33. Bölüm

Bölüm 12: Ambargo - Kısım 1

Destina
destinasyon

Bazı bölümler başta geçen şarkıların sözlerini bölüm sonunda anlıyoruz, bu da öyleli, Gurur Aral’a ithafen…

Bu arada nasılsınız? Kısım 2 ve 3’ü çok seveceksiniz, 1. Kısım biraz kaçışsal…

 

‘Anılar düştü peşime uyumaz oldum
Geçmiş günler düğüm düğüm,
çözemez oldum güzelim’

PİNHAN
BÖLÜM 12: AMBARGO

===

"Bu bir masal Prenses."

"Bana masalı oku."

"Gidiyorum." Bir anda odamda buldum kendimi. Kimseler yoktu. "Neredeler?"

"Yalancı çiçekleri yemişler." Saçlarımı örüyordu. Kimdi? "Yalan söylemişler." Örülen saçlarım zaten örgü şeklindeydi, geri sarar gibi çözülüyordu. "Lila pastayı mı yedin? Çok güzel değil mi?" diye sordum, kalbimin attığını hissetmiyordum, üstelik aynada gördüğüm ben çok küçüktü. "Neredesin?" Kime soruyorum?

"Özür dilerim." dedi. Saçlarımı ören yoktu, açılıyordu, biri kapıdaydı. Ona seslendim, "Bana gerçekleri veriyorsun."

"Yalancı vanilya çiçeği." Aral mıydı bu? Dün gece öğretmişti. Gülümsedim, "Kokumdan mı?"

"Spesifik bir neden yok." Babamın sesiydi bu da. Odamda değildim, aslında odamdaydım, Kaleli'de. Etrafıma bakındım, "Neredesin baba? Pasta hazıy, Ayal'la yaptık."

"Hayır, Ay'dan bahsediyorsun Lila, geceleri beliriyor, işte orada." Cama çevirdim bakışlarımı dışarıda Gurur Aral oturuyordu. Tepesindeki Ay'ı izliyordu. "Ay akşamdan ışıktır." Ne söylüyordu? Çatıldı kaşlarım, nefes alamıyordum, unutmuş değildim ama almıyordum da. Kalbim içeride çarparken parçalanıyordu. Kapı açıldı, küçük bir kız çocuğu girdi içeriye eli başkasının elindeydi. "Lila kek, lila ebise, lila ben."

Ciğerlerime ulaşamayan oksijeni çekmek için derin bir nefes alırken gözlerimi açtım. Oksijensizliğimi gidermek için hızla inip kalkan göğsümle doğrulduğumda odamdaydım. Kaşlarım çatık etrafı izledim, rüya görmüştüm, üstelik fazla düzensiz ve saçmaydı. Gergin bir halde uyandırmıştı beni.

Bir süre daha aynı pozisyonda kalıp yataktan çıktığımda başımdaki sızıyla geri oturdum, ağzımda da ekşi bir tat vardı ve güneş tam tepeye ulaşmadan önce üzerime vuruyordu. Öğlen mi olacaktı?

Sıcağı sevdiğim için güneş ışıklarıyla biraz daha oyalanıp ayağı kalktım, duş alsam iyi olacaktı, ayık hissetmiyordum. Nerede olduğunu bilmediğim telefona göz attığımda dün gece masanın üzerindeki ceketin cebine iliştirdiğimi hatırladım. Ve Tayfun abiyi. Ve Aral'a sarıldığımı. Ve Aral'la pasta yaptığımı. Atladığın bir yer, Aral'ı öpmeye... bu kadarı yeterli Lila. Ah Lila...

Telefona baktığımda üç kişiden bildirim vardı. Biri her zamanki gibi Özlem'in mesajlarıydı, bugün buluşup dünü konuşmak istiyordu. Diğeri Atalay'dı, dün alelacele çıktığım için ayıp olmuştu ama bir anda fazla yakın mesafemiz uzaklaşmam gerektiğini düşündürmüştü. Bu yüzden kaçar gibi gitmiştim. O da buluşmak istiyordu.

Benim için yıllarca sokaklar tanımsızken şimdi en yakınım olmuş çağırıyordu, yollarımda dolaş ve sana sunduğum insanları sev. Ve sonuncu kişi,

Aral: Üç dört saate döneceğim. Bensiz başlama Prenses.

Kekten mi bahsediyordu? Döneceğim dediğine göre evde yoktu ve kahvaltısını çoktan yapmış olması gerekti, büyük ihtimalle kekten bahsediyordu. Evet Lila, karşılıklı kek yerken dün geceden falan konuşursunuz, yaptığın yanlıştan. Ret yiyişten.

Teşekkürler Aral, ben yediğim ret ile doydum... Şşh Lila, dramatikleşme Lila. Kaç Lila.

Yazdığım 'şey' mesajıyla duraksayıp kendi kendime sinirlendim, düşünmeden yazmamalıydım ki ne diyeceğimi bilemez bir halde gözükmeyeyim. Mesaj attığı zaman bir saat öncesiydi ve muhtemelen iki üç saate burada olacaktı, Tayfun abi beni Kıralan'a bırakmalıydı.

Tayfun abi mi?

Rıza abi.

Lila: Şey,
Lila: Özlem ve Atalay'la buluşmam gerekiyor, çıkıyorum şimdi. Akşam görüşürüz.

Mesajım ardından anında bir arama ekrana düştüğünde birkaç saniye bakakaldım. Mesajla cevap versene işte! "Alo?" tereddütle yanıtladığım, sesimden öyle belliydi ki avucumu alnıma yasladım. "Günaydın," dediğinde göz deviresim gelse de "Tabii, günaydın." diye hızlıca yanıtladım. Günaydın mı kaldı, saat olmuş on bir.

"Kıralan'a gideceksen iki saat sonra alayım seni? Antrenman vakti. Hem konuşmamız gerekiyor." Son cümleyi dün gece pasta sonunda da kurmuştu, onu öpmek istediğim andan bahsediyordu kesinlikle ve benim bunun için bir açıklamam yoktu. Üstelik reddini kelimelerle duymak... sus Lila, kaç Lila!

"Ah... Özlem, mesaj attı. Yani laptop açık da, oradan, şey, hemen çıkayım ben, çıkmam gerek, görüşürüz." diyerek telefonu kapatıp yatağa attım, sanki fizana atmışım ve bir daha duymayacakmışım gibi. Tabii bir de bu tiple şimdi çıkıyorsun. İki saatin var Lila, duş al ve kahvaltını yapıp hemen çık.

Plan doğrultusunda hızlı davranıp üzerimi giyerek saçlarımı kendi kendine kuruması için bırakırken bir bere alarak çıktım odamdan. Mutfakta atıştırmalık bir şeyler yiyerek geçiştirebilirdim diye düşünüyordum ki salonun önünden geçerken "Lila," diye bir ses duyuldu. Bu Dağkan Bey'di. Aral dün gece evde olacağından bahsetmişse de aklımdan tamamen çıkmıştı. Bir elimde ceketim ve berem; diğer elimde çanta, telefon, ayakkabılarım ona döndüğümde bu dağınıklığı toparlayarak ayakkabılarımı giyip içeriye doğru yürüdüm. "Dağkan Bey?"

Telefonu çantama atıp beremi diğer elime aldım ve ceketimi sıkıca tutarak dağınık görüntüyü yok etmeye çalıştım. Kendisi her zaman jilet gibi bir takım elbise ya da kazak-pantolon kombini ve tıraşlı bir şekilde, hazır oldaydı. Onu hiç dağınık ya da bakımsız görmemiştim.

Bahçeye bakan camın önünde kupasıyla beni süzdü, "Bu dağınıklığının bir nedeni var mıdır?"

Onunla konuşurken hep geriliyordum, bazen çizgiyi silikleştirip cümlelerini ısıtsa da çoğunlukla aramızda saygı çerçevesini sert bi şekilde çiziyordu. Otoriter tavrı çoğu zaman üzerindeydi. "Kusura bakmayın, dün gece geç saate kalmıştım, acelem olduğu için de hızlıca,"

"Evet, bundan bahsediyorum. Geç saatler ya da erken çıkışlar sorun değil, saat konusunda esnekliğin olduğunu söylemiştim fakat evin bazı kurallarından da söz etmiştim. Bu birkaç kuralı dikkate almaman disiplinini etkiliyor belli ki." Kahvaltı saatini kaçırdığımdan bahsettiğine emindim. Kendisi evde yokken dahi o saatte hazır olurdu kahvaltı. Babamla benzettiğim için pişman olsam da bazen, kuralcı tavırları benziyordu. Ya da her insanda vardı bu, Aral'da genelde uyuyordu kuralcılığa.

Kupasını bir eline bırakırken yüz ifadesi de uyarıcı bir hal almıştı, "Saat kaçta gelirsen gel bu evin bir kahvaltı saati var, buna uymalısın. Üstelik gittiğin yerleri Aral değil sen bildireceksin bana. İzin alman gereken yerlerde Aral değil sen alacaksın. Ayrıca gördüğüm kadarıyla bir yerlere gitmek için Gurur Aral'ı arıyorsun, bunun yerine sana bir şoför tahsil etmem gerekecek." En başta kendisi Aral'la hareket ettirmek istiyordu beni, şimdi bundan rahatsız olmuş gibi konuşması… dün geceyi mi duymuştu?

Hayır, dün daha yeniydi ve bundan bahsetmemiştim. Bahsetmezdim de. Lila!.. gözlerimi kaçırdım, "Rıza abi benimle efendim." dediğimde tek kaşı kalktı, "Rıza, Aral'a çalışır."

"Zahit Bey ve Aral her zaman ona söyleyince, ben de,"

"Neyi ona söyleyince?"

"Aral olmadığında genelde o bırakıyor beni."

"Zahit de her zaman Rıza'ya mı bildiriyor gitmen gereken yerleri?" Başımı sallarken "Evet." diye de ekledim. Üzerimdeki gözleri kısılırken hareketlerine anlam veremiyordum, bakışları da oldukça keskindi.

"Aral dün gece geç kaldığınızdan bahsetti, kahvaltıya yetişemeyeceğinden. Oğlumla yüz göz olmak istemem Lila, uyarımı sana yapıyorum, benim de işlerim ve bir düzenim var. Seninle iletişim halinde kalabileceğim en iyi zaman aralığı kahvaltı, bu yüzden bir daha bu hadsizliği yaşamak istemiyorum. Anlıyorsun değil mi?"

Evet, babamla yaptıklarımı ve cümlelerimi paylaşıyorsunuz ve bu yüzden beni sık sık görmeniz gerekiyor Dağkan Bey, anlıyorum. Babamla konuştuğunuzu anlıyorum, dolambaçlı cümlelerle anlatmanıza gerek yok, çocuk değilim, babama sormam gereken soruları size sormam. Siz de beni anlıyorsunuz değil mi? "Anlıyorum Dağkan Bey."

"Güzel. Şimdi çıkmadan önce mutfağa geç, Neslim Hanım senin için kahvaltı hazırladı. Çıkışta da Zahit'e söyle Rıza dışında bir şoför ayarlasın sana." Onu onaylayarak salonun çıkışına yöneldiğimde "Bu arada," diyerek duraksattı beni. "Tayfun Yereli'yle görüşmelerin devam edecek. Fakat sadece görüşebilirsin, unutma ki bize çalışmıyor." Bir tebessümle teşekkür ederek tekrar mutfağa doğru ilerledim. Aral halleder demiştim, o gerçekten hallediyordu.

Mutfağa girdiğimde Neslim Hanım'ın tezgahta bir uğraş verdiğini gördüm, "Kolay gelsin," diyerek etrafta göz gezdirdiğimde kahvaltı tabağı takıldı gözüme. "Teşekkür ederim Lila Kızım, günaydın." Gülümserken yerime geçtim, "Pek günaydın sayılmaz ama... Ne yapıyorsun?"

"Şey... Zahit Bey bir istekte bulunmuştu da, onun için," diyerek cümlesini yarım bıraktı. Pek anlayamamışsam da aldırış etmedim, "Dolaptaki pastayı gördün mü? Dün gece yaptık." Gece güzel olsa da öncesini hatırlamadan geçmek istiyordum. Duraksamadan konuşup kahvaltıma devam ettim, acele etmeliydim, Aral gelebilirdi. "Evet, elinize sağlık çok güzel görünüyor."

"Yani, aslında Aral yaptı. O hiç mutfağa giriyor mu?"

"Burada girmez ama kendi evinde tek kalıyor, orada girdiği muhtemeldir."

"Gelmediği geceler ya da günler kendi evine mi gidiyor?" diye sorduğumda gülümseyip bana baktı, "Bilmem ki kızım, Rıza ya da Zahit Bey bilir onu." Aral'ın kendisine sorsana Lila, kadın nereden bilsin?!

Hızla bir şeyler atıştırıp tabağımı tezgaha koyduğumda Zahit Bey de "Neslim-" diyerek mutfağa girmiş ve beni görünce cümlesinin devamını getirmemişti. Ceketimi giydiğimi gördüğünde "Lila Hanım, çıkıyorsanız Rıza'ya bildireyim?"

"Evet, çıkacağım ama şey, Dağkan Bey, Rıza abi yerine başka bir yardımcı tahsil etmeniz gerektiğini söylememi istedi." dediğimde gözleri önce Neslim Hanım'a kaymış sonra bana bakmıştı tekrar. "Anlıyorum, hemen ilgileneyim." deyip geldiği yerden geri döndü. Ben de peşinden giderek onu takip etsem de avlu ortasında bana "İzninizle." diyerek telefonunu kulağına götürüp güvenliklerin bulunduğu yere gitmişti. Bu nazikçe gelme demekti.

Birkaç dakika telefon konuşması ardından yanında bulunan Rıza abiyle konuşmuştu ve Rıza abi bana doğru gelmeye başladı. Bu sırada önümde duran araçtan inen kişi bulunduğum tarafa geldiğinde kapımı açtı. Az önce bana doğru gelen Rıza abi nedeniyle yine onun bırakacağını sansam da kapımı açan yardımcıya bakılırsa yanlış tahminde bulunduğumu düşünüyordum ki arkaya geçtiğimde şoför kapısından Rıza abi girdi.

"Rıza abi?"

"Lila Hanım."

"Seni beklemiyordum, şaşırdım."

"Gurur Bey'in emri." diyerek açıklık getirip bahçeden çıktığında Kıralan'a gideceğimizi söyledim. Yol boyunca dudaklarımı yerken düşündüğüm tek şey aptallık edişim ve sonrasında reddedilişimdi. Tabii sonrasındaysa hiç ret vermemiş gibi benimle kek yapmak istemesi... Özlem'le de onun evinde mutfağa giriyorsun Lila, arkadaş Lila!

Çalan telefonumla çantamdan çıkarıp ekrana baktığımda Aral'ın aradığını görmem ve gözlerimin şok içinde açılması ve de aniden aramayı kapatmam bir olmuştu. Ağzımdan bir "Hi!" nidası kaçarken avucumu dudaklarıma kapadım. Bir telefona bir Rıza abiye baktığımda göz göze geldik. "İyi misiniz? Bir problem yok değil mi?"

"Ah, hayır hayır. Sadece... telefonu yüzüne kapattım, yani..." yüzüm buruştu istemsizce, "Ayıp olmuş mudur?"

"Konuşmak istemiyorsanız gayet doğal Lila Hanım, arkadaşınıza bir mesajla geri dönüş yapabilirsiniz." Doğruydu.

Aslında istemiyorum değil isteyemiyorum çünkü neden arasın beni? Sabah zaten aceleyle kapatmıştım. Pekâlâ o andan sonra hiçbir şey olmamış gibi benimle kek yapmak istemişti ve ben de kabul etmiştim ama sıcağı sıcağına olanlarla kaçmam mümkün değildi. Şimdiyse karşılaşırsak ya da konuşursak aklıma gelenler yüzünden saçma sapan konuşup kendimi aptal gibi hissetmek istemiyordum. Öncesinde Özlem'le konuşmalıydım, o daha çok hakimdi böyle konulara.

Geldiğimizi fark etmem "Beklememi ister misiniz?" diyen Rıza abiyle olmuştu. "Hiç gerek yok Rıza abi, teşekkür ederim." diyerek kapıyı açıp inerken "Rica ederim." yanıtıyla gülümseyip girişte Melisa ve Görkem'le muhabbet eden Atalay'a doğru ilerledim. Görkem, parmaklarındaki dalı dudaklarına götürüp bir nefes çektiğinde dumanını Melisa'ya doğru üflemişti. Kaşları çatık, koluna vurarak "Aptal." dediğini duydum Melisa'nın. Sonrasında bakışları bana kayınca "Lila!" diye seslenmişti. Yanlarına vardığımda "Selam." diyerek hepsine göz gezdirdim. "Selam."

"Hoş geldin." diyerek bana göz gezdiren Atalay'a gülümsedim. Dünden sonra bir çekingenlik vardı üzerimde. Melisa, sigara içen Görkem'in yanından ona ters bir bakış atıp biraz uzaklaşarak bana döndü, "Dün hemen çıktın, vedalaşamadık."

"Ah, evet. Aral gelmişti, acelemiz olduğu için hızlı olmam gerekiyordu. Üzgünüm."

"Sorun değil ya, asıl sen kusura bakma. Bir arkadaş oyaladı beni, yanına gelirken de sana çarpan yellozla uğraştım biraz."

"Bana çarpan mı?"

"Az kalsın havuza düşürüyordu..." diyerek Atalay'a yandan bir bakış atmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırıp Atalay'a baktım, "Teşekkür ederim, dün öyle hızlıca çıkarken,"

"Sorun değil güzellik, önemli olan hallolması." dediğinde sonuna değinmemesi iyi hissettirmişti. Çünkü o an bir kaçış yolu bulmuşken şimdi konunun açılması hoş olmazdı. "E hadi içeri girelim, sen de burada dumandan geber Görkem. Geberik Görkem." diyerek yüzünü buruşturan Melisa'ya gülmemek için alt dudağımı ısırdım. Geberik Görkem. Komikti. Bunu Özlem duysa kesinlikle favori lakaplarından yapardı. "Ha'siktir oradan."

"Geçelim." diyen Atalay'la Melisa göz devirip önden ilerlerken dirseğimde bir el hissettim, "Dün bir sorun mu oldu?" Soru ve el Atalay'a aitti.

"Nasıl, anlamadım?"

"Arkadaş seni apar topar almaya geldiğine göre,"

"Ha, onu diyorsun. Hayır, sana bahsettiğim Tayfun abi var ya,"

"Evet."

"Onunla buluştuk. Hatta artık görüşebileceğiz. Ah," derken elimi çantama attım, "Numarasını da vermişti, onu kaydetmeliyim." Sabah kalkar kalkmaz bunu yapmalıydım. Tayfun abiydi sonuçta ama aklımdan çıkmıştı. Hayatıma insan ekledikçe herkese yetişmekte zorlanıyordum ki bundan dolayı aklımda tutamıyordum ama Tayfun abinin de aklımdan çıkması abartıydı. Alkolü kendine yasak eylemelisin Lila!

"Dün geceyi mi bulmuş buluşma ayarlayacak?"

Not kağıdındaki numarayı kaydederken yanıtladım onu. "Aslında dışarı çıkacağımı bilmeden önce ayarlamıştı, partide çok kalmayacağım için ben de ertelememesini istedim." Telefonu da çantaya atıp ona döndüm, bakışları üzerimdeydi.

"Çok kalmayacağını bilmiyordum."

Bundan ona bahsetmemiş olmam benim yanlışımdı, "Özür dilerim, aslında birkaç saat kalmayı düşünüyordum fakat biliyorsun, alışkın olmayınca biraz fazla geldi."

"Sorun değil, sorun değil. Gecen güzel geçti o zaman?" diyerek giriş kapısını açtı. Gülümseyip kaşlarımı kaldırdım, "Hem de ne! Çok şaşırdım onu görünce, babam gelene kadar görüşemeyeceğiz sanıyordum." derken masaya gelmiştik bile. Melisa köşeye geçtiğinde karşısında dün gece Atalay'ın konuşmaya gittiği çocuk vardı. Adı Fırat'tı sanırım. Geldiğimizi görünce elindeki telefonu masaya bıraktı, "Selam Lila,"

"Merhaba."

"Fırat, dün gece partide görmüşsündür." diye ekleme yaptı Atalay. "Evet, hatırlıyorum." dediğimde baştaki sandalyeye otururken Atalay'da yanıma konumlanmıştı. Hemen ardından Görkem de gelmiş ve "Dün n'aptınız?" diye sormuştu. "Nasıl geçti?"

"Derin'i mi soruyorsun?" diye girdi araya Melisa. "Bana ne ondan amına koyayım, olay falan var mı?" Görkem fazla ağzı bozuk biriydi. Özgür de öyleydi ama her cümlesinde sonuna nokta misali kullanmıyordu en azından. Rahatsız edici bir durumdu. "İlgi çekici pek bir şey yok, şey konuşuluyordu, şu beğendiğin kız var ya Aylin mi neydi adı?"

"Aynen,"

"Maalesef doldu."

"Hadi lan oradan, kiminle?"

"Şu hukukçu çocuk," diyerek arkayı işaret etti Melisa. Ben de istemsizce döndüğümde her zaman gözüme takılan çocuktan bahsettiğini gördüm. Onu hep ders çalışırken görüyordum bu yüzden hiç o tarz eğlencelere gittiğini düşünmemiştim. Önyargı...

"Ne buluyorlar bu hukukçularda?.." diye mırıldanıp önüne döndüğünde göz göze geldik.

"Zeka." diyerek sırıttı Melisa.

"Konuştu kül kedisi, gel ben sana daha büyüğünü göstereyim."

Kusarcasına bir yüz ifadesi takınan Melisa, "İğrençsin." derken Atalay da "Sikikleşme." diye eklemişti.

"Cevaba göre hizmet." diyerek telefona dönen Görkem'le son bulan konuşmadan bir şey anlamamış şekilde bakınmıştım. Fırat öne gelip "Bırakın goygoyu, n'apacak baban şu ihale işini?" dedi. Atalay'aydı bu sorusu. "Konuşmadım, önceliğim partide olanlar."

"Partiden düşersen siker baban biliyorsun değil mi?"

"Bu yüzden çabalıyorum ya."

"Sanki tek parti o, babana sinir oluyorum." diye yakınan Melisa'ydı. Babası sayesinde muhalefet partide genç kollarının başkanlığını yaptığını biliyordum, babasının bu partiden başka parti istemediğini de. Muhtemelen bunun nezdinde sinir olduğunu söylemişti. "Boş koy, bakanın konuşmasını gördünüz mü?" diyerek ortaya bir soru yöneltti Atalay.

Ülke gündemi için televizyonlarda haber sunumları ya da internetteki birtakım uygulamalarda paylaşımlar yapılıyor ve insanlar da bunları takip ediyordu. Bir ay olacaktı ama insanlara ve çevreye alışmaya çalışmaktan bu gibi ülkeler ve dünyevi konulardan uzaktım. Yirmi gün. Bir ay olacaktı, uzun bir süre gibi gelse de yetişmek için çok zaman gerekti.

"Ne dedi yine?"

"Ankara'da çıkan yangın, suçlular içlerinden de olsa cezalarını çekeceklermiş. Sana ne amına koyayım yargıya bıraksana işi, ne dil uzatıyorsun?"

"Yargı bağımsız kanka, yargı bağımsız." diyen Fırat'la bir gülüşme geçmişti.

"Lila," diyerek bana baktı Melisa, "Sen böyle olayları takip etmeye başladın mı?"

"Maalesef, önce düzenimi oturtmaya çalışıyorum."

"Atalay haber ajansı gibidir, onunla takıldıkça bunlar da düzenine dahil olur." diye konuşmaya dahil olmuştu Görkem.

"Tabii hep iş konuşmasından bıkarsan engel at." diyerek ekleme yaptı Melisa, gülerken.

Atalay dirseğini sandalyemin arkasına yaslarken "Hadi oradan Melisa." demiş ve bir sırıtış eklenirken yüzüne göz devirmişti. Bu sırada masamıza bir çocuk sonradan dahil olduğunda tüm gözler ona çevrildi. "Son sınıfta kalırsam hocaya rüşvetle halledebilir miyiz mevzuyu?"

Boş olan yere geçti. "Kadın mı, erkek mi?" diyen Görkem'le, Melisa bir anda atıldı, "Orospu çocukluğu yapma Görkem."

"Senin şu feminist tavırların gülüm..." diye gülerek dalga geçtiğinde Melisa masanın altından ayağına vurmuş olacaktı ki öne doğru eğilmişti. "Herif seçmeliye giriyor ama sanırsın meclisi kurtaracak. Çevre politikaları diye ders mi olur anasını satayım?!"

Atalay yüzünü buruşturdu, "Neden o dersi seçtin ki?"

"Dedim basit olur. Ulan daha dönem başlamadan kök söktürüyor hepimize. Elli sayfalık ödev verdi vizeye."

"Konusu ne ki bu kadar gerildin?" diye araya girdiğimde yabancı geldiğim için bir an duraksadığını sansam da "Sen Yiğit'lerin masadaki kız değil misin?" sorusuyla tanıdık geldiğim için duraksadığını belli etti. "Lila," diyerek ismimi verdi Atalay.

"Şu birinci Lila mı?" sorusunu "Aynen." diyerek de onayladı.

"Kendimiz seçiyoruz konusunu, üretecekmişiz. Bina işte neyini anlatalım?"

"Çevreyle ilgili çok konu var aslında. Mesela ben Mi- evimden ayrıldığımda İstanbul'un betonlarını görünce çok şaşırmıştım. İnsanoğlunun tarih boyunca politik açıdan yarattığı çevre değişimini araştırabilirsin."

"Oha amına koyayım konuya bak," diyerek şaşırmış bir ifadeyle bakan ismini öğrenemediğim çocuk yerinde toparlanmıştı. "Sen tıptan girmemiş miydin ya?"

"Evet, tıp fakültesindeyim."

"Derlerdi zaten tıpçıların kafa bir farklı çalışıyor diye." deyip gülmüş ve telefonu eline almıştı. "Bunu kaydedeyim ben lazım olur."

Bir saat kadar muhabbet etmiş, arka bölümde bilardo ve masa oyunlarının olduğundan bahsettiklerinde isteğimi sormuşlardı. Buradaki oyun odasından haberim yoktu, sanırım Aral'lar bu alanda vakit geçirmediği için değinmemişlerdi. Özlem yarım saate geleceğini bildirdiği bir mesaj attığında Fırat ve adının Erfun olduğunu öğrendiğim sonradan gelen çocuk konuştukları konuyla ilgili birini aramış ve gitmişlerdi. Biz ise oyun alanına girdiğimizde loş odada bir masa doluydu.

"Bilardo biliyor musun?" sorusu Melisa'ya aitti. Başımla onayladım, "Aral öğretmişti." dediğimde kaşlarını kaldırdı.

Etrafa göz gezdirip tekrar bana döndüğünde "İstersen biz birlikte oynayalım." derken Atalay, Görkem'le konuşmasını bitirmiş bize dönmüştü. "Bilardo biliyor musun?" diye Melisa'nın sorusunu tekrar sormuştu.

"Evet, biliyorum." dediğimdeyse şaşırmıştı.

"Bildiğini düşünmüyordum."

"Bu yüzden Lila'yla ben oluyorum!" diye araya giren Melisa'ydı. "Feminist yapacağım kızımı da." Feminizm kavramını Özlem'den dolayı biliyordum. İzlediğimiz dizide geçiyordu ve bana da bahsetmişti.

Atalay ciddi olmayacak bir şekilde kaşlarını indirerek "Hadi ama," demişti. "Kızımı çalıyorsun şu anda."

Omuz silkerek sırıtıp benimle birlikte masanın bir ucuna geçtiğinde Aral'ın isteka diye tanıttığı çubuklardan birini uzattı.

