51. Bölüm

ÖZEL BÖLÜM ll

Emine Çiftçioğlu
em_ineee

ÖZEL BÖLÜM -ll-

*********

Bir insanın canını yakan, kalbine hançer darbeleri sokan, bile bile kanını akıtıp hiç bir şey olmamış devam etmek, bir insanın yüreğine de merhamet duygusu olmayan insandan beklenirdi.

Bir kadının canı yanmış mı yanmamış mı, iyi mi kötü mü, hiç düşünmezdi insanoğlu.

Acıyı çeken yine kadın, acıyı veren yine kadındı. Bu acıyı çektiren de bir adamdı...

Kuma, anlina yapışmış bir leke gibiydi Hawar Şilan için. Kaç yıl geçmişti aradan onca sene, onca yıl. Bir ömür!!

Bir ömrün içinde sevilmeden, aşık olmadan, sadece çocuk için yaşamak. Evladın için yaşamak. Bir kadına verilen en büyük acı bir kadına yaşatılan en büyük yaraydi.

Bu yaradan nasibini alan da iki kadındı.

Biri evin büyük gelini Zerda Şirinoğlu, diğeri kuma gelen Hawar Şilan...

Biri kadına acı vermiş, diğeri acıyı yaşamıştı. Kumalik ölüm elbisesiydi, Hawar kadına bunu bile bile giydirmişti.

Kim haklıydı, kim haksızdi. İnsanlara sorsalar, Kimisi Zerda gelini suçlardı. Kimisi ise Hawar gelini suçlardı. Biri neden baba evine gitmedi diye diğeri neden kuma geldi diye.

Odasında oturan Hawar, kızının okuldan gelişini bekliyordu. Kızı henüz okuldan dönmemişti. Bazen soruları olduğu zaman hocalarının yanına gidiyor sorularını çözdürüyordu. Bazen de eve geliyor Reyhandan destek alıyordu.

Vicdan azabı kadını yıllardır rahat bırakmıyordu.

Bazen Zerda'ya teşekkür ediyordu Hawar. Kızını ondan koparıp almadığı için. ' O benim üstüme kuma geldi, kocamı elimden aldı bende onun kızını elinden alacağım' dememiş, aksine, ' Ben bir evladı annesinden ayırmam.' demişti Zerda. Kadının canını kendisi bile isteye yakmıştı oysaki. Zaten Zerda için Ayhan konusu sırf üzerine kuma geldiği gün kapanmıştı. Hakkını hiç zaman helal etmemişti. Evlatlarını hakkıyla büyütmüş, ne olursa olsun saygıda kusur etmemişti.

Ne Bekir nede Reyhan, bir gün olsun kadının karşısına geçip ' Annemizin üstüne neden kuma geldin.' hesap bile sormamıştı. Zerda onları uyarmıştı.

Taki kızı kimlikte anne adının Zerda olduğunu görene kadar. Sıla annesine sormuş lakin vakit geç olduğu için yarın sana anlatırım demişti Hawar. Şimdi ise kızının gelişini bekliyordu.

Dakikalar sonra odanın kapısı açılmış içeri Sıla girmişti. Daha üstünde okul üniformasını bile çıkarmamış, kapıyı açıp içeri girmiş kapıyı kapatıp annesinin yanına gelmişti.

" Dayê.."

" Gel.. gel keckamin." Kızını yanına oturması için davet etti. Sıla annesinin yanına geçip oturmuştu.

" Bugün anlatacaklarını, düşünüp durdum. Derslerime bile konsantre olamadım."

Hawar kızının saçını okşayıp ya, yüzünün her zerresini öptü. Anlatacaklarindan sonra kızını yine annesine eskisi gibi olacak mıydı, yoksa annesine karşı nefret birikecek miydi bilmiyordu. Korkusu buydu. Kızı annesine karşı düşman olmamasıydi.

" Anlatacaklarimdan sonra vereceğin tepkiden çok korkuyorum kızım."

Sıla annesinin yüz ifadesinde her bakışında, kötü şeyler olduğunu ve olacağının sinyallerini almıştı.

" Sen benim annemsin, sana karşı neden bir tepkim olsun ki?" Dedi şaşırarak. Anlamıyordu, anlam veremiyordu. Annesinin nelere sebebiyet verdiğini.

" Annenim, ama yuva yıkan annenim!"

Duyduğu yuva yıkan kelamı ile sarsıldı genç kız. Anlamamış bir ifadeyle annesine bakıyordu. Ne demekti bu? Yuva yıkmak ne demekti? Annesi ne yapmış olabilirdi?

" Anne ne demek istiyorsun sen?"

" Ben bu eve mutlu yuva kurmak için değil kızım, babana çocuk vermek için geldim."

Sıla hâlâ anlamıyordu.

" Baban Zerda teyzen ile evliydi. Lakin Zerda teyzen, babana kız verdiği için baban da bunu kabul etmedi. Bir oğlum olsun istiyorum dedi. Zerda teyzen de altı yıl boyunca hamile kalmamış. Sonra da baban da beni buldu. Beni istedi."

Her cümlesinde sarsıldı genç kız. Beyinine sanki kurşun yemiş gibi hissetti. Sanki soğuk bir yerde kalmışta, beyni uyuşmuş gibiydi. Annesinin ağzından çıkan her cümle her kelime genç kızı yerin yedi kat dibine sokup çıkarmıştı. Lakin Sıla çıkamamışti.

Annesi kumaydı. Annesi bu eve kuma olarak gelmişti. Babasının soyadindan muaftı. Bu evde ömür boyunca kızlık soyadı ile yaşayacaktı. Yaşıyordu.

" Anne sen bu eve bir amaç için mi geldin yani?" Hangi evlat annesinin babasıyla aşk evliliği değilde, sadece bir amaç için sadece erkek bebek vermek için geldiğini duymak isterdi.

Göz yaşlarını tutamadı Sıla. Annesini herşeyi anlatıyordu. Babasının iki kadında neler yaşattığını, Zerda başına gelenleri, annesinin Zerda için neler yaptığını.

Sıla yıkılmıştı. Kimin için yanacagini, kimin için ağlayacağini bilememişti. Zerda teyzesi için mi yoksa annesi için mi?

Bir yanı annesine karşı kırgın, bir yanı ise annesine neler hissettiğini bilemiyordu. Annesiydi o, bir amaç için gelmişti ama annesiydi. Onu doğuran, sütüyle besleyen, gece gündüz yanında duran, hasta olduğu zaman bile başından bir an olsun ayrılmayan kadına, nasıl kötü duygular besleyebilirdi.

" Niye annem niye, niye böyle bir şey yaptın? Senin hayatın çok güzel olabilirdi.."

Hawar sustu. Çünkü söyleyecek hiç bir cevabı yoktu. Belki daha kötü bir senaryo geleceğini beklemişti. Kızının sen nasıl annesin demesini, ama yapamıyordu kızı, annesine karşı saygısı sevgisi vardı. Annesi bir kadının hayatını yıkmış olsa da, annesine karşı kan kusamıyordu.

" Kader... Kaderim böyleymiş.."

" Kader değil anne bu! Bu kader değil. Bu senin seçimin. Bu babamın bize verdiği yaşattığı seçim!" Dedi karşı çıkarak. Annesi bu eve kuma olarak gelmişti lakin ne olursa olsun, kader deyip köşeye geçemezdi. Herşeyi Allah'ın bize verdiği kadere suç atamazdi.

" Senin ki seçimdi.... Zerda teyzenin ki de kaderdi. O kadın bilmezdi, böyle olacağını. O kadın bu eve teli duvaklı gelin olarak geldi. Kınası yapıldı, düğünü oldu. Yüce Allah'ta ona bir kız çocuğu verdi, ama babam karşı çıktı. Seni aldı. Asıl bu kader. Zerda teyze bilir miydi ki, babamın ona bunları yapacağını, hiç kimse bilmez. Bir kadın daha evlenmeden, sırf kocası ile evlenip kız çocuğu verecek ve kocası üstüne kuma getireceğini bile bile evlenir mi?" Diye annesine karşı çıktı.

Annesine karşı canı yanıyordu. Bu hayattı annesi seçmiş, bir şekilde sonuçlarına katlanmışti. Lakin annesi kendi çizdiği kadere suç atamazdi işte. İnsan demez miydi, dilin neden açılmadı, kabul etmiyorum neden demedin diye insan sormaz miydi?

Sıla ayağa kalktı. Annesine bakmadan odadan çıkıp gitmişti. Hawar biliyordu ki kızı ona karşı kızgındı. Hak veriyordu, kim olursa olsun kız yada erkek annesine bu konuda kızardı.

" Hepimizi yıktın, yaktın, çekip gittin." Kocasının fotoğrafı, masanın üstünde duruyordu. Tek başına çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Hawar kocasının fotoğrafını oraya koymuştu.

Ne nefesi derin bir acı veriyordu kalbine. Kendisi kuma olmayı seçmişti. Kumalik ölümüne kadar üstünde kara bir leke gibi kalacaktı. Kimisi yüzüne bakmıyordu kimisi kadınsın, evladın var diyordu. Kimi hak veriyordu kimi de haksızın diyor yüzüne bakmıyordu.

Yuva yıkanın yuvasının olduğu nerede görülmüştü.

Yuva yıkanın mutlu olduğu nerede görülmüştü.

Yuva yıkanın huzurlu olduğu nerede görülmüştü.

Yuva yıkanın üstünde o ah bulunmaz miydi.

Hangi ilk kadın, mutsuz da kuma kadın mutluydu.

Acılar eşitti. Acılar aynıydı. iki kadında sadece evlatları için ayakta duruyordu. İki kadında acısını yüreğine hapsettmiş, ömrünü evlatlarına adamıştı.

********

Ne yol vardı nede güzergâh vardı. Ne biten yolun sonu mutluydu, nede biten yolun sonu huzurluydu.

Bu hikayede asla mutlu son yoktu. Sadece kırık dökük, enkaz içinde acılar çığlıklar vardı o kadar.

İki kişinin mutlu sona ulaştığı yolda üç kişinin mutlu olduğu görülmüş müydü?

' Mutlu olanlar Cennetteydi, onu bu dünyada arama!' bu dünya sadece zehir insanoğluna.

Üç kişilik bir hayat sadece acıdan başka bir şey değildi.

Parçalara ayrılmış iki kadın, acısı olan iki kadın. İlelebet yanacak olan iki kadın. Bir ilk gelin diğeri kuma gelin!

Akşam yemeği kurulmuştu. Reyhan ve Bekir yine her zamanki gibi kavga ede ede içeri girmişti. İkiside sofraya oturmuştu.

" Ya dayê, sürekli Bekir'in sevdiği yemeği yapıyorsun, vallahi ayıp oluyor ama!" Diye isyan etmişti Reyhan.

Bekir ablasına hadi oradan der gibi bakıyordu. " Daha geçen gün sana içli köfte yapan annem değil miydi!"

Reyhan gözlerini kısarak bakıyordu kardeşine. " Allah bilir yine nasıl kedi gibi bakmışsındir da annem de sana kiyamadigi için, yapmıştır."

" Kuru iftira!" Eliyle annesini işaret etti. " Annem burada," gözleri annesini buldu. " Canım annem biricik annem ben hiç öyle şey yapar mıyım?"

Zerda kızına ve oğluna baktı. İkiside ara sıra böyle kavga ediyor araya girmeden sessizce ikisini izliyordu. Bazen onları verdiği küçücük kavgalar bile kadına, huzur veriyordu. Evlatları onun için huzurdu.

