235. Bölüm

33. Bölüm

Asel Demirhan
demirhan_asel

Demir Asel’i kendine çekiş “Hemen evlenmeliyiz.” Demişti ciddi bir sesle.

Asel şaşkınca ona bakıp “Saçmalama Demir.” Demişti.

Demir ciddi görüntüsünü bozmadı. “Ula kizum ben senin taliplerinlen mi uğraşacağum? Alayım nikahıma ha o zaman keyiflen uğraşurum. Hem ide nikah cüzdanını göstererekten.”

Asel ona göz devrdiğinde “Ha devirmayesun o denizlerunu.” İçli bir nefes çekti. “ Uğruna insanı bile boğar.”

Asel kuruyan dudaklarını ıslatı. Bir şey demek istediği sırada büyük bir gürültü koptu düğün alayında.

Bela geliyorum dememiş, gelmişti.

Koskoca düğün yerinde silahlar patlamıştı. İnsanlar korkuyla yerlerinden kaçarken düğün sahipleri olayı kontrol altına almaya çalışıyordu. Ama ne mümkün olaylar daha da karışıyordu.

Tim bu karışıklıkta ne yapacağını bilemezken karışıklığın olma sebebinin daha az önce kollarından giden kadın olduğu bilen genç adama kilitlenmiş gibiydi.

Daha birkaç dakika önce dans ettiği kadın kaçırılmış, dikkat dağıtılması için ateş açılmıştı.

Oysa o kadın onlarca askerin koruması altındaydı…

Bu karışıklıkta birde yeni gelen diğer genç adam elindeki silahla bir adama nişan almış kolundan vurmuştu. Ama adam yıkılmamış devam ediyordu atışlarına.

Bu durumun böyle gitmeyeceğini anlayan genç adam elindeki anestezi ilacına göz kırptı. “Haydin bakalum uşaklar gösteresiniz hünerlerinizi.”

Adamın dikkati farklı noktalarda olunca o dikkatlice iğneyi boynuna enjekte etti. Zaten toplasanız az adam vardı karşılarında. Diğerleri korkup kaçarken bir bu adam kalmıştı.

Adam iğnenin etkisini hissederken iğneyi yapana döndü. “Sen kimsin lan!” Sesi giderek voltajını düşürmüştü.

Genç adam keyifle gülümsedi. “Kimseyim. Ama senin için son nefesini almanı sağlayacak biriyim.”

Adam daha fazla dayanamayıp yere yığılırken silah sesleri çoktan kesilmişti.

Genç adam baygın adamın elinin ayağındaki ayakkabısına denk geldiğini fark edince “Ha bunları yeni almişidum.” Hızla ayağıya eli ittirdi. “Ula haram para yediğuna emin olmasam alirum cebinden parasinu da neyse.”

Söylene söylene alanın tam ortasına geldi. Bakışları ona silah tutan kişilere kaydığında o elleri cebinde rahat bir modaydı. “Ne silah tutaysunuz ba uşaklar? Bi’ yanlışimiz mi oldi?”

Kaya bir adım öne çıkarak karşıdaki adamı inceledi. Kumral saç, kahve göz. Oyunların ortasında bir adam. Az önce gördüğü kadarıyla adamı bir iğneyle bayıltı. Bu hareket Asel’in yaptığı hareketle örtüşüyordu. Gözleri büyürken onunla aynı anda bir daha “Alpaslan Soylu.” Demişti.

*
Demir Asel’i güvenceye alarak seslere doğru gitmeye başlamıştı.

Asel ise Demir’i takip ediyordu. Bunu Demir fark etmeden yaptığını düşünüyordu.

Ön tarafa geldiklerinde gördükleri manzarayla şaşırmışlardı. Düğün yeri değil savaş yerine dönmüştü.

Demir tam ortada elleri cebinde duran serseri tipli adama kaydı. Dudaklarından istemeden “Alpaslan Soylu.” İsmi çıkarken çoktan ayakları yürümeyi kesmişti.

Asel yürümeyi bir anda kesen adamla kendini durduramadan sırtına çarpıştı. “Ayı mısın be oğlum, bu ne sırt?.” Cümlesi istemsiz dudaklarından dökülürken ona bakmayan adamla şaşırmıştı. Bakışları adamın baktığı yöne kaydığında gördüğü adamla gülümsedi. “Alpaslan ağabey!”

Alpaslan donuk halinden Asel’in sesiyle çıkarken gülümsedi. Bakışları artık kardeşine değil Asel’e dönmüştü. Daha sonra onun biletini kesecekti. “Ağabeyim. Gel kız buraya.” Diyerek sıkıca sarılmıştı.

Derince çiçek kokusunu içine çekerken “Oy bu kokuya ölünür da!” Demiş sayısız öpücükleri saçlarına kondurmuştu.

Demir ağabeyini görmenin şaşkınlığından çıkarak kaşlarını çattı. O çiçeğini öpüyor, sarılıyor, çiçek kokusunu mu soluyordu? Ne hakla! Hızlı adımlarla ikisinin yanına gidip Asel’i alacakken bir el onu kendine çekti. Dişlerini sıkarak sahibine baktığında Miran Doğa’dan başkası değildi. “Rahat dur evlat.”

Asel sarıldığı bedene kaşlarını çatarak baktı. “Ne oldu burada? Yoksa…” cümlesini tamamlamadan Alpaslan onun saçlarını karıştırdı. “Saçmalama kız. O kadarda değil.”

Asel gülerek geri çekilirken burada neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

O sıralarda gözü time kaydığında etrafı gözlemlediklerini bir şeyler aradıklarını görmüştü.

Kaya Demir’e doğru yürürken Alpaslan “Ha şu masanın ardinuda bir adam varidur. Gidip alasinuz.” Demişti.

Kaya’nın yönü değişirken Demir timine döndü. “Ne oldu burada?”

Kimseden çıt çıkmazken ne diyeceklerini bilmiyorlardı.

Düğün sahiplerinin gelin tarafından babası öne çıkarak “Bizde anlamadık komutan. Bir anda düğünü bastılar. Silahlar sıkıp, bir kadını aldıkları gibi gittiler.”

Adamın korktuğu belliydi.

Demir’in kaşları çatılırken “Kimi?” Demişti.

Alisa titrek bir sesle “Yıldızı…” Demişti.

İşte o an anlamıştı Demir, Arsen’in neden donukça çıkışa doğru baktığını.

Sevdasını koruyamamıştı…

*
Albayın emriyle Yıldız’ın durumu araştırılmaya başlanmıştı. Bulunan sonuçlar ise; Zorla evlenmekten kaçan bir kadın olduğuydu.

Annesi öz, babası üveyken, ağabeyi de üveydi. Bir kan bağı yoktu. Annesi bir ağayla evlendiğinden ağabeyi kan davası olan aşiretin bir üyesini yaralamış ve bunun sonucunda kendisine takıntılı olan adamla zorla evlendirilmek istenmişti. Kız kaçmış ve Arsen’le yolları kesişince durum buraya kadar gelmişti.

Albay önündeki time baktı. “Demir komutan ve Kaya. Bu görev sizde.”

Serdar öne doğru eğilip “Ya biz komutanım?” Dediğinde Albayın bakışları ona çevrildi. “Siz burada kalacaksınız. Bu süre zarfında komuta Tuğrul teğmende.”

Tuğrul “Emredersiniz komutanım.” Demiş ne kadar onlara yardım etmek istese de durmuştu.

Albayın böyle yapmasının bir amacı vardı. Emindi ki Alpay ağa çoktan işe baş koymuştur. Üstelik oradaki kolluk küvetlerden yardım alabilirlerdi. Burayı da bırakmaları hepsinin mümkün değildi.

Albay ikiliye bakarken “Mardin yolcusu kalmasın asker.” Dedi.

*
Her şey hazırdı. İkili yola çıkarken Demir Asel’den zor ayrılmıştı. Arsen’de onlarla gideceğini söylediğinden Miran’la birlikte gideceklerdi.

Ama birkaç saat sonra pişmanlık tüm bedenlerini esir edecekti.

Yorulan üç arkadaş artık eve gitmeye karar verdiklerinde akıllarında sadece ne olacağı vardı. Tam o anlarda aracı kullanan güvenlik olarak gelen askerin önüne başka bir araç durmuştu. Asker zorlukla araca çarpmadan dururken diğerlerine dönüp “Siz burada kalın lütfen.” Diyip inmişti.

Yapılan ilk hata buydu. Haber vermeden inmek…

Erez ve Mert askerin indiği andan itibaren karşısındaki adamlarla konuşmasını izlemiş, darp edilmesini de görmüşlerdi. Daha fazla dayanamayan ikili araçtan inerken “Arabadan sakın inmiyorsun!” Uyarısını yapmışlardı.

İkinci hata yalnız bırakmaları…

Asel tedirgince olanı biteni izlerken telefonundan albayın numarasını çevirecekken aracın kapısı aniden açılmış, tepki verilmesine izin verilmeden dudaklarını ve burnunu kapatacak şekilde eterli bir bez bastırılmıştı.

Elindeki telefon bununla birlikte yerle buluşurken göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı.

Üçüncü hata hiç arkalarını dönmediklerinden genç kadından bir haberlerdi…

*

Mardin güzel şehirdi. Her yeri sanat eseri gibi güzel olan bu şehirde insanların güzellerinden kötüleri de vardı. Kız çocuklarını ezen, kullanan bu kişiler yüzünden adları çıkmıştı bir kere geri dönüş olmazdı.

Ağalar toplanmış bir sonuç için bir aradaydı. Sonucun ne olacağı meçhulken kötü olan taraf çoktan işe koyulmuştu, istediklerini alacaklardı.

Durmadan konuşan ağalara hitaben “Susun hele ağalar!” Yaşlı bir ağanın sesi tüm konağı inletti. Herkesin sustuğunu fark eden yaşlı ağa elindeki bastondan destek almaya devam etti. “Hele nedir bu haliniz? Ne olacaksa konuşarak halledeceğiz.” Diyen yaşlı ağa tam ortada bir yere oturdu. Yaşlılığın getirisinden her yanında ağrıları baş gösterirken yüzünü sabit tutmaya özen gösterdi.

Kan davalı olan erkek tarafı “Yaşınıza hürmeten susarız ağam ama bizimde bir sınırımız varidur.”

Yaşlı adam konuşan gence döndü. Bastonu iki kez yere vurduğunda “Kız buraya gelecek demediniz mi? Dışında geldiğinde kara varalım. İki tarafı dinlemeden hemen hükümü kesilir?” Demiş keskin gözlerle bakmıştı.

Az önce konuşan genç başını hemen korumalara çevirdi. “Getirin kızı!”

Bu emir karşısında iki koruma hızla kızı getirmek için gitmişlerdi.

Sessizlik bir urgan gibi kız tarafının etrafını sarmıştı. İçlerinden bir pişman olan varmıdır deseler? Cevap yok olurdu ama sonu yüzünden içlerinde korku vardı. Birazdan burada olacak Demirhan ve Akçıl aşiretlerinin namını bilirlerdi.

Özellikle Alpay Akçıl’ın…

Dakikalar sonra perişanan halde genç kadının iki kolundan tutarak avlunun tam ortasına atmışlardı korumalar.

İçeriden durumu izleyen bazı kadınlar hüzünle, bazıları nefretle izliyordu.

Kadın kadının düşmanı olmuştu, yurdu olacağı yerde…

Yıldız sertçe düşmenin etkisiyle siyah saçları öne doğru dağılmıştı. Kahve gözlerinin akmaya çalışan damlaları zorlukla tutarken acıyan canına lanetler etti.

Birkaç saat önce huzurla bir adamın kollarında dans ederken ilk kez tatıpı duyguların esiriydi. Şimdi ise acıların tam ortasındaydı. Sanki rüyadan uyanmışta gerçek dünyası burası gibiydi.

Onun nezlinde her şey bitmişti. Nasıl bitmesindi? Peşinden gelecek kimsesi yoktu ki. Bir süre vakit geçirdiği insanların onunla bağ kurmasına bile izin vermemişti. Biliyordu çünkü… Biliyordu ki bu zamanın geleceğini, onları tehlikeye atmak istemediğini.

Öyle de oldu. Kimse sormadı, kimse gelmedi. Unutulmuştu belli ki.

İyiydi ya bu durum. En azından başları belada değildi. Peki ya onun yüreği neden acıyordu? Neden aklına bir çift yeşil gö ilişiyordu. ‘Hayır…’ diye fısıldadı kendine. Onun hayatı yeşil gözler değildi, onun hayatı karanlık zincirlerin ta kendisiydi.

Az önce konuşan adam yerdeki kadına keyifle baktı. Ondan kaçan bu kadın, yakında onun her dediğini yapacak bir köleden fazlası olamayacaktı. Canını yakmaktan zevk aldığı kadına doğu adımladı. O siyah saçları sertçe çekerek kendisine bakmasını sağladı. Kadının gözlerindeki nefret umrumda bile olmadan gülümsedi. “Yakında kocan olacak adama böyle mi bakıyorsun?” Dilini damağına vurarak “Çok ayıp karıcığım. Oysa seninle ne güzel planlarım vardı.” Kadını aşalıkça süzmüştü. Bunu fark eden Yıldız saçlarındaki acıyı umursamadan yüzünü buruşturdu. “Seninle olacağıma ölmeyi yeylerim.” Adamın suratına serçe tükürdü.

Adam bu tükürük yüzünden kadına tokadı basacakken yaşlı asamın bastonunu sertçe vurmasıyla geri çekilmek zorunda kaldı.

“Nerde görüşmüş kadına el kaldırıldığı Doğanay!” Sözleri bıçak gibi keskinken az önceki olanlar sineye çekilemeyeceği belliydi. Ama belli olan sadece o değildi. Kadının halinin farkındaydı.

Şu an için yapılacak tek şey sonucu beklemekti.

Adamın geri çekilmesiyle büyük kapıların sertçe açılması bir olmuştu.

Siyah giyinimli yedi adam. Ortalarında en yaşlısı, bilgesi olan siyah saçlarına beyazlar bile uğramamış gibi duran Alpay Akçıl.

Akçıl ailesinin devam eden ağası.

Onun sol tarafında yeşillerine bulaşmış mavileri belirsiz olsa da siyah saçlarının belirginliği belli olan, yüzündeki yara izinin kattığı sertlikle Akçıl ailesinin ilk damadı Azat Demirhan.

Onun yanında kehribarların en güzel tonunu gözlerinde taşıyan, eski asker olduğu belli olan Akçıl ailesinin en büyük oğlu Taner Akçıl.

Onun yanında ise yeşil gözlerinin en sert haline bürünmüş, bileğinde güneş dövmesini gururla taşıyan Çınar Akçıl.

 

Alpay ağanın diğer tarafında bulunan Demirhan aşiretini yöneten bir bakışıyla bile adamı gebertebilecek olan Polat Akel.

Onun sağ tarafında bulunan Akçıl ailesinin en küçük oğlu ela gözleriyle, sarı saçlarıyla güneş gibi parlayan Tuncay Akçıl.

Ve son olarak en sonda duran hareketleri ağır olsa da bakışları keskin olan Akçıl ailesinin son damadı Alexander Belov.

Hepsinin yüzünde aynı katı bakış, aynı dik duruş vardı. Tek düşündükleri bugün burada en iyi kararın verilmesiydi.

Alpay ağanın bakışları yerde yara bere içinde olan kadına kaydı. Dişlerini olabildiğince sıkarken kararan gözlerine rağmen evlatlarından birine işaret etti.

Çınar işareti anlayıp hızla kadının yanına diz çöktü. Elini ona uzatırken “Hadi kalmana yardım edeyim.” Demişti. Kadının ona korkuyla baktığını gördüğünde içindeki öfkesine rağmen gülümsedi. “Ben Çınar Akçıl. Akçıl aşiretinin genç ağalarından. Gerçi yaş olarak pekte genç değilim ama olsun.” Aklına yeğenleri geldiğinden gençlik ünvanı onlarındı. En iyisi eve gidince her birini dövmekti. Büyük o olduğundan seslerini çıkartamazlardı. Gençliği gitmişti onlar yüzünden, iki vursa çok mu?

Yıldız duyduğu Akçıl soyadıyla gözlerinde ilk kez umut belirdi. Bilirdi o ailenin namını ama Alpay ağadanda çok korkardı. Nasıl korkamazdı ki? Acımasızlığıyla biline bu ağanın hiçbir şeye eyvallahı yoktu.

Yine de kendisine uzatılan eli titrekçe tutu. Zorlukla ayağa kalkarken düşme tehlikesi yaşadığında Çınar onun belinde tutarak düşmemesini sağlamıştı. Yıldız ona minnetle bakarken Doğanay aşiretinin genç ağası için durum pek iyi değildi. Dişlerini sıkmaktan bir hal olmuş, elindeki tespih neredeyse boncuklarını yere dökecekti. Daha fazla kendisini tutamayarak “O ellerini karımdan Çek Akçıl!” Demişti.

Çınar’ın sert bakışları ona dönerken “Karım?” Baştan aşağı genç ağayı süzdü. “Ah üzgünüm ama bu güzel hanımefendi” yüzünü buruşturdu “Senin gibi it bir ağayla olacağına yeğenime alırım daha iyi.” Dedi.

Hiç fena değildi aslında. Kadına dönüp baktığında yeğeniyle yakışırlardı sanki. Neden olmasın? Tuncay’ın sevdasıda böyle başlamamış mıydı?

Genç ağa konuşacakken bastonunu sertçe vuran yaşlı adamın sayesinde susmak zorunda kaldı. “Yeter artık! Susun ve yerlerinize geçin.”

Yaşlı adamın kararlı sesiyle her biri yerlerine oturdu. Yedi adam yan yana otururken Çınar sağına Yıldız’ı almıştı. Kan davalı olan aşiret otururken kadın ayakta mı kalacaktı? Ne münasebet. Doğanay aşiret kalsın ayakta.

Toplantı çoktan başlamıştı. Diğer tarafta Mardin’e ayak basan adamlar Mardin’in havasının yüzlerine vurmasıyla kasıldılar. Buraya bir kadını korumak için gelmişlerdi. Ve o kadını almadan gitmeyeceklerdi.

Mardin’in sözü geçen tüm ağaları bugün büyük bir konakta toplandığından haberi olan genç adamlar soluğu konağa doğru almışlardı.

İçeriye girmek istediklerinde korumalar onları durdurmuş “Buraya istediğiniz gibi giremezsiniz.” Lafını söylemişlerdi.

Aşiret’in toplantısını öylece giremeyeceklerini biliyorlardı. Bir ağa olmalıydılar, saygı duyulan. Demir dişlerini sıkarak adama bakarken Koray öne çıktı. Adamlar Koray’ı gördüğünde Miran “Akçıl aşiretinin ve Demirhan aşiretinin genç ağasına da mı geçiş yok?” Sözleri keskinken korumalar birbirine baktı.

Koray Arsen Demirhan Mardin tarafından sessiz ağa olarak bilinirdi. Sessiz ama adaletli bir ağa.

Korumalar başını eğdi, mahcup ifadeleriyle “Afedersiniz ağam buyrun.” Konağın kapıları açılırken içerden “Kan davasını kapatmak için o kızı bize vereceksiniz.” diyen sesler yükseliyordu.

Gençler içeri girerken korumaların arkalarından “Savaş ağam hoş geldiniz.” Diyen sesle ardlarına döndüler. Gördükleri otuz yaşlarına yakın olan adamla kaşları çatıldı.

Savaş kimseyi umursamadan herkesi geçip içeri girerken sesler daha yakından geliyordu.

“Kan davası diye bir kızı kurban mı edelim lan!”

Öfkeli duyduğu kişinin sesiyle yüzünde ufak bir gülümseme oldu. Anlaşılan toplantı çoktan başlamıştı.

Savaşın içeri girmesiyle herkes sessizleşirken Savaş eli cebinde alaylı ifadesiyle “Ne o aşiretin başı gelmeden mi başladınız?”

Doğanay aşiretinin ağası Savaş Doğanay.

Yaşlı adam yanında olan boş yere elini iki kez vurdu. “Gel bakalım evlat.”

Savaş tereddüt etmeden yerine otururken “Ne konuştunuz bakalım ben yokken?” Demiş, herkeste bakışlarını gezdirmişti.

Kuzeni bir anda “Kızı bana alacağız savaş. Başka türlü…” Yıldız’ın üvey ağabeyini göstererek “Bu adam ölür.”

Çınar’ın bir anda “Öldür.” Demesi ona bakmalarını sağladığında o omuz silkti. Onlar öldürmezse o öldürecekti zaten. Baştan her yılşıkça olan biteni izleyen bu adamın ölüm fermanını yazacaktı az kalmıştı. Gerçi onun babasınında farklı yoktu. Resmen sırıtarak olanları izliyordu. Ama onlar bir dursun. Şu toplantı bitiğinde göreceklerdi. Herkesin içinde bir şey yapamazlardı. Bu genç kadının başını daha çok belaya sokardı.

Yılışıkça izleyen adam kardeşini satmaya hazır bir vaziyetteydi. “Alın kızı gidin. Hiç olmazsa kan davasında bir işe yarar.”

Yıldız ne kadar alışsa da bu sözlere canın yanmasının engelleyemiyordu.

Üvey babasının oğlunun onuzuna elini koyup “Oğlum haksız bir boğaz eksilir en azından fena mı? Har vurup, harman savuran bir kıza gerek yoktur ailemizde.” Demişti.

Yıldızın dolu bakışları üvey babasına dönerken adamda hiç pişmanlık yoktu. Akmak için direnen gözyaşlarını zorlukla tutarken elinin üstünde bir el hissetmesiyle bakışları sahibine döndü.

Çınar ona bakan kadına dönmeden baba oğula öldürücü bakışlarla bakıyordu. Kuruyan dudaklarını ıslatırken “Annesi ne der bu duruma?” Diye sormuştu.

Annesi sanki bu anı bekliyor gibi kapı aralığından izlediği ağaların önüne geldi. “Beyim ne derse odur. Hem evlenmiş olur fena mı?” Sözleri keskin acı yaksa da umursamayan cinstendi.

Bir anne kızından çoktan vazgeçmişti. Sırf üvey oğlu iyi olsun, kocasına yarana bilmek sebepleri yüzündendi. Eğer onlar giderse parayı kim verecekti ona? Nasıl hanım ağa olacaktı? Bir kız için bunlardan vazgeçemezdi. Hele de kimden peydahladığını bile bilmediği bir kız yüzünden.

Ortam kadının söyledikleriyle buz keserken Doğanay aşiretinin ağası olanlar izliyordu. Karar onun nezdinde belliydi. Ağa oysa hükümde onundu. Sonuçta bu kendi aşiretlerine verilen zararın telafisi olacaktı. Bakışları kadına değildi. Daha yıllar önce aynı şey yaşanmıştı. Ve bu defa Savaş hazırlıklıydı.

Tam bir şey söyleyeceği ve her şeyi onun tarafından düzene girecekken kapının önünden keskin ama kısıktı. “Asla!”

İşte o an herkes dondu. Yıllardır duyulmayan sessiz ağa ilk kez sesini çıkarmıştı.

Alpay ağa şokla torununa dönerken, diğerleri de dönmüştü.

Koray bu durumu umursamadan tam ortaya geldi. Zorlukla konuşsa da “Kimse benden sevdiğimi alamaz.” Cümlesini kurmuştu.

Savaş kuzenin hıçıncs hareket eden bedenini hızla tutu. “Otur yerine Orhan.”

Orhan öfkeyle “Benim evleneceğim kadına sevdiğim diyor bu it!” Dedi.

Koray’ın bakışları adama döndüğünde “Sen kim ki böyle masum bir kadınla evlenebilirsin? Buna layık mısın?” Dedi.

Orhan alayla Koray’ı süzdü. “Sessiz ağamız sonunda konuşsa ne yazar? Kan davasının hükmü bellidir dilsiz ağa!”

Koray yumruklarını sıkarken Orhan aşiret ağalarına döndü. “Demirhan aşiretinin ağası madem benim evleneceğim kadını kaçırdı… “ sustu ve şeytanca gülümsedi. Artık Yıldız’ı istemiyordu. Sonuçta Demirhan aşiretinin başına geçme şansı varken önce kadını alıp sonra Yıldız’ı ikinci karısı yapabilirdi. “O zamana kız kardeşi de benimdir!”

Bu sözler son sözleri gibi oldu. O an Demir ışık hızında Orhan’a yumruğunu çakmış, yetinmeyip yerde yatan adamın üstünde defalarca vuruyordu. “Sen kimsinde onun için söz edersin lan!”

Öfkesi bir çığı gibiydi. Ve bu defa onu sakinleştirecek kimse yoktu. “Seni… Öldürürüm… lan şerefsiz!” Her vuruşunda tek tek üstüne basarak kelimeleri söylüyordu.

Savaş önünde ne zaman olan çayı alarak keyifle içiyordu. Çok mu sıcaktı bu çay? Biraz fazla da demi olmuş ama içilirdi. Kuzenin babası ona dönüp “Bir şey yap Savaş. Kuzenini dövüyor adam!” Demesiyle dudaklarını büzdü. Ne güzel çay keyfi yapıyordu. Ne diye engel oluyorlardı ki?

Sakin bir nefes alıp “Durdurun.” Dedi korumalara.

Korumalar da işin içine girse de bir işe yaramamıştı. Demir durmaksızın devam ederken Orhan’ın bakışları kapıda bir noktaya yönelip Demir’e döndü. Alayla sırıtırken canı acısına da “Geldi müstakbel karım da.” Demişti.

Demir’in gözü dönerken bakışları Asel’e deydi. İki adamın onu kolundan tutmuş getirdiğini gördüğünde çıldıracak gibi olmuştu.

Belkindeki silahı çıkartırken ne askerliği umrundaydı, ne de başka bir şey.

Asel’i gören herkes şaşırırken Asel gördüğü manzarayla şok olmuştu. Ama yine de kollarını tutan korumalara dönüp “Ay bırakın beni artık.” Diyerek kollarını çekti. Utku ve adam başlarını eğip geri çekildi. Asel tüm kaosa rağmen şirin gülümsemesini sundu. Dedesine dönerek “Fovori torun sahalarda dedeciğim. Özledin mi beni?” Başını yatırmış şirin gülümsemesini sunarken tüm bunlara rağmen gülümsemesi imkansızdı Alpay ağanın. “Özlemem mi? Favori torunumu nasıl özlemem?” Gözleri dolarken bir kez daha fark edilmişti kız çocuklarına duyduğu sevgiyi.”

Asel gülümseyerek başını eğdi. Birazcık utanmıştı.

Orhanın babası “Gelin hanımda geldiğinde imam nikahına geçelim.” Demiştiki tüm öldürücü bakışların esiri olmuştu.

“Bensiz aşiret toplantısı mı? Çok üzdün beni dünürüm!”

Diyen sesle Asel’e gidecek Orhan bile durmuştu.

Timuçin elinde bir beşik tutarken, yanındaki biri daha vardı. Ve onunda elinde bir beşik varken Timuçin beşiği havaya kaldırıp “Eh beşik kertmelerin de kavuşma zamanı geldi.” Dedi gülümsemen.

Bu sözler ortama bomba gibi düşmüştü.

Bölüm sonu.

Bizimkiler beşik kertmesi çıktı :). Şey derler ya benim bundan haberim var mı? Çok merak ediyorum Timuçin, diğerlerinin özellikle Demir ve Asel’in bundan haberi var mıdır?

Karakterler?

Olaylar?

Yazım dili?

Yıldızın durumu biraz karışık aslında. Merak etmeyin nasıl Tuncay için Aysima olduysa Arsen içinde haledeceğiz.

Alpay ağa ve değerleri ne diyecek bakalım bu olaylara? Adam kalpten gitmese… Ya da Demir damat kahvesinden gitmese bari.

İlk kitabı Demirhanlar’a da Yılbaşı Özel Bölüm gelmiş bulunmaktadır.

Yeni yılınız kutlu olsun canlarım.

Çikolata tadında güneşli yıllar dilerim…

Bölüm : 01.01.2026 00:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...