8. Bölüm

8. Bölüm

celikk
celikk9822

 

 

 

Kitabın geçtiği evrende eşcinsellik normal karşılanıyor. Söylemeyi unutmuşum..

 

 

Yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın iyi okumalar🩸🩺

 

 

Önümdeki binaya bakarken yanımda sürekli hareket eden Birce'nin omzundan tuttum.

 

 

"Dur artık."

 

 

"Çok strese girdim."

 

 

"Beni tehdit ederken iyiydi."

 

 

"Tehdit değildi o. Uyarıydı. Hem ayrıca sen nasıl insandan sıcak kan içebiliyorsun? Senin tramvaların yok muydu?"

 

 

Bakışlarımı binadan çekip Birce'ye ters bir bakış attım.

 

 

"Ne yalan mı? Annenin olayından sonra uzak duruyordun. "

 

 

"Artık durmuyorum demek ki."

 

 

"Babanın bilmesini niye istemiyorsun?"

 

 

"Sus artık Birce!"

 

 

Ağzına yalandan fermuar çeker gibi yaptı.

 

 

Birce ile eskiden yakındık. Kenan'la aynı aileden oldukları için o da düşünceleri okuyabiliyordu. Zaten Rüzgar'ı da böyle öğrenmişti.

 

 

Şu işi bitirip bir an önce Rüzgar'ın yanına gitmek istiyordum.

 

 

"He bak bu çocuk."

 

 

Gösterdiği çocuk anında Birce'yi gördüğünde bize doğru yürüdü.

 

 

"Korkup abini mi getirdin?"

 

 

"Ben ondan büyüğüm gerizekalı."

 

 

İkisi laf dalaşına girmek üzereyken çocuğun kolundan tutup iki binanın arasında kalan boşluğa götürdüm. Gözlerimi kırmızı yapıp onun gözlerine baktım.

 

 

"Birce'nin kim ve ne olduğunu biz gittikten sonra unutuyorsun."

 

 

Çocuk kafasını salladıktan sonra ondan uzaklaşıp gözlerimi eski haline çevirdim.

 

 

"İşim bitti."

 

 

Hızla onların yanından ayrılıp evimin önünde beni bekleyen Rüzgar'ın yanına gittim. Arabaya yaslanıp cama vurdum. Yerinde sıçrayıp bana doğru döndü. Beni görünce kocaman gülümsedi. Arabanın kapısını açıp aşağıya indi.

 

 

"İşin çabuk bitti."

 

 

"Kısa ve önemsiz bir işti. O yüzden çabuk bitti."

 

 

"Anladım."

 

 

Onu yönlendirmek amacıyla elimi beline koydum.

 

 

"Eve geçebiliriz artık."

 

 

Beni kafasını sallayarak onayladıktan sonra ağır adımlarla apartmana doğru yürüdük.

 

 

Neden evde buluştuğumuzla alakalı bir fikrim yoktu. Bugün ikimizin de boş günüydü. Ondan bir gün beslenmesem ölmezdim. Ama ona eve gelmesini teklif ettiğimde aklımdan geçen sadece onunla olmak geçiyordu.

 

 

Asansörün önüne geldiğimizde elimi belinden çektim. Asansörün kapısı açılıp içinden birileri indikten sonra biz girdim.

 

 

Aramızdaki o gerilim elle tutulur bir hal almıştı. Rüzgar benden küçük bir adım görse kendini tamamen ban bırakacak gibiydi. Ve bu isteyeceğim bir şey değildi. Çünkü sadece bedenen değil, kalbini de bırakacaktı bana. Aşkın bir saçmalık olduğunu düşündüğümü ele alırsak... İstememem gayet normaldi.

 

 

Asansör sonunda kata geldiğinde indik ve eve girdik. Rüzgar hemen kendini koltuğa bırakmıştı. Rüzgar'ın aç olabileceğini düşünerek mutfağa geçip buzdolabını açtım.

 

 

"Pars?"

 

 

Adımı duyunca dolapla bakışmamı keserek ona döndüm.

 

 

"Ben gelmeden yedim. Tarık bir şeyler yapmıştı da."

 

 

Dolabın kapağını kapatırken kafamda Tarık'ın kafasını dolaba sıkıştırıyordum.

 

 

"Pekala."

 

 

Salona geçip Rüzgar'ın yanına oturdum.

 

 

"Tarık'la ne kadar yakınsınız?"

 

 

Bana ne bundan? Niye sormuştum şimdi bunu?

 

 

"Ev arkadaşı olduğumuza göre. Yakınız."

 

 

"İkimizin gizli bir ilişkimiz olduğunu düşünüyormuş. Arabayı da o yüzden vermişim."

 

 

Rüzgar gözlerini kocaman açarak "Ne?!" diye bağırdı.

 

 

"Ben ona arabayı sizden satın aldığımı söyledim ama."

 

 

"Demek ki inanmamış."

 

 

"Özür dilerim. Ben onunla konuşurum. Böyle bir şey olmadığını yani."

 

 

"Bence boş ver. Üstüne düşersen daha çok inanacak kafasında kurduğuna."

 

 

"Tamam sen öyle diyorsan."

 

 

Oturduğu yerde ayaklarını kendine doğru çekti. Kafasını dizlerine koyarak bana baktı. Saçlarının birkaç tutamı yüzüne düştü. Uzanıp düşen tellerini geriye doğru attım.

 

 

"O gün neden kendini arabanın önüne attın?"

 

 

Haftalardır beynimi kemiren şeyi sorduğumda rahatsızca kıpırdanıp sesli bir şekilde yutkundu. Beklenti ile yüzüne bakarken çalan kapının sesi evde yankılandı. Rüzgar anında kafasını kaldırıp kapıya baktı.

 

 

"Birini mi bekliyordun?"

 

 

"Hayır."

 

 

Kapı tekrar çaldığında sıkıntıyla nefes verip ayaklandım. Gelen kişinin zamanlaması harikaydı gerçekten.

 

 

Kapının deliğinden kimin geldiğine baktım. Gördüğüm yüzle elimi yumruk yapmıştım. Kapıyı açmadan Rüzgar'a döndüm.

 

 

"Rüzgar odama çık. Ve ben diyene kadar inme."

 

 

Oturduğu yerden kalkıp merdivenlere doğru yürümeye başladı. Basamağa basmadan önce bana döndü.

 

 

"Her şey yolunda mı?"

 

 

"Yolunda. Merak etme."

 

 

Her zamanki o sıcak gülümsemesiyle kafasını sallayıp yukarıya çıktı. Rüzgar gözden kaybolunca kapıyı açtım.

 

 

"Ne işin var senin burada?"

 

 

"Bende seni gördüğüme çok sevindim oğlum."

 

 

"Sana kaç defa diyeceğim bana oğlum deme diye?"

 

 

"Yaklaşık 25 yıldır aynı şeyi söylüyorsun. Benim dememem ya da senin beni baban olarak görmemen bizim kan bağımızı ortadan kaldırmıyor."

 

 

"Kan bağıda çok da sikimdeydi zaten."

 

 

İçeriye girmek için bir adım attığında kapının kenarından beyaz yansımalar oluştu ve içeriye giremedi. Bir vampiri evinize davet etmezseniz o vampir evinize giremez.

 

 

"Beni içeriye al Pars."

 

 

"Bir şeyi söylerken biraz düşün bence. Sence ben seni içeriye alır mıyım?"

 

 

"Firuze benimle aranın kötü olduğunu görse ne kadar üzülürdü."

 

 

Elimi yumruk yaparak kaşlarımı çattım.

 

 

"Annemin adını ağzına alma!"

 

 

"Firuze senin annense benimde eşimdi. Onun için bütün herkesi karşıma aldığım eşim."

 

 

"Kendin için hayatını kararttığın eşin. Senin saçma sapan düşmanların yüzünden ölen eşin."

 

 

"Firuze sen doğduktan sonra verdiği her kararda seni düşündü Pars. Ben onu hiçbir şeye zorlamadım."

