

Merhaba, nasılsınız?
Yeni bölümümüz sizinle. Umarım beğenirsiniz. Bu arada Ramazan'ın ilk günü nasıldı? Umarım keyifler yerindedir.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Çünkü oylar bizi büyütürken, yorumlar da benim gelişmemi sağlıyor. Ve okuyan kişiler lütfen oy versin yorum da yaparsanız daha iyi olur tabii.
Sevgiyle kalın:)
...
Temkinli adımlarla kapının deliğine baktım. Aslı gelmişti. Derin bir nefes aldım.
Elimdeki silahı bırakıp kapıyı açtım.
"Aslı korktum vallahi!" Dedim kapıyı açarken. Tek değildi yanında Duygu ve Gizem vardı. Gizem, benim ortaokul arkadaşımdı ama pek samimi değildik Aslı ile çok samimi olmuştu bu yüzden getirdiğine emindim. Hâllerine bakılırsa bir şey olmuş gibiydi.
"Kızlar bir şey mi oldu?"
"Biz gelirken bir adam bizi takip ediyordu!" Dedi Aslı olayın şoku hala üzerinde olduğunu gayet belli ederek.
"Takip mi ediyordu? Adamın yüzünü gördünüz mü?"
"Görmedik siyahlı biriydi ama uzun bir süre takip etti. İçeri geçelim hadi."
İçeri girdiklerinde kapıyı iyice kilitleyip kapıdaki bekçiyi aradım.
"Mustafa Bey lütfen içeriye bu siteden olmayan kişileri sokmayın!"
"Sokmam kızım, merak etme."
Telefonu kapatıp kızlara döndüm.
"Tamam, sakin olun, güvenli yerdeyiz şu an." Aslı elini göğsüne bastırıp, soluklandı. Diğerleri sessiz de olsalar onlar da pek iyi değildi.
"Çok korktuk Kıvılcım, bir sürü kadın bu şekilde öldü. Ya bize de bir şey yapsalardı!" Bunu Gizem söylemişti. Haklıydı. Ne yazık ki.
"Geçti, tamam." Güven vermek ister gibi gülümsedim hafifçe. "Size bir kahve yapayım."
Sonra arkama dönüp, "Bu arada hoş geldiniz. Gizem ve Duygu," dedim gülümseyerek.
"Hoş bulduk Kıvılcım," dediler.
Mutfağa gidip kahveleri hazırlarken telefonuma bildirim geldi.
Ateş Uras, Yaman ve Barlas'tan mesajlar gelmişti.
Önce Barlas'a girdim.
Barlas: Kıvılcım, yarın hastaneye uğra.
Siz: tamamm mutlaka uğrayacağım.
Yazıp gönderdikten sonra Yaman'a girdim. Bir yandan da kahvenin yanına şekerlemeler koyuyordum.
Yaman: Müsaitsen, yarın seni saat 10 gibi alırım.
Siz: tamam.
Sonra da Ateş Uras'a girmeden fincanlara kahveleri doldurdum. Daha sonra da sohbete tekrar girdim. Yeni bir mesaj daha yazmıştı.
Ateş Uras: Kıvılcım, yarın sabah iş için konuşmalıyız. Kaç gibi uygun olursun?
1 görülmeyen mesaj...
Ateş Uras: niye görüldü atıyorsun?
Son yazdığına güldükten sonra mesaj yazdım.
Siz: 11 gibi olurum.
Yazıp gönderdim. Kahveleri alıp kızlara ikram ettikten sonra sohbet ettik.
"Yani bu ülkede adım atmaya artık korkar duruma geldik bu nasıl bir işti ya?"
"Değil mi ya çok korkuyorum ben artık dışarı çıkmaktan."
"Bende."
"Tamam kızlar bu konuları konuşmayalım kafamızı dağıtacak konuları konuşalım nasıl fikir?"
"İyi fikir!"
Böylece sohbetin konularını kızsal problemlerden konuştuk. Saat üçe gelirken biz de uyumaya karar verdik.
"Hadi odalarınız hazır iyi geceler!" Dedim. Bugün burada kalmalarını özellikle istemiştim.
Herkesin odasına gittiğinden emin olduktan sonra kapılar ve pencereleri son kez kontrol edip odama girdim. Telefonuma bildirim gelmiş mi diye baktım ve evet yine gelmişti.
Ateş Uras: tamam ben sana konum atacağım.
Ateş Uras: iyi geceler asker hanım...
Siz: iyi geceler pilot bey...
Ekranı kapatıp uyudum.
****
Sabah yağmurun ve gök gürültüsünün sesi ile uyanmıştım. Hava çok soğuktu. Pencereden baktığımda yağmur şiddetini azaltmıştı ve çiseliyordu.
Hemen mavi kazağımı ve siyah çizme paça pantolonumu giydim. Saçlarımı açık bıraktım. Bugün sivildim çünkü albay bugün için bana izin vermişti.
Makyajımı sonbahar tonlarına uygun yaptım yani kahverengi tonlarını baskın olarak kullandım ve tamamdım. Saçlarımı taradım ve at kuyruğu yaptım.
Mutfağa inip kahvaltı hazırlayacakken telefonum titredi.
Ateş Uras arıyordu.
Bir rahat bırakmadı gitti!
Bezgin bir tonla telefonu açtım. Telefonu kulağıma yaslamıştım.
"Efendim Ateş Uras?"
"Sanırım uykunuzu alamamışsınız asker hanım? E tabi o saate kadar uyumazsanız böyle olur." Kaşlarımı çattım, ya sabırdı.
"Uykumu aldım ben merak etmeyin."
"Kahvaltı ettiniz mi?"
"Sorguya mı çekiliyorum?"
"Kısmen, evet."
"Allah Allah ne hakla?"
"Bunları konuşmayı bırakalım da işimize koyulalım hemen çok acilinden konum attığım yere gel!" Deyip telefonu kapattı.
Karnım açtı ama acil gel dediğine göre önemli bir sorun var demektir.
Kızları uyandırmamaya dikkat ederek Aslı'nın telefonuna mesaj gönderdim.
Ve yeni aldığım kahverengi botlarımı giyinip çıktım.
Arabama zor da olsa ulaştım çünkü gerçekten çok yağmur yağıyordu ve yanıma şemsiye almayı unutmuştum. Biraz ıslansam da arabaya atlayıp hızlı hızlı konum attığı yere sürdüm arabayı. Restaurant gibi bir yer beklerken bir site görmeye şaşırmadım değil!
Acaba yanlış yere mi geldim diye düşünürken arabanın camlarından zor da olsa Ateş Uras'ı görebildim. Demek ki doğru yerdeyim.
Arabaya yaklaşıp kapıyı açtı. Elindeki şemsiyeyi göstererek, "merak etme ıslanmayacaksın hadi in arabadan!" Dedi arabadan inip arabayı kilitledim. Şemsiyeye iki kişi sığamadığımız için bana verdi ben önden o arkadan ilerledik.
Siteye girdiğinizde ikimizde rahat bir nefes aldık.
"Teşekkür ederim," dedim. Ama hala neden burada olduğumuzu kavrayamadım.
"Önemli değil, seni ben çağırdım sonuçta ve sen benim misafirimsin," dedi ıslanmış saçlarını önünden çekerek. Sonra asansör tuşuna basıp asansörü çağırdı. Biraz bekledikten sonra asansör açıldı içeriye girdik 8. tuşa bastı ve asansörü çalıştırdı.
İkimizin arasında da sessizlik oldu.
Karnım gerçekten çok acıkmıştı.
Asansörden indikten o önden geçti ve kapısını açtı. Sonra da eliyle geçmemi işaret etti.
Evi çok güzel dekore edilmişti ama bu evi yeni aldığı kokusundan belliydi. Yine de gayet düzenli ve temizdi.
Ateş Uras'ın tarzına uygun spor bir tasarım vardı.
Kocaman camları vardı. Dışarısı çok güzel görünüyordu buradan bakınca. Koltukları siyah ve griydi. Duvarlar kırık beyazdı, dekorasyonu oldukça sadeydi. Tavanda güzel bir avize vardı, geniş ve ferahtı. Koltukların önünde büyük ekran televizyon vardı.
"Zevkin çok iyiymiş," dedim salona geçerken.
"Teşekkür ederim," dedi ve ekledi. "Karnın aç mı?"
"Kahvaltı etmedim ama sorun değil sonra da yaparım yani."
"Önce karnımızı doyuralım sonra hallederiz işlerimizi hadi mutfağa geç geliyorum," dedi ısrarla. Kafamı salladım. Açtım ve reddetmek istemedim.
"Mutfak nerede?" Diye sordum.
"Dümdüz ilerle sağda," dedi.
Dediği gibi yaptığımda mutfağa girdim.
Mutfakta beyaz, gri ve bej tonları hakimdi ve salona göre küçüktü ama yine de çok güzeldi. Bir erkek evini baz alarak oldukça temiz ve sık sık içinde yemek yapılmış sıcak bir ev hissi verdi. O sıcak evlerde hiç bulunmamıştım. İç çektim. Ben neden buradaydım? Ne söyleyecekse söylese ve bitse iyi olurdu.
Adım seslerini duyunca arkamı döndüm. Ama Toprak'ı görmeyi beklemiyordum. Gözlerim şaşkınca açıldı ve donuk bir şekilde ona baktım. Bu neydi şimdi?
"Tarık?" Dedim ve arkasındaki Ateş Uras'a baktım.
Gülümseyerek baktı yüzüme. "Siz oturun ben de masayı hazırlayacağım." İtiraz etmedim.
Ben ve Toprak arasında garip bir soğukluk vardı.
Ama artık onunla konuşmam gerekiyordu. Beni, ablası olarak kabul etmek zorundaydı. Ben onun ablasıydım, o benim kardeşimdi ve artık bu kadar ayrı kalmak yeterdi.
"Toprak oturalım mı?" Dedim masayı işaret ederek.
"Benim adım Tarık toprak değil anla artık şunu!" Diye çıkışınca yüzüm düştü.
"Tamam," dedim derin bir nefes çekip sabır dilenerek. " Tarık oturalım mı?"
Bir şey demeden geçip oturdu bende karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Seninle bir şey konuşmak istiyorum."
"Nedir?"
Sesimi yüksek çıkartmaya çalışıyordum. Duymamasından ya da beni yanlış anlamasından korkuyordum. Biraz da ondan çekiniyordum. Keşke beni anlamaya çalışsa.
"Evet menemenimizde geldi." Menemenin kokusu burnuma doldu. Ateş onu masaya koydu ve benimle göz göze geldiğinde hafif gülümseyip göz kırptı. İçimde tarifsiz bir his oluşurken o çoktan ortadan kaybolmuştu. Ellerimi masanın altında birleştirdim ve boğazımı temizledim gergince.
"Ben senin ablanım bizim anne ve babamızı öldürdüler ve senin adın Tarık değil, Toprak. Sen Toprak Ateş'sin. Bende Kıvılcım Ateş. Bana ister inan ister inanma sen benim kardeşimsin!" Diyerek tek oturuşta hepsini söyledim.
Gözlerim doldu, sesim titredi ama onun yüzünde gram bir duygu yoktu. Sanırım inanmadı! Bana inanmadı da o adamlara mı inandı? Kaşlarını çatıp alayla güldü.
"Yalan söylemeyi kes! Sen benim hiçbir şeyim değilsin. Seni tanımıyorum bile. Hem benim adım: Tarık Tarık Tarık!" Diye sinirle bana baktı. Sesimizi duyan Ateş Uras gelip onu sakinleştirmeye çalıştı.
"Sana bunu kanıtlamak istiyorum bana izin ver lütfen!" Dedim gözlerinin içine bakarak.
Bir şey demedi ama ben yapacaktım bunu ona kanıtlayacaktım!
Ateş Uras'ın, "Kahvaltımızı edelim haydi!" demesiyle sustuk ve sessizlik içinde kahvaltımızı etmeye başladık.
Kahvaltımızı bitirdikten sonra Melih, Toprak'ı götürdü ve biz de operasyon üzerine çalışmaya başladık.
Moralim bozulmuştu. Kalbim acıyordu ama dayanacaktım.
"Tamam, hadi toparlan daha bir sürü dosya var."
"Biliyorum ama kafam almıyor zaten yarın devam ederiz," dedim ve telefonum çaldı.
"Alo?" Yine bakmadan açmıştım telefonu.
"Kıvılcım bir saatte alıyorum seni."
Yaman'dı bu. Saati kontrol ettim göz ucuyla. Saat daha on bile olmamıştı ki.
"Erken değil mi ya?"
"Evet ama öyle olması gerekti hadi hazırlan alayım seni!"
"Ee ben evde değil ama."
"Nerdesin oradan alırım seni?"
"Ben bir arkadaşımdayım. Kendim gelirim."
"Hangi arkadaşın?"
Arkadan Ateş Uras'ın sesini duydum.
"Kıvılcım şekeri uzatır mısın?" Bağırarak söylediği için Yaman da duymuştu. Şekeri uzattım. Bizi mi dinliyordu?
"Ateş Uras'ın evinde misin?"
"Evet bir operasyonda beraber çalışacağız da ondan yani."
" Seni onun evinden mi alayım anlamadım?"
"Yok hayır ben şimdi benim evime gider giyinirim sen beni oradan alırsın."
"Tamam olur."
"Hadi görüşürüz!" Dedim ve kapattım. Ateş Uraa çayını yudumlarken yandan bana baktı. Kaşları çatıktı ve gözleri merak dolu.
"Nereye gideceksiniz ki? Hem o sana niye hesap soruyor? Hem daha işimiz bitmemişti!"
"Sürpriz bir yermiş. Hesap sormuyor sadece öğrenmek istiyordu bence. Bir de işimiz bugünlük bitti. Hadi bana müsaade!"
Arkamı dönüp kapıya doğru ilerlerken kolumu tuttu.
"Bekle, beraber gidelim çok yağmur yağıyor aklım sende kalır şimdi. Ben de geleyim."
"Kendi arabanla nereye gitmek istiyorsan git, beni rahat bırak!"
"Şeye bırakırsın beni de-"
"Nereye?"
"Hastanenin yakınlarına."
"İyi peki, sen de gel madem."
"Tamam, bekle, montunu alayım."
Ben onu beklemeye başladım. Kısa sürede geldi beraber benim arabamla hastaneye gittik. Sonra hastaneye gitmekten vazgeçtiği için Umut'un özel ders aldığı dershaneye gittik.
Onu orada indirdikten sonra nihayet kendi evime gittim. Ben gittiğimde kızlar gitmişlerdi. Hızlıca üzerimi değiştirdim ve makyajımı tazeledim.
Beni nereye götürdüğünü bilmiyordum ve hava soğuktu güzellik üşümekten daha önemli değildi. Bu yüzden kalın beyaz bir kazak üstüne de deri ceketimi altına da midi kemerli deri siyah bir etek ve siyah bir çorap giydim.
Botlarımı da giydikten sonra bu kez şemsiyemi de unutmadım.
Yaman'ı arayıp gelmesini söyledim.
"Alo? Yaman ben hazırım gelebilirsin."
"Geliyorum, iki dakikaya ordayım. Dışarı çıkma ben gelince çıkarsın."
" Tamam."
Onu beklemeye başladım bu arada telefonum çaldı.
Ateş Uras yine ve yine arıyordu artık ne istiyordu ben de kestiremiyordum.
"Naber?" Diye girdi söze Ateş Uras. Görüşmeyeli yalnızca yarım saat olmuştu.
"İyi, yine ne oldu?"
"Şey, çok yağmur yağıyor arabam yok biliyorsun ki. Beni dershaneden alır mısınız?"
"Taksi çağır?"
"Param yok! Ve Umut da yanımda onu da söyleyeyim."
Duygu sömürüsü mü yapıyor bu?
"İyi peki Yaman'a söylerim ona göre alırız."
"Tamam bekliyoruz," dedi pişkin pişkin. Sabahtan beri beni arayıp arayıp duruyordu. Bir rahat bırakmadı ama bu sefer herhalde artık rahat bırakırdı. Yoksa Yaman'a ayıp olacaktı. Ben bunları düşünürken Yaman da gelmiş kornaya basıyordu.
Hemen aşağı inip arabaya bindim. Ben binince arabayı çalıştırdı.
Çok iyi görünüyordu zaten spor yaptığı için baya bir yapılıydı ve fitti. Siyahlar içindeydi resmen takım elbisesi ayakkabısı hep siyahtı ama ona çok yakışmıştı.
"Hoş geldin!" Dedi sevecen bir tonda.
"Hoş buldum. Ee nereye gidiyoruz?"
"Sürpriz!"
"Bir şey söyleyebilir miyim?"
"Söyle bakalım." Yandan bana baktı. Çekingen bir şekilde gülümsedim.
"Ateş Uras ve Umut'un dershaneden alabilir miyiz? Arabaları yokmuş da."
Biraz yüzü düşse de kafasını salladı.
"Tabii ki, yolumuzun üzerinde zaten."
On dakika ilerledikten sonra dershane tarafına geçtik.
Dershanenin önüne geldiğimizde Ateş Uras ve Umut bankta oturuyorlardı.
Kornaya basmamızla bizi fark edip arabaya bindiler.
"Selam gençlik! Naber?" Diyerek ortama giriş yaptı Ateş Uras.
Oturunca ilk beni süzdü sonra da Yaman'ı.
"İyi, sizden naber?" Diye sordu Yaman.
"İyi bizden de ne olsun. Teşekkür ederiz bu arada herkes yapmaz bunu. Arada kral adam oluyorsun. "
"Ne demek. Yolumuzun üstünde zaten de sizi nereye bırakacağım?"
"Bizi en yakın dolmuş durağına bırak biz geçeriz oradan."
"Peki. "
"Umut sen nasılsın?" Diye sordum. Konuşmadan öylece duruyordu.
"İyi abla ne olsun valla hastane dershane arası mekik dokuyorum."
"Tedavin nasıl gidiyor?"
Umut abisine vakti sonra tekrar bana döndü.
"Belli değil diyorlar," aramızda bir sessizlik oldu.
"Bu arada çok güzel olmuşsun Kıvılcım abla, değil mi abi?" Diye sordu abisine dönerek. Utançla gülümsedim.
"Teşekkür ederim canım," dedim.
Umut, Ateş Uras'a bakmaya devam ederken ben önüme dönmüştüm.
Cevap vermemişti ve zaten vermesindi.
Dolmuş durağına geldiğimizde Ateş Uras ve Umut indi daha sonra Ateş Uras benim bulunduğum cama geldi. Tık tık vurdu elinin tersi ile. Açmamı istediğini anladım ve Yaman benden önce davranarak açtı.
"Size iyi eğlenceler ve tekrar teşekkürler." Bunu mu söyleyecekti? Göz devirmek istedim ama yapmadım. Ateş gözlerini benden çekmedi. Yağmur yağıyor ve siyah saçları daha da koyulaşıyordu. Şehrin kokusu ve Ateş'in parfüm kokusu burnuma doluştu. Bakışlarımı çektim.
"Önemli değil," dedi tekrar Yaman. Ateş kafasını sallayıp geri çekildi.
Garip hissetmiştim kendimi niye bilmiyorum.
Biz ilerlemeye devam ettik. Daha sonra dıştan aşırı iyi görünen saray gibi bir yerde durduk.
"Buraya neden geldik?" Diye sordum.
"Sürpriz," dedi ama ben gerilmiştim.
Evlilik teklifi etmeye mi getirdi beni buraya? Umarım öyle değildir.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 47.34k Okunma |
4.68k Oy |
0 Takip |
75 Bölümlü Kitap |