
Selamm ben geldimm🫂
Nasılsınız
Oy ve yorumlarınızı bekliyorumm ✨
Keyifli okumalarr💕
“Güç, öfkeyi yönetebildiğin an başlar.”
...
“Anlamadım? Kim öldürdü?”
Acı ile gülümsedi sonra kahkaha attı. Psikopat mıydı bu?
“Ben yaptım.” Büyük bir soğukkanlılıkla söylediğinde şok ile bakan bendim. Bizdik.
“Sen..." Diye soludum. " Sen mi yaptın?” dedim tutuk şekilde. Melih ve Bulut'a döndüm. Onlarda benim gibiydi. Kaşları çatık ve meraklı. Neden yaptı bunu?
Ediz gözlerinden geçen puslu ifadeyi dağıtarak yavaşça kafasını salladı.
“Neden yaptın?”
“Çünkü annem ve babamın bana ihanet edeceğini biliyordum. Amcam ile aynı şekilde onları öldürmek istedik, ben yaptım. O yapmak istedi ama yapamadı. Suçu onun üzerine attım. Ama cezalandırılan ben oldum.”
...
İnsanın herkesten her şeyi beklemesinin bu kadar önemli olduğunu idrak edebiliyordum. Aklımda binbir türlü düşünce vardı. Hiçbiri ile çıkar yol bulamamak yorucuydu. Arabadaydık. Bulut ve Melih önde ben arkadaydım. Ediz’i ise başka bir arabayla yani zırhlı araçlarla getirecektik. On artık korumak zorundaydık. Yardım edecekti. Şakaklarımı ovdum. Başım ağrıyordu. Aç ve uykusuzdum. Karargaha gelmiş ve arabadan hızlı adımlarla inmiştim. Başım dönüyordu. Biraz sendeledim ilk önce ama kendimi toparladım. İçeri girdim ve toplantı odası olarak kullandığımız alana yürüdüm yavaş yavaş. İyi olacaktı her şey. Başka çarem yoktu.
“Kıvılcım Hanım?” Arkamdaki sese döndüm. Siyah paltosu ve şaşkın bakışları ile Atilla Arman Kılıç’a baktım. Bu adamın derdi neydi? Beste’yi anlayabiliyordum bazen.
Çatılı kaşlarım ile ona doğru yürüdüm. Koridordaydı. Ellerini arkasında birleştirmişti.
“Efendim Sadri Bey?”
“Sizi görmek güzel. İyi misiniz? Hasta gibisiniz.”
“İyiyim. Siz niye geldiniz Beste bugün yok?”
Beste işaretlenen çocuklar ile uğraşıyordu ve bu adamın da muhtemelen haberi vardı ama ne işi vardı çözememiştim.
Omuz silkti. “Biliyorum.”
“O halde neden buradasınız?”
“Ateş’i getirdim.”
Göz devirdim. Bunlar hani iyi anlaşamıyordu şimdi birlik mi oldular. Bir tane akıllı da beni bulmuyordu.
“İyi halt yedin!” dedim sinirle. “Kimden izin aldınız ya siz? Beni çıldırtmak mı amacınız?”
“Sakin olun lütfen,” dedi koluma dokunarak. “Salak değilim, bir şeyler döndüğünü anlamıştım. İçeriye girmek için de bahanem oldu Ateş Uras. Yoksa neden getireyim onu benim bile başımı ağrıtıyor.”
Bahaneymiş. Ya sabır.
“Mafyalarla iş birliği yapmıyorum artık,” dedim yalandan sırıtarak.
“Aa niyeymiş o? İyi polis, kötü polis gibi mafyalarda iyi ve kötüye ayrılabilir.”
Mafyalar yalnızca filmlerde ve kitaplarda iyi olabilirdi. Onlar iyi değildi. Her ne kadar Atilla onlar kadar kötü şeyler yapmasa da o da kötüydü.
“Bu konuda tartışırsak sen kaybedersin,” dedim konuyu uzatmamak için.
Kafasını salladı. Ardından gözleri kapıya çevrildi. Dudaklarının kenarı kıvrılırken yüzündeki alaylı ifade kayboldu ve huzurlu bir ifadeye dönüştü. Merakla arkama dönüp baktım. Neye gülüyordu bu adam?
