
Instagram hesabım
👇👇👇
haya.liyazar
Tiktok hesabım
fatma.uygun.wattp
Yıldızları kaydırmayı unutmayın aşklarım.🌠🌠🌠🌠
Oy sınırı 55
İyi okumalar...
_________________________________________
Bazen insanın içinde öyle bir korku filizlenir ki, kökleri akla değil, iliklere sarılır. Aden'in gözlerinde o an, sadece korku değil; teslim olmuş bir sessizlik vardı. Çaresizlik... işte o, insanı en çok susturan duygudur. Ne çığlık atabilir ne de kaçabilirsin. Korku, sadece bir his değil; insanın içine giydiği görünmez bir zindandı.
Aden'in gözleri kapının önündeki kişiye değince karşısında hiç beklemediği bir siluet ile karşı karşıya geldi.
Bir an, zaman durmuş gibi hissetti. Korku, her hücresine yayıldı. Bir şeyler doğru gitmiyordu, bir şeyler doğru olamazdı.
Nefesini tutarak, gözlerini o siluete dikti. Ne kadar tanıdık, ne kadar korkutucu bir yüz, ama bir o kadar da yabancıydı.
Vücudunun her bir telinde korkunun soğukluğu vardı. Kalbi hızla çarparken, dudağı titredi genç kadının. İçinde hapsolmuş bir şey vardı, kelimelere dökemediği bir korku. Gözleri, karşındaki kişiye kitlenmişti ama gözlerinde bir şey vardı; bir tehdit, bir şeylerin kontrolünden çıkmış olduğunu hissediyordu. Bir an, içinde bulunduğu durumun ne kadar karanlık olduğunu fark etti.
Sadece karanlık bir boşluk, soluk bir ışık gibi bir siluet. Aden evde tekti ve bu durum daha çok korkmasına sebep oluyordu. Karşındaki kişinin görüntüsü oldukça öfke doluydu adeta kızgın boğa gibi burnundan soluyor gözleri ise gecenin karanlığından daha karanlık ve ürkütücü duruyordu
soğuk hava bir hançer gibi içeri süzüldü. Ama asıl ürperti, kapının eşiğinde duran adamdan yayılıyordu. Gözleri, geceden daha karanlıktı ,içinde ne yıldız ne de merhamet vardı. Aden'in soluğu göğsünde sıkıştı; bedenini, yavaşça yükselen bir korku örümceği sardı. Çünkü bu sureti tanıyordu. Adını zihninde fısıldamaya bile çekindiği o adam, karanlıkla birlikte gelmişti. Ve gözleri, onu unutamamış bir saplantının yankısıyla delip geçiyordu. Ve buda Aden'in deli gibi korkmasına sebep oluyordu.
Kapının aralığından içeriye sızan rüzgârın uğultusu Aden'in teninde ince bir ürperti bıraktı ama asıl soğuk, karşısında duran adamdan geliyordu.
Aden , bulunduğu durumun korkusundan sıyrılamadan refleks olarak açtığı kapıyı kapatmaya çalıştı ama karşısında ki adam eli ile kapıyı güçlü bir şekilde itmesi ile kapı gürültü ile duvara çarptı.
Aden , irkilerek geriye doğru bir adım attı karşısındaki adamın zifir karası gözleri hâlâ üstünde dolanırken aldığı nefes soluk borusuna takılıyordu adeta. Zar zor bulduğu sesi ile . " Savaş " dedi korku ile titreyen göz bebekleri ile . " Ne -ne istiyorsun git lütfen." Dedi titreyen sesi ile .
Evet ansızın çıkıp gelen Savaş Aktan dan başkası değildi ve bu gelişi de sıradan değildi bakışları bile ölüm saçıyor du.
Karşısındaki adam 17 yaşından bu yana hayatını cehenneme çeviren adamdı. Adını dahi anmak istemiyordu. Hayatından silmeye çalıştığı, geçmişinden söküp atmak için çırpındığı karanlık bir gölgeydi o. Ama şimdi, o gölge dimdik karşısında duruyordu. Savaş'ın gözlerindeki karanlık herşeyi öğrendiğini belli ediyordu . Nişanı, Barlas'ı, tüm olanları...
Savaş karşısında duruyordu; gözlerinde o tanıdığı, yıllar öncesinden beri kaçmaya çalıştığı deli parıltı vardı. Öfkeden kızaran gözleri Aden'in bedeninde fink atıyor, sertçe aldığı soluk göğsü sertçe inip kalkıyor du .