 

 

"Siktir git, Korkut. Bir daha da gelme."

 

 

Kapıyı sert bir şekilde kapattıktan sonra sırtımı kapıya dayadım. Annemin yerde yatan görüntüsü gözlerimin önüne gelmişti. Hiçbir şey yapamadığım, öylece ölmesine izin verdiğim anlar.

 

 

Merdivenden gelen sesle bakışlarımı o tarafa çevirdim.

 

 

"Kapının çarpma sesini duyduğum için geldim."

 

 

Rüzgar hemen karşımda durup elini yanağıma koydu. Sakallarımın üstünde parmaklarını gezdirdi.

 

 

"İyi misin?"

 

 

Ani bir hareketle belinden tutarak yerlerimizi değiştirdim ve onu kapıya yasladım. Ani hareketimle çığlığa benzer küçük bir ses çıkarmıştı. Ona doğru biraz daha yaklaştım.

 

 

"İyi olacağım."

 

 

Kafamı eğerek boynuna yaklaştım. Burnumu boynuna sürterken dişlerimi çıkardım. Beyaz tenine dişlerimi geçirirken Rüzgar bir elini enseme atmış diğer eliyle kolumu tutuyordu. Kanını yavaş yavaş içerken mırıltı şeklinde çıkardığı sesler kulağıma doluyordu. Tamamen bilinçsizce belindeki elimle onu kendime çekerek bedenlerimizi birbirine bastırdım.

 

 

"Pars.."

 

 

Rüzgar nefes nefes kalmış şekilde adımı inledi. O an bedenime yayılan kanı yetersiz geliyor gibi hissedip daha fazla bastırdım dişlerimi tenine. Rüzgar'ın ensemdeki elini saçlarıma çıkararak saçlarımı çekiştirdi.

 

 

Kollarımdaki bedeni kendini salar gibi olduğunda yaşadığım kısa süreli keyiften dolayı girdiğim durumdan çıkmıştı. Hemen kendimi geriye doğru çektim. Rüzgar'ın yüzüne baktım. Hafif bayık bakışlarıyla gülümsüyordu. Saçlarımdaki elini çekerek baş parmağını dudağımın kenarına getirdi.

 

 

Dudağımın kenarını sildikten sonra parmağını dudaklarıma yaklaştırdı. Bakışlarımı ondan çekmeden parmağındaki kanını dilimle temizledim. Sesli bir şekilde nefes verdiğinde yarım ağız gülümsedim.

 

 

Kabul ediyorum. Benden etkilenmesi hoşuma gidiyordu.

 

 

Belindeki kolumu çekmedim. Diğer kolumu dizlerinin arkasına koyup onu kucağıma aldım.

 

 

"Yür-yürüyebilirim. "

 

 

Rüzgar zorda olsa konuşmuştu.

 

 

"Bu sefer biraz fazla içtim. Bu yüzden bayılmanı istemiyorum. Şimdi seni koltuğa yatırıp sana enerji verecek şeyler getirmeye gideceğim."

 

 

"Gerek yok. Uzansam geçer."

 

 

Onu koltuğa koyduktan sonra yanına oturdum.

 

 

"Sana gerek olup olmadığını sormadım. Ben hemen gelirim ama sen yine de ben gelene kadar sakın kalkma."

 

 

"Tamam kalmam."

 

 

Elimi yanağına koyup okşarken "Aferin oğluma," dedim. Yanından kalkarak gücümü kullanarak yakındaki bir markete gittim.

 

 

O sırada az önce yaptığım ve dediğim şey aklıma gelince marketin ortasında öylece durdum. Ne yapıyorum lan ben?

 

 

Yorumlar çok az 😔 Bölümlerin sık gelmesi için yorumların biraz fazla olması gerekiyor. Yoksa yazma hevesim gelmiyor..

 

 

Bir dahaki bölümde görüşmek üzere minik kaplumbağalarım 🤍🐢

Bölüm : 30.09.2024 15:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...