
Yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın iyi okumalar🩸🩺
Rüzgar kendini geriye çekip üstünü düzeltti. Masanın üstünde duran telefonu aldı ve videoyu durdurdu.
"Etrafında çıkan parlaklıkları ne yapmayı düşünüyorsun acaba?"
"Riya halledecek onu. Eve de birkaç tane fotoğraf asmamız gerekiyor."
"Riya onu da halleder."
Telefonu geri bırakıp "Ben yukarıya çıkıyorum. Parla yalnız kalmasın," dedi. Benim bir şey dememi beklemeden yukarıya çıktı.
Barışmaya çalışıyordum, evet. Ama sırf videoda gözükecek diye öpüşmemiz sinirimi bozmaktan başka bir şeye yaramayacaktı. Beni affettiği için öpmesini istiyordum. Parmağındaki yüzüğü bir görev diye takmadığı bizim için taktığı zaman olsun istiyordum.
Hastanedeki nöbetleri ayarlamak için hastaneye gitmem gerekiyordu. Rüzgar'a haber vermek için yukarıya çıktım. Odanın kapısını tıklatıp yavaşça açtım. Yatakta Parla ile uzanmış uyuyorlardı. İstemsizce gülümsedim. Bu görüntü yarı ölü bedenimi tam canlı hale getirmeye yeterdi.
Pikeyi yavaşça ikisinin üzerine örttüm. Rüzgar uyanır da beni ararsa diye not yazıp yatağın üzerine bıraktım.
Hastaneye geldiğimde meraklı bakışlar ardında Nevra'nın yanına gittim.
"Hastanenin konusu biz miyiz?"
Nevra kafasını evet anlamında sallayıp "Ne ara sevgili olduğunuzu ve evlat edinecek kadar birbirinizi sevdiğinizi anlamaya çalışıyorlar." dedi.
"Ama bilmedikleri bir şey var ki Rüzgar senden hâlâ senden nefret ediyor."
"Nevra bilmediğim bir şey söyle bana."
"Parla'nın annesinin ailesine ulaşamadık. Bu yüzden kimsesizler mezarlığına defnedildi. Bak bu bilmediğin bir şeydi."
Sıkıntıyla ofladım. Bizim bir şekilde Parla'nın babasının ailesine ulaşmamız lazımdı. Tek umudum annesiydi o da elimizde kalmıştı.
"Korkut amca arıyor mu babasının ailesini?"
"Evet. Ama bulacağımızı sanmıyorum. Peşlerindekiler vampir mi avcı mı onu da bilmiyoruz. Diğerleri çok ucu açık bir tanımdı."
"Birkan'la konuştunuz mu?"
"Onu Timur olayından beri görmedim."
"Rüzgar?"
"Bilmem o da benimle çok konuşmuyor."
"Harika kesin bulursunuz."
Yalandan gülünce yüzümü buruşturdum.
"Sen aynı Aslan'a benzemişsin."
Aslan'ın adını duyunca kalbi hızlandı ve yüzü düştü.
"Anma şunun adını."
"Kalbinde öyle diyordu."
"Pars. Dayak yiyeceksin."
"Size de yukarıdan bir çocuk gelse barışırsınız aslında."
Koluma yediğim yumrukla yüzümü buruşturarak kolumu tuttum. Acıtmıştı.
"Niye geldin sen bu saatte? Beni sinir etmeye mi?"
Biraz sesini yükselttiği için birkaç kişi bize bakmıştı.
"Tamam sinirlenme. Şaka yapıyordum."
"Yapma şaka falan."
Ben gelmeden önce ilgilendiği kağıtlara geri dönmüştü.
"Nöbet saatlerini ayarlamak için gelmiştim. Rüzgar'la aynı anda tutarsak Parla yalnız kalır diye."
"Mesai saatlerini ne yapacaksınız?"
"Babam ya da Birce bakacak."
Nevra kafasını kaldırıp bana baktı. Bakışları daha çok sizden hiçbir halt olmaz gibiydi.
"Birce'ye bebek mi emanet edeceksin?"
"Evet. Elimizde başka seçenek yok."
"İyi siz bilirsiniz."
