72. Bölüm

64.BÖLÜM- Gün Batımı

𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃
dadaaaa

Herkese selamm, uzun bir arada sonra geldimm

Lütfen oy ve yorum sayısı fazla olsun, sınavlar da bitti gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Umarım güzel geçmiştir. Kötü geçmişe de sıkıntı etmeyin, hiçbir şey sizden değerli değil.

Keyifli okumalarrr💗

 

                      ...

Ateş Uras'ın evi her zamanki gibi temiz ve düzenliydi. Onu odasına yerleştirdik ve dinlenmesi için tek başına bıraktık.

Barlas bir şeyler almak için Melih ile dışarı çıkmıştı, Umut ve Toprak ise okuldan sonra parka uğradıkları için evde yalnızca ben ve Aslı kalmıştık. Aslı düşünceli bir şekilde patates soyuyordu. Ben de mercimek çorbasını karıştıyordum.

 

Hastaneden çıkınca evin havası bana da daha iyi gelmişti. mutfağı çok genişti. Ateş Uras zaten yemek yapmayı seviyordu.

Bu da benim ileride işime gelirdi. Arada kendimi de düşünüyorum işte.

Çorba kaynayınca altını kapatıp Aslının yanındaki sandalyeyi çekip yüzüne baktım. Artık anlatsa iyi olacaktı.

Sarı saçlarını topuz yapmıştı, mavi gözleri kendi denizinde boğuluyor gibiydi.

 

Yüzüne baktığımı hissedince kafasını bana çevirdi.

"Ne oldu?" Diye sordu şaşkınca.

Onu işaret ettim gözlerim ile.

"Anlat Barbie, asıl sana ne oldu?" Diye sordum elindeki soyacağı kenara koyarak.

Derin bir nefes aldı. Gözlerini bana çevirdi.

"Kıvılcım..." dedi durgunca. Sanki ne söyleyeceğini bilmiyordu.

"Evet?"

"Ben üniversite sınavını kazandım. Yani istediğim gibi polis olacağım. Polis Meslek Yüksekokulu'na gitmek için buradan gitmem gerekiyor. Yani şehir dışına gideceğim."

Gözlerim büyüdü. Bu çok güzel bir haberdi. Ablasının aynı zamanda kendi hayalleri de gerçek olacaktı.

Gözlerim doldu. Ayağa kalkıp ona sarıldım. Saç tellerinin arasından vanilya kokusunu almıştı burnum.

"Aslı, bu çok güzel bir haber."

Birbirimizin yüzüne baktığımızda gözlerimiz doldu tekrar.

"Evet ama..." Durdu.

Devam etmesini bekledim. Nefesini toparladı ve devam etti.

"Biz... Dün Barlas ile konuştuk. Bana beni sevdiğini itiraf etti sonunda. Aynı gün başvuruyu kazandığım da açıklandı. Ben ona bu durumu anlattım ama gitmemi istemiyor."

Bir dakika... Sonunda itiraf etmişti ve hiç kimsenin haberi yok muydu? Yuh artık! İnsan bana söylerdi.

Ben ona her şeyimi anlatıyordum ama neyse en azından sonunda açıkladılar.

Başını çevirdi, gözleri doluydu.

“Sence bencil miyim Kıvılcım?”

Soru içime oturdu.

“Neden öyle düşünüyorsun?”

“Çünkü gitmek istiyorum. Kendi hayatımı kurmak, okumak, başarmak… Ama aynı zamanda onu bırakmak istemiyorum. Barlas’ı seviyorum. Ama kendimi de seviyorum artık.”

 

Derin bir nefes aldım.

“Aslı, bu bencillik değil. Bu… büyümek, başarmak.”

 

Gözyaşları usulca aktı yanaklarından.

“Ben hep birinin yanında olmayı sevdim. Ama şimdi, yalnız yürümeyi öğrenmem gerek. Korkuyorum. Ya Barlas beni unutur, ya da ben onu…”

 

Ona sarıldım, sımsıkı.

“Korkmak da, gitmek de, istemek de normal. Sevgiyi test eden şey mesafe değildir. Zaman, sabır ve güven. Eğer birbirinizi gerçekten seviyorsanız... yollar birleşir. Tıpkı bizim gibi. Aramızda mesafe vardı ama biz onu aştık. Biz aştıysak siz daha hızlı aşarsınız. ”

 

Başını omzuma yasladı.

“Senin gibi olmayı çok istiyorum. Güçlü… kararlı…”

Aslı’nın gözlerinden düşen damla mutfağın sessizliğine karışırken, ben de kendi gençliğimi düşündüm. Bir karar verirken hem sevinip hem korktuğum günleri…

Gülümsedim.

“Ben de senin gibi olmayı isterdim bazen. Duygularını bu kadar net söyleyebilen biri…”

 

Birlikte sessizliğe gömüldük. Ama ben onun ne hissettiğini anlamıştım. Çünkü bir zamanlar bende onun gibiydim.

 

...

Aslı ile dertleştikten sonra masayı hazırladık. Mercimek çorbası, sarma ve patatesli börek yapmıştık.

Aslı televizyon izliyordu. Barlas, Melih, Toprak ve Umut ise birlikte geleceklerini söylemişlerdi. Atilla ve Beste de birlikte yemeğe çıkmıştı.

 

Bu haberi, Atilla -bana- Beste'nin sevdiği mekanı sorarken öğrenmiştim.

Ekip yavaş yavaş mutluluğa doğru yürüyordu. Ve bu beni o kadar mutlu ediyordu ki çünkü o kadar çok şey aşmıştık ve bu mutluluk bunun hediyesiydi.

 

Tabii daha aşamadığımız şeyler de vardı.

Mesela Yılan mafyası, Albay'ın ihaneti, Yaman'ın arkamızdan vurması... Ateş'in yeni bir kardeşinin çıkması bile zor bir durumdu.

 

Ve biz daha bunları aşamamışken şimdi yaşadığımız çoğu şey kayıptı.

Ama yapacaktık. Yılan Mafyası'nın bu dünyadan ve bedenimdeki -benim gibi milyon insanın bedeninden - kazıyacaktım.

Bu benim daha çok küçükken kendime verdiğim bir sözdü, bir yemindi.

 

Ama bunların hepsi yaşanırken bana hediye de sundu hayat.

Ateş Uras, Toprak, Umut, Atilla, Aslı... Hepsi iyi ki varlar.

Aslı televizyona bakarken ben de üst kata çıktım. Ateş Uras şimdiye kadar uyanmıştır diye düşündüm.

Basamakları adım adım çıkarken içinde hem bir sevinç vardı hemde hüzün...

Kapının kolunu çevirdim. İçeride sessizlik hakimdi.

Gözlerimi yatağa çevirdim. Ateş Uras'ın gözleri kapalıydı.

Gülümsedim. Yavaşça yürüyüp yanına gittim.

Yatağın kenarına oturdum. Saçları dağılmış, yüzü, yanakları kızarıktı. Hâlâ tam olarak iyileşemediği için nefesi biraz düzensizdi.

Alnına dökülen siyah tutamları hafifçe geri çektim.

Yüzünü izlerken telefonum titredi. Toprak arıyordu.

Ayağa kalkıp camın önüne geçtim. Ardından aramayı cevapladım.

"Efendim Toprak?"

"Abla, biz şimdi marketteyiz. Canının çektiği bir şey var mı? Yani bir sürü şey aldık ama yine de bir şey istiyorsan söyle."

Yüzümdeki gülümseme genişledi.

Toprak'ı geç bulmuştum ama sanki onca yıl hiç yaşanmamış gibiydi. Sabah yaşadığımız olayı bir kenara bırakırsak belki de gerçekten anlaşılmak istiyordu.

"Abla? Sesin gitti!"

Toprak'ın sesi ile kendime geldim.

"Yok ablacım, bir şey istemiyorum. Teşekkür ederim sorduğun için. Biraz hızlı gelin sizde."

"Tamam abla çıkacağız şimdi. Görüşürüz!"

"Görüşürüz."

Aramayı kapattım. Pencereden dışarıyı izlediğimde yağmurun hâlâ yağdığını fark ettim.

Sonbahar yağmuru... Ama artık içinde kasvet yoktu.

Yani şimdilik yoktu.

Gözlerimi pencereden çektim. Ateş'in gözleri açıktı. Beni izliyordu. Dudaklarının kenarında hafif bir kıvrım vardı.

"Asker Hanım?" Diye sordu uykulu olduğu için kalın olan sesi ile. Yavaşça doğruldu yatağın üzerinde. Gözlerini ovaladı.

Yanına gittim ve yatağın kenarına oturdum yine.

"Uyanmışsın."

Kafasını salladı.

"Hiç bu kadar uyumamıştım biliyor musun?"

"Öyle mi?" Kafasını salladı usulca.

" Ee sen niye gelmiştin?" Diye sordu sessizlikten sonra.

"Seni merak ettim. Biraz daha iyi misin?" Diye sordum.

Kafasını salladı yine bu sefer gülümseyerek.

"İyiyim. Seni görünce daha iyi oluyorum." Göz kırptı.

Kızardım ama belli etmedim. Konuyu değiştirdim.

"Biliyor musun? Dün Barlas, Aslı'ya açılmış," dediğimde kaşlarını havaya kaldırdı. O da inanamamıştı bu kadar hızlı oluşuna veya geç kalışına.

"Gerçekten mi?"

"Evet, ama kimsenin haberi yok. Sende belli etme. "

Kahkaha attı.

"Söylemem merak etme, güzelim."

Sustuk. Gözlerimi gözlerinden kaçırıp önüne gelen saç tutamlarını iteledim.

"Neyse ben aşağı ineyim. Yemeğini buraya getiririm tamam mı?" Bu sefer onun önüne düşmüş hafif siyah saçlarını düzelttim ve ayağa kalktım.

"Tamam, zaten çok aç değilim. Umut gelmedi mi daha?"

"Hayır, Barlaslar ile gelecek."

Kafasını salladı.

Bir şey söylecekmiş gibiydi ama susuyordu.

"Ateş bir sorun mu var?" Diye sordum.

"Yok, ne sorunu?"

"Ne bileyim bir garipsin. "

"Yorgunum birazcık o kadar. "

Pek inanmadım ama üstüne de gelmedim. Kafamı usulca sallayıp odadan çıktım.

Aşağı indiğimde herkes oradaydı.

Barlas masanın başında oturmuş, Aslı hemen yanındaydı ama bakışları masaya sabitti.

Melih Toprak ile Umut'un arasında oturmuş espri yapıyordu.

Toprak ve Umut'ta ona gülüyordu.

Beste ve Atilla hariç herkes tamdı. Bir de Ateş Uras yoktu tabii.

O olmayınca bu masa bana eksik gelmişti.

Ayak seslerini duyunca ilk önce Melih sonra diğerleri gözlerini bana çevirdi. Üzerimde sabahtan beri giydiğim kot pantolon ve beyaz bir bluz vardı. Saçlarımı gelişigüzel toplamıştım.

 

"Hoş geldiniz!" Dedim gülümseyerek.

"Hoş bulduk," dedi Melih.

"Abla, ben çok acıktım," dedi Toprak. Sabah okuldaki haline göre gayet iyiydi.

"Tamam ablacım, hadi yiyelim."

"Abim gelmeyecek mi?" Diye sordu Umut.

"Odasında yiyecek. Yani şimdilik. Yemekleri getireyim ben."

Mutfağa girip tencereleri aldım. Hızlıca masaya götürdüm. Barlas'ın yüzü düşüktü. Aslı da ondan farksız değildi.

"Barlas?"

Sesimi yeni duyuyor, hatta beni yeni görüyormuş gibi gözlerini büyüttü.

"Efendim?" Dedi soğuk bir sesle.

Tencereyi masaya koydum. Ona döndüm.

"İyi misin?"

Kafasını salladı.

"İyiyim, biraz yorgunum. "

Tabaklara mercimek çorbası koyarken bir gözüm de Aslı'ya kaymıştı.

Bakışları uzaklara dalmış gibiydi. İkisi küs müydü acaba?

Onlarla konuşacaktım ama yemekten sonra.

Tabaklara yemeği koyduktan sonra bende bir sandalye çektim. Kaşığı elime alıp bir yudum aldığımda yemeğe başladık.

 

Kaşık seslerinden başka ses yoktu. Herkes gergindi bugün sanırım. Melih espri yapmaktan vazgeçmiş gibiydi hatta.

Yemekler bittikten sonra masayı toparladık. Aslı bulaşık makinesine tabakları yerleştirirken bende temiz bir tabağa mercimek çorbasını ve yaprak sarmayı ve böreği bir tabağa koydum.

 

Bunlar da Ateş Uras'ın yemekleriydi. Sonuçta o da bir şey yememişti.

Yukarı çıkarken Umut ve Toprak da benimle geldi. Umut hâlâ biraz sendelediği için Toprak kolunu tutarak ona destek oluyordu.

Bu hallerine, iyi anlaşmalarına, ayrı bir keyifleniyordum.

Bir taraftan da Toprak'ı yeni okula yazdırmak istiyordum.

Bu okulunda zorbalığa uğruyordu. Ben de en kısa zamanda değiştirecektim. Bugün biraz araştırma bile yapmıştım.

Umut kapıyı açtı ve önden ikisi sonra da ben girdim.

Ateş Uras elindeki telefon ile bir şey izliyordu. Gözleri bize dönünce gülümsedi ve telefonu komodine koydu.

 

"Oo en sevdiğim üçlü gelmiş."

Umut koşarak abisine sarıldı. Toprak da benim yanımda dikildi.

Umut geri çekildikten sonra Toprak, Ateş Uras'ın başında durdu.

"İyileşmezsen ablama başka birini bulurum, ona göre!"

Ateş kaşlarını çatıp bana baktığında Toprak'ı boşver dercesine bir bakış attım. Yüzü yumuşadı bakışlarını Toprak'a çevirdi.

"Dene istersen," dedi göz kırparak.

"Denemeyeceğim, bulacağım." Toprak inat etmeyi sürdürüyordu.

Tartışma yaratmasınlar diye elimdeki çatalı tepsiye vurdum uyarı niteliğinde.

"Tamam, yemek yedikten sonra tartışırsınız, gençler."

Yatağın ucuna oturdum. Tepsiyi dizinin üzerine koydum.

"Abla kendi yiyebilir. Sen bırak!" Toprak'ın oflanması ile Umut kahkaha atarken Ateş sinirli bakışlarımı Toprak'a çevirdi.

Ben ise ikisinin arasında kalmıştım.

"Ablacım, Melih seni çağırıyor. Git istersen!"

"Beni kovuyor musun abla?"

"Evet, kovuyor."

Ateş'in sözü ile Toprak adeta kafasından duman çıkardı. Kolumdan sertçe tutup ayağa kaldırmaya çalıştı.

Ama Ateş Uras da sol kolumdan tutup kendine doğru çekince resmen başım döndü.

"Ay yeter, beni bir salın!" Diye bağırdım.

Fakat kolumu bırakmadılar. Kapı tıklatılınca kafamızı kapıya çevirdik.

Barlas gelmişti. Bize garip bir ifade ile bakarken ben kurtarıcım gelmiş gibi sevindim. Ama o hâlâ biraz dertli gibiydi.

"Ne oluyor burada?" Diye sordu kapıyı kapatıp.

Ben ikisini işaret ettim gözlerimle.

Anladı. İkisi de kolumu bırakmıyordu, Umut ise kenarda gülmemek için zor duruyordu.

"Ateş, ablamı bırakmıyor! Kendi kendine yemek yiyebilir ayrıca!"

"Sevgilim ile arama giriyor bu çocuk adam!"

Barlas göz devirdi. Ve yanımıza gelip beni onların elinden kurtardı.

Rahat bir nefes aldım. Barlas beni ayağa kaldırdı ve onlara tek tek baktı.

"Şimdi ben ikinizin elinden de alıyorum. Bana lazım. Hadi Kıvılcım."

Elimden tutup odadan dışarı çıkaracakken Ateş Uras'ın sesini duydum.

"Lan, geri getir onu! Kaldırtmayın beni. Nasıl yemek yiyeceğim ben?" Diye bağırdı.

"Umut ve Toprak ilgilenir seninle!" Diye bağırdı Barlas kapıyı kapatırken.

Ben ise şaşkınlıkla Barlas'a döndüm. Ne işi vardı benimle?

"Ne oldu Barlas?" Diye sordum merakla.

"Konuşmamız gerekiyor."

O önden boş bir odaya girdi ve bende peşinden girince koltuğun üzerine oturup konuşmaya başladı. Bende yanına oturup onu dinledim.

"Aslı'ya dün açıldım."

Biliyordum ama o bunu bilmediği için şaşırmış gibi yaparak gözlerimi büyüttüm. Yüzüme gülümsememi de ekledim. Oyunculuk desen var.

"Ya gerçekten mi?" Dedim yapmacık olmadığına inandığım bir sesle. Neyseki adam kendi derdinden bana çok takılmadı. " Ee o ne dedi peki?"

Kaşlarını kaldırdı ama gülümseyerek devam etti.

Gözleri parlıyordu.

"O da beni seviyormuş! İnanabiliyor musun?"

"Ay ne güzel bir haber. Şimdi sevgilisiniz değil mi?"

Gülümsemesi buruk bir tebessüme dönüştü. Gözlerini halıya çevirdi. Ellerini de önünde birleştirmişti.

Bu hâline üzüldüm. Çünkü şimdi Aslı'nın gideceğini söylecekti.

"Öyleyiz ama..." Sustu. Devam edemedi.

Derin bir nefes aldı.

"Gidecekmiş... Yani okulu için gitmesi gerekiyormuş."

Kafasını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde hem hüzün hem de mutluluk vardı.

"Ben o kız ile konuşabilmek için çok uğraştım.. Konuştum ama gidiyor şimdi de."

Ellerini tuttum dostça. Onu hep abim olarak görüyor, derdini kendi derdim gibi benimsiyordum. Tabii Aslı'yı da kız kardeşim gibi görüyordum. İşim zordu. Ama güzeldi.

Mavi gözlerimi, dalgın mavi gözlerine çevirdim.

"Sevginin önünde mesafe olsa ne olur? Kalbiniz bir değil mi? Siz birbirinizi sevdiğiniz sürece, isterse Aslı dünyanın öbür ucuna gitsin fark etmez. Hem aşk mesafeleri sever, fedakarlık ister."

 

Cümlelerimi düşündü. Bende derin bir nefes alarak devam ettim.

"Barlas, sen ona sakın engel olma. Bırak, hayatını yaşasın. Bırak hayalini gerçekleştirsin. Ve sen onu daha çok sev. O seni zaten seviyordur."

"Öyle mi diyorsun? Yani ya geri dönmezse... Ya beni... Unutursa?"

Başımı yana yatırdım. Ellerini daha sıkı tuttum.

"Kalbinde senin sevgin varsa her türlü döner. Sen merak etme."

Kafasını salladı. Mantıklı bulmuş olacak ki gülümsedi.

"Peki, haklısın. Ben ona destek olacağım."

"Önce gönlünü al bence. Biraz yüzü asık gibiydi çünkü."

Ayağa kalktı hemen. Gözündeki yaşları sildi.

"Tamam, iyi geceler. Ben gidip bir şeyler düşüneyim."

Çıkmadan önce alnıma bir öpücük kondurup sarıldı sıkıca.

"Teşekkür ederim," dedi ve çıktı.

Ben ise arkasından gülümsedim.

Ve onun bu hallerini uzun zamandır görmediğim için garip hissettim. O benim gerçek olmasa da abimdi. Can bağımız vardı bir kere. Daha ne olsun?

Mutlu olmasını istiyordum. Babası hâlâ hapisteydi, annesi vefat etmişti. Kardeşi yoktu.

Ama şimdi onlarca kardeşi vardı. Ve bir sevgilisi.

Telefonum titredi. Cebimden çıkarıp ekrana baktığımda Ateş Uras'ın aradığını gördüm. Beşten fazla kez aramıştı.

Ama ben konuşurken fark etmemiştim.

Bir de gidip onlarla uğraşacaktım.

Çok güzel gerçekten.

Oflanarak ayağa kalktım. Aramayı meşgule attım. Zaten odasının karşısındaydım.

Kapısını açtığımda Umut ve Toprak'ın olmadığını gördüm.

Buna sevindim.

Kapıyı sesli bir şekilde kapattığımda Ateş Uras'ın gözleri bana döndü.

Sinirliydi. Yine.

Ateş gözlerini pencereden ayırmadan konuştu. “Barlas’la bayağı uzun kaldınız.”

Sadece gülümsedim. “Konuşuyorduk.”

“Anladım…” dedi ama sesindeki o ton, anladığını değil, tam tersi hissettiğini söylüyordu.

" Yemeğini yedin mi?" Diye sordum.

Komodinde yemek tepsisi yoktu. Yemiş olmalıydı.

"Yedim." Kafasını pencereye çevirdi.

Bende göz devirerek yatağın kenarına oturdum.

"Ateş?"

Yüzüme bakmadı. Cevap da vermedi.

Çenesini tutup kendime çevirdim. Kırılmış mıydı? Trip mi atıyordu?

"Gerçekten sadece Aslı ile ilgili konuştuk sadece."

"Yani?"

"Ne yani? Trip mi atıyorsun anlamıyorum!"

Göz devirdi.

"Trip atmıyorum. Sadece onun ile gitmene sinirliyim. Telefonlarımı da açmadın!"

"Duymadım. Sessize almıştım. "

Kafasını salladı.

Battaniyeyi üzerinden yavaşça çekip yanına oturdum. Omuz omuzaydık şimdi.

Ben ellerimi önümde kilitlemiş ona bakıyordum o ise hâlâ kaşları çatık bir hâlde cama bakıyordu.

"Aşkım, yapma böyle ya."

Gözlerini bana çevirdi. Gülümseyecekmiş ama yapamıyormuş gibiydi.

"Aşkım mı?"

"Evet, sevgilim."

Omzuna yaslanıp, koluna girdim. Bu hareketimle yumuşar gibi oldu.

"Kıvılcım."

"Efendim?"

"Sana çok aşığım."

Kalbim göğsümden çıkacak kadar çok attı. Gülümsedim.

"Bende."

Saçıma bir öpücük kondurdu. Sonra beni bir hareketle kucağına oturttu.

"Ne yapıyorsun?"

"Göz göze gelmek istedim."

"Canın acır."

Kafasını iki yana salladı. Göz temasını kesmedi.

Kollarını belime sardı. Bende saçlarını karıştırdım.

"Ne konuştunuz?"

"Aslı gidecek diye üzgündü. Bende birkaç tavsiye verdim. "

"Tavsiye?"

"Evet. "

Yanağıma bir öpücük kondurdu. Biraz sulu bir öpücüktü. Ama o an tatlı gelmişti.

"Sen biraz daha iyi misin?" Diye sordum.

"İyiyim, şuan çok iyiyim."

"Bende," diyebildim sadece.

Odasında sarı lambanın ışığı tenini yumuşak gösteriyordu. Yağmur damlalarının cama vurma sesi, kalp atışlarımızla yarışıyordu.

Sessizlik oluştu aramızda. Aslında sessiz de değildik. Sanki gözlerimiz konuşuyor gibiydi. Ben hala onun kucağındaydım o da hala belimi sıkı sıkı tutuyordu.

"Kıvılcım."

"Efendim?"

"Seni bir kere öpebilir miyim?"

Gözleri dudağıma sonra yine gözlerime kaydı. O an ne diyeceğimi hatta nasıl bir tepki vereceğimi de bilmiyordum.

Öp mi diyeyim? Öpme mi diyeyim? Bilemedim. Bu şeyler ani gelişmeydi. Bana sorarsa ben cevap veremezdim ki... Of.

Sadece yutkundum ve gözlerimi büyüttüm. O gayet ciddiydi.

Dudaklarıma eğildiği an, kapıya vuran o ses, kalbimdeki ritmi paramparça etti.

“Abla!” diye seslenen, hatta A harfini bir hayli uzatan, Toprak’tı.

Ateş başını geriye yaslayıp derin bir nefes aldı. “Onunla bir konuşacağım…” diye homurdandı.

Yerimden sıçrayarak ayağa kalktım hemen.

Ateş Uras ise gayet sakindi. Ama biraz morali bozulmuştu.

Yanında da Melih vardı.

Melih, Toprak'ın önünden geçerek yanımıza geldi. Toprak ise soru dolu bakışlarla bana bakıyordu.

Sadece gülümsedim. Masumca.

"Ne yapıyorsunuz Ateş ve barut?"

İkimizde aynı saniyede göz devirdik.

Melih kahkaha attı.

"Abla sen uyumuyor muydun? Ne işin var burada?"

"Asıl sen uyumuyor muydun? Yarın okul var," diye sorduğumda sustu. Bu çocuk beni deli ediyordu.

"Daha iyi misin Ateş Bey?" Diye sordu Melih yatağın kenarına oturup bacak bacak üstüne atarak.

"İyiyim," dedi Ateş sakince.

"Belli oluyor," dedi Melih sırıtarak.

Yine imalı imalı konuşuyordu.

"Bizde şöyle bir uğrayalım dedik. Neyse, çıkalım hadi Toprak!"

"Olmaz. Ablam da çıksın. " Toprak inat etmeye başladı yine.

