Estelle Roiss
estelle_roiss

Ölmeyi istemek aptalca mı?

 

Esrarlı Zulmet

3.Bölüm: Ölümün Aydınlığı Ve Karanlığı

(Alıntı)

 

"Anlaman güzel, zeki olman işimizi kolaylaştırır. Seninle iyi anlaşacağımızı düşünüyorum. Ne de olsa zekiler aptalca hareketler yaparak kendilerini cezalamazlar öyle değil mi?"dedi ve elimdeki dosyayı sakince alarak yatağa koydu. Aptalca hareketler yaparak cezalandırmak mı? İntihar girişimlerimden mi bahsediyor? Zeki mi demek istiyorsun yoksa aptal mı?

"Birinin yaşamını sonlandırmak istemesi aptalca mı?"dedim, bunun cevabını gerçekten merak ediyordum. Şimdiye kadar bu soruyu tanımadığım bir kaç kişiye sormuştum ama onlara göre böyle bir soru aptalcaydı. Onlar yaşamak için mücadele eden ruhlardı.

Yüzündeki gülümsemeyi silerek, "Sence zekice mi?"dedi, sorduğum soruya soruyla cevap vermişti. Bu adam da o yaşamak için mücadele eden ruhlardan olmalıydı.

Bu sefer ben söyleyeceklerime onun vereceği en ufak tepkisini bile kaçırmamak için dikkatle bakarak, "Zekice veya aptalca bir şeyler yapabilmek için seçeneklerinin olması gerekir. Başka seçeneğin yoksa yaptığın seçimin zekice veya aptalca olduğu sorgulanmamalı."dedim. Gerçekleri ilk defa açık açık söylemek sesimin yükselmesine neden oldu. Oradan kaçmak için her şeyi denemiştim ama her seferinde kopuk bir zihinle daha çok benliğimi kaybederek uyandım ve gün geçtikçe kendimi tanımak yerinde yabancılaştım. Böyle bir durumda olan birinin aptalca veya zekice seçimi olmaz, sadece yapması gereken tek bir şey olur.

"Başka seçeneğin vardı."dedi, nasıl bir durumun içine düştüğüme aldırış etmeden. Bu cümlesi bile benimle aynı açıdan asla bakamayacağının ve benim hakkımdaki neredeyse her şeyi bildiğinin kanıtıydı.

Duyduklarımla dalga geçtiğimi belli eden bir yüz ifadesiyle, "Ne olduğu belirsiz bir teklife mi güveneyim?"dedim. Mücadele etmemi sağlayan duygularımı tamamen kaybetmişken onunla tartışmaya çalışmam bile kendime garip geliyordu ama ona rağmen söyleyeceklerine cevap vermek istiyordum.

"Diğer seçeneğin ölümse bu seçeneğe şans verebilirdin."dedi, oldukça açık olan bir gerçeği dile getirir gibi.

"Şans verebilmek için umut gerekir. İçimde umuda dair küçücük kırıntı bile kalmadı."dedim, bu sözlerimi duyduğunda yüz ifadesi tepkisiz kaldı ama bir şeyler demek istediği belliydi. Bana bakarak söyleyecekleri üzerimde nasıl bir etki yaratacağını anlamaya çalışır gibi bir hali vardı.

Bir süre sonra nihayet düşüncelerini dile getirerek, "Bakış açını değiştirmezsen tek seçeneğin ölüm olarak kalır."dedi. Bunu hemen söyleyebilirdi ama bir kaç dakika kadar susmayı tercih etmişti, böyle yaparak üzerimde dediklerinin etkisini arttırmaya çalışmışsa başarmıştı.

"Ne demek istiyorsun?"dedim, ona soru sormuyordum demek istediği gayet açıktı. Başka biri gibi hayata bakmaya çalışmak mı? Daha kendimi bile tanımıyorum, kendimi tanımaya çalıştıkça elimdeki tek şey olan anılarımı kaybediyorum.

"Başka biri gibi yaşamayı dene. Başka birinin penceresinden hayata bak."dedi, açıklama yaparak. Ne ben onu anlıyordum ne de o beni anlıyordu. Daha doğrusu ben onu anlıyordum ama dediklerini yapabilmemin imkansız olması ve bu imkansızlığı onun kabul etmemesini anlamıyordum.

"Ben daha kendimi bile bulamamışken bunu mu öneriyorsun?"dedim ve hemen sonra yüksek bir kahkaha attım. Gözlerim istemsizce kapandı, sağ elim başımın içindeki tüm düşünceleri yok etmek isterek alnımı sıkıca tuttu. Kahkaham büyük ve boş olan beyaz rengiyle kaplanmış odada yankı yapıyordu.

Sinir bozukluğuyla attığım kahkahayı John, "Ölüm kolaya kaçmaktır. Sen kolayı seçiyorsun."diyerek son verdi. Gözlerimi araladım ve bir süre söylediklerine kayıtsızca tepki vermeden durdum ama sonra cevap vermem gerekiyormuş gibi hissettim.

Güçlükle cevap verecek, "Tek seçeneğim oydu."dedim. Sesim onun duyabileceği kadardı, biraz ileride biri olsaydı söylediklerimi duymayacaktı bile. Söylediğim can yakıcı gerçek omuzumlarıma baskı uyguluyordu. Keşke tek seçeneğim olmasaydı dememi, tek seçeneğim ölüm olmasaydı yine de ölümü seçebilme ihtimalimin olması gerçeği engelliyordu. Ölüm herkesin ulaşacağı mutlak kaçınılmaz sondu. Bu sonu kendi ellerimle yaratmaya çalışmak kaçmak mı? Yoksa kaçmak, yaşayarak sonu ertelemeye çalışmak mı?

"O seçeneğin gerçekten de kolay olduğunu mu düşünüyorsun?"dedi, biliyordu. Defalarca bunu yapmaya çalışmama rağmen başaramamam kolay olmadığının kanıtıydı.

Gözlerimi adamdan çekerek az önceki kısık sesimin aksine güçlü bir sesle, "Kolay değil."dedim. Sorusuna verdiğim cevabın ardından duraksadım ama sonra ekledim, "Kolay olduğunu söyleyen ben değilim, sensin." Az önce ölüme ulaşmaya çalışarak kolay yolu seçtiğimi söylüyordu ama şimdi bu fikir bana aitmiş gibi soru sormuştu. Bu adam gerçekten hiç normal değildi, amacının ne olduğunu kestiremiyorum. Adam hakkındaki net olmayan bilgilere rağmen kaşlarımı çatmadan hiç bir duyguma yer vermemeye çalışarak baktım.

Kahverengi gözlerindeki kararlılıkla, "Ölüm, diğer seçenekleri görmeni engelleyecek kadar basit bir seçenekti. Sen kolay olanı yaparak kaçıyorsun."dedi. 'Kaçtın' demek yerine 'kaçıyorsun' ifadesini kullanması hala ölüme ulaşmak için şansım olursa kullanacağım gerçeğinin de olduğunu bildiği anlamına geliyordu. Yaşama son vermek kolay bir seçenek değil, hele ki son vereceğin can kendine aitse. John'a göre mücadele etmem ve kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışmam gerekiyordu ve böylece kaçmamış olacaktım. Bu seçeneği hiç denemediğimi sanıyordu ama ben denedim ve başaramadım.

"Kaçmak, mutlak sonu ertelemeye çalışmak mı yoksa mutlak sona ulaşmaya çalışmak mı?"dedim, sorumu duyduğunda yüzünden anlamsız bir ifade geçti. "Diğer bir deyişle kaçan ben mi sen mi?"

Yaprakların ince, sert dalını andıran kahverengi gözlerini benden hiç ayırmadan baş parmağıyla çenesindeki yeni çıkmış küçük sakallarının üzerine dokundu. "Ben de soruyu şöyle değiştireyim. Kaçmak, sonuna kadar mücadele ederek en değerli şeyin olan yaşamını elinde tutmak mı yoksa sonuna kadar mücadele etmeden yaşamını sona erdirmek mi?"dedi. Kalın sayılabilecek sesinin ve kemikli yüzünün onu gülümsemediğinde çok sert gösterdiğini farkettim. Sorumu yeniden değiştirerek bana sorması benim sorduğum soruyu nasıl anladığı anlamına geliyordu. Ne söylersem söyleyeyim onun hayata baktığı pencere farklıydı, benimle bu derece karşıt olan fikrine verebileceğim cevabı az önce olduğu gibi kendi penceresinden görecekti. Baş parmağıyla beni işaret ederek, "Sen mücadele etmedin ve kaçmak için tek seçeneğin olan ölümü seçtin."dedi, suçluyu gösterir gibi. Ona göre yaşam için mücadele edip etmemem benimle uzun bir tartışmaya girecek kadar önemli miydi?

Beni suçluyu gösterir gibi havaya kaldırdığı parmağını indirdiğinde bakışlarımı ondan çektim ve bembeyaz zemine bakarak, "En değerli şeyim yaşamım olması için yaşama beni tutan sağlam bir amaç olmalı, anılar gibi. Seni sen yapan şeyler. Sen, sen olmaktan çıktıktan sonra yaşamın bile sana ait olmaz. Sahip olduğun yaşamdaki sen değilsin ki."dediğimde gözlerinden geçen şaşkın ifadeyi farkettim. Bu sözlerim aramızda uzun süreli bir sessizliğe neden oldu ve bu sessizlik kötüye işaret miydi bilmiyorum ama pek de iyiye işaret olmadığı kesindi. Yaşama tutunmamı sağlayan amaç anılarımı alma düşüncesiydi ama bu düşünceyi hayata geçirmek için attığım her adım boşluğa düştü.

Devamını kitabımda bulabilirsiniz, iyi okumalar ve iyi geceler♡

Mesaj : 01.07.2025 23:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...