
Selam canlarım yeni bölüm ile ben geldim. Bol bol satır arası yorum yapıp beğeni atmayı unutmayın. Hesabımı takibe alırsanız sevinirim.
Oy sınırı dolmadan yeni bölüm gelmeyecek bilginiz olsun . Rica ediyorum hayalet okurlarım artık beğeni yorum ve takip yapsın . Emek veriyorum ve gerçekten çok zor şartlar altında yazıyorum bölümleri. Lütfen kırmayın beni bu hikaye sizin ile büyüyecek büyük bir aile olacağız bunu bana çok görmeyin.
Bölüm oy sınırı 50
___________________________________________
Bazen bir sessizlik, bin kelimeden daha çok şey anlatır. Bazen bir bakış, yılların yükünü taşır omuzlarda. Ve bazen, bir bedenin taşıdığı izler, konuşulmayan geçmişin en çarpıcı tanığı olur.
Adalet, her zaman yüksek sesle gelmez; bazen fısıltı gibidir, bazen de gecenin en kör vaktinde, görünmeyen bir el gibi dokunur. Ne sorar, ne affeder. Sadece bulur ve işaretini bırakır. Tıpkı Barlas Karahan'ın sessizce işaretini bıraktığı gibi.
Salonda hâlâ bir muhabbet dönüyor ama herkesin aklını meşgul eden bin bir sorun ile savaşıp ettikleri sohbet ile içsel duygularını bastırıyor lardı. Sohbetin uğultusunun arasına konak bahçesinde evin çalışanın attığı çığlık sesi adeta bomba gibi düştü salona .
İnce, tiz, yürek parçalayan bir kadın sesi.
Bir anda herkes korku ile irkildi çığlık sesleri ile
Ayfer Hanım bastonuna sarıldı.
Eslem ve Eyşan, birbirlerine korkuyla baktılar.
Ferman refleksle ayağa kalktı.
Aras, korku ile irkilen Aden'i korurcasına kollarının arasına çekti.
Murat yerinden kımıldayamadı; sadece nefesini tuttu. Alp te tıpkı Ferman gibi oturduğu yerden ayağa fırladı Dila da en az diğerleri gibi şoka girmiş korku ile irkilmişti.
Kimse evin yardımcısı Hatice teyzenin attığı çığlıkların sebebini bilmiyordu.
Bahçeden gelen çığlık sesi ile herkes korku ile girdiği şoktan kurtulup salondan çıkıp altkata inen merdivenleri telaş ile inmeye başladılar nasıl indiklerini bilemediler. Merdivenlerin sonuna gelmiş bahçeye adım attıkları gibi Behram beyin perişan hali ile karşı karşıya geldiler.
Behram bey yüzü gözü kan içinde üstü başı darma dağın ayakta zor duruyordu. Daha sabah kibirli ve sarsılmaz duruşu ile evden çıkmış şimdi ise perişan bir halde bahçede ayakta durmakta zorlanıyordu. Ev halkı karşılarında perişan bir halde duran adamı görünce neye uğradığını şaşırıp beklemedikleri manzara ile karşı karşıya kaldılar .
Behram Bey'in gelişi, ortalığı buz gibi bir sessizliğe gömmüştü.
Bahçenin taş zemininde Behram Bey dimdik durmaya çalışıyordu ama artık ayakta kalacak gücü kalmamıştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, gömleği yırtılmış, yüzü kan içinde çizikler ve morluklarla kaplıydı. Nefesi düzensizdi; her adımı titrek, her bakışı boşlukta asılıydı adeta. Herkes Behram beyin perişan haline baka kalmıştı ve yanına yaklaştıkları zaman daha büyük bir izle yüzleşeceklerinden habersilerdi .
Ayfer hanım oğlunun perişan hâlini görünce yer ayağının altından kaymış gibi yaşlı bedeni sarsıldı bastonun dan güç alarak zarzor ayakta durmaya çalıştı. Aden babaannesinin ayakta durmakta zorlandığını görünce hemen koluna girdi.
Eyşan hanım ise kocasının perişan halinden gözlerini ayırmadan girdiği şoktan çıkıp yanına doğru aceleyle ilerledi. Arkasından gelen Murat ve Alp ile birlikte. " Behram noldu sana ne bu halin." Diye telaşlı bir şekilde yanına ulaştı.
Behram bey ise ayakta durmakta zorlanıyordu. Dizlerinin dermanı kalmamıştı ve gücü tükendiği için bir anda olduğu yerde sendeledi yere düşecek iken Alp ve Murat biri sağ, diğeri sol kolundan tutarak düşmesine engel oldular. İki genç adam , Behram beyin düşecek gibi olduğunda kollarından tutması ile Behram beyin gömleğinin sırt kısmının yırtılmış ve sırtının bazı bölgelerindeki yanık izi ile karşı karşıya kaldılar.
Eyşan hanım oğullarının baktığı noktaya bakması ile korku dolu bir feryat döküldü dilinden. " Aman Allahım kocamı diri diri yakmışlar." Diyerek gerçeği herkese duyurdu.
Ferman ve Aras yengesinin söylediği ile amcasının yanına gelip tıpkı diğerleri gibi gördüğü manzara karşısında yüzlerini buruşturarak baktılar. Üç, belki dört tane. Her biri farklı yönlere uzanan, derisi kabarmış, kırmızı ve mor arası renkte, etrafı sarımsı şişliklerle çevrelenmiş taze yanık izleri vardı. Deri yer yer açılmıştı; kabaran bölgeler içi sıvı dolu kabarcıklarla kaplıydı bir diğer yanık izi ise sol kol bileğinin dört parmak üzerindeydi. Her iz, acının beden üzerindeki suskun haykırışı gibiydi resmen . Görenin yüreğini kavuracak cinstendi. Ama Behram bey bunu hâk etmişti.
Eyşan hanım hala gördüğü izlere bakarak feryat figan ederek ağlıyor diğer aile fertleri de Behram beyin yanına gelmişti. Aden ve Dila göz ucu ile baktıklarında bile dayanamamış birdaha bakmaya cesaret edememişlerdi gördükleri manzaraya. Her kafadan ayrı bir ses yükseliyor Ayfer hanım ve Eyşan hanımın ağlama sesleri bir birine karışmıştı.Ferman gördüğü manzaraya kayıtsız kalmamıştı.
" Aras arabayı çalıştır amacamı hastaneye götürelim." Dedi acı ile iki büklüm olmuş Behrama bakarak.
Ferman'ın sesi ile Behram bey bakışlarını yerden kaldırıp Ferman'a çevirdi. "Hastaneye gidemeyiz polis karışır işin içine olmaz." Dedi güç bela bulduğu sesi ile hastaneye gitmemek için diretti.
" Bırak karışsın polis işin içine ." Dedi Murat , babasının sözlerine öfkelenmişti. "Baba hastaneye gitmemiz gerek sırtın boydan boya yanık müdahale etmeleri gerek sen hasteneye gidemeyiz diyorsun." Dedi kolundan tutup ayakta durmasına yardım ettiği babasına.
" Beni yukarıya çıkarın hasteneye gitmeyeceğim aile doktorunu arayın o gelsin." Dedi Behram bey . Bunu kendisine kim yaptığını bilmiyordu ve hastaneye gider ise polisin işin içine gireceğini ve bunu kendisine kim yaptıysa öfkelenip yeni bir hamlede buluna bilme ihtimalini göz önünde bulundurarak korktuğu için gitmek istemedi.
" Amca evde müdahale edilecek birşey değil bu ." Dedi Ferman, Murat'a katılarak. Amcasına bir gram ne saygısı ne sevgisi kalmıştı Aden'e pervasızca ettiği sözlerden sonra. Şuanda yardım eli uzatıyorsa babaannesi ve kuzenlerinin hatrınaydı .
" Hastaneye olmaz dediysem olmaz beni yukarıya çıkarın." Dedi kararından bir adım geri atmadı.
Herkes ne kadar hastaneye gidelim polise haber verelim diye dakikalarca dil döktüyse nafile Behram bey kimsenin lafını dinlemedi yine her zamanki gibi kendi istediğini yaptırdı . Behram beyin isteği üzerine yukarı salona çıkardılar. Eyşan hanım ve Ayfer hanımın göz yaşları ile . Dila ise babasının o hâlini görünce göz yaşlarına engel olamamış sessizce akıtmıştı. Kendini evlat olarak bağrına basmayan , nefret eden babası için sessiz sessiz göz yaşını akıtıp üzülmüştü.
Behram beyin isteği üzerine yukarıya çıkıp salona gelmişlerdi. Eyşan hanım koltuğa oturtulan Behram beyin yanına gelmiş göz yaşları arasında üzerindeki yırtık gömleği çıkarırken Behram bey acı ile inliyordu.
" Eyşan,Eyşan yaktılar kocanı hemde hiç acımadan diri diri. Ahhh " diye acı dolu bir inilti koptu Behram beyin dudakları arasından ." Acıyor, Eyşan yavaş çıkar." Dedi yaşlı bedeni acı ile kıvrılıp iki büklüm oluyordu.
Eyşan hanım göz yaşları arasında yavaş harakler ile gömleği çıkardı. " Elleri kırılsın bunu sana kim yaptıysa. Cayır cayır yansınlar seni yaktıkları gibi . Bunu yapan insan değil ." Diye beddu etmektende geri durmadı.
Aras , amcasının isteği üzerine aile doktorunu aramış Behram beyin durumu ile ilgili tüm bilgileri vermişti. Şimdi ise doktorun gelmesini bekliyorlardı. Herkes bir merak içindeydi bunu Behram beye kim yaptı? Herkesin aklında aynı soru vardı.
Ferman, Behram bey ve yengesinin konuşmasını bölerek araya girdi. " Amca kim yaptı sana bunu ? " Diye sordu eğer bir tehlike ,bir düşman varsa bilmesi gerekti diğer aile fertleri tehlikede ola bildirdi.
Eyşan hanımın yardımı ile Behram bey , koltuğa yüz üstü uzandı. " Bilmiyorum. " Dedi tek kelime ile.
Murat salonun bir köşesinde öfke ile burnundan soluyordu babasına bunu her kim yaptıysa bilmek istiyordu. " Ne demek bilmiyorum baba " Diye öfke ile sert bir şekilde çıkıştı babasına " Yüzün gözün dağılmış sırtında sayısız yanık izi var sen hala bunu sana kimin yaptığını bilmiyorum diyorsun!"
" Ulan beni bu halde bağırttırma. Kim olduğunu bilmiyorum işte ." Diye sesini yükseltmeye yeltendi ama sırtındaki izlerin varlığı kendini acı ile belli etti .
Murat , babasının kim olduğunu söylememekte direnmesine sabrı gelmiyordu. " Tamam baba sen kim olduğunu bilmiyorsan polisler bulur . Ben karakola gidiyorum şikayette bulunmaya." Diyerek arkasını dönüp salondan çıkmak için tam adım atmıştı ki Behram beyin sesi ile durdu.
" Murat polisi karıştırma kim olduğunu bilmiyorum. Başımıza daha çok bela alırız." Dedi Murat'ı durdura bilmek adına. Kendisini acımadan bu hale getiren adamların acıması yoktu ve tekrar harekete geçme ihtimali üzerinden yola çıkıyordu Behram bey ve en doğru olan sessiz kalmak olduğunu düşündü. Birkez daha aynı şeyi yaşar ise kaldıramaz dı .
Murat öfke ile salona tekrar dönüp babasının yanına doğru adımlayıp yanında durdu. " Nasıl bilmiyorsun baba muhakkak adamlardan birinin yüzü aklında kalmıştır sana bunu yapan cezasız mı kalsın? " Dedi haklı bir şekilde.
Murat süt köpüğü gibi köpürüp duruyor öfkesine yenik düşüyordu. Herkes salondaki koltuklara sinmiş olayın şokunu atlatmaya çalışıyorlardı. Sadece ayakta Murat vardı oda öfke ile dört dönüp duruyordu. Ferman, Murat'ın öfke ile bir yanlış yapa bileceğini bildiği için baba oğulun arasına girdi. " Murat sakin ol kardeşim geç otur. "
Murat'ın öfke dolu bakışları Ferman'ın ettiği sözle genç adama döndü." Ne demek sakin ol , oturulacak zaman mı Ferman? Babamın hâlini görmüyor musun diri diri yakmışlar babamı nasıl sakin olayım." Diyerek Ferman'a sert çıkıştı sesini yükselterek.
Ferman, kuzenin sessini yükseltmesini göz ardı etti bulundukları durumdan dolayı . "Lan sana sakin ol otur dediysek keyfimizden demedik." Dedi Ferman otoriter bir şekilde. " Neyin ne olduğunu bir soralım amcam anlatsın ona göre hareket ederiz geç otur ."
Murat, Ferman'ın sözünü ikiletmeden yan tarafındaki koltukta oturan Alp'in yanına oturdu. Babasından alması gereken cevaplar olduğu için sesini çıkarmadı.Murat'ın oturması ile Ferman bakışlarını amcasına çevirdi. " Nasıl oldu amca bu en baştan anlat ." Diyerek bakışlarını amcasının yanık sırtında gezindirdi.
Behram bey acı dolu harmanlanmış sesi ile zar zor olanları en başından anlatmaya başladı. " Sabah evden çıktım galeriye giderken şehir merkezine giden bağlandığımız ıssız yola girmem ile siyah bir araba önümü kesti. Daha ne olduğunu anlamadan arabadan siyah maske takmış iki adam inip beni apar topar arabadan indirip kendi arabalarına bindirip gözlerimi bağladılar yol boyunca ne konuştular ne ettiler. Daha sonra beni eski bir fabrikamı depomu anlamadım bir yere götürdüler orda gözlerimi açtılar. Ordaki adamların da yüzünde maske vardı ortamda hafif karanlıktı beni saatlerce döven adamların kim olduğunu görmedim. Bi ara bayılmış kalmışım gözümü açtıktan kısa bir süre sonra siyah maskeli iri yarı bir adam geldi gözümü bağladı. Gözümü bağlandıktan sonra yanıma biri geldi o her kimse başları oydu tahminimce yüzünü göstermemek için gözümü bağlattı. Daha ben ne olduğunu anlamadan gömleğimin sırt kısmı yırtıldı, bir anda sırtıma basılan kızgın şiş ile neye uğradığımı dâhi anlamadım. Ondan sonrası yok bayılmışım gözümü açtığımda beni aldıkları yere atıp gaza basıp gittiler." Diyerek tek solukta acı içinde kıvransada herşeyi anlattı.
Ferman diğerleri gibi amcasının anlattıklarını pür dikkat dinledi." Peki amca sana bunu yaparken hiç mi bir şey söylemediler, aralarında hiç mi konuşmadılar?" Diyerek amcasının vereceği cevap ile ipucu aramaya başladı sakin bir şekilde. Behram beyin vereceği en ufak ip ucu bile kim olduğunu öğrenmek için işlerine yarayacaktı.
Murat babasının anlattığı ile oturduğu yerden kalktı. " Ben karakola gidiyorum bu böyle olmaz."
" Karakola gitsen bile elimize birşey geçemez Murat." Dedi Behram bey ."Aksine bunu bana yapan her kimse daha çok bela olur başımıza. Kamera kaydı yok ne beni aldıkları yerde nede bıraktıkları yerde . Görgü tanığı, kim olduğuna dair ne bir iz ne bir isim var elimizde karakola gitsen de boşuna elimizde hiç birşey yok elimiz boş kaldığı ile yetmez bu defa herkes duyar bu yaştan sonra Antep'in dilinemi düşelim." Dedi kim olduğuna dair tek bir ip ucu yoktu Barlas işini temiz bir şekilde halletmişti. Görünmeyen bir el gibi sadece Behram beyin vücuduna iz bırakmıştı Barlas.
Dakikalardır aklından geçen ihtimalleri düşünüp sessizliğini koruyan Aras girdi bu defa söze." Bu aralar aranın kötü olduğu biri varmı amca? İş için anlaşamadığın veya alacak verecek davası için ters düştüğün biri yada birileri varmı?" Diyerek mantıklı sorularını sıraladı amcasını iyi tanıyordu aklından geçen ihtimalleri sıraladı Aras.
" Sizde beni iyice kötü ettiniz . Benim kimse ile aramda düşmanlık yok . Ben kendi halimde bir adamım." Dedi kendini acındırarak. " Benim gibi kimseye zararı olmayan adamdan ne istediler onu bile anlamadım ben ." Oysa düşman üstüne düşman edinen bir adamdı. Ters düştüğü herkesin canını yakmadan geri durmazdı. Bu aralar Behram bey ile ters düşecek iki adam vardı birisi Savaş tı oda Aden için ters düşerdi ama gerçekleri bilmiyordu ve hala yurt dışındaydı diğer kişi ise Barlas tı oda Aden için ters düşerdi ama Barlas'a istediğini vermişti yani Aden'i bu iki ihtimalin düşüncesini çürütüp yok etti. Birde kuyruğunu kaptırdığı birisi daha vardı ve o kişiden de Agâh Ağa'nın sayesinde kurtulmuştu.
Behram beyin aklından geçen yeni bir düşman vardı ama kim olduğunu henüz bilmediği bir düşman ve şimdilik kaçak dövüşüyor olarak düşündü. Aklına başka bir ihtimal gelmiyordu. Kendisine bunu yapacak Barlas ve Savaştan başka kimse yoktu o ikiside bunu yapmaları için bir sebep yoktu Behram bey böyle düşünüyor du. Ama yanılıyordu Behram bey , Barlas'ın hayatta en değer verdiği kadına el kaldırma gafletinde bulunmuş ve bunun bedelini ödemişti ve bundan haberi dahi yoktu olmayacaktıda.
Alp daha fazla sessizliğini koruyamadı."Vardır elbet senin kıyıda köşede bir düşmanın bu hep böyle oldu bizi kandırma baba." Biliyordu Alp babası masum bir adam değildi canını yaktığı çok insan olmuştu. Ve Alp'in tahammülü gelmemişti babasının kendini masum gösterme çabalarına bir gerçeğe değinmektenden de edememişti.
Behram bey içinde bulunduğu duruma bakmadan bir anda köpürdü öfke ile . " Ne diyorsun lan sen . Ulan sen benim oğlummusun düşmanım mı? Hele ettiği hane bak hele ." Yaraları sızlıyor du sesini yükselttiği için ama Alp'in sözlerine de sakin kalamadı. " Puşt seni orda oturmuş daha bana hanek yetiştiri siktir git gözüm görmesin seni ." Diye sesini daha da yükseltti Alp'e .
Behram bey kendisi ile ilgili doğruların dile gelmesini kaldıra bilecek karakter de bir adam değildi. Ve oğlunun gerçekler ile kendisini yargılayıp kendine göre saygısızlık ettiğine oldukça öfkelenmişti.
Alp oturduğu yerden hışım ile kalktı salondan çıkmak için ama çıkmadan önce babasına iki çift lafı vardı tam söze gerecektiki Ayfer hanım elindeki bastonu sertçe yere vurdu.
" Bu halda bile bir birinize hanek yetiştirisiniz. Beyle zamanlarda bir birinize sırtınızı dayamak yerine kavga edisiniz . Ailemizi beylemi koruyup bir arda tutacaksınız söylen bana ." Dedi Behram bey ve Alp arasında bakışları gidip geliyordu. " Kendinize gelin yoksa ben hepinizi kendinize getirmesini bilirim. " Diyerek bu defa tüm aile fertlerinin üzerinde gezindirdi bakışlarını. Ayfer hanım yıllar sonra bu konağa adım atmıştı ve ne oğlunun , ne gelinlerinin nede torunlarının hal ve hareketlerinden , tavırlarından memnun kalmamıştı.
Sanki aile değiller de hepsi bir birne düşman gibi ya bir birleri ile laf dalaşına giriyorlar dı yada bir birlerinin arkasından gizli saklı iş çeviriyorlardı. Torunlarının büyüklere saygı göstermek yerine saygısızlık ettiğinide gördü. Ama torunlarının ettiği saygısızlığın altında yatan sebebini bilmiyordu. Heleki Behram beyin Aden'e ettiği sözleri bir duysa , yada Dila yı yok sayıp ettiklerini görse taş üstünde taş koymaz bu konağı Behram beyin başına yıkardı. İki tane kız torunu vardı ve Ayfer hanım kız evladı sever ezdirmezdi. Ayfer hanım yılların verdiği yorgun bedeni ne kadar yaşlı da olsa bir o kadar da kudretli duruyordu. Bu gözler neler görmüş neler geçirmişti bu yaşına kadar. Hele bir de evlat acısı ile yanıp kavrulmuş bir kadındı. Evlat acısı ile yanıp hâlâ ayakta duran bir kadını hiç bir şey yıkmaya gücü yetmezdi dünyada en zor şey ile imtihan edilmiş kadındı acısı ne geçer nede tarif edilirdi.
Ayfer hanımın sözleri ile ortamda keskin bir sessizlik oluştu. Ayfer hanım konuşmaya devam etti. " Beni kör yada sağır sanıyorsunuz herhal ama ben ne körüm ne de sağır. " Diyerek gözlerini bir arada oturan torunlarının üzerinde gezindirdi. " Gençler nerede duracak larını saygıyı unutmuş." Dedi Ağır aksanı ile tek tek torunlarının üzerinde yaşlı ama bir o kadar da keskin gözlerini gezindirdi. Daha sonra bakışlarını Behram bey ve iki gelinine çevirdi . Bakışları Eslem hanımı es geçti Eslem hanımdan razıydı. Razı olmadığı oğlu ve Eyşan hanıma sabitledi bakışlarını. " Büyüklerde büyük olmayı unutmuş. Kendi saltanatlarını sürdürmek için oyunlar çevirip hanek dönederip fitne ficur saçar olmuş." Bir süre Eyşan hanım ve Behram beyin arasında gezindirdi bakışlarını daha sonra bakışlarını oğlu ve gelininden çekip." Herkes bir silkelenip kendine gelsin siz beni unutmuşsunuz ama ben gendimi hatırlatmasını eyi bilirim ." Diyerek Antep şiveli aksanı ile son noktayı koydu. Ayfer hanım görmüş geçirmiş bilgili bir kadındı.
Herşeyden önemlisi aile değerlerine önem veren aile kavramını iyi bilen bir kadındı. Örf ve adetleri ne bağlıydı ve saygısızlığa tahammülü yoktu. Bakışlarını salonun ortasında duran Alp'e çevirip." Sen benim bastonumun tadını unutmuşsun herhal " Bakışlarını torunun üzerinde gezindirdi. "Alp şimdi çık hava al silkelenip kendine gel karşındakinin baban olduğunu da kendine tembih et ." Bu eve el atma zamanı gelmişti. Eğer böyle giderse aile bağları iyice gerginken kopar aile diye birşey kalmazdı.
Alp babaannesinin sözleri ile öfkeyle salondan çıkıp gitmiş arkasından herkes baka kalmıştı. Ayfer hanım öfke ile dışarıya çıkan torunun ardındaki bakışlarını Behram beye çevirdi tekrar. " Behram." Dedi kendine bakması için az sonra bir kılıç kadar keskin sözlerini dile getirecekti. Behram beyin bakışları annesine dönünce Ayfer hanım konuşmaya devam etti. " Ben anayım oğul senin bu halına üzülürüm de ağlarım da ama ." Diyerek duraksadı bir kaç saniye sonra konuşmaya devam etti."En çokta seni büyütürken ne hata ettik neyi gözden kaçırdık ona ağlarım. Seni bu kadar başı buyruk , kötü hale getiren ne hata eddik diye bu yaşıma gelmişim hala düşünürüm. " Oğlunu iyi tanıyordu Ayfer hanım ne kadar düşmanım yok desede birilerinin hep canını yaktığını görmüştü. Bu aileye en çok zarar veren de Behram bey di bunuda iyi biliyordu.
" İstediğin kadar ben kendi halımda bir adamım kimseyle düşmanlığım yok de buna herkesi inandırırsın ama beni inandıramaz sın oğul. " Dedi bakışları ne kadar yorgun olsada bir o kadar da keskindi. " Dün kimin kuyruğuna basıp canını incittiysen bönde o kişi senin kuyruğunu dağlayarak koparıp eline vermiş. Ama seni uyarıyorum Behram kime bulaşıpta başına bela ettiysen o kişinin önünü kes benim torunlarımın başını bir iş getirmesin . Eğer senin başına bela ettiğin adamlar yüzünden bu evde tek birinin burnu kanasın seni evlatlıktan siler analık hakkımıda helal etmem sa. Bunca yıl başımıza getirmediğin musibet kalmadı dur artık." Ayfer hanım yılların birikmişliğinin yükü ağır geldi daha fazla dayanamayıp tüm birikmişliği bir çırpıda dile getirdi. Yıllardır Behram beyden çok çekmişti. Behram bey harici iki oğlu bir kızı vardı onların çektirmediğini Behram bey çektirmişti.
Ayfer hanımın kılıçtan keskin sözleri herkesi daha da sessizliğe büründü. Bir evladın annesine ettireceği ağır sözler bir kaya olup herkesi ezmişti ama Behram beyi uslandırmamıştı.
" Ana sen ne din beni mangalda et pişirir gibi yakmışlar senin ettiğin söze bak hele. " Dedi Behram bey , Ayfer hanımın vicdanına oynamaya çalıştı evlat olarak duygu sömürüsü yapıyordu. Ama bunlar Ayfer hanıma sökmez di.
" Sus Behram." Diyerek koltuğa sinmiş Aden ve Dila ya çevirdi bakışlarını bu defa Ayfer hanım." Dila kak hele gızım babana bir yastık getir başının altına goysun . Başı yere çok yakın olunca beynine kan fazla gidi . Aden sende bir bardak su getir gızım amcana içi yanidir şimdi suyunu içsin içinin ataşını söndürsün ." Diyerek Behram beyin öfke ile yanıp tutuşan ateşe bir odun da Ayfer hanım attı.
Dila ve Aden duydukları sözle gülmek istesede gülemediler. Dudaklarını bir birine bastırarak İçindeki gülme isteğini gizleyerek oturduğu yerden ayaklandılar. Şuan başlarına gelen bu duruma ağlasalarmıydı gülselermi bilemediler trajikomik bir şey yaşıyorlardı. Herkesin sinirleri yıpranmış ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Aden alt kattaki mutfağa yöneldi Dila ise üst kattaki annesi ve babasının odasına çıkan merdivenlere .
Salonda çıt çıkmıyor sadece Behram beyin öfke ile alıp verdiği ses duyuluyordu. Doğru söze ne hacetti kim tek kelime ede bilirdiki . Yıllardır kimsenin dile getiremediği sözleri Ayfer hanım dile getirmiş bir nebze de herkesin yüreğine su serpmişti Behram beye ettiği sözler ile. Kısa bir süre sonra Aden elinde bir bardak su ile gelmiş Dila ise elindeki yastık ile gelmişti salona . İkili Behram beyin yanına ilerleyip durmuşlar dı. Dila elindeki yastığı annesine uzatmıs Aden ise elindeki bardakla beklemişti. İki genç kızın gözü istemeye istemeye Behram beyin sırtına kaymıştı.
Aden gördüğü izleri daha yakından görünce sertçe yutkunup acı ile yüzünü buruşturdu gördüğü manzara karşısında gözlerini amcasının sırtında gezindirdi. Gördüğü izler bulunduğu noktalar çok tanıdıktı sanki bir yerden hatırlıyor gibiydi. Aden bir kaç dakika amcasının sırtında ki izlerde göz gezdirdi. Bu yanık izleri bulunduğu noktalar kafasında soru işareti bırakmasına sebep oluyordu.
Gelişi güzel yakılmamıştı izleri inceledikçe bu açıkça kendini belli ediyordu. Özen ile sanki işaretlenmiş işaretlenen bölgeler yakılmıştı. Adeta kalıcı dövme yapılmış gibi yerleri önceden çizilmiş gibiydi.
Eyşan hanımın yüz üstü yatan Behram beyi iki dizinin üzerine oturmasına yardım ettikten sonra Aden bakışlarını amcasının sırtından çekip elindeki su dolu bardağı amcasına uzattı. Behram bey suyu almak için sol elini uzatmış Aden ise amcasının sol kolunun bileğinin dört parmak üstündeki iz ile karşı karşıya gelmişti. Ve şimdi bu izlerin nereden tanıdık olduğunu düşündüğü taşlar yerine oturmuştu.
Aynı izleri yanık olarak değil ama morluk olarak amcasının sırtındaki aynı noktalarda haftalarca taşımıştı ve hala o morlukları sırtında taşıyordu bazıları hâlâ sarımtırak renk almış kaybolmaya yüz tutmuştu. Aden fark ettiği gerçek ile bir an sarsıldı. Bedenindeki taşıdığı izlerin daha beterini şuanda amcası taşıyordu sanki bilen biri kendisinin intikamını almış gibiydi .Ama kim diye düşünmeden edemedi genç kadın. Behram beyin sırtındaki her bir ize daha dikkatli baktı Aden . Gördüğü görüntü ile sırtındaki morlukları amcasının ilk açtığı gün gibi hissederek rahatsızca omuzlarını hareket ettirdi.
Bakışları her izin üzerinde daha çok gezindikçe Aden artık daha çok emin oldu amcasının sırtındaki izler kendisinin sırtındaki morluklar ile aynı noktalarda olduğunu . Aden o morlukların her bir noktasını hergün aynanın karşısına geçerek ez berlemişti nasıl unuta bilirdiki hâlâ o acıyı sırtında hissediyor gibiydi.
Behram beyin suyu içtiği bardağı uzatması ile Aden irkilerek kendine geldi boş bardağı amcasının elinden aldıktan sonra bakışlarını yan tarafında duran Dila ya çevirdi. Tıpkı Dila da o izleri tanımış gibi Aden'e bakıyordu. Daha fazla ayakta durmayıp az önce kalktıkları koltuğa oturdular. Aden'in aklında bin bir düşünce geçiyor aklında şüphe duyduğu adamın bu kadar ileriye gidemez diyerek düşündüğü için Barlas'ı kafasında aklamaya çalışıyor du.
Evet o izlerin kendi sırtındaki izler ile aynı noktalarda olduğunu anlayınca aklına ilk gelen Barlas olmuştu. Çünkü dün sırtındaki morlukları Barlas gördükten sonra Barlas'ın gözlerindeki o karanlığı ve acımasızlığı bizzat görmüştü. Aklı bir yandan Barlas desede bir yandan genç adamın yapmış olma ihtimaline değildir diyordu çünkü bu sabah Barlas Mardin'e dönmüştü daha doğrusu öyle söylemişti genç kadına.
Aden aklını kurcalayan soru ile hala elinde duran boş bardağı yan tarafındaki sehbaya bırakarak derin düşüncelere daldı. Barlas'ın böyle canice birşey yapa bilme ihtimali dahi Aden'i korkutuyordu. Bu ihtimali düşündükçe Aden daha çok korkmaya başladı Barlas onun kocası olacaktı ve kim isterdi acımasız, gaddar ve cani bir adam ile evlenip bir ömür geçirmeyi.
Doktor gelmiş Behram bey için gerekli müdahaleyi yapmış, yüzündeki kan lekelerini temizleyip pansuman etmiş serum takmış ilaçlarını yazmış iki gün sonra tekrardan konturole geleceğini söyleyip gitmişti . Aradan saatler geçmiş akşam yemeği için masa hazırlanmış ama kimse tek lokma yemeden sofradan öylece kalkmışlar dı. Behram beyin başına gelenler herkesin korkmasına sebep olmuş kim olduğunu bilmedikleri bir düşman edindiklerini sanmış yeni bir tehlike ile yüz yüze gelmekten korkmuşlardı.
Herkes saatlerce salonda çıt çıkarmadan oturmuştu. Kadınlar tedirgin erkekler ise bunu yapanı nasıl bulacaklarını düşünüp durmuşlardı kendi kafalarında. Bunu yapan normal bir insan olamazdı. Hangi akla vicdana sığardı bir adamı canlı canlı kızgın şiş ile yakıp adeta vücudunda kalıcı dövme oluşturmak. Aden hâlâ aklındaki düşünceler ile boğuşup duruyordu. O izlerin kendi sırtındaki izler ile aynı noktalarda olduğuna emin olduğundan bu yana kendini ortamdan iyice soyutlamış sessizliğe gömülmüştü aklında fink atan bin bir düşünce ile.
Saat baya geç olmuş gece 23:00 gösteriyordu herkes yavaş yavaş odasına çekilmeye başlamış Aden de odasına çıkmıştı. Önce banyoda ihtiyaçlarını gidermiş duş almış daha sonra üzerini değiştirip bordo saten gecelik takımını giyip yatağına geçmiş sırtını yatak başlığına dayamış öylece oturuyor du.
Aden'in aklında hâlâ Barlas'ın yapmış olma ihtimali dönüp dururken diğer yanda ise Barlas'ın gerçekten Mardin'e gittimi yoksa gitmedimi düşüncesi dönüp duruyordu. Aden daha fazla düşünmek istemedi biraz daha düşünüp durur ise resmen beyni yanacaktı. Yatağının yan tarafında bulunan komidinin üzerinde bulunan telefonunu uzanıp aldı. Telefonun şifresini açtıktan sonra eli Barlas'ın numarasının üzerinde gidip geliyordu. Bu durum dakikalarca sürmüş Aden kafasındaki düşüncelerden kurtula bilmek adına Barlas'ın numarasının üzerine dokunarak aramayı başlattı.
Bu evlilik konusu açıldığından bu yana Aden ilk defa Barlas'ı arıyordu ve biraz gerilmişti. Bugün Barlas'ın nerde ne yaptığını öğrenmek istiyor kafasındaki düşüncelerden kurtulmak istiyordu Aden. Bunu yaparken oldukça normal davranmalıydı Barlas'ın şüphe duymaması için.
Telefon ikinci çalışta açılmış Barlas'ın sesi Aden'in kulaklarına ulaşınca Aden daldığı yerden çıkmıştı.
"Alo ." Dedi boğuk çıkan bir ses tonu ile.
Barlas'ın boğuk gelen sesi ile saatin geç olduğunu göz önünde bulundurarak.
" Uyuyor muydun? " Dedi ne söyleyeceğini bilmeden masum bir çocuk gibi çıkmıştı sesi. Çünkü evlilik konusu açıldığından bu yana ilk defa Barlas'ı arıyordu. Hergün arayan genelde Barlas olduğu için Barlas'ta şaşırmıştı.
" Yok yavrum uyumuyorum . " Aden'in masum çıkan sesi ile dudağına genişçe bir gülümseme belirdi. Hergün sevdiği kadının sesini duymak için arayıp bin bir takla atıyordu kos koca Barlas ağa , beklemediği bu arama ile keyfi yerine gelmişti.
Aden , kafasındaki soru işaretlerinden kurtulmak için aramıştı ama bu konuşmayı nasıl ilerletip Barlas'ın bugün gerçekten Mardin'de olup olmadığını belli etmeden nasıl öğreneceğini bilmiyordu. Ve yavaş yavaş bir anda Barlas'ı aradığı içinde pişman olmaya başlamıştı. Barlas'ın 'uyumuyorum yavrum ' demesine karşılık sessiz kalmış konuşmayı nasıl ilerleteceğini bilmediği için sıkıntı ile gürültülü bir nefes vermişti.
Barlas , telefonun diğer tarafında Aden'in sıkıntılı nefesini gayet net duymuştu. Aden'in bir anda arayıp sessizliğe gömülmesinden birşeylerin ters gittiği düşüncesine kapıldı. " Aden ?" Dedi oldukça yumuşak bir şekilde.
" Efendim."
" Bir şey mi oldu güzelim? İyimisin sen ? " Diye Aden'in suskunluğunun altında yatan nedeni öğrenmek istedi genç adam.
Aden , Barlas'ın sorusu ile kendini toparladı. Ya bu adam Aden'i çok iyi tanıyordu yada Aden bir sorunu olduğunu açıkça belli edip kendini ele vermişti.
" İyiyim bir sorun yok " diyerek bir kaç saniye duraksadı." Şey öylesine aradım napıyorsun diye ." Dedi kendine içten içe kızarak. Yalan söylemeyi bile beceremiyor du ve Barlas , bu aramanın altında birşeyler olduğunu sezmeye başladı.
" Keşke hergün arasan öylesine ne yapıyorum diye sormak için." Diye Aden'in yalan söylemeyi beceremediği sözlerine karşılık genç kadın ile uğraşmayı ihmal etmedi. " Oturuyorum güzelim sen ? " Diyerek konuşmayı sürdürdü genç kadının aramasının altından ne yattığını öğrenmek için.
"Bende oturuyorum." Dedi kararsız bir ses tonu ile aramakta iyimi yapmıştı kötümü onun kararsızlığını yaşıyor buda ses tonunda kendini belli ediyordu ne diyeceğini bilmeden. Bir yandan da haklıydı Aden ne konuşacağını bilmemesinde çünkü Barlas ile hiç bir şekilde normal gündelik bir konuşmaları olmamıştı. Aksine hep çalkantılı, kavgalı konuşmaları olduğu için genç kadın ne konuşacağını bilmiyordu doğal olarak.
Barlas, Aden'in kararsız ses tonundan şüphelenmişti ama üstüne gitmek istemedi. Konuşma ilerledikçe elbet kendini ele verirdi.Onun yerine daha yumuşak bir tonda konuşmaya devam etti.
"Sesin biraz yorgun geliyor. İyiyim diyorsun ama bana hiç iyi gibisin gibi gelmedi ." Dedi genç kadının sestonundaki gerginliği gayet iyi hissetmişti. Az çok ne için aradığı yönünde de tahmini vardı. Ama Aden'e hiç bir zaman istediğini vermeyecekti. Aksine bu anın tadını çıkaracaktı nede olsa Aden kırk yılda bir arıyordu. " Yüzünü görünce inanırım iyi olduğuna." Bu gece Aden'in yüzünü görmeden uyumak istemiyordu. "Görüntülü aramaya geçsek." Didi oturduğu koltuğa daha çok yayılarak.
Aden bir an duraksadı. Aniden yüzü asıldı.Bu hiç düşünmediği bir teklifi bir anda karşısında bulmuştu. Elini saçlarına götürdü istemsizce. Yeni çıkmıştı duştan. Saçları hâlâ ıslaktı, omzuna kadar inen teller hâlâ nemliydi. Üzerindeki geceliğin hafif göğüs dekoltesi vardı ve beyaz tenine yakışan bordo renk ile oldukça dikkat çekiyordu.Ve bu hâliyle Barlas'a görünme fikri oldukça geriyordu genç kadını. Diğer yandan ise daha telefonda konuşamıyordu görüntülü nasıl konuşacak tıki.İçini bir tereddüt sardı .' Görüntülü aramaya geçsek' bu cümle ona hem tedirgin edici hem de kaçamayacağı kadar doğal geldi. Ne diyeceğini bilemeden birkaç saniye sessiz kaldı. Daha sonra Barlas'ın bir cevap beklemesine telaş ile yutkunup.
"Olmaz şimdi... müsait değilim," dedi hızla, sesi hem gergin hem de savunmacıydı.
Barlas'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Dudaklarındaki hafif gülümseme yerini daha alaycı ama içinde kırgınlık taşıyan bir ifadeye bıraktı. Gözleri Aden'in ekrana yansımayan tarafına kaymış gibiydi, daha dün sabahı hatırlıyordu. Dün sabah dini nikâhta ki yaşanan o kırılma anını. Aden onun helali olmuştu ama hâlâ aksini söyleyip diretiyordu. Aden'in "müsait değilim" deyişinde başka anlamlar aradı ister istemez.
"Sen artık bana her hâlinle helâlsin, Aden," dedi, sesi biraz kısılarak. "Ama bu kadar uzaksın , bu kadar uzağım işte." dedi İç çekerek. Aden hem uzaktı genç adama karşı hemde uzaktutmak için çabalıyordu aralarına ördüğü görünmez duvar ile.
Aden'in boğazı düğümlendi. Hiçbir şey demedi. Barlas'ın sesi tekrar geldi, bu kez daha yumuşak, daha kibar:
"Sadece yüzünü görüp iyi olduğunu bilmek istiyorum." Oysa her zerresini biraz daha zihnine kazımak istiyordu.
Aden durdu bir iç çekti . Ne yapması gerektiğini bilemiyordu ama bir yanıyla da bu konuşmanın ona bir şeyleri göstereceğine inanmak istiyordu. Başını hafifçe sıkıntılı bir şekilde geriye doğru yatırdı gözleri yavaşça tavana kaydı. Direnmesi gereken bir andı ama sonra kendi içinde küçük bir hesap yaptı. Belki de Barlas'ın yüzüne bakınca anlayabilirdi... Bugün gerçekten Mardin'de olup olmadığını. Belki de sesindeki ya da gözlerindeki bir kıpırtı, beden dilinde bir gerilim yakalayabilirdi. Evet, görüntü ona bir şey gösterebilirdi. Gerçeğe dair bir işaret.
"Peki..." dedi, neredeyse fısıltıyla çıkan sesi ile .
Telefon kulağından çekip ekrana bakmaya başladı kısa bir titreme ile görüntülü aramaya geçti. Birkaç saniyelik bir bekleyişin ardından Barlas'ın yüzü ekrana yansıdı. Üzerindeki gömleğin üç düğmesi açık esmer kavruk teni kendini belli ediyor rahat bir pozisyonda oturduğu için gömleğin açık bıraktığı kasları kendini gösteriyordu.Genişçe gülümseyen dudaklarının tam tersi, gözlerinde dikkatli bir sorgulama vardı. Aden'in bu zamansız araması onun zihninde çoktan kırmızı bayrakları kaldırmıştı. Normalde hep kendisi arardı, Aden'in böyle bir gece vakti araması elbette ki bir şeylerin habercisiydi.
Ama hiç çaktırmadı . Aksine bugün Behram beye yaptığı hiç birşey için pişman değildi ve şuanda istediği tek şey sevdiği kadının yüzünü bu gece görecek ve anın tadını çıkacak olmasıydı.
Aden ise elinde tuttuğu telefonun ekranında gözleri aşk ile parlayan adama bakmaya çekiniyordu. Sebebi neydi kendiside bilmiyordu. Ama ilk defa Barlas'tan bugece çekiniyordu bildiği tek şey buydu.
Görüntülü arama açıldığında birkaç saniyelik sessizlik oldu. Aden'in karşısında her zamanki gibi sakin, soğukkanlı ve ölçülüydü. Kamera açısı yalnızca Barlas'ın yüzünü ve arkasındaki bir kısmı gösteriyordu; açık renk bir duvar, köşede silüeti seçilen koyu bir perde... Aden , Barlas'ta ki çekingen bakışlarını genç adamın arkasındaki kamera açısının görünen yere dikkatle baktı ama tanıdık bir şey yoktu. Zaten Barlas'ın Mardin'e ki odasını daha önce hiç görmemişti. Şu an gördükleri de ona bir ipucu vermeye yetmiyecek kadar yabancıydı..
Ama yüz ifadesi... belki orada bir şey bulabilirdi.
Bu sırada Barlas'ın bakışları Aden'in üzerinde çoktan gezinmeye başlamıştı bile dudaklarının kenarında hafif bir kıvrım belirdi. Neşeyle değil, hayranlıkla süzüyordu Aden'i. Aden, yeni duştan çıkmıştı; saçları hâlâ ıslaktı. Üzerindeki bordo gecelik, hafif göğüs dekoltesiyle daha önce hiç göstermediği bir kadınsılığı yansıtıyordu.
"Bu hâlini daha önce hiç görmedim," dedi usulca. "Görmesem eksik kalırmışım, güzelim." Daha önce İstanbul'daki evinin odasından gece yarısı genç kadının odasını izler iken görmüştü ama Aden'i bu halini ilk defa yakından görüyordu.
Aden gözlerini kaçırdı. İçine bir utanç, bir de pişmanlık çöktü. Bu hâliyle görünmek istememişti. Zaten niyeti bu değildi. Sadece... bir şeyler öğrenmekti. Ama onuda beceremeyecek gibi görünüyordu Barlas'ın aşk ve arzu ile harmanlanmış bakışları çoktan kendini belli ediyordu.
