225. Bölüm

32. Bölüm

Asel Demirhan
demirhan_asel

Yazım yanlışlarımın farkındayım. Ve bunun için kusura bakmayın lütfen. Daha sonra düzelteceğim -unutmazsam-.

Bölüme geçelim;

Baktım gözlerinin en içine. Sanki mavilerinin her dalgalanmasını değilde yüreğinin içinde taşıdıklarını görebilecek kadar derindi bakışlarım.

 

Sadece benim değildi derin olan bakışlar. O da sanki gözlerimde bir şey arıyordu. Ama emin olamıyor gibiydi.

 

Sertçe yutkundu. Geri çekilmek, kalmak arasında ince bir çizgideydi.

 

Bense hep o çizgiyi korumaya çalışan bir adamdım.

 

Başımı hafifçe ona doğru yaklaştırdım. Öpmedim. Sadece anlına anlımı yaslamak istedim ama şu ande ettiğimiz küçük temas bile günahın habercisiyken yapamazdım. Ne kadar çok temas etmek istesemde bu günahkar adam seninle cennetin kapısından içeri girmek için can atarken uzaklaşmalıydım.

 

Aniden uzaklaşmamla afallarken ben kafama koymuştum bir kere acilen evlenmeliydik!

 

Bilmiyordum ki ilerde yaşanacaklardan dolayı sinirlerimin zorlanacağını…

 

“Şimdi gitmeliyim. Sorguyu tamamladıktan hemen sonra yine yanında olacağım.”

 

Başka bir şey demedim, demesine izin vermedim. Hızlı olmalıydım. O sorgu bittiği an rahatlayacaktım.

 

Hızlı adımlarla sorgu odasına yol aldım.

 

İçeriye girdiğim anda bakışlarım anında sertleşmiş, sandalyesinde oturan adama kilitlenmişti. Benim arkamdan gelen Kaya elindeki dosyayı sertçe masaya attı.

 

Adamdaki olan bakışlarımı sakince dışarısı gözükmeyen cama kaydı. Arkasında albay dışında Miran Doğa’nın da olduğuna emindim.

 

Tekrar bakışlarımı adama çevirdiğimde aklıma gelen şeyler beynimin vücudumun atak yapmasını ister gibiydi.

 

Tutum kendimi.

 

Sadece küçük bir bebeğin, kızın ve acı çeken bir anne için.

 

Daha sonra kadınların ve yüreğimin için onun yüzünü parçalayacaktım!

 

Kolu ve yaralı ayağından arada acılı sesler çıkarsa da umursamadım.

 

Sakin adımlarla ona doğru ilerledim. Sanki İstanbul beyfendisi gibi görünen halimin altında yatan canavarımı susturdum. “Dursun Delen.”

 

Adı, soyadı dudaklarımdan döküldüğünde korku dolu bakışları bana döndü.

 

Başımı hafifçe sağa eğdim. Yüzümde garip bir gülümseme sanki birazdan olacakların habercisiydi. “Oğlun nerede?” Öylesine sorulmuş bir soruydu.

 

O küçük bebeğin yerini zaten biliyorduk. Ve biz onu çoktan annesine kavuşturmuştuk.

 

“Bilmiyorum…”

 

Ama o titreyen dudaklarıyla inkar etmek istedi.

 

İlk hatası.

 

“Karını neden dövdün?”

 

Bakışlarındaki titremeyi görmemek imkansız olsa da ufak cesaret parıltısını topladı.

 

“Hak etmişti…”

 

İkinci hata.

 

Kuruyan dudaklarımı ıslattım.

 

Gözlerindeki alaylı ama tehlikeli parıltıyla benim için en önemli soruyu sordum.

 

“Kızın neden senden, babasından korkuyor? Onu neden sakladın?”

 

Hiç tereddüt etmedi. Sanki önceki cevaplara bir şey demediğimden doğru kabul ettiğimi sanarak hızla cevapladı.

 

“Kız kısmı babasından korkar. Ayrıca herkes bir kızım olduğunu duysa itibarım ne olurdu?”

 

Üçüncü hata.

 

Allah’ın hakkı üçtür demişler.

 

Hak bitti, zaman doldu. Ve artık üsteğmenin kimliğinden çıkıp Demir kimliğine gelme zamanı geldi.

 

Hızlı hareketlerle başını tutuğum gibi masaya geçirdim.

 

“İlk hatan içindi.” O acıyla inlerken “Oğlunu annesinden ayırıp metresine bırakmak.”

 

“Ne yapıyorsun!” Dese de umursamadan bir kez daha geçirdim kafasını masaya.

 

“Yasak olarak karın olması senin onu aşağılayacağın, zarar vereceğin anlamına gelmez.”

 

Derin bir nefes aldım. “Hiçbir kadın bir erkeğin cezasını alamaz. Hiçbir kadın bir erkeğin hak etmişti diyen sözüne boyun eğemez. Bugün varsan sende bir kadın yüzünden varsın. Ve emin ol senin annen senin gibi bir piçin doğacağını bilseydi o bile bu kadını korumak için seni ilk anda aldırırdı.”

 

Gözlerim hafifçe kısıldığında onun gözlerinde korku oldukça belirgindi. “Ben sa öteki tarafa gitmende yardumcu olacağum.”

 

Yok ben soğuyamıyordum.

 

Kafasını sertçe kaldırıp yumruğu yüzüne geçirdim. Sandalyeden yere yapışan adamın çığlıkları duyulmayacak gibi değildi.

 

O yerde sürünerek duvara doğru giderken ben ona yavaş adımlarla yaklaşıp diğer soruyu sordum.

 

“Kızın neden senden, babasından korkuyor? Onu neden sakladın? Cevapların yanlıştı.”

 

Elim belimdeki küçük bıçağa gitti. Onunla oynarken gözlerim kısılmıştı. Aniden korkuyla bakan adama döndüğümde “Her çocuk Allah’ın emanetidir. Peygamber efendimiz bile kız çocuğunu sırtında taşımışken sen onu nasıl korkutursun, nasıl itibarım diyip erkeklik taslarsın?”

 

Bir dizimi yere değdirdim, diğerine kolumu yaslayarak elimde bıçakla önündeydim. Korkudan titreyen göz bebekleriyle birkaç kelime söylemeye çalışan bu adam başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

 

Sanki dilini yutmuş gibiydi.

 

Bıçağı yanağına değdirdiğim anda kaçmak için başını çekmeye çalışsada zaten duvara yaslanmış başını ancak biraz sağa kaydırabilmiş yine de kaçamamıştı. İnce bir kan akacak şekilde gezdirmeye devam ettim bıçağı.

 

Sanki o küçük kızın en azından gerçekten korkması için bir sebep olması gerekiyordu.

 

Bir kız çocuğu bir babadan değil, bir canavardan korkabilirdi.

 

Canavarı halletmesi kolaydı. Ama bir babanın açtığı yaraları kapatmak zordu.

 

Bugün bu adam bizim bile baktığımızda kötü olduğunu

düşüneceğimiz görüntüsüne sahip olmadan buradan çıkamayacaktı!

 

Elimdeki bıçağı ani hareketle sağlam olan elinin üstüne sapladım.

 

Acı çığlığı artık desibelini o kadar artırmıştı ki bu odadan sesi dışarı çıktığına emindim.

 

Sakince geri çekildim. Ben çekildiğimde kapı aniden açıldı.

 

İçeri giren albay adama doğru bakarken dilini damağına vurup “Kendine zarar vermen hiç etik değil Dursun.”

 

Dursun şaşkın ve acı dolu bakışlarını albaya yöneltti. “Ne diyorsunuz siz? Beni bu hale.” Bana doğru bakıp “Bu adam getirdi. Şikayet edeceğim seni! Atılacaksın meslekten.”

 

Onun kendinden emin konuşmasına karşı oldukça rahattık. Kollarımı birbirine dolamış tek kaşım havada ona bakıyordum. O bu rahatlığımın nerden geldiğini düşünürken albay erlerden birine işaret edip steril bir şekilde bıçağı almasını işaret etti. Bıçak korumaya alındığında albay adamın çığlığını umursamadan “kanıtın yok Dursun. Ama bizim şaitlerimiz oldukça var. Bizimkiler gelmeden önce kendine zarar vermeye kalktın. Bıçağı sen kendine sapladın. Yetmedi kendine daha çok zarar vermeye çalıştığın için ekip daha fazlası olmaması için iki kurşun sıkmak zorunda kaldı. Bu kurşunlar kolun ve ayağına denk geldi.”

 

Dursun şaşkın bir şekilde dinlediği her şeyde “Yalan!” Dese de işeler değişmezdi.

 

Etrafa bakmaya başladığında “Kamera yok mu bu odada!” Diye bağırdı.

 

Bu bağırış oldukça boş ve rahatsız ediciydi. Kulağımı tıkamak zorunda kalmıştım.

 

Albay alayla “Ne tesadüf kameramız o an aktif değildi.” Dediğinde Dursun’un beti benzi atmıştı.

 

Kaya oldukça profesyonel bir şekilde “Artık sorguya başlamalıyız.” Demesi Dursun’un daha da şaşırmasına sebep oluyordu.

Yüzümde gülümseme oluşurken Dursun’un korkusu daha da gün yüzüne çıkıyordu. Gözlerimi hafifçe kısıp, başımı sağa yatırdım. “Artık en önemli sorguya geçelim değil mi?”

Dursun gidebilecekmiş gibi geriye doğru kendisini çekse de nafile. Duvar daha fazlasına izin vermeyecekti. Ve tabi ona yapacaklarımda.

Mert’in anlatımıyla

Saatlerdir bu çitlemdiğin ardında koşuyordum. Ama nafile. Bir evet dese rahatlayacağız da kız Nuh diyor Peygamber demiyordu.

“Hadi ama Derin kuşum. Biraz eğlenmekte ne zarar var?”

Bıkın bir nefes alıp hastasına döndü “Bu yazdığım kremleri kullanın yeter.” Daha sonra bana dönüp “Olmaz Mert. Kesin yine başımızı belaya sokacak bir şey olur.”

Ayağımı küçük bir çocuk gibi yere vurmamak için zor duruyordum. “Alt tarafı bir düğün Derin. Sanki kan davasının içine mi düşeceğiz?” Bana emin misin bakışları attığında “Burada öyle şeyler yoktur diye düşünüyorum. Mardin gibi değil ki.”

Var mıydı ki?

Derin bir an duraksayıp, bıkkınca başını salladı. “Tamam, ama kan davasının içine düşmesek de başımıza bir bela gelirse seni ağabeylerimin eline bırakırım.”

Ağabeylerinin eline kalırsam ölürdüm ben ama bir şey olmayacağını düşündüğümden hızla gidip sarıldım ona. “Aslansın be Derin’os.”

Yüzünü buruş “Beni kıyafet markasının ismine benzetme.”

Umursamazca omuz silkip yanağına en sevmediği şekilde sulu bir öpücük kondurdum. Yüzü bu defa tiksintiyle buruşurken beni ittirerek uzaklaştırdı. “İğrençsin Mert!”

Ben ona hala gülümseyip bakarken “Sende mükemmelsin Derin’osum.”

Bana göz devirdiğinde eli telefonuna uzandı. Merakla kaşlarım çatılırken “Ne yapıyorsun?” diye sormadan edemedim.

Bakışlarını bana çevirmeden “Demir’e haber vermeliyim ama numarası bende yoktu. Kaya’yı arayacağım o yüzden.”

Elinden telefonu çektiğimde “Saçmalama o dallama seni asla götürmez.” Dedim.

Kıskançlıktan eve kapatırdı kızı.

Ya da ben kıskandığımdan dolayı böyle yapıyordum.

Ellerini beline koydu “Saçmalama Mert. Bir insan bir insanla konuşmaya başladığında haber vermeli. Aradığında nerede olduğu bilmediğin birine ne kadar güvenirsin ki?”

Yenilgiyle nefesimi bıraktığımda “İyi tamam. Ama git kendin söyle numarasını da alırsın hem.”

“Tamam, hem ağabeyime de söylerim.”

Bakalım Demir Beyimiz ne yapacak.

*
Alpay Aksel’in anlatımıyla…

Mardinin havasında avluda keyif kahvemi yudumlamaya devam ederken aklımda huzursuzluklar vardı.

Sanki biri kalbimi sıkıştırır gibi his oluştuğunda yerinden kıpırdandım, elim kalbime gitti.

O anda yıllardır tek bakışıyla beni meftun eden kadının sesini duydum.

”Alpay!” Endişeliydi sesi. Her zamanki huzurun aksine…

Ona döndüm, gözlerinin en içine baktım. “İyiyim ışığım.” Bir ağanın bile zayıflığı sevdiği kadındı.

Bir ona, bir kızlarıma, bir torunuma bu kadar yumuşaktım.

Tek katı tarafımı bilmeyen en değerli kadınlarıma…

Endişesi azalmazken “Doktora gidelim.” Demesiyle elimi elinin üstüne koydum. Nazikçe, kırmaktan incitmekten korkarcasına sevdim elini. “İyiyim hanım ağam. Sadece küçük bir sancıydı.” Gözlerim dalarken “Sanki önceden olacakların habercisi gibi…” tamamlayamadım sözlerimi ama o anladı.

Yerinde huzursuzca kıpırdayan o oldu bu sefer. “Alpay.”

“Söyle sultanım.”

Gözlerini gözlerime kenetledi. “Alpay ben birkaç gündür bir rüya görüyorum. Kötü bir rüya ama sonu gelmeden uyanıyorum.”

Rüya diyip geçememek gerektiği belliydi.

Ne rüyası gördüğünü de tahmin edebiliyordum.

En büyük korkularımızdan birini yakında yaşayacağımızdan emindim artık.

Önlem almalıydık.

Büyük konağın kapısı şiddetle açıldığında “Ağam ağaların toplanması gerekiyor!” Sözleriyle taş kesilmiştik yerimizde.

Korku demiştik ya. Vakit kaybetmeden gelmişti. Tek temennimiz bu toplantının ucunun bize dokunmamasıydı.

Bakışlarım keskinleşirken oğullarıma döndüm “Polat ağayı arayın. Alsın herkesi gelsin.”

Sorgu istemeyen sesimle Taner başını salladı. “Hemen ağam.”

Bakışlarım keskinleşirken bu olayın aslında birçok kişiye dokunacağını hissetmiştim.

Demir Soylu’nun Anlatımıyla…

Bahçede oturmuş timin yanına doğru ilerlerken sevdiğimin ağabeyine yaslanmış çekirdek çitlediğini görüyordum.

Az önceki halimin aksine oldukça sakinim.

Timin yanına vardığımda Kerem bir anda kalkıp alkışlamaya başlamıştı. “Ooo timimizin gurur, timimizin can damarı komutanımız gelmiş hoş gelmiş. Tabi öncesinde yaptıkları kulaklarımıza gelmiş.”

Onun bu haline gülmeden edemedim ama gözüm merakla bakan sevdiğime kaydı. Anlaşılan o bilmiyordu. Bilmemesi iyiydi. Benden korkmasını istemiyordum.

Mustafa taktir eder gibi başını eğip “Komutanım helal olsun adamı hadım bile etmişsiniz mahaşAllah.”

Serdar elindeki çekirdeğin kabuğunu atarken “Ulan o değil de komutanım albay nasıl izin verdi?”

Evet, bu soru mantıklıydı. Cevabı ise belli. Albayın zaafı kızlarımız, kadınlarımızdı. Asel’de zaafı olduğundan bu duruma sesini çıkartmak yerine gerekli işlemleri o halledip, ceza riskine girmememi sağlayacaktı.

Sorgu odasında bulunun şahitler sayesinde ve kanıtlarımızın olduğundan bir risk teşkil etmiyordu.

Ben omuz silkerken Kaya “Alabyın elinde olsa kendisi dalacaktı da işte bizim komutanımıza kaldı iş.”

Bakışlarım Miran’a kaydığında ilk defa gözlerinde bir gurur görüyordum. Sanki yaptığım şeyleri görmüşte gurur duymuş gibiydi.

Asel anlamak ister gibi baktığında ona gergin bir gülümseme sundum. “Sadece biraz ilgilendim.”

masumca söylediğim sözlere göz devirdi. Ağzının içinden homurdanarak “Eminim birazdır.”

Diğer yanında oturan Arsen’e huysuzca baktım. Onu Mert gibi çekip alamazdım. Bakışlarım etrafta dolaştığında yıldızın yanında oturan Kerem’e kaydı. Diğer tarafında oturan Serdar’a da baktığımda ikisinden birini seçmem gerekiyordu.

Birinin yanına giderek omzuna elimi koyup sıktım. “Kalk hadi.” Söylediğim sözleri ikiletmeden yerinden kalkan adamla Yıldızın rahat bir nefes verdiğini fark etmiştim. Sanki rahatızdı.

Bakışlarım bu defa tekrar Arsen’e döndüğünde ona kaş göz işaret yapıyordum ama o biraz gıcıklık yapmak istiyordu. En sonunda Yıldız’ın az önce rahatsız olmasından dolayı ikizinin kulağına bir şeyler söyleyip yerinden kalktı.

İşte bu!

Hiç vakit kaybetmeden yanına oturdum seviceğimin.

Ben gururla sırıtırken Miran’da Asel’i biraz daha kendine çekmişti. Bu durumdan rahatsız olup Asel’i belinden tutup kendime çektim.

Bana kaşları çatık baksa da gülümseyip omuz silktim. “Benim sevgilim.”

O da bana aynı karşılık olarak “Benim kız kardeşim.” Dese de umrumda değildi.

Anlaşılan sevdiğim ağabeylerinden bir şey saklamadığından Miran çoktan öğrenmişti. Bu güzeldi. Asel’ime saygı duymaları ve onu üzmemeleri güzeldi.

Miran tamamdı, peki ya Meriç?

Kan bağıyla sevgi ölçülmezdi ama en korktuğum şey Asel’in üvey ailesinin ona herhangi kötü bir hareketi, sözüydü. Öz ailesini tanıyordum yapabilecek tek kişiyide biliyordum. Aslında iki kişi ama onları engellerdim. Peki üvey ailesi? Önden gülüp arkadan yapmayacakları ne malum?

Önyargılı biri değilim ama sorun sevdiğimi üzme olasılıklarıysa tetikte olurdum.

Ben düşünürken Asel tekrar kollarımdan gitmişti. Biz Miran’la sessiz kavgamızı ederken Asel bunalarak bize baktı. “Yeter ama!” Sadece bizim duyacağımız şekilde söylemiş, ekibin rahatsız olmaması için uğraşmıştı.

Tabi biz Miran’la durmayıp “O başlattı.” Diye ona şikayet etmemizle beceriksizce göz devirdi.

Giderek başarıyordu aslında.

İkimizindr kollarına vurup uzaklaştırdı. Parmağını bize doğru sallayıp “Birinizin teması olursa Erez’in yanına giderim ona göre.” Dendi susmamızı sağlamıştı.

Haksızlıktı!

Somurtarak önümüze döndüğümüzde o zaferle gülümsemişti.

Bu gülümseme bile değerdi her şeye.

Timin konulmalarına kulak misafiri olmuş dinliyorduk artık. Hiç birimizden ses çıkmıyordu.

”Gidelim bence de.” Diyen Serdar’la bakışlarım ona döndü.

”Nereye?” Diye sormamla hepsi bana baktığında Asel “Bugün düğün varmış.”

Bakışlarında gitmek istediği belliydi. Başka bir şey söylemesine gerekte yoktu. Düğün sevmezdim. Yüksek ses hoşuma gitmezdi. Ama Asel’in isterse bende isterim.

Ona doğru eğilip “Gitmek ister misin?” Diye sorduğumda gözleri parladı.

”Bilmem. Eğlenceli olabilir.” Demesi artık gideceğimiz anlamına geliyordu.

”Eğer sen istiyorsan gideceğiz.”

Güzel gülümsemesini bana sunduğunda aramıza biri daha girdi. “Tabi ki gideceğiz. Ay kızım istesin yeter.” Bakışlarını bana çevirip “Sen yorgunsundur asker git dinlen istersen.”

Gözlerimi kısıp ona baktım. “Dinlenmek her zaman fiziksel olmaz avukat.”

Aramızda büyük bir gerilim olduğu belliydi. Asel bunu fark ederek bir elini benim göğsüne, diğerini ağabeyinin gözüne koyup küçük yetmeyeceği şekilde ittirdi. İki koca adam bu ittirmeden hiçbir şey hissetmeden küçük bir kadına yenilmiştik.

Erdemin sesiyle ona döndüm. “Komutanım gidecek miyiz?”

Cevap vereceğim sıra Kerem huysuzca yerinden kıpırdandı. “Gitmeyelim komutanım içimde kötü bir his var.” Gerçekten öyle hissettiği gözlerinden belliydi.

Serdar ona göz devirdi. “Hep böyle yapıyorsunuz sizde komutanım. Oysa en çok siz seversiniz düğünleri.”

Bakışlarımı Kaya’ya çevirdiğimde “Sen bilirsin dostum.” Demişti.

Baran öne doğru eğildi. “Gidebiliriz tabi ama birbirimizden ayrılmayalım yeter.” Kerem’in haline bakıp ”Bu sayede rahat edebilirsin hem.” Dedi.

Alisa heyecanla ellerini alkışladı. “Ay ne güzel. Düğünde kim ne kadar rüküş dedikodusundan tutun, akraba konularına kadar girebiliriz.”

Bu kadının dedikodu aşkı beni bitiriyordu. Ama zararsız olduğu belliydi.

Baran ona hafif gülümseyip başını eğmesiyle gözlerim kısıldı.

Asel’imin ve Alisa’nın dediği gibi şip miydi?

Aslında hoş bir çift olabilirlerdi.

Boran’ın sesini duyduğumda ona döndüm. “Meyra isterse neden olmasın.”

Meyra ona göz devirip hafif yana kaydı. “Uzak dur Boran.”

Boran ona daha çok yaklaşıp “Yok yavrum benim en uzağım senin nefesine olan uzaklığın kadar.”

Miran bir anda “Hop hop çocuk var burada.” Diyerek Asel’in gözlerini kapatması timin önce şaşırması daha sonra gülmesine sebep olurken Asel ve Meyra kızarmaya çoktan başlamıştı.

Elma şekerime bakıp gülümserken o ağabeyinin eline vurdu. “Ağabey! Yirmi dört yaşında bir kadınım ben.”

Miran onu kendine çekip “Sen hala benim küçük ay kızımsın itiraz kabul etmiyorum.” Demesiyle onun konuşmasına izin vermedi.

Bir dakika. Temas yoktu hani? Eee o etti. Banane bende istiyorum!

Asel’i kolundan tutup kendime çektim. O şaşkınca bakarken “O sana yeme ettiyse bende ederim.” Demem onun gülmesine Miran’ın kızarmasına sebep olmuştu.

Pekte umrumda değildi. Sonuçta benim kollarımdaydı sevdiğim.

*
 

Yazar Anlatımıyla…

Tim düğün alanına vardıklarında yüksek sesli davul zurna seslerini daha net işitmeye başladı.

Sesin yükseliğinin çok olması Demir’i rahatız ederken bakışları sevdiğinin gülen yüzüne kaymasıyla derin bir nefes aldı. Kaya’nın bir gözünün üstünde olduğunu görerek gülümsemeye zorladı kendisini.

Her biti tek tek gelin ve damadı tebrik ederken boş olan masaya kuruldular.

Tek bir kişiyi bile doğru dürüst tanımasalarda kimde sorun çıkarmamış aksine güler yüzlülükle karşılık vermişlerdi.

İlerleyen zamanlarda müzik romantik olmaya başlamıştı.

Miran kız kardeşine elini uzatıp “Bu dansı bana lütfeder misiniz majesteleri? “ Asel gülümseyip elini tutuğunda Miran Demir’e göz kırpmıştı.

Demir kaybetmenin sinirini önündeki sudan çıkarmıştı.

İki kardeş güzelce dans ederken Alisa Boran’a döndü. “Neden yüzbaşını dansa kaldırmıyorsunuz başkomiserim? Şahsen bu kadar güzel bir hanımefendiyi kaybetmeniz an meselesi.” Diyerek yüzbaşına dans teklif eden adamı işaret etmişti.

Boran gördüğü görüntüyle yerinden hızla kalmıştı. Vakit kaybetmeden ikilinin yanına gelip “O benimle koçum.” Demiş Meyra’nın bakışlarını umursamadan alana girmişlerdi.

Alisa heyecanla elini çırptığında “Varan bir.” Demiş, yerinden kalktığı gibi Demir’in eline yapışmıştı.

Demir ne olduğunu anlayamazken elinde eldiven olduğu için şanslydı.

Alisa dans alanına geldiğinde sanki Demir’le çok dans etmiş gibi “Komutanım sizde ne kötü dans ediyorsunuz.” Kınayan bakışlarla ona bakıp onu Miran’lara doğru savurduğunda “Eş değişimi?” Soruyor gibi gözükmekten ziyade emrivakiydi.

Ama işler ters gitmiş bir anda Asel’le dans eden kendisi olmuştu. Gözlerini hızla kırpıştırıp birbirine öldürecek gibi bakan adamlara bakmıştı. “Bu işte terslik oldu ama.” Dudaklarını büzüp bu defa doğru eşleşmeyi yaptığını düşünmüştü.

Ama Miran’ın yanına vardığında “Varan iki!” Demesi Miran’ın onu piste bırakmasına sebep olmuştu.

Öylece ortada kalan Alisa “Ben terk edilmiş oldum şimdi.” Demişti.

Ama imdadına arkadaşı Sevilay’ın Baran’a çaktırmadan “Piste kaldı tek başına. Alisa çok utanır bu durumdan.” Demesiyle Baran yerinden kalmıştı. Sevilay’ın bakışlarından gözlerini kaçırıp alana ilerlemiş “Bu dansı bana lütfeder misiniz?” Demişti.

Alisa yanlız kalmamak adına kabul etmişti.

Sevilay elindeki çerezi yerken çok hafif gülümsedi. “Varan üç.” Dediğinde bir el önünde belirmişti. “Dans etmemizde bir sorun var mı komutanım?”

Sevilay istemediğini söylemek istese de yapmadı. Hafifçe başını sallayıp kabul etti.

Alisa uzaktan onları izlerken “Anlaşılan varan dört oldu.” Dedi sessizce.

Boran kollarındaki sevdiğine baktı. Özlem dolu bakışlarını fark eden Meyra “Bakama öyle. Sen rezil olma diye gitmiyorum.”

Boran gülümseyerek eğildi ona doğru. “Sen edeceksen rezilde olurum vezirde be Hayal’im.”

Özlemden çıkan sesi iç yakan cinstendi.

Meyra bakışlarını ona çevirdi. “Yapma Boran olmaz.”

Boran anlamaz ifadeyle baktı. “Neden? Sen severken, ben severken neden olmaz Hayal? Yalnız başına mı çürüsün bu yüreklerimiz?”

Meyra daha fazla duramazdı onun yanında. Durursa nasıl reddecekti? Onu bırakıp gitmek istediğinde Boran’ın bakışları arkadaşına kaymıştı. Arkadaşının iki elini onay yapıp “Yürüyün başkomiserim.” Diyen dudaklarını oynatmasıyla Boran Meyra’yı kendine çekip “Yetti bu kadar ayrılık Hayal hanım.” Diyip omzuna atmıştı.

Demir dans ettiği sevgilisine doğru eğildi. “Sen ne güzel dan ediyorsun öyle? Oysa eskide- yani hiç dans edemediğini ayağımı deşeceğini bile düşünmüştüm.”

Asel kaşlarını çatıp. “Sen çok kızla dans ettin sanırım? Bu kadar iyi dan ettiğine göre.” Dediğinde Demir’in gözleri büyümüştü. “Hayır yok öyle bir şey! Ben en son on yaşımda dans etmiştim.”

Son kelimeleri özlemle çıkmıştı dudaklarından.

Asel anladığını belirdiğinde gülümsedi. “Ama ben çok kişiyle dans ettim.” Demir’in kaşlarını çatmasıyla “Malum etrafım biraz fazla ağabeyle dolu.” Diye tamamlamıştı sözlerini.

Demir homurdanarak dans etmeye devam ediyordu. Kıskanmıştı.

Bir anda duydukları sese dönen ikili Boran’ın Meyra’yı kucaklamasına şaşırmıştı. Asel “Yardım etmemiz gerekmez mi?” Derken Demir “Aferin başkomisere.” Demişti.

Eh sevdalı adamın halini bir başka sevdalı adam anlardı.

İlerleyen zamanlarda sessiz geçmişti. Ta ki Asel halaya katılmış ve geri dönerken Kerem’le karşılaşana kadar.

Asel yanındaki kadınlara dönüp “Ben birazdan geleceğim.” Demesiyle Kerem’in konuşma istediğini kabul etmişti.

Sakin bir kısma geçtiklerinde Kerem ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda pes etmişti. Kerem elindeki çiçekleri Asel’e uzatıp “Derin liseden beri senden hoşlanıyorum. Eğer sen istersen… yani kabul edersen seninle olmak istiyorum.”

Anlından soğuk terler akarken Asel şaşırmıştı. Ama bu durumu izleyen Demir ise hiç durmamış Kerem’e yumruğu çakmıştı.

Kerem yere düşerken yumruğun sahibine bakmıştı.

Demir hızını alamayıp saldırmaya devam edecekken Asel’in kolunu tutmasıyla durmuştu. “Ula sevgilisi olan kadina mi yavşaysun sen!”

Kerem şaşırıp onlara bakarken ne sevgilisi diyordu? En son böyle bir durum yoktu. Asel için gelmişti buraya.

Bakışları Asel’e dönerken doğru mu diye bakmıştı. “Sevgilin mi vardı?” Kırgın bir adam yoktu artık. Kırgın liseli Kerem vardı.

Asel başını sallayarak ”Evet, Demir benim sevgilim.” Demişti. Kerem’in olduğu duruma üzülmüştü.

Kerem yerinden kalkıp Demir’e baktı. “Bilmiyordum, özür dilerim.” Kısık sesle söylemişti. Yumruğun bile önemi yoktu kırılan kalbimin durumundan…

Demir bir anda duraksamıştı. Kerem’i ölçerken Asel’in elini sıkıca tutmuştu. Sanki tek bir hareketinde Kerem artık yok olacaktı.

Asel elini çekmek istediğinde Demir izin vermemişti. “Kerem, üzülmeni istemem ve bilmediğin için bir şeyde diyemem. Duygularını anlıyorum. Ama bence bir insan bir kez sevdalanır. Ve bunun karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Bence biz olamayacağımıza göre sevin nasibin hala sana gözükmemiş veya sen fark ettmemiş olabilirsin.”

Kerem Asel’in dediklerine ne diyeceğini bilemedi. “Ben… Ben bilmiyorum Derin. Bana tek iyi davranan sendin lisede. O anda tutulmuştum sana. Belki aşk, belki hayranlıktı. İlerde ne olur bilmiyorum ama yine de hayatımda olduğun için teşekkür ederim.” Dolu gözleriyle yere eğdi başını. Gitmek için hareketlendiğinde Asel Demir'in kolunu çekiştirip “Demir Soylu!” Demesiyle Demir Kerem’e seslenip “Kusura bakma.” Demişti ağzının içinden.

Kerem bunu duyup ona kırık bir gülümseme sundu. “Sorun değil.” Ve ardını dönüp gitmişti.

Bazı aşklar karşılık bulmazdı. Ama bu ruh eşi olmadıklarındadı belki de. Zamanı geldiğinde onunda ruh eşi olacaktır illaki…

Demir Asel’i kendine çekiş “Hemen evlenmeliyiz.” Demişti ciddi bir sesle.

Asel şaşkınca ona bakıp “Saçmalama Demir.” Demişti.

Demir ciddi görüntüsünü bozmadı. “Ula kizum ben senin taliplerinlen mi uğraşacsğum? Alayım nikahıma ha o zaman keyiflen uğraşurum. Hem ide nikah cüzdanını göstererekten.”

Asel ona göz devrdiğinde “Ha devirmayesun o denizlerunu.” İçli bir nefes çekti. “ Uğruna insanı bile boğar.”

Asel kuruyan dudaklarını ıslatı. Bir şey demek istediği sırada büyük bir gürültü koptu düğün alayında.

Bela geliyorum dememiş, gelmişti.

Bölüm sonu.

Karakterler?

Yazım dili?

Gidişat?

İki kıskanç bebek?

Bir sonraki bölümde sizce neler olacak?

Alpay ağa?

Işıl hanım ağa?

Baran ve Alisa için ne düşünüyorsunuz?

Demir ve Asel’in evlenme konusunda ne düşünüyorsunuz? Demir oldukça ciddi gibi.

Meyra ve Boran’a veda etmiş olduk…

Umarım arkadaşımızın istediği gibi olmuştur. Elimden geldiğince yazmaya çalıştım.

Bildiğiniz gibi gün içinde öne çıkaracağım. Tabi Salı ve hafta sonları da dahil.

Bölüm : 25.12.2025 07:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...