21. Bölüm

19.BÖLÜM- Beni unuttu mu?

𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃
dadaaaa

 

Merhaba, nasılsınız? Bugün büyük bir kavuşma varr. Okuyunca anlayacaksınız.

Umarım beğenirsiniz.

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum 💙

Hayalet okuyucu olmayın lütfen🙏

 

DÜZENLENDİİİİ

 

"İçimde her şeyi gözleri dolu dolu kabullenen bir kız çocuğu var. Dışımda ise buz gibi bir kadın."

 

                                                                                                                                ....

Gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Sadece benim değil Umut'un da. Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Haklıydı o hep yarım kalmıştı. Önce annem sonra hayalleri hepsi elinden bir bir alınmıştı.

Sonra aramızdaki sessizliği Kıvılcım bozdu.

"Yarım kalmadın sen Umut. Her şey tam olarak bitmedi hem tedavin hâlâ devam ediyor sen hâlâ hayattasın bir umut her zaman vardır. Abin de tam bu yüzden söylememiştir bak hemen umutlarını yitirdin. Psikoloji bu gibi hastalıklar için çok önemlidir. İyi olmak istiyorsan kötü düşünmemelisin beni anlıyor musun?"

 

"Evet, evet anlıyorum ama-"

 

"Ama yok Umut. Abin için, kendin için ve hayallerin için iyi olmak zorundasın. Hayat seçim yaptırır sana sen savaşmayı seçersen yola devam edersin ama pes edersen..." devam etmedi ama herkes ne dediğini az çok anladı. Kıvılcım sert konuşmuştu bazen fazla soğukkanlı oluyordu. Asker olduğu için miydi yoksa acı çeke çeke alıştığı için mi bilmiyorum.

 

"Abicim, çok özür dilerim ama bunu sana söyleyemedim. Beni affet ne olur," diyerek söze atladım.

Umut ellerini kucağında birleştirerek derin bir nefes aldı.

"Abi bana söylememekte haklısın ben çok çabuk vazgeçen biriyim. Kıvılcım abla da haklı savaşmaya devam etmeliyim. Senin için, kendim için ve annem için," dedi kararlı bir şekilde.

"Aslan kardeşim benim!" diyerek Umut'a sarıldım.

 

Annem için ben de her şeye katlandım bunca zaman.

Çünkü annem bize hep böyle öğretmiştir savaşmayı sonuna kadar savaşmayı öğretti. Bize vasiyeti de buydu zaten savaşmak. Annem o gün de vasiyet ettiği gibi savaşsaydı bizim için böyle olmazdı.

 

"Haydi siparişler geldi, gelin!" Diye aşağıdan Barlas'ın sesini duyduk. Kıvılcım benden önce aşağı indi. Bende bir değişiklik olsun diye Umut'u da aşağı indirmeye karar verdim. Umut'u görünce herkes şaşırdı. Çünkü Umut yemek yerken bizimle olmazdı.

Kendi öğünleri vardı onları yerdi bugün bir değişiklik yapabilirdik bence.

 

"Oo, Umut seni aramızda görmek ne güzel!" Dedi Aslı sıcak bir tebessümle. Masayı hazırlamışlardı. Hatta Barlas çoktan yemeye başlamıştı.

"Barlas bizi de bekleyeydin bari," dedim, ama o kimseyi umursamadan önündeki lahmacundan yemeye devam ediyordu.

"Neyse siz onu boş verin hadi biz de yiyelim artık," dedi Aslı.

 

Kıvılcım burada yoktu iyide o bizden önce gelmemiş miydi?

"Kıvılcım nerede?" diye sordum otururken Umut'u da yanıma oturtmuştum.

"Dışarı çıktı bir işi mi ne varmış siz yiyin dedi."

"Dışarı mı çıktı?" Ne ara çıkmıştı?

"Evet."

"Çıkmasına bir şey demiyorum da dışarısı pek güvenli değil."

"O kadarını o da düşünmüştür zeki kızdır zaten," dedi Barlas çayını yudumlarken.

"Abi karnım çok aç hadi yiyelim artık." Umut'un söylenmesi ile kafamı salladım.

"Tamam, yiyelim."

Bizim de masaya oturmamız ile yemeğe başladık. Sonra Barlas'ın telefonu çaldı. Açıkçası şu aralar çok fazla telefonu çalıyordu garip bir şekilde.

Şüpheli de davranıyordu bir şeyi vardı çok belli ama ne? Telefonu kapattığında merak ettiğim soruyu sordum.

 

"Barlas, senin şu aralar bizden gizlediğin bir şeyler mi var?"

 

"Hayır, ne gizleyebilirim Allah aşkına? Hem bir şeyler gizliyorsam bu benim özelimdir. Sana ne bundan!" Diye hiddetle çıkıştı sonra masadan kalktı ve gitti.

Evet, cevabımı aldım. Bir şeyler gizliyordu...

 

O gittikten sonra bozulduğumu belli etmemek için yemeğimi yemeye devam ediyordum. Bu sırada Aslı Umut ile şakalaşıyordu ve ona lahmacunu nasıl yediğini abartarak gösteriyordu.

Böyle yapması iyi oldu çünkü Umut'un da biraz da olsun morali düzeliyordu. Acaba Kıvılcım nereye gitti?

Bunun cevabını öğrenmek için bir arama bahanesi bulmam gerekiyordu. Ama elimde bahane gibi bir şey yoktu tabii bu yüzden merakım ve ben lahmacunumuza gömülmeye devam ediyorduk zaten masada bir tek ben ve Aslı bir de Umut kaldı.

Umut ve Aslı beraber konuşup gülüşürlerken ben de onları izliyor bir yandan da lahmacunumu yiyordum.

 

Yemeğimizi bitirdiğimizde Umut'u odasına götürdüm. Sonra da dayanamayarak Kıvılcım'ı aramaya karar verdim.

 

Ben onu arayacakken o beni aradı. "Alo asker hanım?"

"Ateş Uras, ben kurduğumuz ekibi topladım. Şuan onlar ile birlikteyim sen de bizimkileri topla ve konum attığım yere gelin."

"Tamamdır asker hanım bayağı hızlısınız bugün."

"Artık başlasak iyi olur diye düşünüyorum."

"Evet bence de. Neyse görüşürüz."

Dedim ve kapattı. Sonra Barlas'ı aradım. Tabii ki açmadı sonra mesaj attım. 'Acil konum attığım yere gel.'

Gelir diye düşünüyorum açıkçası. Vakit kaybetmeden Aslı'ya da haber verdim. Umut'u da son bir kez kontrol edip en korunaklı adamlarımı başına geçirdim.

 

Aslı ile birlikte evden çıktık. Kıvılcım'ın konum attığı yeri bulmak birazcık zamanımı almadı da değil yani sonuç olarak adrese geldiğimde buranın pek iç açıcı bir yer olmadığını anladım. Depo gibi bir yerdi. Daha çok teröristlerin silahlarını sakladıkları yerdi. Her taraf sisin içindeydi. Toz bulutu desek daha doğru olur. Yağmur inceden başlıyordu. Arabadan inmeden içimi huzursuzluk kapladı. Burası ne işti böyle?

Aslı'ya bir silah ve birkaç alet verdikten sonra ilk önce arabadan ben çıktım. Barlas'ın arabası yoktu daha gelmemişti ama Kıvılcım'ın arabası buradaydı. Burada çok fazla araba vardı. Askerlerin kullandığı arabalardan daha doğrusu.

Bu kız yine ne yapıyor acaba?

Korkmaya başlamadım da değil hani belki de intikam alacaktır benden.

 

"Hadi girmiyor muyuz içeri?" Dedi Aslı. Sanırım onun için şüpheli bir şey yoktu.

"Girelim bakalım."

Tavırlarım ona garip gelmiş olmalı ki yüzüme dikkatlice baktı.

"Bir sorun mu var?"

"Yok da pek güvenli gelmedi burası bana."

"Evet, kasvetli bir havası var gibi."

"Evet evet bana da öyle geldi işte niye bilmiyorum neyse haydi artık girelim."

"Adresin burası olduğuna eminsin değil mi?"

"Evet bu konuda bana güven eminim."

"İyi madem korkmaya gerek yok o zaman."

"Senin için yok tabii benim için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil."

"Neden öyle söyledin?"

"Diyorum ki bu Kıvılcım benden intikam almak istiyor olmasın?"

"E yok artık!"

 

Daha sonra o önden, ben arkadan ilerledik. İçeri girdiğimizde gayet normal bir yere benziyordu.

Burası büyük bir yerdi depo gibi bir yerde diyebilirdik ama depoya nazaran gayet de büyüktü.

 

Seslerin geldiği odaya doğru ilerledik. Kıvılcım'ın sesi geliyordu. Korkarak da olsa odaya girdiğimde bir sorun olmadığını anladığımda içimden derin bir oh çektim. Şimdilik.

 

Gülümseyerek içeri girdim. İşte bazen de iç sesini dinlemem gerekiyormuş.

Korktuğum gibi Kıvılcım yine o adamların başında kafalarına silah dayamıştı yanında da şu sıralar sağ kolu olan Melih vardı ve garip bir şekilde Barlas yoktu. Asker emir kulu gibi dizilmişti. Nefes sesleri ve Kıvılcım'ın sesinden başka ses gelmiyordu.

 

"Asker hanım ne oluyor burada?" diye sordum. Ama aldığım cevap almak istediğim cevabın yakınında bile değildi.

"Bana asker hanım deme!" Diye bağırmasıyla irkildim.

Hem de iliklerime kadar.

"Yine ne oldu?" diye sordum bezgince göz devirerek.

Yine ne yapmıştım kim bilir?

Kafasını bana çevirdi. Tepesinde toplamış olduğu kırmızı saçları bile dikleşmişti. Mavi gözleri buz kadar soğuktu. Ancak karşısında korkak gibi durmadım. Ondan emir almayı sevmiyordum. Ben genel olarak emirlere uyan biri de değildim ama konumuz bu değil tabii.

"Ne mi oldu? Evet, aynı soruyu bende soracaktım." Bir adım yaklaştı. Neredeyse buru buruna geldik. Gözlerini kısarak bana bakıyordu. Neyse ki boyum ondan daha uzundu ve üsten bakan kişi bendim. "Kardeşime ne oldu Ateş Uras? Cevap ver, ona ne yaptın?"

Ya sabır. Sinirim bozulduğu için kahkaha attım. Gergin olduğumda hep böyle oluyordu.

"Ben bir şey yapmadım. Adamlar aldı götürdü onu!"

Ben gerçekten bir şey yapmamıştım. Adamların onu öldürmediğini bile daha yeni öğrendim hemen Kıvılcım'a söyledim. Tabii ki bana inanmayacaktı. Gözlerinde inanmadığını belli eden alayı gördüm. İmkanı olsa çekip vuracak kadar gözü karaydı. Öldürürdü beni hiç gözünü kırpmadan ama bende canımı sokaktan bulmamıştım.

"Kıvılcım iyi misin sen? Ben bir şey yapmadım... Bana inan lütfen!" Cevap vermedi ama silahı çıkaracağını hissettim. " Bu adamlar mı bir şey söyledi? Yalan dolan bunların işi."

Şimdi ne bok yiyecektim? Kadın kızıl terminatöre bağlayacak gibi bakıyordu...

 

Kıvılcım'ın ağzından,

Hayır yalan söylüyordu. Bu adam onlara yardım etti bunlarla çalışıyormuş en baştan belli. Nasıl inandım ben ona? Belimdeki silahı sol elimle sıkı sıkı tutmuş Ateş Uras'a dikkat kesilmiştim. Gözlerimi odan çekmiyordum. Nefeslerimiz birbirine çarpacak kadar yakın olsak da onu öldürmek için yanıp tutuştuğum belliydi.

"Sen adi bir yalancısın!" diye bağırdığımda bütün depo da sesim duyuldu. Ben bile irkildim ve kendimi biraz geri çektim. Zira katil olmama az kalmıştı. Gözlerimi kapatıp açtım. Bedenim titriyordu ne kadar korkmuyormuş gibi görünsem de bir yanım küçücük çocuk gibi her şeyden korkuyordu.

"Yalan söylemiyorum. Anla artık, sana yalan söyleyen ben değilim!"

"Kim o zaman!" diye çıkıştım. " Nasıl inanayım sana?"

"Bak bu adamlar sana ne söyledi bilmiyorum ama yalan söylüyorlar."

Öyle mi dercesine kaşlarımı kaldırdım ve adamlardan birinin ağzındaki bantı sert bir hareketle çıkardım. Adam bağırdı. Umrumda değildi geberebilirdi işim bittikten sonra tabii ki.

"Söyle, o da anlasın ne demek istediğimi!"

Biraz öksürükten sonra konuşmaya başladı.

"Ateş Uras, eskiden bizimle çalışırdı. Yani patronun oğluydu ama patron onu da çalıştırırdı. Buraya gelmesindeki amacı sizin içinize karışıp aklınızı karıştırmak. Görevi buydu yani sonra senin kardeşini bizzat o götürdü o mahzene tekrar."

Sessizlik oldu. Kafamla işaret ettim adamı. Yüzüne tükürür gibi baktım Ateş'in. Patronun oğlu...

"Duydun mu? Köstebek olduğunu düşünmüştüm ama konduramamıştım. Sen bu sefer beni de kandırdın."

O bir şey söyleyemeden üçüncü bir ses karıştı soğuk duvarlara çarparak. Kafamı girişe çevirdim.

"Ben onun şerefsiz olduğunu söylemiştim," diyerek Barlas girdi içeri elleri ceplerinde. Başından belli haklıydı demek ki.

"Bana inanın ben yalan söylemiyorum," dedi Ateş Uras bana bakarak. Omuz silktim sinirle.

Kabullenemiyordu kaybettiğini.

"Kıvılcım emin misin? Bak bu ciddi bir suçlama aslını astarını öğrenmeden yargılamak doğru değil," dedi Aslı araya girerek. Ona döndüm ve kafamı salladım.

"Evet, eminim Aslı. Görmüyor musun o gün de bize ihanet eden bu değil miydi? Ne salakmışım ben be!" dedim öfkeyle ellerimi kafama vurarak.

"Ben gerçekten suçlu değilim!" dedi yine Ateş Uras.

Hayır, yine ona inanmazdım bu sefer olmaz.

İçimdeki tarifsiz öfkeyle kahkaha attım. Gören deli bu derdi ama urumda değildi. Delirttiler beni derdim. Güvendiğim dağlara hep kar yağıyor derdim.

Melih'e döndüm. "Melih, Ateş Uras'ı şu sandalyeye bağla!"

 

Melih bir bana bir de Ateş Uras'a baktı. İkimizin de sert bakışları ile karşılaşınca ne yapacağını şaşırdı. Tabii ki komutanını dinleyecekti. Bir haini değil.

"Denesin bakalım."

"Emre itaatsizlik yapma Melih!"

"Yap Melih."

"Kes sesini!" diye bağırdım tüm gücümle. İkimizin bakışlarındaki gerilimle dişlerimi birbirine çarptım. Ateş'in de sinirden çenesi seğiriyordu.

Depo da telefonumdan gelen lanet arama sesi yakılandı Gözlerimi Ateş'ten çektim. Cebimdeki telefonu açtım. Albay beni arıyordu.

"Albayım şuan müsait değilim. Ben sizi son-"

"Kıvılcım, kardeşini buldum."

Kulaklarım zor da olsa söylediğini duymuştu. İlk başta kapatacaktım. Çünkü dalga geçtiğine neredeyse emindim. Elektrik çarpmış gibi vücudum titreşti sanki. Ellerim ve ayaklarım tutmadı sandım. Düşeceğim sandım. Gözlerimi yumup açtım. Kardeşimi bulmuştu.... Toprak'ı.

Annemin küçücükken onu bana emanet edişini anımsadım. Annem saçlarımı örüyor ve bir yandan da beşikteki Toprak'ı kontrol ediyordu. Biliyordu bir gün başına gelecek kabusu... Ama bilmediği bir şey vardı; benim kardeşimi kaybedeceğimi...

Gözlerimi açtım. Dıştan kulağıma çok fazla ses yankı yapıyor hepsini duyup hiçbirini algılayamıyordum. Etrafa baktım yavaş çekimle. Barlas ve Aslı yanımdaydı. Ateş karşımdaydı. O da mı endişeliydi? Her neyse.

Bir şeyler mırıldandım Toprak ile ilgili ama anlamadılar sürekli ne diyip durdular. Albayın sesi artık çok uzağımdaydı Barlas elimden almıştı telefonu. Albay çoktan kapatmıştı.

"Kıvılcım ne oldu?" Dedi Barlas çenemde tutup yüzlerimizi eşitlerken. Gülümsedim uzun zaman sonra can suyu bulmuş gibi dolu dolu gülümsedim. Barlas mavi gözleri ile ne olduğunu anlamadan gülümsedi. Aslı'ya baktı sonra yine bana. Delirdiğimi düşündü ama dile getirmedi. "Konuş canım, ne olmuş? Neye bu kadar sevindin?"

Gözlerimdeki yaşları silmeden konuşmaya çalıştım. Boğazım düğümlenmişti.

"Albay..." dedim ve derin bir nefes alarak devam ettim. "Kardeşimi bulmuş..." Bu dediğimle şaşkınca baktı ve sevinçle gülümsedi. En az benim kadar mutluydu.

"Gerçekten mi? Sonunda Allah'ıma şükürler olsun!"

Gözleri benim gibi dolmuştu. Her acım da ve mutluluğum da yanımda olması Allah'ın bana verdiğinde en iyi hediyeydi.

Barlas beni kendine çekip sıkıca sarıldığında sarılışına karşılık verdim. Onun arkası time dönüktü göremiyordu ama ben gördüm. Herkes mutlu olmuştu. Onlara bakınca içimdeki ağlama isteğini susturamadım. Biraz ağladım biraz gülümseyip burnumu çektim. Barlas saçlarımı okşadı. Gözlerim deponun köşesinde dudğının kenarı kıvrılmış şekilde olan iteni izleyen Ateş Uras'a kaydı. Bakışlarımız birleşti. Gözlerimi kaçırdım ve Barlas ile sarılmamızı sonlandırdım. Hemen sonra Aslı bana sıkıca kucak açtı. Onunla da sarıldım.

Sarılma bittikten hemen sonra gözlerimi silerek Melih ve Barlas'a baktım.

"Tamam, siz şunu bırakın cezasını sonra bizzat ben vereceğim." Şu diye işaret ettiğim kişi Ateş'ti. Bana göz devirdiğini hissettim ama bakmadım. "Ancak diğerlerini bırakmayın onlar bizim için önemli," diye ekledim. Vakit kaybetmeden kardeşime sarılmak istiyordum. Ailem yoktu belki ama artık yalnız kuş da değildim.

Barlas ve ben arabaya doğru yan yana yürüyorduk. Arkama dönüp Aslı'yı kontrol ettim. Hala bıraktığım yere dikiliyordu ve bizimle gelmek istemiyordu galiba. Barlas'ın koluna dokunup onu işaret ettiğimde o da benim gibi ona baktı. Bakışlarındaki garipliği anlayamadım. Hayal kırıklığı mı vardı yoksa başka bir şey mi çözemedim.

" Aslı sen gelmiyor musun?" Diye sordum. Aslı bizi yeni fark etmiş gibi baktı biraz. Önce Ateş Uras'a sonra da bana baktı. "Ona ne olacak?" Diye sordu.

"O bizi ilgilendirmiyor. Haydi gel gidiyoruz seni burada bırakacak değiliz." Benim yerime Barlas konuşmuş hatta yanını işaret etmişti. Aslı ise hiç umrumda değilmiş gibi omuz silkti.

"Ama onu yalnız bırakamam."

Sinirle Ateş'e baktım. Aynı şekilde bana bakıyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti. Aslı'ya baktım sinirle.

"Aslı niye anlamak istemiyorsun o suçlu, hain, köstebek anla artık! Gelmek istemiyorsan sen bilirsin ama bu pek güvenli değil. Bu yüzden ya bizimle gelirsin ya da tek başına gelirsin karar ver!" Tehditkar bir şekilde konuşmuştum artık başka çaresi yoktu.

Biraz düşünür gibi oldu sonra pes ederek başını öne eğdi.

"Tamam geliyorum," dedi. Ateş Uras bize kızgın bakışlar ile bakıyordu. Yürümeye devam edecekken bize doğru geldiğini fark ettim ve durdum.

"Kıvılcım Hanım, çok yanlış yapıyorsunuz. Yargısız infaz bu. Hem beni tam olarak bile dinlemediniz. Sonuçta ben haklı çıkınca yüzünüzün alacağı şekli merak ediyorum ve inanın bana bundan sonra ne istiyorsanız onu düşünebilirsiniz. Delil olmadığı sürece bir şey ispat edemezsiniz. Siz kendi kafanıza göre gitmeye devam edin. İyi günler dilerim kardeşiniz ile." Hiçbir şey diyemeden yanımızdan çekip gitti. Arkasından bakakaldım bir süre.

Bana ayar vermeye çalışıyorsa yanılıyor en başta hata yaptım ben ona güvenmekle.

"Hadi Aslı gidiyoruz Barlas bizi bekliyor," dedim ve Aslı, Barlas'ın arabasına; ben de kendi arabama binerek kışlaya gittik. Sonunda kardeşimi görecektim. Hayal gibi bir şeydi bu benim için. İçim kıpırdı. Dakikalar hatta saniyeler vardı artık aramızda. Çok şükür...

 

Kışlaya gelene kadar içim içimi yedi ya beni istemezse, tanımazsa... Daha doğrusu onu bulacağım hâlini de merak ediyorum. İyi miydi? Yarası var mıydı?

Kışlaya geldiğimde nefesimi tutarak içeri girdim. Sanki her bir saniyede daha çok yaklaşıyormuşuz gibiydi. Sonunda içeri girdiğimde içeride ölüm sessizliği vardı sanki. Albayın odasına girdim Albayın karşısında bana arkası dönük biri vardı. Saçları üç numaraya vurulmuş kahverengi saçlı birini görüyordum. Ensesini ve sırtını görebiliyordum. Biraz zayıftı sanırım. Derin bir nefes aldım. Yıllar sonra ilk kez...

 

Bu o muydu benim kardeşim, Toprak mıydı?

"Albayım!" Diyerek odaya giriş yaptım adeta sevinçten çığlık atacaktım. Ekipteki herkes meraklı gözlerle ne olacağını izliyordu.

Albay gülümseyerek bana bakıyordu.

"Bu o mu?" Diye sordum. Emin değildim bunca yıl sonra tekrardan bir araya gelmemiz bir mucizeydi.

Ve hayatımda ilk defa bir mucize gerçek oldu.

 

"Gel bir de sen bak," dediğinde nefesimi tutarak karşısına geçtim. Hayatımın en stresli dakikalarıydı. Düşüp bayılacaktım neredeyse. İlk göz göze geldik. Yemyeşil gözleri ve çok da belirgin olmayan çilleri vardı burnunda. Biraz esmerdi. Yüzünde yara bere vardı ama eskiden kalmaydı.

Evet, bu oydu benim kardeşimdi. Onun bütün özellikleri bu çocukta idi. Saçı başı dağılmış sağ gözünde küçük bir sıyrık vardı.

Yeşil gözleri buradaki insanlar ne yapıyor diye sorguluyordu etrafı masumca.

Çünkü o da ne olduğunu, neler olacağını ve kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Gözlerimden damlaların döküldüğünü bile yeni fark ediyordum. Albayın odasında bizim ekip vardı onların da gözleri en az benim kadar dolmuştu.

Toprak'ım... Bu benim Toprak'ımdı. Allah'ım şükürler olsun.

 

"Toprak beni hatırladın mı? Bana döndü ama beni tanımıyordu. Gözleri anlamsızca bakıyordu bana bu kim der gibi.

"Benim adım Toprak değil Tarık. Hem siz de kimsiniz?" Diye çıkıştı. Sesini yıllar sonra ilk kez duymuştum. Tüylerim ürperdi. Ailem öldükten sonra seslerini unutmuştum. Kokuları aklımdaydı ama Toprak daha çok küçücük olduğu için onun sesini de unutmuştum. Anında gülüşüm dolu ve bütün kanım çekilmiş gibi hissettim. Sanki yüksek bir yerden sert bir şekilde yere çakılmış gibiydim. Öyle bir düşüştü ki, düşmediğim halde her yerimin ağrıdığını hissettim.

"Ben senin ablanım, Kıvılcım. Biz kardeşiz."

"Benim ablam öldü adı da Kıvılcım değil Nazlı'ydı. Siz beni başkasıyla karıştırdınız sanırım. Ben buraya neden geldiğimi bile bilmiyorum. O adamlar bana bir daha zarar vermeyecek değil mi?"

 

Ben bir an şu anın gerçekliğini sorguladım. Yani beni hatırlamaması normal ama isimlerimize kadar her şeyini değiştirmiş olmaları anormaldi.

Barlas beni kenara çekti. "Hayır, burada güvendesin merak etme biz askeriz, Türk Askeri. Şimdi biraz dinlenelim mi?"

 

"Olur," dedi kafasını sallayıp. "Teşekkür ederim her şey için."

Daha sonra gitmeden önce son bir kez daha baktım ona. Yüzü gözü yaralıydı. Haddinden fazla... Öyle çok vurmuşlar ki ona her tarafı yanık iziydi ve sol bacağı pek iyi görünmüyordu bu yüzden tekerlekli sandalye ile götürdü Barlas onu.

İçim yanıyordu bir şey diyemiyordum ablasıydım ama bir şey yapamıyordum.

Gözlerimin önünden öylece giderken son bir kez bana baktı bir şey söyleyecek gibi ama sonra vazgeçti sanırım. Öylece bakıyordum ona içim yana yana. Onu bu kadar zor bulmuşken bu kadar kolay kaybedemezdim. Sonra Albay söze girdi.

"Dün yılan mafyası ile ilgili bir operasyon yaptık. Sonuç olarak onu zorla da olsa aldık. Birkaç esir de aldık diyelim."

Kafamı salladım. "Neyse, Ateş Uras sizinle değil miydi?" Diye sordu. Gözlerimi kaçırdım ve kafamı kaşıdım ne yapacağımı bilemeyip.

"Albayım o uzun hikaye. Neyse siz Yılan mafyasının işini bitirdiniz mi?"

"Hayır, Kıvılcım bu işler bu kadar kolay değil. Aslında bir şey daha var. Orada tutsak olan bir sürü kişi vardı bu yüzden küçük bir anlaşma yaptık. Anlaşmamıza göre bize tutsakları vereceklerdi ve buna karşılık bir süreliğine onları izleyemeyeceğiz ve merak etme köylerden insan alma meselesini hallettik işaretlenen kişilere de artık ilişmeyecekler. Bunu nasıl yaptığımızı daha sonra ayrıntılı bir şekilde anlatırım."

 

"Tutsak aldıkları kişileri nereye götürdünüz?"

 

" Onları şimdilik kışlanın en güvenli yerine götürdük. Onların başına da sen ve Ateş Uras'ı koydum. Birbiriniz ile iyi geçinmenizi istiyorum artık. O da artık bu ekibin bir parçası ve onun bir suçu yok inan bana."

 

Allah'ım nedir bu çektiğim ya ben kaçtıkça o daha çok yaklaşıyor!

"Bir suçu olmadığını bana kanıtlayana kadar onu bu ekipten saymayacağım," dedim kesin bir dille. Albay kafasını salladı.

"Peki, ben kanıtlayayım o zaman." Cebinden bir usb çıkardı ve bana uzattı. Yutkundum ve ona baktım merakla.

"Şu flash belleği al. Bir ara bakarsan görürsün suçsuz olduğunu. Benim başka işlerim var. Hadi görüşürüz." Usb elime tutuşturdu ve gitti. Arkasından baktım. Sinirle usb cebime attım. Şimdi sırası değildi. Hiç değildi. Kardeşimin odasına gitmeye karar verdim.

Merdivenlerden çıkarken görmek istemediğim kişiyi, Ateş Uras'ı gördüm. Bu hangi yüzle geldi acaba? Merdivenin ortasında durduk ve birbirimize baktık. Yanımdan geçecekken konuştum.

"Niye geldin?"

"Burası sizin yeriniz değil. Ayrıca beni Albay çağırdı tutsak insanları kurtarmışlar. Başına beni ve bir kişi daha varmış onu getirmişler acil çağırdı bu yüzden geldim. Neyse ya, ben sana niye hesap veriyorum ki? Beni asla anlamayan bir insan ile daha fazla muhatap olmak istemiyorum."

"Bende istemiyorum ama hep burnumun dibinde bitiyorsun."

"Ben mi bitiyorum asıl sen-" Bir an sesi yükseldi ve sonra gözlerini kapatıp devam etti. "Her neyse senin seviyene inmeyeceğim," dedi. Ben göz devirirken o basamakları çıktı.

Kardeşimin odasının yanına gelmiştim. Barlas içerideydi sesleri geliyordu. Kapıyı tıklattım sonra da içeri girdim. Kardeşim yatakta yatıyordu Barlas da telefona bakıyordu.

 

"Merhaba, ne yapıyorsunuz bakalım?" dedim. Barlas başını telefondan kaldırdı ve bana baktı. Ancak kardeşim bana bakmıyordu.

"Topra- Ah, pardon! Tarık nasılsın?" Sonunda kafasını bana doğru çevirdi. Kafasını çevirmesiyle kulağında işitme cihazı olduğunu gördüm. Ne yani sağır mı etmişlerdi onu? Ben kulağında takılı kalınca Barlas öksürerek bana önüme dönmem için işaret verdi. Hemen önüme döndüm.

"Afedersiniz rahatsız mı ettim?" Diye sordum.

"Biraz daha yüksek sesle konuşur musun lütfen? Duyamıyorum da," dedi Toprak. Ben bugün kaç kez daha düşecektim ki...

Gözlerimden yine yaşlar akıyordu artık durduramıyordum onları. Kafamı salladım usulca.

"Tabii. Özür dilerim gerçekten," dedim. Barlas yanıma geldi.

"Kıvılcım, biz çıkalım Tarık da biraz dinlensin. Yarın doktor gelecek, Tarık unutma tamam mı?" Diye sordu Toprak'a dönerek. Tarık duymadı sanırım. Bu yüzden biraz daha bağırarak aynı cümleyi kurdu.

Bu sefer kafasını salladı. "Tamam, Barlas abi. İyi geceler," dedi.

"İyi geceler," dedik ve lambayı kapatıp çıktık.

                       ...

Kestikk.

Nasıldı bölüm??

 

 

 

 

 

Bölüm : 10.02.2025 00:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃 / ATEŞ VE BARUT (Askeri) / 19.BÖLÜM- Beni unuttu mu?
𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃
ATEŞ VE BARUT (Askeri)

47.34k Okunma

4.68k Oy

0 Takip
75
Bölümlü Kitap
❗Karakterler❗BAŞLAMADAN ÖNCEGİRİŞ- İntikam Ateşinin Başlangıcı2. BÖLÜM- Hadi Başlayalım3.BÖLÜM- İNTİKAM PLANI4.BÖLÜM- SONBAHAR KASVETİ5.BÖLÜM- Burada Neler oluyor?6.BÖLÜM- Burada Neler oluyor?-27.BÖLÜM- Köşeye sıkıştınız!8.BÖLÜM- Acemi Pilot9. BÖLÜM-Farklı hayatlar aynı acılar10.BÖLÜM- Pazar Kahvaltısı11.BÖLÜM- Şafak Vakti12.BÖLÜM- İHANET13.BÖLÜM- Bir Umut Olsa Bile14.BÖLÜM- Yeniden Başlıyorum15.BÖLÜM- Parti Sona Erdi16.BÖLÜM- Bir Yağmur Yağsa17.BÖLÜM- Neden baba?18.BÖLÜM- Geçmişin Kötü Hatırası19.BÖLÜM- Beni unuttu mu?20.BÖLÜM- Geç kalmak21. bölüm- Özür Dilerim-121. Bölüm- Özür dilerim-222.bölüm- İnat23.Bölüm- İşaretlenen Çocuklar24.Bölüm- Baskın25. Bölüm- Yağmuru hissetmek26.Bölüm- Hayata geç kalmakBarlas Kara27.Bölüm- Ateş Uras Nerede?28.bölüm- Görev29. BÖLÜM- Sürpriz30.BÖLÜM- Seni sevmiyorum30.BÖLÜM- Seni sevmiyorum-231.BÖLÜM-Sana Güvenmiyorum32.BÖLÜM- Eğlence günü-Sorularrr-33.BÖLÜM- Tehdit34.BÖLÜM-Köstebek kim?35.BÖLÜM- Çatışma36.BÖLÜM- Ben Güçlüyüm36. BÖLÜM- Ben Güçlüyüm-237.BÖLÜM- Kaçış38.BÖLÜM- Kırgınlık39.BÖLÜM- Uzaklık40. BÖLÜM- İçimizdeki Düşman41. BÖLÜM- Yeni Düşman42.BÖLÜM- Hayaletler ve Gölgeler43.BÖLÜM- Benzer Acılar44.BÖLÜM- Sırlar Açığa Çıkıyor45.BÖLÜM- SEZON FİNALİ46.BÖLÜM- Kartlar Yeniden Dağıtılıyor-ÖZEL BÖLÜM-47.BÖLÜM- Yeniden Bağlanan Hayatlar48.BÖLÜM- Bir Yolculuğun Sessiz Hazırlığı.49.BÖLÜM- Doğum Günü Sürprizi50.BÖLÜM- Bir Bakış Bin Soru51.BÖLÜM- Davet52. BÖLÜM- Kırık Bir Gurur, Suskun Bir Ceket53.BÖLÜM- Kırgınlığın Yankısı54. BÖLÜM- İtiraf55.BÖLÜM- Beklenmeyen Misafir56.BÖLÜM- Hediye57.BÖLÜM- Geri Dönüş58.BÖLÜM- Herkes gider mi?59.BÖLÜM- Son bakış60.BÖLÜM- İçimdeki çocuk61.BÖLÜM- Gerçeklerin Sessizliği62.BÖLÜM- Hastalık63.BÖLÜM- Tükenmek64.BÖLÜM- Gün Batımı65.BÖLÜM- Savaşçı66.BÖLÜM- Eşiğin Ötesi67.Bölüm- Lider
Hikayeyi Paylaş
Loading...