Barlas gözlerini Aden'in yüzünden çekmeden birkaç saniye sessiz kaldı. Geceliğin yakası Aden'in omzundan hafifçe kaymış, bordo kumaşın zarif dokusu tenine nazikçe dokunuyordu. Göğüs hizasındaki dekolte göz alıcıydı ama Aden bunun ne kadar dikkat çektiğinin farkında bile değildi ya da umursamıyordu.
Barlas başını hafif yana eğdi, dudağının kenarındaki kıvrım dahada belirginleşti. Sesini biraz daha kısıp, derinleştirdi.
"Sen... bu hâlinle bana ceza mı veriyorsun, ödül mü, hâlâ karar veremedim." Aden'e olan arzusu sesinden açıkça belliydi.
Aden, Barlas'ın bu beklenmedik sözleri karşısında istemsizce güldü. Yanaklarına sıcak bir pembelik yayıldı. Gamzelerinin çukuru varla yok arası kendini belli ediyordu tamada Barlas'ın aşık olduğu o iki çukur.
"Ne demek şimdi bu?" dedi gözlerini ekranda kendine kilitlenmiş bir şekilde bakan adama baktı.
Barlas biraz geri çekildi, sırtını geniş koltuğa yaslayıp Aden'e dikkatle baktı.
"Islak saçların, bordo geceliğin... şu masum masum bakan gözlerin... Vallahi Aden, sabrım bir sınavda gibi şu an."
Sesi hâlâ sakindi ama içinde belli belirsiz bir hırıltı vardı, bastırdığı arzunun izleri.
Aden utangaç ça başını eğdi, ama yüzünden hâlâ tebessüm vardı ama bu defa alaycı bir şekildeydi dudağında ki tebessüm.
"Senin sabrın da maşallah demir gibi zaten, ne demeli." dedi hafif dalga geçerek. Barlas'ın ne kadar sabırsız bir adam olduğunu tatlı ama bir o kadarda iğneleyici bir şekilde dile getirmeyi de ihmal etmedi.
Barlas gözlerini Aden'in yüzüne sabitleyip, ciddi bir ifadeyle mırıldandı:
" Evet normalde sabırsız bir adamım ama sabrım bir sana ." Dedi alev alev yanan bakışları genç kadının yüzünü talan ediyordu." Seninle her konuşmamda sabrımı başka bir sınava sokuyorsun. Ama bu hâl... başka bir şey."
Gözlerini yavaşça Aden'in yüzünden, boynuna, oradan geceliğin yakasının yana kayıp açıkta bıraktığı hafif görünen omzuna indirdi.
"Böyle giyinip karşımda duruyorsan... ya çok masumsun ya da çok zalim." Dedi gözlerini gezindirdiği manzara karşısında derin bir iç çekti.
Aden'in kalbi hızla çarpmaya başladı kalbinde kendine yer edinmek isteyen adamın sözleri ile. Aden böyle sözlere yabancıydı . Barlas'a karşı birşeyler hissediyor olsa belki genç adamın aşk rüzgarına kapılırdı. Ama Aden'in içinde Barlas'a karşı bir toz tanesi kalmamıştı. Barlas yüzünden çok yara almıştı hem amcasının Barlas yüzünden yaşattıkları hemde abileri ile tehdit ettiği gün Aden'in içindeki o toz tanesi kadar olan duygular bir fırtınaya kapılıp uçup gitmişti.
Belki yanılıyordu duygularının nefret olduğunu düşünerek çok kırgın olduğu için , belkide o ilk günki içine toz tanesi kadar işleyen adamı tamamen silmişti. Bunu kimse bilemezdi Aden dâhi bunu zaman gösterecekti.
Ne diyeceğini bilemedi Aden . Ama bu sözler Barlas'tan daha önce duymadığı bir şeydi. Ne kadar baskılamaya çalışırsa çalışsın, o da her erkek gibi sevdiği kadına arzuyla bakıyordu. Fakat bunu asla kaba, aşırı ya da hoyrat bir dille yapmıyordu. Barlas'ın bakışıyla bile yakabileceği kadar güçlü bir yanı vardı. Sözleri ise hep kontrollüydü, ama etkisi tam kalbin ortasına çarpıyordu.
Aden bu sefer, gözlerini ondan kaçırmadı. Hafif bir tebessümle, meydan okur gibi konuştu:
" Masum muyum bilemem ama zalim değilim." Dedi ekrandaki adamın gözlerine bakarak söyleyeceği sözün Barlas'ı nasıl sarsacağını görmek istediği için gözünü bile kırpmıyor du. " Sen daha iyi bilirsin zalimlik senin en iyi bildiğin şey Barlas ağa." dedi hiç acımadan.
Barlas'ın yüzündeki tebessüm bir anda yok oldu bakışlarında sanki içinde birşeyler kırılmış gibiydi. Yüzüne sert bir ifade büründü ama bu ifade Aden'e değil kendineydi. Aden'i korumak için zalim olmuştu. Duyduğu söz ile bir kaç saniye sessiz kaldı. Hafif öne doğru eğilip tekrar sırtını koltuk ile birleştirip sehpa dan aldığı sigara paketinin içinden bir dal alıp dudaklarının arasına yerleştirip yaktı. Sigaranın zehrini derince ciğerlerine çekip usulca burnundan bıraktı. Sigaranın gri dumanı ekranı ne kadar kapatsada saniyelik Barlas'ın bakışları hâlâ karşısındaki hırçın kadındaydı.
Başını ağır ağır sallayarak kısa süren sessizliğin hükmünü bozdu. " Eyvallah güzelim." Dedi Aden'in zalimsin sözüne karşılık ne diye bilirdiki. Bile isteye olmasa da Aden'e karşı zalim olmuştu. Barlas'ı da en çok yaralayan bu değil miydi zaten ? Sevdiği kadına yar olmak isterken yara olmuştu.
Aden'in yüzündeki bakışlarını konuşmaya başladıklarından bu yana dikkatini çeken ıslak saçlarına değindirdi. " Bir daha duştan sonra saçlarını kurula hasta olursun ." Dedi az önce tek bir sözü ile kendini yaralayan kadına kıyamayarak baktı.
Barlas'ı az önce tek bir sözü kurşun gibi yaralamış iken söylediği söz ile sertçe yutkunup bakışlarını kaçırdı genç kadın. Aden acımasız, zalim bir kadın değildi fakat canı yandığı için ,Barlas kadar olmasada acımasız olmuştu sözleri ile . Zaten sözden de öteye gidemezdi acımasızlığı.
Aden bir yandan karşısındaki adamı kırdığı için pişman olur iken diğer yanı onun sana yaptıklarının yanında senin söylediğin iki kelime az bile diyordu. Ve Barlas, Aden'in dengesini iyice bozup alt üst etmişti. Aden hafifçe boğazını temizleyerek konuyu değiştirip arama sebebine döndü. " Ne yaptın bugün? Bütün gün Mardin'de miydin? " Diyerek bakışlarını Barlas'a çevirdi .
Barlas önündeki sehpaya doğru eğilip biten sigarasını kül tablasında söndürüp yenisini yaktı. Tamda tahmin ettiği gibi Aden amcasının sırtındaki izleri görünce kendisinden şüphe ettiğinden emin oldu. Aden'in meraklı bakışlarına karşılık gözlerini hafifçe kısarak genç kadına baktı. " Evet Mardin'dey dim. Buradaki şirkete bayadır uğramıyordum işler birikmisti onlar ile uğraştım ,seninle öğlen konuşup kapattıktan sonra ertelediğim iki toplantı vardı ona girdim." Dedi oldukça rahat tavırları ile hareket edip oyununu ustalık ile oynuyordu. Tüm bu söyledikleri yalandı bugün Antep'ten gittikten sonra bile şirketin kapısının önünden geçmemiş iken bütün gün koşuşturmuş gibi ustaca yalan söylüyor Aden'i inandıra bilmek için ekstra çaba harcamıyordu.
Çünkü ne bakışlarında, ne sessinde nede oldukça rahat olan tavrından dolayı hiç bir şüphe barındır mıyordu.
Aden , karşısındaki adamın gözlerinde konuşur iken olan tavrına, hareketine dikkatlice baktı. Barlas'ın hâli, tavırı konuşması oldukça inandırıcıydı fakat Aden az çok Barlas'ı tanıyordu duygularını ve yaptığı şeyleri çok iyi kamufle eden bir adamdı. İnanıp inanmamak arasında kararsız kalmıştı. Ve şuanda kafasındaki şüpheyemi yoksa karşısındaki adama mı inanacağını bilmiyordu.
Daha başka nasıl Barlas'ın ağzını arayacağını da bilmiyordu bu konularda oldukça acemiydi ve acilen Dila dan birşey öğrenmesi gerekti ve bunu aklının bir köşesine not etti. " Hımm " dedi yeni bir arayışın içine girerek. " Antep'ten gider gitmez şirkete mi gittin ?" Dedi acemice sordu. Acemice sorduğu sorunun farkındaydı ve alt dudağını dişlerinin arasına alıp ezdi. Birinin ağzından laf almayı beceremiyor du şuanki gibi .Üst üste sorduğu sorulardan dolayı Barlas'ın birseylerden şüphe duymasın dan endişelendi. Eğer Barlas en ufak bir şüpheye düşerse canımı okur diye içinden geçirmeden edemedi. Ama bilmediği birşey vardı Barlas çoktan ne için aradığını anlamış Aden'in masum oyununa çoktan katılmıştı.
Barlas'ın dudağının kenarı kıvrıldı varla yok arası karşısındaki kadın beceriksizce ağzından laf almaya çalışıyordu. Başını hafif yana yatırarak ekrandaki kadının yüzüne , ve dişlerinin arasında ezdiği dolgun dudaklarına baktı. " Evet direk şirkete geçtim." Diyerek parmağının arasına sıkıştırdığı sigarayı dudaklarının arasına yerleştirip derince ciğerlerine soluyarak gri dumanı havaya üfledi."Bugün ne yaptığımı bu kadar merak ettiğini bilseydim görüntülü arardım seni merakını gidermiş olurduk."
Aden duyduğu sözle gözleri hafif büyüdü. Bu kadar belli mi etmişti? Dişlerinin arasındaki alt dudağına işkence etmeyi bırakıp aceleyle söze girdi. " Merak ettiğim den değil sadece sohbet etmek amacı ile sordum ." Dedi farkında olmadan alt dudağını tekrardan dişlerinin arasına alıp ezdi.
Barlas oturduğu koltuktan dikleşerek öne eğilip sigarasını kül tablasında söndürdü. Bakışlarını Aden'in yüzünde gezindirerek ekrana biraz daha yaklaştı bu defa bakışlarını genç kadının dudaklarına indirdi. " Aden ? " Dedi bakışları hâlâ genç kadının dudaklarında oyalanırken.
Aden , Barlas'ın bu hâlinden birşeyleri anladığını düşünerek gerildi . Hâlâ dişlerinin arasında ezmeye devam ettiği dudaklarının arasından." Hımm " diye bildi.
" Dudaklarını biraz daha dişlerinin arasında ezmeye devam edersen eğer yanyana geldiğimiz ilk fırsatta o dolgun dudaklarını benim dudaklarımın arasında bulursun." Dedi bastırmaya çalıştığı arzuyu gün yüzüne çıkardı.
Aden hiç beklemediği sözlerin karşısında gözleri irice açıldı. Barlas'ın arzu dolu sözleri ve alev alev yanan bakışlarını görünce sertçe yutkundu. Ekrandaki bakışlarını hızlıca Barlas'tan kaçırdı utançtan kırmızıya dönen yüzünü gizlemeye çalışarak.
" Edepsiz." Dedi ekrandaki adamın arsızca ettiği sözlere.
Barlas, Aden'in bu haline kısık sesli bir kahkaha attı. "Daha öncede söylemiştim edepsizliğim bir sana ." Diyerek bakışlarını yüzü kırmızıya dönen kadında oyalandı bir kaç saniyelik sessizlik ile . Barlas'ta bilmiyordu bu küçük kadın ile aynı odaya girdiklerinde duygularını, arzusunu nasıl bastıracağını. Sevdası ile yanıp kavrulduğu kadına dokunmadan nasıl duracağını hiç bilmiyordu. " Yapma yavrum bu harekleri benim karşımda. Yan yana geldiğimizde sırf beni istemiyorsun diye sana dokunamıyorum ama sen böyle yapınca bütün irademin içinden geçiyorsun." Dedi hâlâ utandığı için yüzüne bakmayan kadına.
Aden bakışlarını öne doğru eğmiş karşındaki arsız adam ile aynı odaya girdiğinde nasıl baş edeceğini düşünüyordu. Aralarında kısa bir sessizlik hüküm sürdü. Ne Aden başını kaldırıp Barlas'a baka biliyordu utancından nede Barlas gözlerini çeke biliyordu ekrandaki masum duran kadından.
" Aden bana bak güzelim."
Aden Barlas'ın sözüne omuz silkeyerek cevap verdi.
" Yavrum yüzüme bak birşey söylediğim." Dedi küçük çocuk gibi başını öne eğmiş omuz silken kadına gülümseyerek bakıyordu.
Aden usulca başını kaldırıp utangaç bakışlarını ekrandaki adama çevirdi. Genç kadının bakışları Barlas'a dönünce söze girdi. " Biliyorum benden nefret ediyorsun." Dedi az önceki gülümseme yüzünden kaybolmuş kederli bir hal almıştı." Ama ben seni çok seviyorum Aden . Farkındayım seni incitip , kırdığımın ama bile isteye yapmıyorum." Dedi iç çekerek. " İçimde sana dolup taşan sevdamı bir görsen her sabahı senin sesinle duymayı bekliyorum. Her akşam, senin varlığını düşünmeden geçmedi, Aden." adeta dudaklarından adı dua gibi dökülüyor içindeki duygulara karşılık bulamadığı için yüreği Aden'in ellerinde sıkılıyor gibi canı yanıyordu.
"İnadınla, hırçın hallerinle,suskunluğunla, o başını çevirip de bana bakmadığın her anınla içimdeki sen hergün biraz daha büyüyor." Barlas bu sözleri kelimelere dökerken gözlerini kaçırmıyor, sesi titremiyor, dudakları gülümsemekten utanmıyordu. İçine sığmayan sevdasını açıkça dile getirerek sözleri ile haykırıyordu adeta.
"Bir adam bir kadına yalnızca dokunmak için değil, onunla yanmak için de âşık olur. Senin beni yakacağını bile bile aşık oldum sana. " dedi dudağında kederli bir gülümseme belirdi ve bakışlarını göz bebekleri titreyerek dolan kadından bir saniye ayırmadan konuşmaya devam etti.""Gamzelerinle gülüp, kalbinde bana hiç yer vermeyen tek kadınsın," dedi acı dolu bir sesle."Ve ben ,senin gamzene düşmüş bir adamım." Dedi dudağındaki keder dolu gülümseme ile .
Titreyen göz bebeklerine akın eden göz yaşı sol gözünden firar etti dudağında beliren acı dolu gülümseme ile Barlas'a istediğini vererek gamzelrini gösterdi Aden'in . Acı çekiyordu ve karşısındaki adamın da acı çektiğini tüm çıplaklığı ile göre biliyordu. Barlas'ın yaptığı o kadar şeye rağmen bu haline üzülüyordu Aden . Sırf ikiside acı çekmesin diye aylar önce Barlas'ın önünü kesmişti ama Barlas buna aldırış etmemiş yanacağını bildiği halde ateşe yürümüş, şimdi ise hem yanıyor hemde yakıyordu.
Barlas, Aden'in dudağındaki acı dolu tebessümü ile kendini belli eden gamzelerine gülümseyerek baktı. Gamzelerini sevdiğini dile getirdiği için gösterdiğinin farkındaydı. Acı çekmesine kayıtsız kalmamıştı sırf kendisini mutlu etmek için yanağının iki tarafındaki çukuru belli edip acısını almaya çalıştığını açıkça görüyordu Barlas. " Yanağında ki gamzeye, gözünden akan yaşa kurban olurum kadın." Dedi içini saran umut ile. Bug gece bir kez daha inandı Barlas zor olacaktı ama Aden bir gün sevdasına karşılık vereceğine.
Aden duyduğu sözle ağlaması şiddetlendi göz yaşlarını serbest bıraktı. Karşındaki adamın sevdasının altında sıkışıp kalmıştı yaptığı onca şey yüzünden karşılık veremiyordu ve Barlas'ın sevdası boynuna urgun olmuş yavaş yavaş öldürüyordu genç kadını. Aden o kadar merhametli ve temiz bir kadın dı ki hayatını elinden alan adama acı çektirdiği için göz yaşı döküyordu. Çökmüş olan psikolojisi bu gece tamemen çöktü.
Aden'in gözünden akan her damlayı gördükçe Barlas'ın aldığı nefes ciğerlerine batıyor, yakıyordu. " Aden ağlamaya devam edersen saati umursamadan çıkıp Antep'e gelirim . " Dedi Aden'in ağlamasını durdura bilmek adına. Dediğini yapardı Barlas. Söz konusu Aden olunca bir devri yıkıp bir devir açardı.
Aden duyduğu söz ile zorda olsa ağlamasını durdurup boşta kalan eli ile hızlıca göz yaşlarını sildi. " Sakın öyle birşey yapayım deme ev yeterince gergin zaten."
" Birşey mi oldu yavrum? " Dedi Aden'in son cümlesine değinerek.
" Bizimkilerin her zamanki hali." Diyerek geçiştirdi.
Aden'in verdiği cevap bildiği bir sorunun cevabıydı ve üstlemedi." Anladım yavrum." Dedi hâlâ göz yaşlarını silen kadına.