Zerda güldü. Reyhan annesinin gülüşünü görünce oyununa devam ettirdi. Kardeşine göz kırpip devam et demeye getiriyordu.

" Bak işte, ben biliyordum. Anne Allah için şunun masum masum bakan yüzüne aldanma!"

" Hiçte bir kere, annemin canı ne isterse onu yapar. Kıskanma ablacığım."

" Ayy senin neyin kiskanacagim!"

İki kardeşin kavgası hepsini mutlu ediyordu. Gülbahar bile gülüyordu didişmelerine. Salona giren oğlunu fark edince oğluna dik dik baktı Gülbahar.

" Neredesin oğlum sen?" Diye hesabını sormaya başladı.

" Maça gittim dayê." Sofraya oturup ekmek alıp bir parça koparıp ağzına attı.

" Oğlum bu ne böyle her gün her gün, maç mı olur?"

" İddiaya girdik dayê, yarın arkadaşlar ile künefe yemeye gideceğiz."

" Tüh ya, bileydim bende gelirdim." Demiş o an hem ablasının hemde annesinin bakışını almıştı. İkisinde hele bir git bak bakalım neler oluyor bakışını atmıştı. Bekir ağzına görünmez fermuar çekip yemeğine geri döndü.

" Zerda, seni Yıldız aradı mı bugün?" Zerda'ya ekmek verirken, Zerda başını salladı. " Yok aramadı. Her hâlde, yine hastaneye gitti. Oğlu hasta ya."

" Daha iyileşemedi mi?" Diye araya girdi Zübeyde hanım. Kızını görmeyeli özlemişti. Altı ay önce gelmişti kızı. Kocasının Urfa'da işi çıkınca oğlunu ve kızını alıp baba evine gelmişti. Bir hafta kadar kalıp kocasını işi biter bitmez gitmişti.

" Nerde..." Diye isyan etti Gülbahar. " Sürekli kusuyor, ve öksürükte varmış. İnşallah iyileşir."

" İnşallah."

Herkes yemeğini yerken, Zerda iki kişinin olmadığını anladı. Hawar ve Sıla yoktu sofrada. Sıla eve gelmişti, kendi gözüyle görmüştü kızı. Neredeydi peki? Acıkmamiş mıydı? Bir sıkıntısı mi vardı kızın?

İyiyce merak etmişti. Sofra kalkınca Zerda yatsı namazını kılmaya gitmişti. Namazını kılmıştı. Namazlıgı kaldıran kadının kapının açılma sesiyle kızının geldiğini sanmıştı ki, kafasını çevirip baktığında gelen kişinin Hawar olduğunu anlamıştı.

" Müsait misin Zerda?"

" Buyur gel." Eksisi gibi değildi ama araları iyi de değildi. Sadece çocuklar konusunda ve iş konusuna gelince bir araya gelip konuşuyordu. Başka hiç bir sebep yoktu. Hele Ayhan'ın adı iki kadının arasında bile adı geçmiyordu.

Hawar kadının yanına geldi. Yüzündeki ifadeye bakılırsa iyi değildi. Öğrenmiş miydi Sıla? Öğrendiğini varsayıyordu.

" Öğrendi mi?" Diye sordu.

" Beni affetmeyecek Zerda... Benim kızım annesini affetmeyecek!"

" Sakin ol Hawar. O senin kızın, o senin evladın. Sadece sana kızgın. Hangi evlat annesini affetmez?" Lakin öyle değildi. Keşke herşey basit olsa, keşke bazı şeyler çok şükür geçti gitti denecek kadar basit olsa.

" Yuva yıkan hangi anneyi evladı affeder?" Cümle aralarında buz gibi hava estirmişti. Öyle bir soğuk havaydi ki bu, kurmuş dal ağacı bile dalında kopardı ama yere düşüp parçalara ayrılır mıydı bilinmez.

Zerda tek kelime etmedi. Sadece odasından çıkıp Sıla'nın bulduğunu odaya gelip kapıyı çalarak içeri girdi. Sıla bejere oturmuş, elini çenesinin altına koymuş, pencereden, dışarı bakıyordu. Yüzünde hiç bir ifade yoktu.

" Sıla.." sesi duyar duymaz hızla kafasını çevirdi. Ayağa kalkacaktı ki Zerda kabul etmedi. " Otur, kızım."

Odaya geçip kapıyı kapattı. Yanına kadar geldi. Yatağın kenarına oturmuştu. " Öğrendin ha gerçeği?"

" Öğrenmez olaydım, Zerda teyze!" Çenesi titreyen genç kız hemencecik ağlamaya başlamıştı. Bu kadının yüzüne nasıl bakacaktı? Hâlbuki onun hiç bir suçu günahı bile yoktu. Bir amaç uğruna, bir erkek bebek uğruna dünyaya gelmişti.

" Kuzum, öyle deme. O senin annedir." Ortaklığı yumuşatmaya çalışıyordu. Zaten hayatları kördüğüm gibiydi. Çözümsüzdü. Gerçi çözümü olsa neye yarardı ki, geçmişteki acıları bitecek miydi? Hayır. Bitmeyecekti.

" O senin annedir. Bu hayatta tutunabilecegi tek varlığı. Hepimiz hata ettik."

" Senin ki hata değildi ki, senin mecburiyeti. Sen mecburdun. Senin güzeller güzeli kızın var, sırf oğul doğurmadin diye babam hepinizin, hepimizin hayatını mahvetmiş!" Dedi Sıla. Gerçeği carpitmadan söylüyordu. " Ama annem öyle değil, o da sende Kader diyorsunuz da, onun ki kader değil ki, onun ki kabulleniş. Senin ki Kader. Sen bilebilir miydin babam üstüne kuma getireceğini?" Görünen köy kılavuz istemez gibiydi. Annesi kendi hayatını yakmış, üstüne Zerdanin hayatını değiştirmişti. İki kişilik bir yolculuğa üç kişi binmişti.

Asıl acı burada başlamıştı. Bir fırtına gibi esmişti. Birini bir yere birini de başka yere atmıştı. Babası da kara toprağa girmişti.

" Kimse hayatının ona ne getireceğini bilmez, kuzum. Annene kızıyorsun ki kim olsa kızar. Ama artık yapacak hiç bir şey yok. Geçmişe gitmek istesek, kim gitmek istemez ki, o senin annen. Seni doğuran dünyaya getiren, başında duran. Bende oda çok çektik. O yıllarca kuma olarak anılacak bende bana yaşatılan acılara tutunacagim. Kırmakla dökmekle, acı vermekle, kimse hiç bir şey elde edemez. Sadece kuru bir toprak kalır elimizde o kadar."

Sıla dolu dolu gözlerle bakıyordu kadına. Zerda teyzesinde hiç bir kötülük yoktu. Onu annesinden ayırabilirdi ama yapmamıştı. Bir gün olsun ona kötü gözle, kötü bir sözle bile bağırmamiştı. Kendi canı yandığı kadar bu kızın canını yakabilirdi.

Kendi çocuklarının aklını doldurup ona karşı kötülük yapabilirdi. Evet gerçekten bunu yapabilirdi. Bekir yada Reyhan onunla kavga edebilirdi, benim evlatlarım haklı diye annesini konumunu yüzüne vurabilirdi.

Ama yapmamıştı. Öyle bir insan değildi. Asıl şimdi bu kadının yüzüne nasıl bakardı. Nasıl ona karşı sempatikligi yok olabilirdi.

" Özür dilerim Zerda teyze." Kadına sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağladı. Ama Zerda ağlamadi.

Mutlu olacağım yaşta, beni ağlatmaya mahkûm ettin Ayhan!

Mutluluğu elinden alınmış mum gibi sönmüştü kadının. Mutluluğu sadece çocukları olmuştu kadının.

" Senin bir suçun yok kuzum. Bize bunu yaşatan öbür dünyada cezasını misliyle çekiyor." Dedi Zerda. Sıla uzun uzun ağlamıştı. Geri çekilip kıza baktı. " Şimdi git annenin yanına. Onun yanında dur. O senin tek dayanağın."

Sıla ayağa kalktı. Elinin tersiyle göz yaşlarını silip odadan çıktı. Amnesinin odasına giren genç kız, annesine hızla gelip sarıldı.

Hawar dayanamamış, kızıyla birlikte hüngür hüngür ağlamıştı. O onun annesiydi, nasıl küs kalabilir, nasıl ayrı durabilirdi?

" Dayê min.." dedi genç kız.

" Keckamin, rihamin, herşeyim. Sen benim herşeyimsin keckamin. Beni affet diyemem ama ne olur bana sırtını dönme.." kızının yüzünün her zerresini öpüp saçının telinin kokusunu içine çekti. " Ben zaten çekiyorum ama sen bana arkanı dönme."

" Keşke böyle olmasaydı dayê.." dedi Sıla. " Keşke hiç böyle olmasaydı.. keşke ikiniz de böyle olmasaydıniz.."

Hayat işte!! Bir yerden fazlasını alıyor bir yerden fazlasını veriyordu. Bazen güç tükeniyor olsa da, ayakta kalmaya çalışıyordu insan.

Kızından istemezse de koptu Hawar. " Sen yemek yemedin."

" Sende yemedin."

" Sen yersen ben yerim."

" Anne, kız beraber yiyelim.."

" Olur yiyelim.." aynı tedirgin hâle mutfağa geçmişti. Kızı ve kendi için yemek hazırlayıp, tepsiye koydu. Mutfaktan çıkacağı sırada Reyhan yanında geçerken tebessüm etti. Reyhan da tebessüm edip mutfağa geçmişti.

" Geç kaldın abla.." elindeki tepside duran çay dolu bardağı alıp yukarı kaçmıştı. Bardakların içindeki çayların dökülmemesi için de dikkatlice çıkıyordu merdivenleri.

" Bekir, dur bekle beni. Kime diyorum ben!"

" Vallahi geç kaldın." Diye ablasına takıldı genç oğlan.

İkili koşa koşa annesinin odasına geçmişti. Bekir annesine çayı verirken, Reyhan kardeşine kötü gözlerle bakıyordu.

" Reyhan anneciğim öyle bakma gözün bozulacak!" Diye inceden uyarısını yaptı. O senin kardeşindir, öyle bakma diyordu.

" Ama anne haksızlık bu, bugün sıra bendeydi."

" Sende elini çabuk tutsaydin!" Diye sitem etti Bekir. Akşam yemeğinden sonra iki çocuk yarışa giriyordu. Annesine çayı ilk kim doldurup götürecek diye. Bazen sıra sıra bazense, kardeşi oyunbozan yaptığı için daha dikkatli olmaya çalışıyordu genç kız.

" Babaannemle konuşuyordum. Nereden bilim senin böyle yapacağını."

" Vallahi ben kazandım." Diyerek ablasını umursamadan, çayını höpürdeterek çayını içiyordu. Sırf ablasına gıcıklık olsun diye!

Zerda kızının yüzündeki ifadeyi görünce daha fazla dayanamamış gülmeye başlamıştı. Anneleri gülünce iki evladı da gülmüş ikiside, annesinin biri bir yanağından diğeri diğer yanağından öpmüştü.

Acısı ne kadar kalsa da, evlatları o acının merhemi oluyordu.

" Siz benim bu dünyadaki cennetimsiniz."

 

 

 

 

 

Zerda Gelinin sonuna geldiniz

 

 

 

Bu bölüm sadece hawar'ın ve kızının arasındaki diyaloglar vardı. Kızı öğrendiğinde neler olup bittiği ile alakalı. Son özel bölümdü. Uzun süredir yazılacaktı. Bugüne kısmetmiş. İyi okumalar.

 

 

 

Bölüm : 28.12.2025 16:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...