Beste ve yanında da bir kadın asker gördüğümde neye sevindiğini anladım. Beste oldukça yorgun bir ifadeyle kumral saçlarını at kuyruğu yaptı ve konuşmasını kesip açık yeşil gözlerini bize çevirdi. Bana bakarken gülümsedi bakışları Atilla’ya döndüğünde ise kaşları çatıldı kısa süre. Bize doğru ellerini arkasında birleştirerek geldi. Derin bir nefes aldı.
“Oo siz de mi buradaydınız Beste Hanım?” Atilla’nın sorusu ile ikimizin de bakışları ona döndü.
“Benim mekanım burası zaten, mafyacık bey. Asıl senin ne işin var burada?”
“Hava almaya geldim.”
“Kapalı alanda hava mı alıyorsunuz?”
“Evet,” dedi kayıtsızca. “Alamaz mıyım?”
Beste ona ters ters baktı ve cıkladı. “Hayır, defolup git.”
“Atilla ona ayıplar gibi bakıp bana döndü. Çenesiyle Beste’yi işaret etti.
“Görüyor musun? Çok insancıl bir kişilik değil mi?”
“Zaten öyleyim geri zekalı. İnsanlarla insan gibi konuşuyorum, hayvanlarla ise konuşmak bile gelmiyor içimden. Yani iki ayaklı hayvanlardan bahsediyorum yanlış anlaşılma olmasın.”
“Bana hayvan mı dedin?” Atilla gözlerini kısarak ona baktı. İşaret parmağı ile kendini işaret etti.
Beste bir adım daha attı ve çenesini dikleştirerek ona meydan okudu. “Evet dedim sorun mu var? Mafyasın diye korkayım mı senden?”
“Korkma canım. Isırmam,” dedi göz kırparak. Sonra etrafa baktı ve sırıttı. “Yani belki.”
Beste ona her an silahı çekecekmiş gibi baktığında aralarında girdim. Çok boş yapmaya başladılar. Yani izlemesi keyifliydi ama başımı ağrıttılar.
“Of, tamam yeter artık. Kesin şu saçmalığı!” diye bağırdım sinirle. İkisi birbirine sertçe bakarken ben daha fazla tahammül edemediğimden yanlarından geçtim ve toplantı odasına girdim.
Timimdeki çoğu kişi burdaydı. Barlas, Melih, Bulut, Duygu, Öykü... Ateş Uras neredeydi?
“Ateş nerede?” diye sordum Barlas’a.
“Gelir birazdan. İyi misin sen?” Yanına gittim ve sandalyeye oturdum bıkkınca.
“İyi değilim. Sinirliyim. Ya neden kimse beni dinlemiyor? Gelme dedim ona geldi. Of!”
“Sana yardım etmeye çalışıyor. Kötü bir şey değil ama iyi de değil. Ona çok yüklenme. Ediz meselesi ne oldu?”
“Amcası önemli. Kamil Cantürk ve albay ile bağlantılı ve anne ve babasını öldürmüş.”
“Ediz mi?” Kafamı salladım. “Evet.”
“Her neyse,” dedi sessizlikten sonra. “Şimdi ne yapacağız?”
“Düşünüyorum.”
“Peki,” dedi. Biraz sonra kapı aceleyle açıldı. Bir çift mavi gözle karşılaştı bakışlarımız. Kapıyı kapatıp bize ilerledi. Ona yapacaklarımdan haberi var mıydı bilmiyorum. Ama her şeyden habersiz rahatça önümde durdu. Ayağa kalkmadan yüzüne baktım.
“Hoş geldin,” dedi.
Cevap vermedim. Sustum ve dışarıyı işaret ettim. Burada ona bağıramazdım. O kadar öfkeliydim ki bir kaşık su da onu boğmak istiyordum.
O önden ilerledi ve bende peşinden ilerledim. Benim çalışma odama kadar sessizce yürüdü. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde ikimiz de sinirliydik. O benim aksime daha sakindi.
“Çok mu kızdın?”
“Sence?” diye sordum tersçe.
“Bak tamam emre itaatsizlik yaptım ama-”
“Yok ama! Ben ne diyorsam onu yapacaksın. Gelme dediysem gelmeyeceksin Anladın mı?” dedim işaret parmağımı yüzüne doğrulup. Yüzüme baktı ve derin bir nefes aldı.
“Tamam, bir daha olmaz.”
“Söz ver.”
“Söz. Ama sende bir söz ver bana. “
“Ne sözü?”
“Sende beni istemediğim şeylerle sınamayacaksın. Ben orada beklemek istemedim ve buraya geldim. Merak etme ayak bağı olmam, beni de korumakla uğraşmazsın.”
“Tamam. Benim emirlerime uyduğun sürece istediğine izin vereceğim.”
İkimizde sustuk ve gözlerimi kaçırdım. Ona kızgındım. Artık olan olmuştu ve daha fazla vakit kaybetmek istemiyordum.
“İyi misin sen?” diye sordu. Kafamı salladım.
Parmaklarımı çeneme dokundu nazikçe. Yüzüne bakmamı sağladı. Kafasını biraz eğmişti.
“Hasta falan mısın? Bir şeyler yedin mi”
Bugün doğru düzgün hiçbir şey yememiştim. O yüzden hâlsiz hissediyordum. Bu bir bahane değildi tabii. Görevdeydim ben.
“Aç değilim. Zaten önemli işlerim var.”
“Bir tanem, kendine dikkat etmelisin. Hiçbir savaş senden önemli değil. Bu sabah sana kendini de düşün demedim mi ben? Beni dinlemiyor musun?”
“Dinliyorum. Ama vaktim yok.”
“Herkese var ve sana yok mu? Hadi gel yemek yiye-”
“Olmaz dedim ya Ateş! Toplantı salonuna gidelim, hadi.”
Israrlarım ile zor da olsa ikna oldu ve kafasını salladı. Gitmeden önce kollarını belime sarıp sıkıca sardı bedenimi. Bende kafamı göğsüne yasladım. Bazen mola verilmeliydi. Haklıydı.
Toparlandıktan sonra odadan çıktık ve timin yanına gittim. Bahsettiğim kişi de yani Ediz Kara da buradaydı. Ve Ateş Uras ile ilk defa karşılaşacaktı.
Gözlerimi ona ardından anlamayarak bakan Ateş’e çevirdim. Bu kim der gibi baktı yüzüme.
Yanlarına gittiğimizde gülümsedim ve ikisini tanıştırdım.
“Ateş bu Ediz. Ediz bu da Ateş Uras. Timin pilotu.” Ediz kahverengi gözlerini Ateş’e çevirdi. Ateş de ona baktı ve elini tokalaşmak için uzattı. Ediz tutmadı ve göz devirdi. Amacı neydi bunun? Çok kibirliydi. Ateş ona dik dik baktıktan sonra elini indirmek yerine benim elimi sıkıca tuttu ve diğer eliyle de belimi sardı. Ben şok olmuş gibi onu izlerken o da Ediz’e üsten bir bakış attı.
“Kıvılcım komutanın sevgilisiyim ve memnun olmadım.”
“Bende olmadım. Seni tanıyorum. Adını duymadım ama az çok yüzünü anımsıyorum. Sen Kamil Cantürk’ün oğlu değil misin? Hizmetçi olan... Seni buraya niye getirdiler. Hain değil misin sen?”
Ateş Uras'ın bedeni gerildi. Elimi bırakmadı ama belimdeki ellerini çekti ve şimdi öfkeyle karşı karşıya geldiler. Ekiptekiler bile nefesini tutmuşken sağ çaprazımızda ellerinde çayla beraber burayı keyifle izleyen iki adama çevrildi bakışlarım. Melih ve Atilla. Atilla’nın bu odada ne işi vardı? Ayrıca bunlar niye bu kadar keyifliydi. Onlara ters ters baktığımı fark edince ciddiyete geri döndüler ve ben de önüme döndüm.
“Sen kimsin lan? Nereden biliyorsun o adamı? Bu kim Kıvılcım? Açıkla, yoksa öldürmek istiyorum.” Ateş gözlerini Ediz'e kilitlemişti resmen. Benim bile vücudum gerildi aralarındaki saçma gerilimden. Ateş'in koluna dokundum ve ikisine de baktım.
“Ateş sakin ol, bize yardım edecek biri o. Aklından saçma şeyler geçirme. Ayrıca ikiniz de bu tartışmayı kesin. Hemen!”
Ama ikisi de rekabet halinde gibi birbirine bakıyordu. Ateş burnundan soluyordu.
“Komutan, ne yapacağımı söyleyecek misin artık sıkıldım buradan ve insanlardan.”
“Siktir git o zaman!” diye bağırdı Ateş.
“Yok,” dedi Ediz sandalyeye oturarak. Geriye yaslandı ve Ateş’e baktı sırıtarak.
“Komutanla konuşacağımız şeyler var ve önemli.”
Ateş bana baktı ve kafamı salladım. “Ya sabır, git Barlas ile konuş. Kıvılcım'ın işi var.”
İşim mi vardı benim niye haberim yoktu?
“Ne işi var?”
“Yemek yiyecek. Senin yüzünden aç kaldı kadın. Hem sen söylesene nerden tanıyorsun o iti? Nereden tanıyorsun beni? Kimsin sen lan?”
“Ateş sakin ol.”
“Sakinim ben!”
“Birazdan volkan gibi patlayacak sakinim diyor,” dedi Melih ağzının içinde. Ateş ona ters ters bakınca sustu.
“Nereden tanışıyorsunuz siz?” diye sordu bu sefer bana bakarak.
“İşaretli ve kaçtı. Yakaladık ve bize yardım etmesi için anlaştık.”
“Vay be,” dedi. “Kaçak hem de. Neden kaçmış beyefendi sütümü az gelmiş?”
“Ateş,” dedim uyarır gibi. Ateş derin bir nefes aldı ve Ediz de ayağa kalktı.
“Ediz sen bir süre buralarda olacaksın. Bugün dinlenin yarın konuşalım. Ateş sende kendine gel ve emirlerime itaat et. Kavga etmeyi de kesin beni pişman etmeyin.” Sağ çaprazımdaki ikiliye baktım tekrar. “Atilla sende bir daha bu odaya girme, beni zor kullandırtma." Kimseden ses çıkmadı ve bende bağırdım teyit etmek için. " ANLADINIZ MI?” diye bağırdım. Öyle bağırdım ki ben bile kendimden korktum. Ama benim dediklerime uyacaklardı başka çareleri yoktu. Onaylayan mırıltıları duyunca kafamı salladım ve derin bir nefes verdim. Ateş'in gereksiz temasından da kurtulup ellerimi arkamda birleştirdim. Çenemi kaldırdım ve komutan kimliğine yeniden büründüm.
“Herkes nöbet yerlerine, Ediz’i odasına götürün. Ateş’i de revire. Atilla sen de çık dışarı!”
Emirlerime uydular kuzu kuzu ve bende rahat bir nefes aldım. Odada tek başıma kaldığımda rahatladım ve dışarı çıkıp kendime poğaça aldım ve kahve de içtim. Ardından Toprak ve Umut’u arayıp iyi olduklarını öğrendim. Aslı’yı da aradım ama ulaşamadım. Mesaj attığımda müsait olmadığını ve beni arayacağını söyleyince uzatmadım.
Zaten hiç haber vermeden gitmesine sinirliydim. Hayal kırıklığı yaşadım keşke söyleseydi.
Revire indiğimde Ateş Uras’ı yatakta uzanıp telefona bakarken buldum. Geldiğimi görünce bana baktı. Telefonu bıraktı ve arkasındaki yastığa yaslanarak oturur pozisyona geçti. Üzerindeki tişörtü çıkarmışlardı. Yaralarını görünce içim burkuldu ve gözlerim gözlerine tırmandı.
“Nasılsın?” dedim ayak ucuna oturarak.
“Sence?” dediğinde dejavu yaşamış gibi hissettim.
“Bende aynısından,” diye mırıldandım. “Yemek yedin mi?” diye sordu. Kafamı salladım. “İyi. Kıvılcım kafayı yiyeceğim o adamı gönderemez misin? Ben bundan aşırı sinir oldum.”
“Bende sevmiyorum ama çıkarlarımız var ve birlik olmalıyız. Yani üzgünüm. Uyum sağlasan ne olur?”
“Senin için denerim.”
