
Bölüme geçmeden önce, bu bölüm diğer bölümlerden bağımsızdır. Ki okurken bu karakter böyle değildi. Diyebilirsiniz. Ama ben bu şekilde daha iyi olacağından keyifli bir bölüm yazmak istedim. Umarım okurken gülümsemeniz yüzünüzden ayrılamaz. Keyifli okumalar :).
Sert esen rüzgarın çıkardığı uğultulu ses kulaklara ilişirken genç kadının yattığı odanın camına küçük dal parçaların çarpış sesleri de eşlik ediyordu.
İstanbul’un her yeri karlarla kaplanmışken, soğukluğu kemikleri donduracak kadar güçlüydü.
Yılbaşına az bir zaman kalmışken herkes bu karlı havanın keyfini çıkarmak istiyordu.
Genç kadın evinde huzurla uyurken genç adam her zaman yaptığı gibi çoktan soluğu genç kadının bahçesinde almıştı. Elindeki ufak taşı genç kadının camına atarken duysa da uyumaya devam edeceğini biliyordu.
Uykucu bir sevdiği vardı.
Bulduğu her noktada mışıl mışıl uyurken en çok omzunda uyumayı severdi. Eh onun canına minneti gerçi. Kokusu her daim yanındaydı…
Birkaç kez taş atsa da uyanmayan genç kadınla sıkın bir nefes verdi. “Ula zalimin kizu ha bir kez uyansan şaşridum.”
Mesleği askerlik olmasa da çocukluğundan beri aldığı eğitimler sayesinde iri vücudu olan genç adam tırmanmakta da fena değildi.
Sevdiğine yaklaştırmayan Demirhan erkekleri olunca tırmanmakta oldukça iyiydi bu yüzden.
Her zaman yaptığı gibi sevdiğinin balkonuma tırmanan genç adam cebindeki balkon anahtarını yokladı. Yüzünde gülümseme oluşurken “Yine alacağum soluğu yanunda yarum.” Dedi.
Lakin balkon kapısına dokunduğu anda açılmasıyla sıkın bir nefes verdi. “Ha bir kere da, bir kere! Ula bir kere kapatmayı unutma be kizum! Ula bir tarafi donacak ama yine unatayi kapamayi.”
Yine de canını sıkmamaya özen göstererek içeri girmeden önce ayakkabılarını çıkarırdı. Zalimin kızı ayakkabıyla girdiğini görürse ha bu balkondan atardı kendisini.
Yapmışlığı da vardı.
Sanki hiç ayakkabıyla balkona tırmanmış gibi içeri girdi. Girmesiyle perdeye takılan genç adam sinirli bir soluk vererek zorda olsa perdeden kurtuldu. Sevdiğine kavuşturmayan her engelden nefret ediyordu.
İçeriye girdiği anda burnuna dolan her yere işlemiş çiçek kokusunu içine çekti. Ne güzel kokuyordu bu çiçekler. Eh birazda kaynağına mı gitseydi?
Arkasından balkon kapısını kapatırken, yüzünde her zamanki gülümsemesiyle yatakta mışıl mışıl uyuyan sevdiğine baktı.
Gerçi biraz deli yayıyordu ama olsun.
Yorgan çoktan yerle buluşmuş, saçları dağılmış, üstündeki tişört çoktan katlanmış, bir eli yatağın dışında diğeri içinde düz bir şekilde yarıyordu.
Yanakları ise soğuğun rüzgarından kızarmıştı her daim olduğu gibi.
Gülümseyerek başını iki yana salladı genç adam.
Şimdi ısıracaktı o yanakları! Böyle tatlı olunmazdı ki.
Hızla genç kadının yanına gidip üstünü düzeltti, yanına kıvrıldı. Biliyordu ki birkaç dakika sonra sevdiği kokusunu duyumsadığı anda uyanacaktı. Şimdi sadece derin uyuyordu.
Genç kadın göğsünde uyurken o saçlarının kokusunu içine çekerek, saçlarıyla oynuyordu. Her bir saç telini sayarken hiç sıkılmıyordu. Sayısının 120.021 olduğunu düşünüyordu.
Sevdiği her saçını taradığında bu sayı asalsa da genç adam kadınların kullandığı antin kuntin olan kremlerden almış saçları özellikle kopmasın diye uğraşmıştı.
Bir kere o saçlar sadece sevdiğinin olmadığından koruması gerekiyordu. Yoksa saçları gidecekti! Bu kesinlikle kabul edilemezdi.
Aradan tam yarım saat geçerken genç kadının gözleri ağır ağır açılmaya başlamıştı.
Belki biraz uzun sürmüştü uyanması ama aldığı deniz kokusu uyanmasını istememesine sebep olmuştu.
Gözleri açılan sevdiğini gören genç adam gülümsedi. Saçlarından öperken sıkıca sarıldı. “Uyanış mı benim yarim?”
Sesindeki keyifli nahif ton dikkat çekiciydi.
Genç kadın gülümseyerek genç adama sarılırken. Çenesini göğsüne yasladı. “Uyandım ama uyumak daha cazip geliyor. Hele de senin kokun yanımdayken.”
Sevdiğinin uyku mahmurluğu sesi bile güzel geliyordu genç adama. Yüzünü yalandan kızgın ifadeye sokarken “Ha ba gerek yok diyirsun yani? Kokum olsun yeter ha Asel hanum?” Demişti.
Genç kadın, genç adamın bu hallerine o kadar alışmıştı ki kahkaha atmadan duramadı. Elini siyah saçlara atarak çekiştirdiğinde “Saçmalama Eye!” Demişti.
Genç adam kahkaha atan sevdiğiyle kalbinin eridiğini hissederken ne yapacağını bilemez haldeydi. Her seferinde kahkahasına dalıyordu, gözlerine, saçlarına tatlı tatlı konuşmasına daldığı gibi.
O sevdiğinin her şeyine dalıyordu.
”Ula vicdansizun kizu.” Derin bir iç çekti “Nede güzel güleyu.” Dedi.
İki sevdalı güzelce vakit geçirirken kapı aniden açılmıştı.
”Lan babası ayrı, abisi ayrı, kendisi ayrı it. Ne işin var kızımın odasında yine!” Diyen Azat Demirhan’ın sesi yankılanırken genç kadın alışık olduğu sahneye bakıyordu.
Usulca yerinden kalkarken genç adamın bir anlık dikkatsizliğinden faydalanmıştı.
Genç adam kollarından giden sevdiğine mi üzülse, babasına hep yakalandığı gibi mi yakalandığına yansa? Hiç bilmiyordu.
Usulca yatağın üzerinden kalktı. “Babacuğum, nedeye kalkayrum? Ha yakunda evleneceğuz ya.”
Bilerek kayınbabasının damarına basıyırdu.
Azat kendisiyle böyle konuşan adama kızgınca baktı. “Bana baba deme eşek herif.” yanına geldiği gibi ensesinden tutu “Yürü it oğlu it. Seninle sonra konuşacağız.” Dedi.
Genç adam daha ne olduğunu anlamadan kapı dışarı edilirken genç kadın arkalarından kahkaha atıyordu.
Bu artık klasikleşmişti.
Keyifli ifadesini bozmadan üzeri için kıyafet seçmeye başlamıştı ki, açık kapının nazikçe tıklatıldığını duydu. Bakışları o yöne dönerken annesinin “Gelebilir miyim kızım?” Diyen sesiyle gülümsedi. “Gel tabi melek annem.”
Melek kızının yanına girdiğinde savaş alanı odasına baktı. Derin bir iç çekerken kollarını birbirine doladı. “Yine kavga ettiler Demir’le Azat değil mi kızım?” Dedi bildiği halde.
Genç kadın tekrar kahkaha atarken “Evet anne. Çocukluğumuzdaki gibi hiç değişmedi.” Dedi.
İkisinin de yüzünde gülümseme sabit kaldı. Azat hep ikisini birlikte uyurken yakalıyordu. Her seferinde çıldırdığından genç adam sürekli kapı dışarı ediliyordu.
Kız babası olmak kolay değildi.
Azat’da bu yüzden oldukça sınanıyordu.
Melek kızının yanında durup “Kıyafet seçmende yardım etmemi ister misin kızım?” Diye sordu.
Genç kadın başını salladı “Evet.” Dedi.
İki kadın kıyafet seçerken aşağıda her zamanki durum vardı.
”Bana bak Timuçin. Oğlunu kızımın yanından al artık. Ulan her sabah kızımın yanında alıyor bu it herif soluğu.” Diye kızmaya çoktan başlamıştı Azat.
Genç adam umursamazca koltukta otururken, Timuçin Azat’a alayla baktı. “Sana dedim dünürüm. Evlendirelim bitsin işte.”
Genç adam ilk kez parıldayan gözlerle onlara baktı. Hele bir evet dese Azat hemen nikah kıymazsa şerefsizdi.
Azat koltuğun yastığını kaptığı gibi Timuçin’in suratına attı. “Ulan Timuçin asanımı bozma benim! Ne evlenmesi bu yaşta? Çocuk daha onlar.”
Begüm salona girerken “Küçülsünde cebime girsin ağabey. Kız okulu da bitirdi ya hani. Eh yakında içe de başlayacak. Evlenmesinden doğal ne var…” derken kendisine öldürücü bakışlarla bakan erkekler yüzünden sözleri tamamlanmamıştı.
Henüz ölmek için çok gençti.
Timuçin heycanla öne atılıp “Ha doğru duysun Begüm bacım. Evlendurek ha bu çocuklari Azat’um?” Dedi.
Azat burnundan solurken Yalın “Yok öyle Timuçin amca. Ben kız kardeşimi vermem kimseye.” Dedi. Genç adam öldürücü bakışlarıyla ona bakarken sırıttı. “Hem ne demişler bir kızı bin kişi ister hiç biri alamaz.”
Arat kardeşinin omzuna elini atıp kendisine çekti. “Ha benim kardeşim ilk kez doğruyu söylüyor. Şaşırtıcı bunu not alsak iyi olur.”
Yalın göz devirirken Koray Arsen göz devirdi. “Şunu unutmayın. Ben ikizi olarak kiminle olursa benide alır. Eh ikiz olmak bunu gerektirir.” Dediğinde Alpaslan “Cinsiyetini mi değiştirmeye karar verdin Koray’ım? Ha öyleyse tanıdık doktorlarım var.” Diyerek göz kırpmıştı.
Koray’ın yüzü kızarırken “Ne alaka Alpaslan ağabey! Ben benimde onlarla yaşayacağımı, gezeceğimi söylüyorum. İkizler nasıl ayrılsın?” Kalbini gösterip dudak büzdü “Ha bu kalp dayanur mu uşağum?” Dedi.
Koray’ın şivesine diğerleri gülerken iki kadın çoktan merdivenleri bitirmişti. Melek eşinin yanına geçerken “Neye gülüyorsunuz bakalım siz öyle?” Demişti.
Azat karısını hiç vakit kaybetmeden kendisine çekerken saçlarından öptü. “Mis mi benim karım? Nasıl böyle güzel kokabilirsin hatun.”
Melek kızarırken bakışlarını kaçırmıştı kocasından. Cilveli bir edayla göğüsüne vurdu kocasının. “Yaa Azat çocukların yanında ne yapıyorsun?”
Azat’ın gülümsemesi büyürken kızının çoktan el oğluna gittini görmesiyle yüzü taş kesildi. Maşallah el oğlu da vakit kaybetmeden kızını almıştı kolları arasına!
Neyseki imdadına kapıdan giren ağabeyi yetişmişti.
”Nerde benim yeğenim?” Diyen Polat’ın sesini duyduğu anda genç adamın kollarından ayrılmıştı genç kadın.
Hiç şüphesiz Polat amcasına olan bağı çok farklıydı.
Polat kollarına gelen yeğenine sıkıca sarılırken saçlarını defalarca öpmüştü. “Oy benim narin yeğenim. Ne güzel olmuşsun sen böyle.”
Genç kadın amcasının dedikleriyle çoktan erimişken çalışan kadının “Masa hazır efendim.” Demesiyle karnı guruldamıştı.
Herkesi gülme alırken Polat “Haydin doyuralım bu küçük göbeği.” Demiş yeğenini aldığı gibi yemek odasının yolunu tutmuştu.
Her kes sabit yerine geçerken genç kadın tabi ki en büyük ağabeyinin çaprazındaki yere geçiyordu. Ama o olmadığından babası onu bir anda sağ tarafına oturttmuştu. Karşısında annesi varken yanına ikizi oturacaktı ki genç adam hızla kapmıştı. “Kusura bakma Koray’ım. Asel’imin yanı bana rezerve.” Diyip göz kırpmıştı.
Koray Demir’E göz devirip “Hiç kusura bakmadım ağabey emin ol.” Diyerek onun yanına geçimti.
Azat ağzının içinden “Puşta bak kızım nereye giderse peşinde.” Demişti.
Melek kocasına “Bir şey mi dedin hayatım?” Dediğinde Azat gülümsedi. “Ne güzel bir kahvaltı dedim hayatım.”
Cânâ her zamanki gibi neşeli kahvaltıyla gülümsedi. “Acaba… Kayak tatiline mi gitsek? Hem eğlenceli olabilir yılbaşı içinde.” Dediğinde
Herkesin odak noktası dedikleri olurken kadınlar “Ne güzel olurdu.” Demiş erkekler de onaylamıştı.
Eğlenceli olabilirdi.
*
Tatil günü çoktan gelmişti. Herkes arabalara binerken genç adam etrafı kolaçan ediyordu. “Güzel.” Diye mırıldandı. Asel’in kolundan tutuğu gibi çekiştirmeye başladı. “ Azat baba bakmadığına göre benimlesiniz matmazel.”
Genç kadın daha ne olduğunu anlamadan araca binmişti. Ardından vakit kaybetmeden genç adam şöför koltuğuna oturmuş, genç kadınında kendisininde kemerini bağlamıştı. Sırf hava olsun diye taktığı güneş gözlükleriyle “Uçuşa hazır mıyız Çiçek hanım?” Demiş, sevdiğine yandan bakış atmıştı.
Genç kadın gülmemek için kendisini tutarken iki eliyle onay işareti yaptı. “Her daim kaptan!”
Genç adam sevdiğinin neşeli sesiyle çoktan aracı çalıştırmış, yola koyulmuştu.
Tabi arkasında sinirli birkaç boğa bıraktığının farkındalığıyla.
Uludağ- Bursa’ya geldiklerinde
Dağın yamacına yerleşmiş, geniş ve heybetli bir yapı vardı. Çok yüksek değil ama yatay ve geniş, sanki dağın bir parçasıymış gibiydi. Çatısı eğimli ve çoğu zaman kalın kar tabakasıyla örtülüydü.
Genç kadının aklına bir an izlediği çizgifilm elsa gelmişti.
Otelin tarafına geldiklerinde; Doğal tonlar hâkim: koyu kahve, taş grisi, ahşap dokular, alt katlarda taş kaplama, üst katlarda ahşap balkonlar vardı. Balkon korkuluklarında koyu renkli, kar tutmuştu.
Pencereler büyük ve geniş; geceleri içeriden sıcak sarı ışıklar taşarken, bu ışıklar, soğuk ve beyaz karın içinde oteli sıcacık bir sığınak gibi gösteriyordu.
İnsanın bakarken bile içini ısıtıyordu.
Araçı otelin girişinde durduran genç adamla, otelin önünde karla kaplı çam ağaçlarını fark etmişti. Girişte ise fener tarzı ışıklar vardı.
Cennette gibiydi!
Genç adam yanında gözleri ışık ışık sevdiğine baktı. Bu otelin seçilmesinde en büyük neden eğlenceli bir yer olmasıydı.
“Hadi gidelim.” Diyerek kapıdan çıktığında, diğer tarafa gidip sevdiğinin kapısını açtım elini uzattı. “Çiçek hanım bana eşlik eder misiniz?”
Genç kadın zarifçe gülümseyip “Elbette Deniz çocuk.” Dediğinde genç adam gülümsedi.
Bakışlar etrafta tekrar gezdiğinde dışarıda ışıklarla süslenmiş çam ağaçları, kapı önünde dev yılbaşı ağacı, camlardan görünen hareketli lobiler
Resmen hayal dünyasında olduğunuzu düşündüren bir yerdi.
Zemine bastıkları anda çıkan o karın sesi, ve ayak izi adeta görsel şölendi. Etrafından birkaç insan kayak ekipmanlarını taşıyorken genç kadın gözlerini ekipmanlardan alamıyordu.
”Ege bizde yapalım.” Heyecanla söylediği kelimelere genç adam gülümsemiş, sevdiğini kolunun altına alıp saçlarını kapatan şapkaya ters bakış atıp öpmüştü. “İstemen yeter çiçek hanım.”
Elindeki anahtarı valeye atarak, valizler için işaret vermişti.
İki sevdalı içeri girdiklerinde ilk ılık bir hava yüzülerine çarparken, hafif bir odun ve kahve kokusu gelir gibi olmuştu.
Bu kolu bile insanın sıcak bir kahve içmesini istemesine sebep oluyordu.
Dışarının beyaz sessizliği bir anda insan uğultusuna ve müziğe dönüşmüştü.
Ortada dev bir şömine ya da şömine hissi veren dekor vardı. Gerçek gibiydi veya gerçekten gerçekti.
Koyu ahşap kolonlar, taş duvar detayları, büyük koltuklar, deri veya kadife dokular, tavandan sarkan sarı ışıklı avizeler. Her şey dağ evi ama lüks hissi veriyordu.
İnsanlar valizle, kayak çantasıyla girip çıkarken, Kimisi lobide sıcak şarap içiyor, kimisi check-in sırasını bekliyor, gülüşmeler, fotoğraf çekenler, çocuk sesleri, lobi dolu ve hareketliydi.
Lobinin bir köşesinde check-in sırası yani bileklik takılan yer vardı.
Resepsiyon bankosu (uzun, ahşap, arkasında oda anahtarları/ekranlar) vardı.
Genç adam sevdiğinin elinden tutup yanına çektiğinde “Hadi odamızı öğrenelim.” Dedi.
Görevlilerin yanına geldiklerinde görevli “Hoş geldiniz efendim.”
İki genç gülümseyip “Hoş bulduk” dediklerinde görevli “Adınız ve kimliğiniz alabilir miyim?” Diye sormuştu.
İki genç kimliğini uzatırken adlarını da söylemişlerdi. Genç adam iç çekerken “Ah ah keşke nikah için sorsalardı.” Demeden edememişti.
Görevli onların bu haline gülerken genç kadın kızarmış yüzünü eğmiş, genç adamı cimciklemişti. Dişlerinin arasından “Demir!” Demeyi de ihmal etmemişti.
Genç adam acıyan yerinin tutarken “Demir’de olduk iyi mi.” Diye homurdanıyordu.
Görevli işlemleri hallettiğinde bileklikler gelmişti. Sırayla İkisininde bileğine yılbaşı temalı renkli kumaş bilekliklerinden takmıştı.
Artık resmen taktıkları başlamışken hafif lounge müziği, bar kısmından gelen bardak sesleri, şöminenin çıtırtısı insanı güzel bir atmosferin içine sokuyordu.
Görevli her şeyi hallettiğinde oda kartını onlara uzattı. “Buyrun.” Sonra bir an duraksayıp “Aynı odada mı kalacaksınız?” Önündeki bilgisayara kısa bir bakış atıp tekrar onlara döndü “Gördüğüm kadarıyla kalabalık olacaksınız.” Dedi.
Genç adam görevlinin elindeki kartı hızla aldı. “Aynı oda koçum.” Derken hiçkimsenin bir şey demesine müsade etmeden genç kadının elinden tutuğu gibi asansöre doğru yürümeye başladı.
“Denir saçmalama! Nasıl aynı oda olacak?” Diyen genç kadının hiçbir itirazını umursamadan asansör tuşuna bastı.
“Umrumda değil. Önce biz geldik yani seninle uyuma hakkı benim.” Huysuz ama kesikince söylemişti.
Genç kadın gülmemek için zor durmaya başlamıştı. Ailesi ve Demir’de dahil hepsi onunla uyumak istiyordu. Ama sonuç genelde Agah ağabeyiyle veya Polat amacasıyla uyuyordu. Bazense tek uyuyordu. Tabi tek uyuduğu zamanlar yanına sıvışmaya çalışanlarda oluyordu. Bu durumu sevdiğini söyleyebilirdi. Sevdikleriyle uyumayı seviyordu.
”Babam öğrenirse seni çok sever ama Ege.” Diyen genç kadını belinden tutup kendisine çekti. Yüzüne nemli yapışmış saçını kenara çekerken gözlerine odaklandı. “Bende onu çok seviyorum. Favori kayınpederim o.” Diyip göz kırptığında genç kadının karnına vurduğunu hissetti. “Kaç kayınbaban var Demir!” Kızgınca duyduğu sevdiğinin sesiyle gülümsedi.
Yalandan karnını tutarken acıyor gibi yaptığında “Ah canım yandı. Zalim misin kızım bu nasıl vuruştur?” Dedi yüzünü buruşturarak.
Genç kadın, genç adamın yüzünü incelediğinde numara yaptığını anlamıştı. “Yaa çok mu acıdı?” Yalandan üzülür gibi yaptığında genç adam o yalana her zamanki gibi kanmıştı.
Usulca başını sallarken, genç kadın yüzüne elini yasladı, iki büklüm bedenini düzelti. “Çok acıdı.” Diyen genç adama hafif bir gülümseme sundu. Asansörün kapı açılma sesi duyulurken genç kadın birkaç kez yanağını sevdi ve genç adama tokatı yapıştırdığı gibi “Beter ol!” Dediği gibi hırsla asansörden indi.
“Favoriymiş de, kayınbabasıymışta! Ulan senin başka karın mı varda başka kayınbaban olsun?”
Genç kadın odaya girerken genç adam keyifle arkasındaydı. İkiside odaya girdiğinde genç adam genç kadının kartı takmasını beklemeden kendisine çekti. “Ha yani benim karımsın? Bunu kabul ediyorsun ha Çiçek’im?” Sözlerindeki haylaz parıltı gözlerindekilerle yarışırdı.
Genç kadın kaşları çatık, yüzünde huysuz ifadesiyle genç adamın göğsüne vurdu. “Sus, sus konuşma! Git bakalım diğer karının babasın!”
Genç adamın bakışları ciddileşirken bir eli kadının şapkasına gidip tek hamlede çıkardı, odanın bir köşesine savurdu. Bu yüzden elektrik etkisi yaşan kumral saçları nazikçe düzeltmeye başladı. “Benim senden öte ne yol vardır, ne yönüm.” Anlını genç kadının anlına yaslarken “Ben seni bir gün değil, ben seni her gün hiç değil… Ben seni… Ben seni saliselerin bile kıskanacağı şekilde artarak sevdim, seviyorum.” Gözleri genç kadının gözlerini bulurken “ Saniye bile değilken sevgimin artışı, saliseler bile kıskanırken sen nasıl dersin bir başkası?” Genç kadının bir elini kendi kalbinin üzerine koyduğundan kadın hızla çarpan yüreği hissediyordu. “Hissediyor musun? Sadece senin bakışın, kokun yeterken bile, temasının daha fazla hızlandırdığı kalbimi?”
Genç kadının dili tutulurken bir şey söylemek istedi. O da sevgisini göstermek istedi. Kalbinin hızla atışını umursamadan dudaklarını aralamamıştı ki şiddetle çalan kapıyla yerinden sıçradı.
Genç adam kadının sıçrayışıyla öfkeli bir soluk bıraktı. “Hay ben böyle işin!” İstemeyerek kadından ayrıldığında kapıyı şiddetle açtı.
”Lan kardeşimi ver Demir!” Diyen Arat’la karşılaştığında öfkeyle ona bakıyordu.
Arat ise bu durumu umursamadan içeri geçmek için adım attı ama Demir’in iri bedeni engel olmuştu. “Çekil lan şuradan it herif. Almış kardeşimi de odaya getirmiş puşt.” Söylene söylene içeri geçen adamın ardından baktı genç adam.
İçinden geçirdiği tek şey keşke sevdiğinin ağabeyi olmasaydı. İşte o zaman onu kimse elinden alamazdı.
Genç kadın gördüğü ağabeyiyle gülümsedi. “Ağabey.”
Arar kendisine nazlı nazlı ağabey diyen kız kardeşini kendi göğsüne çekip sarıldı. Saçlarına kokulu bir öpücük bırakırken “Oh ağabeyinin mis kokulu meleği.” Dedi.
Genç kadın ağabeyine aşkla bakarken ağabeyi de ona karşılık veriyordu. Tabi diğer taraftan genç adamın huysuz bakışlarının farkında değildi. Onun aksine ağabeyi oldukça farkındaydı. Ve bu durum onu keyif almasını sağlıyordu.
”Hadi bakalım meleğim annemler aşağıda bizi bekliyor. Kayak yapacakmışız.” Demesiyle genç kadının gözler parladı. Hızla ağabeyinden ayrılırken ağabeyinin homurdanmasını umursamadı. Diğer taraftan genç adam bu durumdan oldukça memnundu. Hatta memnunluğuna memnunluk katmak için sevdiğinin elini tutarak Arat’ın öldürücü bakışlarıyla ilerlemeye başladı.
Baksındı. Onun için bir sorun yoktu. Fırsattan istifade narin elleri de ellerindeydi sevdiğinin.
*
Azar lobideki koltuklarda huysuzca oturuyordu. İt herif kızını alıp gitmişti. Hiçbir şeyde yapamamıştı ya içi fena yanıyordu.
Melek kocasının halini fark ettiğinde gülmemek için zor duruyordu. Gülmesini bastırdı, Azat’ın koluna ellerini koydu. “Hayatım biraz abartmıyor musun?” Demesiyle eşinin şiddetle ona dönmesi bir oldu.
“Abartmak mı?” Sanki ihanete uğramış gibi çıkmıştı sesi. “Hatun elin oğlu aldı kızımızı gitti ne abartması?” Dedi.
Timuçin karşı koltukta keyifle otururken sahte bir alınmışlıkla “Ayıp ediyorsunuz dünürcüğüm. Sonuçta benim oğlum senin oğlun sayılır. Ellerine doğdu sıpa.” Dedi.
Azat onlara ters bakışlar atarken asansörün kapısı açılmış üçlü görüş açısına girmişti.
Arat kız kardeşini Demir’den almış omzunu koluna atarak yürüyordu. Yalın oturduğu yerden kalktığında kız kardeşinin yanına doğru gitti. “Küçük ağabeyi olarak sıra artık bende diye düşünüyorum.” Diyerek kız kardeşini kolundan tutup kendisine çektiğinde sabır çekenlerin seslerini duysa da umursamadı. Kız kardeşiyle birlikte diğerlerinin yanına doğru yürüdüler.
Genç kadın hızla ağabeyinin kollarından ayrılıp annesinin yanına geçti. “Anne hadi kayak!” Heyecanlı sesiyle sanki beş yaşındaki Asel’e dönmüştü.
Melek hanım kızının bu haline gülerken saçlarını kulağının ardına attı. Bir taraftan homurdanarak yerine geçen üç numaralı oğluna baktı. “Önce bir şeyler yiyelim kızım öyle.”
Genç kadın hüzünle dudaklarını büzdü. “Ege bir şeyler almıştı.” Diye söylediğinde babasının homurdanmasını duyuyordu.
Demir kollarını birbirine dolamış sevdiğini izlerken annesi oğluna bakıp aferin diyordu sanki. Oğlunun bu kadar düşünceli olması onu mutlu ediyordu. İki oğluda küçük hanıma oldukça düşünceliydi. Ah birde Alpaslan’ı birini bulsaydı.
Timuçin oğluna başını salladı. “Aferin benim küçük oğluma. Ulan şıpa daha bebekken düşünürdün.” İç çekti eski günlere.
Azat koltuğun üzerindeki yastıklardan birini fırlattı dostuna. “Kapa çeneni Timuçin.” Kızına dönerek “Olmaz kızım. Hem o doyurmamıştır seni. Yemek yerine geçelim belki seveceğin şeyler vardır.” Demişti.
Asel istemese de onaylamıştı. Hem belki sarma bulurdu.
*
Keyifle yenilen yemek sonrası kayak merkezine geçmişlerdi.
Pistler geniş ve uzun, beyaz kar üzerinde net çizgilerle ayrılmış rotalar vardı. Başlangıç, orta ve daha zor pistler yan yana ilerliyordu. Kenarlarda çam ağaçları, yukarıda sisli dağ silueti Akşam saatlerinde pist ışıkları yanar; kar hafif maviye çalan bir ton vardı.
Telesiyejler ve teleskiler sürekli çalışıyordu. İnsanların onların altından kayması görünüyordu.
Uzaktan bakıldığında otellerin ışıkları
görünüyordu.
Pistlerin başlangıcında:
Kayak kiralama kulübeleri, ders alan yeni başlayanlar, eğitmenlerle kayan çocuklar, sıcak çay & sucuk-ekmek satan küçük büfeler vardı.
Her yerden; buhar çıkan bardaklar, karla kaplı kasklar, fotoğraf çeken insanlar vardı.
Lift motorlarının uğultusu, kayakların karda çıkardığı sürtünme sesi, insanların kahkahası arada DJ’li açık hava müziği de duyuluyordu.
Zirveye yaklaştığında: Ortalık sessizleşmişti. Kar daha yumuşak, manzara açılımış, Bursa ovası uzaktan görünür haldeydi.
Aşağı baktığında ise oteller, pistler ve insanlar küçük maket gibi duruyordu.
Eğitmenle birlikte başlangıç pistine geçmek daha doğru olduğundan oraya gitmişlerdi. Genç kadına ilk kez kaydığından kısa ve kalın kayaklar verilmişti; dengeyi kolaylaştırırdı.
Geniş, düz, yumuşak eğimli pistler, pist kenarında eğitmenler, düşsen bile kar yumuşak olduğundan can acıtmayacaktı.
Herkes kendi eğitmenin yanındaydı. Bir eğitmen birden fazla kişiye bakıyordu.
Demir ve Asel’e de genç bir adam eşlik ediyordu.
Eğitmen ikisini düz kısmda durdurdu. “Evet şimdi kayakların nasıl duracağını, botların kilidini, düşersen nasıl kalkacağınızı öğreneceksiniz.“ diyip gülümsedi.
Genç kadın eğitmene gülümserken genç adam homurdandı.
Bunlar öğrenildikten sonra eğitmen genç kadına yöneldi. Onu omuzlarından tutuğunda “Arkaya yaslanma, kayak seni taşır.” Dedi.
Asel gülümseyerek eğitmenin dediğini yaparken Demir eğitmene “Hocam bana da mı baksanız?” Demesiyle eğitmen ona da yönelerek aynı şeyi gösterdi.
“Çok güzel. Şimdi pizza duruşuna bakalım. Bu duruş sizi yavaşlatır, durdurur, güven verir. İlk kez kayan herkes bunu öğrenir. Sizden isteğim kayak uçlarını birbirine yaklaştırın.”
İki gençte dediklerini yaptığında gülümseyerek ellerini birbirine vurdu. “Harika.” Pislerden birini işaret edip Çok hafif eğimli pistte: 1–2 metre kayacaksınız. Sakin olun hiçbir şey olmayacak. Düşsenizde canınız acımayacak emin olun.”
Genç çift eğitmenin dediklerini harfiyen yaptıklarında “Bak, şimdi dur. Güzel. Tekrar.” Demesiyle devam etmişlerdi.
Bir süre ara verdiklerinde kahve içmeye geçmişlerdi. İkili sıcak çikolatalarını ellerine almışlardı. O karton bardağın sıcaklığı, içlerini ısıtan yudumlarıyla vakit geçiriyorlardı.
Genç kadın adama dönerek “Nasıl ama güzel değil mi? Eğitmen çok yardımcı oluyor.” Dediğinde genç adamın gözleri kıskançlıkla parladı. “Ben daha iyi eğitim verebilirdim.” Diye homurdandı.
Genç kadın adamın bu durumuna güldüğünde “Niye gülüyorsun yapamaz mıyım?” Dedi tripli sesiyle.
Genç kadın ona doğru sokulduğunda “Tabi ki yaparsın…” hevesle bakan adama “Da, sende kaymayı bilmiyorsun ki.” Demesiyle hevesi balon gibi sönmüştü.
Genç adam hızla yerinden kalktı. “Kalk hadi. Sana nasıl kayılır göstereceğim.” Hırs ve kıskaçlıla söyledikleriyle genç kadını piste sürüklemeye başlamıştı.
Tekrar piste gelen çift bu devam dönüş öğrenecekti.
Eğitmen ikilinin önümde durduğunda “Dönüşün temeli henüz “hızlı dönüş” yok.“ derin bir nefes alıp “Sağ dönmek için sağa yüklenme, sola dönmek için sola yüklenme, gövdeyi değil bacakları kullanma buna “kontrollü dönüş” denir.” Dedi. “Düşeceğiniz zamanlar olacak. Nasıl düşersen canınız acımaz.Düşünce kayaklarınızla boğuşmayın. Sakin kalıp kalkmak sizi kurtarır.” İkilide göz gezdirdiğinde “Önce ben göstereceğim siz beni izleyeceksiniz. Daha sonra tek tek sizde yapacaksınız.”
Tam bir saat boyunca genç çifte öğretmeye devam etmişti eğitmen. Bu eğitimin sonunda çift azda olsa başarmıştı. Eğitmen gitmeden önce “Harikaydınız. Birkaç derse çok daha iyi olacaksınız.” Dediğinde İkisininde yüzünde büyük bir gülümseme oluşturmuştu.
Kayak pistiyle işi biten çift bir bağırış sesiyle o yöne döndüler. Arat kayarken “Meleğim bak nasıl kayıyorum!” Diye bağırıyordu ki Yalın’a çarpıp birlikte yere yapışmalarıyla tüm aileyi güldürmüştü.
Yalın acıyla “Kalk üstümden ağabey!” Diye bağırmıştı
Bu keyifli zamanın ardından hepsi şöminenin etrafında sıcak çikolatalarını içiyordu.
Saatler gece yarısına az kalmıştı. Diğer aile üyeleri de gelmişti.
Keyifli dakikalar sanki daha da keyiflenmişti o an. Sonunda ağaç süslemesi yapılacağında kura çekilmişti. Bu kurada hangi aile çıkarsa o aile yıldızı takmaya hak kazanmıştı. Demirhanlar kurayı kazanırken Asel’e yıldızı vermişlerdi.
Asel’in boyu yetmezken bir anda birinin omuzlarında buldu kendisini. Aşağı baktığında “Senisiz yeni yıla gireceğimi düşünmedin değil mi Güneş’im?” Diyen ağabeyiyle gülümseyerek yıldızı takmasıyla paralaması ve konfetiler, havai fişeklerin fırlatılması bir olmuştu.
Yeni yıla girmişlerdi.
Her yıl gibi yine birlikteydiler.
Bölüm sonu.
Nasıldı?
Araştırmalarım sonucunda kayak yeri böyleymiş. Yanlışım varsa affola.
Karakterler?
Devam hikayesine de bölüm gelmiş bulunmaktadır.
Yeni yılınız kutlu olsun canlarım.
Çikolata tadında güneşli yıllar dilerim…
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 755.98k Okunma |
36.07k Oy |
0 Takip |
89 Bölümlü Kitap |