19. Bölüm

19. Bölüm

Ceren
cernyy

ÖZGÜR

Zihin, bazı kokuları belleğine kaydederdi. Koku psikolojisi oldukça güçlüydü. İnsan, o kokulara anlam yükler, üzerinde bıraktığı ize teslim olurdu. Kişinin hafızasına kazıdığı koku, bir gün ansızın onu çok uzaklara götürebilirdi. Belki çocukluğunun geçtiği eve, annesinin pişirdiği yemeklere, belki de en değer verdiği bir ana... Yağmur sonrası oluşan toprak kokusunu içine çektiği an gibi huzur bulurdu böyle zamanlarda.

Gözlerim düşüncelere dalmış bir şekilde yola sabitlenmişti. Ne düşündüğümü bende bilmiyordum. Aklım son günlerde yaşadığım duygu karmaşasındaydı. Sinan sevgilisinin yanına gitmek için arabadan fırlamıştı. Nedense Cemre'yi görememiştim. Bunları düşünürken sessizce yola bakmaya devam ettim.

Ve bir anda araba kapısı aralandığı gibi boş olan sağ koltuk onun varlığıyla doldu.Başımı yan tarafa çevireceğim esnada burnuma gelen koku ile anlık olarak usulca yutkundum. Kaslarım bir anda kasıldı. Hafifçe doğrularak omurgamı dikleştirdim. Bu koku sanki çiçek bahçesinde geziniyormuş hissi veriyordu.

Dikkatimi çeken ikinci şey ise saçlarındaki farklılık oldu. Hatırladığım bukleler yoktu. Sanırım bir farklılık yapmak istemişti. Yalnız her hali güzeldi... Kahretsin!

Yavaşça koltuğa yerleşerek kol çantasını bacaklarının üstüne koymasını ardından gözlerini bana çevirdi. Siyah mini eteği de dikkatimden kaçmamıştı. İstemsizce çenem kasıldı, gözlerimi aniden çektim. Üzerindeki bluz ise onun için tasarlanmış gibiydi sanki. Yakasındaki dantel detayı çok zarifti. Ufak bir tebessümle selamladı beni. İlk birkaç saniye öylece karşımdaki kızın yüzüne bakakaldım. İçimden bu tepkisiz halime sövmek üzereyken nihayet selamına mahcup bir gülümseme ile karşılık verebilmiştim. "Gidelim mi?" Diye sorduğunda başımı tamam anlamında salladım.

Kısa bir iç çekerek önüme döndüm. Sanki dilim lâl olmuştu. Konuşmam, bir şeyler söylemem gerekiyormuş gibi hissediyordum fakat şu an kelime darcığım sıfırlanmıştı.

Yan tarafımda bir kıpırdama hissettim. Göz ucuyla baktığım sırada emniyet kemeriyle cebelleştiğini anlamam uzun sürmedi. İçimden bir kıpırdama geçti. Klişe sahnelerinin öz evladı gibiydi bu olay. Ve o klişe sahneyi canlandırmak üzere Cemre'ye yaklaştım.

Rüzgarın dağıtmasıyla tenime değen her bir saç teli ardında bir ateş yakıyordu. Yüreğimi cayır cayır yakan bir ateş...

Gözlerim bir anlığına kendiliğinden kapandı ve o muazzam kokusu içime işledi. O an ne yaptığımı fark ederek hemen kendimi toparladım ve emniyet kemeriyle cebelleşen Cemre'ye odaklandım.

Emniyet kemeri bazen rakılı kalırdı. Bu kez Cemre'ye denk gelmişti. Kemeri takması için yardımcı olurken yüzlerimiz birbirine oldukça yakındı. İlk kez aramızdaki mesafenin bu kadar az olması kalbimi delicesine hızlandırıyordu.

Fabrika ayarlarımı daha fazla bozmadan gözlerimi hızlıca yola çevirdim ve aramıza gereken mesafeyi koydum.

Yüzüm kıpkırmızı olmalıydı. Salak herif! İki günlük tanıdığın kıza hisler besleyecek adam mıydın lan sen? Diyerek kızdım kendime.

Bugün fazlasıyla zorlanacaktım belli ki. Az önce trafikte yaşanan kaza, geç kalmamız ve engel olamadığım duygularım... Hepsi üst üste gelmeye yeminli gibiydi sanki.

Cemre yolun ne zaman biteceğini sorduğu an, aramızdaki sessizlik birden kesilmişti. Geldiğimizi fark ederek ön taraftaki mekanı işaret ettim. Ona baktığımda gözlerini yola dikmiş ve kaşlarını istemsizce çalmış bir haldeydi.

Geldiğimizi söylediğimde ise beden dili içten içe rahatladığını gösteriyordu.

Bilardo salonuna ilerlerken çifte kumrular önümüzden heyecanla yürüyorlardı, arkalarından onları takip ederek içeri girdik.

İnsanların sesi, kalabalık ortamın verdiği kaos kulaklarımızı dolduruyordu. Karşımızda gelen çalışan bizi karşıladı. Bilardo masasına doğru yürümeye başlarken Banu oldukça enerjik bir şekilde hareket ediyordu. Yanına arkadaşımı da sürüklerken arada bir bize bakarak hızlı yürümemizi teşvik ediyordu. O an Cemre'ye çevirdim dikkatimi. Banu'nun aksine ne kadar sakindi. Yavaşça yanımda yürüyor, gözleri alışkın olmadığı çevreyi gözlemliyordu. Bu halleri çok hoşuma gidiyordu. Çevredeki bazı erkeklerin gözleri Cemre'ye ilişiyordu. Hepsinin teker teker gözlerini oyasım vardı. Cemre'yi hafifçe belinden tutarak diğer tarafıma geçirdim. Bu hareketimi beklemediği için kısa süreliğine belindeki elime baktı. Saniyeler içinde tekrar aramızdaki mesafeyi korudum.

"Bilardo öğrenmeye hazır mısın?" Dedim ona eğilerek. Sesimi duymasıyla hafifçe irkildi. Başını bana çevirdiğinde bakışları yavaşça yumuşadı. "Hazırım, yani sanırsam..." Dedi tebessüm ederek.

"Göreceğiz," dedim masanın diğer tarafına geçerken. Bu kelimemi beklemiyor olacak ki kaşları havalandı ve bana olan bakışları anlık olarak değişmişti. Adımlarımı olduğum yere ilerletti ve karşımda geçti. Bu esnada gözleri, gözlerimden hiç ayrılmamıştı. "Görelim..." Dedi inatçı bir ses tonuyla.

İnatlaşması işime gelirdi.

"Haydi bakalım. Başlıyor muyuz Özgür'üm?" Diyen Sinan, bir kolunu Banu'nun omzuna atmış bize bakıyordu yüzündeki imalı ifadeyle.

"Başlayan ama önce hanımefendiye öğretmem gereken şeyler var." Yanımdaki kıza bakarak gülümsedim kendimden emin bir şekilde. Sinan nadir anlarda ggösterdiği ifadesiyle ikimizi de süzdü. Ardından sevgilisinin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Banu, Sinan'ın aksine cevabını sesli söylemeyi tercih etmişti. "Bence de çok yakışıyorlar."

İşte o an ikimizde donakalmıştık sanki. Cemre'de benim gibi hazırlıksız yakalanmış gözüküyordu. Anlamsızca birbirimize baktık. Hafifçe öksürmek gözlerimi kaçırdığım gibi masanın üstüne duran sopayı elime aldım ve bilardo toplarını almaya başladım. Banu patavatsızlığını anlamış olacak ki konuyu dağıtmaya çalıştı.

"İlk siz oynayın, ne de olsa biz bilmiyoruz."

Masadaki topları üçgen şeklinde dikmeye başlarken Cemre'ye dönerek "Önce şu oyunu kurallarıyla birlikte öğretmem gereken biri var," dedim. Cemre usulca gülümseyerek yanıma yaklaştı. Kolumu onun yan tarafına uzatarak masaya dayandım.

CEMRE

Özgür sanki beni korumak istercesine kollarının arasına hapsetmiş gibiydi. Sıcak basmıştı bedenimi. Kollarımız birbirine değiyor, her temas aramızdaki gerilimi daha çok artırıyordu sanki. Tuttuğu sopayı nazikçe elimi tutarak bana verdi. Dışarıdan gösterdiği sertliğin aksine tavırları oldukça kibardı.

"Bu sopayı isteka diyoruz. Bilardonun yaygın türleri vardır. 8 top, 9 top ve snooker. Biz 8 top oynayacağız güzelim."

Kulaklarımızı bana bir oyun oynuyordu galiba. Doğru mu duyuyordum?

O an gözlerim hemen ona çevrildi. Şaşkınlıkla bakıyordum karşımdaki adama. Özgür söylediklerini yeni idrak etmiş gibiydi. Eli ensesine gitti ve boğazını temizledi. Gözlerime bakamıyordu.

"Şey... Yani şu an oynadığımız 8 top işte."

Dişlerini sıkarak konuştu. Sanki kendine kızıyordu içten içe. Yutkunarak öne eğildi ve elini elimin üzerine koyarak tuttuğum sopayı yönlendirdi.

"Oyunculardan biri düz topları, yani 1 ve 7'ye kadar olan topları, diğeri çizgili topları, 9 ve 15'e kadar olan topları alır. Kendi grubundaki tüm topları soktuktan sonra 8 numaralı siyah topu kurallarına uygun bir şekilde sokan kazanır."

Üçgen şeklinde dizilmiş olan topları işaret etti. "En önde 1 numara, ortada 8 numara bulunur. Beyaz top yani isteka topu ile vuruş yapılır. Biz açılış vuruşunu yapacağız," dedikten sonra topu deliğe doğru ittirdi. "Veya 4 topun banda değmesiyle de olabilir. Eğer faul yapılırsa rakip beyaz istediği yere vurabilir."

Gerçekten bu konuda fazlasıyla iyi olmalıydı. Bütün kuralları bana saydıktan sonra kulağıma karşı fısıldarcasına konuştu. "Anlatabildim mi?" Diye sordu.

Başımı ona çevirerek onaylarcasına salladım. "Oldukça bilgilisiniz beyefendi..." dedim esprili bir tavırla. "Bunu daha önce söylemiştim hanımefendi ama önemli olan sizin öğrenebilmiş olmanız, değil mi?" Dedi yaramaz birsırıtışla.

Usulca kıkırdayarak cevap verdim. "Tabii ki... Umarım öğrenmişimdir. Yani daha doğrusu öğretebilmişimdir."

Ellerimiz hâla bir aradaydı. Nefesi tenime çarpıyor, kendine has kokusu burnuma doluyordu. Önüme dönerek bu anı bilerek bozmuştum. Özgür'ün yan profilime olan bakışını hissedebiliyordum. Karşıya baktığımda Banu ve Sinan gözlerini ayırmadan bizi izliyordu. Özgür bunu fark etmiş olmalıydı ki duruşunu düzeltti ve Sinan'a uyarıcı bir bakış attı. Ellerimizi ayırmıyordu birbirinden. Hemen ardından tekrar bana doğru eğildi. Sinan diğer sopayı alarak karşımıza geçti. Ve sırayla topları atmaya başladık. İki kişilik oyunu üç kişi hatta dört kişi birden oynuyorduk. Banu da benim gibi öğrenmeye çalışıyordu.

Araya giren zamanı bile fark etmemiştim. Sohbet öyle güzel akıp gidiyordu ki. İçtiğimiz soğuk kahveler, yediğimiz atıştırmalıklar bulunduğumuz ortamın gerginliğini biraz olsun geçirmişti. Özgür sayesinde kazanan biz olmuştuk. Daha doğrusu yalnızca Özgür kazanmıştı. Sinan elbetteki bunu kendine yediremiyordu.

"Oğlum her defasında kazanamazsın. Şike var bunda!

Özgür, bıkkın bir şekilde iç çekti. Sanırım her defasında aynı muhabbet dönüyor olmalıydı.

"Aynen kardeşim. Hem söylenme de girdiğimiz iddiayı yürürlülüğe geçir."

Banu ve ben meraklı gözlerle onlara baktık. "Ne iddiası bu?" Diye sordum.

Özgür, karşısındaki arkadaşına bakarak kıkırdamaya başladı. "Sinan efendi bir gün boyunca bütün hesapları ödeyecek."

Sinan sıkıntılı bir iç çekerek etrafa bakınıyordu. Özgür ise devreminin yüzüne karşı kahkaha atmamak için zor duruyor gibiydi. Banu yanındaki sevgilisine kaşlarını çatarak meraklı bir ifadeyle baktı. " Aşkım ciddi misiniz?"

Sinan, saçlarını karıştırarak yenilgiyi kabullenmeye çalışırken Banu'ya baktı ve başını onaylarcasına salladı.

"Sen kaşındın Sinan bey. Kaybedeceğini bile bile iddiaya girdin," diyen Özgür pişkin pişkin gülüyordu.

"Yani pes diyorum Sinan. Keşke iddianın sonuçlarını düşünseydin," dedim Özgür'e katılarak.

Banu bile bize uymuş, sevgilisini zorbalamıştı. "Aşkım bir dahaki sefere emin olmadan konuşma olur mu? Her oyunda Özgür'ü alt ettiğini söylemiştin. Gördük kimin alt olduğunu." Diyerek kıkırdamaya başladı.

Sinan sitemle dolu bir şekilde Banu'ya bakarken, "Bari sen yapma be gülüm. Neyse Özgür efendi fazla sevinme, sözümüzün arkasındayız evelAllah."

Bu sözüyle birlikte Banu'nun elini tutarak kasaya doğru yöneldi. Özgür, arkadaşının arkasından kontrolcü bakışlarını eksik etmiyordu. "Onunla uğraşmaktan zevk alıyor gibisin," dedim.

Bakışları beni buldu. "Hemde fazlasıyla... Gel, gidelim şunların yanına. Bu tabloyu yakından görmek istiyorum."

Bileğinden tutarak anın vermiş olduğu neşeyle beni kasaya sürükledi.

Sinan bulunduğumuz yerin hesabını ödüyordu ve bizi gördüğünde Özgür'e ters bir bakış attı. "Sen az değilsin devrem, vallahi."

Özgür, arkadaşının sözünü keserek yanına gitti ve elini omzuna koyarak sıktı. "Senin kadar olamam kardeşim. Haydi aç bakalım şimdiden kesenin ağzını. Daha ödeyecek çok hesabın var."

 

 

Bölüm : 26.12.2025 01:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...