
Yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın iyi okumalar🩸🩺
Elimdeki kan dolu kadehi çevirirken aklımdan dün gece yaşadığım o olay geçiyordu. İrademi mi kaybediyordum acaba? O kadar yıldan sonra mümkün müydü böyle bir şey?
"Pars, ne düşünüyorsun lan böyle?"
Yanımdaki sandalyeye oturan Arslan'a çevirdim bakışlarımı. Arslan anlaşabildiğim tek aile üyem olabilirdi. Kardeş gibi büyümüştük. Her ne kadar ebeveynlerimiz anlaşamasa da biz gayet iyi anlaşıyorduk.
"İşle ilgili."
"Ya yeme beni. Anlat. Bak yoksa gider Kenan'ı çağırırım aklını okur he."
Safkan vampir ailelerin her birinin başka gücü oluyordu. Birde bütün vampirlerin çok hızlı hareket etme ve kanlarının iyileştirme gücü vardı.
Arslan'ın ailesinin gücü görünmez olmaktı. Bir bakıma onun ailesi benim de ailem oluyordu. Ama bende görünmezlik gücünün yanında insanları manipüle edebilme gücüde vardı. Ve bu güç başka hiçbir vampirde yoktu.
Ona sert bir bakış attıktan sonra kadehten bir yudum aldım.
"Dün bir insanın damarından kanını içmek istedim. Az daha yapıyordum da."
Arslan birden ciddileşip bana yaklaştır.
"Sen böyle bir şey istemezsin ki. Yani annen.. Şey yani o olaydan sonra kimseyi ısırmadın."
"Evet biliyorum. Ama dün oldu işte. Asistanlardan birinin eli kanadı. Kanın kokusunu aldığım anda dişlerim sivrileşti, gözlerim kırmızılaştı. İşin garip tarafı zaten o sırada besleniyordum da. Kendimi düzelttikten sonra elinde kestiği yeri yaladım resmen. O azıcık kan bile o kadar farklı ve güzel geldi ki."
Kollarımı önümdeki masaya koyup yüzümü ellerimin arasına aldım. Kesin kafayı yiyordum ben.
"Acaba buradaki ısırılmak için can atan insanlardan biraz kan mı içsen? Denemek için."
Kırmızı siyah yoğunluklu odada gözlerimi gezdirdim. Konseyin binasındaki bu oda bar gibi bir yerdi. Vampirlerden haberdar olan bazı olan fantezi niyetine buraya gelip kendi kanlarını vampirlere sunuyorlardı. Gerçi sadece kanlarını değil.
"Tamam. Deneyelim."
Arslan odadaki iki kişiyi gösterip "Kadın mı erkek mi?" dedi. Gösterdiği iki kişide fizikken Rüzgar'ın yanından bile geçemezlerdi. Ama deneyeceksek cinsiyeti aynı olsun bari.
"Erkek."
"Belki başka ihtiyaçlarını da karşılar."
Arslan pis pis sırıtınca bir tane vurdum.
"Gevşek gevşek konuşma. Git çağır çocuğu deneyeceksek deneyelim. Bitsin şu iş."
Arslan garsona seslenip çocuğun bizim masaya gelmesini söyledi. Garson hızla çocuğun yanına giderek bizim buraya gelmesini söyledi. Çocuk geldiğinde kocaman bir gülümseyerek "Merhaba," dedi.
Aramızdaki sandalyeye oturduğunda direkt bana döndü.
"Sen herkesin bahsettiği melez vampir misin?"
"Evet oyum."
"Söylenenden daha yakışıklıymışsın."
Sıkkın bir şekilde nefes verdim. Övgü faslını hemen geçebilir miyiz?
Çocuğa bir şey demeden sandalyeden tutup kendime çektim. Bileğini ellerimin arasına aldıktan sonra dişlerimi çıkardım. Yaklaşırken gözümün önüne gelen görüntülerle mideme yumruk yemiş gibi hissettim ve hemen bileğini bıraktım.
"Gidebilirsin."
"Ne?!"
"Anlaman mı kıt? Gidebilirsin diyorum."
Çocuk sinirle yerinden kalkıp uzaklaştı. Arslan giden çocuğun arkasından bakarken ben de önümdeki bardağı kafama diktim.
"Anladığım kadarıyla deneyimiz sonuçsuz kaldı."
"Yapamadım. Bileğine yaklaştığımda o gün geldi gözümün önüne."
"Dün niye öyle oldu o zaman?"
"Bilmiyorum. O an istediğim tek şey Rüzgar'ın damarlarından akan sıcak kanı içmekti. Aklıma başka hiçbir şey gelmedi."
"Eğer çok istiyorsan gücünü kullanarak çocuğun kanından iç. Hem belki içmeye yaklaştığında onda da aynısı olacak."
"Deneyebilirim."
Arslan oturduğu yerden kalkıp "Ben gidiyorum. Sen de ne yapacağına karar ver." dedi ve gitti.
Arslan gittikten sonra birkaç dakika daha oturmuştum. Tam kalkacağım sırada telefonum çaldı. Elimi ceketimin cebine atıp telefonumu çıkardım.
"Efendim Nevra?"
Arkadan gelen yüksek sesli müzikle yüzümü buruşturdum.
"Pars."
"Neredesin?"
"Güzel soru. Unuttum nereye geldiğimiz."
"Tek misin şu an?"
"Evet. Hepsi erkek arkadaşları ile dağıldı."
Sesinden anladığım üzere bir hayli sarhoştu. Sıkıntıyla ofladım.
"Konum atabilecek misin?"
"Hı hı."
"Tamam sen at ben birkaç dakikaya ordayım."
Telefonu kapatır kapatmaz gelen mesaja baktım. Nerede olduğunu anladıktan sonra birkaç saniye içinde yanına gelmiştim.
Yüksek sesli müzik, havasız ortam ve gereksiz kalabalık bir yerdi. Neyse ki ben Nevra'yı aramaya başlamadan o beni bulmuştu.
"Hoşgedinn."
"Hoşbuldum. Hadi eve gidiyoruz."
"Ya saat eve gitmek için çok erken. Hem bizim asistanlarda buradaymış. "
Eliyle gösterdiği yere baktığımda Rüzgar dahil bütün asistanların bütün asistanların orada olduğunu gördüm. Rüzgar yara bandı olan elini havaya kaldırıp salladığında gülümsemiştim. Söz dinleyip yara bandı taktığı için. Başka bir şey için değil.
"Tamda bu yüzden gitmemiz gerek."
"Hayır. Kalalım."
"Nevra, beni seni eve götüreyim diye aramadın mı?"
"Yo. Tek kaldığım için aradım."
"Ben böyle yerleri sevmiyorum, biliyorsun."
Omuz silkip Rüzgarların olduğu yere doğru yürümeye başladı. Sesli bir şekilde nefes verip onu peşinden gittim. Yanlarına gittiğimizde gerilmiş bir şekilde bana baktılar.
"Merhaba Pars hocam."
Rüzgar diğerlerinin aksine gerilmemiş gayet güler yüzle selam vermişti. Normalde benden korktuğunu biliyordum. Ama şu an korkuyormuş gibi durmuyordu.
"Merhaba."
"Bir şey içer misiniz?"
"Hayır almayayım teşekkür ederim."
Rüzgar beni kafasını sallayarak onayladı.
"Ya Pars. Mızıkçılık yapma. İç işte."
"Araba kullanacağım ya Nevra."
Nevra gözlerini devirip barmene dönerken diğerleri de kendi halinde takılmaya devam etmişti.
"Elin nasıl oldu Rüzgar?"
"Kabuk bağlamaya başladı. Yara bandını bugün takmayacaktım aslında ama mikrop kapabilir diye taktım."
"İyi yapmışsın."
"Ben dün için tekrar teşekkür ederim."
"Küçük bir şeydi. Teşekküre gerek yok."
Konuşma burada biterken Rüzgar arkadaşı ile konuşmak için kafasını sola doğru döndürdü. İyice gözler önüne serilen boynuyla gözlerimi ondan alamadım. Damarlarında akan kanın sesini duyuyordum. Tam şu an onu buradan götürmek istedim. Ona zarar vermeden biraz olsun onun tadına bakmak istiyordum.
"Biraz daha bakarsan açık ameliyat yapacaksın."
Nevra'nın sesiyle yerimde sıçrarken o gülmeye başladı. Bakışlarımı ona çevirip olabildiğince sert baktım.
"Karnını doyurmadan mı geldin sen?"
"Sussana kızım biri duyacak."
Omuzlarını silkip" Aman duysalar bile anlamazlar." dedi. Sıkıntıyla nefes alarak tekrar Rüzgar'a döndüm. Nefesim hırıltıya döndüğünde hemen arkamı döndüm.
Benim bir an önce buradan çıkmam gerekiyordu.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere minik kaplumbağalarım 🤍🐢
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |