
Yazar Anlatımıyla..
İki adam aldığı kadınla birlikte çoktan şehirden ayrılmak için uçağa binmişlerdi.
Adamlardan biri diğerine dönerek “Ağabey neden biz uçakla gidiyoruz?” Diye sormasıyla adam “Ne yapalım oğlum özel jet kiralayalım mı?”
Alayla konuşan adama başını salladı “E herhalde ağabey. Düşünsene kız uyansa uçakta ne halt edeceğiz?”
”Doğru söylüyorsun Utku. Ama şansımız mı var oğlum? Patron pinti adamın teki.”
Utku umutsuzda ortalarında oturan kadına baktı. Umarım uyanmazsın diye geçirdi içinden. Uyanırsa ve uçağı birbirine katarsa işler değişirdi.
Diğer yönde uçağa binen genç kızıl saçlarını arkaya attı. “Komutanım, sizce de bu kızıllıklar ateş saçmıyor mu?”
Komutana ona dönüp baktığında genç sessizliğe gömüldü.
Sarı saçlı genç adam arkadaşına doğru eğildi. “Ne oldu kızıl saç? Yedin mi azarı.” Bu durumdan keyif aldığı belliydi.
Adam arkadaşının yüzüne elini koyup ittirdi. “Çekil şuradan Ozan. Seninle uğraşmak istemiyorum.”
Ozan geriye çekilirken bakışları etrafta dolaştı. Kendi koltuklarını ararken sanki tanıdık bir sima görmüş gibi oldu. Yanılıyor olmalıydı. Zira tanıdık kişi şu anda görev yerinde işini yapıyordu.
İçlerinden sarı saçlı genç kadın eliyle bir noktayı işaret etti. “Bizim yerimiz burası komutanım.” Diyerek yanındaki kadının kolunu tutu.
Komutan onlara bakıp başını salladı. “İpek, Alis dikkatli olun.” Her zamanki gibi tedbirli olmalarını isteyen komutanlarıma göz devirdiler.
Alis “Komutanım sadece yolcuyuz abartmasak mı…” diye söyleyecekken komutanın bakışlarıyla susup başını salladı.
Adamlardan siyah saçlı olan “Komutanım bizde çaprazlarındayız.” Demişti.
Komutan onlara başını salladığında herkes yerlerine geçmişti.
Bir süre sonra uçak havaya kalkmaya başlamıştı.
Kızıl saçlı adam sıkınca önündeki koltuğa tekme atıyordu. “Neden yiyecek dağıtmıyorlar? Açım ben! Keşke otobüsle gitseydik.” Bakışları etrafta dolaşırken gözlerini kırpıştırdı. “Açlıktan halisilasyon görüyorum!”
Komutan arkasındaki askere doğru ayağa kalktı. “Kapa çeneni Samet!”
Samet mızmızca komutanına baktı.eliyle bir noktayı işaret edip “Ama komutanım açlıktan derdime derman Derin’i görüyorum sanki.”
Ozan “Saçmalama oğlum o Hakkari’de değil mi?” Demişti şaşkınca.
Samet başını salladı. “İşte diyorum ya halisilasyon görüyorum.”
İpek merakla bakınırken “Ay bende mi acıktım!” Zira gördüğü kişi gerçek olamazdı.
Diğer tim üyeleri de şaşırırken komutanları az önce Samet’in gösterdiği yere doğru baktığında gördüğü kişiyle gözleri büyüdü. “Siktir lan oradan!”
Samet kollarını birleştirip sırtını koltuğa yasladı. “Gördünüz mü hepimiz açız işte.”
”Samet… Açlık değil bu devrem bu gerçek.” Diyen arkadaşına döndü “Saçmalama Ömer’im, ne işi var kızın uçakta? Babasında bok gibi para var affedersiniz ama özel jetle gider yani.”
Komutan keskin bakışlarını Derin’in yanındaki iki adama çevirdi. Kimdi bunlar? Derin’i asla kimse olmadan göndermezlerdi. Ama yanında yabancılar vardı? Hızla eline telefonu alıp önce fotoğrafı çekmişti. Daha sonra telefon sinyaline bakmıştı. Sinyal Hakkâri’de gözükürken o nasıl buradaydı?
Siktir! Kesinlikle bir sorun vardı.
Önce derin bir nefes aldı. Daha sonra gözlerini kapatıp açtı.
Yok, iyi değildi.
Gözleri Derin’in üstünde oyalandı. Baygın olduğu çok belliydi. Yanında bir genç, bir de yaşı ondan büyük bir adam vardı.
Tamam. Önce sakin olmalıydı. Ne yapabileceklerini düşünmeliydi.
Bakışları diğerlerine döndü. “Uçuş boyunca gözlerinizi onlardan ayırmıyorsunuz. Tek bir harekette bana haber veriyorsunuz.” Tim üyelerinin hepsi başlarını ciddiyetle salladı.
Hepsi biliyordu ki bu iş bir iş değildi. Bu hayatlarının merkezinde olan küçük kızı kurtarmaktı.
*
Küçük çocuk elindeki cips paketiyle koltukların arasından yürüyordu. Son cipsinide ağzına attığında kalmayan cipsiyle somurttu. Dudakları bükülürken elindeki cipsi top haline getirdi, rastgele bir şekilde attı.
Atılan cips paketi iki adamdan yaşı büyük olana denk gelmişti. Adam kafasından kucağına düşen paketle ilk şaşırmış, daha sonra kızgın bir boğa gibi etrafına bakınmıştı. Kendisine şokla bakan küçük bir erkek çocuğunu gördüğünde cips paketini elinde tutarak “Bana bak velet! Bu ne lan?” Dediğinde çocuk korkuyla iki adım geriledi.
”Yanlışlıkla oldu…” diye mırıldanan çocuğun korkusu gözlerinden belliydi.
Adam bu durumu umursamadan kalkıp çocuğa gidecekken yanındaki adam onu tutu. “Ağabey saçmalama. Zaten dikkatler her an bize dönebilirken birde sen dikkat çekme.”
Adam ona dönerek “Utku asabımı bozma benim!” Dedi.
Utku bu durumu umursamadan bakışlarıyla baygın olan kadını gösterdi. Adama yaklaşıp “Yakalanırsak patrona ne deriz ağabey?” Dediğinde adam sakinleşmeye çalışarak geriye yaslandı.
Çocuk tehlikenin geçtiğini anlayarak derin bir nefes verdi. Daha sonra sakinleşmeye çalışan adam dil çıkarıp onun tepki vermesine izin vermeden yerine doğru koştu.
Adam çocuğun hareketini gördüğü an yerinden kalkmıştı. Ama kendini tutarak yerine geri oturdu.
Şu an bu işin hemen bitmesini istiyordu.
*
Saatler ilerlerken uça çoktan inmişti. Herkes uçaktan inmeye başlamışken tüm adamları takip etmeye devam ediyordu.
Adamların siyah bir araca binmesiyle tim de onları takip edecekti ki uçaktaki küçük çocuğun elinde tutuğu telefonu çevirirken “Anne bu ağabeyler bunu düşürdü ama gidiyorlar. Benim olabilir mi? Satıp para kazanırım.” Çocuğun hevesle söylediği cümleleri duyan tim hızla çocuğa yöneldi.
Samet gözlerini kısarak saçlarını geriye attı. Kendisine şaşkın bakan küçük çocuğusun başıyla telefonu gösterip “Çok şanslısın küçük adam. Tamda telefonum bozulmuştu. Kaça satarsın onu bana?” Dediğinde çocuğun gözlerinde tilkiler dolandığı belliydi.
”Sen kaç vereceksin?” Diye tek kaşını kaldırdı.
Samet kendisinin küçük versiyonunu bulmasıyla gülümsedi “beş yüz?”
Çocuk dudaklarını büzüp kısa bir süre düşündü. “Çok az.” Dediğinde Samet “Sekiz yüz.”
Çocuk başını olumsuzca salladığında “Bin.” Artık çocuğun elini tutmuş pazarlık yapıyordu. Çocuk haylazca gülümseyip “On bin mi? Tamam.” Demesiyle Samet’in gözleri büyümüştü.
Tim ise şaşkınca “On bin mi?!” Demişti.
”Oğlum sen nasıl?” Diye konulamayan Samet kendisini toparlayıp komutanına döndü. “Komutanım işin kalanı sizde.” Demesiyle ateş saçan mavilikleri görmemesi bir olmuştu. Şirin bir gülümseme takınmaya çalışsa da on bin liralık olan komutan pekte gülümsemiyordu.
Samet bir süre içtimada zorlanacaktı belli ki.
Devrim çocuğun elindeki telefonu alacakken çocuk “Pışık! Önce para sonra telefon.” Demesiyle sabır diledi.
”İbanın bar mı ufaklık?”
Çocuk kalın ses tonunu duyduğu anda ilk afallasa da başını salladı. “Tabi ki!” Diyerek ibanını söylerken çok profesyoneldi.
Yanındaki annesi artık bu duruma alıştığından sesini dahil çıkarmıyordu. Bu oğlunun günlük halleriydi.
Telefon alındığında çocuk parasına bakıp “Bereket versin beyler.” Diyerek uzaklaşmıştı.
Kesit sonu…
Kalanı artık bölümde :).
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 140.96k Okunma |
9.39k Oy |
0 Takip |
83 Bölümlü Kitap |