307. Bölüm
Asel Demirhan / Deniz Kıyısındaki Çiçek / 45. Bölüm

45. Bölüm

Asel Demirhan
demirhan_asel

Ramazan aynın günleri su misali akarken huzurun olması gereken yerde endişe ve korku kol geziyordu.

Günlerdir İstanbul’da kimsenin huzuru kalmamışken Melek Demirhan’ın davranışları dikkat çekiyordu. O günden sonra Asel Demirhan’ın adını dudaklarından bir fısıltı gibi dahil duyulmamıştı. İşin tuhaflığı ise kadınlar Melek’e destek çıkarak erkeklerine baskı uygulamaktan geri kalmıyordu.

Aileleri resmen yıkılıyordu ve erkekler kurtarmak için hiçbir şey yapamıyordu.

Azat Demirhan karısının tavırlarını düzeltmek için elinden geleni yaparken sakin kalmak onun için zordu. Korkuyordu ki karısına her an patlayabilirdi.

Arat Demirhan ise annesinin tavrını öğrendiği anda çileden çıkmıştı. Kız kardeşini korumaya çalışsa da annesi ona geçmişte kız kardeşine nasıl davrandığını hatırlatarak onu vurmuştu.

Yalın Demirhan ağabeyine göre daha sakindi. Aslında hepsinden daha sakini oydu. Hiçbir şeye karışmadan sadece izliyordu.

Ali ve Altan Demirhan kadınları kırmamak için çabalasa da sabırlarını kaybetmelerine az kalmıştı.

Kuzen gurubu annelerini adeta protesto ediyor eve girmeyi reddediyorlardı.

Doğa ailesinde ise işler pekte farklı değildi.

Murat karısına karşı büyük bir trip takınmıştı. Ne yüzüne bakıyor ne de onun yaptığı tek lokmayı ağzına koyuyordu.

Miran Doğa ise sakin görünümlü barut fıçısıydı. Sakinliğini koruyor gibi dursa da işe gittiği anda hıncını istemese de başkalarından çıkarıyordu.

Miraç Doğa ise tam anlamıyla barutun ta kendisiydi. Özellikle Melek Demirhan’a karşı gardını almış durumdaydı.

Soylu’lar da ise çokta farklı değildi. Sadece Cana diğerlerine göre daha ılıman şekilde orta yolu da ilerliyordu. Ancak Timuçin’in her şeyi bir anda olsun isteyen tarafı ve sonunda kızım oldu diyen tarafı karısına trip attırıyordu.

Alpaslan ise aynı babası gibi davranıyordu. Tek farkı o işte daha uzun kalıp öyle eve geliyordu.

Diğer yanda hiçbir şeyden haberi olmayan Polat Akel ise kız kardeşi Yakut Akel ve eşi, eşinin erkek kardeşiyle birlikte İstanbul’a dönmek üzere yola çıkmışlardı.

Mardin’de ise havalar güneşliydi.

Akçıl ailesi torunlarına sahip çıkarken aile işlerine karışmamakta ısrarcıydı. Lakin Alpay Ağa torununu gözü önünden ayırmıyordu.

Asel bugünü ağabeyi Agah Demirhan’ın yanında geçirmek için karargaha Mert Kılıç ile birlikte gelmişti.

 

Gözlerini kısıp kendisine dikkatle bakan kızla gerildi Murat Aytekin. “Kızım bakmasana bana böyle.” Elindeki zarları sallarken “Zar tutmasan bakmazdım.” Diye söylediğini duyduğunda duraksadı. Sanki kalbini deşmişler gibi ona bakarken “Aşk olsun ben öyle biri miyim? Zar tutmak bana göre değil sarı civciv.” Dedi.

Asel yüzünü buruşturup geriye yaslandığında “Zar tutmak senin işin ağabey ama bana bir daha sarı civciv deme. Karizmamı çizeceksin.” Diyerek etrafa bakış attı. Kimsenin duymasını istemediği belliydi.

Murat Aytekin onu umursamadan zarları attığında gördüğü iki birle duraksadı. “Bir tane bile altı gelmez mi insana be!” diye şikayet ederken Asel çoktan zarı alıp attığında “Altı, beş!” demişti.

Murat Aytekin gelen sayılara şaşırırken “Kızım bu ne şanstır?” gözleri hafifçe kısıldığında “Yoksa zar hilesi falan mı öğrendin?” diye devam etmişti.

Asel omuz silkerek tavlayı kapatırken “Şansı falan bilmeme ağabey ama koltuğunun altı mı yırtık?” diye ünüformasını gösterdi.

Murat Aytekin hızla koltuk altını kaldırıp bakarken “Hadi be yırtık olanı mı giydim. Ulan bendeki de şans köpeğin yırttığını giydim.” Diye söylenirken koltuğunun altına sokulan tavlayla “Ulan, bilerek yaptın değil mi?” demişti.

Asel onun bu haline gülerken o somurtuyordu.

Kapının açılma sesiyle odaya Güneş timi dolmaya başladı.

Görkem açık mavi gözlerini kısmış Murat Aytekin’in haline bakarken kolları birbirine dolanmıştı. “Ne yapıyorsun lan Murti? Yoksa koltuk altında bir sorun mu oldu?”

Murat Aytekin kısık gözlerle “Ne sorun olacak be! Ben tavlanın kalkmasından yana olduğumdan kalkarken zorluk çıkarmasın diye öyle tutuyorum.” Dedi.

Turan koltuklardan birisine kendisini bırakırken “Pekte öyle durmuyor ağabey. Sanki şah mat olmuşun gibi ama.” Dedi.

Yusuf hafifçe öksürürken “Şahsen gözlem yeteneğimle birlikte Turan’ıma da Görkem komutanıma da katılıyorum.” Dedi.

Murat Aytekin olduğu yerden kalkarken köşede gülüşünü saklayan Hakan’a “Hakan’cığım bunlar beni çok üzüyor kız onlara.” Diye nazlanmıştı.

Hakan yalan öksürükle gülümsemesini bastırırken “Murat’cığım sen iste yeter.” Demiş time dönerek “Kesin sesinizi!” diye bağırmıştı.

“Kimi susturaysun bakayum sen?” diyen Karadeniz şivesiyle duraksadılar. Her biri el pençe dururken Aziz kaşlarını hafifçe çatmıştı.

Hakan geri vitesi olan hızda takarken “Kime diyeceğiz komutanım? Bizim Murat’a diyoruz bir tavlayı oynayamamış.” Dedi.

Murat Aytekin sırtından bıçaklanma hissini derinden hissederken “Ayrılık acısını dibine kadar hissedeceksin Hakan. Bundan sonra senin Murtin yok.” Dedi. Hakan yandan “Sonra affetiririm seni kendime be Murti yapma.” Diye fısıldamıştı lakin o yana kayarak Asel’le yer değiştirmişti. “Bizim sevdamızda buraya kadardı.” Diye de söylemişti.

Hakan bir şey söyleyemeden kalırken Aziz onların bu haline kahkaha atarak “Geçin oturun haytalar.” Demişti.

Boş bulunan yerlere geçen timle Asel “Mert ve ağabeyim nerede Aziz ağabey?” diye sordu.

Aziz “Mert’in canı jelibon istemişti Agah’la almaya gittiler küçük hanım.” Dediğinde Murat Aytekin hafifçe yerinden kıpırdadı. “Mert kim?”

Asel büyük gülümsemesiyle “Arkadaşım. Sizinle tanışmasını istediğimden getirdim.” Dedi.

Turan “Öğlen yemeği zamanı yaklaştı onlarda gelir herhalde yemekhaneye mi gitsek?” diye sorduğundan Aziz kolundaki saate baktı. “Haklısın asker gidelim. Hem bugünkü menü fena değil.”

Yusuf yüzünü buruştururken “Yine fasulye çıkmasında ne çıkarsa çıksın komutanım.” Dedi.

Görkem “Çok katılıyorum Yusuf’uma. Ulan iki hafta nohut, fasulye diye sıraya sokmuşlar başka yemek yok. Her gün dışarıdan da yiyemeyiz kaldık bu yemeklere.” Dedi.

Asel “Ağabey merak etmeyin aşçınız bu defa daha güzel yemekler yapmıştır.” Dediğinde Murat Aytekin “O yaşlı aşçı yemek seçemeyeceğimizi bildiğinden yapıyor zaten bunları. Şimdide pek farklı olmaz.”

Hakan dizin vurup ayağa kalktı. “Sakin olun Agah komutanım eğer kötü yemek olursa Asel’imiz varken ziyafet çektirir.”

Asel sahte bir alınganlıkla “Yani beni mi kullanacaksınız? Aşk olsun ağabeylerim.” Dediğinde Aziz kolunun altına aldı onu. “Boş ver sen bu haytaları küçük hanım. Güzel yemek çıktıysa sende onların yemeğine salça olursun.”

*

Agah elindeki jelibnu Mert’e uzattığında “Ayıcıklı jelibon yerine ekşili denemeye ne dersin?” dedi.

Mert yüzünü buruşturup uzatılan jelibonu aldı. “Ağabey onlardan saf meyve tadı alamıyorum hep şeker ve ekşi. En iyisi sadedir ki aromalarını anlayabilelim.”

Agah hafifçe başını salladığında kolunun altına aldığı Mert’le kasaya ilerledi. “Alacak başka bir şey var mı?” Mert hafifçe başını salladığında kasadan geçirmeye başladılar.

Ödenen tutarla ellerinde poşetlerle birlikte arabaya doğru yürüdüler. “Ağabey akşama konaktasın değil mi?”

Agah arka koltuğa eşyaları koyarken “Bilmiyorum aslanım, iş çıkmazsa.” Dedi.

Mert başını salladığında ellerindekini Agah’a verip ön koltuğa kuruldu.

Agah’ında arabaya binmesiyle yola koyuldular.

“Sizin aniden gelme amacınız ne bakayım?” diye soran adamlar gerildi Mert. “Ağabey şey…” derken “Ney?” sorusuyla derin bir nefes aldı. “Asel ailesiyle biraz atıştı. Demir’in Eye olduğunu öğrendiğinde ortalığı yıktı.” Demesiyle arabanın aniden fren yapması bir oldu.

“Ne diyorsun sen!” dehşet içinde ona bakan adamla “Dahası da var.” Demişti.

“Ne var daha?”

Gözlerini hafifçe kaçırıp “Melek teyze artık Asel akıllanmadan görüşmek yok diyor.” Dedi.

Agah’ın gözleri an ve an kararırken sakinliğini korumak çok zordu.

Annesinin asla böyle bir şey demeyeceğine emin olan tarafı ve gerçekler çakışınca beyninden vurulmuşa döndü.

Üstelik kız kardeşinden kendisinin de gerçeği sakladığı öğrenilirse işi kesin biterdi.

Derin bir iç çekerken Arat bir, annesi iki olduğunu düşündü. Arat en azından yıllarca psikolojik destek alarak kendisine gelmişti ama annesi ne olacaktı?

Artık zamanla belli olacaktı…

*

Yemekhaneye geldiklerinde herkes gibi sıraya girmişlerdi. Çıkan yemeklere an ve an şaşırırken tatlının olması dehşet vericiydi. Tatlının önünde onu servis edense ayrı şaşırtıcıydı.

“Koray doğruyu söyle aslanım sen mi yaptın?” diyen Murat Aytekin’in defalarca aynı soruyu sormasıyla bıkkın nefes verip “Ben yaptım.” Demişti.

Murat Aytekin kaşlarını hafif çatarak “Ne var bu kapağın altında? Nasıl bir tatlı? Şeker pare, sütlaç, puding?” diye sordu.

“Ağabey açıp baksana niye drama kesiyorsun?” diye cevap almasıyla “Güvenmiyorum oğlum nimet olmasa bir şeyde çıkabilir derdim de.” Dedi.

Maysa onların bu haline dayanamayarak kapağı atığında “Bu ne lan? Ekmeğin içine krema üstüne çilek gibi bir şey bu.” Time dönüp “Ne olduğunu anladınız mı siz?” diye sordu.

Koray Arsen oldukça bilgili şekilde “Yabancıların yediği bir şey bu ağabey. Farklık olsun diye yaptık işte ye gitsin.” Dedi.

Murat Aytekin yüzünü buruştururken “Oğlum gavur damadınız var diye çıkıyor bunlar değil mi sizde? Geçen konağa gittiğimde çiğ balık partiniz vardı.” Dedi.

Turan bir tanesini kendi tabağına koyarken “Ağabey ne tatava yaptın. Ye işte sanki bilmediğimiz şey.” Diye söylendi. Ona dönen adamın “Biliyor muyuz aslanım?” diye sormasıyla “Ekmek, krema ve çilek ağabey hepsi bizde de var işte. Çokta farklı bir tat beklemiyorum.” Dedi.

“Hadi ağabey sırada onca kişi bekliyor.” Diyen Koray Arsen’le tabağına istemeyerek bir tane alarak kenara çekildi.”Allah’tan bir tane gavur damadınız var.” Diye söylenerek boş maslardan birine ilerledi.

Herkes tabaklarını doldurmuş keyifle masalarında oturuyordu.

Maslarının yanına kurulan askerlerle bakışlar onlara döndü.

Asel gördüğü askerle hülyalı bakışlarını ona yöneltmişti. “Maviş yüzbaşım.”

Devrim duyduğu lakabıyla gülümsedi. “Küçük hanım nasılsınız?” karşısındaki kızın hayran dolu bakışlarını fark ediyordu ve bu durum hoşuna gidiyordu.

Asel derin bir iç çekerken “Sizi gördüm daha iyi oldum yüzbaşım.” Dediğinde Görkem “Binbaşım göreviniz bitti sanırım.” Diyen kıskanç sesi duyuldu.

Devrim cevap veremeden Samet “Bitti asker, bitti.” Dedi.

Kadın askerler erkek askerleri takmadan Asel’in yanına kuruldu. İpek “Ay Asel’im ne çok özledim seni ben.” Diyen cıvıl cıvıl sesiyle Asel gülümseyerek “Bende sizi özledim İpek böceğim.” Demişti.

Alis kaşlarını tehdit vari şekilde kısmış “Umarım Hakkari’de başka kadın askerlerle kanka olmamışsınıdır…” demişti.

Asel gözlerini kaçırırken arkadan “İki kadın askerle kanka oldu!” diyen Mert’İn sesi duyulmuştu.

Asel “Mert!” diye uyarsa da Mert elindeki poşeti sallayarak “Bak Asel kuşum ayıcık jelibon aldım sana da.” demişti.

O sırada çatalın düşme sesi duyuldu. Bakışlar Murat Aytekin’e kayarken o sanki kaybettiği bir şeyi bulmuş gibi masaya kurulan Mert’ten bakışlarını çekmiyordu.

Gülümseyerek yanındaki askerlerle konuşan bu genç adamın tanıdıklığı yüreğindeki eksik parçanın resmiydi sanki.

Kulağına eğilip “Sen iyi misin?” diyen Görkemi bile zor duymuş hafif öksürüp kendisine gelmeye çalışmıştı.

“İyiyim, sadece dalmışım.” Diyerek geçiştirmişti.

Mert meraklı bir ifadeyle “O ne?” diyerek tatlıyı göstermişti.

Murat Aytekin kendisine sorduğunu fark ettiğinde “Denemek ister misin?” diye sormuş ona doğru ittirmişti.

Mert hayır demeyerek tatlıyı kaptığı gibi denerken Asel “İsteseydin ben getirirdim Mert.” Demişti.

Murat Aytekin “Sorun değil yiyebilir.” Dediğinde Mert “Bak gördün mü o izin verdi.” Demiş tatlıya yumulmuştu. “Güzel bir şey bu.”

Murat Aytekin yerinden kalkarken “Ben biraz daha yemek alacağım.” Diyerek ilerlemişti.

Görkem “Hakan komutanım Murat’In nesi var?” dedi.

Hakan giden adamın arkasından bakmayı keserek “Bilmiyorum biraz tuhaf.” Dedi.

Agah elinde iki yemekle geldiğinde birini Mert’e uzattı. “Al bakalım aslanım.”

Mert teşekkür ederek yemeğini alırken Agah kız kardeşinin yanına geçmişti. “Biraz daha yemek ister misin?”

Asel ağabeyinin omzuna başını yaslarken “Hayır yeterince doydum.” Diye mırıldandı. Yemek sonrası ağırlık çökmüştü.

Murat Aytekin elindeki tatlı dolu tabağı masaya koyarken “beğenmiştiniz yiyin diye aldım bakmayın öyle.” Diye mırıldanmış “Benim işim vardı size afiyet olsun.” Diyerek uzaklaşmıştı.”

İki timde arkasından şaşkınca bakarken Mert tatlılara yumulmuştu.

*

Bazen hiç beklemediğiniz biri sizin karşınıza beklemediğiniz biri çıkabilir. Bu kişi sizin ömür boyu göremeyeceğiniz, öldü sandığınız biri dâhil olabilirdi…

Murat Aytekin Kılıç’ın Anlatımıyla…

Her şeyin yıllar önce bittiğini sandığımda Beril’le tanışmıştım. Beni hayata döndüren kadınla evlenmek için can atarken kardeşimin ölümüne ihanet etmekten korktuğum için hep ertelemiştim. Gerçek mezarının yerini bile bilmeyen bir ağabey olarak gülmeyi bile hak görmezken evlenmek hak değildi…

Beril neyse ki bana oldukça anlayışlı olsa da bir insan ne kadar sabredebilirdi ki? Ona haksızlık ettiğimi düşünsem de gitmek istemeyen kendisiyken de kırmak haddime değildi.

Odamda bulunan çekmecemin içini açtığımda eski fotoğrafta parmaklarımı gezdirdim.

Erkek kardeşimin yaşadığına hala inanamazken gözyaşlarım fotoğrafı ıslatıyordu.

Elim tekrar çekmeceye gittiğinde kısa bir süre önce aldığım mektuba değdim.

Fotoğrafı masaya düzgünce bırakırken mektubu tekrar bakmak için açtım.

Murat Aytekin Kılıç’a…

Şu an bu mektup neden bende diyorsundur eminim. Sana uzun uzun bunu anlatmak isterdim ama konuşmam pekte iyi değil. Sana her şeyi bir nefeste anlatamayacağımı, anlatmaya çalışsam da bana güveneceğine emin olsam da senin o yıkılmış haline aynı şeyleri yaşamış biri olarak kaldıramayacağımı biliyorum. Ağabey erkek kardeşin mi emin değilim ama Mert Kılıç adında biri yakın zamanda yanına gelecek. Onu gördüğün ilk anda anlayacaksın ne kadar benzediğinizi. DNA testi için ondan sana bir örnek verebilirim lakin onu zaten bir kez kırmışken birde bu konuda kırmak istemiyorum. Kısa süre sonra senin yanına gelecek ve senden tek istediğim ona gerçekleri anlatarak ikna etmen. Birçok Mert Kılıç adında biri olabilir ama o kişi Asel’imin en yakın arkadaşı olacak. Eminim benimde kim olduğumu merek ediyorsun cevabı sen Mert’le ilk karşılaştığın andan sonra göreceksin.

Sevgilerle…

Kapının tıklanmasıyla gözyaşlarını gelişi güzel sildi. “Gel!” dediği anda kapıdan kafasını uzatan Koray Arsen’le “Sendin değil mi?” diye sordu.

Koray Arsen hafifçe başını salladığında “Nasıl anladın?” dedi.

Gözyaşlarıma rağmen alayla güldüm. “Konuşamadığını ve Asel’im yazmandan aslanım. Ama gelip bana kendin anlatsan sana inanırdım.”

Koray Arsen içeriye girip koltuğa oturduğunda “Biliyorum ağabey ama o zaman konuşmam daha beterdi. Hala konuşurken yoruluyorum ve bazı kelimeler zor dökülüyor dudaklarımdan.” Dedi.

Alaylı ifademi sürdürürken “Bir tekerleme söyle bakalım.” Dedi.

Koray Arsen göz devirerek “Söyleyemeyeceğimi bildiğinden beni zorbalıyorsun şu an. Ama dikkat ette bende seni Mert’e ispiyonlamayayım.” Diye son cümlesinde tehdit vari konuştu. Bir anda ciddileşerek “Hemen konuşsan en iyisi ağabey. Bir saniye bile geç kalırsan ikizimden yediğin tiriplerin aynısını kardeşinden de yersin.”

Asel’in tiribi çok fenaydı ve Mert’inde küçükken çok farklı değildi. Ancak ayıcık jelibon aldığımda affederdi. “Nasıl söyleyeceğim?” diye sorduğumda yüzündeki gülümseme pekte iç açıcı değildi.

“Sıradan olmamalı. Herkesin farklı bir amaç için kullandığını sen bu amaç için kullanmalısın.”

Nedense beni fena halde rezil edecek gibi hissediyordum

*

Hazırladığımız masaya son kez batlığımda iç çektim.

Gece vakti bir bahçede kurulmuş iki kişilik yuvarlak bir masa vardı. Masanın üzerinde kırmızı bir örtü var ve düzenli bir şekilde hazırlanmıştık. Ortada altın renkli şamdanlar yer alıyor, içlerinde yanan mumlar ortama sıcak bir ışık veriyor.

Masanın üzerinde iki kişilik yemek servisi bulunuyor: tabaklar, kadehler ve içecekler yerleştirilmiş. Ayrıca ortada yoğun şekilde yerleştirilmiş kırmızı gül aranjmanı dikkat çekiyor. Masanın etrafına ve üstüne dağılmış şekilde kuru gül yaprakları ve renkli jelibonlar var.

Jelibonlar Mert’in en sevdikleriydi.

Masanın iki yanında yalnızca iki sandalye bulunuyor ve Arka planda ağaçlar, bitkiler var. Ağaçların arasına sarılmış led ışıklar ve küçük bahçe lambaları ortamı aydınlatıyor. Genel ışıklandırma loş, sıcak ve romantik bir atmosfer oluşturuyor.

Beril bunu görürse beni kesinlikle gebertirdi. Henüz kendisine böyle bir an hazırlamamıştım.

“Sen sevgiline böyle bir şey hiç hazırladın mı?” diye sordum yanımdaki Koray Arsen’e.

Hafif dudaklarını büzdüğünde “Maysa sevgilim olmadı henüz. Biz haram olsun istemiyoruz kendisini topraladığımızda evleneceğiz. Ama hayır böyle bir masa hazırlamadım. Ki yapaya kalkarsam dedemler beni keser.” Bakışlarını bana çevirdiğinde “Biliyorsun ki dedem beni değil artık Maysa’yı kızı olarak görüyor. Bizim ailede evlattan damda dönüşür erkekler.” Dedi.

Bunu bildiğim için gülümsedim. Alpay Ağa’nın en güzel özelliklerinden biri de kadınlara, kızlara ve çocuklara çok değer vermesiydi.

“Fazla romantik değil mi?”

Elini omzuma koyarak “Merak etme bu en iyisi.” Bakışları arkama kaydığında “Bak geliyor gerisi sende.” Dedi ve uzaklaşmaya başladı. Bense hızla arkamı döndüm.

Üzerimdeki takım elbisesinin kollarını düzeltirken heyecandan mahvolacaktım. Aslında böyle bir an hazırlamaya ikna olmam sadece o anki duygusallığımızı ezip geçmek ve umarım başarırdım.

Hem biz neden sıradan kavuşalım ki? Romantik bir an varken…

“Şey Koray burada olduğunu söylemişti yanlış bir anda mı geldim?” diye arkamdaki masaya baktı.

“Hayır, hayır doğru zaman doğru andasın.” Diye telaşla konuştuğumda gözleri büyüdü. “Yanlış anlama ama ben Berna’dan hoşlanıyorum.”

Berna? O kimdi?

“Yanlış anladın sana aşık değilim ki bende Beril’imden hoşlanıyorum.” Dedim.

Anlamayarak bana bakarken diz çöktüm. Şu an utançtan karargâhı dâhil sırtlayabilirim gibi. Elimdeki kutuyu açtığımda jelibondan yapılmış yüzük karşıladı onu demeyeceğim tabi ki. Anne ve babamızın yüzüklerinden annemizin yüzüğü karşıladı onu. “Benimle DNA testine gelir misin?”

*

Bir saate yakındır Mert’le konuştuğumuzda her şeyin gerçekten tutuğunu fark ettik. Yüzüğü de ona vermiştim ve elindeki yüzüğü hiç bırakmıyordu.

Şaşkın, mutlu ve hüzünlü bir haldeydi.

“Öldüğünü sanmıştım seninde. En azından yurt müdürümüz öyle söylemişti.” Dediğinde onu kendime çektim. “Bende seni öyle sanmıştım ama aramaktan vazgeçmedim Mert’im. Şimdi tek yapmamız gereken şey DNA testi. Her şey kesin olsa da anne babamızın yanına tam gitmek istiyorum.”

Mert hafifçe benden uzaklaştığında “Sakın sümüklü Berna’ya ondan hoşlandığımı söyleme.” Diye kendince kızgın suratıyla söylese de sevimliydi.

“Sende Beril’e bu romantik masayı söylemeyeceksen anlaştık.” Dediğimde elimizi sıktığımızda anlaşmıştık.

Agah komutanı şimdi daha iyi anlıyordum. Acılarımız aynı sayılırdı ve o mutlu olduğunda ben hala aynıydım. Şimdi ise artık bende mutluluğu tada bilmiştim.

Başımı gökyüzüne kaldırdığımda içimden; onu buldum anne, baba artık her şeyimle onu koruyacağım, yalnız kalmasına izin vermeyeceğim…

Bu bölüm burada son buldu.

Yaşananlar ve karakterlerin seçimleriyle ilgili düşüncelerinizi okumak isterim.

Mert ve Murat Aytekin’in romantik kardeşlik anı?

Koray Arsen Hakkari’de Mert’le küçük bir tartışma yaşadığı andan beri araştırmıştı ve sonunda kendisini affettireceğini düşünerek buldu.

Kadınlar ve erkeklerin Asel için düşündükleri?

Diğer bölüm nedeni ortaya çıkacak gibi diyebiliriz. Değiştirmezsem bölümü.

Ve ayrıca sezon finaline çokta uzak değiliz. Bölüm sayısı söyleyemesem de var biraz. Sezon finalinden sonra da çok uzatmayı düşünmüyorum. Ama belli olmaz tabi hiçbir şey…

Doğum günü hediyem olan bölüm yayınlanmış oldu. Ayrıca düşüncelerinizi WhatsApp kanalından da bölümle ilgili olsun veya kitaplarımla ilgili yazarsanız elbette okuyacağım canlarım 🌿. Sizi seviyorum 🤍.

Not; bölüm çok içime sinmesede yayınlamak istedim. Ayrıca gün içinde öne çıkaracağımdan bildirimleri ciddiye almayınız lütfen.

Çikolata tadında iyi geceler dilerim…

 

Bölüm : 06.04.2026 00:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...