Görkem topları hizalayıp beyaz topu da karşılarına yerleştirdiğinde "Hanımlara öncelik o zaman," diyerek geriye çıkmıştı.

"Başlamak ister misin?" diye soran Melisa'yla yerimi aldım. Sürtünmenin ne derecede olduğunu ölçmek için birkaç kaydırışla hızımı ayarlayıp beyaz topa vurduğumda hızla dağılan üçgenden iki çizgili ve bir düz renk top girmişti.

"Hadii..." diyerek sonunu uzatıp şaşkınlığını belli eden Atalay'ın yanı sıra Görkem, "E sen hani prensestin?" diye sormuştu.

Prenses değil Savaşçı Prenses, demek istesem de içimden söylemekle yetindim. "Bunu atamayacağım..." derken Melisa'ya bakmış ve dudaklarımı büzmüştüm. Bariz belliydi çünkü ne çizgili ne de düz toplardan birine bakıyordu beyaz top.

"Olsun olsun, kurtarırız, beyaz topu içeri tıkmamaya bak." diyen Melisa, biraz olsun içime su serperken duvara çarpıp alakasız bir yerde durdurdum topu. Aral'ın derslerine devam etmem gerektiği açıktı. Hah, yüzüne bakabilirsen çocuğun!

"Neden burası anlatsana Lila?" diye söylenerek beyaz topun olduğu yere geçen Görkem yüzünü ekşitmişti. Melisa'yla gülerken o da tebeşir ile isteka ucunu törpülüyordu.

"Atsın bir iki, biz alırız rahat ol."

"Baskı kuruyorsun şu anda Mel," Hayıflanan Görkem'e ek Atalay da, "Mazluma acı ve tekte oynama." diye eklemişti.

Konuşmalarını pek anlayamadığım için dahil olmazken Melisa omuz silkmekle yetindi.

Görkem bir düz renk topu cebe gönderip diğerine geçtiğinde onu da isabet ettirmişti fakat ardından beyaz topta girdiğinde aniden "Siktir." diyerek geriye çekildi. Melisa sırıtarak aldığı istekayla yerine geçip beyaz topu konumlandırdı ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Ağzım açık onu izlerken Atalay yanıma gelmiş ve "Melisa bilardo sporcusu, milliye oynuyor." demişti.

Arkadaşlarıyla ilgili çoğu şeyi paylaşmıştı benimle ama buna değindiğini hatırlamıyordum, "Bundan bahsetmemiştin hiç."

"Sınavlarınla ilgilendiğin için oyunların dikkatini çekeceğini düşünmedim. Bilmiyorsun sanıyordum."

"Gerçekten çok iyi oynuyor," diye söylendim Melisa sondan önceki topu da gönderirken. Bu sırada odaya biri girip "Görkem," diye seslenerek yanına gitmişti. "Maçla ilgili," derken elindeki telefonu ona uzattığında ekranı inceleyerek kısık sesle bir şeyler konuşmaya başlamışlardı. Odağını oraya veren Atalay, "Bir dakika." diyerek yanlarına gitti. Melisa ise oynamayı durdurup yanıma gelmişti, ilgimi onlardan kendisine çekerek "Şaşırttım mı?" diye sordu.

"Hem de nasıl, çok iyiydin."

"Profesyonel olmak için oynuyorum."

"Atalay milliye oynuyor dedi."

"Evet milli sporculuk için,"

"Elinin her değdiği şeyde en iyisi olman? Gerçekten mükemmel birisin." derken övgüm onu utandırmış olacak ki yanaklarının kızardığını fark ettim. O beni yanıtlarken Atalay'lar hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Konuşmaları uzayacağa benziyordu ki Melisa'yla da ben konuları genişletmiştik.

Onunla muhabbete dalmışken, Melisa'nın istemeden özel alanına dahil olduğumda sorun etmemiş ve bahsetmeye başlamıştı. "Yani, aslında bir kardeşim vardı ama evlatlık edinildiği için ayrıldı yollarımız. Bir bilgi de vermediler hiç, yasakmış. Yaşım dolunca da oradan çıkıp kendi kendime yaşamayı öğrendim. Derslerimi yüksek tutarak hep burs alma şansım olduğu için tam zamanlı işler yerine de yarı zamanlı tercih ettim, bu yüzden kolay oldu üniversite kazanmam. Bilardoya da bu sırada başladım işte."

"Şu anda da çalışıyorsun, buna rağmen bölüm birincisisin. Üzerine bilardo." diyerek ona şaşırdığımda gülümsedi, "Yoğun değil ki işim, Kaleli Üniversitesi bu konuda çok büyük destek sağlıyor burslu öğrencilerine. Konaklamaları ücretsiz, hem de odaları tek kişilik olmasına rağmen, bursları desen bir maaş derecesinde. Çalışmak isteyen öğrencilere de bursiyerleriyle iş teklifleri sunuyorlar. Yani çalışmasam da sorunsuz tamamlarım öğrenciliğimi bir bakıma. Spor alanında da ilgisi olanın eksik kalmasını istemiyorlar."

"Bu kadar fırsat sunduklarını bilmiyordum."

"Gurur'la yakınsınız gibi, hiç bahsetmedi mi?"

"O pek yaptıklarıyla konuşmaz." diyerek omuz silktiğimde başıyla onaylamıştı.

"Kaleli'lerin genetiğinde var herhalde, hiçbiri yaptıklarını dile getirmiyor, sadece izlemen yeterli." dediğinde gülmeden edememiştim.

Diğerlerini bilmiyordum ama Aral kesinlikle öyleydi, öyle ki bir şeyleri hallederken bile ben eki kullanmak yerine yapılır, edilir, halledilir; yaparız, ederiz, hallederiz gibi kelimeler kullanıyordu. "Sen nereden tanıyorsun?"

"E haberler, gündem, magazin, üniversite... her yer."

"Anladım..." derken kulağıma fısıldanan "Özlem geldi." sesiyle arkamı döndüğümde Atalay'la karşılaştım.

Birkaç santim gerileyerek burun buruna olan mesafemizi açtığımda o da dudaklarını ıslatıp geriye çekildi. Görüş açıma Özlem girdiğinde o da önce Atalay'ı sonra beni görmüş ve bize doğru ilerlemeye başlamıştı.

"Selam!" diyerek yanımda durduğunda bir eli beni bulurken diğer eli çantasını bulmuştu. "Bugün çalışıyor muydun sen?" diye soran Görkem'e baktı, biraz önceki çocuk gitmiş olacaktı ki dirseklerini masaya yaslamış bize doğru bakıyordu.

"Hayır, Lila için geldim. Çalıyorum yani." diyerek gülümseyip koluma sardı elini.

Atalay "E gel sende," diyerek masayı gösterdiğinde dudaklarını birbirine bastırdı, "Çok isterdim ama birkaç önemli şey konuşmamız gerek de..." deyip bana baktı.

Melisa'yla yarım kalan diyaloğumuz olduğu için kabalık yapmak istemediğimden "Sen de gel istersen Melisa. Yani tanışıyorsunuzdur ama ben aracılığıyla tekrar tanıştırmak isterim." dediğimde Özlem'e ve bana bakmıştı.

"Önce siz konuşun da ben şu sonu da tamamlayayım öyle uğrarım, olur mu?"

Cevabını, dudaklarını birbirine bastırarak silikçe gülümseyip veren Özlem'le "Olur olur," diye yanıtladım. "Bekliyorum."

"Çıkmadan önce haber verir misin? Tabii işin olmazsa..." diye durduran Atalay'a baktım. Benim bakışlarım normal olsa da Özlem'inkiler pek normal sayılmazdı.

"Tamam, görüşürüz."

Özlem'le her zamanki masa boş olduğu için oraya geçerken "Ay," diyerek heyecanla bana baktı. "Bugün Çağlar'la kahvaltı yaptık ve dışarıda değil!"

Anlamadığımı belli etmek için "Nasıl?" diye bir tepki verdim. "Yani... dün bende kaldı ve sabah uyandığımda kahvaltı hazırdı. Tahmin edebiliyor musun? Çağlar?" Eğer önyargıyı yumuşatıp dış izlenim diyecek olursak pekâlâ onun kahvaltı hazırlayan bir tarzı olmadığını söyleyebilirdim, yani, Özlem'in anlattığı insan tiplemelerine göre... Gerçi, şey de öyleydi, o, Gurur Aral.

Zaten kahvaltı hazırlamadı Lila!

Kek yaptı.

Kek değil.

Evet, ne kek ne pasta?

Yemek için sabırsızlansam da... her neyse.

Yerimize geçerken Özlem'in anlattıklarına odaklanmaya çalıştım.

"Hiç yazar gibi değil biliyor musun? En başta daha yazarvari gelse de tanıdıkça derin bir kuyu gibi içine çekiyor. Gerçi yazarlar da öyle değil midir zaten? Bilmiyorum," derken duraksadı ve kaşlarını çattı. "Cidden, hiç yazar arkadaşım olmadı, erkek arkadaşım da. Bu konuda sıfır bilgi. Sence nasıl olur bir yazar?"

"Sorduğun kişi ben miyim?" dediğimde kıkırdayarak göz devirdi, "Tahminde bulun diye."

"Öyleyse insanların mesleğe göre şekil aldığını düşünmediğimi söyleyebilirim."

"Evet ama bazen birinin mesleğini duyduğunda tam olarak onun için yaratıldığını düşünüyorsun. Bence olabilir."

"Bilmem." diye omuz silkerken bir kahve ve bir salep sipariş etmişti. Kahveyi pek tercih etmediğimi anladığı için yeni seçenekler ekliyordu artık. "Neyse neyse, konumuza dönelim, dün gece motor kullandığını öğrendim. Abim de kullanıyor, benim de biraz ilgim var bu yüzden. Uzun zamandır söylememesinin nedeni ne sence?"

"Hoşlanmadığını falan mı düşünüyordu?"

Tahminim onu güldürmüştü, "Hayır, yarış. Yarışıyormuş ve bu öyle basit yarışlardan değil! Yani, gittikçe zorlaşıyor durum, abim duysa hiç hoşlanmaz, nasıl tanıştıracağım onları bilmiyorum... ama dün bu yarışa götürdü beni, görsen! Yani, kendisi götürmedi aslında, baktım bu biraz üstü kapalı davranıyor, tabii benim kafa başka yerlere gitti, sıkıştırınca da söylemek zorunda kaldı. Neden benden sakladığını sorduğumda açıkça bahsetmese de öyle ortamlara sokmak istemediğinden belli ki. Çünkü sorduğumda şey demişti," heyecanlı cümlelerinden sonra duraksayınca beni de heyecanlandırdığı için kaşlarımı kaldırıp "Ne demişti?" diye sordum. Bana izlettiği filmler gibi yaşadıklarını dinliyordum.

"Legal yarışlar değilmiş. Bunu da kimseye söylememem gerektiğini söyledi."

Söylediği son cümleyle alt dudağımı ısırdım, "E bana söyledin..."

"Lila! Sen kimse misin? Bende kalan sende kalır."

Özlem'in bana olan güvenine imreniyordum, benden bir şeyleri saklamazken benim gerçeklerimden habersiz olması...

Ondan ve Tayfun abiden başkasına güvenmemem gerektiğini, son bir ayda buna Dağkan Bey de eklenmişti, söyleyen babam Özlem'i tanısa yine de bunu söyler miydi, sanmıyorum.

"Neyse neyse, daha ayrıntıya girmeyeyim artık," diyerek bir kıkırtı daha döküldü dudaklarından, "Orası bayağı yatağa kaçıyor. Sen anlat! Dün nasıl geç kalırsın?! Partide ne oldu? Ya bana attığın mesajlar! Gece de yazdım yazdım dönmedin zaten, hadi hadi anlat," diye heyecanla soruları yönelttiğinde konuya girmek için dudaklarımı ıslattım. "Arboretumdan bahsetmiştim ya, Aral'la oraya gittik." İsmini dile getirdiğimde yüzümün yandığını hissettim. "Saati unutunca da geç kaldım ama Atalay sorun etmedi, onun da toplantısı uzamış. Eğlencenin olacağı yerde buluştuk."

"Gurur abi mi bıraktı seni?"

"Evet."

"Yani şövalyemiz Gurur Aral Kaleli oldu..."

"Ne?" diye anlamazca bir tepki verdiğimde gülmemek için avucunu dudaklarına bastırmıştı. "Ee, sonra n'oldu?"

"Şey, asıl seninle başka bir şey paylaşmak istiyordum. Ben," bu nasıl anlatılabilirdi? Üstelik nedenini ve nasılını bilmeden gelişen bir durumdu. Gelişen bir durum mu, geliştirdiğin mi Lila?! "Pekâlâ... nasıl anlatacağımı bilmiyorum bu yüzden baştan alıyorum. Gece Aral beni almaya geldi. Muafiyet sınavıyla ilgili aramızda bir şakalaşma geçtiğinde hediyemi bekliyorum gibisinden bir şaka yapmıştım. O ise gerçekten bir hediye verdi bana. Tayfun abi. Gittiğinden bahsetmiştim ya,"

"Evet?"

"Dün gece beni onunla buluşturdu. Ben... hem sevindim hem şaşırdım."

"Eee,"

Duraksadığım cümlelerim ardına sabırsızlanmıştı ama o konuya nasıl geleceğimi de bilmiyordum. "Tayfun abi gittikten sonra ben teşekkür için Aral'a sarıldım ama sarılmaktan da ileriye gittim." Bir çırpıda söylediğim cümleyle sesli bir soluk verip ellerimi yüzüme kapattığımda Özlem'den ses çıkmayınca parmaklarımı aralayıp ardından ona baktım. Gözlerini kırpıştırırken öylece bakıyordu.

Saniyelerce baktıktan sonra bir anda "Ne?!" diye bir çığlık atmıştı. "Ay," derken ellerini ağzına kapatıp öne doğru eğildi, "Sarılmaktan ileriye derken Lila?" sorusuyla gözlerini açıp kaşlarını kaldırdı.

Onu cevaplamak yerine yeni bir soru yönelttim çünkü anlamsız bir burukluk vardı üzerimde, "Sana mesaj atmıştım ya, beğendi kesin demiştin. Aral olduğunu tahmin ettin değil mi?"

Yakalanmışçasına alt dudağını ısırdı, "Evet,"

"Peki bu tespitinin aksi olabilir mi?"

Gözlerimi masada gezdirirken "Lila," diye mırıldandı. Ellerimin üzerinde ellerini hissettim, "Daha açık olur musun? Seni üzecek bir şey mi oldu?"

Üzecek? Üzüleceğim bir durum muydu ya da üzülmüş müydüm? O an ona öyle yakın hissetmiştim ki hislerim gibi yakın olmak istemiştim. O ise bunu...

"Teşekkürümü biraz fazla kaçırarak sarıldım. Sonra da,"

Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken "Hii," diye bir nida döküldü ağzından, "Öpüştünüz mü?!"

"Hayır!" Aniden çıkışımı "Yani," diyerek düzelttim, "Ben ona yakınlaştığımda beni geri çevirdi." söyleyiverdiğimde dudakları aralanmıştı, "Nasıl ya?.." diye söylenerek şaşırdı.

O anlar yeniden aklımda canlanırken sanki aklım kapanacakmış gibi gözlerimi kapadım, bu o anları görüşümü daha da netleştirmişti. Başımı iki yana salladığımda "Lila," diyerek yanıma geldi. "Özür dilerim."

"Bu nereden çıktı?"

"Ne bileyim, belli ki ona karşı hislerin oluşmaya başlamış ve ben de bazen sana hareketlerinin o anlamda olabileceğini söylüyordum. Bir nevi aklına sokan bir etken oldum. Ama, yani, geri çevirmesi... gerçekten ret mi etti?"

"Evet ama, sonrasında da kek teklifi yaptı."

"Kek mi?"

"Yani ne kek ne pasta. Bana gösterdiğin bir elbise vardı ya, ona benzer lila elbisem vardı ve her zaman doğum günlerimde giyerdim. Tayfun abiyle buluştum bir de üzerine. Beni reddettikten sonra da eve geçince kek yapalım mı dedi. Üstelik vanilyalı kek, en sevdiğim. Ya onun da en sevdiği olduğu için ya da Tayfun abiyle konuştuğu için..."

Anlattıklarımı dinlerken anladığından emin değildim ki o da bunu doğruladı, "Seni reddediyor ve sana kek teklifinde mi bulunuyor?"

"Evet."

"Hiçbir şey anlamadım."

"Bir imada da bulundu aslında,"

"Neymiş?"

"Doğrusu için reddetmek gerektiğine dair."

Bir bacağını diğerinin üzerine atıp geriye yaslanarak kollarını bağladı, kaşları çatılmış ve anlattıklarımı ölçüyor gibiydi. Ben de anlayamıyordum onu, Özlem'in anlamaması da normaldi.

"Resmen seni arkadaşım olarak görüyorum dedi yani?" diye mırıldandı.

Anlamadığımı belli etmek için "Nasıl?" diye sordum.

"Aramızda bir şey olamaz ama iyiyiz demeye geliyor, aramızdaki arkadaşça muhabbeti hani."

"Arkadaş,"

"Arkadaş."

"Evet, arkadaş. Senle de mutfağa giriyoruz, senle de sıcak çikolata içiyoruz, senle de sohbet ediyoruz, senle de iyi hissediyorum, senle de..." acı kahve kokusundan rahatsız olmamaya başladım, senle babam ve Tayfun abinin yokluğunu hissetmedim, senle alıştım en çok bu yabancı evrene. Seninle. Acizlik etme Lila!

"Lila'm," diyerek derin bir iç çekti Özlem, "Sen gerçekten kapılmışsın sanırım..."

"Kapılmak?"

"Aşka giden yolda hoşlanmak. Tamam, hemen karşı çıkacaksın ben daha gözümü yeni açmışım ne erkeği ne aşkı diyerek ama işte seninkine de kreş aşkı diyelim. Çocuklar önce kreşte ilk aşklarını bulur, sonra ilkokul, lise, üniversite derken... öyle işte. Atlatacağız tamam mı?" Özlem yine anlamadığım dilde konuşuyordu. "Of Lila, ben gerçekten özür dilerim. Yani, senin aklına ya da kalbine girme nedenlerinden biri de sizi yakıştırmam olabilir. Hep ima ediyordum aptal gibi, ne bileyim böyle olacağını. Ah salak kafam!"

Aklına ya da kalbine girmek.

"Bölmüyorum umarım?" Melisa'nın sesiyle kendime geldiğimde ona çıkardım bakışlarımı. "Melisa, hayır hayır, bölmüyorsun. Hoş geldin, gelsene." diyerek karşıyı işaret ettiğimde gözü Özlem'e de değmişti.

Özlem kendisini süzse de pek oralı olmadığı için Melisa karşıma geçti.

"Biz de dünkü partiden falan konuşuyorduk," diye konuyu çevirerek onu da dahil etmek istediğimde yaptığımın aptallık olduğunu fark etmem geç olmuştu. Kar, kış, dolu, yağmur ne varsa yakalanıyordum, sobe Lila!

Melisa "Senin için pek hoş bitmedi ama..." diyerek dudak büzdüğünde, Özlem kaşları çatık bir şekilde "Derken?" diye sorarak bana bakmıştı.

"Önemli bir şey değil, havuza düşecektim de,"

"Ne?!"

"Yanlış yerden mi girdim?" Mahcubiyetle bana bakan Melisa'ya gülümsedim, "Hayır, sorun değil. Her türlü saniyesine kadar anlatmamı sağlıyor Özlem. Bu arada tanıştırayım sizi,"

"Hadi oradan, biz senden önce tanışıyoruz zaten kız burada takılıyor ben de burada çalışıyorum, sadece muhabbetimiz yoktu ve şu anda da oluyor, konuyu değişme, ne havuzu, ne düşmesi?!" diyerek hızlıca sıralayan Özlem beni şaşırtmasa da Melisa oldukça şaşırtmıştı.

"Bir şırfıntı Lila'ya omuz attı ve Atalay olmasa kız havuza düşecekti. Ayrıca karşılaştığımızdan beri içimde tutuyorum Lila, niye kıza sövmüyorsun?! Resmen bile isteye çarptı!"

Ağzım açık Melisa'ya şaşkınlığım yetmezmiş gibi Özlem tekrar araya girmişti, "Omuz mu attı? Bile isteye mi? Atalay mı?"

"Ya Atalay olmasa dediğime bakma bir bakıma onun,"

"Melisa?" diyerek araya girdiğimde bir anda açıldığını yeni fark eder gibi dudaklarını birbirine bastırmıştı, "Pardon ya, valla dün çok sinir olmuştum yelloza, atamadım sinirimi, hep ondan."

"Ya baştan anlatsanıza şunu? Lila!"

"Önemli bir şey değil. Melisa'nın neden bahsettiğini ben de anlamadım ama havuz meselesi öylesine bir şeydi. Biri çarpınca dengemi kaybedip geriye sendelemiştim, havuz kenarında tabii... Atalay da yakınımda olunca, havuz fobimden haberdardı, beni tuttu."

"Ya sen fark etmemiş miydin? Ben de diyorum neden kızı sormuyor... şöyle ki tam olarak öyle olmadı. Atalay kendisi bahsetmek istemişti ama o şırfıntıyı anlatmayı beceremez salak kankam. Sana çarpan biri, Atalay'ın eski sevgililerinden biriydi."

Bende olan Melisa'nın gözleri Özlem'in, "Yuh Lila, bir gecede neler yaşadın? Atalay'ın eski sevgilisi mi?" sorusuyla ona dönmüştü.

"Evet, Çağla var ya, o. Baktım bu Atalay'ı çekti köşeye konuşuyor, ama görsen nasıl hararetli, sanırsın kocasını basmış. Neyse bunlar konuştu konuştu, bu yelloz döndü gidiyor ama ters yön, Atalay da peşinden gitmeye başladı ama siksen gitmez normalde. Meğersem Lila'yı kıskanmış bu aptal, Atalay da anlamış bok yiyeceğini ondan gitmiş. O ara işte kaşla göz arası Lila'ya bir çarptı çakma sarışın yelloz,"

"Vay oro-"

"Özlem! Melisa," diyerek argolarını tamamlamamaları için araya girdim. Ben de olayın bu kısmını bilmiyordum ama birinin kötülüğüne karşı bu kadar ağzı bozmak da...

"İşte o ara da Atalay yakaladı Lila'yı." diye devam ettirip bana baktı, "Yanına gelecektim ama öncesinde o sarı çiyana iki söz söylemem gerekiyordu, hadi insanın fobisi olduğunu düşünemiyor, ya yüzme bilmiyor olsan? Düşüncesiz şırfıntı."

Bilmiyordum zaten.

"O bizim fakültede değil de mi? Hiç görmedim buralarda." Gözlerini kısmış sorusunu soran Özlem'le yüzünü buruşturdu Melisa, "Maalesef."

"Lila'yı neden Atalay'dan kıskanmış ki?"

"Çok sık aynı kızla görmeye başlayınca..." diyen Melisa'ya ek Özlem mırıltıyla, "Bak gör Atalay teorim doğru çıkacak." demişti.

Neyden bahsettiğini üzerinde düşününce anlamıştım, bakışlarının farklı olduğunu söylediği anı kastediyordu. Mırıltısını bastırmak için yüzünü buruşturarak, "Herkesi kendi gibi görünce tabii hıldırhış," diye de eklemişti.

"Hıldırhış mı?" diyen Melisa'yla kıkırdadı Özlem, "Bizim oralarda çürük çarık olanlara denir de."

"Böyle konuşmayın lütfen. Hem sizin hemcins savunuculuğunuza ne oldu?" diyerek konuyu değiştirmeye çalıştığımda etki etmiş gibiydi.

"Lila," diyen Özlem'di. "Bazıları vardır insan bile değillerdir ki kadından sayalım. İşte tam olarak onlar, onlar."

"Kesinlikle katılıyorum. Kızın CV'sini duysan insanlığı öldürmekten içeri alın dersin." diye katılan Melisa'ya bayağı gülmüştü Özlem. Dudaklarını birbirine sürterek öne kayıp alt dudağını ısırdı, "Ya ben seni soğuk nevale biri sanıyordum ondan pek iletişim kurmuyordum."

"Sorun değil sorun değil. Aslında öyleyim dışarıya karşı ama Lila'ya ısındığımdan dışarıda hissetmiyorum."

"Öyledir Lila," diyen Özlem'in sözünü camdan dışarıyı izlerken bölmüştüm. "Özgür geliyor." Büyük pencereden dışarıyı izleyen iki kızdan gözlerimi alıp duyduğu gibi "Ne alaka ya?!" diye tepki veren Özlem'e baktım, "Neden çıkıştın ki?"

"Ya of, bugünü mü buldu gelecek? Pazar günleri işi olmaz burada, Çağlar gelecekti işlerini halledip..." Çıkış nedeni anlaşılmıştı.

Melisa ise "Ben kalkayım." diyerek bize bakındığında "Saçmalama, iki dakika sohbet edemedik," deyip sırıtan Özlem, bana yan bir bakış atmıştı, "Konuşacağımız konu bitmedi, tabii abimi şutlarsak."

Özgür, her zamanki gibi takımlarının aksine spor giyinmişti bugün. Elindeki paketle uğraşmayı bırakıp kapıyı açtığında kafasını kaldırdığı gibi biraz önce pencere önündeki kızlardan biriyle çarpışmadan durdurmuştu kendini. Kız ona bir şeyler söylerken tek kaşını kaldırıp kızı süzmüş ve yavaşça olumlu anlamda başını aşağı eğmişti. Deri ceketinin cebine koyduğu paketle bize doğru ilerlediğinde bakışları kendi yerinde oturan Melisa'ya kaysa da hemen yanına oturmuştu hızlıca. "Kız dedikodusu, en sevdiğim."

Özlem söylediği cümleyi kaale almamış ve "Senin ne işin var burada abi?" demişti.

"Nasıl?"

"Pazar pazar?"

"Gurur'um çocuklarla bi' toplaşalım dedi."

"Pazar pazar?" diye yenileyen Özlem'e gözlerini kısıp bakan Özgür, "He," diye bir tepki verse de bununla yetinmeyip kaşlarını çatarak şüpheci bakışlarını da beraberinde getirdi. "Bak bu aralar gözüme fena batıyorsun, hayırdır gülüm?"

"Ne batacağım ya? Sen kendi kendine bat. Pazar günü buralarda olmazsın." deyip işin içinden sıyrıldığında "Ya sabır," diye söylenip göz devirdi Özgür. "Gurur'la akşam işimiz var, bi' konuşacağız."

Normalde Aral derken şimdi Gurur demesi dikkatimi çekse de sormam saçma olurdu, iki ismi vardı sonuçta.

Bir dikkatimi çeken konu da akşam işleri olması konusuydu, bir ara pazar günü olacak yarıştan bahsetmişti, keki bensiz yeme demişti ama akşam işi varsa bu evde olmayacağı anlamına gelirdi.

Bir yandan iyiydi, karşılaşmadan önce dün gecenin üzerinden bir süre geçmesi. Bir yandan da... sessiz ol Lila!

"Akşamki yarış için mi?" diye sorduğumda kısa bir öksürük verse de "Aynen," diyerek geçiştirmişti.

Gözlerini kısan Özlem bir şeyler söyleyecek gibiydi ama sözünü masaya gelen Baran bölmüştü, "Özgür, Yiğit geliyor kardeşim götü kolla." derken ardından da Yiğit gelmişti. Özgür, Baran'ın sözüyle sırıtarak "Aldı mı?" diye sordu.

"Tabii lan." diyerek bir sandalye çeken Yiğit oturduğunda Baran rahat bir oturuşla Özgür'e dönmüştü, "Nasıl ayarttıysa anasını? Homo olabilir." Uğraştığı telefondan yüzünü kaldırmazken dudaklarını büzerek "Ulan olsam bizim pezevenk hocayı ayartırım, ödevine yar-"

"Hop!" diye söylenerek sözünü bölen Özgür'le başını önünden kaldırdığında gözü bizde gezinmiş ve sırıtmıştı, "Selam bacılarım," diyerek. Baran ise Özgür'e onu işaret ederek "Önüne gelene bacım demesinden belli değil mi?" dedi. Ben geçen sohbetin hiçbir hücresini anlamazken Özlem gülmüş, Melisa ise göz devirmişti.

Özgür, Özlem'e dönüp "Gülüm bana bir Türk kahvesi getirsene be?" diye sorduğunda biraz önce gülen Özlem kaşlarını çattı. "Abi çalışıyor gibi bir halim mi var?! Ben bugün izinliyim, Alper'e söyle."

"Senin elinden daha güzel oluyor güzelim, hadi."

"Of abi!" dese de tebessümle kalkan Özlem'e ek Melisa "Lütfen dedirtsene." demişti. Bir Melisa'ya, bir çocuklara, son olarak da abisine bakan Özlem dudaklarını birbirine bastırdı gülmemek için. "Getireyim ben getireyim, siz de ister misiniz bir şeyler?"

"Teşekkür ederiz canım." derken gülümsedi Melisa. Baran ise "Bacım yemek," diyerek ayaklanırken "Dur geleyim bakayım neler var." deyip peşinden gitmişti.

"Arkadaş yeni galiba?" sorusu Özgür'den banaydı.

"Melisa, şey," onun yanında Atalay'dan bahsederken çekiniyordum. "Atalay'ın yakın arkadaşı, onun sayesinde tanıştık."

"Tabii tabii, gece partilemiştin değil mi?" diyerek geceden bahsetmesi soluğumun birkaç saniye durmasını sağlamıştı. Aral yakın arkadaşıydı sonuçta, benim Özlem'le paylaştığım gibi Aral da Özgür'le paylaşmış olabilir miydi?

Gözlerimi istemsizce kaçırıp Melisa'ya "Özgür," diye tanıtırken, ona doğru yan bir bakış atıp yüzünü ekşitmişti. "Evet, tanışıklığımız var maalesef."

"Genelde güzel kızların 'iyi ki'si olurum."

"İyi ki çirkinim."

"Hıhı." diyerek telefonunu çıkaran Özgür odağını farklı yere çekerken Melisa sesli bir nefes verip bana dönmüştü. Diğerlerine geçmeden önce merak ettiğim için "Kafede mi tanıştınız?" diye sordum, cevabı gayet belliyken. Ya kafeden ya da biri Atalay'la yakın arkadaşken diğeri pek hoşnut olmayan biri olarak tanışmaları olağandı.

Melisa yanıtlamıştı, "Benzeri."

Anlamadığımı belli edecekken gelen Baran ve Özlem'le, Yiğit araya girdi, "Ya abi bana konu bulun." Yerlerine geçtiklerinde "Bölümden alakasız bomboş bir ders aldım, seçmeli diye. Hoca adi çıktı, bitirme ödevi diye vizeye çaktı. Çevre politikalarıyla ilgili bir konu üretsenize. Ottan, çimden ne üreteceksek?"

"Erfun da bahsetmişti, aynı hocadan mı alıyorsunuz dersi?" Melisa girmişti araya. Yiğit, "Aynen, şerefsiz bulmuş konusunu yazmış da gruba çalanın diye." Söylenirken gülerek göz devirmişti Melisa, "O bulmadı ki Lila önermişti." İnanamazca bana baktı Yiğit. "Bacım şu an ihanete uğramış gibi hissettim, ona uzattığın el benim olabilirdi..."

"İlla bulabiliriz sana da?"

"Aynen, mesela Lila çevre değişimi demişti Erfun'a. Sen de tahribiyle ilgili bir konu bulabilirsin." diyerek destek çıktı Melisa da. "Ya da hiç tahrip edilmemiş yerlerle..." diye eklediğimde aklıma Aral'la gittiğimiz orman gelmişti. "Atatürk Arboretumu'nda bir araştırma yapabilirsin bence. Hiç el değmemiş bir yermiş, bana da Aral öğretti. Melisa'nın dediği gibi çevre tahribi ve böylesi el değmemiş bir ormanla karşılaştırmasını konu edinebilirsin."

"Hassi," diye mırıldanıp öksürmüştü. "Yani çok iyi. Vay a- ulan, neyse, ben bunu kaydedeyim. Zaten içerik önemli değil, konu başlığını bul, teze uygun düzen kur, al puanını."

"Nasıl yani, içerik önemli değil derken?"

"Yani ne yazarsan yaz okumuyor, sayfa ve proje düzenine bakıp geçiyor."

"Bölümünüz Atalay'la aynı değil mi? Siyaset ve editörlük ne alaka?" diye sorduğumda birkaç gülüş geçmişti. "Bazı hocamsılar öğrencilere zorluk için akademisyen oluyorlar Lila," diyerek araya giren Melisa'ydı. "Ne öğrendiğine ya da ne öğrettiklerine değil de isteklerine göre hareket ediyorlar."

Baran'ın "Diğerlerinde hiç görmedim öyle bir şey ama bu hoca size kendi hayatını yaz konulu proje verse kaynakça neden belirtmedin diye otuz verir." demesiyle kahkaha atan Melisa, "Kaynakça, Allah." diyerek onu onaylamış gibiydi.

Aralarında bir gülüş geçerken, Özlem'le ben dehşet içinde onlara bakıyorduk. Yüzünü ekşiten Özlem "Meslek öğretmedikten sonra bunların ne önemi var?" diye sorduğunda omuz silktiler.

"Kaleli'de ben hiç öylesine denk gelmedim tabii, işte bir bu hocanın söylentisi dolaşıyor.”

"Aynen, dersin koordinatörü farklı ama dersi veren bu diğer hoca, bir de İngilizce derslerine giriyor, hatta sizin bölüm hocası. Mehmet Furkan'dı adı?"

Özlem'le göz göze geldik. İsmi tanıdık gelmişti çünkü hazırlık muafiyet sınavımızda bu hocanın ismi geçiyordu. "Hazırlık bölümü mü?"

"Aynen." Kendi aralarında konuşurlarken "Neden şikayet etmiyorsunuz?" diye sorduğumda sırıttı Yiğit, "Bir üniversitede böyle bir olay yaşanmıştı, hocayı şikayet ettiler, hoca hâlâ dekan kalırken öğrencilerin hepsi dersten kalmıştı. Bir sene uzattı bölümlerini. Yemiyor kimsenin."

"Her üniversite aynı mı ki? Kaleli de mi yani?" Sorumla yine omuz silktiklerinde Baran ve Yiğit'e bakmıştım, "Aral'a da mı hiç sormadınız?"

"Ben de aynısını dedim." diye söylenen Özgür'dü.

"O ne yapsın, boş konuyla çocuğu oyalayıp belamızı mı bulalım?"

"Öğrenimle ilgili bir konu boş olamaz." dediğimde sanki biri dürtüklemiş gibi gözüm cama çevrilmişti ve geleni görmüştüm. İsmi geçer geçmez göz önüne gelmesi...

Kulağına tuttuğu telefonla gözleri kısık karşı tarafı dinlediği belliydi. Üzerinde yine siyah kot bir ceket vardı. Haki kapüşonlusunu giymişti yine. Yeşil yakışıyordu, gerçekten, çok.

Dudaklarını ıslatıp konuştuğu telefonu kapatmış ve iç cebine koymuş, girişe doğru gelirken heyecanlandığımı terleyen avuç içlerimden anlamıştım.

Bir anda duraksayıp arkasını döndü. Döndüğü yönü takip ettiğimde karşısına ulaşan Derin'le neden duraksadığı cevabı çıkıyordu.

Derin birkaç adım daha atıp konuşmaya başladığında Aral'ın sadece ardını görmek nedense hoşnut hissettirmemişti. Nedense. Neden silsilesi çok da neyse.

Bir müddet konuştuklarında Derin başını onaylarcasına sallayıp moralsiz bir şekilde yere bakınmıştı. Bir şeyler mırıldandığı oynattığı dudaklarından belliydi. Meraklanmıştım, konuştukları hakkında. Başını kaldırıp tekrar ona baktığında Aral başıyla onayladı.

‘Ne yakışıyorlardı ama! Değil mi?’ Benim yakıştırmamam, benim yakışıksız olmamdan mı kaynaklıydı? Ama anlaşma yoksa yakışık kalır mıydı insanlar? Biz anlaşıyorsak yakışıyor muyduk ki?

Bir anda Aral'ın beline sarılan kollarla kendime geldiğimde aniden çektim bakışlarımı. Vurgun yemişçesine ani dönüşüm dikkat çekmişti ortamda. Yani, neyse ki sadece Melisa ve Özgür'ün.

‘Tekrar başlamalarında bir engel yok.’

Onları birlikte görmekten hoşnut olmamam hangi duygunun habercisiydi ve neden kalbimi ekşitiyordu?

Hisler sorgu sual getirmek yerine onları çözümlemek için kullanılmaz mıydı? Ah, çözüm ararken yine soruya takıldın.

‘Doğru sonuçlar için reddetmek gerekir Lila.’

Hadi oradan, haspam! Demek isterdim. Ama sana ne Lila? Ne diye böylesi davrandığımı anlamak istemiyordum, yirmi günde ne çabuk alıştın da duyguların da seninle aynı doğrultuda ilerliyor? Destur Lila! Olmaz Lila...

Olmaz Lila. Olmadı da, reddedildi, kabulsüz.

Kabul edildi, sarıldı.

Sus Lila. Sus ve kaç.

"Şey," mırıldanma da kalk. "Benim gitmem gerek." diyerek ayaklandığımda Özlem "Ne?" diye beklemediğini gösteren bir tepki vermişti.

Özgür kaşlarını çatıp sorarca "Gurur gelmişken?" dediğinde Özlem'in bakışları abisine ve bana döndü. Onun sorusuyla anlamış olacak ki, "Haa..." diye bir nidayla "Tabii, gitmen gerek, geç kalma, aynen." diyerek bana destek çıkıp ayaklanmış ve yol vermişti.

Hızla "Görüşürüz." deyip masadan ayrıldığımda Aral'ın buraya doğru geldiğini görür görmez ardında ayakta durmuş bir kızla konuşan Atalay'ı görmemle ona seslenmem bir olmuştu. "Atalay!" diyerek hızlıca Aral'ın önünden geçerken bakışlarını yüzümde hissediyordum.

Atalay ve kızın yanına yaklaştığımda hafifçe boğazını temizleyen Atalay, "Neyse, konuşulur sonra, görüşürüz." deyip birkaç adımla bana geldiğinde ortada buluşmuştuk.

Gözleri arkama kayıp tekrar beni buldu, "Güzellik?"

İşaret parmağımla istemsizce boynumu kaşıdım, "Çıkmadan önce haber ver demiştin ya, çıkıyorum şimdi, bir şey mi diyecektin?"

"Ha yok, bizim çocuklarla stüdyoda buluşacağız da işin olmazsa katılır mısın diye soracaktım. Hatta sorayım?" diyerek gülümsediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Şey," davet beklemiyordum, eve geçmeliydim, pastayı bitirmeli.

Tamam kendi başıma bitiremezdim, Neslim Hanım'la falan da paylaşırdım, Zahit Bey ve Rıza abi, Dağkan Bey evde miydi? O yer miydi? Sonuçta oğlunuz yapmış, yiyin efendim.

"Lila?"

Kolyemin ucuyla oynadığım parmağım duraksadı, "Ah, aslında eve geçmem gerekiyor. Birkaç işim var da, sonrasında sözüm olsun lütfen."

"Olur olur da iyisin değil mi?"

"Evet, unuttuğum bir şey geldi de aklıma, neyse, görüşürüz sonra."

Dışarı çıktığımda Derin'i bir köşede iki arkadaşıyla gördüm. Bir arkadaşıyla da olabilirdi, sarılabilirdi. Arkadaş mı? Sensin arkadaş Lila. Bilgisiz Lila.

Pek bilgisiz sayılmazsın, taksiler gideceğin yere bırakabilir, bak geçiyor bir tane, durdur bir dahakine.

Uzattığım elim ardına telefon melodim duyulduğunda, tahmin ettiğim bir arama olmasa da kim olduğunu tahmin ettiğim için önce taksiye binip sonrasında çantadan çıkardım telefonu. Göz ucuyla baktığımda, kapıdan telefon kulağında çıkan Aral'ı gördüm.

"Nereye abla?"

Pek bilgisiz sayılmaz mısın? Ah, komik Lila, nereye gideceğini bile bilmeyen.

"Kütüphane." Bilgi gerekli.

‘Konuşmak istemiyorsanız gayet doğal.’ Aramayı reddedip mesaja girdim. Ses istemiyordum, mesajı klavyeyle iletmek daha kolaydı, duyguları gizlemekte.

Lila: Kütüphaneye gidiyorum, kitap gerekli.
Lila: Rıza abiyi arıyorum, beni alır.

Yalan olmaması için Rıza abiyi arayıp kütüphanede olacağımı bildirdiğimde, nazikçe beni alır mısın diye sormanın giriş cümlesini yapmıştım.

Kütüphaneye gittiğimdeyse ne alacağımı bilmiyordum. Raflar arasında gezintim insan görünümlü kedi kapağı görmemle duraksadı. 'Üç Şiir' diyordu kitap ismine. Pek şiir sevmezdim ama kapağı dikkatimi çektiği için alıverdim kitabı ve kütüphane yanında bulunan sahilde bekledim Rıza abiyi.

Bağdaş kurup oturduğum yerde kütüphanenin önünde konaklayan kedi belirdi. Hep buralardaydı, eviydi.

Bu anı bekler gibi kucağıma çıktı. Kaleli Malikanesinde hiç hayvan görmemiştim. Babam da evimize almıyordu fakat bahçemizde beslerdik. Kaleli'de ise hayvana dahi izin yok muydu, girişlere? Şimdi kime soracaksın Lila, kaçarken?

Elimdeki kitabın son sayfalarından birini açtığımda bir elim kucağımda mırlayan turuncuyu okşuyordu. Gördüğüm satırlar gözlerimi parıldattı, seni buluyordu kelimeler akışında.

Miyavlayan kediye yanıt verircesine "Su başında durmuşuz. Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti." diye okudum satırları. O ise beni yalancı çıkarırcasına iyice sindi, "Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek, güneş kalacak; sonra o da gidecek..." sonra babam da, Tayfun abi de, Mizan Malikanesi de. Alık Lila, Tayfun abin geldi ya... aramalısın ya, bir alo ile yeniden buluşmalı.

"Lila Hanım," Rıza abinin sesiyle bakındığım dalgalara arkamı döndüm.

"Rıza abi?" derken ayaklanıp üzerimi silkeledim. "Geldiğini görmedim, ne zaman geldin? Kusura bakma lütfen,"

"Asıl siz kusura bakmayın, kütüphaneden çıkarken fark ettiniz fakat biraz yalnız kalmak istediniz diye düşündüm." dediğinde nedensizce tebessüm ettim.

Arabaya ilerlerken, "Bana neden sizli hitap ediyorsun? Yaşça küçüğünüm, üstelik artık yabancı da değiliz."

"Üssümün değerindesiniz efendim." diyerek arka kapıyı açtığında ona dehşete düşmüşçesine baktım, "Arkaya binmek ve sizli konuşmak ayrı, hadi bir müddet alışabilirim ama efendimi ben Dağkan Bey'e kullanıyorum Rıza abi?" İsyanımı anlamış gibiydi ki yüzünde bir kıvrım görmüş gibi oldum.

İçeri geçtiğimde "Görevim." diye yanıtlayıp hızla kendi yerine geçmişti.

"Efendim demenin görevin olduğunu sanmıyorum Rıza abi." derken kapımı açtığımda bunu beklemiyor olacaktı ki anahtara giden eli durmuştu. Yanlış bir davranış olur muydu emin değilim ama öne binmek istemiştim.

Geçip kemerimi taktığımda "Lila Hanım'da anlaşalım mı? Hatta biliyor musun Tayfun abi bana Küçük Hanım der, daha iyi sanki? İstersen Lila yerine küçükte de anlaşabiliriz, alınmam..." demişken telefonum çalmıştı.

Onunla da bu kadar rahat konuşabileceğimi bilsem, belki yanıtlayabilirdim ama reddediş ve sarılış Lila...

Telefon kapandığında tekrar çalan melodi benim değildi. Rıza abi "Buyurun Gurur Bey," diye yanıtladığında bir nefes verdim, neyse ki böylelikle aramayacaktı.

"Evet efendim," deyip kırmızıda durdu.

Kulağındaki kulaklığa dokunup telefonu eline almıştı. Bana uzattığında bir ona bir telefona baktım.

İşte bu beklenmedik bir andaydı. Nereye kadar Lila?..

Telefonu alıp kulağıma tuttum, doğal davran Lila. "Buyurun Gurur Bey."

Sessizlik ve Rıza abinin maymuna dönüşmüşüm gibi bakışlarını üzerimde hissetmek.

"Ah... yani, öyle değil, efendim, efendim Aral?" diye aceleyle düzelttiğimde bir nefesle gülüşünü duymuş gibiydim, sabır dilercesine de olabilir. Onu anlayamıyordum sonuçta.

"Eve geçiyorsun?"

"Evet?"

"Güzel," bu kadar mıydı? Hay hay, işime gelir. Telefonu kapatıp tekrar Rıza abiye uzattığımda yeşilde ilerlerken anlamayan bakışlarıyla elimden alıp yerine koymuştu.

"Pek şiir okumam," diye yeni bir konu açtım. "Kapağı dikkatimi çekince aldım. Sen şiir sever misin Rıza abi?"

"Severim efendim."

"Bana bir daha efendim dersen seni Aral'a şikayet etmek zorunda kalırım Rıza abi." diye söylenmemle şaşırmış bir şekilde bana dönse de hızla önüne çevirdi bakışlarını tekrar. "Efendim ağır bir kelime, hoş değil. Kötü hissediyorum, senden küçük yaştayım, benim sana demem gerekir asıl."

"Yaş belirlemez hitabı, Lila Hanım."

"Yine de kötü hissediyorum, yetmez mi?"

"Anladım Lila Hanım."

"Robot musun sen?"

"Anlamadım Lila Hanım?" dediğinde cidden kayıtlı bir bellek gibi cevaplamasına gülmeden edemedim. "Ben de anlamıyorum Rıza abi, boş ver."


Bölüm : 04.01.2026 18:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...