Ateş ve Toprak birbirilerine sinirli bakışlar atıyordu.

Ateş bir anda kolumu tutup yanına oturttu. Ben şaşkınca ona bakarken o direkt Toprak'a bakıyordu.

Toprak da bana bakıyordu. Melih ise kahkaha atıyordu.

"Sevgilim benimle uyuyacak!"

"Öyle bir şey olmayacak!"

"Olacak!"

"Olmayacak!" Diye çıkıştı yüksek sesle. Aniden bana döndü ve masumca kirpiklerini kırpıştırdı. "Değil mi abla?"

Bütün bakışlar bana dönünce yutkundum. Toprak kollarını birbirine bağladı.

Ateş ise kaşlarını çatıp kolunu omzuma atarak bakıyordu bana.

"Ay yeter ama artık ya! İkinizin arasında kalmaktan bıktım."

"Kısacası benim yanımda uyuyacak çocuk adam!" dedi Ateş Uras.

"Toprak hadi çıkalım biz." Melih'in sesi ile Toprak gözlerini bizden çekmedi. Ama pes etti.

Ve kafasını salladı ama gözleri üzerimdeydi.

"İyi geceler!" Ateş sırıtarak zafer edasıyla gidişlerini izliyordu.

Toprak ise giderken bile bu iş burada bitmedi diyor gibiydi. Kapıyı kapattıklarında Ateş Uras bana döndü.

Ben ise kollarımı birbirine bağlamıştım.

Saat 23.30 olmuştu.

"Gördüğün gibi bu savaşı da kazandım asker hanım." Göz kırptı.

"Toprak ile niye sürekli inatlaşıyorsun?"

"Ben bir şey yapmıyorum ama o biraz fazla kıskanç."

"Belli oluyor," dedim alayla.

 

İkiside birbirine benziyordu bu konuda. Toprak'ın Ateş'ten neden hoşlanmadığını asla anlayamıyordum.

Beni paylaşmak istememesi miydi yoksa başka bir sebep miydi? Bunu Toprak ile konuşmalıydım.

Ayağa kalkacakken Ateş kolumu tuttu. Hasta haline rağmen gayet kendinde ve zindeydi sanırım.

Gözlerimi ona çevirdim.

"Nereye?" Diye sordu.

"Uyumaya gidiyorum."

Yanına oturttu tekrar.

"Burada uyu," diye fısıldadı yumuşak bir sesle.

Ben ne diyeceğimi bilemedim. Yalnızca hafif gülümsedim.

"Hastasın Ateş. Daha yeni çıktın ameliyattan. Rahatça uyu burada. Bir şey-"

"Sen burada olunca rahatça uyurum. Aksi takdirde bayılıp kalırım."

Söyledikleri ciddi değil gibiydi ama gayet ciddi söylemişti.

Belimdeki eli sıkıydı bir kolunu da omzuma dolamıştı. Gözlerimin içine bakıyordu.

İkimizin de mavi gözlü olması biraz dikkat çekiciydi ama güzeldi.

Hep dediğim gibi benim gözlerim buz mavisiydi onun gözleri ise daha parlak, canlı bir maviydi. Bu benim çok hoşuma gidiyordu ve bu yüzden sık sık tekrarlamayı seviyordum. Tabii içimden.

"Ateş biraz abartmıyor musun?"

"Hayır, bir tanem. Abartmıyorum. O yüzden uyuyoruz. Tek kelime daha edersen öperim seni. "

Gözlerim istemsizce büyüdü. Hatta kahkaha attım.

Kalbim ise roket gibi atıyordu.

"Tamam, peki."

Yanağıma küçük bir öpücük kondurdu

Sonra başımı omzuna yasladı. O da kendi başını benim başıma yasladı. Uyumadan önce dudağımın kenarına ve burnuma küçük bit öpücük kondurduğunu hissettim ama tepki vermedim. Sadece nefes alışlarım değişti.

Hayatımı dört mevsime benzetsem:

Kışım, annemlerin ölümü ve çocukluğum,

Sonbaharım Toprak'ı bulmadan önceki zamanlarım,

İlkbaharım tam olarak şimdi yani Ateş Uras, Toprak ve ekip yanımda ama hâlâ

Yılan mafyası var. Yani tehlike geçmedi ama sevdiklerim yanımda.

Ve yazım hâlâ gelmedi umarım bir gün gelecek.

                         ...

Bölüm Sonu.

 

Biraz kısa oldu ama bu kadarını yetiştirdim ve daha fazla bekletmek için attım lütfen kusura bakmayın🥺

Tatile girince daha sık sık atacağımmm💗

Oy ve yorum bırakmayı unutmayın sevgiyle kalın🫂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 11.01.2026 11:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃 / ATEŞ VE BARUT (Askeri) / 64.BÖLÜM- Gün Batımı
𝐸𝓁𝒶𝓇𝒾𝓃
ATEŞ VE BARUT (Askeri)

47.34k Okunma

4.68k Oy

0 Takip
75
Bölümlü Kitap
❗Karakterler❗BAŞLAMADAN ÖNCEGİRİŞ- İntikam Ateşinin Başlangıcı2. BÖLÜM- Hadi Başlayalım3.BÖLÜM- İNTİKAM PLANI4.BÖLÜM- SONBAHAR KASVETİ5.BÖLÜM- Burada Neler oluyor?6.BÖLÜM- Burada Neler oluyor?-27.BÖLÜM- Köşeye sıkıştınız!8.BÖLÜM- Acemi Pilot9. BÖLÜM-Farklı hayatlar aynı acılar10.BÖLÜM- Pazar Kahvaltısı11.BÖLÜM- Şafak Vakti12.BÖLÜM- İHANET13.BÖLÜM- Bir Umut Olsa Bile14.BÖLÜM- Yeniden Başlıyorum15.BÖLÜM- Parti Sona Erdi16.BÖLÜM- Bir Yağmur Yağsa17.BÖLÜM- Neden baba?18.BÖLÜM- Geçmişin Kötü Hatırası19.BÖLÜM- Beni unuttu mu?20.BÖLÜM- Geç kalmak21. bölüm- Özür Dilerim-121. Bölüm- Özür dilerim-222.bölüm- İnat23.Bölüm- İşaretlenen Çocuklar24.Bölüm- Baskın25. Bölüm- Yağmuru hissetmek26.Bölüm- Hayata geç kalmakBarlas Kara27.Bölüm- Ateş Uras Nerede?28.bölüm- Görev29. BÖLÜM- Sürpriz30.BÖLÜM- Seni sevmiyorum30.BÖLÜM- Seni sevmiyorum-231.BÖLÜM-Sana Güvenmiyorum32.BÖLÜM- Eğlence günü-Sorularrr-33.BÖLÜM- Tehdit34.BÖLÜM-Köstebek kim?35.BÖLÜM- Çatışma36.BÖLÜM- Ben Güçlüyüm36. BÖLÜM- Ben Güçlüyüm-237.BÖLÜM- Kaçış38.BÖLÜM- Kırgınlık39.BÖLÜM- Uzaklık40. BÖLÜM- İçimizdeki Düşman41. BÖLÜM- Yeni Düşman42.BÖLÜM- Hayaletler ve Gölgeler43.BÖLÜM- Benzer Acılar44.BÖLÜM- Sırlar Açığa Çıkıyor45.BÖLÜM- SEZON FİNALİ46.BÖLÜM- Kartlar Yeniden Dağıtılıyor-ÖZEL BÖLÜM-47.BÖLÜM- Yeniden Bağlanan Hayatlar48.BÖLÜM- Bir Yolculuğun Sessiz Hazırlığı.49.BÖLÜM- Doğum Günü Sürprizi50.BÖLÜM- Bir Bakış Bin Soru51.BÖLÜM- Davet52. BÖLÜM- Kırık Bir Gurur, Suskun Bir Ceket53.BÖLÜM- Kırgınlığın Yankısı54. BÖLÜM- İtiraf55.BÖLÜM- Beklenmeyen Misafir56.BÖLÜM- Hediye57.BÖLÜM- Geri Dönüş58.BÖLÜM- Herkes gider mi?59.BÖLÜM- Son bakış60.BÖLÜM- İçimdeki çocuk61.BÖLÜM- Gerçeklerin Sessizliği62.BÖLÜM- Hastalık63.BÖLÜM- Tükenmek64.BÖLÜM- Gün Batımı65.BÖLÜM- Savaşçı66.BÖLÜM- Eşiğin Ötesi67.Bölüm- Lider
Hikayeyi Paylaş
Loading...