
Kalabalık salonun içerisinde duyulan gür sesle herkes o yöne bakmıştı.
Genç adam ise kimseyi umursamadan çattı kaşlarıyla kız kardeşine doğru adımlayarak kolundan tuttuğu gibi kendisine çekti. Demir ve Agah’ın elleri boş kalırken “Ne oluyor dedim burada?” diye tekrar konuşmuştu.
“Ulan ne alıyorsun lan kız kardeşimi?” diye konuşan ağabeyine döndüğünde “Asıl siz nasıl yabancı bir adamın kız kardeşimize dokunmasına izin verirsiniz?” diye sert bir üslupla konuşmuştu.
“Hop Arti sakin. Kocasıyla oturmasına da pek karışamayız.” Diye ortalığı sakinleştirmek isteyen Meriç daha da alevlendirmişti.
Arat hızla Meriç’e döndüğünde “Ne kocası?” dedi.
Timuçin alayla “İskele kocası. Henüz var gözüken ama hiçbir vasfı çalışamayan koca.” Dedi. Karısı yandan dürttüğünde ise “Ne alsaydı cüzdanı da vasfı olaydı oğlanın.” Diye söylenmişti.
Arat bu olanları anlayamazken “Biri bana ne olduğunu anlatacak mı?” diye yükseldi.
Emir annesine doğru “Anne biz yorulduk biraz kuzenlerle eve geçelim mi?” diye sordu. Bu durumu babalarına bırakmak daha iyi olurdu. Hem Arat ağabeyinin sağı solu belli olmazdı.
Annesi oğlunun saçlarını severek “Gidin oğlum.” Demesiyle kuzenler bir bir ayrılmaya başlamıştı.
Selma kocasına “Bizde gidelim Ali’m sonuçta onların halletmesi daha doğru olur.” Dediğinde Ali, Altan ağabeyine bakmış hafif baş sallamasından sonra “Gidelim hatun.” Demişti.
Timuçin oğlunun kolundan tuttuğu gibi kaldırırken “Yürü hergele.” Diye sürüklemeye başlamıştı.
Ev çekirdek aile kalana kadar boşalırken sadece üvey ve öz aile kalmış oldu.
Murat oğullarına “Sizde odalarınıza gidin. Agah’la Yalın’a da bir yatak açın.” Dediğinde Meriç “Baba bizde kalsaydık.” Diyerek gözlerini Arat’dan ayırmıyordu.
Arat’a asla güvenmediğinden geri dönmesini hiç hoş bulmamıştı. Tekrar gitmesini dört gözle bekliyordu.
Melek güven veren gülümsemesiyle “Murat ağabey haklı çocuklar siz yıkarı çıkın hadi.” Dediğinde gençlerin itiraz etmesine izin vermemiş olmuştu.
Azat oğluna bakarken “Otur şuraya.” Demişti.
Arat itiraz etmeden oturduğunda “Anlatın artık? Ne kocası, ne alarmı? Bu adam kim hepsini söyleyin!” diye sorularını sıralamıştı.
Azat hafifçe boğazını temizledi. “Yıllar önce berdel olayını hatırlıyor musun oğlum?” dedi.
Arat’ın kaşları hafifçe çatılırken ağırca salladı. “Bu defa berdel sebebi dayınız değil Koray’ın yüzündendi.” Diye duyduğunda bakışları çakmak çakmak olmuştu. “Ne demek Koray? Böyle bir şey nasıl yapar o!” diye hiddetlenirken anlayamıyordu.
Murat araya girerek “Bile isteye yaptığı bir şey değildi. O da bunun farkında bile değildi. Bir şekilde suç onun üstüne kaldı. Ama o sorunu haletlik. Dedikodular, kan davaları olaylarını susturmak için dini nikâh kıydılar.” Diye açıklama duymasıyla rahatlamıştı.
Melek “O adam Demir, Timuçin amcanın oğlu.” Dediğinde gözleri büyüdü. “Ne demek Demir? O döndü mü?”
Azat hafifçe başını salladı. “Döndü. Asel hiçbir şey bilmezken o biliyor ve bu sefer bırakmaya niyeti de yok.”
“Gerekirse zorla boşatırım baba! Kız kardeşim istemiyorsa evli falan kalamaz. Ayrıca nasıl bir aşiret işleri yüzünden kız kardeşimi evlendirirsiniz?” diye hiddetle konuştu.
Aklı da almıyordu ya. Babası asla aşiretmiş, dedikoduymuş takmazken şimdi ne oldu da evlenmişti kız kardeşi?
Azat elini oğlunun omzuna koyarak sıktı. “Sakin ol. Kızımın istemediği hiçbir şey olmadı, olmayacakta. Bugün gelsin boşanmak istiyorum desin Demir engel olmaya kalkarsa ben vururum bu defa onu.”
Arat sertçe yutkunurken “Peki niye evlendiler?” diye sordu.
Murat sıkıntılı bir iç çekti. “Şu sıra kızımın etrafında çok pire dolanıyor evlat. Demir asker olduğundan kızımı korumak için ses etmedik.”
Arat anlayamazken “Ne piresi? Kız kardeşimin başı belada mı?” diye sordu.
Meltem “Kim ya da kimler bilmiyoruz. Sadece ejderha dövmeli bir çete tarafından izleniyor. Derin’i fark ettirmeden korumaya çalıyoruz.”
Arat babasına doğru dönerek “Hiç mi ipucu yok?” dedi.
Azat ellerini birbirine kenetleyerek sıktı. “Maalesef elimizde sadece dövmeleri var. Adaları yakaladığımızdan yarım saat sonra kendiliğinden ölüyor. Yarım saten fazla dayanan henüz yok.”
“Yarım saate konuşturamıyor musunuz baba?”
“Konuşmuyorlar. Yalvaran oluyor ama o bile sürenin geçmesi için atılan boş naralar. Ellimiz kolumuz bağlı kaldık.” Diye iç çekti Murat.
Kızlarını korumak için ellerinden hiçbir şey gelmiyordu resmen…
*
Yakut’un Anlatımıyla…
Aile nedir bilmeyen biriydim. Ta ki Asaf hayatıma girene kadar. Şimdi ise karşımdaki adam bana ağabeyim olduğuna dair bir şeyler zırvalıyordu.
Kaç yaşına gelmişim bir aileye daha ihtiyacım da yok.
”Benim bir ailem yok Polat Bey. Her nereden geldiyseniz defolup gidin.” Sözlerimin ağır olduğunun farkındayım ama bu benim için önemli değildi. Yıllar sonra ölmeye mahkûm ettiğiniz birini görmeye gelemezdiniz. Bir aile olacağız diyemezsiniz.
”Bir kez dinle beni Yakut. Sana yemin ederim senden yeni haberim oldu.” Diye çaresiz bir şekilde konuşması içimi yakıyordu. Onun doğruyu söylediğinden şüphe etmeden de duramıyordum.
Derin bir nefes alıp dizlerinin üzerine önümde çöktüğünde ise şaşkınlıkla baktım. Kaç yaşında adam benim önümde diz çöküyordu. Asaf bir elimi tutarken güç vermeye çalışıyordu. Diğer elimin boşta olduğunu fark eden Polat tutmak istedi ama titreyen ellerini geri çekti. “Öz baban benim üvey babam Yakut.” Nefretle söylemişti. Arkasındaki kadını gösterdi. “Medine benim eskiden sevgilimdi. Evlenmemiz an meselesiyken öz baban tarafından seninle aynı şekilde kaza geçirdim.” Sakat bedenime baktı acıyarak. Hayır, hayır bana değil sanki geçmişine acıyordu. “Sakat kaldığımda terk edildim.” Elimi sıkıca tutan Asaf varlığını hissettirdi. O beni asla bırakmamıştı.
”Daha yirmi dört saat geçmedense asıl terk edilme sebebimi öğrendim.”
Kaşlarım hafifçe çatıldığında öz babamın parmağı olduğuna emindim.
“Medine seni biliyormuş.” Cümlesiyle bakışlarım hızla kadına çıktı. Beni biliyordu ve söylemedi mi?
Kalbimin ağrıdığını hissederken acıyla yutkundum.
”Senin ölüp ölmediğini bilmediği için araştırmış. En iyi ihtimalle… sakat kalmış olacaktın.”
”O sakat değil! Sadece şimdilik yürümek istemiyor.” Diye hiddetle araya giren Asaf’ın elini sıktım.
Polat’ın bakışları aşağıdan ona kaydı. “Biliyorum… Bu durumun nasıl zor olduğunu, ne hissettiğinizi biliyorum. Ama artık-“ bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde burukça gülümseyerek “Seni ait olduğun ailene götürmek istiyorum.
“Kimsin lan sen!” Diye hiddetle elindeki poşetleri atıp içeri giren Tayfun’la işler değişti.
*
Kendisine pansuman yapan Asaf’a ters bakışlar atan Polat’a gülmemeye çalışıyordum. Aslına bakılırsa birbirine oldukça yakışmışlardı…
”Yavaş olsana lan. Hayvan gibi pansuman yapıyorsun.” Daha da sert pamuğu bastıran Asaf “Yavaş? O kelime arkamdan tazı gibi içeri giren sende hiç yok aslındaki diye alayla konuştu.
Polat, Asaf’ın elinden pamuğu almaya çalışırken ikisi dalaşmaya devam ediyordu.
Elimde bir dokunuş hissetmemle bakışlarım Medine’ye deydi. “Belki Polat’a anlatsaydım seni daha kolay bulabilirdik. Ama korktum.” Diye konuşan kadının hislerinde gerçek olduğu gözlerinden belliydi.
”Asel-“ Kaşlarım anlamazsa çatışırken “Asel öz babanız yüzünden çok acılar çekti. Ben aslında o bu acıları çekmesin diye o kadar çabaladım ama başarısız oldum. Hem senin, hem onun acı çekmesini engelleyemedim.” Derin bir nefes alıp elimi daha sıkı tutu. “Senden haberim sen kaza geçirdikten çok sonra oldu. O zaman Polat’da kaza geçirmişti. O gün onun yüzünden-“ bakışları Polat’a değdiğinde acıyla gülümsedi. “Ona kötü sözler söyleyip aşağıladım.” Bakışları tekrar bana döndüğünde “ Sonra Türkiye’den ayrılıp seni uzaktan aramaya başladım. İzini her bulmaya yaklaştığımda kayboluyordu. Daha sonra anladım ki biri beni izliyor. Polat’a gitmek istedim ama yapamadım elime ulaşan mektup beni geri çekti. Daha sonra Asel ve Agah beni buldu.”
Asel’in kim olduğunu merak ederken “Asel’de senin gibiydi. İkinizin kaderi o adam yüzünden aynıydı. Ama hayır aslında üçünüzün kaderi aynıydı.”
Polat, ben ve Asel. Biz ailemizden uzak olanlardık.
Gerçi bir olanlarında iyi yaşadığından şüpheliydim.
“Merdan o kadar kötü bir adamdı ki kızların bir cennetten düşen parça değil de cehennemin kilidi sanırdı. Annenin senden haberi olmadan seni ortadan kaldırmak istedi. Başardı da. Aynı şeyi Asel’e de yaptı ama o kaçmayı başarıp bir süre iyi insanların yanında öz ailesinden habersiz yaşadı. Ama mutluydu, yaşıyordu.”
En azından benim gibi yaşamamasına mutlu olmuştum. Ama içimdeki burukluk geçmiyordu.
”Asel ve Agah beni bulduğunda bende senin izini bulmuştum. Vakit kaybetmeden Polat’la konuştum ve buradayız.”
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bir aile istemiyordum Asaf bana yeterdi, Tayfun bana yeterdi ama içimdeki küçük kız için başkaydı.
Biz konuşmaya başladığımızdan beri susan diğerleri bizi dinliyordu. Polat “Eğer istersen fizik tedavini benim doktorum yapsın. Yaşı çok ilerde bir doktor ama oğlu da bu yönde çalıştı. Eminim seni de iyileştirebilirler.” Kendisini gösterip alayla “Benim gibi huysuzu iyileştirdiklerimden sonra.” Dediğinde “Huysuz olduğunu bilmen güzel.” Diye dalga geçmişti Asaf.
Onların bu haline gülümsemeden edemedim.
Aile sıcaklığı bu muydu?
*
Polat ve Medine gittiğinde bu eski ev yine boş kalmıştı. Sanki az önceki anlar bir rüyadan ibaretti. Ama hayır değildi. Üzerimdeki siyah kabandan gelen o huzur dolu koku gerçeği yüzüme vuruyordu.
Bu kabanı evin soğukluğunu fark ettiğinde üzerime örtmek istemişti. O an Asaf ve ikisi arasında küçük bir atışma çıkmış olsa da Asaf’ın yüzündeki memnuniyet ve mahcubiyetin ifadesi birlikteydi.
Mahcuptu çünkü bana bir kaban alacak parası dâhil yoktu. Memnundu çünkü beni düşünen biri daha olmuştu.
Fakirlik belki bizim boynumuzu bükmüştü ama Asaf bana paradan daha iyisini sevilmeyi öğretmişti. Onunla bu hayata tutundum. Onsuz bir hiç olduğumu bildiğimden onu kaybetme korkusunu yaşamak istemiyorum.
Elindeki çekirdeği çitleyen Tayfun “Ne dersin ağabey? İyimidir bu lavuk?” Dediğinde Asaf çekirdek kabuğunu ona fırlattı. “Büyüklerinle düzgün konuş demiyor muyum ben Tayfun?”
Tayfun yüzüne gelen kabukları silkeledi. “Ama ağabey sen daha fena şeyler söyledin. Hemde adamın yüzüne karşı!”
Asaf’on kaşları çatılırken “Benle sen bir misin küçük boy?” Dedi.
Hafifçe kıkırdamadan edemedim. Traji komik bir olaydı resmen. Asaf, Polat’a gerçekten vurulmuş gibi. Kendisi hariç ona laf söyletmiyordu.
Tayfun sinirle ayağa kalktığında “İyi! Bana sonra onun hakkında dert yanmaya gelme ağabey.” Diye tiriplüce konuşup içeri giderken “Ders çalış lan şerefsiz!” Diye bağırdı Asaf.
Tayfun kafasını kapıdan çıkarıp “Benim ders çalışmama gerek yok ağabey. Dersler peşimde dolanırken ben neden koşacağım?” Diye kendince havalı sandığı saç savurmasını yapıp kapısını kapatmıştı.
Onun arkasından gülümsemen elime dokunan elle Asaf’a döndüm. Bana anlayışla bakıyordu. “Ne düşünüyorsun?”
“Bilmiyorum.”
Bilmiyordum. Yıllar sonra böyle bir şey yaşayacağımı bilmiyordum. Ne hissetmem gerektiği ise bilinmez bir denklem gibiydi. Ne sonuç denersem deneyeyim yanlış olacak denklem.
“Yakut belki de onlarla gitmelisin. Zenginler belli. Adamın üzerindeki kaban bile benim kâğıttan topladığımdan tut inşaatta çalıştığımdan daha fazla.” Nereye varacağını anladığımda içim yandı. Susturmak istedim ama o devam etti. “ Benim veremediğim hayatı sana verebilirler.” Bakışları bacaklarıma kaydığında “Seni iyileştirebilirler.” Dedi.
Başımı hızla sağ sola salladım. “Sen ne sanıyorsun Asaf? Ben ne zenginlik ne de bacaklarımı geri istiyorum. Ben sadece sen ve Tayfun’la kalmak istiyorum. Gerekirse sonsuza kadar sakat kalırım ama sizsiz olamam.”
Yapamazdım. Onlar olmadan bir hiçtim.
”Ama eğer-“ sözümü bile tamamlamama izin vermeden kesti. “Saçmalama Yakut. Sen bana yük değil, ödül olursun. Ben hayatı seninle öğrendim. Senin için senden vazgeçecek kadarda çok sevdim.”
Gözyaşlarım ılık bir yağmur gibi aktı. Âşıktım adam sana. Hayır sevdalıydım.
Sevdayı küçük görürlerdi.
Aşkı ise her dilde dolandırırlardı.
Hoşlantı ise herkesin herkese duyduğunu sandığı değersiz bir duyguydu.
Ben sevdanın büyüklüğünü bu adamdan gördüm.
Ağladığımda ağlayan, güldüğümde gülen adamdan…
Ben yürüyebileyim diye öğle yemeği yemeyen parasını biriktiren adamdan öğrendim.
Sevda küçük değildi, sevda gerçekten sevene değerdi…
*
Demir Ege Soylu’nun Anlatımıyla…
Karşımda iştahla yemeğini yiyen kayaya ters bakışlar arsamda dönüp bana bakmıyordu. İşin kötü yanı o kadar iştahlı yiyordu ki az biraz canım çekmişte olabilir. Çatalıma batırdığı sarmayı ağzına atarken “O sarmalar karıma özeldi?” Diye sordum.
”Meltem teyzeciğim al ye yavrum dedi.” Diye ağzı dolu konuştu.
Yok, ben dayanamıyorum. Gün tabağı gibi hazırlanmış tabağını bitirmeden hızla çekip aldım.
”Lan!” Diye bağırsa da “Yiyecektim onları.” Dese de umursamadım.
”Albay aradı.” Diye sıkıntıyla konuşmaya başladığımda susup dikkatlice beni dinlemeye başladı. “Aslan, Deniz Aslan’ın ölümü nasıl olacak dedi?”
İçim iyice sıkılmıştı. Deniz Aslan’ın ölmesi gerektiğini biliyordum ama nasıl yapacağımdan bir haberdim.
“Bomba atalım üstüne ölür.” Diye umursamazca konuşan Kaya’ya yastıklardan birini fırlattım. “Dalga geçme lan benimle!”
Agresif halini anlamış gibi “Ha! Sen Asel’e daha söylemedin. Gerçi bende ki de laf söylesen kız yüzüne bakmaz.” Dedi.
Omuzlarım çökerken ağabeyimin yatağına iyice kurulan Kaya’nın ölümü de ağabeyim gelince olacaktı.
”Ne diyeceğim oğlum senin annenden emdiğin sütü burnundan getiren Deniz Aslan ben miyim? Sikseler söyleyemem.”
Cümlelerini sıralamamayı dilemek isterdim ama çok geçti…
Yere düşme sesi duymamla “Ne?” Diye fısıltının birleşmesi bir olmuştu.
Kaya ve benim bakışlarımız aynı hızda sesin sahibine dönerken karımın olması facianın başlangıcıydı.
“Sen… Sen Aslan mıydın?” Gözleri dolmuş, sesi titriyordu. Hayır demek isterdim ama diyemezdim. Ne kadar inkâr edilse de Deniz Aslan benim parçamdı.
Olmak istemediğim ama olmaya kendimi mahkûm ettiğim parçam.
”Yalan de! İnkâr etsene!” Şiddetle sesini yükselterek ağabeyimin odasını yıkmaya başlamıştı. Bana doğru gelip önümde durduğunda hayal kırıklığıyla bakması içimi en çok yakandı. Göğsümden beni ittirdiğinde Kaya’nın üzerine doğru düşmüştüm.
Düşmemle yatağın çıtırtısı duyulsa da bana hayal kırıklığıyla bakan karımdan gözlerimi alamadım.
“Ben sana baştan yalan olamayacak demiştim Demir Ege… Daha kaç yalanın var?” içimi yakan sözlerine cevap veremedim. Yok başka yalan diyemedim… Derin bir nefes alıp duymamak için gözlerine baktığım kelimeyi söyledi. “Bitti…”
Bitti…
Bitmiş miydi gerçekten?
O ağlayarak odadan çıkarken ben ayağa kalkmaya çalışıyordum. Acıyla söylenen Kaya’yı bile umursamıyordum.
Bitemezdi. Hayatım onun üzerine kurulmuşken bitemezdi.
Biterse bende biterdim…
Yazar Anlatımıyla…
Kaç yürek yanabilirdi? Kaç kişi acı çekebilirdi?
Tek bir yalan her şeyi bitirebilir miydi?
Asel ağlayarak odadan çıktığında kendisine yalan söylemesini hazmedemiyordu. Aslan’ın davranışları Demir’in davranışlarından zıttı. Görüşünü bile tam aksiydi.
İnanmıştı Demir’e kırılacağını bilmeden… Güvenmişti…
Daha ilk anda nasıl bir ilişki istediğini söylemişti Asel. Demir bunu kabul ederek yola girmişken şimdi neden yalan söylüyordu?
Merdivenlerden hızla inen Asel dış kapının önünde olan Azat’ın gülümseyen yüzüne rağmen gözyaşlarıyla ilk kez “Baba…” diyerek sarıldı. Kendisi dahil baba dediğinin farkında değildi.
”Yalan söylemiş baba. Bana yalan söylemiş.”
Her acı kelime içini yakarken Azat’ın durumu vahimdi. Kızı ilk kez baba derken sevinemiyordu. Birkaç saniye donup kalmıştı ama sonra kızına sıkıca sarılmıştı. Saçlarını severken “Ağlama kızım, incilerin akmasın.” Yapıştırıcı sözler söylemeye devam ediyordu.
Yaşına göre iri olan vücuduyla kızını tek hamlede kucağına aldı. Asel babasının boynundan asla kalkmıyordu. Gözyaşları babasının omuzlarını ıslatırken Azat salona girerek koltuklardan birine kızıyla kuruldu.
”Söyle bana babam kim ağlattı seni?”
Azat kızının Demir’in kim olduğunu öğrendiğini düşünüyorken Asel başını hafifçe kaldırıp kızarmış gözleriyle babasına baktı. “O Aslan’mış baba. Bana baştan beri yalan söyledi.”
Aslan’ın kim olduğunu ne demek istediğini kızının anlayamazken ne diyeceğini bilemiyordu.
”Hakkâri’ye ilk gittiğim andan beri benimleydi. Daha ilk gün gördüm onu o neyse Aslan zıttıydı. O iyiyse Aslan kötüydü. Görünüşü bile o değildi baba!”
Kızının her acıyla konuşması canını yakıyordu.
Kapının dibinde onları dinleyen Demir sevdiğinin kırgınlığını içinde hissetti.
Yanına gitmek için adımlayacağı zaman kolundan tutulmasıyla Kaya’ya baktı. “Biraz sakinleşsin. Duyguları karışık şu anda ne yapacağını bilemiyor.”
Kaya’nın haklı olduğunu bilse de karısının ağlaması canını yakıyordu. “Baştan söylemeliydim…” diye fısıldadı. “Eğer baştan söyleseydim bu kadar canı yanmazdı.” Diye devam etti.
Söyleyemem sebebi kendisinden uzak durma ihtimaliydi. Şimdi daha fazlası olacağını bilmeden…
Bir yalan bazen en büyük azabın başlangıcı, bazense farkında olmadan korumasıydı…
Bu bölüm burada son buldu.
Yaşananlar ve karakterlerin seçimleriyle ilgili düşüncelerinizi okumak isterim.
Kaos başlıyor gibi…
Aslan ve Demir…
Yakut, Asaf, Tayfun üçlüsü?
Asaf’ın sevdası için yaptıkları ve devam etmesi…
Polat ve Medine?
Medine sizce suçlu tarafta mı?
Bölüm daha erken gelecekti lakin biraz gecikmek zorunda kaldı maalesef. Kusura bakmayın lütfen.
Bir sonraki bölüm, her zamanki gibi Perşembe günü yayında olacak.
Güneşli günler dilerim…
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 140.96k Okunma |
9.39k Oy |
0 Takip |
83 Bölümlü Kitap |