Nevra kağıtları eline alıp yanımdan uzaklaştı. Nevra'nın garip hareketlerinden sonra telefonumu elime alıp Aslan'ı aradım.
Telefon açılınca "Ne yaptın lan sen yine? " diye sordum.
"Ne? Neye?"
"Nevra'ya."
"Nevra'yı bayadır görmüyorum ben ne yapmış olabilirim?"
"O zaman gerçekten bana kızdı."
"Sen niye Parla'nın yanında değilsin?"
"Rüzgar onunla."
"Bir kere bir vampir tarafından kaçırılan Rüzgar'la mı?"
Aslan'ın söylediği ile yaptığım yanlışın farkına varıp telefonu kapattım ve hızla eve gittim. Eve girdiğimde Parla'nın ağlayışları evi dolduruyordu.
"Lütfen aklıma gelen şey olmasın lütfen."
Hızla yukarıya çıktığımda odanın içinde kucağında ağlayan Parla ile sağa sola yürüyen Rüzgar ile karşılaşmam bir oldu. Rüzgar'ın yanına gidip onu kendime çektim ve sıkıca sarıldım. Parla ile beraber Rüzgar da ağlamaya başlamıştı.
"Yapamıyorum. Susturamıyorum onu. Sevmedi galiba beni."
Söylediği ile gülerek ondan ayrıldım.
"Herhangi bir canlının seni sevmeme gibi bir ihtimali var mı?"
"Kendi ailem beni sevmemişti hatırlarsan."
"Canlı dedim. Onlar benden daha ölü kalpliler."
Rüzgar ıslak gözleri ile gülerek "Zaten senin kalbinde yarı ölü." dedi. Haftalar sonra Rüzgar bana ilk defa gülmüştü. Onunla beraber bende gülünce Parla ağlamayı kesmiş bize bakıyordu.
"Deli olduğumuzu düşünüyor bence."
"Olabilir. Ya da açtır."
"Bu daha mantıklı."
"Hadi aşağıya inelim de küçük hanımın karnını doyuralım."
"Tamam."
Aşağıya indik. Mutfağa geçince buzluktan önce sütü sonra da kan torbasını çıkardım. Süt ısınırken biberonuna azıcık kan damlattım. Geri kalanını dolaba koymak yerine içerken ne zamandır içmediğimi fark etmiştim. Aşırı açlıkla gözlerim renk değiştirmiş dişlerim çıkmıştı.
Biten torbayı çöpe attım. Eski halime dönmeden dolabın olduğu yere gittim ve bir torba daha aldım. Onu da içerken Rüzgar ile göz göze geldim. Ocağa doğru gidip sütü aldı ve biberona döktü.
"Ne zamandır beslenmiyorsun?"
"Bilmiyorum. Yaram iyileşsin diye veriyorlardı bir ara. Ondan sonra çok içmedim sanırım."
Kucağındaki Parla'yı bana verdi. Biberonu da elime verirken "Bundan sonra sana ölmek tamamen yasak. Bu yüzden düzgün beslen." dedi.
"Parla'nın sana ihtiyacı var."
Mutfaktan çıkmak üzereyken "Senin yok mu?" diye sordum.
Bana dönerek "İhtiyacım olduğunda yoktun." dedi.
"Senin için yoktum. Beni görmesen de hep etrafındaydım."
"Pars. Ben bilmediğim sürece bu benim bir işime yaramıyor."
"Bundan sonra bileceksin. Çünkü ikinizi de bırakmaya niyetim yok."
"Onu zaman gösterecek."
"Biliyorsun benim zamanım çok."
"Ama benim ne kadar zamanım var bilmiyoruz."
Mutfaktan çıkarken söylediğinin ağırlığı ile beni baş başa bırakmıştı. Lanet olsun ki haklıydı. Parla ile ben sonsuza kadar yaşayabilirdik ama o sonsuza kadar bizimle olamazdı. Kafamı eğip sütünü içen Parla'ya baktım.
"Güzle kızım babanın bizi bırakmamasını istesek çok bencilce mi olur?"
Sonunda döndüm 🥳🥳 Sizi ve yazmayı çok özlemişim.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere minik kaplumbağalarım🤍🐢
İnstagram : celikk_9822
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |