18. Bölüm
Kübra / İNTİKAM:Son Söz / 18. Bölüm: Oyun

18. Bölüm: Oyun

Kübra
f.kubrat

Herkese merhaba, uzun bir süre sonra tekrardan beraberiz. Elimden geldiğince, vakit bulabildiğim sürelerde bölümü yazmaya çalıştım ve sonunda bitirdim. Bu zaman tahmin ettiğimden de uzun oldu.

İnişlerin çıkışların olduğu bir bölümdü, aslında bazı şeylerin ortaya çıktığı bir bölümde diyebiliriz. Sizleri daha fazla bekletmeden onlarla baş başa bırakıyorum iyi okumalar dilerim.

Bu kitapta geçen kişi isimleri (kişiler) ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Her şey bir kurgudan ibarettir.

 

 

 

 

⚔️

''Tanışalım. Ben Miray''

''Miray Ateş''

Odayı uzun bir sessizlik kaplamıştı. Benim bakışlarım her bir üyenin üstünde kısa kısa gezinirken Yağız'a dokunmadan geçmişti. Çünkü biliyordum, bana dik dik bakıyordu.

Bir şeyler yapacağımı kestiriyordu ama böyle bir şey yapacağımsa eminim aklının ucundan geçmemişti.

Uzun bir sessizlikti bu, bitmek bilmeyen bir sessizlik, konuşan tek şey onun bakışlarıydı.

Her ne kadar istemesem de ona bakmak zorunda kalmıştım, evet nefret ettiğim o kelime beni ona mecbur etmişti.

Buz mavisi gözleri beni yakıp kül edecek cinstendi. Bunun hesabını soracağım der gibi bakıyordu. Şimdiden yolun sonunu görebiliyordum ama bu yolun sonunda zafer banaydı.

''Muhtemelen şu an burada olmamı kimse beklemiyordu, Karahanlı dışında'' onun soyadını söylememle sağımda oturan adamın başı hafif doğruldu.

Oturduğumdan bu yana yandan yandan bana baktığını görebiliyordum. Kim olduğumu ve neden burada olduğumu merak ediyordu, diğerleri gibi...

''Buraya onun sayesinde geldim ama asıl gelmeme sebep olan kişi sizlerle aynı'' kısa bir es verip bir hareketlilik olup olmadığına baktım. Herkes pür dikkat beni dinliyordu.

''Elina Bo''

Masadan birisinin söylenme sesi duyuldu ama kimin olduğunu anlayamamıştım. Yağız'ınsa bakışları hiç yön değiştirmedi. Sadece bana bakıyor ve ne kadar ileri gideceğimi görmek istiyordu.

Üzgünüm ama benim bir sınırım yoktu. Hele de bu sevdiğim birine yapacağım bir iyilikse...

''Eminim hiç kimse sıradakinin kim olduğunu bilmiyor''

''Bunu nasıl bilebiliriz ki, kendisinden başka kimse bilemez bunu''

Sesin nereden geldiğine baktığımda bu sefer kimin konuştuğunu anlayabilmiştim. Çok uzakta değildi, hemen çaprazımda oturuyordu. Epey yaşlıydı. Başının önünden kaldırdığında yorgun bakışlarıyla karşı karşıya geldim. Boynundaki bozulmuş kravatı ne kadar korktuğunun bir göstergesiydi. Demek burada korkaklara da yer vardı. O zaman işim kolaylaşırdı.

''Onu'' dediğimde sesimi olabildiğince yüksek tutmaya çalışmıştım.

''Çok uzun bir süredir tanıyorum, öyle ki bazen neler yapabileceğini kestirebiliyorum''

Son sözümle masada kim varsa başı yerden kalkmış, bütün gözler bana dönmüştü. Nasıl deniyordu, ha, tam üstüne basmıştım, onların istedikleri noktaya.

''Elina genellikle insanların açıklarından vurur, onları yaptıkları hatalarla yüz yüze getirip, o hatalarla öldürür''

Her birinin yüzüne detaylıca bakıyor, yüzlerini beynime kazıyordum.

''Erdem Çanlı nasıl öldürüldü, kızını öldürdüğü gibi öldürüldü. Erdem Çanlı'nın kızını nasıl öldürdüğünü aramızda bilmeyen yoktur diye düşünüyorum''

Her birine tekrar baktım. Hepsi benim için potansiyeldi ama hiçbirisi kesin bir fikir değildi.

''Kızını önce boğmaya kalktı sonraysa kalbinden bıçakladı. Erdem Çanlı'da da aynı izler görüldü değil mi, bence buradaki asıl sorun Erdem Çanlı'nın kızını neden öldürdüğünde, o sebep her neyse Erdem Çanlı'da o yüzden öldü''

Hepsi aydınlanmış gibi bana bakıyordu. Birden masalarına oturan bu kadının bu kadar bilgiyi nereden öğrendiğini merak ediyorlardı. Her birinin aklında bu soru vardı. En başta herkes bir şüpheyle yaklaşmıştı ama söylediklerimin mantıklı olduğunu fark ettiklerinde kabul etmek zorunda kaldılar.

''Peki bize anlatmak istediğiniz asıl şey nedir Miray Hanım?'' Soru Yağız'ın yanında oturan yaşlı adamdan gelmişti.

''Şöyle ki, çok fazla detaya girmeden anlatacağım, yapacağınız şey çok basit''

Hepsi merakla ağzımdan çıkacakları beklerken ben tek bir kişiye bakıyordum. Ona.

''Sıradakinin kim olduğunu bulmak istiyorsanız, önce işlediğiniz suçları bilmelisiniz''

Yine uzun bir sessizlik oldu. Bunu bölense beklediğim soru oldu.

''Peki Miray Hanım biz size nasıl inanacağız?'' Sorunun sahibi hemen sağımdaki adamdı. Anlaşılan ilk korkağımızı bulmuştuk.

''İnanmayacaksınız, sadece ve sadece bekleyeceksiniz, bekleyin ki görün, merak etmeyin çok fazla beklemeyeceksiniz, bu sessizlik çok uzun sürmeyecek, kıyametin kopmasına az kaldı, Elina tekrar gelecek''

Sessizliğin sahibi Elina'ydı, bozan da o olacaktı. Bundan hiç ama hiç şüphem yoktu.

''Toplantı bitmiştir, siz zaten benden önce yeterince konuşmuşsunuzdur''

Son olarak bakışlarım ondaydı. Fark etmediğimi sanıyordu ama yanılıyordu. Ben her şeyin ama her şeyin farkındaydım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ertesi gün

 

''Şu ana tanıklık edemediğime inanamıyordum. Çok havalı''

Emre koltukta yan gelmiş ses kaydını dinlerken heyecanla bana bakıyordu. Egemense başını kaldırıp bana ters ters bakmıştı. Bu bakışı, Yağız'ın bana o an attığı bakışın aynısıydı.

''Bakıyorum da nasihatlerimi çok güzel dinliyorsun'' alayla kurduğu cümlenin peşinden nelerin geleceğini çok iyi biliyordum.

''Sana ileri gitme, kendine zarar gelecek şeylerden uzak dur demiştim. Sense gidip kendini adamların önüne attın, ne yapmaya çalıştığını anlıyorum Miray ama sana bunu yapma demiştim''

''Bu hepimiz için en iyisi olacak, yalnızca seni değil kendimi de düşünüyorum, o yüzden ben buradan devam edeceğim. Sana söyledim peşimden gelm-''

''Ben de sana söyledim, ne olursa olsun peşindeyim'' iddialı konuşmayı severdi ama iddiasının arkasında durur ve dediğini de yapardı.

Onu böyle tanımış, neler yapabileceğini, sınırlarının neler olduğunu böyle anlamıştım. O Egemen'di. Hayatında değişiklikler olsa da o hiç değişmemişti.

''Ne peşi, ne işi ya biriniz anlatsın şunu hiçbir şey anlamadım ben''

İkimizde ciddi ifademizi bir kenara atıp aynı anda Emre'ye bakıp güldüğümüzde alayla ''yakında anlarsın'' dediğimde Emre bozulmuş gibi yaptı ama bunu umursamadığını ikimizde biliyorduk.

