
Mahallenin sessiz ama huzur dolu sesini uzun zaman sonra ilk kez net duyuyordum. Yıllarca doğru dürüst bu mahalleye adımını atmamış biri olarak özlemiştim. Mahalle hayatı çok özeldi. Birbirine yardım eden komşular, gülümseyen yüzler, her daim bir tabak daha ye evladım diye peşimizde dolanan teyzeler… E tabi tuhaf yanları da vardı. Peşimizden evlenin evladım diyen, bak şu çocuk sana uygun diyenden tutun onun kızı oğlu ne yapmış diyene kadar hepsi vardı. Ama en çokta huzur vardı, çocukluğum vardı.
Camın altına geldiğimde nasıl içeri gireceğimi düşünüyordum. Azat amca kesinlikle kapıları kilitlemiştir. Yani ne balkon, ne de dış kapı işime yaramazdı.
Yapacak bir şey yoktu. Babamın zoruyla öğrendiğim düz duvara tırmanmam gerekiyordu.
Derin bir nefes alarak tırmanmaya başladım.
Kızgınlığa girmiş kedi gibi düz duvara tırmanmadım demem.
Tırmanmam bitiğinde üstümdeki tozları çırptım. Allah’tan karımın odasında balkon vardı. Yoksa işim bitmişti. Balkon kapısını açmak için cebimden anahtarı çıkardığımda diğer elimle de kapıyı ittiriyordum. İttirmemle açılan kapıyla derin bir nefes aldım. “Ha zalumun kizu bir kere da bir kere kapat ula şu kapıyu.”
Ayağımdaki ayakkabıları da çıkartıp kenara bıraktım. Ayakkabıyla girdiğimi görse karım beni keserdi.
Perdeyle küçük bir savaş verdikten sonra içeriye girmiş bulundum. Kapalı ışıklara rağmen yatağında sırtı dönük yatan karıma baktım. Derin bir iç çekerken “Ula şu kokuya ölünür.” Demeden edemedim.
Mis gibi karım kokuyordu.
Ama tuhaf yanı saki bir koku daha vardı. Yine de umursamadan karıma doğru ilerledim. “Ula kim beni karimdan uzak tutacağumuş? Gerekirse düz duvaru yıkarum.”
Bir dizimi yatağa yaslayarak güzel karımın omzuna dokundum. Omzu mu genişlemişti? “Asel’im, mis kokulu çiçeğim, ha uğruna ormanlarında kaybolduğum karım sokulayım mı yanına? Alayım mı nefes?”
Ben nazikçe karımı düz pozisyona getirmeye çalışırken karımı çevirdiğim an aslında karım olmadığını gördüm karımın.
“Ula sen kimsun?” hiddetle söylediğim sözlerden sonra ışıklar bir anda açıldı. Yatağın üzerinde olan kişi “Hayatının aşkı bebeğim.” Diye cilveyle söyledi.
Her yer aydınlanırken gözlerime biraz süre tanıyıp etrafa baktım. Kapının orda duvara yaslanmış iki adam bana sırıtırken Murat amca “Oğlum şahsen çok memnun kaldım.” Yüzünü buruşturup “Çakılın çişine rağmen güzel kokuyor demen… Ah inanılmazdı.” Diye dalga geçti.
Onun yanındaki Azat amca alayla güldü. “Kızımı sana bırakacağımı mı sandın hayta? O şimdi bebek gibi uyuyordur.”
Ben bakışlarımı yatakta yatan kişiye çevirdiğimde uykusundan uyanmasına rağmen cilveli bakan Kaya’yı gördüm. “Ne işin var lan senin bu yatakta?”
Kaya sesimi duymasıyla başını kadırıp bana baktı. “Ne yapaydım Demlik? Bana bir yatak bırak yorganı da bırak bizim evde dur bile demedin. Ulan çekip gittin hemen!” diye hiddetlenmesiyle haklılık payı olduğunu biliyordum. Ama karımın odasında yatmasına gerek yoktu. “Niye karımın odasındasın? Gidip diğer odalarda yatsana.”
“Dostum ya burada yatacaktım ya da tüm ailenle salonda uyuyacaktık.”
Kaşlarım anlamazca çatılırken Azat amca “Herkes Murat’lar da kızımla birlikte uyuyor evlat.” Demesiyle beynimden vurulmuşa döndüm.
Karımla evlendim ve evlendiğimin ilk gecesi karımla bir başkaları mı uyuyordu?
Ben ne olacaktım?
Murat amca Kaya’ya doğru yaklaşıp “Kaya kalk hadi diğer odalardan birine geç oğlum.” Demesiyle Kaya beni anında satıp gitmişti.
Alacağın olsun Kaya, ben sana bunu sorardım.
Kaya’nın gitmesiyle iki adam kollarını birbirine dolayarak aynı anada “Otur!” demişti.
Bir anda ne yapacağımı bilemez halde elim ayağıma dolaşırken kendimi oturur halde buldum.
İki adam memnun olduklarını belirtir şekilde gülümsemişti.
Murat amca bana doğru yaklaşıp elinin birini omzuma koydu. “Sen kızımla evlenmişsin? Ortalıkta karım karım diye dolaşıyorsun?” diye sorar şekilde baktığında gülümsedim.
Ha vallahi de evlendim, billahi de evlendim ben!
Hem ide dini nikâhınan.
Derin bir iç çekerken “Evet, yakında resmiyette de inşAllah.” Dedim.
Ne tesadüf tamda yaralı kolumun omzunu tutan adam oldukça güçlü sıktı. Canım acısa da yüzümü sabit tutarak ona baktım.
“Çok alışma evlat. Şu dedikodular, kan davaları bitsin kızımdan boşanırsınız. Eh sen yoluna kızım yoluna gider.”
Her sözcük kalbime bıçak gibi saplasa da gülümsedim. “Ne dedikodu biter ne de kan davası.” Azat amcaya doğru bakarak “Benden daha iyi bilirsiniz Azat amca.” Gözlerimde hafif bir parıltı oluşurken “Ya da Azat baba mı demeliyim? Eh neticede kulağın alışsın.” Dediğimde bu defa sinirden kızaran Azat amcaydı.
“Bana bak evlat, almayayım seni ayağımın altına. Kızımdan uzak duracaksın.”
Dudaklarımı küskünce büzdüm. Elimin birini kalbime götürürken “Burası durmaz ki. Onu her görmediğinde acıyla kıbranırken gördüğünde hızını alamayan kalbim durmaz ki.” Derin bir nefes aldım. “Azat amca.” Murat amca’ya dönerek “Murat amca. Siz bilirsiniz sevda nedir, onsuz nasıl acı çekilir. Bizim kaderimiz Çiçek doğduğu anda başladı. Ona ilk bakışımda kalbim nasıl atıyorsa şimdi kaç misli atıyor. Ne ben ondan ayrılırım, ne de o benden.” Gözlerim tek bir noktaya dalarken “Ha oldu da o istemedi, o zaman kapıdan çıkar giderim.” Azat amcanın gözlerinin içine odaklandım. “Ha bu demek değil ki ondan vazgeçtim. Ben o mutlu olsun diye uzak dururum ama yine onun hayaliyle yaşarım.”
Kimse kime sevdalanacağını bilemezdi. Anlımızda yazılı olan kader, ruhumuza eş olan kişiydi. Ben Çiçeğimi seçmemiştim ama yüreğim onu seçmişti.
*
Derin Asel Güneş Demirhan’ın Anlatımıyla…
Gün doğumuna az kalmışken gözlerimi araladım. Yanımda uyuyan aileme gülümseyerek baktım. Annelerim, babalarım, amcalarım hatta kuzenlerim, ağabeylerim, yengelerim bile yanımdaydı. Bu halleri içimi ısıtmadı değil.
Tek kız olmanın avantajlarını oldukça yaşıyordum.
Aslında Timuçin amcam ve Cana teyzemle Alpaslan ağabeyimde burada olmalıydı ama eve gitmişlerdi- Bir dakika. Azat babamın üzerine kolunu atmış olan kişi Timuçin amcam mı? Gözlerimi hızlıca kırpıştırdığımda gerçekten onun olduğunu gördüm. Ya Cana teyzem ve Alpaslan ağabeyim? Onlar neredeydi? Derken bir kükreme pardon horlama sesiyle başımı kaldırdım. Kaldırmamla Meriç ağabeyimle koyun koyuna yatan Alpaslan ağabeyimi gördüm.
Sağ tarafım ful erkek kadrosuydu. Son kısımda Kaya bile vardı!
Sol tarafım ise kadınlar bölümüydü. İnanılmaz gelebilir ama annelerim ve Cana teyze birbirine sarılmış uyuyordu. Eğer salondaki koltukları çıkarıp yere yatak kurmasaydık bu kadar insan asla sığamazdık. Ayrıca bu ev Murat babaların olduğundan oldukça genişti.
Sanırım burada tek eksik Demir’di.
Ama gece beni ekende oydu.
Bana sıkıca sarılan Polat amcama gülümsedim. Artık zamanı gelmişti.
Hiçbirini uyandırmadan yerimden kalktım.
Çok bunaltıcı ama bir o kadar insanın içini ısıtan evden çıkmalıydım.
Demir’i bulmalıydım- derken dış kapıyı açar açmaz eve düşen Demir’le şaşırdım.
“Demir?” diye şaşkınca konuşurken soğuktan olsa gerek kızarmış yüzüne baktım.
“Çiçek?” derken sesi öyle uykuluydu ki gece hiç uyumadığı belliydi. Tüm gece burada mıydı?
“Ne işin var burada?” dememle gülümsedi. “Karım burada biliyor musun? Çok güzel bir karım var.” Islık ötürerek baygın gözlerle “Öyle güzel ki dünyalar ona bedel. Sana benziyor ama karım daha güzel.” Dedi.
Yerde uykusuzluğun acısını çeken bu adam delirmişti! Bu halde bile karım da karım diyordu. “Bence karını boş ver de sen gidip bir uyu.”
İşaret parmağını dudaklarına yerleştirerek “Şşş, karıma laf yok. Canım karım.” Dediğinde gülmemek için zor duruyordum. Bu adamda neydi bu karım da karım aşkı? Görmemişin karısı olmuş- Neyse.
Ona elimi uzattığımda “Hadi gel seni karına götüreceğim.” Dedim.
Tereddütsüz elimi tutacakken “Olmaz elini tutmam ben.” Kaşlarım çatılırken “Karım hariç hiçbir kadına dokunmam ben.” Diye devam etmesiyle içim bir tuhaf oldu.
Sen nasıl bir adamsın Ege?
Elimi geri çekerken “Tamam, elimi tutma. O zaman beni takip et olur mu?” dediğimde başını sallayarak zorda olsa ayağa kalktı.
Ardımızdan kapıyı kapattığımda Meriç ağabeyime kısa bir mesaj yazdım. Beni ararlarsa merak etmemeleri açısından.
Yanımda baygın yürüyen adama baktım. Anlaşılan işimi biraz erteleyerek bu koca adamla uğraşacaktım.
Derin bir iç çekerken Azat babamların evini anahtarla açtım. O zorlukla merdiveni çıkarken bende arkasından düşmemesi için tetikteydim. Umarımda düşmezdi. Zira bu cüsse beni ezerdi.
Odama girdiğimizde tuhaf bir koku daha vardı sanki. Kokudan rahatsız olurken balkon kapısını açtım. Açmamla bir çift ayakkabı görmem bir oldu. Bakışlarım kendisini yatağıma atmış adama kayarken bu adamın benim odama girmiş olduğunu anladım. Anlaşılan Ege Bey karım köylüydü.
Onun üstünü örtmek için yanaştığımda bileğimi sıkıca tutu. “Gitme çiçek.” Diye fısıldayan sesiyle yerimde kalırken “Lütfen…” diye devam etmişti.
İçimde bir şey ona kıyamıyordu. Ne yaparsam yapayım ondan uzak duramıyordum. Şuan beni kendisine çekip yanına yatırmasına bile bir şey diyemedim. Gözleri yarım bir şekilde açıkken bana sıkıca sarıldı. “Şu kokuna öl de öleyim kadın.” Derken o gözlerdeki tanıdıklığa da, sözlerindeki netliğe de cevap veremeden başını boynuma gömdü.
*
Yazar Anlatıyla…
Meriç burnuna dayatılmış ayakla yüzünü buruşturarak eliyle itmeye çalıştı.
Kısa bir homurtudan sonra tekrar burnuna gelen ayağa bu defa sertçe itti. “Kimin lan bu ayak?” diye uykulu bir şekilde homurdanırken bir anda gözlerini açtı. “Ayak mı!” dediğinde hızla doğruldu. Bunun sonucunda ayağın sahibi aynı şekilde tekrar homurdanıp ağzına sokacak kadar dibine getirdi. Bunu gören Meriç “Lan!” diye bağırdı.
Ailesinin homurtuları da işe karışırken Meriç ayağın sahibi Alpaslan’ın bacağına sertçe vurdu. “Kalk lan ayağın ağzıma girecek salak.”
Alpaslan uyku mağruru gözlerini açamazken “Kapat çeneni Demir. Uykumu bozuyorsun.” Diyerek bir tarafını diğer tarafa dönerek uykusuna devam etti.
Meriç sinirle bir kez daha vurduğunda Alpaslan bu defa gözlerini açmıştı. “Ne var lan demlenmemiş çay olan Demlik.” Karşısında uykulu şekilde bakan ailesi ve sinirle bakan Meriç’le ne diyeceğini bilemedi. Eli ensesine giderken “Ben gece buraya gelmiştim değil mi?” diye utançla söylenmişti.
Acar küçük elleriyle gözlerini ovuştururken “Uydudum idine ettin Ayp.” Diye söylenmişti. Uykumun içine ettin Alp.
Ali büyükçe esnerken “Neyse neyse uyandık artık. Asel uyanmadan kalkalım.” Demesiyle diğerleri onaylamıştı. Altan kardeşine “Aferin Ali’m kırk yılın başı doğruyu söyledin.” Derken o da esnemişti.
Ali ağabeyine göz devirirken “Ben her zaman haklıyım ağabey ama seninle uğraşamayacağım.” Derken esniyordu.
Azat Ali’ye bir fiske vururken “Esnemeyin lan. Bizimde esneyeceğimiz geliyor.” Demiş, o da esnemişti.
Ali kavasını ovalarken “Tamam ağabey ya!” diye söylenmişti. Ama çok geçmeden tekrar esnemişti.
Azat sabır çekerken herkes bir bir esniyordu. Resmen domino etkisi oluşmuştu.
Emir esnemeyi bırakıp “Bir şey diyeceğim. Asel nasıl bu kadar sese uyanmadı?” dediğinde bakışlar Asel’in olması gereken yere döndü. Asel’in olması gereken yeri boş gören aile üyeleri şaşırırken Meriç feryat ederek bağırdı. “Kardeşimi kaçırdılar komşular yetişin!”
Aile telaşla yerlerinden kalkarken kadınlar erkeklere göre daha temkinliydi. “Belki bir yere gitmiştir.” Dedi Melek.
Meriç efkârlı halde “Kesin o kaçak Demlik’e kaçmıştır komşular ey!” demeye devam ediyordu.
Erkeklerin endişesi artarken Timuçin oğluna döndü. “Oğlum kardeşin en son seninle yatıyordu evde değil mi hala?”
Alpaslan gözlerini yumup esnedi. “Hayır, değildi baba.”
Meriç telefonu eline alırken “Bakın gördünüz mü, şimdi polisi arayacağım-“ telefonda gördüğü perim yazısıyla mesaja tıkladı. Kız kardeşinin gitmeden önce haber veren mesajıyla endişeli ailesine baktı.
Kenan göz devirirken “Evde asker, polis doluyken hala poşis diyorsun ya pes Meriç.” Diye söylenmeden edemedi.
Murat oğlunun duraksayan haliyle “Ne oldu oğlum?” diye sordu.
Meriç gözlerini kaçırırken “Derin yazmış.” Dedi.
Meltem oğluna “Ne yazmış kızım?” diye sorduğunda “İşi varmış o yüzden erken çıkmış.” Dediğinde. Aileden “Pes.”
“Ne düşündük senin yüzünden.”
“Ulan Meriç.”
Diye birçok şey söylemişlerdi.
Meriç “Tamam, herkes hata yapabilir.” Dediğine ailesi söylenerek dağılıyordu. En son validesinin “Burayı sen toplayacaksın Meriç!” demesiyle omuzları çöktü. “Hep bana kalıyor amelelik.”
*
Demir Ege Soylu’nun Anlatımıyla…
Burnuma doluşan o güzel çiçek kokusunun kaynağına daha da sokuldum. Ne güzel kokuydu bu. Kokuya daha da sokulmamla gülme sesi gelmesiyle istemeden gülümsedim.
“Ege!” diye sızlanan o nahif sesle “Uyu çiçek.” Demem bir olmuştu.
“Boynumu rahat bırak artık. Gıdıklanıyorum.”
Sevgili karıcığımın küçükken söylediği aynı diyalogu yaşadığımızda kendime geldim. Gözlerimi aralarken bana gülümseyen karıma baktım. “Sen ne güzel gülümsüyorsun öyle.” O daha da gülerken onun yüzüne yaklaştım. “Ölürüm kızım ben senin gülümsemene.” O kızarırken ben şeker gibi yanaklarına baktım. “Şuna bak ya ısıracağım şimdi.” O daha utanırken “Yok ben dayanamayacağım ısıracağım şekerden tatlı yanaklarını.” Dedim.
O hızla iki eliyle yanaklarını kapattığında kahkaha attım.
“Minicik ellerin mi koruyacak yanaklarını benden?” dememle beni ittirmeye çalıştı. “Kalk tepemden Ege. Annemler özellikle de ağabey, babamlar gelirse görürsün.”
Hafifçe dudaklarımı büzdüm. “Yok, gelseler de kalkmam ki. Dini nikâhta olsa karınım sonuçta.”
Karımın kaşları çatılırken “Ege sence de cümlende hata yok mu?” diye sordu. Yüzü gülmemek içinzor durur haldeydi.
Kaşlarım anlamazca çatılırken cümlemi tekrar ettim. “Yok, gelseler de kalkmam ki. Dini nikâhta olsa karınım sonuçta.” Ben dediğimle şaşırırken o bunu fırsata çevirip kalktı. “Dur hayır kocanım diyecektim! Ben erkeğim Asel’im vallahi bak. Hatta-“ elim tişörtüme giderken “Ay tamam biliyorum!” diye bağırmasıyla derin bir nefes aldım.
Erkek adamdım ben!
O benim karımdı, ben kocası.
Bir anda bana dönüp tatlı tatlı güldüğünde “Ey- Ege.” Dedi. Ah Ege diyişine biterim kadın. “Söyle Ege’nin değerlisi.”
Ayağı ileri geri hareket ederken “Bir şey isteyebilir miyim senden?” diye sormasıyla belinden tutup kendime çektim. “Sorman hata güzel çiçeğim. Emrine amadeyim.”
Ona temas etmemle şaşırmış yüzüyle “Temas bağımlısı mısın sen? Her saniye temas ediyorsun.” Diye sordu.
Hiç düşünmeden “Sana bağımlıyım.” Dedim. O daha da şaşırırken ben yanlış anlar diye “Ama evli olsak da istemezsen temas etmem.” Diye devam ettim.
Bana gülümseyerek “Soru yok Ege.” Demesiyle derin bir nefes aldım.
Her Ege dediğinde bitiyordum bu kadına. “Daha çok mu sevdalanayım istiyorsun? Öyleyse denemene bile gerek yok. Her salise bir öncekinden daha da sevdalanıyorum sana.”
Göz bebekleri titrerken ormanlarında saklı denizlerini kaçırdı benden. “Çok açık sözlüsün Ege.”
Yüzümde gülümseme olurken ona doğru eğildim. “Sadece sana olan sevdamı gizli yaşamak istemiyorum. Ben sevdiğim kadından sevdamı saklayamam.”
Elleri üzerimdeki tişörte giderek dalgınca oynamaya başladı. “Ben senin kadar net değilim. Kalbimin ne dediğini de anlayamıyorum.” Gözleri gözlerime çıkarken “Ben sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Sevmek nedir desen söylerim ama sevda… O çok başka bir şey ve duygularımı yanlış yorumlayarak sana yansıtmak istemiyorum. Seni boşuna heveslendiremem.” Dedi.
Ölürdüm bu kadına.
Sırf beni üzmemek için benden uzak duran bu kadına biterdim.
Boşta kalan elimle nazikçe çenesinden tutup kaldırdım gözlerimden kaçırdığı yüzünü. “Üz beni.” Bakışları şaşkınlığıyla dolarken devam ettim. “Lütfen çiçek, duygularının nasıl olduğunu bilmesen de o an ne hissediyorsan onu yap. Çekinme benden, geri gitme. Sadece ne hissediyorsan yap gitsin. Zamanı geldiğinde duygularını iyice anladığında…” sertçe yutkundum “Gitmek istersen bile ben hep-“ elini kalbime yasladım “burada olacağım.”
Yüzüne yaklaşırken “Ormanlarında saklı denizlerin kadar saklı olurum ama seni üzecek birinde ormanlarını sularda bırakan incilerin kadar sarsarım.” Dedim.
Çok yakındık. Fazla yakın. Ve ben şu an onu öpebilirdim. Gözleri ağırca kapanırken dudaklarımız buluşmuştu.
Ama sadece temas…
Kapının aniden açılmasıyla karımı bile öpememiştim.
Öfkeyle kapıya döndüğümde karşımda duran Emir’i gebertmemek için zor duruyordum.
Sevdiğim kadın kollarımda utançla göğsüme sığınırken karşımdaki herif gözlerini kapattır gibi yaptı. “Oo, çok pardon. Bölüyorum ama Necla teyzede gün var ve Meriç ağabey kesinlikle gidiyoruz dedi.”
Karım benden ayrılırken “Hani şu her bekâr kadına koca bulan Nermin teyzenin kardeşi Necla teyze mi?” dedi.
Emir göz kırparken “Aynen öyle güzel kız.” Bakışları bana kayarken gözleri parıldadı. “Şu an best bekarda sensin.”
Kaşlarım çatılırken “O benim karım.” Elini tutup kaldırdığımda önce öptüm. “Evliyiz biz.”
Emir kollarını birbirine dolayarak arkasını döndü. Ve son bombası “Ama bunu onlar bilmiyor.” Olurken ben beynimden vurulmuşa döndüm.
Hayır!
Bende karımı görücülere yem edecek adam tipi yoktu.
O görücüyü bir kaşık suyu bırak tek damla suda boğardım.
Yok, olmaz karım oraya gidemez.
Zaten benim karım kalabalığı da sevmez ailesi dışında.
İçerden “Sarma da varmış kuzen!” diye bağıran Emir’le karım elimi hızla bırakarak dolabına koştu. “Ay ne giyeceğim ben.” Diye sızlanırken benim bittiğimi göstermiş oldu.
O kıyafet seçerken, hazırlanmaya devam ederken hep
“Gitmesen mi?”
“Kalabalık olur sen sevmezsin.”
“Ben yaparım sana sarma.” Diye birçok şey sıralasam da o “Ayıp olur Ege. Kadın o kadar benim için uğraşmış. Ama söz sen yaparsan senin sarmanı da yerim.” Diyerek geçiştirmişti.
Ve sonuç ben kapıdan ona ek sallayarak yolcu etmiştim.
Bir ileri bir geri gitmeye başladım koridorda. Ne kadar süredir öyle gidiyorum bilmiyorum ama kapının çalmasıyla hızla açtım. Beni gören babamlar “Kapıda nöbet mi tutuyordun evlat?” diye dalga geçse de umursamayarak dışarıya baktım.
Azat amca “Kime bakıyorsun Demir?” diye sorarken Murat amca “Kızım güne gitti diye mi bu tantanan?” dedi.
Hızla ona dönerken “Hani şu her bekâr kadına koca bulan Nermin teyzenin kardeşi Necla teyze vardı ya.” Başını salladığında lafı dolandırmadan “Nerede o ev?” dedim.
O şaşkınca bakarken babam kahkaha atarak salona geçti. “Kuma gelmesinden mi kortun üstüne?”
Şaşkınca ona bakarken peşinden gittim. “Ne kuması?”
Hepsi keyifle yerlerine geçerken Azat amca “Nermin bekâr kızlara koca bulmadan bırakmaz. İlla bir görücü ayarlar.” Dedi.
Gözlerim sinirden ateş saçarken “siz nasıl bu kadar rahatsınız?” diye sormadan edemedim.
Murat amca kendi evi gibi çay alıp oturduğunda “Niye olmayalım evlat? Ben kızıma güveniyorum.”
Azat amca, Murat amcanın elindeki çayı kaparken “Sağ ol kardeşim.” Demiş bana dönerek “Ha sen kızıma güvenmiyorsan-“
“Yok, öyle bir şey. Karıma güvenmeyeceğimde kime güveneceğim?” Diyerek sözünü kestim.
O başını sallarken babam Azat amcanın elindeki çayı aldı. Resmen bir çayla dönüyorlardı. Kimsede kalkıp bir bardak daha alalım demiyor aksine diğeri içemeden kapıyordu.
“Ha o zaman sorun nedu?”
Gidip babamın yanına oturduğumda o da çayı içemeden kaptım. “Sorun yok.” Diyerek kafama dikerken omuzlarım sönüktü.
Murat amca “O çay benimdi.” Diye söylenmeye başladığında diğerlerinde aynı şekilde kavgaya başlamışlardı ama umursamadım. Şu an kurşun yemiş kadar oldum.
Emir Demirhan’ın Anlatımıyla…
Uzun boyumla, siyah saçlarıma, koyu kahve gözlerimle ateş atar gibi yürüyordum mahallemde.
Bir bakan resmen benim yakışıklılığımdan tekrar dönüp bakardı. Bir yanımda güzelliği dillere destan kuzenim cancağızım Asel kuşum diğer tarafımda odunlukta nam salmış Meriç ağabey.
Evden çıkmadan önce eniştem olmayı isteyen sevgili Demir beyefendinin sinirini bozmak büyük bir gülümseme takınmamı sağlıyordu.
Yanımdaki Meriç ağabey bana doğru eğilerek “Niye bu kadar mutlusun sen emir kipi?” dediğinde göz devirmeden edemedim.
Ama şu an buna bile sinirlenemezdim. “Sence?” diye sorduğumda “Emir kipi seri ol koçum. Ben nerden bilebilirim?” dedi.
Ona biraz daha yaklaşırken mahalleliye selam veren kuzenime göz ucuyla baktım. “Enişte adayının sinirini bozmakla kalmadım romantik anlarının içine ettim.”
Bunu dememle kahkahasını tutamayan Meriç ağabey bir kolunu omzuma atıp kendisine çekti. “Ulan Emir’im. Sen var ya mükemmelsin koçum.” Diyerek saçlarımdan da öpmesiyle yüzümü buruşturdum. Bu kadar samimiyete gerek yoktu aslında.
Birkaç kişi bize dönerken kuzenimde bize bakıyordu. Ben Meriç ağabeyin kollarından kurtulmaya çalışırken “Yeter ağabey. Rezil olduk senin yüzünden.” Diye söylendim.
Hayır, yani kızlar yakışıklılığıma dönüp bakmalıyken şu durumda görünmek istemezdim.
Benden uzaklaşırken “Aman be sende ne sevgiden anlarsın ne bir şeyden. Emir kipi anca emir eder zaten.”
Ben ağzım açık ona bakarken sevgili kuzenim“Ne sizin bu haliniz?” diye sormasıyla ona döndük.
Meriç ağabey oldukça ciddi bir ifadeyle “Emir kipini bırakıp kibar kipi olacakmış senin bu kuzen boyun.” Dedi.
Neden benimle Türkçe üzerinden dalga geçiyordu bu adam?
Ben derin bir nefes alırken geldiğimiz kapının ziline bastım. “Boş ver kuzi. Senin bu ağabey murat amcanın da dediği gibi çöpten alındığından böyle.”
Meriç ağabey kafama vururken acıyan kafamı tutarak ona ters bakışlar attım. O ise bunu umursamadı bile.
Kapının açılmasıyla kuzenim her zamanki sıcakkanlılığıyla kadınların kalbini kazanmaya başlamıştı.
*
Saatler saatleri kovalarken biz dedikodunu içinde keyif sürüyorduk.
Bir süre sonra kapı çaldığında kadınlardan biri kapıyı açmaya gitmiş geri döndüğünde iki gereksiz insanla gelmişti.
Yapışık ikiz gibi olan kardeşim Eren ve kuzenim Alper.
Onlar hiç vakit kaybetmeden kuzenimin yanında oturan ben ve Meriç ağabeyi ittirerek oturdu. “Aaa size mi buradaydınız ablacığım?” diye sahte bir şaşkınlıkla söylenirlerken bir başka teyzelerimizden biri onarla tabak getirmişti.
Kuzenim onlara gülümseyerek “Evet ablağım.” Derken göz devirdim.
Kendisinden küçük olan kardeşlerimize, kuzenlerimize çok düşkündü. Ve onlar bunu oldukça güzel kullanıyordu.
Neriman teyze gayri ihtiyar defterini çıkartarak fotoğrafları göstermeye başladı. “Bak kızım bu oğlan bizim Malatya’da ki Remzi amcanın yeğeni Sarp.”
Alper ağzına bir sarma atarken “Bu öncekinden daha iyi.” Diye söylenmişti.
Fotoğrafa baktığımda otuzlarında manken gibi bir adam vardı. Kardeşim Alper’e katılara “Of taş mısın be mübarek? Akşam boşsan bize alayım.” Diye dalga geçmişti.
Meriç ağabeyde onlara katılara “Felaket yakışıklı bu çocuk kız. Alsana kendine.” Dediğinde kuzenim hepsine ters bir bakış atarak “Çok beğendiyseniz kendinize alın.” Demişti.
İyi ki laflarına katılmamıştım. Yoksa bir parça bende alacaktım bu sözlerden.
Tabağımdan bir anda yemek giderken arkamdan “O çocuk kim? Bizim bürodaki Ahmet de fena değil.” Diye söyleyen ağabeyime ve onun yanında elleri cebinde bizden büyük kuzenim Demiralp ağabeyime baktım.
Asel göz devirirken “Ağabey.” Diye uyarmıştı. Demiralp ağabey onun saçlarını nazikçe severken “Kızma güzelim. Onlar senin iyiliğin için uğraşıyor.” Dedi.
“Böyle mi uğraşıyorsunuz yani?” demesiyle Kenan ağabeyim “ne var kız cimcime. Zengin damat buluyoruz daha ne?” dedi.
Ne zaman geldiğini bilmediğim sevgili küçük kardeşim Merthan Deniz sırtındaki çantasını rastgele savuştururken “Ablama koca seçiyormuşuz ben neden yokum?” demiş Eren’in elindeki tabağı alıp yumulmuştu.
Asel derin bir nefes alırken teyzelerin şaşkın nidaları duyuluyordu. Eh haklıydılar da. Hiçbir zaman damat kelimesini bile açtırmayan Demirhanların bir anda damat adayı seçmesi şaşırtıcıydı tabi.
Ama bilemezlerdi ki elimizdeki damat adayından kurtulduğumuz an o damat adayından da kurtulacağımızı.
*
Yazar Anlatımıyla…
Kadınlar bahçe de keyif kahvelerini içerken derin düşüncelere dalmışlardı. Hepsi Asel ve Demir’in durumundan haberdardı. Erez ve Mert’le de konuşmuşlardı. Yani tüm aile her şeyi bilirken ikilin arasındaki çekiminde farkındaydı. Ama anlamadıkları şey küçük kızlarının Demir’i hatırlamamasına rağmen bu denli yakın olması.
Ya küçük prensesleri gerçekten Demir’e sevdalanmıştı ya da başka bir şey vardı. Her ne olursa olsun ikilinin arkasındaydılar. Eşlerinin aksine.
Gün olayından da haberleri olduğundan gitmeyi tercih etmemişlerdi. Ellerinde kahveleriyle sessizce oturmak daha güzeldi onlara göre.
Meltem dalgınca kahvesine bakan Cana’ya baktı. “Cana sen iyi misin?”
Cana kendisine seslenen Meltem’i ilk de duymazken ikincisinde “İyiyim.” Demekle yetinmişti.
Melek kaç yıllık arkadaşının koluna dokundu. Onu böyle görmek canını yakıyordu. “güzel arkadaşım benim. Demir’e mi canın sıkıldı?”
Cana derin bir nefes alırken ilk birkaç saniye cevap vermedi. Oğlunu her düşüncüğünde canı yanıyordu. Şimdi yanındaydı ama bir o kadarda uzaktaydı. “Olmuyor Melek. Yanımda ama bir o kadar uzakta olmasına-“ eli kalbine giderek dolu gözleriyle baktı. “kalbim dayanmıyor oğlumun. Ama yaklaşacak kadar da kırıklarım düzelmedi.”
Melek arkadaşını kendine çekip sarılırken Meltem’de yanlarına katıldı. “Ne demek istediğini anlıyorum Cana. Kızımla aram böyleydi ama düzeldi. Şimdi sıra sizde.” Derken umut dolu konuşmaya çalışıyordu.
“Sizin durumunuz farklıydı Melek. Kızın seni terk etmedi ama oğlum beni terk etti.”
Melek arkadaşını kendinden uzaklaştırıp gözlerine baktı. “saçmalama Cana! O seni terk etmedi gitmek zorundaydı biliyorsun. Demir’in yaptığını desteklemesem de kendince haklı olduğunu unutma.”
Cana arkadaşının dediklerini anlıyordu. O zaman olan olayları biliyordu. Nasıl bilmezdi? Timuçin ve Demir’in birbirleriyle çatışan o anları…
Biri oğlunu düşünürken diğeri isteğinden asla vazgeçmemişti.
O zaman ne dese veya zaman geriye de gitse aynı şeyler olurdu. Ne Demir istediğinden vazgeçer, ne de kocası…
“Haklısın. Ama arayabilirdi.”
Meltem üzgün gözlerle bakarken “Belki hazır değildi aramaya? Hem bak geldi ya.”
“ Asel’i bulmasaydı gelmeyeceğini biliyoruz Meltem.” Derken içi yanıyordu Cana’nın.
Bundan sonra ne olacağını bilmese de oğluyla eskisi gibi olmayı isterdi.
*
Demir oturduğu yerde kıpır kıpırdı. Ne dese ne yapsa olmuyordu. Sanki biri onun kabini ellerinde sıkıyor gibiydi.
Onlara sonradan katılan Polat, Altan ve Ali bile onun bu halini izliyordu.
Polat baskın sesiyle “Rahat dur evlat. Asel bir başkasıyla görüşecek biri değil.” Dedi.
Herkes biliyordu ki sahte de olsa evli olan bu çiftin ikisi de birbirini aldatmazdı. İkisine de bu konuda güvenleri yüksekti. Ama kıskançlık o kadar büyük bir duyguydu ki olmayacak olsa da böyle bir şey sevdiğinin bir başkası tarafından beğenilmesini istemiyordu.
Kısaca sevdiklerine değil etraftakilere güvenmiyorlardı.
Demir ilk andan beri Polat amcasının baskın aurasından etkilenirken durup ona baktı. “Biliyorum amca. Ama onu birinin beğenme ihtimali beni çıldırtıyor.”
“Ula kim beğeneymiş çiçek kizu? Topuklarina vurmazsam adam değilum.” diyen Timuçin’le rahat olan erkekler bir bir kasılmaya başlamıştı.
Demir sinirine rağmen babasına dönerek “Benim çiçek kızım.” Dedi.
Şu ortamda bile bunu düşünüyordu. Eskiden olduğu gibi.
Timuçin oğlunun dedikleriyle aklı eskilere giderken dili de gitmişti. “Ha nereden senun çiçek kizun olayi? Benim kizumdur.”
“Baba! Ha ba bakaysun, benden başkasi o çiçek kizum diyemez.” Dedi Demir öfkesi damarlarında akarken.
İkilinin eskisi gibi tartışması diğerlerinin yüzlerinde gülümseme oluşturmadan edememişti. Belli etmese de ikilinin de hoşuna gitmişti.
Eskisi gibi…
*
Saatler saatleri kovalarken çekirdek aile kalmıştı artık. Ve tabi Soylu ailesi.
Asel bu gece Demirhanlar da kalacaktı.
Salondaki yemek masasında kurulmuş ailenin kadınları keyifle yerken erkekler kızlarının yüzüne bakıp bir şeyler anlamaya çalışıyordu. Asel ise olanları fark etmeden önündeki patates kızartmasına yumulmuştu.
Demir yanında oturan karınsına bakarken bir yanı içi giderken diğer yanı ne oldu orada demek istiyordu.
Sonuç ise sessiz kalmaktı.
Bakışları masada dolaşırken gördüğü çikolatalı tatlıyla gülümsedi.
Bu tatlıyla konuşmaya başlayabilirlerdi. Tatlıya uzanarak aldığında karısının önüne koydu.
Derler ya erkeklerin kalbine giden yol midesinden geçer diye Asel için bu tersiydi. Onun kalbine giden yol güzelim çikolata içeren tatlılardı. En çokta çikolata ve çilekli pasta.
Bakışlarını tatlıdan ayırmadan “Teşekkür ederim.” Diye fısıldadı.
Demir boğazını temizleyerek “Rica ederim, çiçek.” Dedi.
Asel yemeğini bırakarak tatlıya yumulacakken diğer yanındaki amcası Polat tatlıyı kaptığı gibi engel oldu. “Önce yemek, sonra tatlı hazinem.”
Asel sıkıntıyla nefes vermeden edemedi. “Ama tatlı.” Derken yavru kedi bakışları atmadan edemedi amcasına.
Polat ise bu oyuna kanmamak için ona hiç bakmıyordu. Bakarsa kanardı. Ve bunu çok iyi biliyordu.
Asel’in omuzları çökerken Demir onu üzgün görmeye dayanamayarak başka bir tatlı uzatacakken Polat’ın sesi duyuldu. “Sakın Demir.” Keskin sesi duyulurken “Önce yemeğini yiyecek. Daha sonra istediği kadar yiyebilir.” Diye devam etti.
Asel’İn omuzları iyice çökerken yemeğine devam etti.
Demir sakince yerinden kalktı. “Müsaadenizle, bir telefon görüşmesi yapmam gerek.” Karısının anlından öpüp ayrıldı.
Asel şaşırırken, kadınlar gülümsüyordu. Erkekler ise kıskançlık duymadan edemiyordu.
Sakince yemekler bitmişken salonda oturmaya geçmişlerdi. Asel babasının kolunun altında keyif sürerken önündeki çerezlerin her ayıklanması gerekeni babası ayıklıyor ve ona veriyordu. Keyfine diyecek yoktu lakin aklı kocasındaydı. Bir saati geciktir gelmeyen kocasını merak etmeden edemiyordu.
Sonunda kapının çalması ve Melek’in kapıyı açmasıyla Demir görüş açısına girmişti.
Elinde poşetlerle içeri giren Demir’le herkes şaşırırken o gülümseyerek karısına baktı. Cana oğluna “Oğlum bunlar ne?” dediğinde “Pastanede bayatlamak üzere olan pastalar vardı. Bende atılmasın diye aldım.” Dedi.
Asel ona gülerken Azat kızını kendisine çekti. “Bakma kızım sen ona. Bir de bayat pasta getirmiş baban sana tazesini alır boş ver onu.”
Asel babasının gözlerine kapattığı elini kenara çekti. Demir’e bakarak “Neyli?”diye sordu.
Demir karısının gözlerinin içine bakarken “Çikolata ve çilek.” Demişti.
Asel o an kalbinin eridiğini hissetti.
Bu adam sevdiği tatlıya kadar biliyordu sanki.
Kadınlar Demir’in elindeki pastaları alarak mutfağa yönelirken bir kısmını diğer aile üyelerine vermeyi düşüyorlardı. Bu kadar fazla pastayı bitirmeleri pekte mümkün değildi.
Timuçin elindeki ince belli çay bardağını sıkıca tutarken oğlunun üstünü süzdü. “ne o evlat pastacıyla fırına sende mi girdin?” derken gömleğinde kalmış un göze çarpıyordu.
Demir üstündeki unu silkelerken “Hayır, baba sadece dükkânı toparlıyorlardı fark etmede bulaştı herhalde bana da.” dedi
Timuçin ağırca başını salladığı sırada hanımlar tabakları getirmişti.
Günün ilerleyen saatlerinde beyler istedikleri cevapları alamamıştı. Kadınlar bilerek konuyu o yöne çekmesine izin vermemiş, erkekleri çıldırtmıştı.
Artık kirlileri toplama vakti geldiğinde ise erkekler kadınları uyumaya yollamaya başlamıştı. “Haydin hanımlar bugün çok yoruldunuz siz dinlenin biz yaparız kalanını.”
Melek kocasının yanağını öperken “Teşekkür ederim kocacığım.” Dedi.
Azat karısının bu haline gülümsedi. “Etme güzelim, bu bizim vazifemiz.”
Yalın babasına katılarak “Öyle tabi anneciğim. Sırf kadınsınız diye siz yapacak değilsiniz ki.” Kız kardeşini kendine çekip “Hem ben bu küçük hanıma nasıl iş yaptırırım?” ellerini tutuğu kardeşinin “Minicik elleri var ya bir şey olursa?” dedi.
Asel ağabeyin bu haline gülümseyip yanağından öptü. “Yalın, prensim benim.” Dedi.
Alpaslan bu hallerini kıskanarak Asel’i kendisine çekti. “Hop koçum önce büyükler kız kardeşleriyle ilgilenir. Sıranı beklesen iyi olur.”
Yalın Alpaslan’ın bu haline göz devirdi. “Bir kere kız kardeşimle arama girme ağabey.”
Polat yeğenin omuzlarından tutup onlardan uzaklaştırdı. “Uyku zamanı geldiyse bu küçük hanım bu gece amcasıyla uyuyacak.”
İtiraz sesleri yükselirken Polat bir bakışta susturmuştu hepsini. Lakin Demir “Karımla ben uyuyacağım.” Demesiyle Azat “Dini nikâh dışında resmi nikâhınız yokken?” diyerek tek kaşını kaldırdı.
Demir anlamayarak Azat’a baktığında “Evliyiz ama.” Dedi.
Aile üyeleri onun bu şaşkın haline gülmeden edemedi.
Alpaslan kardeşine “Sen bu zekâyla MSÜ’yü nasıl kazandın?” demeden edemedi.
Azat karısını kendine çekip saçlarından öptü. “Ben karımla dini nikâhlıyım diye babam bir ay köpek etti kapıda. Sen sanıyorsun ki resmi nikâh olmadan kızımla uyuyacaksın?” alayla güldü. “Rüyanda bile zor evlat.”
Demir o an yine karısından ayrı olacağını anlamıştı. Hakkâri’de bile daha çok vakit geçirirlerken İstanbul’da neredeyse hiç karısıyla ilgilenemiyordu.
*
Kaya önündeki yemekleri iştahla yerken ona heyecanla bakan Meriç’in, belli etmese de dikkatle konuşmasını bekleyen Miran ve Murat’ın farkındaydı. Ama onun gözü Meltem teyzesinin böreklerindeydi.
Ağzı dolu bir şekilde Meltem’e dönerek “Eline sağlık Meltem teyze. Börek efso felaket.” Dedi.
Meriç börek tabağını biraz uzaklaştırıp “Boş ver şimdi sen böreği Kaya. Başınızdan aşağı tuvalet suyu dökülünce ne yaptınız onu anlat bana.” Diye sordu.
Kaya en güzel anın bozulmasıyla dudak büzdü. “Biraz daha yeseydim.”
Miran daha fazla dayanamayarak “Ne kadar istersen vereceğiz börek sana Kaya. Anlat artık.” Demesiyle Kaya cidiyetine bakarak başını salladı. “En sevmediğimiz çocuk ve çetesi yapmıştı. O zamanlar Demir’le sıkı değildik. Ama o benim yerime kovanın üstüne düşmesini göze almıştı. Best dostum benim.” Dedi.
Murat ilgilenmiyor gibi yaparak gazetesini çevirdi. “Sonra ne oldu?” derken sanki gazetesinde heyecanlı bir şey okuyordu. Halbuki ne yazdığından bir haberdi.
Kaya “Sonra çocuklara siz misiniz böyle yapan diyerek klozette kafalarını soktu.” Dediğinde şaşırtıcı nidalar döküldü.
Meltem “Ay müdürünüze söyleseydiniz çocuklar böyle olur mu?” dediğinde Meriç “Az bile yapmış anne boş ver.” Dedi.
Kaya masum bakışlarla onlara doğru bakarak “Artık yiyebilir miyim?” demişti. Son kalan börekte gözü kalmıştı.
Miran onaylarken börek aslında çoktan Meriç’İn midesine doğru yola çıkmıştı. Kaya tabağın boşluğunu gördüğü anda “Onda gözük kalmıştı.” Demesiyle Meriç’in öksürmesi bir olmuştu.
Anlaşılan gerçekten gözü kalmıştı…
*
Karanlık çoktan geceye bulaşmıştı. Artık aydınlık değil karanlı hüküm sürerken mahallede sol göğsünü tutan yaşlı adam zorlukla yürüyordu. Acısını bile düşünecek halde olmayan bu adam ara ara arkasına bakarak takip edilip edilmediğini gözetliyordu.
Kimsenin olmadığını gördüğünde kesik nefesler vererek yürümeye devam ediyordu. Kan sanki hiç akmamış gibi her saniye daha çok akarken elleri kendi kanına bulanmış bu adam sol tarafta bulunan eve doğru yürüdü.
Yıllar önce yaptığı yardımın karşılığını alacağı zaman gelmişti.
Sakin olmaya çalışarak kapının ziline basmıştı. Duyulan zille kapı açılırken yaşlı adamın gücü sanki ayaklarının altından çekilmiş gibi yere düşmeye başlamıştı.
Ve Murat bu adamı gördüğü anda beş yıl önceki olay gün yüzüne çıkacağını anlamıştı.
Bu bölüm burada son buldu.
Yaşananlar ve karakterlerin seçimleriyle ilgili düşüncelerinizi okumak isterim.
Bir sonraki bölüm, her zamanki gibi Perşembe günü yayında olacak.
Güneşli günler dilerim…
Kitaplarımla ilgili duyuru ve alıntıları
Güneş ve Ay’da paylaşıyorum 🌿
Bağlantı profilde.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 140.96k Okunma |
9.39k Oy |
0 Takip |
83 Bölümlü Kitap |