyi sorgulayacak mıydı? O sorguluyorsa ben de sorgulatmamasını sağlardım.

 

 

"İki dakika gelir misin benimle?"

 

 

Beni kafasını sallayarak onayladı. Kalabalık olmayan bir yere onu götürdüm. Gözlerimi kırmızı yapıp ona döndüm.

 

 

"Nöbetini bana devredeceksin. Kendi isteğinle."

 

 

Ağır ağır kafasını sallayarak beni onayladı.

 

 

"Nöbet çizelgesini düzelteyim."

 

 

Metin giderken ben elimi şakaklarıma atıp ovuşturdum. Yaklaşık üç gündür doğru düzgün beslenmiyordum. İçtiğim kanlar o kadar boş geliyordu ki. Rüzgar'ın sıcak kanının yanında bir hiçtiler.

 

 

O benden kaçarken ondan beslenmem hayal gibiydi. Bugün onunla konuşabilirsem eğer aramıza giren saçma sapan mesefeyi kapatabilirdim.

 

 

Servis kısmına geçmek için dış kapının önünden geçmem gerekiyordu. Tam oradan geçerken tanıdık simayı görünce gülümsedim. Ta ki iki adamın onu sıkıştırdığını görene kadar.

 

 

Kimdi lan bu denyolar?

 

 

Hızlı adımlarla dışarıya çıktım. Rüzgar'a vurmak için elini kaldıran adamın kolundan tutarak onu durdurdum.

 

 

"Pars..hocam"

 

 

Rüzgar beni görünce düzensiz nabzı yavaş yavaş düzene girmeye başlamıştı. Onu koruyacağımdan o kadar emindi ki..

 

 

"Kimsin lan sen? Bırak kolumu."

 

 

Orta yaşlarını çoktan geçmiş adamın kolunu daha çok sıktım. Eğer biraz daha güç uygularsam kırılacaktı.

 

 

"Asıl sen kimsin? Hastaneye gelmiş bir doktoru dövmeye kalkıyorsun."

 

 

Karşımdaki adamdan daha genç olan adam sinir bozucu bir şekilde güldü.

 

 

"Kıçımın doktoru. Nasıl doktor lan bu? Kendisine lüks araba alıyor. Ailesini aç bırakıyor."

 

 

Sikicem artık şu arabayı ya. Dur bir saniye aile mi?

 

 

"Ailesi?"

 

 

"He. Arkandaki çocuğun babasıyım ben. Yanımdaki de abisi."

 

 

Kolunu tuttuğum adamın Rüzgar'ın babası olduğunu öğrendiğimde daha da sinirlenmiştim.

 

 

Adamı hızla yere fırlattım. Yakasından tutup tekrar kaldırdım.

 

 

"Baba he? Lan bu çocuk bir ay önce ölümden döndü. Neredeydiniz lan o zaman? "

 

 

Sinirden gözlerimin rengi değişirken adam korkuyla bana bakıyordu. Sakinleşmem lazımdı ama bu şu anki durumda pek mümkün değildi.

 

 

Adama tam vuracağım sırada iki el beni durdurdu.

 

 

"Pars, sakin ol insan içindeyiz."

 

 

Transtan çıkmış gibi anında elimi indirmiş, gözlerimi eski haline getirmiştim.

 

 

Sol tarafımdaki Arslan'a baktım. Diğer tarafımda da Birce vardı. Bunlar nereden çıkmıştı?

 

 

Adamı yavaş olmayacak bir şekilde yere bıraktıktan sonra Rüzgar'a döndüm. Abisi olacak it babasının yanına gelirken Rüzgar öylece duvara yaslanmış bize bakıyordu.

 

 

Rüzgar'ın yanına gitmeden yanımdaki ikiliye döndüm.

 

 

"Nereden çıktınız siz?"

 

 

"Şey oldu."

 

 

"Ne oldu Arslan?"

 

 

"Nevra haber verdi. Kavga ettiğini bir adamı dövmek üzere olduğunu söyledi."

 

 

"Seninde bir adamı döverek öldürmüşlüğün var. Riske atamadık."

 

 

O zaman annemi kaybetmememin üstünden çok geçmemişti. Her şey için babamı suçlarken ona bir şey yapamıyordum ama başkalarına yapabilirdim. Ben de yapmıştım.

 

 

"Merak etmeyin. Rüzgar yakınımdayken kimseye zarar vermem."

 

 

Onları arkamda bırakıp Rüzgar'ın yanına gittim.

 

 

"Rüzgar, iyi misin?"

 

 

"Evet hocam. Teşekkür ederim."

 

 

Benim bir şey dememi beklemeden içeriye geçmek için hareketlendi. Bileğini tutarak onu durdurdum.

 

 

"Konuşabilir miyiz?"

 

 

"Nöbete geçmem gerek. Metin hoca beklemesin."

 

 

"Metin hocan nöbetini bana devretti. Ben de seninle konuşacağıma göre kimse beklemez."

 

 

Şaşırmış bakışları eşliğinde kafasını salladı.

 

 

"Sanırım kaçmamam için bütün yolları kapattınız."

 

 

"Evet. Yeteri kadar kaçtın bence."

 

 

Elini ensesine atıp kaşırken "Hastanede mi konuşacağız?" diye sordu.

 

 

"Hayır. Eve gitsek sorun olur mu?"

 

 

"Hayır olmaz."

 

 

Hastanedeki kalabalıktan uzaklaştıktan sonra elimi beline dolayarak onu kendime çektim.

 

 

"İstersen tuttun."

 

 

Anında ellerini boynuma doladı ve kafasını boyun girintime koydu. Saçlarından gelen kokusuyla birkaç saniye gözlerimi kapattım.

 

 

Bu çocuk niye bu kadar güzel kokuyordu?

 

 

Kendime geldiğimde daha fazla beklemeden gücümü kullanarak birkaç saniye içinde eve gelmiştik.

 

 

Eve geldiğimizde benden hemen ayrılmadı. Nefeslerini düzene sokmaya çalıştı birkaç saniye. Benden ayrılmak için kafasını kaldırdı. Kahveleri yüzümün her yerinde dolanırken yavaşça kollarını çözdü. Bileğini bana uzatırken tek kaşımı kaldırdım.

 

 

"Ne yapıyorsun?"

 

 

"Bunun için gelmedik mi?"

 

 

Bileğini nazikçe tutarak indirdim. İndirdikten sonrada elimi çekmedim bileğinden. Kanının akışını hissetmek bile hoşuma gidiyordu.

 

 

"Konuşmaya geldik. Üç gündür benden neden kaçtığını konuşmaya."

 

 

"Ben.. Özür dilerim. O gün öyle dememem gerekiyordu."

 

 

"Özür dileyecek bir şey yapmadın Rüzgar."

 

 

"Ama bana yapma dediğiniz şeyi yaptım."

 

 

"Hayır yapmadın. Sadece yapmak istediğini, yapmanın ne kadar cazip geldiğini söyledin."

 

 

Oflarken elini çekip yüzünü kapattı ve birkaç adım geriye attı. Boşalan elime kısa bir bakış atıp geri Rüzgar'a döndüm.

 

 

"Yapmam."

 

 

Ellerini yüzünden çekip konuşmaya devam etti.

 

 

"Evet istiyorum. Siz bana her yaklaştığınızda, kanımı her içtiğinizde bütün bedenim ihtiyaçla haykırıyor resmen. Engel olmak istedim. Çok uğraştım ama olmadı."

 

 

Sakince onu dinliyordum. Çünkü söylediği her şeyin farkındaydım. Kollarımdaki bedeninin nasıl tepkiler verdiğini görüyordum.

 

 

"Ama yapamam. İstemeye cesaretim var ama adım atmaya cesaretim yok. Sizde bir adım atmayacağınız ya da istemeyeceğiniz için.. Sadece istek olarak kalacak."

 

 

Ben istiyor muydum? Evet. Özellikle inlemesini duyduktan sonra altımda nasıl kıvranacağını düşünmeden edememiştim.

 

 

Peki ya adım atar mıydım?

 

 

Rüzgar'a doğru birkaç adım attım. Aramızdaki mesafe azalırken kalp atışları hızlanmaya ve gerilmeye başlamıştı.

 

 

'Anne babama nasıl aşık oldun?'

 

 

'Onu ilk gördüğümde zaten aşık olacağımı biliyor gibiydim.'

 

 

'Vampir olması seni korkutmadı mı?'

 

 

'Hayır. Onu o kadar seviyordum ki vampir olması çok da umrumda değildi.'

 

 

'Ne zaman ondan vazgeçemeyecek gibi hissettin peki?'

 

 

'Onun beni ilk öptüğü anda..'

 

 

Aklıma dolan anılarla bir adım geriye attım. Yapamazdım.

 

 

"Evet haklısın. Adım atmam. Eğer istersen artık senden beslenmem de."

 

 

"Ne?! Hayır. Ben.. Senin varlığın beni koruyor gibi hissediyorum. Bugün ilk defa babamdan korkmadım ben. Lütfen bunu benden alma."

 

 

Uzanıp belinden tutarak kendime çektim. Bileğini tutup kaldırdım. Dişlerimi çıkarak tenine değidirdiğimde anında gözlerini kapatmıştı.

 

 

Belki de çoktan bana kendini kaptırmıştı...

 

 

Telefondan yazdığım için yazım hatası olabilir 🫠✌🏻

 

 

Bir dahaki bölümde görüşmek üzere minik kaplumbağalarım 🤍🐢

Bölüm : 30.09.2024 15:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...