''Geriye kalanları siz dinlersiniz, ben bir üstümü değiştireyim''

İkisinin de konuşmasına fırsat vermeden oturduğum yerden kalktım ve merdivenleri çıkıp odama yol aldığımda anlamsız bir his bürüdü içimi.

Buraya ilk gelişim değildi ama sanki ilk defa geliyormuş gibi hissetmiştim. Neydi bana farklı hissettiren?

''Miray''

Arkamdan gelen sesin sahibi belliydi. Belli ki Emre'nin yanında konuşamayacağımız bir şey vardı.

Başımı çevirip ona baktığımda büyük adımlarla yanıma gelerek ''konuşmamız lazım'' dedi ve bana fırsat vermeden kapıyı açıp içeriye girdi.

Acelesinin sebebi her neyse onu çok endişelendirmişti. Onu fazla bekletmeden odaya girdim ve kapıyı kapattım.

Yine odamı derleyip toplamıştı, dağıttığım her şeyi toplamış, yerlerine yerleştirmişti ve hep yaptığı gibi bir vazoya zambakları yerleştirmişti. Öyle ki odanın içi yalnızca zambak kokuyordu.

Gülümseyerek ona bakarken o bana sırtını dönmüştü.

''Ne oldu, bu endişenin sebebi ne?''

Arkasını dönmeden cevap verdiğinde titreyen sesi gözümden kaçmamıştı.

''Nereye gideceksin?''

Kaşlarımı çattığımda sorusunun sebebini anlayamamıştım ama yine de ''Yağız'a'' diyerek onu cevapladım.

''Doktora ne zaman gideceksin Miray gitmeyi hiç düşünmedin öyle değil mi?''

Şimdi anlamıştım bu endişenin sebebini, yine bendim sebebi.

Sessiz kalışımdan böyle bir şeyi planlamadığımı anladı ve arkasını döndü. Onun dönüşüyle dolan gözleriyle karşı karşıya geldim. Ağlamak üzereydi, hem de ne için, benim için.

''Bunu kendine neden yapıyorsun Miray, davranışlarındaki tuhaflıkları görmüyor musun, bazı şeyleri unuttuğunu, hiç sormamış gibi tekrar sorduğun soruları her şeyi geçtim. Dün gece olanları ne ara unuttun, seni o halde gördüğümde neler yaşadığımı neler hissettiğimi biliyor musun?''

Gözlerinden düşen yaşları görüp donakaldığımda ne yaşadığımdan bir haber gibiydim. Onu ne zaman bu hale getirmiştim, ne zaman böyle olmuştu?

İçini çektiğinde ''seni öyle gördüğümde keşke ölseydim dedim. Ona çare olmadıysam ölmeyi gerçekten hak etmişim demektir dedim ama bu seni daha kötü yapar, bunu da biliyorum''

Ona bakarken gözümden bir yaş firar ettiğinde kalbimde de bir ağrı hissettim. Dün gece olanlar gözümün önüne gelmişti ve tabii ona yaşattıklarım da...

''Ben'' dediğinde yine sesi titremişti. Bu sefer benim içimde de bir şeyler cız etti. Onu böyle görmeyi beklemiyordum.

Yaklaşıp dolu gözleriyle gözlerime baktığında ona ne yaptığımla bir kez daha yüzleştim.

''Sana bir şey olmasından çok korkuyorum, seni kaybetmek istemiyorum. O gün sözümü dinlemedin bari bugün dinle, neler yaşadığını, kendine neler yaşattığının hiç mi farkında değilsin?''

Daha fazla tutamadığı yaşlarının ardından başını omzuma koyduğunda kocaman adamın ne ara bu hale geldiğini anlamaya çalışıyordum. Sırtına koyduğum elim ne yapacağını bilemez, bir sağa bir sola ilerliyordu.

''Ben'' diyebildim sadece ben.

Ben her şeyi berbat eden o kadın, ben çevresindekilerin ne hissettiğini düşünmeyen o kadın ve ben onun beni ne kadar sevdiğini unutan o kadınım.

Ben onu düşündüğümü sanarken aslında onu ne kadar ihmal ettiğimin farkına vardım. Ben her ne kadar onu düşünmüş olsam da onun tek düşündüğü benim iyi olmamdı.

O hıçkırarak ağlarken kulağına fısıldayarak ''söz gideceğim, sana söz veriyorum''

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Egemen

Bir kız çocuğu tanıdım, içinde bir kadın büyüten bir kız çocuğu, öyle ki o kadın kadar olgun, o çocuk kadar saftı ama o çocuk büyüdü ve çocukluğunu öldürdü. O masumluk, o saflık yok oldu. O yalnızca bir kadın oldu. Acımasızlık bürüdü kalbini, o herkesin gördüklerinden fazlasını barındırdı içinde.

Masumluğundan eser kalmasa da kalbinin olduğunu, içinde o küçük kızdan kalan kırıntılarla, insanlara acıdığını göstermeyen o yüzüyle gizli saklı da olsa yaşamaya çalıştığını kimse bilmiyordu.

Ben o küçük kızı görmüştüm, onu, ne hissettiğini anlayabilmiştim. O yüzdendi ya ona kıyamayışım, o yüzdendi ya ona bir şey olur korkum, O kadını da kaybetmeye dayanamazdım, ben zaten bir kız çocuğunu kaybetmiştim. O kadından da olamazdım.

Söylemese de vicdanını susturmayı başarmıştı. Bir katil arıyordu o kadın, içindeki kız çocuğunu öldüren o katili...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dün Gece 23.04

 

''Davan iyi geçti sanırım çok mutlusun'' sorumla gülümsemesi büyüdü ve başını olumsuz anlamda salladı.

''Davayı kaybettim'' Gözlerimi kocaman açarak ona baktığımda uykum çoktan dağılmıştı.

''Mutluyum çünkü'' dediğinde gözlerini kısarak bana baktı. Merakla onu beklerken o oturduğu yerden kalktı ve elimden tutup beni de kaldırdıktan sonra ''sebebini sonra söyleyeceğim, yemekten sonra'' dedi ve beni mutfağa doğru yürüttü. Uykulu olduğum için miydi bilmiyordum ama görüntülerin hepsi silikti. Her şey sanki cansızdı.

Ona her ne kadar karşı çıkmış olsam da mutluluğunun sebebini söylememiş sonra diye geçiştirmişti. Mutfağa girdiğimizdeyse kokular yoğunlaşmıştı. Gözlerimi kapatıp kokuyu içime çektikten sonra ona baktım ve küçük bir çocuk gibi ''köfte patates mi yaptın?'' Dedim. Gülümseyerek başını salladı ve ''en sevdiğin şeyin bu olduğunu biliyorum ayrıca senin de bildiğin üzere canım, benim tek yapabildiğim şey bu '' diyerek omuzlarını indirip kaldırdı.

Elini sıkıca tutarak ''ilk kısma odaklanıp bunu benim için yaptığını düşünmek istiyorum'' dedim ve elini bırakıp masaya oturdum. Peşimden gelip tabağımı aldı ve köfte ve patatesleri tabağıma koydu. Kendi tabağını da doldurduktan sonra tabakları masaya koydu.

 

''Bana neden mutlu olduğumu sormuştun'' ağzımdakini çiğnerken kurduğu cümle beni duraksatmıştı. Pür dikkat onu izlerken beklediğim cevabın gelmesini bekliyordum.

''Mutluyum çünkü'' gözlerindeki ışıltı bir anda kaybolduğunda içime bir şeyi oturduğunu hissettim sanki kötü bir şey oluyormuş gibiydi.

''Bugün senden kurtuluyorum'' duyduğum cümlenin gerçekliğini idrak etmeye çalışırken ifadesindeki nefret ve kin sözlerinin gerçekliğini doğrular nitelikteydi.

''Bu beni çok mutlu ediyor. Artık senden kurtuluyorum, senden ve senin bütün hatalarından, saçmalıklarından ve en önemlisi bu kirli hayatından sonsuza kadar kurtuluyorum''

Elimdeki çatal masaya düştüğünde kaşlarımı çatmış ona bakıyordum. Karşımda durup yüksek bir kahkaha patlattığında her şeyin bir yalan olmasını diledim. Her şeyi yanlış duymuş olmayı istedim.

''Se-n, anlayamıyorum ne oluyor?'' Konuşamamıştım çünkü içime oturan şey gittikçe büyüyor ve nefes almamı zorlaştırıyordu. Nefes alamıyordum, ellerim boğazımı çevrelerken tek istediğim nefes almaktı. Sanki, sanki biri boğazıma yapışmıştı da ölene dek bırakmayacak gibiydi.

Boğazımda bir ağırlık vardı, birisi beni boğuyordu. Eller gittikçe sıkılaşıyordu bense nefes almaya çalışıyordum. Uzandığım yerde çırpınıyordum. Gözlerimi açtığımdaysa kimsenin olmadığıyla yüzleştim ama yine nefes alamıyordum.

''Miray''

Bu onun sesiydi. Bir kez daha etrafıma baktığımda tekrardan adımı duydum.

''Miray''

Yattığım yerden doğrulup kapıya doğru koştum. Nereye gittiğimi ve nerede olduğumu bilmiyordum. Tek bildiğim şey kurtulmaktı.

Kapıyı açıp dışarıya çıktığımda bu sefer ıslık sesi duymaya başlamıştım. Ses gittikçe yaklaşırken tek yapabildiğim kalan nefesimle ''yardım edin'' diye bağırmaktı ama onu da duyan olmadı.

Önüme gelen bütün kapıları açmıştım ama hepsi boştu. Koridorun sonundaki kırmızı kapıya kadar koşmuştum, ben her koştuğumda o seste sanki benimle geliyor hatta daha yaklaşıyor gibiydi. Kırmızı kapıyı sertçe açtığımda bu odanın da boş olduğunu gördüm. Bu evde ondan başka kimse yoktu. Boğazım daralıyor, ıslık sesi gittikçe yaklaşıyor, aldığım nefesler gittikçe azalıp küçük soluklara dönüyordu.

''Miray az kaldı, seni bulmak üzereyim''

Ses gittikçe yaklaşıyordu, peki şimdi ne yapacaktım kimden yardım isteyecektim, bu evde o ve benden başka kimse yoktu ki.

''Kaçman hiçbir şey ifade etmiyor, bulacağım seni''

Alt kattan bir kapı kapandığında tek yapabildiğim odama doğru koşmak olmuştu. Odama koşmuş ve hemen arkamdan da kapıyı kilitlemiştim. Dışarıda beni neyin beklediğini bilmiyordum. Hiçbir şeyi riske atamazdım, en çok da kendi canımı.

''Miray, canım, neden benden kaçıyorsun, sana zarar vermeyeceğimi biliyor olman lazım''

Ve tekrardan çalan ıslık sesi, onu şu an göremiyordum ama sesini her duyduğumda yüzü gözümün önüne geliyordu. Sesini duyduğum her an tüylerim ürperiyor, yüzünü gördüğüm her ansa midem bulanıyordu. Nefes alabildiğim alan daralıyor, hatta ve hatta bazen alamadığım, kendimi zorladığım durumlar oluyordu. Sanırım sona gelmiştim, hem de hiçbir şey yapamadan.

Odanın ortasında öylece dikiliyordum, ne yapacağımı, nasıl bu çukurdan çıkacağımı bilmiyordum. Ya o beni öldürecekti ya da ben kendimi, her halükarda ölümün eşiğindeydim.

Masadaki telefonum gözüme çarptığında bir hışımla onu aldım ve aramalara girerek hiç düşünmeden onu aradım. Telefon ikinci çalışında açıldığında ona fırsat vermeden bütün her şeyi art arda sıraladım.

''Abi, abi o, o buraya geldi. Her yerde beni arıyor. Bana sesleniyor, ıslık çalıyor. Bir de ben nefes alamıyorum, her şey bulanık, karanlık. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum Lütfen, lütfen bana yardım ban- yardım e-''

Gözlerim kararmaya başlamıştı. Her hareketimde ses daha da yaklaşıyormuş gibiydi. Telefonu bir kenara fırlattığımda bir yandan Egemen'in yakarışlarını bir yandan da onun sesini duyuyordum.

''Kim geldi Miray, kim o, neredesin sen, MİRAY CEVAP VER''

Ellerimle kulaklarımı kapatmış, bacaklarımı dizlerime çekmiş bir vaziyette dolabın yanında oturuyordum. Telefonum defalarca çalmıştı ama ben hiçbir aramayı açmamış üstüne telefonumu kapatmıştım.

Hiçbir şey duymak istemiyordum, o gelip beni bulana kadar kendimi toplamalı ve karşısına güçlü bir kadın olarak çıkmalıydım. Onun hatırladığının aksine, bambaşka bir kadın olarak ama başaramadım.

Başaramadım. Çünkü ne olursa olsun ben yine o eski kadındım. Ne kadar çok inkar etsem de içimdeki benliğim hala daha aynıydı. Değişen tek şey dışımdı. Kötü olansa ben şu an tamamıyla içimdeki benliğimdeydim. Yani ben güçsüzdüm.

Kapının kolu inip kalktığında anladım ki gelmişti. Kulaklarımı kapatmama rağmen sesini yine duymuştum.

''Demek buradasın, özlettin kendini ama merak etme az kaldı''

Kapı tekrardan zorlandığında ellerimi kulaklarımdan ayırmış sımsıkı yumruk yapmıştım. Kalkmak istemiştim ama kendimde o gücü bulamamıştım. Sanki buraya yapışmış gibiydim. Vurma sesi geldiğinde kapıya omuz attığını anladım. Belki de sonum gelmişti. Belki de artık sona razı olma vaktiydi. Onun elinden olmasa da ölecektim. O buraya girdiğinde tek yapmam gereken silahımla beraber onu da kendimi de öldürmekti. Buraya kadar gelebildiğine göre artık kurtulma şansım yoktu. En azından geride kalanları kurtarmak için ikimizin de ölmesi şarttı.

''Az kaldı. Şu kapıyı kırayım yanındayım''

Silahım dolaptaydı. Kendimde az da olsa bir güç bulup yaslandığım dolabı açtıktan sonra kıyafetlerimin arasındaki silahımı aldım ve yanıma koydum. İçeriye girip beni bulduğu anda alnının ortasından vuracaktım onu tek bir kurşunla, bir kurşun ona bir kurşun bana...

Kapıyı bilmem kaçıncı kez zorluyordu. Var gücüyle kapıya omuz attığında kapı duvara çarptı. Adım seslerini duyduğumda silahımı daha da sıkı tuttum.

''İşte buldum seni''

Yanımda birisi durduğunda silahı kaldırıp ona doğrulttum. İşte o an bana bakan bir çift yeşil gözle karşı karşıya geldim. Silah elimden kayıp yerle buluştuğunda uzun süredir tuttuğum yaşlarımda kendini göstermişti. Ağladığımı gördüğü an diz çöktü ve bana sarıldı.

Yaşlarımın arasında kulağına doğru fısıldayarak ''abi, o burada'' dediğimde sırtımı sıvazladı ve aynı benim gibi kısık sesle ''o burada değil, burada sadece sen varsın'' dedi, bunu söylerken sesi titremişti. Bense daha fazla dayanamadım ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak ''lütfen beni buradan çıkar '' dediğimde benden uzaklaştı ve hiç tereddüt etmeden beni kucağına aldı. İlk önce odadan sonraysa evden çıkardı.

Kısa bir andı ama gördüğüm kadarıyla dışarıda kimse yoktu. Korumaları geçtim dışarıda bir sinek dahi yoktu. Yapayalnız bırakılmıştım. Bu koca evde, bu ormanda tek başıma bırakılmıştım.

 

 

Dün gece olanlar aslında bana bir hatırlatmaydı. Bana Yağız Karahanlı'nın gerçekte nasıl birisi olduğunu, ona aldanmamam gerektiğinin bir göstergesiydi ve ben bunu asla ve asla unutmayacaktım. Bu da benim kendime verdiğim en büyük söz olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

''Dün gece o evde gerçekten kimse yok muydu, benden başka?''

Odamda yere oturmuş sırtımı yatağıma, başımı Egemen'e dayamış oturuyordum. O da bana yaslanmıştı ama daha çok ben ondan destek alıyordum.

Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda sorunun cevabını merakla bekledim ama o merakın yanında biraz da umut vardı. Evde bir kişinin bile olabileceği umudu. Kimsenin olmaması demek yapacaklarımın hak edileceği demekti. Bu soru bu yüzden önemliydi.

Kızarmış gözlerini yerden kaldırıp bana doğrulttuğunda bir şey söylemek istedi ama durdu ve yutkundu. Söyleyip söylememek arasında gibiydi ama ben biliyordum dün gece o evde kimse yoktu, ben sadece bunu duymak istiyordum.

''Dün gece'' ağlamıyordu ama sesi titriyordu. Muhtemelen dün ona yaşattıklarımı kolay kolay atlatamayacaktı. Ne de olsa beni uzun zamandır öyle görmemişti.

''Bu zambakların solmasından korktum'' bakışları derinleştiğinde buruk bir gülümsemeyle bana baktı.

''O günü hatırlıyorsun değil mi?''

Sertçe yutkunduğumda bakışlarım masadaki beyaz zambaklara kaymıştı.

Uzun bir süre önce bir dilek dilemiştim.

''Ben öldüğümde dünyadaki bütün zambaklar solsun dileğim bu''

O gün öyle bir dilek dilemiştim ki gerçekleşeceğine olan inancım tamdı. Öncesinde de dediğim gibi ben rüzgara, doğaya ve onun getirdiklerine inanarak yaşadım ve bu inançla öleceğimden de eminim. Her çiçek bir insan demekti benim için ve ben de bu dünyada zambak olmayı seçmiştim. Benim bu dünyadaki vaktim sona erdiğinde onlar da benimle beraber gelecekti. Bu yalnızca bir düşünceydi ama gerçek olması muhtemel bir düşünce.

''Dün gece Uğur'un geldiğine inandım, onun sesini duydum hatta ve hatta silahımı bile hazırlamıştım. Onu ve kendimi öldürecektim. Eğer dün gece o gerçekten gelmiş olsaydı. Bugün bu zambaklar solmuş olacaktı'' gözlerindeki hüznü ve korkuyu gizlemedi. Derinden bir nefes verdi, canının sıkıldığını ve bu konuyu sevmediğini biliyordum ama bu elbet bir gün yaşanacaktı.

Oturduğum yerde doğrulup gülümsemeye çalışarak ''Yani demem o ki, bu bir gün yaşanacak Egemen, Uğur ve ben bir gün karşı karşıya geleceğiz ve belki de ben her şeyden kurtulmak için ikimizi de öldürmek zorunda kalacağım'' gülümsememe rağmen gözümden bir damla yaş düşmüştü.

Yeşil gözlerini bana doğrulttuğunda onun da gözleri dolu doluydu. ''Hani sen zorunda olmaktan nefret ederdin, hem neden ikinizi de öldürüyorsun ki, onu öldür yeter''

Sanki karşımda küçük bir çocuk vardı. Öyle saf öyle içten konuşuyordu ki cümleyi kurduğu anda içim cız etmişti. Beni gerçekten seven bir insan vardı karşımda, bu her zaman olmuyordu.

''Onu öldürdükten sonra kendimi de öldürürüm çünkü onun kanıyla yaşayamam, kahrolurum Egemen, onu kendim için, kendimi de bütün dünya için öldüreceğimi daha önce yaptığım gibi. Bu elbet bir gün olacak, bunu söylemek istemiyorum ama lütfen kendini buna hazırla, bir gün bu zambaklar solacak''

  🍀

Aynanın karşısına geçmiş son kez kendime bakıyordum. Egemen hemen yanımda bekliyordu, hep yaptığı gibi beni uğurlamak istemişti.

İçeriye doğru seslenerek ''ben çıkıyorum'' dediğimde Emre'den cevap hiç gecikmedi.

''Çık'' ona gözlerimi devirdiğimde Egemen gülümsedi.

Ona yaklaşıp kollarımı boynuna doladığımda sıkıca sarıldım ve kulağına fısıldayarak ''benden sonra sen de çık, bugün burada kalma'' dedim ve ondan ayrıldım.

Kaşlarını çatarak bana baktığında kafasını sallayarak ''ha bombalar yüzünden diyorsun'' dedi ve ters bir bakış attı.

Ona hiç aldırış etmeden arkamı döndüm ve kapıyı açıp evden çıktım. Kapının önündeki siyah jeepi ve açık camdan içindekini görmemle Egemen çıkmasın diye hemen arkamdan kapıyı kapattım. Egemen ne olduğunu anlamadığı için içeriden kapıyı açmaya çalıştı ama buna izin vermeyerek kolu var gücümle çektim.

Gülümsediğimde bir anda onun yüzü gözümün önüne geldi. O içerideydi ama onun ifadesini görebiliyordum. Yüzümdeki gülümseme bir anda soldu. Uzun zaman sonra birisini görmüştü. O kişi belki düşmanı belki de candaşıydı ama o kişi onun için kesinlikle birisiydi. Onun hayatında büyük bir yeri olan o kişiydi. O kişi Yağız Karahanlı'ydı.

Aniden kornayı çaldığında irkilerek arkama baktım. O kadar alışmıştım ki korktuğumda onu görmeye şimdi de onu göreceğimi düşünmüştüm ama onun yerine kapıyla burun buruna gelmiştim. Oysaki o kapının arkasında o vardı ama bir süre sonra o da olmayacaktı.

Başımı çevirip tekrar onunla göz göze geldiğimde içten bir şekilde gülümsedi ve eliyle çabuk olmamı işaret etti. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra yumruklarımı sıka sıka arabaya doğru ilerledim. Kapıyı açıp arabaya bindiğimde daha oturur oturmaz beklediğim soruyu sordu ama farklı bir biçimde.

''Sabah haber vermeden çıkmışsın, bana söyleseydin beraber gelirdik''

Tabii ki biz hikayeyi biraz değiştirdik. O benim evden sabah çıktığımı ve evime uğrayacağım bilgisine sahipti. Bu bilgiyi içerideki adamıma sızdırmasını ben söylemiştim.

Evet Yağız'ın yanında kimsenin bilmediği yalnızca Egemen ve benim bildiğim bir adamım vardı. Onu oraya sızdıralı neredeyse bir ay olacaktı ve tabii ki henüz Yağız'ın güvenini kazanamamıştı. Bu yüzden bazı şeylerden haberi yoktu. Dün gece evde tek olduğumu bilmemesi gibi.

Her konuda olmasa da Yağız ara ara ona görevler veriyordu. Bu sabah olduğu gibi, nereye gittiğimi ona sormuştu ve şimdi bana sorduğu soru benim ona söylediğim cümleydi.

İşte oyun böyle oynanırdı. Daha her şey yeni başlıyordu. Miray Ateş kendine bir söz daha vermişti ve büyük bir yemin etmişti. Artık ne kurtuluşu ne de geri dönüşü yoktu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yağız Karahanlı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat 21.17

Arda Yılmaz

Suçları: Adam kaçırma, adam öldürme, tehdit, şantaj, silahlı saldırı, intihara teşvik, haneye tecavüz...

Suçlar hakkında bilgiler;

Adam kaçırma: Otuz yaşındaki bir mimarı kaçırıp, itirafını almak için bir fabrikada dört gün boyunca işkence edilerek tutulması ve itirafının ardından serbest bırakılan mimarın, korkusundan polise dahi gidemeyip, serbest kaldıktan sonra psikolojik tedavi almak bahanesiyle yurt dışına gönderilmesi (Suç kaydı yok. 10.05.2024)

Not: İşkence sonrası tedavileri yapan doktor bir bağ evinde yaşamakta ve mesleğini icra etmemekte.

Adam öldürme: Patronu Yağız Karahanlı'nın emri üzerine mafya dünyasında ismi çok duyulmasa da yaptığı işler tarafından ün kazanmış, Sabri Balat'ın bilinmeyen bir sebepten kafasından iki, gövdesinden sekiz kurşunla vurarak öldürülmesi. ( Suç kaydı yok. 20.05.2024)

Silahlı saldırı: Sabri Balat'ın ölümünün merhumun erkek kardeşinin ve adamlarının Arda Yılmaz'a duyduğu öfkenin ardından Yağız Karahanlı'nın da içinde bulunduğu arabaya yapılan silahlı saldırıdan bir hafta sonra bir ara sokakta merhumun erkek kardeşi ve adamlarına düzenlenen silahlı saldırı sonucu hepsinin (kırk beş kişinin) cansız bedenine ulaşılması.

İntihara Teşvik: Kız kardeşine türlü eziyetlerde bulunup, ölmesi için yalvartan ve hatta ölümünde dahi payı olan Kıvanç Çanlı'nın bir apartmanın 17. Katından atlamak zorunda bırakılması polislerin binayı basmasının ardından hayatta kalması ve iki gün sonra evinde baygın bir şekilde bulunması, tıbbi sonuçların üstüne zehirlendiği öğrenilen Kıvanç Çanlı belki de kurbanlar arasında hayatta kalan tek kişi. ( Suç kaydı yok. 31.05.2024)

Not: Bu dosyaya yalnızca mayıs ayının suçları dahil edilmiştir. Geriye kalan ayların hepsi diğer dosyada mevcuttur.

 

Ertan Kandır

Suçları: Kundaklama, cinayete teşebbüs, cinayet zanlısını diri diri yakma, sokak ortasında nedeni belirsiz bir sebepten ötürü yaşlı bir adama darp, silahlı saldırı, haneye tecavüz, adam kaçırma, adam öldürme...

Suçlar hakkında bilgiler;

Kundaklama: Kendisini tehdit ettiğini ifade eden bir grup genci evlerine kapatıp evden çıkamadıklarına emin olduktan sonra evi yakması (Suç kaydı yok. 14.05.2024)

Cinayete Teşebbüs: Darbe uğrayan kadının davasının ardından adliye çıkışında kendisine hakaret ettiğini söyleyerek kavga çıkardığı ve kavganın alevlenmesinin ardından şahsın sakinleşemeyip belindeki ruhsatlı silahını çıkarıp namluyu adamın ağzının içine sokması ve tehdit etmesi.( 18.05.2024)

Cinayet zanlısının diri diri yakma: 18.05. 2024 tarihinde mahkeme kararıyla uzaklaştırma almasına rağmen eşi tarafından rahat bırakılmayıp vücuduna alınan yirmi bıçak darbesiyle hayatını kaybeden kadının eşini terk edilmiş bir alanda benzin dökerek diri diri yakma. (20.05.2024)

Not1: Geriye kalan bütün suçları Arda Yılmaz'la ortak işlemiştir.

Not2: Yağız Karahanlı'nın ve birçok kişin de bu kişiye taktığı lakap Deli Dumrul olup, bu lakabı almasının sebebinin de kız kardeşinin ölümünün ardından hiçbir haksızlığa göz yummadan gördüğü yahut görmediği her şey karşında dimdik durup hak edene hakkettiğini verme cesaretinde bulunması.

 

Elimdeki kağıtları masaya bırakırken dumur olmuştum. Bütün her şey en ince ayrıntısına kadar yazılmış ve hiçbir şey göz ardı edilmemişti. O her şeyi ama her şeyi biliyordu. Bu kadar şeyi bilmesi bana her ne kadar normal gelmese de bunun üstünde fazla durmadım. Çünkü o ne de olsa eski bir polisti.

Eski bir polisti ama Elina hakkında bu kadar şeyi bilmesi normal miydi, herkesin varlığından şüphe ettiği kadının nasıl olmuştu da peşine düşmüştü? Aklımı en çok kurcalayan şey de buydu. Nasıl?

Kapı çaldığında sırtımı koltuğa yasladım ve ''gel'' dedim.

Kapı açılıp aralık kısımdan Arda girdiğinde merakla beni süzdü. Bakışları benden kayıp masadaki dosyalara kaydığında kaşlarını çattı.

''Ne yapıyorsun patron?''

Alayla güldüğümde ''gel Arda gel, senin neler yaptığını, hangi suçları işlediğine bakıyordum''

Arda'nın kaşları biraz daha çatıldığında kafası iyice karışmıştı.

Kafası karışmış, ne diyeceğini bilemez bir şekilde dosyalara bakarken kekeleyerek

''Beni gözden çıkardın da benim mi haberim yok abi?'' Sorusu daha fazla gülümsememe sebep olmuştu.

''Ben değil de Miray seni gözden çıkarmış gibi görünüyor'' dediğimde hiç beklemeden

''Aynı şey'' dedi.

Bu sefer kaşlarını çatan bendim. Ne dediğini anlamamsa çok uzun sürmemişti.

''Saçmalama Arda, tamam ben Miray'ı seviyor olabilirim ama güvendiğim adamı da öyle hemen ezdirmem, anlaşmanızı sağlarım''

Sahte bir burun çekmenin ardından Arda devam etti.

''Ha anlaşamazsak sorgu masasında bulurum yani kendimi, az çok tahmin ediyordum da bu kadar hızlı gözden çıkarılmayı açıkçası ben de beklemiyordum''

Gözlerimi devirip bir yandan ofladığımda konuyu değiştirmek için ''sen neden gelmiştin?'' Soruma karşılık ağzının içinde bir şeyler geveledikten sonra doğrulup

''Şu geçen gün yakaladığımız adamı az da olsa konuşturmayı başardık, hani şu Miray Hanıma çarpan'' son kurduğu cümlenin altındaki kinayeyi görmezden gelmeye çalıştım.

'' Evet'' dediğimde devam etmesini bekledim.

''Adı Serdar ,İstanbul'da yaşıyor. Yaklaşık iki ay önce Ankara'dan gelmiş. Çevresine ve ailesine bakıldığında kısaca iyi ailece çocuğu denilebilir''

Gözlerimi kısarak ona baktığımda ''ona bakılırsa Drake'te iyi aile çocuğuydu, Miray'a yaptıklarına ve yaşattıklarına bakılırsa bu pek de doğru bir kanı değil bence''

Arda bana katılarak başını salladığında hiçbir şey söylemeden öylece yüzüme baktı. Şaşırarak ''bu kadar mı?'' Diye sorduğumda başını sallamakla yetindi.

''Bana bunlar lazım değil. Bana Miray'a niye çarptığını, onu nereden tanıdığı, ona o bakışı neden attığını bunlar lazım, bana ne nereden geldiğine''

Arda hiç vakit kaybetmeden kendinden emin bir şekilde devam etti.

''Onları da sordum ama Miray Hanımı tanımadığını sadece ona yanlışlıkla çarptığını söyledi o kadar, dahası yok''

Ellerimi masaya sertçe vurarak ayağa kalktığımda ''olmalı, o adam bir şeyler saklıyor Arda, her ne ise onu bulmamız lazım. Yarın hazırlayın onunla bir de ben konuşayım''

Arda başını sallayıp ''anlaşıldı patron'' dedi ve odadan çıktı.

Öfkeli bakışlarım masanın üstündeki dosyalara kaydığında gözümün önüne yine onun yüzü geldi. Masum ama bir o kadar da suçu barındıran o yüzü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Miray Ateş

Kalem parmaklarımın arasında bir cambaz gibi hareket ederken kağıttaki isimlerin üstüne bir bir temas ediyordu. Egemen bu isimlere yabancı değildi ama ben hepsine yabancıydım. Seslerinden tanıdığı üzere isimlerini yazdığım ve gördüğüm yüzlerle bağdaştırdığım kişileri not almıştım ama gerisi yoktu.

Doğan Boykıran, sağımda oturan ve korkaklığını bana en çok gösteren kişiydi. Egemen'in söylediğine göre Yağız'la araları pek iyi değildi. Fazla içten pazarlıklıydı. Verilen emre herkes uyarken o yandan yandan bana bakmıştı. Merakı ve kurallara uymayışı onu şüpheli yapabilirdi.

Bu yapmış olabilir miydi, hayır bunun için fazla korkak ve bu derece bir plan kabiliyeti yok gibi görünüyordu. Arkadan iş çevirmeyi seven bir tipe benziyor ama bu işin sonunda sağ kalamayacağını bilecek kadar da zeki olmalı.

Peki Bülent, Doğan kadar onun da bir korkaklığı vardı. Egemen'in söylediğine göre yurt dışında yaşıyordu. Onun için elimde yeterince bilgim yok ama para gözün teki olduğunu öğrendim. Bunu para için yaptığını düşünürsek mantıklı ama o da o kadar cesur değil.

Ceyhun Siner, Yağız'ın yanındaki yaşlı adam, görünürde Yağız'a yakın duruyordu. Konuşurken dahi ondan onay bekler gibiydi. Bu düşüncem Egemen'e tuhaf gelmişti. Çünkü bildiği kadarıyla öyle bir samimiyetleri yoktu. Bu yapmış olabilir miydi, hayır bir cinayet için fazla ayağı çukurda.

Egemen'in söylediğine göre masada Kemal diye birisi varmış, hatta babasını Elina öldürmüş, herkesin yüzüne bakmıştım ama onun kim olduğunu henüz bilmiyordum. Belgeler düşünce öğrenecektim. Elina'nın babasını öldürmesine bakılırsa intikam ruhu taşıyan birisi bu da onu büyük bir şüpheli yapar, önüne çıkan engelleri yok etme eğilimli olabilir.

''Ah çok detaya inmem gerek, yetersiz bilgideyim'' kalemi masaya bıraktığımda bir süre masada yavaş yavaş yuvarlandı sonraysa bir isme yakın bir yerde durdu. Doğan Boykıran

Aklımı kurcalayan da bu oldu, Doğan'ın bahsi geçtiğinde Egemen anlamsız bir biçimde gülümsemişti, bunun nedenini anlayamamıştım. Cevap vermeyeceğini bildiğim için de sormamıştım. Çünkü o hep ''sana bir şeyi söylemiyorsam onu bilmemen gerekiyordur. O yüzden fazla kurcalama'' derdi. Acaba Doğan'ı fazla mı hafife alıyordum?

Düşüncelerimi ve sessizliğimi bölen ısrarla çalan telefonum oldu. Listeye bir kez daha göz gezdirirken telefon çaldı çaldı sustu ve tekrardan çaldı. Masadan ayrılıp yatağın üstündeki telefonuma uzandığımda arayanın kim olduğunu bakmadan da bilmiştim.

Emre görünümlü Egemen'di. Aslında sadece ısrarından da anlaşılabilirdi. İki kez kesik kesik ama uzun arama işte onun beni arayış şekli buydu. İki kez uzun ama kesik kesik arayış.

''Efendim''

Telefonu açar açmaz yine azarlamalara başlamıştı.

''Neredesin kızım sen, neden açmıyorsun telefonları?'' Kaşlarımı çattığında neden bahsettiğini anlamamıştım.

''Hemen açtım işte, neden bahsediyorsun?''

''Onu demiyorum kadın diğer telefonundan aramış seni açmayınca da meraklanmış neden bakmadın?''

''Diğer telefonum sessizdeydi. Bugün ona hiç bakmadım. Önemli bir şey mi olmuş?'' Meraktan bir o kadar uzak ama içimde acaba bir şey mi oldu, korkusuyla sorduğum soru Egemen'in şaşırmasına sebep olmuştu.

''Önemli bir şey değilmiş, sadece seni merak etmiş''

''Anladım''

Bu kadın neden aradı ki şimdi beni, durduk yere beni merak edecek birisi de değil. Anlamış değilim, var bunda da bir şey bakalım.

''Aslında bakılırsa önemli bir şey var'' dediğinde pür dikkat onu dinledim.

''Neymiş o?'' Kaşlarımı çatıp ondan gelecek cevabı beklediğimde konuşmasında tereddüt ettiğini fark ettim.

''Yağız her yerde Drake'i arıyormuş, adamlarına bu sabah onu bulmaları içim emir vermiş''

Çatık kaşlarıma şüpheyle kısılan gözlerim de eklenmişti. Bunu neden yapmış olabilirdi, en iyisi sorup öğrenmekti.

''Bilgi edinip haber ederim'' telefonu kapattığımda aklımda tek bir soru vardı.

Sebebi ben olabilir miydim?

 

Kendimi çok mu önemsiyordum, onun gözünde kendimi çok mu büyütüyordum, alt tarafı bir esirdim. Peki gerçekten onun için de alt tarafı bir esir miydim?

Uyumadığını biliyordum ama yine de emin olmak için çalışma odasına gidiyordum. Kırmızı kapının altından sızan ışık bana uyumadığını gösteriyordu. Kırmızı, kan kırmızısı bir kapı, bu adamın bu renkle ne gibi bir bağı vardı ki, hiçbir araştırmamda bu detaya rastlamamıştım.

Kapıyı üç kez belli aralıklarla çaldığımda içeriden gel sesini duyduğum anda içeriye girdim. Başını önünden kaldırmadan ''bir gelişme mi var?'' Diye sordu. Ona cevap vermeden kapıyı kapattığımda odanın içini inceliyordum.

Bana yalan söylemişti. Burada yatak falan yoktu, sıradan bir çalışma odasıydı. Masa, raflar ve koltuklar. Hepsi bu kadardı.

Başını önündeki kağıtlardan kaldırıp bana baktığında her şeyi bırakıp bir anda ayağa kalktı. O an onun buzdan gözlerindeki yorgunluğu tek bakışta anlayabilmiştim. Dağılmış saçları, bıkkın ifadesi...

''S-sen miydin, bir şey mi oldu?'' Derken bir yandan da bakışları benimle birlikte odanın içindeydi.

Aynı anda iki yalanını yakalayacağımı tahmin etmemiştim ama bu beni sarsmamıştı. Zaten ona hiç güvenmemiştim ki.

''Yüzün için geldim'' cebimdeki mendil ve kremi çıkarıp masaya koyduğumda koltuklardan birine oturdum.

O ayakta durup bana bakarken bense gökyüzüne bakmayı seçmiştim. Karanlığın içindeki küçük yıldızlara o aya, o karanlığa...

Kalktığı yere geri oturduğunda başımı çevirip yüzüne baktım. Morluğun olduğu yere, kapatıcıyı bile silmemişti. Bakışlarım masadaki kağıtlara kaydığında benim ona verdiğim dosyayı incelediğini gördüm. Alayla güldüğümde

''Ne o detaylar seni şaşırtmış sanırım?'' dediğimde öylece yüzüme baktı.

''Gerçekten beni düşünüyor musun Miray?''

Sorusu afallamama sebep olmuştu. Kaşlarımı çatarak ona baktığımda ''seni neden düşüneyim Karahanlı?'' Diye sorduğumda kaşları alayla havalandı.

''Sence bu alengirli hayatımda tek düşüneceğim sen misin?''

Yüzünde bir gülümseme oluştuğunda ona gözlerimi devirdim. Uğraşıyordu işte kendince.

''Peki anladım, o zaman hangi yaptığım şeyi öğrendin de buradasın söyle bakalım''

Zeki birisi olduğunu söylemiştim. Onu hiçbir zaman hafife almazdım, çünkü onun aklını nasıl kullandığını biliyordum.

''Ondan önce sence de senin bana soracağın soruların yok mu?'' Aklı olup da kullanan tek kişi o değildi nasılsa.

Yüzündeki gülümseme büyüdüğünde ''ah'' diye söylenerek başını salladı.

''Senin şu zekanı hep unutuyorum'' alayla başımı salladığımda üzülmüş gibi yaparak dudaklarımı büzdüm.

Masaya doğru yaklaşıp ellerini masanın üstünde birleştirdiğinde dikkatlice bana bakıyordu.

''Açık konuşayım o zaman'' başımı salladığımda konuşmasına devam etti.

''Bir polisin bu kadar şeyi bilmesine anlam veremiyorum, sen her ne kadar mafya olduğunu söylesen de bu bilgilere bu kadar kolay ulaşman mümkün değil'' devam etmesine fırsat vermeden sözünü kestiğimde sessiz kalıp beni dinledi.

''Kolay olduğunu kim söylemiş, her şey olup biterken yanımdaydın herhalde'' alayla kurduğum cümlenin altında aslında bir sertlik vardı. Çünkü yaşadığım şeyler kolay şeyler değildi, bu bilgilere ulaşmak için neler çektiğimi o bilemezdi.

''Kaldı ki sen zaten ne kadar bilgiye hakim olduğumu öğrenmek için götürmedin mi beni toplantıya?''

Şaşkınlıkla kaşları havalandığında gülerek ona baktım ve daha önce kurduğum cümleyi yineledim.

''Hadi ama Karahanlı bunu anlamayacağımı düşünememiş olamazsın'' sessiz kaldığında yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü.

''Hem bu devirde kim kimi başı olduğu toplantıya götürür Allah aşkına, bunu neden bu kadar kolay kabul ettiğini anlamayacağımı mı sandın, kimlerle yarışıyorum''

Gözlerimi devirip pencereden dışarıya baktığımda asıl sorusunu yanıtlamadığımı fark ettim.

''Ayrıca dediğim gibi o bilgilere ulaşmak kolay olmadı ama senin düşündüğün kadar ulaşması imkansız bir durum değildi'' pencereden dışarıyı seyretmeye devam ettiğimde artık ona bakmıyordum.

''Dürüst olalım Miray'' ciddi gelen sesine karşılık başımı ona çevirdiğimde şaşkınlığını gizlemişti. Anlamaz gibi ona baktığımda devam etmesini bekledim.

''Arkanda kim var?'' Kaşlarımı çatıp ne dediğini anlamaya çalışıyordum. Anladığımdaysa odanın içinde kahkaha sesim duyuldu.

''Arkamda kim mi var?'' Kendimi tutamayıp daha fazla güldüğümde beni anlamak istercesine bana bakıyordu.

Bir kolumu masaya koyup ona doğru yaklaştığımda buzdan gözleriyle karşı karşıyaydım.

''Ben, size kıyasen birinin arkamı kollamasına ihtiyacı olmayan biriyim Karahanlı, ben ne yaptıysam tek başıma yaptım. Arkamda hiç kimseyi tutmam, varsa eğer birisi yanımda durur''

Ki vardı da Egemen ama onun şu an bunu bilmesine gerek yoktu. O şu an yalnızca kimsenin arkamda olmadığını bilmeliydi.

Kaşları tekrardan havalanmıştı. Şaşkınlığının yanında bir de hayranlık vardı. Duruşuma, kelimelerime duyduğu hayranlık.

''Sizler Kötü Adamlar Derneğinizde düşmanlarınızı yenmek için toplanırken ben boğulacağım denizden kurtulmanın derdindeydim. Her çırpınışımın beni yükseltmesini dileyerek kurtuldum ben o bataklıktan. Anlayacağın bu ana kollanarak gelmedim ben, kimse durmadı benim arkamda, abim bile''

Artık içim acımıyordu. Abi demek üzmüyordu beni ama bir dalmıyor değildim. Nedenini düşünmüyor değildim. Yalnızca yakmıyordu canımı o kadar.

Hiçbir şey söylemeden öylece bana baktığında acıyan bir ifade ve buruk bir gülümseme vardı yüzünde, bu kadar dillendirmediğim için her şeyden habersizdi.

Duruşumu dikleştirip ifademi topladıktan sonra buzdan gözlerine tekrardan baktım.

''Sahi onu neden arıyorsun?''

Bunun için gelmiştim, tek ihtiyacım onu neden aradığını öğrenmekti.

İfadesi nefrete bürünürken arkasına yaslandı ve gözlerini gözlerimden ayırmadan o cümleyi kurdu.

''Benden bir şey aldı. Hem de çok önemli bir şeyi''

Kaşlarım havalandığında sertçe yutkunmuştum.

''Neyi?'' Soruyu sormuştum ama alacağım cevabı duymak için hazır değildim, sadece sormuştum ama...

''O bende kalsın''

Aldığım cevaptan sonra başımı salladığımda bakışlarım ondan kayıp yere sabitlenmişti. Drake ondan ne almış olabilirdi, o öyle bir insandı ki herkesten her şeyi alabilirdi. Keza zamanında benden beni almışlığı bile vardı.

Masada duran kalemi aldığımda hatta parmaklarımın arasında gezdirirken pür dikkat beni izledi.

''Sende olanlar sen de kalsın da, bendekilere sakın dokunma Karahanlı, yoksa ters düşeriz''

Kalemin arkasına basıp ucunu çıkardığımda parmaklarımın arasında çevirmeye devam ettim.

''Ha bir de, geçmişimi araştırmayı bırak'' ciddiyetimi bozmadan konuşmama devam ettiğimde pür dikkat beni dinliyordu. Oturduğum yerden kalkıp

''Çünkü öğreneceğin her şey yalnızca benim istediklerim olacak'' dediğimde kalemi var gücümle masaya sapladım. Kalem kağıdın üstünde dururken gözlerimi gözlerine dikmiştim.

Şaşkınlıkla kalırken bakışları gözlerimden ayrılıp masadaki kalemde dikilmişti.

''Benim ne yaptığım, ne yaşadığım seni ilgilendirmez Karahanlı, bu yüzden beni araştırmayı bırak. Seninle savaşmayacağımı söyledim ama bu yaptıklarına göz yumacağım anlamına gelmez''

Mavi gözlerine bakmaya tenezzül bile etmeden kapıya yöneldim ve aklıma gelen şeyle durdum. Omzumun üstünden ona bakarak

''Son bir şey daha. Bir daha güvenmediğin birini evine alma ve bana bir daha sakın güvenden bahsetme. Çünkü Karahanlı birinin sana güvenmesi için önce senin ona güvenmen gerekir''

Kapıyı açıp var gücümle kapattığımda içimde acıdan başka bir şey yoktu. Acım aptallığımaydı. Yine, bir kez daha kendime kızıyordum. Birine inanmanın eşiğine geldiğim için kendime çok ama çok kızıyordum.

Dün gece korkuyla koştuğum koridoru şimdi dimdik yürüyerek geçiyordum. Eve ilk geldiğimde olanlar gözümde canlanmıştı ama buna alışmıştım. Daha önce de böyle bir şey yaşamış eve girememiştim ama artık bunu aşmış ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmeyi öğrenmiştim. Bugünse dünkü cehenneme çeviren o odada kalacaktım. Asıl değişim buydu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

☘️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yağız Karahanlı

Miray gitmişti ama arkasında beni bıraktığından bir haberdi. Bir süre masanın üzerindeki kalemle bakıştım. Öyle sert, öyle öfkeyle saplamıştı ki kalemi sanki kalbime hançer saplar gibiydi. Sesi kulaklarımda yankılanıyordu.

''Öğreneceğin her şey yalnızca benim istediklerim olacak''

''Bir daha daha güvenmediğin birini evine alma ve bana bir daha sakın güvenden bahsetme, Çünkü Karahanlı birinin sana güvenmesi için önce senin ona güvenmen gerekir''

''Güven, onun istedikleri, öğrendiklerim, yalanlar. Ah'' öfkeyle başımı masaya vurdum ve kaldırmadan tekrardan sertçe vurdum.

''Ben harbiden geri zekalıyım. Tam güvenini kazanıyordum. Nasıl hata yapabilirim nasıl?''

''Patron, patron''

Arda odaya girdiğinde başımı masadan kaldırdım. Nefes nefese kalmıştı. Telaşı o kadar büyüktü ki ne yaptığının farkında değildi. Normalde hiç yapmadığı şeyi yapmış, tabiri caizse dan diye odama girmişti. Onun daha önce hiç böyle bir şey yaptığını görmemiştim. Bu demek oluyordu ki çok büyük bir şey olmuştu.

Kocaman gözlerle ona baktığımda ne yaptığının yeni yeni farkına varır gibiydi. Ellerini önünde bağladığında ''kusura bakma patron hata ettim ama çok önemli bir durum var. Sen öyle deyince ben bu adamın biraz daha üstüne gittim. Bir şeyler anlatti ama hepsini bize anlatmadı geri kalanını seninle konuşmak istediğini her şeyi anlatacağını söyledi. Sadece 'her şeyin bir sebebi var' deyip durdu. Kalanını sana anlatacakmış''

Oturduğum yerden kalkıp hızlı ve olabildiğince büyük adımlarımla odadan çıktım ve aynı hızda merdivenlerden inip evden çıktım. Arda peşimden koştura koştura geliyor, adamın konuştuğu kadarını bana anlatıyordu.

''Patron bu adam bir otelde çalışıyormuş, iki aydır da işsizmiş, ailevi bir sebepten ötürü işi bırakmış'' olduğum yerde durup Arda'ya öfkeyle baktığımda ''senden onun iş ve eş hayatını istemedim. Miray'dan ne istediğini öğrenmeni istedim''

Başını anladığını belli edercesine salladığında ''bir adam varmış patron, Miray Hanımı tanıyormuş, adı Uğur T-'' o adamın adını duyduğum anda adımlarım tekrardan hızlandı ve Arda'nın soyadını hatırlamasını beklemeden dişlerimi sıkarak ''Tamer'' dedim.

