
Yavuzun ağzından
- bende bilmiyorum oğlum. Diyorumki sana kız bakmaya falan mı gitsek . Babamın son cümlesiyle şok içinde ona dönerken cidden kısa çaplı bir şoka uğramıştım.
- babacım lütfen benimle evde kalmışım gibi konuşmaz mısın? Dedim alınmış bir çocuk gibi
- kalmadın mı? Diye gülerek bana sorduğunda hemen karşı savaşa geçtim
- kalmadım baba . Ayrıca daha 28 yaşındayım dedim. Hayır yani her fırsatta bekar oluşum yüzüme vuruluyordu.
- pekte azmış. Sen en iyisi 40'ın çıkana kadar bekle
- beklerim ne var dedim göz ucuyla babama bakarken
- tamam bende bekle diyorum işte dediğinde camdan diğer tarafa döndü. Hayır yani ne gerek vardı böyle konuları açmaya. Babamın benle konuşmaması daha doğrusu konuşulacak bir konu olmadığı için beklediğimiz kırmızı ışıkta etrafa bakınmaya koyuldu gözlerim.
Karşıdan karşıya geçen insanlar, hayvanlar ve daha fazlasına bakarken otobüs durağında tek başına bekleyen kızda takılı kaldı gözlerim. Elif miydi bu? Yoksa ben mi yanlış görüyordum
- Elif mi o dedim sesli düşünerek. Konuşmamla birlikte babamda önce bana sonrada benim baktığım yere baktı.
- aa benim gittiğim doktor bu işte oğlum. Sevaptır gidip kızı evine bırakalım dediğinde kaşlarımı çatarak ona döndüm.
- sen elife mi muayene oluyorsun? dedim.
- evet , bu kıza gidiyorum hep dediğinde yeşil ışığın yanmasıyla birlikte elimi direksiyona koydum.
- iyi o zaman. Boş yere orada bekletmek olmaz hanımefendiyi dedim gülümseyerek.
- hayırdır ne bu gülümseme. Ben sana bir kızdan bahsetsem canımı okursun diye imayla konuşan babama çok kısa bakıp geri yola döndüm
- bu kız başka kız demekki babacığım dedim sırıtarak babama bakarken. Askeriye dışındayken asker ciddiyetimi ciddi manada kaybediyordum sanırsam. Ama kaybettiğim tek yerde sevdiklerimin yanıydı. Diğerlerinin yanında yine soğuk bir yavuz vardı
- öyle olsun bakalım dediğinde karşı yola girerek elifin beklediği durağın önünde durdum ve camı açtım. Etrafta kimse varmı diye bakarken kimsenin olmayışıyla ıslık çalarak elife baktım açık camdan.
Çaldığım ıslıkla Elif sanki kabus görmüşçesine kalkarken çatık kaşlarıyka tam karşıdaki bana baktı. Bakışlarında nerden çıktın sen diyordu resmen bana
- bırakayım mı seni eve? dedim. Bağırarak. Tabikide gülümsemeyi ihmal etmemiştim karşımdaki hanımefendiye
- yok gerek yok dedi elindeki telefondan saate bakarak. 5 dakikaya gelecek zaten otobüs.
- o beş dakikaya gelecekte yirmi dakikaya seni eve bırakacakta uzun iş dedikten sonra arka koltuğu işaret ettim başımla. Gel bırakalım seni hem babamlama da tanışmış olursun dediğimde karasız bir şekilde bir bana bir telefona baktı.
- hanımefendi yemeyeceğim seni dedim dalga geçercesine. Hem bak havada sisli kararır birazdan bekleme bu saate kadar
- işini bölmeyeyim senin dedi tedirgin bir surat ifadesi ve tonla
- şuanlık işim sensin ve gelmezsen böleceksin dediğimde biraz zorla ve nazlanarak ya olsa binmişti sonunda arabaya.
- Hasan amca? Arabaya yeni binmiş Elif'in ağzından çıkan şok cümlesiyle dudaklarımda bir gülümseme yer edindi. Oda beni tanımıyordu demekki
- nasılsın kızım? dedi babamda gülerek
- nasıl yani bir dakika dedi elif bir bana bir babama bakarken. Yavuz... Yavuz senin oğlun dediğinde gülümseyerek başımı salladım
- sen biliyor muydun? dedi elif bu sefer bana bakarken
- az önce babamın öve öve bitiremediği doktorun sen olduğunu, aynı sen gibi öğrendim dediğimde yüzüne hafif bir kızarıklık yayıldı
- şey ben yani hiç tahmin etmemiştim dedi konuşma zorunluluğu hissederek
- bende hiç tahmin etmemiştim dedim dikiz aynasından Elif'e bakarken. Nereye bırakıyoruz seni? Diye sordum bu sefer. Eve mi? yoksa başka bir yere mi?
- eve dediğinde başımı salladım
- bir daha böyle bir yerde tek kalma dediğimde normalde çok şey söylerdi fakat şuan yanımda babamda olduğu için susmak zorunda kalmıştı. Bu haline istemsiz bir şekilde gülerken evine yaklaştığımız için arabayı durdurdum.
- ailenin yanlış anlamasını istemem şuanlık dedim bu sefer arkaya dönerek. Yaptığım imayı anlamamış gibi kaşları çatıldı
- anlamadım?
- zamanı gelince anlarsınız hanımefendi dedim. Arabanın kapısını işaret ederek. Kafasına hep yeni şeyler soktuğum için bana sinirli bir bakış attı
- ben teşekkür ederim eve bıraktığınız için dedi beni es geçip babama dönerek
- ne demek kızım senin yaptıklarının yanında az kalır dedi babam
- estağfurullah Hasan amca. Yaptıklarım zaten benim görevim yapmazsam yanlış olur diyip bana döndü
- keşke biraz babana benzesen diye fısıldadığındq kaşlarımı çattım. Tam ona soru sormak için ağzımı aralamıştım ki
- iyi akşamlar o zaman size diyerek sırıtarak indi arabadan.
İntikam mı almıştı o benden?...
1 ay sonra: Elif'in ağzından
- ya benim ne giymem gerekiyor şimdi dedim ağlamaklı bir tonda dolabımın önünde dururken. Bugün günlerden pazartesiydi ve benim gitmem gereken ödül töreni gibi birşey vardı.
Hastaneye ağır yaralı olarak kaldırılan birkaç askerin ameliyatına girdiğim için ben ve benim gibi iki doktoru daha özel bir davetle askeriye bir törene davet etmişti. Bunun için bu günkü mesailerim iptal edilmiş ve davetiyelerimiz hastane müdürümüz tarafından bize verilmişti.
İşin iyi yanı ise abimde o törende olacaktı. Yani hem askerler hemde doktorların olduğu bir ödül töreni olacaktı. Biz davetliydik evet ama müdürümüzün bize söylediğine göre ödülden çok oraya misafir konuk gibi girecektik. Yani herhangi bir ödül almayacak sadece o alanda ismimiz anılanacaktı teşekkür maksatlı
- abla lacivert bir elbisen vardı ya onu giysene. Şirinden duyduğum sesle ayağa kalkıp bahsi geçen elbiseye baktım. beli iki yandan bağlamalı düz bir elbiseydi.
- çok sade kalmaz mı ya? Dedim tedirginlikle
- takılarla falan desteklersin. Altına da senin gümüş topuklun varya onu giyersin. Bence güzel olur dediğinde elbise fikri aklıma yatmıştı
- öyle yapalım bakalım. Ama elbise çok sade değil di mi? Dedim yine kuşkuyla
- yok yok kumaşıda günlük bir kumaş değil zaten abla. Sadece öyle aman aman iddialı bir elbise değil. Zaten sizde misafir gibi gidiyorsunuz bence tam olur. Şirinin dedikleriyle birlikte üzerimdeki kıyafetleri çıkartıp elbiseyi üzerime geçirdim. Elbisenin fermuarını da kapatıp belindeki ipleri sıkılaştırıp elbisenin bel kısmının vücuduma oturmasını sağladım.
Aynanın karşısına geçtiğinde elbise gerçekten üzerimde güzel durmuştu. Şalımı takmadan saçlarımı toplayıp gümüş renkli takılarımı da taktım. Bu sırada şirinde benim için elbiseyle aynı renk bir şal çıkarmıştı çekmeceden.
- teşekkürler fıstık diyerek elindeki şalı alıp normalde taktığım gibi taktım fakat arkasını bağlamayarak salık durmasını sağladım. Elbiseyle İşimin bitmesiyle Şirine döndüm.
- olmuş mu? dediğimde bana onaylayan bakışlar atıyordu. Ama sanki çok çok hafif bir makyaja ihtiyacı var dediğinde komodinin karşısına geçip üzerinden allık, rimel ve dudağıma yakın tonlarda bir ruj getirdi. Makyaj yapmayı hiç sevmiyordum ama böyleli davetlerde minikte olsa yapıyordum açıkçası
- yüzün zaten çok güzel duruyor ama yanaklarını ve gözlerini biraz belirginleştirelim dedi şirin ve benimde onayımla elindeki allıktan yanaklarıma hafifçe sürdü.
Yanağımda duran allığı aynadan kontrol edip şiirinden rimeli de alıp onuda sürdüm. Son olarak rujumu da sürdüğümde tamamiyle hazırdım tek eksiğim ayakkabılarımdı. Onlarda zaten koridordaki ayakkabılıkta duruyorlardı. Çalan kapıyla birlikte abim içeri girdi
- hazır mısın? dediğinde hazırlandığımı farketmiş gibi üzerimş süzdü. Onunda üzerinde jilet gibi duran siyah bir takım elbise vardı. Saçlarını şekillendirmişti ve açık konuşayım bu haliyle fazlasıyla yakışıklı duruyordu.
- olmuş mu? dedim etrafında dönerek
- çok güzel olmuş prensesim dedi abim gururla kapı pervazına hafifçe yaslanıp beni süzerken. Ama çıkmamız lazım dediğinde başımı sallayarak Şirine döndüm
- teşekkürler fıstık diyerek yanağına bir öpücük kondurduğumda çantamıda alıp abimin yanına yürüdüm. Yengem evde tek kalmasın diye bizde kalacaktı bende abimle birlikte davete gidecektim.
- davetiyeni aldın mı? diye sordu abim ayakkabısını giymiş beni beklerken.
- aldım dedim elbisemdeki minik kırışıklıkları da düzelterek....
İlahi bakış açısı
Salon, loş ışıklar ve askerî düzenin içinde parlıyordu. Bayraklar tavandan sarkıyor, kürsüde dev ekranlarda bazı operasyon görüntüleri oynatılıyordu.
Herkesin yüzünde resmiyetin gölgesi vardı; ama sahnenin kenarında, Yavuz’un siyah üniformasının keskin çizgileri bir anlık sessizliği bile dolduruyordu. Elif kapıdan içeri girdiğinde Kerem’i hemen fark etti.
Ama onun yanında duran kişiyi Yavuz’u görünce adımları bir anlığına durdu.
Bunun burada ne işi vardı? Diye düşündü genç kız. Ama zaten normal şartlarda bu onların töreniydi ve burada olmaması gereken kişi elifti
Yavuz bulunduğu ortamda soğukkanlılıkla durmaya devam ediyordu .Hatta sanki tüm salonu susturacak bir sessizliği vardı ve bu sessizlik yüzündeki o otoriter ifadeden bile kendini belli ediyordu.
Kerem, kâğıtlarını düzeltip yanına gelen kardeşine döndü
- güzelim, sen burada bizimkilerle otur, benim Albay’la protokolde olmam gerekiyor. Uzun sürmez diye bilgilendirdi kardeşini. Elif'in bakışlarında tedirginlik ve hafif bir korku belirdi bu sefer. İlk defa böyle bir törene katılıyordu ve ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu
- Tamam da… burada yalnız mı kalayım? Elif'in sözleriyle Kerem kız kardeşinin gerginliğini hissetmiş gibi arkadaşlarının bulunduğu masada en güvendiği kişiye yani Yavuz'a döndü. Yıllardır süren arkadaşlıklarınında bu güven olayında payı büyüktü
- Yavuz, Elif’le ilgilen sen. Ben dönene kadar gözün üzerinde olsun dedi gayet sakin bir tonda arkadaşına bakarak. Yavuz sanki Elif'in tanıdığı yavuz değilmiş gibi bakışlarını elife çevirdi sonrasında ise kereme döndü ve resmi bir görevdeymiş gibi otoriter ve mesafeli bir şekilde konuştu
- Emredersiniz komutanım. Bununla birlikte Elif hemen araya girdi:
- abi tamam , buna gerek yok. Ben başımın çaresine bakarım. Kimsenin bana göz kulak olmasına gerek yok dedi başka tarafa bakarak. Ne olurdu yani abisi yanında kalsaydı
- güzelim lütfen, çocuk gibi inat etme dedi Kerem Elif'in yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerine bakarken
- Görünüşe göre ben de çocuk bakıcısıyım bu gece. Bu söz yavuzdan çıkmıştı ve ortamdaki hava sanki yeterince soğuk değilmiş gibi daha da soğumuştu. Elif'in bakışlarında şimşekler çalarken Yavuz'a döndü sinirle , masadaki diğer askerleri umursamadan
- Beni gözetmek zorunda değilsin. Sadece otur ve sus.
- Zaten bunu sen söylemeden planlıyordum. Neydi bu asabiyet? Biraz Elif'in huyuna gitse ölür müydü sanki . Elif derin bir nefes alarak masadaki tek boş yere yani yavuzun yanına oturdu . Uzaktan bakıldığında aralarında birkaç santim ama tonlarca gerginlik vardı.
Sahnede isimler okunuyor, alkışlar yankılanıyordu. Yavuz ödül almak için adı anıldığında Elif istemsizce başını kaldırdı .
- birazdan geleceğim buradan ayrılma dedi yavuz büyük bir ciddiyetle. Masadan tam anlamıyla ayrılmadan masadaki diğer arkadaşına uraza döndü ve başıyla Elif'i işaret etti. Uraz mesajı algılamış gibi başını hafifçe eğdi.
Elifte bu sırada onun o dik yürüyüşünü ve omuzlarının arasındaki gururu izledi. Geniş omuzlarını saran ceketi ve siyah takım elbisesiyle ciddi manada muhteşem duruyordu. Yavuz sahneye çıktığında elif başını eğerek önündeki masaya baktı. Yavuzda kısa bir konuşma yapıp alkışlar eşliğinde ayrıldı yüksek platformandan.
Elif tekrar başını kaldırıp ona baktığında yavuzun bakışlarının hedefi zaten elifti. Bu kısa göz teması genç kızı uyandırdığı için hızlıca başını eğdi elif. Abisi hala başında duruyordu sonuç olarak.
Bir süre sonra Kerem’in telsizinden bir ses geldi.
- Komutanım, Albay sizi sahne arkasına çağırıyor. Gelen sesle birlikte Kerem, kardeşine son kez baktı.
- Ben birkaç dakika yokum, güzelim. Sakın dışarı çıkma. Kalabalık fazla, güvenli olmayabilir dedi gayet sakin ve güvenilir bir tonda. Ciddi manada o asker güveninin sadece gözlerinde ve yüzünde değil sözlerinde de taşıyordu kerem.
- abi dedi elif . Bu ortamda bulunmayı zerre istemiyordu fakat kereminde yapacak birşeyi yoktu.
- Yavuz, gözün üzerinde olsun dedi Kerem Elif'i işaret ederek
- Merak etmeyin komutanım diye karşılık verdi yavuz . Kerem uzaklaşınca Elif dişlerini sıktı.
- Ne yani, şimdi ben senin himayendeyim öyle mi? Yavuz tebessüm etti duyduğu sözlere karşı
- Himaye demeyelim. Zorunlu sabır dedi
- Sabrın varsa, benimle konuşma o zaman dedi elif ters bir tavırla
- Seninle sessiz kalmak, savaş meydanında çatışmaktan daha zor dedi yavuz bir şeyler aşılamak ister gibi.
- Bunu iltifat sanmamı mı bekliyorsun? Yavuz Elif'in kulağına yaklaşarak kelimelerini sıraladı bu sefer .
- Sen ne dersen de. Bu gece kimseye ateş etmeyeceğim, sen yeterince tehlikelisin zaten diye fısıldadı. Elif sinirinden başını çevirdi, ama dudaklarının kenarında istemsiz bir titreme vardı.
O farkında olmadan Yavuz’un eli refleksle beline gitmişti. Bu Yavuz için alışkanlıktı, koruma iç güdüsüydü. Elif sinirle dişlerini sıkarken elini yavuzun eline koydu çekmek için. Fakat yavuzun ona yolladığı buz gibi bakışlarla yüzü normal bir hal aldı. Bir terslik vardı belliydi.
Oda yavuzun baktığı yere yani salonun girişindeki harekeylenmeye baktı kaşları çatık bir şekilde. Yeni gelen bir görevli grubtu dikkat çeken ama yavuz dışında kimse önemsememişti bunu. Fakat o grubun içindeki biri kısa süreliğine karşısındaki çifte bakıp hemen başını çevirmişti.
Sahne ışıkları kısıldı, fon müziği değişti.Kalabalığın uğultusu büyüdü.Yavuz, refleksle kalabalığı süzdü.Ama o sırada Elif ona bakıyordu.
- Ne oldu, düşman mı gördün? Hafif şakalı fakat bir o kadarda ciddiyet barındıran bir sesle
- Henüz değil. Ama bazen, insanın en yakını bile tehlike olabiliyor.
- İyi ki ben senin en yakınında değilim o zaman. Ayrıca şu imalarını bırakır mısın artık. Yavuz bu kez gülümsedi ama o gülümsemenin içinde bir kırıklık vardı.
- Emin misin?
- Kadın… komutanın emanetinde. Değerli biri olmalı.(Temizlik grubundan birinin konuşması)
Fon müziği yankılanırken, salonda bir süre her şey olması gerektiği gibiydi.
- sanırsam evet dedi Elif Yavuz'a bakarken. Ama bana böyle bakarsan emin olamayacağım diye fısıldadı kendi kendine.
Elif, masadaki çiçeklerin yapraklarını eliyle düzeltiyor, Yavuz ise çevreyi gözleriyle tarıyordu. Kürsüde sunucu yeni konuşmacıyı anons ettiğinde, giriş kapısında sessiz bir hareketlenme oldu.
İki adam, personel yeleğiyle içeri girdi. Ellerinde telsiz, kulaklarında mikrofon vardı; sıradan görevli gibi duruyorlardı. Ama Yavuz’un gözü, o küçük ayrıntıyı kaçırmadı. Adamlardan birinin elinin üzerinde kamuflaj izi vardı.
Yavuz’un parmakları istemsizce beline gitti, silah yoktu tabii; bu sivil bir törendi ama bakışları sertleşti. Elif bu sert bakışları farkettiğinde Yavuz'a döndü.
- Yine mi bir şey sezdin? Yavuz bakışlarını ayırmadan konuştu
- Senin yanında huzur bulmam mümkün değil zaten diye söylendi sanki bu durumun suçlusu elifmiş gibi
- O kadar da önemli biri değilim ben, rahat ol dedi Elif nefes verircesine gülerek. Yavuz bu sefer resmen fısıltıyla konuştu genç kızın yüzüne doğru.
- Asıl mesele o işte. Değersizlerde en az değerliler kadar yetkilidir düşmana göre diye fısıldadı yılların verdiği tecrübeye dayanarak.Tam o anda, ışıklar bir an titredi. Projeksiyon görüntüsü bozuldu, hoparlörden kısa bir cızırtı duyuldu. Kimse anlam veremeden sunucu kısa bir ses verdi.
Görevlilerden biri arka kapıya yöneldi. Bu az önceki temizlikçiydi. Elif olayları umursamamaya çalışarak masanın diğer ucundaki suya yetişebilmek için ayağa kalktığında yavuz refleksle bileğinde tuttu.
- Nereye?
- Sadece su_
- Bekle. Şu anda hiçbir yere gitmiyorsun dedi yavuz daha genç kız sözünü bile bitirmeden korumacı bir tavırla
- Yavuz saçmalama—
- Sana bir şey olursa Kerem beni değil, kendini bitirir dedi yavuz keskin bir bakışla. Elif sinirinden elini çekti ama bir şey demedi.
O sırada salonun bir köşesinde biri yere tepsi düşürdü, metal sesi yankılandı. Herkes başını çevirdi. Tam o an, arka kapıdan bir görevli daha içeri girdi ve Elif’in oturduğu yöne yöneldi.
Yavuz’un gözleriyle buluştuğu an, adamın bakışı bir saniye durakladı sonra başını çevirdi. Ama Yavuz o bakışı ezbere tanıyordu: keşif bakışıydı
- Ayağa kalkma dedi yavuz .
- Ne oluyor?
- Sana birazdan anlatırım… eğer anlatacak zamanım kalırsa tabi diyerek masadakilere baktı. Herkes bir şeylerin ters gittiğinden haberdardı
Arka tarafta hafif bir pat sesi geldi . Biri sigorta kutusuna müdahale etmişti. Işıklar bir anlık karardı. Salonda kısa bir kaos yaşandı. Yavuz temkinli adımlar ayağa kalktı. Hedefi komutanının yanına gitmekti aslına bakılırsa.
Elif Yavuz'a nereye gittiğini sormak için ayağa kalkmıştı onun gibi. Masadaki herkes farklı bir yere odaklanmıştı. Kimi yanındaki eşi ve kızına kimi de salonun diğer ucunda duran komutanlarına
Ve o an…
Elif’in koluna sertçe bir el yapıştı. Genç kız acıyla daha bağıramadan tısladı.
- Ah! Bırakın— daha lafını bitiremeden bileğini tutan adam ağzını kolonyalı bir bezle kapatmıştı.
- sessiz ol, hanımefendi. Bu tarafa lütfen dedi fısıldayarak karanlığın içinden
Yavuz kontrol amaçlı arkasını döndüğünde Elif’i sürükleyen o adamı gördü, refleksle hamle yaptı ama kalabalık araya girdi.
- Elif! Sesindeki ton salondaki uğultuyu yırtar gibiydi. Masadaki hiç kimse Elif'in kaçırıldığını farketmemişti. Hoş göz gözü bile göremiyordu. Adam, bir anlık karanlıktan faydalanarak Elif’i çıkış kapısına doğru çekti.
Yavuz önünü kesmek için koştu; ama bir diğer görevli önünü kesti.
- Karışma, asker. Burası senin alanın değil.
- Tam tersine, burası artık benim alanım dedi yavuz adama kafalık atıp onu yere atarken. Kalabalık panik içinde bağırıyordu. Birkaç adam daha atılmıştı karşısına fakat onu elinden almıştı arkadaşları . Masadaki herkes ayaklanmış telaş içerisinde Elif'in arkasından gitmeye çalışıyordu. Ama önlerine çıkan adamlar buna engel oluyordu. Ne ara bu kadar doluşmuştu buraya bu it sürüleri
Elif’in ayakkabısının sesi koridorda yankılandı, kaçıran adam hızla dış kapıya yönelmişti. Yavuz fırladı. Kimliği soran yoktu artık, sadece içgüdü.
Bir saniye önce sinirimi bozuyordu diye düşündü yavuz koşarken. Ama o bir saniyeyi geri almak için ömrünü verirdi...
Kalabalığın gürültüsü karşısında yavuz koşarken aklındaki tek şey elifti. Rüzgar yüzüne yüzüne vururken hızını hiç kesmedi fakat artık çok geçti. Kendisinden en az beş kilometre ötedeki siyah bir araca çırpınarak binen bir kız vardı görüş açısında.
Elifi zorla arabaya bindirip kendisi arabaya binmeden Yavuz'a baktı temizlikçi kılığındaki adam. Yüzündeki şeytani bir sırıtışla Yavuz'a baktı aradaki mesafeye güvenerek.
- artık çok geç komutan diye bağırdı kalın sesiyle. Kız artık elimde dedikten hemen sonra arabaya bindi ve araba tozu toprağı birbirine katarak ilerledi yolda.
- onun ağzına sıçacağım dedi yavuz ellerini yumruk yaparken.
- komutanım bizde gidelim dedi Ali . Yavuz o an farketmişti asker arkadaşlarınında peşinden geldiğini. Ekipte tek olmayan kişi keremdi ve en olması gereken kişi de oydu.
- çok zor dedi yavuz . Siz ikiniz peşinden gidin dedi Uraz ve emiri göstererek. İkili hemen dışarıya fırlamıştı bile. Yavuz sinirle duvara tekme attı. Araba çoktan tozu dumana katıp ortalıktan kaybolmuştu. Ki ekipteki hiçbirinin arabası binanın arka tarafında değildi.
- komutanım...
- ben yanında değildim! Diye bağırdı yavuz . Kerem onu bana emanet etti ve ben onun yanında değildim diye bağırdı sinirle. Şuan herşeyi yakıp yıkmak istiyordu. Ekip kendi suçlarınında farkında oldukları için hepsi suspus duruyorlardı
- o it kimdi? neyin nesiydi? Elif'i neden kaçırdı? hepsini istiyorum dedi resmen kükreyerek.
Bu kız artık onun himayesi altındaydı ve o himayesi altında bulunan birini kaybetmişti. Gönlü ona kırgınken kalbi onu asla bunun için affetmezken, kendisininde kendini affedeceği şaibeliydi...
Nasıldı bölüm?
Sonunu böyle bekler miydiniz?
Aslında düzenleme öncesinde de bu olay yaşanmıltı fakat bence şuan yazım şekli açısından daha iyi oldu. Sizce?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.77k Okunma |
1.83k Oy |
0 Takip |
54 Bölümlü Kitap |