Barlas'ın sözlerinden sonra ortama sessizlik hüküm sürmüş iki gencin bir birine tutunan gözleri sessizce konuşmuştu. Barlas gözleri ile sevdasını anlatmış Aden ise karşındaki adama yaptıkları ile canını ne kadar yaktığını anlatmıştı. Dakikalarca tek kelime etmeden bir birlerini işlemişlerdi. İkiside haketmediği hayatların kurbanlarıydı. İkisininde derinlerde yarası vardı tek fark Aden'in yaraları görünüyordu ama Barlas yaralarını sert kabukları ile gizliyordu. Kimsenin acısı kimseninkine denk değildi ve iki genç ayrı yaralar ile hayatlarını sürdürmeye çalışıyordu.
Aden ekranın sol köşesindeki saate gözü kayınca saatin ne kadar geç olduğunu fark etti. Yavaştan uykusuda gelmişti bugün oldukça yorucu ve çalkantılı bir gün olmuştu genç kadın için.
" Kapatalım mı ? Uykum geldi." Dedi masum bakışları ile.
" Tamam güzelim."
" İyi geceler." Dedi yorgunluk ile kısılan sesiyle.
" İyi geceler güzelim."
Tamam Aden telefonu kapatacağı sırada. "Seni seviyorum." Dedi Barlas.
Aden, Barlas'ın söylediği son cümleye hiç birşey demeden telefonu kapatıp yatağının yan tarafında bulunan komidinin üzerine koyup yatağına uzanıp üzerini örttü. Ne için aramıştı ne konuşmuşlardı. Barlas'ın konuşması ve hal ve hareketleri Mardin'de olduğunu düşünsede içinde hâlâ bir şüphe vardı. Aden adeta arafta sıkışıp kalmıştı. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmemiş öğrenemeyecektide . Göz kapaklarının ağırlaşması ile uykunun kollarına bıraktı kendini.
Diğer yanda Barlas ise hala Aden ile olan konuşmalarını düşünüp durdu. Her gece olduğu gibi bu gecede viski ve sigarasının eşlik ettiği geceyi bitirecek ti. Altı yıldır olduğu gibi bu gecede uyku yoktu Barlas'a. Altı yıl önce verdiği acı kayıp Barlas'ın uykularını da kaybolmasına sebep olmuştu şimdi ise onun üzerine Aden'e olan sevdasının karşılık bulamaması da eklenmişti.
Barlas, dudaklarında sönmeyen bir cümleyle viskisini yudumladı: "Seni seviyorum kadın." Bu üç kelimenin yankısı, geceyi delip geçerken odanın soğuk duvarlarına çarpıp geri döndü, ama Aden'den karşılık alamamanın bıraktığı boşluk, daha çok içini üşüttü. Kalbinde ağır ağır dönen bir sancı vardı; hem sevmenin huzuru hem de ulaşılamazlığın acısıydı bu. Aden'in sesini son kez duymuş gibi, telefonu avucunun içinde sımsıkı tuttu. Gözleri yavaşça kapanmaya yüz tuttuğunda, bir kez daha aynı düşünceyle uyumaya direndi: "Bir gün... bir gün, bana gülümserken içinde kalmak ister gamzelerin." Ve o gece, Barlas yine Aden'e ulaşamasa da, rüyasında onun gamzelerine dokunabildi. Sevdasıyla yanarken, içinden geçen tek cümleyle geceyi mühürledi:
"Bir kadın seni sevmese de, onun uğruna sevmeyi bırakmazsın."
İki hafta sonra
İstanbul
İki hafta geçmişti. Aden, İstanbul'a döndüğünden beri huzursuzdu. Kafasında çözemediği sorular birikmişti, ama her gün üzerine yeni bir soru ekleniyordu. İçsel bir boşluk, her geçen gün daha da büyüyordu. Barlas'la zorla nişanlanmıştı, sevmediği bir adamla bir gelecek kurma fikri ise onu iyice bunaltıyordu. Korkularını, bu çıkmazı düşünerek bastırmaya çalıştı ama ne kadar uğraşsa da kaybolmuyor, daha da derinleşiyordu.
Günler geçtikçe, Aden her an daha fazla kabuğuna çekildi. Barlas'a karşı hissizdi, sevmediği bir adamla evlenmek zorunda kalıyordu. Ama Barlas'ın derin sevgisi ve çabaları, Aden'in ruhunu sıkıştırıyordu. Her gece, kendi bedeninde, içinde bulunduğu bu karanlık evliliğe nasıl boyun eğdiğini sorguluyordu.
Barlas ise Aden İstanbul'a döndükten bir hafta sonra gelmişti. Sık sık karşılaşıp bir araya gelmişlerdi. Aden Deva ve Ferman'ın olduğu yerlerde oyununu güzel oynamış Barlas'a karşı yakın davranmıştı. Ama kimse yokken aralarındaki görünmez duvara bir tuğla daha eklemişti.
Saatler akşam saatini bulmuş kış İstanbul'u soğuk etkisi altına almıştı. Dışarıda esen rüzgara yağmur eşlik ediyordu.Aden evde yalnızdı. Ferman, Türkiye'de yeni kurduğu şirketin işleriyle meşguldü. Aras ise Fransa'daki işlerini toparlamak için gitmişti geçtiğimiz günlerde. Evin sessizliğinde, her şeyin ötesinde, Aden yalnız hissediyordu. Huzursuzluk, her köşeyi sarmıştı. Birkaç hafta boyunca, hiçbir şeyin yolunda gitmediğini düşünüyor du. Kafasındaki sorulardan kaçmıyor istemediği bir hayata freni patlamış kamyon gibi sürükleniyor ve elinden hiç birşey gelmiyor çaresizce oturuyordu koltukta.
Ne yapacağını bilmiyor, bundan sonra nası olur diye düşünmekten kafayı yiyecek bir duruma gelmişti.Dışarıdan bakıldığında, nişanlı bir çift gibi görünen ikili, aslında iki farklı dünyaya ait insanlardı. Aden, Barlas ile nişanlanmıştı, ama bu nişan, bir tehdit, bir zorunluluk ve baskıdan başka bir şey değildi.
İçinde yaşadığı psikolojik çöküş, onu her geçen gün daha da zor bir duruma sokuyordu. Barlas, sevdiği kadını amcasının korkunç oyunlarından kurtarmak için tehdit ile boyun eğdirmiş evliliği kabul ettirmişti ama Aden'in bundan haberi yoktu.Ancak Aden'in gerçeklerden haberi olmadığı için bunu bir tür esaret olarak görüyordu. Barlas'a duyduğu hiçbir şey yoktu. Oysa Barlas, Aden'in kalbinde yer edebilmek için her şeyi yapıyordu. Birbirlerine karşı hissettikleri bu derin boşluk, bir yanda Barlas'ın aşkı ile yanıp tutuşması, diğer yanda Aden'in zorla bu durumu kabullenmesi, ikisini de tüketecek gibi görünüyordu.
Bir anda çalan kapı ile Aden daldığı düşüncelerden çıkıp oturduğu koltuktan ayaklanarak sakin adımlar ile kapıya doğru adımladı. Beklediği kimse yoktu ve nedenini bilmediği bir şekilde bir anda içini bir huzursuzluk kapladı.
Ulaştığı Kapı koluna elini koyup aşağıya doğru indirerek kapıyı hafifçe araladı. Gözleri kapının önündeki kişiye değince karşısında hiç beklemediği bir siluet ile karşı karşıya geldi.
Bir an, zaman durmuş gibi hissetti. Korku, her hücresine yayıldı. Bir şeyler doğru gitmiyordu, bir şeyler doğru olamazdı.
Nefesini tutarak, gözlerini o siluete dikti. Ne kadar tanıdık, ne kadar korkutucu bir yüz, ama bir o kadar da yabancıydı.
Vücudunun her bir telinde korkunun soğukluğu vardı. Kalbi hızla çarparken, dudağı titredi genç kadının. İçinde hapsolmuş bir şey vardı, kelimelere dökemediği bir korku. Gözleri, karşındaki kişiye kitlenmişti ama gözlerinde bir şey vardı; bir tehdit, bir şeylerin kontrolünden çıkmış olduğunu hissediyordu. Bir an, içinde bulunduğu durumun ne kadar karanlık olduğunu fark etti.
Sadece karanlık bir boşluk, soluk bir ışık gibi bir siluet. Aden evde tekti ve bu durum daha çok korkmasına sebep oluyordu. Karşındaki kişinin görüntüsü oldukça öfke doluydu adeta kızgın boğa gibi burnundan soluyor gözleri ise gecenin karanlığından daha karanlık ve ürkütücü duruyordu.
_____________________
Bölüm sonu...
Bölümü nasıl buldunuz?
Instagram kullananlar kendini belli ede bilirmi?
Lütfen okuyup oy vermeden geçmeyin.Gelecek bölümde görüşmek üzere.🥰
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 14.38k Okunma |
888 Oy |
0 Takip |
28 Bölümlü Kitap |