Gülümsedim. “Teşekkür ederim.” Uzanıp yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Sonra diğerine de kondurdum. Mutlu dolu. Bende iyi hissettim. Aslında buraya gelmesi iyi olmuştu ama bunu ona söylemeyecektim.
“Gelsene yanıma,” dediğinde işaret ettiği yere baktım. Boşluk bırakmış ve sağa kaymıştı. Kafamı salladım ve yanına gittim. Yastığa yaslandım ve kafamı onun omzuna yasladım. O da elini belime koyarak iyice beni kendine yapıştırdı ve saçıma öpücük kondurdu.
“Uykum geldi,” dedim.
“Uyuyalım o halde. “
Battaniyeyi üzerimize çekti ve uyumadan önce burnuma ve dudağıma öpücük kondurdu. Uyku halinde olduğum için çok algılayamadım. Sonra arka döndüm ve o da belime elini koydu ve sırtım göğsüne yaslandı. Nefesini kulağımın dibinde hissettim. Huzurlu hissettim. Onun yanındayken hep huzurluydum.
“İyi geceler bebeğim.”
...
Sabah daha doğrusu daha horozlar bile ötmeden erkenden kalkmış ve timi toplamıştım. Herkes kahvaltısını ediyordu sakin sakin ve bende tepelerinde onları izliyordum. Ateş hala revirdeydi ve Ediz ise hala odasındaydı. Bu şimdilik iyiydi. Askerler sohbet ediyor, bazıları hala ayakta uyuyordu. Yemekhaneden mis gibi kokular geliyordu. Kahvaltı yapmayı sevmesem de bende bir şeyler yemiştim. Barlas da yanımdaydı ama aklı çok uzaklarda gibiydi. Aslı da... Aslı beni hala aramayınca kendimi kötü hissettim. Barlas'a geliyorum deyip ilerledim bahçeye doğru. Banklardan birine oturdum. Ellerimi montumun cebine soktum. Saçlarımı salık bırakmıştım. Taramıştım ama ince telli olduklarından yine bir şekilde dolaştılar. Benim içim gibi karmakarışıklardı. Gözlerimi etrafa çevirdim. Serindi hava. Rüzgâr, saçlarımı iyice karıştırdı ama bunu sorun etmedim.
Cebimden telefonumu çıkardım. Aslı'yı aramak istedim. Saat yediye geliyordu uyanık mıydı bilmiyordum. Yine de aradım. Biraz sonra açıldığında şaşırdım.
"Kıvılcım? Ne oldu bu saatte?" Sesi oldukça uykuluydu. Hatta şuan gözlerinin kapalı olduğuna bile emindim. Hafifçe gülümsedim.
"Nasılsın canım?"
"İyiyim... iyiyim de sen nasılsın? Bana çok kızgın mısın?"
"İyiyim. Siz iyi olun da. Kızgın da değilim, kırgınım. Gittiğin için değil, bana haber vermediğin için." Nefes aldım. Üşümüştüm.
"Özür dilerim, affet beni. Ben... Yani her şey aceleyle oldu. İnan haber veremedim."
"Sorun değil. İyi mi orası bir sorunun var mı?"
"Yok, her şey yolunda. Senin aklın bende kalmasın asıl siz iyi misiniz? Barlas iyi mi?"
"Bunu neden ona sormuyorsun?"
"Çünkü benimle konuşmak istemiyor. Aradım ama açmadı."
Barlas bir şeye çok üzüldüğünde veya karşısındaki kişiyi kırmak istemediğinde içine çekilir. O yüzden bu normaldi Ama o bilmiyordu.
"Meşgul, ben ona çok iş veriyorum seni üzdüğü için. Bugün ona seni aramasını söylerim. Merak etme canım. Yoksa seni çok seviyor o neden konuşmasın?" Kapıdan dışarı çıkan Barlas'a çevrildi bakışlarım. Gülümsedim. Ona elimle 'gel gel' işareti yaptım. Fırsat ayağıma gelmişti hem de kendi ayakları ile.
Barlas anlamsızca baktı bana. Ardından dediğimi yaparak yanıma geldi ve bankın köşesine oturdu. Aslı'nın dediklerini duydum ama anlamadım. Barlas'a verdim elimdeki telefonu birden. Kalakaldı ve kim olduğuna baktı. Ardından gözlerini kocaman açarak ani bir hareketle telefonu bana yeniden verdi. "Kıvılcım orda mısın?"
Barlas'a baktım gözlerimi büyüterek. Elimdeki siyah kılıflı telefon resmen bir bombaydı ve hangimiz elimizde tutsak patlayacaktı. Aslı bana defalarca kez seslendi ama aramızdaki boğuşmadan onu duyamadım. Ardından üçüncü bir el aramızdaki telefonu aldı. İkimizde alan kişiye öfkeyle baktık. Ateş Uras almıştı sırıtarak. Telefonu kulağına yasladı ve Aslı'ya cevap verdi. Barlas bana ters ters bakıyordu, neredeyse beni öldürecekti. Omuz silkip saçlarımı savurdum. Sanki o abimdi ve bende onu sinirlendirmiştim gibiydi. Güzel bir histi ama yanlış zamandı. Ateş ikimize bakarak Aslı ile konuştu.
"Nasılsın Aslı? Allah daha çok iyilik versin bende iyiyim. Herkes iyi evet. Ha Kıvılcım mı? O da yanımda şuan telefonunun ayarları bozulmuştu da ondan cevap veremedi. Yanımda seni çok özleyen biri daha var aslında," dediğinde sırıtıyordu. Barlas kafasını iki yana sallayıp eliyle git yaptı ve sonra Ateş kocaman sırıtınca bu sefer çarpı işareti yaparak gitmeye çalıştı. "Barlas gelsene," dediğinde Barlas arkası dönük şekilde dondu. Omuzlarına bakarak kendini kastığını anladım. Derin bir nefes aldı. Ama kafasını çevirmedi.
Ateş hoparlöre aldı aramayı. Aslı'nın sesini artık üçümüzde duyuyorduk.
"Barlas mı? O da mı orada?" Sesindeki heyecanı hissettiğimde gülümsedim.
"Burada ama utanıyor yeni gelin gibi," dedi Ateş kahkaha atarak. Barlas da pes etti. Özlemişti sesini. Dayanamadı.
Ateş'in elinden telefonu aldı. Ateş bana bakıp göz kırptığında gülümsedim. Barlas Ateş'e ters ters baktı ardından gözlerini kapatıp nefes verdi ve konuştu nihayet.
"Buradayım." Onlar yalnız konuşsun diye biz yeniden içeri girdik. Kendi aramızda Barlas' taklit ediyor ve alay ediyorduk. Ateş kolunu omzuma atmıştı. Gelmeden önce üzerine rastgele siyah bir kazak ve ve altına da lacivert bir pantolon giymişti. Hoş görünüyordu.
Timin olduğu toplantı odasına girdik. Ediz de içerideydi. Ateş ağzının içinde bir küfür savurup göz devirdi. Ona baktığımdan az önceki hareketine ters olarak güldü ve yanağımdan makas aldı göz kırparak. "Bende seni seviyorum bir tanem."
Gözlerimi ondan çektim ve ondan uzaklaşarak time baktım. Hepsi bakıyordu bana. Ediz önündeki bilgisayardan gözlerini çekti.
"Napıyorsunuz? Bir şey buldunuz mu?" diye sordum gergince. Ediz'in bilgisayarda baktığı yere baktım. Ateş de yanımızda bitti. O da benim gibi merakla baktı.
"Ne buldun çakma hacker?" diye sordu alayla. Ediz kafasını kaldırıp dibindeki Ateş'e yandan yandan baktı ve "Fesuphanallah," diye mırıldandı.
"Önemli bir sorunumuz var, komutan," dedi bana bakarak. Devam et der gibi başımı salladım. Ne sorunu vardı?
Yeniden ekrana baktı ve hızlı bir şekilde bir şeyler tuşladı. Hızına yetişemedim.
"Şimdi sizin bu askeriye de bir hacker daha var. Yani bir köstebek?" dediğinde şaşkınca baktım. İhanet mi? Yine mi? Gözlerimi kapatıp açtım başıma ağrılar girdi. Ateş yerinde kıpırdandı. "Ee ona alıştık zaten? Kim bu seferki? Ad ver," dedi.
Cıkladı Ediz. Ağzında sakız vardı. Üzerinde ise eşofman takımı vardı kenarlarında üç düz şeritler olan.
"Veremem, bu kişi her kimse bir yapı tarafından fena korunuyor. Sizin bazı telsiz kayıtları, belgeler vs var burada. Aktarmış yani. Saman altından su yürütmüş. Ama sanırım artık yok. Yani son bir ay içinde aktarım yok."
"Ölmüş mü?"
"Allah bilir. Şanslısınız ki ben varım. Onu sistemden çıkarır ve banlarım."
"Sorun değilmiş o zaman? Niye insanların yüreğini hoplatıyorsun lan?"
"Sen bir sus, komutanla konuşuyorum."
"Gel bir de benle konuş!"
"Seninle konuşacak kadar kıymetli değilsin? Olmayan pilot, yesinler senin pilotluğunu. "
İkisi yeniden tartışacak gibi oldu ama içeriye Barlas girdi. O onları düzeltir diye sevinirken içeriye bir hışımla girmesi ve telefonu hınçla elime bırakıp Ediz ve Ateş'in ortasına girmesi ve Ateş'e yumruk atması bir oldu. Nefesimi tutarken, Ateş bir anda geriye doğru savruldu. Arkasındaki sandalyelerin bazıları düştü ama Ateş dengesini ayarladı son anda. Kalbim ağzıma gelmişti. Gözlerim irice açılmış, olan biteni izliyordum. Donmuştum sanki. Ateş olayın şoku ile duraksadı, Ediz sırıttı keyifle. Ben ve tim ise donmuştu. Kimse bunu beklemiyordu. Ben bile. Elimi ağzıma götürdüm stresle. Ne yapacaktım şimdi? Ateş Uras kendine geldiğinde çarpık bir şekilde gülümsedi ve ağzındaki kanı sildi. Şimdi o da rahat ve sakin görünse de biraz patlayacaktı ve ameliyattan yeni çıkmıştı.
"LAN PİÇ SANA KİM BENİM HAYATIMA KARIŞMA HAKKI VERİYOR? SEN KİMSİN?" diye bağırdı Barlas. Şu ana kadar duyduğum en gür sesiydi bu.
Ateş suskun kaldı. Melih araya girmek isterken Ateş elini kaldırarak onu durdurdu. "Sen az önce bana yumruk attın değil mi?"
"Sorun bu mu sence kanka?" diye sordu Ediz sakızını patlatarak.
"Dili olan konuşmasın lütfen," dedi Ateş ona yandan bakış atarak. Ardından Barlas'a baktı. "Ne sorunun var senin? Hangi hakla bana vuruyorsun lan sen?"
Barlas sırıttı bu sefer. "Benim direkt seninle şahsi sorunum var. Hayatımdan uzak dur. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyor muyum lan?" Dişlerini sıkarak konuşuyordu. Ne yapıyordu ki Ateş?
"Ne yapıyorum?"
"Sen Kıvılcım'ı hak etmiyorsun! Ayrıca eğer Aslı ile bundan sonra göz göze bile gelirsen senin-"
"Kıskançlık mıydı yani? Telefonla sadece hal hatır sorduğum için mi bu mesele?" diye kesti sözünü Barlas'ın. Ardından beklenmedik şekilde o da vurdu Barlas'a sertçe. Kemik sesini duyunca ürperdim. Aralarına girmek isterken ikisi arasında bir boğuşma oldu. Melih, Bulut ve birkaç erkek asker de ayırmak için uğraştı ama yapamadı. Çok öfkeliydiler. Kendimi ilk defa yetersiz hissettim. Kirpiklerime kadar titredi.
"YETER!" diye bağırdım ama beni duyan yoktu. "ATEŞ!" Dedim tüm gücümle.
"BARLAS!" diye bağırdım yine. Duymadılar. Yumruklar havada uçuyor, kan ter ve gözyaşı hüküm sürüyordu. Gözlerim oldu. Aşık olduğum adam ve abim bildiğim adamın kavgasında kim haklı diye düşünemedim bile. Kimseyi de tutmuyordum. Sözlerimin ve emirlerimin onlar için hükmü yok gibiydi. Komutan diyordum kendime daha iki adamı ayıramazken. Gücüm yetmedi.
Kapıda dikilen biri olduğunu göz yaşlarımı silerken çekip gitmek için adımlarken fark ettim. Kimse etmedi çünkü odakları iki adamdaydı. Güç kavgasındaydı. Kırklı yaşlarda bir adam vardı. İki elini arkasında birleştirmiş kaşları çatık ve bakışlarındaki anlamsız soğukluk ile etrafı izliyordu. Kimdi bu adam? Ne işi vardı burada? Üzerindeki kıyafete baktım. Albayın üniforması ile aynıydı. Gözlerim pörtledi. Üzerindeki isme baktım. O beni daha fark etmemişti.
Kapının eşiğinde duruyordu.
Sanki içeri girmemişti de içeriye çoktan hâkim olmuştu.
Albay Karan Ardıç.
Adını zihnimde fısıldadım ama sesim çıkmadı. Üniforması kusursuzdu. Kamuflajının çizgileri bile sert görünüyordu. Omzundaki üç yıldız sabah ışığında metal gibi parladı. Göğsündeki rozetler sessiz birer hikâye gibiydi. Hiçbiri gösteriş için değil, hepsi kazanılmış.
Elinde beresi vardı. Tutan elinde en ufak bir gevşeme yoktu.
Botlarının tabanı zemine bastığında çıkan ses yankılanmadı bile. Çünkü odaya girdiği an herkesin iç sesi susmuştu zaten.
Simsiyah gözleri vardı, saçları da aynı şekilde gecenin rengine bürünmüştü.
İlk oraya takıldım.
Ne öfke vardı ne şaşkınlık. Sadece ölçen, tartan, kaydeden bir bakış. Bir saniyede ortamın nabzını tuttu.
Benim üzerimde bir saniye fazla durdu.
O bir saniye bir rapor kadar uzundu.
Omuzlarımı dikleştirdim. Çenemi kaldırdım. İçimdeki kaosu yüzüme taşımamaya çalıştım. “Komutanım” demek için dudaklarım aralandı ama boğazımda bir düğüm vardı. Çünkü ilk kez kendimi gerçekten sorgulanıyormuş gibi hissettim.
Sadece yaptıklarım değil.
Liderliğim.
Kararlarım.
Kontrolüm.
Odaya girmedi hemen. Eşiğin tam ortasında durdu. Sanki “Bu sınırı kim aşmış?” diye bakıyordu.
Bir an için çocuk gibi hissettim.
Yakalanmış gibi.
Oysa ben komutandım. Utançla kendimi saklamak istedim.
Ateş ve Barlas’ın solukları hâlâ sertti ama artık kimse hareket etmiyordu. Ediz’in sakızı bile durdu. İşte o an anladım… Bu adam bağırmadan da düzen kurabiliyordu.
Bakışları tekrar bana döndü.
Yüzbaşı.
Tek kelime. Ama bir hitap değil, bir ölçüydü.
O kelimenin içinde soru vardı.
Hayal kırıklığı vardı.
Ve tuhaf bir şekilde beklenti de vardı.
Kalbim hızlandı. Ama dışarıdan belli olmadı. Belli olmamalıydı.
Onun karşısında zayıflık lüks değildi.
Yine de içimde bir yer… onaylanmak istedi.
Bu beni daha da sinirlendirdi.
Ben kimsenin onayına ihtiyaç duymamalıydım.
Ama o adamın bakışında… bir baba figürü gibi, bir sınav komisyonu gibi, bir kader gibi bir şey vardı. Sanki “Şimdi gerçek liderliğini göreceğim” diyordu.
Nefes aldım.
Daha yavaş.
Daha kontrollü.
“Komutanım,” dedim sonunda. Sesim titremedi. Ama içimdeki o küçük kırılma yerini o an hissettim.
Çünkü o kapıda duran adam sadece bir albay değildi.
O an benim yetersizlik korkumun somut hâliydi.
Ve ilk kez, gerçekten hazır olup olmadığımı kendime sordum.
Bu adam yeni gelen Albaydı...
...
Bölüm Sonu.
...
Nasıldı sizce?
Barlas ve Ateşin kavgası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Peki ya yeni gelen albay?
İki bölümdür olaylar kesilmedi ve yeni karakterler de... Neysee.
Sevgiyle kalın✨😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 47.34k Okunma |
4.68k Oy |
0 Takip |
75 Bölümlü Kitap |