''Hah evet Tamer, o adamı tanıyormuş bu Serdar ama nereden nasıl onu bilmiyorum'' başımı öfkeyle salladım ve ellerimi yumruk yaparak evimin yanında ormanın içindeki derme çatma eve doğru yol aldım. Umarım o adam yanlış bir şey söylerdi de kalan öfkemi de ondan çıkarırdım. Umarım.

Adımlarım ve öfkemin harlanan ateşiyle soluğu o küçük evde aldığımda Serdar'ın olduğu odaya doğru ilerledim. Odaya adım attığım anda burnumu kan kokusu doldurdu. Yüzümü buruşturarak Arda'ya baktığımda ''ne yaptınız oğlum adamı öldürdünüz mü bu koku ne?''

''Konuşmamak için direnince biz de onu zorlayalım dedik patron'' gözlerimi devirerek odaya girdiğimde içerideki adamların hepsi dışarıya çıktı. Odada yalnızca Arda ve ben kalmıştık. Ha bir de şu adam.

Adamı odanın ortasına, bir sandalyeye eli kolu bağlı oturtmuşlardı. Aynı o gün Miray'a yaptıkları gibi.

Yüzü kan revan içindeydi, kaşı dudağı, burnu kan içindeydi. İlk halini görmesem ve onu buraya koyan ben olmasam tanıyamazdım. Ellerimi arkamda birleştirip yüzüne doğru eğildiğimde ''sanırım arkadaşlar beni sana baya güzel bir şekilde tanıtmış, öyle değil mi, ilk başta tanımıyordun beni, kim olduğumu bilmiyordun. Artık unutmazsın beni diye düşünüyorum''

Aralık kalan gözüyle bana bakmaya çalışırken söylediklerimi anladıktan sonra zor da olsa gülümsedi.

''Arkadaşlar baya iyi tanıttı'' iğrenerek gülümsediğimde başımı onaylar nitelikte salladım.

''Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına'' elimi çözüp onun omzuna koyduğumda gözleri daha çok açıldı.

''Miray'ı nereden tanıyor, ondan ne istiyorsun ve Uğur Tamer'le ne alakan var?''

Kısık sesle bir şeyler gevelediğinde ne dediğini anlamak için biraz daha eğildim. ''Su, su istiyorum'' dediğinde derin bir nefes alıp Arda'ya bakarak ''su getir şuna, bir de bezle silin şunun yüzünü'' dediğimde Arda bir yandan odadan çıkarken bir yandan da bana açıklama yapıyordu.

''Aceleye gelince temizleyemedik patron, hemen silelim''

Odanın içinde volta atmaya başladığımda bir köşeye geçip ellerimle yüzümü kapattım. Yine onun yüzü gözümün önüne geldi, sesi ve söyledikleri yine kulağımda çınladı.

''Bana bir daha güvenden bahsetme, önce senin güvenme gerek, güvenmediğin birini evine alma''

Ellerimi yumruk yapıp duvara vurduğumda delirmek üzereydim. Nerede hata yapmıştım, neyi atlamış, neyi eksik yapmıştım?

''Patron, hazır''

Arkamı dönüp yüzüne baktığımda artık tanınabilir bir hale gelmişti. Tekrardan elimi omzuna koydum ve gözlerine bakarak ''anlat'' dedim.

''Yağız Karahanlı, ne yalan söyleyeyim adını duydum ama nasıl göründüğünü bilmiyordum. Uğur senden çok bahsetti'' kaşlarımı çattığımda devam etmesini bekledim.

''Bana senin Miray'ı takip ettirdiğini, onun etrafında dolandığını söylemişti ama ben bu kadarını beklemiyordum'' omzunu sıkarak

''Sadede gel, Uğur'u nereden tanıyorsun?''

Bakışlarını tavan dikip ''Uğur, uğur'' dedi ve alayla gülerek ''sanırım onu tanımıyorum. O kim?'' Dediğinde aynı gülümsemeyle ona baktım ve ''demek tanımıyorsun'' dedim.

Başını alayla salladığında var gücümle yüzüne bir yumruk indirdim. Acıyla inlemesinin yanında kahkaha sesi duyduğumda kanlanmış yakalarından sıkıca tutarak onu sertçe savurduğumda ''bak benimle alay etme, beni sınama, ben diğerlerine benzemem, sınama beni, KONUŞ''

''Kolay olduğunu söyleyen olmadı, zor adamdır dediler senin için, kimseye güvenmez dediler ama'' gözlerimin içine baktığında dikkatle ona bakıyordum.

''Miray'a kolayca güvenmişsin hatta evine almışsın, vay be ne güven ama'' zorluyordu, beni ve öfkemi deniyordu. Onu öldürmem için bana yalvarıyordu.

''Arda, şunu biraz daha dövün, konuşacağı zaman çağırın beni''

Tam elimi çekecekken ''sen de hiç dalga geçmeye gelmiyorsun canım, iki gülelim dedik, tamam konuşacağım''

Oturduğu yerde doğrulmaya çalıştı ama iplerden dolayı başarısız oldu.

''Bana Uğur'u sormuştun, Uğur Tamer, benim can düşmanım, dermişim en yakın arkadaşım. Benden bir şey rica etti ben de kıramadım. Onun için Miray'ın peşine düştüm'' sertçe yutkunduğumda ciddiyetini korumasını umdum ama tabii ki olmadı.

''Belki biliyorsundur Miray ve Uğur bir zamanlar sevgililerdi. Çok güzel, herkesi gıpta ettiren bir aşkları vardı. Herkes onları konuşurdu. Ah ah ne günlerdi. Hatta tanışmalarının beşinci günü Uğur geldi bana dedi ki, ben Miray'a evlenme teklifi edeceğim, dedim oğlum daha erken delirdin mi sen, yok dedi illaki edeceğim. Bak sen şimdi, dinlemedi tabii, Allah'tan Miray'ın o gün işi çıktı da gelemedi. Neyse sonra''

Daha fazla dayanamayıp tekrardan yakasına yapıştığımda ''dalga mı geçiyorsun lan benimle, adam akıllı anlat şunu'' dedim, Serdar yalandan şaşırmış bir ifadeyle ''anlat dedin anlatıyorum işte ne istiyorsun, sana da yaranılmıyor''

''Düzgünce anlat'' öfkeyle sıktığım yumruklarım yakında tekrardan yüzüyle buluşacaktı, şimdilik tek hedefim o ölmeden gereken şeyleri öğrenmekti.

''Her neyse aralarındaki küçük, küçücük, minnacık bir sorundan dolayı bunlar ayrıldılar. Uğur'da seni ve adamlarını görünce onu merak etti ve bana onu takip etmem gerektiğini, günü geldiğinde barışacaklarını söyledi. Miray malum zor bir dönemden tek başına geçiyor. Çocukta uzaktan destek olmak istiyor, onu düşünüyor işte ne var bunda'' mimiklerine, sözlerine bakıldığında doğru söyler gibiydi ama benim anlamadığım bir nokta vardı.

''Destek derken, zor bir dönem derken, düşünmek derken?'' Merakla Arda'ya baktığımda bilmediğini belli edercesine başını salladı. Serdar ağzını yayarak

''E siz bilmiyor musunuz?'' Şaşkınlıkla sorduğu soru ve gevşekliğiyle sabrımı taşırmak üzereydi.

Durup yüzüme baktığında ''ciddi ciddi bilmiyorsunuz'' şaşkınlığının yanına alaylı gülümseme de eklendiğinde dayanamadım.

''Neyi ulan, neyi, neyi bilmiyor muşuz biz?'' Ellerimi iki yana açara bağırdığımda ciddi bir ifade takınarak cevap verdi.

''Miray'ın hamile olduğunu''

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

⚔️

 

Evet, bu bölümlük bu kadar umarım beğenmişsinizdir. Diğer bölümü bu kadar uzun tutmamayı hedefliyorum. Umarım bu hedefimi gerçekleştirebilirim. O güne kadar kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere...

 

Bölüm : 18.02.2026 13:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...