
Keyifli Okumalar 🌹
Yıldıza dokunmayı ve satır arası yorum yapmayı unutmayın lütfen 🥰
***
Karanlık...
Yine her karanlık...
Küçük pencereden girmeye çalışan yarım ayın ışığı dahi yetmiyordu aydınlatmaya bir başka hücremi.
"Çıkarın beni burdan!"
"Kapat çeneni, cezanı çekeceksin Aysima!"
Kapının ardından gelen sert ve acımasız kadın sesi bana annemi hatırlatıyor ve korkumu doruklarda yaşamama neden oluyordu.
"Özür dilerim, yapmıcam bir daha. Müdire anne çıkar beni buradan çok korkuyorum."
Suçum yoktu ki.
Ben suç işlememiştim ancak buradan çıkmak için müdire annenin ayaklarını bile öpebilirdim.
"Nolur çıkarın beni, ço-çok korkuyorum."
Ancak hıçkırıklarımın ve gözyaşlarımın arasında yalvarmak bile işe yaramıyordu taş gibi olan bir kalbi eritmeye.
Gece bizim odanın da bulunduğu kattaki yangın alarmı -muhtemelen aynı odayı paylaştığım kızlar tarafından- çalmıştı. Tabi herkes korkuyla o saate dışarı koşuşturmuştu. Tüm bahçe ağlayan küçük kız çocukları ve onları teselli etmeye çalışan büyük ablalarıyla doluydu. Hepimiz burada yetim ve öksüzdük ancak ben biraz daha fazla öyleyim. Çünkü benim başımı okşayan, beni koruyan bir abla edinemedim kendime.
Küçükler büyüklerin kucağında ağlaşırken büyükler de onlara sıkıca sarılıyordu. Bana kalansa pembe pijamalar içinde, büyük çınar ağacının altında çenemi avuçlarıma yerleştirmiş bir halde onları izlemekti.
Müdire Hanım gecenin o saati aceleyle evinden, sıcacık yatağından ayrılıp geldi yurda. Tabi yangın falan yoktu. Çok sinirlendi, kimin yaptığını sordu.
Kimseden çıt çıkmıyordu, benimse tek düşündüğüm bir an önce yatıp yarınki ilk, okul deneyimime geç kalmamaktı. Bu karanlık gecenin sabahında birinci sınıfa başlayacaktım.
Kimse konuşmayınca Müdire Hanım kameralara bakacağını söyledi ve o an hepsi de benden büyük olan oda arkadaşlarım beni işaret ettiler parmaklarıyla. En büyük olanı alarm sesine uyandıklarında odada olmadığımı da iddia etti. Hâlbuki ben alarm sesini duyunca korkarak yatağımdan zıplayıp düşmüş ve hatta küçük serçe parmağımı acıtmıştım.
Sonrası ise karanlık ve acı...
Müdire anne ne ara kolumdan tutup da kazan dairesine ufacık, cılız bedenimi sürükledi hatırlamıyorum.
"Lütfen çıkarın, özür dilerim, lütfen. Çok karanlık, çok korkuyorum."
"Müdire anne..."
***
Kapının bu tarafında kalbim korkudan çarparken, tüm vücudum da buz gibi olmuştu. Ellerim kapıyı öyle sıkı tutuyordu ki her an bir şey olma korkusundan ondan destek alıyordum dahası kötü bir şey olma ihtimaline karşı kapıyı hızlıca kapatabilirdim.
Batın Cevahir mavi gözlerini sabit şekilde üzerimde tutuyor ve söylediği şeye herhangi bir tepki vermemi bekliyordu ama ben tepki verecek halde değilim. Bana ‘’Hazırlanın, gidiyoruz.’’ derken neyi kastediyordu ki? Onunla nereye gidebilirdim? Beni nereye götürecekti? Yoksa tüm bu şeylerin sebebinin ben olduğumu öğrenmiş miydi?
Aklıma bin bir tane ihtimal üşüşürken gözlerinden anlamaya çalışıyordum ne olduğunu ancak o duygusuzca bakıyordu sadece. Açıkcası ondan, önceden korkmadığım kadar çok korkuyordum çünkü Mücahit Bey’in söylediğine göre o, babasını öldüren bir adamdı. Tamam, belki öz babası değildi ama yine de babasıydı ve babasını öldüren bir insan, onu devlete ispiyonlamak isteyen bana ne yapmazdı ki?
‘’Ne-nereye gidiyoruz?’’ korkudan sesim dahi titrediğinde karşısında bu halde olmak benim açımdan daha da kötüydü ama buna engel olamıyordum. ‘’Eve, evime. Ece sizi istiyor.’’
‘’Ece mi?’’ Bir anda şaşkınlığa uğradığımda beklediğim cevap kesinlikle bu değildi. Aklım bir sürü kötü senaryo oluştururken Ece’nin beni istemesi beklediğim bir şey değildi, olamazdı. ‘’Ece beni mi istiyor?’’
‘’Evet, bir kaç saattir sizi görmek istiyor. O yüzden lütfen hazırlanın, sizi kızıma götüreceğim.’’ Götüreceğim?.. Bu adamın kafası iyi miydi?
Akşamın bu saati kapıma geldiği yetmezmiş gibi bana sormadan, yine emrivaki yapıyor ve sanki mecburmuşum gibi beni götüreceğini söylüyordu. ‘’Batın Bey, saatten haberiniz var mı?’’ Korkum az da olsa yatışırken bu defa hoşnutsuzluk hissediyordum ona karşı.
Tahammül edemez gibi, kendini belli edecek güçlükte nefes alırken başını göğe kaldırıp dudaklarını dişledi. Eliyle yeni çıkan sakallarını ovuşturduğuna mavi gözlerini gözlerime indirdi yeniden.
Açıkçası çirkin bir adam değildi, Allah'ın yarattığı her şey güzeldi zaten ancak bazıları ekstra göze hitap ederdi. Batın Bey de öyle biriydi. Uzun boylu bir adamdı. Koyu kahverengi sakallarıyla aynı renkte olan saçlarının kenarlarına bir kaç ak düşmüştü ancak bu onu yaşlı göstermekten ziyada olgun gösteriyordu. Mavi gözlerini çerçeveleyen kirpikleri kısa olsa da kaşları oldukça kalındı. Kemerli bir burnu, çok da ince olmayan dudakları vardı.
Belki birçok kadının hayallerini süslüyordu. Ama ben ona bakınca korkudan daha ileri bir şey düşünemiyordum çünkü ona baktığımda gördüğüm ilk şey yüzünün güzelliğinden ziyada mavi gözlerindeki tehlikeli parıltılardı. Onu her gördüğümde içimde istemsiz bir huzursuzluk oluşuyordu. Onunla konuşurken bir an gitmesini beklerdim; onu görmek, sesini dahi duymak bana iyi gelmiyordu. Sanki onun tek bir nefesi hayatımı ateşe verecek kadar tehlikeli görünüyordu gözüme. Bilmiyorum belki de yaptığı kötü işleri bilmemden kaynaklanıyordu ya da onun yüzünden kaçırılmamdan. Ama ne olursa olsun ona bakınca iyi şeyler hissetmiyordum.
‘’Biliyorum saatten haberim ver ve aslında buraya da bu yüzden geldim. Ece bu saat oldu hâlâ uyumadı ve bunun tek sebebi sizi istemesi. Eğer yanında olursanız uyuyacağını söylüyor. O yüzden diretmeyin, gidelim.’’ Şaşkınlıkla yüzüne bakıyor ve söylediklerine anlam vermeye çalışıyordum. Bu ne aptalca bir şeydi. Sırf kızı uyumadı diye bu saate birini rahatsız etmeye kendine nasıl hak olarak görebilirdi.
‘’Batın Bey, kusura bakmayın ama bu saatte bir yere çıkamam. Eğer Ece’ye şimdi uyuyup yarın sabah bana getirmeyi teklif ederseniz bunu kabul edeceğini düşünüyorum.’’ Bu defa gerçekten tahammülü kalmamış görünüyordu çünkü öfkelendiğini hissedebiliyordum. ‘’Bu güne kadar kızıma istediği hiçbir şeyi yapmamazlık yapmadım ve öyle bir niyetim de yok. Eğer o sizi şimdi istiyorsa, onun yanında şimdi olacaksınız yarın değil.’’
Söyledikleri ister istemez herkesi tedirgin ederdi ki beni çoktan etmişti bile. Bir adım geriye gittiğimde kapıyı kendime kalkan edercesine hafifçe kapattım. ‘’Bu söyledikleriniz beni bağlamaz. Bu saate gelip bana böyle bir şey teklif edemezsiniz. Ece’ye istediği her şeyi yapmış olabilirsiniz ama bu doğru olduğu anlamına gelmiyor. Kendi imkanlarınız dahilinde elbette buna devam edebilirsiniz ama başkalarının da bunu yapmak zorunda olduğunu söyleyemezsiniz. Şimdi lütfen gidin ve isterse Ece’yi sabah buraya getirin.’’
‘’Siz ne-‘’
‘’Aysima!’’ Hafif yüksek çıkan bir ses Batın Bey’in lafını böldüğünde ikimizin de bakışları aynı yöne dönmüştü. Şaşkın bakışlarımın hedefi bir çift koyu kahverengi göz olmuştu, o gelmişti. Ceyhun Uluç hafif çatık kaşlarının ardından bize bakıyor ve yavaşça yaklaşıyordu. ‘’Bir sorun mu var?’’
Şaşkınca yüzüne baktığımda o da yanımıza gelmiş ve Batın Bey’in yanında yerini almıştı. ‘’Yok, Ece beni görmek istemiş de.’’
‘’Bu saatte, hani nerede?’’ Yalandan iki tarafına Ece’yi arar gibi yaptığında Batın Cevahir’in çatık kaşları onun üzerindeydi. ‘’İzin verirsen şimdi yanına gidiyorduk, gerçi iznine de ihtiyacımız yok.’’
‘’Ben izin vermiyorum ama.’’ Birkaç adım atıp tam kapının önünde durduğunda elindeki şimdi fark ettiğim poşeti bana uzattı. ‘’Aysima ile bizim bir planımız vardı, o yüzden gitmenizi rica ediyorum.’’ Plan mı, ne zaman? ‘’Al, istediğin tatlıları getirdim.’’ Hipnoz altında gibi ikiletmeden elindeki poşeti aldığımda gözlerim Batın Cevahir
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.54k Okunma |
80 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |