288. Bölüm

42. Bölüm

Asel Demirhan
demirhan_asel

Hüzünler, gülümsemeler, acılar, kızgınlıklar… Her duygu insanın yaşadığını hissettiren duygulardı.

Uzaktan sevdiğine bakan adam hüznün ve acının ortasında sıkışmıştı. Ne ileri gidebilir, ne de geri gidebilir bir haldeydi. Sanki bir adım atsa sevdiğinin bitti kelimesi gerçekleşecek gibiydi.

“Dostum ona zaman ver.” Diyen Kaya’nın bile sesi ona ulaşılmaz geliyordu. O sadece sevdiğinin babasının omzunda aktığı gözyaşlarında kalmıştı. Yumruk olmuş ellerini daha sıkı sıkabilir gibi sıktı. Sanki bu eller sevdiğinin gözyaşını dâhil silemeyen beceriksizliğini ondan çıkartıyordu.

“Demir gidelim.” Diye diretti Kaya. Eğer Asel’in kızgınlığı tazeyken konuşmaya çalışırsa dinlemeyeceğini düşünüyordu. En azından bir süre düşünmek için zaman tanımalıydılar.

Demir’in kolunu tutup çekerken dışarı çıkarmıştı. Yağmur sanki iki sevdalı yüreğin acısını hisseder gibi damlalarını toprakla buluşturuyordu. “Üzdüm onu.” Diye acı fısıltısını işitti. “Üzmemek için çabalarken canını yaktım.” Bir damla akan gözyaşı sevdiğinin incilerinin tek damlasına eşit değildi.

Sırılsıklam olsa da umurunda değildi. “Bilmiyordum!” acı feryadı mahallede yankılandı. Sesi fısıltıya dönüşürken “Bilmiyordum…” dedi. Kolunu tutan doksuna döndü. “Kaya yemin ederim bilmiyordum. Eğer onun o olduğunu bilsem kafama sıkar yine onu üzmezdim.” Tek tek sevdiğine yaptığı hareketler gözlerinin önünden geçti.

Ona bağrışı, onu kırışı…

Sevdiği kadının sandığı mezarından getirdiği toprağın döküldüğü anı…

Tek bir çıkartma yüzünden kırdığı sevdiği…

Ona şımarık değdi anı hepsi gözlerinin önünden geçerken kendisinin şu an hiçbir şey yapamaması…

Oysa babası ona sevda kırılmaz demişti. Sevdalı olan adam tanır sevdiğini kırmaz demişti. Peki ya o? Tanıyamamakla kalmamış kırmıştı…

Onun sevdası bu kadar mıydı?

Bitti…

Her şey yıkıldı. Üstelik yalanları bu kadarla da değilken çaresiz adamın tekiydi.

Gözyaşları ve çaresizliği yağmurla akarken gözleri bir an kararmaya başladı. İşte o an koca adam yerle bir oldu…

*

Azat kucağında ağlayarak uykuya dalan kızının saçlarını sevdi. Kızı bugün ona ilk kez baba derken o fışkı yiyen yüzünden sevinememişti!

Kucağında kızıyla ayağa kalktığında yağmurun sesini duyuyordu. Kızını dikkatlice koltuğa uzandırdı. Üzerini de koltukta bulunan ince bir örtüyle örttü.

Kızının kumral saçlarını yüzünü rahatsız etmemesi için kulağının arkasına sıkıştırdı. Aklı ise az önce anlatılanlardaydı. Bu olayın aslını astarını öğrenmeden rahat edemezdi.

Telefonunu cebinden çıkardığında numarayı tuşladı. Saniyeler içerisinde açılan telefonla “Hapset.” tek kelime ederek kapattı.

Kızının masum yüzüne bakarken “Seni üzen herkesin eceli olacak bir baban var kızım. Bu kişi kendim olsam da, başkası olsa da.” dediğinde ağır ama sert adımlarla gitmeye başladı.

*

Yağmurun her damlası boş depoda yankılanıyordu. O deponun önünde duran lüks araçtan zarif görünen beş kadın inerken zarifliği sadece maskeydi.

Ayaklarında topuklu ayakkabılar bozuk yolda dâhil kadınların hüküm keseceğini belli ederken kadınlardan mavi gözlü olan kumral saçını omzundan attırdı. Yanında bulunan korumalara hitaben “İkisi de yerinde mi?” derkenki sesi buz gibi katıydı.

Koruma saygıyla başını eğerken “Evet efendim. İstediğiniz gibi ikisinin de elleri ayakları bağlı şekilde içerdeler.” Dediğinde kadın başını hafifçe salladı. “Gidebilirsiniz, bundan sonrası bizde.”

Koruma tereddüt etse de başını eğerek diğerlerine gitmek için işaret verdi.

Korumalar ayrılırken kadınlar sert adımlarıyla yıkık dökük depoya doğru adımladı.

Yerde baygın yatan adamlar duydukları ağır kapı sesiyle kendilerine gelmeye başlamıştı.

Duydukları topuk sesiyle bulanık görüşlerini deponun girişine çevirdiler.

“Biraz suya ihtiyacınız var gibi?” diyen tanıdık sesi duysalar da ağrıyan başları yüzünden seçmekte zorlanıyorlardı. “Sence de öyle değil mi dünürüm?” diye devam eden aynı kadın sesine “Bence de dünürüm.” Diye cevaplamıştı.

Arada iki saniye geçmeden başlarından aşağı soğuk su akarken boğulma hissiyle kendilerine gelmişlerdi. İkisi de suyun gitmesi için başlarını şiddetlice sağa sola sallarken elleri ve ayaklarının bağlı olup birer sandalyede oturduklarının fark ettiler.

“Ne oluyor lan!” diye konuşan Demir kendisine su döken kişiye saydırmak için dudaklarını aralamıştı ki gördüğü simayla donup kaldı.

“Anne?” derkenki sesi şaşkınlığını belli ederken Cana oğlunun şaşkınlığını umursamadan etrafını gösterdi. “Nasıl oğlum burayı beğendin mi?”

Demir şaşkınlığını atlatamazken Kaya üsteleri siyah giyniş, ayaklarındaki topuklunun dahil siyah olan yağmura rağmen güneş gözlüğü takan kadınlarla ne diyeceğini bilemedi. Ortalarında duran Meltem’in elindeki börek tepsisine takıldı bakışları. “Meltem’ciğim benim börekler vardı ama bu kadar acele getirmenize gerek yoktu.”

Meltem mis gibi kokan böreğe öylesine bakış atıp Kaya’ya hüzünle baktı. “Çok isterdim sana börek vermek Kaya ama…”

“Ama?” diye heyecanla soran Kaya’ya “Arkadaşınla ilgili sorduğumuz sorulara doğru cevap verirsen senin olabilir.” Diye devam etmesiyle Kaya yüzünü hızla çevirip “Benim arkadaşlığım satılık değil Meltem teyze.” Dedi.

Meltem sahte bir hüzünle Kaya’nın önüne kadar gelip böreğin kokusunu almasını sağlarken “Kıymalıydı aslında. Hem de bol baharatlı ve ev yapımı.” Dediğinde Kaya bir hışımla ona döndü. “Ne bilmek istiyorsun Meltem’ciğim. Bana sorman yeter. Ha eğer istersen götündeki donun siyah renk değil de sarı olduğunu, Alpaslan ağabeyinin sünger boblu donunu yürüttüğünü bile söyleyebilirim.”

Demir kendisini bir börek için satan arkadaşına şokla bakıyordu. “Ulan! Bir börek kadar mı değerim yok senin gözünde? Midenin çarkına tüküreyim senin.”

Kaya ona doğru ciddi ifadesiyle dönerken Semra onu çözüyordu. “Demir o ne demek? Börek ve sen hiç olur mu? Saçmalıyorsun.” Çözülen eliyle börek tepsisini kaptığı gibi yumulurken “Tabi ki böreği seçeceğim sen de kimsin?” demişti. Dolu ağzıyla kadınlara bakarken “Benim şu ayakları ve göğsü de bir çözseniz. Mideme baslı yapıyor ipler de.” Dediğinde Melek gözündeki güneş gözlüğünü çıkarıp saçlarına taktı. “Her doğru cevabında çözülebilirsin.” Begüme işeret verdiğinde Kaya’nın elinden börek tepsisi uçmuştu.

“Böreklerim!” diye acı çığlığı hiçe sayarak “Her doğru cevabında bir börek. Sorular bittiğinde ise daha iki tepsi börek var. Eğer her şeyi doğru söylersen senin olabilir.” Dediğinde Kaya “Gönderin gelsin hanımlar.” Demişti.

Demir daha ne kadar şaşırabilirim derken sorulara başlamıştı kadınlar.

“Demir’le ne zaman tanıştınız?”

“Askeri okulda. O zamanlar çok bir konuşmuşluğumuz yoktu ama mezun olduğumuz gün başlamıştı her şey.”

Bir börek kaparken diğer soru gelmişti.

“Ne zamandan beri Hakkâri’desiniz?”

“Tarih pek hatırlamıyorum ama Asel’den önce.”

Vakit kaybetmeden böreğini iştahla yerken “Demir Asel’i gördü o zaman. Peki, nasıl davranıyordu?” kıstığı gözleriyle sorduğunda Kaya duraksadı. “Bu soruyu pas geçip diğer soruda börek alabilir miyim?”

Melek başını sağa sola salladığında “Peki…” demişti. Demir tam en azından biraz beni düşünüyor derken “Demir olarak iyi Aslan olarak da kendi cevaplasın.” diyip satmıştı.

Demir ona “Pes doğrusu. Düşmanımız olsa karşıdaki bir böreğe satarsın herhalde?” dediğinde Kaya “Meltem’ciğim gibi börek açamazlar ki.” Demişti.

Demir başını sapa sola sallarken annesine döndü. “Anne çözsenize bizi de konuşalım.”

Cana oğluna umutsuz bir vakaya bakar gibi baktı. “Oğlum hep bunlar az süt içtiğin için oluyor. Beyin gelişimin henüz tamamlanmadığından çöz diyebilecek cesareti kendinde bulmana hayranım.”

Demir’in dudakları açık kalırken Kaya kimse fark etmediğini sanarak bir börek daha kapmıştı ki eline yediği şamarla duraksadı.

“Sinek kaçacak oğlum kapat dudaklarını.” Diyen Meltem’le dudaklarını kapatırken “Anne sen giderek babama benziyorsun.” Demişti.

Meltem ise “Demir, oğlum aslında hepsi Murat amcana benziyor.” Demişti.

Cana “Aslan kim anlatın bakalım.” Dediğinde Demir’in bedeni gerildi. Söylemek bile canını yakarken sevdiği nasıl kırılmıştır…

*
Yakut’un Anlatımıyla…

”Hadi Yakut biraz daha.” Diyen doktorumla bir adım daha atmak için kendimi zorladım. Ama dengemi toparlayamadığımdan düşecekken kalın kollar beni tutu.

Başımı çevirip baktığımda ağabeyini görmenin rahatlığını yaşadım. Beni bulduğu ilk andan beri yanımdan ayrılmaması kalbimin ona karşı ısınmasını sağlıyordu. Bir aydır yurt dışında fizik tedavisi görüyordum. Ve bu bir ay boyunca ne ağabeyim ne de Medine yanımdan ayrılmıştı.

Ağabeyim diğer ağabeylerime durumu anlatmak istemişti lakin ben yürüyemeden önce onlarla tanışmak istemediğimden ertelemiştik.

Sıcak gülümsememi ona sunarak “Teşekkür ederim ağabey.” Dediğimde elimin altındaki kalbinin hızlandığını hissetim. Yanakları mı kızarmıştı onun?

Kısık sesle “Şimdi Agah’ları anlıyorum.” Dediğini işitmiştim.

Doktorun odasının kapısı açıldığında neşeyle içeri giren Tuncay elindeki pastayı sallayarak “Çilekli ve çikolatalı pastanız geldi!” Derken bizim halimizi gördüğü an “Ağabey koş yengem elden gidiyor!” Feryatlarına başlamıştı.

Asaf hızla odaya daldığında “Ne diyorsun lan ne oldu karıma?” Dediğinde ağabeyime sarılmış beni gördüğü an yanıma geldi. “Müsaadenizle karımı alacağım. Benim karımı. Canım karımı.”

Polat ağabeyin beni kucağına hızla aldığında “Benim kardeşim. Canım kardeşim dinlenmeli iç güveysi damat.” Diye iğnelemişti.

Asaf kaşlarını çatarken “Ben iç güveyi değilim!” Dediğinde Tuncay “Emin misin Asaf Akel?” Dediğinde yüzü kızarmıştı.

Asaf benim için ağabeyimin soy adını almıştı. Yani Yakut ve Asaf Akel olmuştuk.

Tuncay’ın bunu demesi üzerine gülümseyerek “Sende öyle Tuncay Akel.” Dediğimde bu defa kızaran Tuncay’dı.

Ağabeyim sırf ben Demirhan soyadını istemediğim için Akel olmamda diretse de kabul etmemiştim. Ama Asaf, Akel soy adının çok daha saygı, güç gördüğünü düşündüğü için kabul etmemi istemişti. Ağabeyim bunun sonucunda benim için Asaf ve Tuncay’ı iç güveysi niyetine almıştı. Bunu her fırsatta dile getirip dalgasını geçmeden yapamıyordu.

İtiraf etmeliyim bu anlar benimde hoşuma gidiyordu. Asaf ve Tuncay bunu fark ettiğinden darılmayıp ağabeyimin üzerine gitmekten çekinmiyordu. Eh ortaya oldukça neşeli anlar çıkıyordu.

Bu bir ayda bu neşeli anlar dışında fizik tedavi sayesinde en azından kendi ihtiyaçlarımı zorda olsa karşılayabilecek dereceye gelmiştim. Ağabeyimin dediği doktor mucize biri gibiydi.

Medine onların haline ciddi durmaya çalışarak “Beyler doktorun odasındasınız.” Dedi.

Ağabeyimin telefonu çaldığında kaşları çatıldı. Birkaç saniye karşı tarafı dinleyerek onayladı ve kapattı. “Ne oldu ağabey?” Diye merakla sorduğumda önemsiz bir olayı söyler gibi “Bizim geçici damadı annesi topuğundan vurmuştu onun için aramışlar.” Dedi.

Ben ve Asaf, Tuncay şaşırırken Medine göz deviriyordu.

Üç koca adam bir anda durduğunda gülümseyerek izeleyen doktora döndüler. “Seni böyle görmek güzel Polat amca.” Öyle içten gelerek söylemişti ki ağabeyim gülümsedi. “Senide öyle evlat.”

Doktor daha sonra ciddi ifadesini takınarak bana baktı. “Gayet iyi gidiyorsun bir süre daha fizik tedavi görmen gerek ve tabi ilaçlarını, kremlerini unutmadan.”

“Ne gerekiyorsa yapmaya hazırız doktor.” Diyen ses elbette bana ait değildi. Koro halinde konuşan dörtlüye aitti. Derin bir iç çekmeden edemedim. Böyle aileye sahip olmak… Güzelmiş.

*
Demir Ege’nin Anlatımıyla…

”Ah yavaş lan!” Diye acıyla bağırsamda o şerefiz Meriç ayağımı sert bir şekilde yastığa bıraktı. Ters bakışlarımı dahil umursamadan “Tüh yanlışlıkla oldu Demir. Yoksa Aslan’cık mı demeliyim.” Diye dalgasını her fırsatta geçiyordu.

Yaptık bir eşşeklik ama sürekli yüzüne vuran insanlar olunca pekte iyi olmuyordu.

Bir ay önce annemin yanlışlıkla topuğumdan vurmasıyla ayağım alçıya alınmıştı. Bünyem güçlü olsa da gelip gidip ayağımla uğraşanlar ve son zamanlarda yetersiz beslenmeden ötürü çabuk iyileşemiyordum.

İşin kötü yanı vurulmama rağmen sevdiğim yüzüme bakmıyordu. Annemse yaptığı normal bir şeymiş gibi günlerde beni anlatıyordu. İşte o günlerden biri de bugündü. Salondan en azından ağabeyimin odasına kaçmak istedim ama ağabeyim donunu yürütüğümü öğrendiğinde “O benim en sevdiğim donumdu! Süngerbobumu almışsın.” Diye kızdı odasına girmemi yasaklamıştı. Tabi kendisi de bir aydır hastanede süründüğünden odasındaki kırık yataktan bir haberdi… Eğer onu öğrenirse benim içimden geçerdi ama kimse değiştirilmiyordu. Babam inadı yüzünden tutarken kendin iyileşince değiştireceksin diyip duruyordu.

Kaç ucu boklu değnek bilmiyorum ama ben sapına kadar batmış durumdayım.

“Meriç.” Diye seslendiğimde telefondaki bakışlarını bana çevirdi. “Ne oldu?”

”Karım nerede?” Diye sormamla kaşları çatıldı. “Yok dana karı marı. Boşayacak kardeşim seni.” Diye hırsla konuşmuş olsa da kaşlarım çatıldı. “Eniştenim Meriç düzgün konuş benimle.”

Alayla güldüğünde “Kıçımın eniştesi.” Diye mırıldandı. Sonra bana bakarak “Büyüğüm oğlun ben senden ağabey diyeceksin.” Dediğinde gülümsedim. “Yok ne ağabeyi? Benim ağabeyim olamayacak kadar küçüksün.”

“Kardeşimle ilgiliysen ağabey diyeceksin.” Dediğinde “Ben senden bir yaş büyüğüm Meriç. Boy olarak saymıyorum bile.” Diye üsten süzdüğümde “Sen!” Diye öfkelenecekti ki kapıdan duyduğu seslerle susmuştu.

Asıl şimdi eğlence başlıyordu…

*
”Ay komşum oğlunu vurmuşsun doğru mu?” Diyen kadına annem gerim gerim gerilerek “Oğlan çocuğu işte komşum akıllanmazsa topuğuna vuracaksın derlerdi.” Dediğinde gözlerimi belertmiş ona bakmam önemli değildi. Dudaklarından tıkılan sığara böreğiyle cevap verme hakkımda gitmişti.

Anne Karadeniz’in hakkını veriyorsun maşAllah.

Kadınların dedikoduları devam ederken yanımdaki Meriç bir güzel gün tabağını Kaya ile birlikte gömüyordu. Bense kös köse oturuyordum.

“Oğllanlarının da yaşı gelmiş Cânâ’cım. Eh yok mu bir gelin?” Diyen bir kadına annem gülümsedi. “Nasip.” diyerek konuyu karartmak istese de yan tarafta bir köşede oturan Aslı’ının parıldayan gözlerle baktığına emindim. Ama o tarafa bakacak cesaretim de yoktu. Karım piknik zamanı bir güzel tehditlerini savurmuşken kendimi riske atamazdım.

Kapının çalmasıyla yerimde dikleştim. Meriç’in dolu ağzıyla “Anne!” Demesi Kaya’nında aynı şekilde “ Bör-Meltem’ciğm!” Dedi.

Meltem? Meltem teyze varsa Asel’imde vardır.

Başımı hızla ona çevirdiğimde sinirli şekilde Aslı’ya gözünü dikmiş sevdiğime baktım. Ama üstündekini görmemle sinir tepeme akmaya başladı.

Elbise miydi o?

Hemde beyaz!

Karım elbise sevmez!

Meltem teyze “Kaya elimdeki börekleri görmesen selam vermeyeceksin evladım.” Diye takılırken ben bakışlarımı sevdiğimin elindeki tepsiye indirdim. Anneme doğru yaklaşıp “Cânâ teyzeciğim ıslak kel yapmıştım sen seviyorsun diye.” Dediğinde annem sıcak gülümsemesini sundu. “Asel’im, güzel kızım neden yoruyorsun kendini? Sen gelsen yeterdi.”

Tam bir anne kız gibiydiler. İç çekmeden edemedim bu hallerine.

Yandan ince ses “Cânâ teyze bende su böreği yapmıştım sen almamışsın.” Diyerek tepki gösterdiğinde Kaya ağzı dolu “Börek mi?” Demesiyle kafasına kek tepsisini yemesi bir olmuştu.

”Ah! Bu ne lan canın çıktı.” Kafasının acıyan yerini tutarak arkasını dönmüştü. “Ay çok özür dilerim Kaya’cığım. İsteyerek oldu.” Dişlerinin arasından konuşmuştu.

Bu sinir bana fazlaydı. Anneme yakın yerde oturan Onur ayağa kalktığında “Asel bana versene ben çok severim ıslak keki.” Diye uzandığında gözlerimden ateş çıksa yeriydi.

Yaslandığım koltuktan ileri atılıp kek kabını tuttuğum gibi kendime çektim. “Ben de çok severim siz bana verin en iyisi. Pek bir şey de yiyemedim açım.” Asel’in gözlerinin içine bakarken “Hemde çok açım.” Dedim.

Asel kızararak tepsiyi bıraktığında kadınlarla sohbete dönmüşlerdi. Ben elimdeki keke öylece bakarken Kaya kulağıma doğru eğilerek “Senin çikolataya alerjin yok mu oğlum nasıl yiyeceksin?” Dediğinde “O Onur’unu siktiğim Onur yiyeceğine hastanelik olurum daha iyi.” Dedim.

Herkes konuşuyor gibi görünse de bir göz hep benim üzerimdeydi.

Aradan bir süre zaman geçmişken misafirler ağır ağır kalkmaya başlamıştı. Bense hala yiyordum. Bazı kekleri Kaya ve Meriç yandan tırtıklıyordu. Bu sayede ben daha iyi hissediyordum.

Karşıda oturan annem dehşetle bana bakarken beni ikna edemeyeceğini bildiğinden karışmıyordu. Ama çoktan ambulansı bile çağırdığına emindim.

Karadeniz damarı olan bir oğlu olduğundan huyunun fena olduğunu biliyordu validem.

Herkes gitmişken babam içeri girdi. “Kapıda ambulans var ne iş hatun?” Diye kıstığı gözlerle baktı. Yanınına ağabeyim geldiğinde “Birinize bir şey mi oldu?” Derken pek ihtimal vermiyordu.

Annem yerinden sinirle kalkıp “Senin bu oğlunu bir kez de sen mi vursan Timuçin? Elinden almak istesemde vermediği keki yedi.” Dediğinde ben hala neden bana bir şey olmadığını düşünüyordum.

Kendimi kötü hissetmiyordum. Ne boğazımda bir şey vardı ne de cildimde.

“Anne.” Dedemde beni duymayan annem söylenmelerine devam ediyordu.

Ambulanstaki görevliler içeri girdiğinde “Hastamız kim?” Sorusunu sormuşlardı.

Annem bana bakıp beni işaret ettiğinde ambulans görevlilerine bile şikayet ediyordu beni.

Ben ne yaptım ki?

*

Saatlerdir her tetkik yapışmış bekliyorduk. Hastane odasından artık çıkmak için can atar haldeydim.

”Anne iyiyim işte.” Dedim.

Annem ufak telefon görüşmesini kapattım yanıma geldi. “Çıkabiliriz artık. Yediğin çikolata değilmiş oğlum.” Dediğinde kaşlarım çatıldı. “Neydi peki?” Dedim.

Annem derin bir nefes alıp “Asel kahve tozuyla koko tozunu karıştırmış. Şekeride fazla koyduğundan fark etmediniz muhtemelen.” Dedi.

E sosu?

”Anne sos?” Dedim.

Annem dudaklarını büzüp “Sormadım onu oğlum. Hazır paket kullanmamıştır ondan oda kahvelidir herhalde.” Dedi. “Ben çıkış işlemlerine bakacağım Alp gel benimle.” Diye devam etti.

Babam yanıma gelip koluyla dürttü beni. “İnandın mı?” Diye sorduğunda anlamayarak bana baktı. “Ulan ben seni bana benziyorsun diye azıcık seviyordum oğlum aklın da mı çalışmıyor?” Dedi.

”Anlamıyorum baba ne diyorsun?” Dediğimde kafama güzelce fiskesini indirdi.

”Kızım nasıl kahve ve kakaoyu karıştırır oğlum? Kesin çözdü alerjini ondan yaptı.” Dediğinde gözlerim şokla açıldı. “Bu mümkün mü?” Dedim

Başını ağırca salladığında “Ama baba bilmiyor ki.” Dedim.

Bana ters bakış atıp koltuklardan birine çöktü. “Kime çektin sen bilmiyorum ki.” Diye söylenmeye başladığında ben olabilir mi? Diye düşünüyordum.

Gerçekten anladı mı? Ama bu mümkün değildi ki. Kakao ve kahve benziyordu sanki renkleri.

Ben karalara dalmışken aslında beni kendisi dahil fark etmeden endişeyle evinde bekleyen sevdiğimden bir haberdim.

Bu bölüm burada son buldu.

Yazım yanlışlarını daha sonra düzenleyeceğim bu yüzden kusura bakmayınız.

Yaşananlar ve karakterlerin seçimleriyle ilgili düşüncelerinizi okumak isterim.

Asel sizce bir şeyler çözdü mü?

Polat’ın ikiliyi iç güveysi alması?

Bir sonraki bölüm, her zamanki gibi Perşembe günü yayında olacak.

Güneşli günler dilerim…

Bölüm : 19.03.2026 20:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...