Arzu ve öfke gözüne peyda olmuş gözleri Aden'in vücudunun her zerresinde gezindirerek evin içine doğru sert ama yavaş adımlar ile girdi . " Ben birşeyler duydum . " Dedi Aden'in bedeninde gezdirdiği gözlerini korku ile titreyen hareler ile birleştirdi. Sesi kısık olmasına rağmen sesinin tınısın da bile tehdit ve öfke vardı .
Beş yıl...
Bir ömür değil, ama kalbi her gün aynı ateşte yanarsa, beş yıl bir ömürden daha uzun gelir insana.
Savaş'ın kalbi o yangının tam ortasındaydı. Ve o yangının adı Aden'di.
Ve şimdi o gün gelmişti yandığı kadını yakacaktı.
Yurtdışın dan döneli daha birkaç saat olmuşken kulağına gelen haber, kalbinin orta yerine saplanan paslı bir hançer gibiydi.
Barlas... O herifin adını düşünmek bile Savaş'ın dişlerini gıcırdatmasına yetiyordu. Aden'in yedi sekiz ayda ona teslim olması... Onunla nişanlanması, üstüne bir de dini nikah kıymaları işte bu Savaş'ın benliğini en derinden sarsmış tı.
Oysa Savaş beş yıldır bekliyordu. Beş yıldır her anını, her hayalini Aden'le çizmişti.
Ve Antep'e gider gitmez Aden'i istemeye gidecekti Behram bey ile öyle anlaşmıştı. Lakin Behram bey bütün anlaşmayı yıkmış yeni bir oyunun içine çekmişti Savaş'ı. Onun ile de ayrı hesaplaşacaktı elbette.
Önce susmuştu Aden'in nişanlandığını duyunca. Sonra gözlerini kapatmış, ama o görüntü gitmemişti aklından: Aden, dini nikahlı da olsa başkasının karısı olduğunu hayal edince bile göğüs kafesi sıkışmıştı.
Aden sanki yolun sonuna gelmiş gibi bedeni titredi. Bu defa Savaş'ın gelişi her zamankinden daha başkaydı herşeyi öğrenmişti ve Savaş'ın ne yapacağını kestiremediği için Aden'in nabzı korku ile hızlanmış yere çakılan ayağını zor bela kımıl datarak bir adım geriye atmıştı.
Savaş'ın gözlerindeki karanlık dahada kendini belli etmiş az önceye nazaran öfkesi gün yüzüne çıkmaya hazır bir şekilde geriye doğru bir adım atan genç kadına doğru adımlarını yönlendirmişti.
"Ne zaman nişanlandınız?" diye sordu Savaş, sesi buz gibiydi. "Ne zaman lan ? " Diye bir anda bağırması ile Aden olduğu yerde korku ile sıçradı.
Ayakları adeta kendine ihanet ediyor gibi yere mıhlanmıştı korku ile . Kaçmak kurtulmak istiyordu bu fırtına öncesi sessizlik ten ama korktuğu için titreyen bedeni buna müsade etmiyor du.
Aden'in dudakları aralandı ama ses çıkmadı. Savaş bir adım daha yaklaştı. Nefesi Aden'in yüzüne çarpınca, Aden geriye doğru bir adım daha attı.Gözleri korkudan büyümüştü.
"Cevap ver lan bana !" diye bağırdı Savaş, yumruğunu yanındaki duvara geçirerek.
Aden'in korku ile kalbi duracak gibiydi gözlerinde biriken yaşları birer birer akmaya başladı. " Savaş lütfen git Ferman abim gelecek şimdi." Diye bildi titreyen sesi ile. Korkusu arşa çıkmıştı Ferman'ın geleceğini öne sürmüştü.Herşeyin üst üste geldiği yetmezmiş gibi şimdi de Savaş çıkıp gelmiş üzerinde hiçbir hakka sahip olmadığı halde hesap soruyordu.
Aden her zaman savaştan korkmuştu. Beş yılını cehenneme çeviren adamın durdum duracağı yoktu ve ne zaman ne yapacağını Aden hiç bir zaman kestirememişti Savaş dengesiz bir adamdı. Gözlerindeki kızarıklık , hal ve hareketine bakıldığı zaman şuanda maddenin etkisinde olduğu açıkça ele veriyordu.
" Gelsin lan gelsin!" Diye hiddetle bağırarak Aden'in dibine daha çok sokulup bir anda kolunu iri parmaklarının arasına alarak ezdi. " Nasıl yaptın lan ? Nasıl nişanlana bilirsin hemde Barlas la . " Adeta gözleri kararmış bakışlarında insanlığa dair kırıntı kalmamıştı.
" Savaş bırak kolumu canım acıyor." Diyerek acı ile inleyerek çırpınmaya başladı çaresizliği ve korkunun verdiği etkiyle ağlaması dahada şiddetlendi.
Savaş , parmakları arasındaki kolu bırakmak yerine dahada ezdi içinde ne acıma nede insanlığa dair tek bir duygu barındırmıyordu. Aden'in , Barlas ile nişanlanıp üstünde dini nikah kıymasını hazmedemiyor , buna dayanamıyor du. Canı yandığı için Aden'in canını yakmatan da geri durmuyordu. " Acısın lan ." Diye bağırdı öfke ile parıldayan gözleri doldu ."Benim de canım acıyor lan ." Dedi acı çekercesine." Hemde beş yıldır canım acıyor Aden. " Gözünde bir anda biriken yaş sol gözünden firar etti. " Ulan beş yıldır beni görmeyen gözlerin." Dedi sona doğru sesi yükselmiş yüz kasları dahada gerilmişti. " Yedi sekiz aydır tanıdığın adamı mı gördü onu mu sevdi ." Bağırarak Aden'in kolunu daha çok sıktı.
Savaş sevmeyi bilmezdi belki. Ama Aden'i istemeyi, onu düşünmeyi, onsuz geçen her geceyi kendine cehennem etmeyi çok iyi bilirdi.
Zamanla sevgi küle dönmüştü içinde, yerini hırs, saplantı ve kırık bir gurura bırakmıştı. Aden susarak kaçarken, o her adımda biraz daha saplanmıştı karanlığına. Şimdi ise gözünü öyle bir hırs bürümüş tü ki adeta kör olmuştu . Aden'in ne acı çekmesini nede hıçkırarak ağlamasını ne görüyor nede duyuyor du. Oysa yıllardır Aden'in sadece korkmasına sebep olmuş fiziksel olarak hiç bir şekilde canını yakmıştı ama şimdi Aden kolundaki acı ve korku ile hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
"Aceleniz neydi lan birde dini nikah kıymış sınız? O piçin koynuna girmek için bu kadarmı dayanamadın ? Onunla mı yattın ha? Söyle! Altına mı aldı seni?!" Dedi kendini kaybetmişti ne yaptıklarını nede söylediği fütursuzca sözlerin farkında bile değildi. Sesi o kadar yüksek çıkıyordu ki evin dışına taşıyordu adeta.
Aden Savaş'ın yüzüne tiksinerek baktı göz yaşları arasında. " Sen ,sen hastasın. Sen iğrenç bir adamsın." Dedi tiksinerek.
Aden'in sözlerine Savaş kendini kaybetmişcesine bir kah kaha attı daha sonra bir anda dur du kahkahası bir anda kayboldu yüzü bir anda sertleşti gözlerinde ölüm çökmüş gibi bir hal aldı.
" Benim dokunamdığım tene Karahan mı dokundu? " Diye öfke ile bağırdı. " Lan ben sana dokunacağım günü hayal ederken sen o adamın altına mı yattın? " Dedi parmakları arasındaki kolu hiddetle savurup Aden'in sırtını duvara çarptı.
Aden sırtının duvara sert bir şekilde çarpması ile acı ile inledi . Duvara çarpan sırtı ve Savaş'ın parmakları arasında ezilen kolu kesinlikle moraracaktı . Bacakları kendine ihanet ediyor gibi yavaşça yere doğru süzüldü ama bir anda Savaş'ın tekrar kolunu tutması ile sırtı duvara bastırıldı.
Savaş kendini kaybetmiş bir şekilde iğrenç sözlerini tekrardan savurmaya devam etti. Aden'in çenesini parmaklarının arasına alıp ezdi. Başını Aden'in boynuna doğru eğip bununu sürterek kokusunu içine çekti.
" Onun altında da böyle inledin mi zevkle?" Diyerek öfke ile kararan bakışları tekrar Aden'e döndü dişlerini kırarcasına sıktı."Benim dokunmak için kafayı yediğim bedenin de Karahan'ın ellerimi gezindi? Bedenin, benim değil onun yanında olduğunda nasıl hissettin? Benim dokunmadığım yerlerinde onun parmakları gezdi değil mi? Onun izlerimi var bedenin de ? " Dedi parmaklarının arasındaki genç kadının çenesini daha çok sıkmaya başladı. " Sen onun altına yattığın için korktun o yüzden evlenmek için bu kadar acele ettin demi ? " Diyerek iğrenç sözlerini Aden'in yüzüne savurdu.
Aden, savunmasız kaldığı o saniyede dünyanın tüm ağırlığını omuzlarında hissetti. Yapmadığı bir şeyin lekesi alnına sürülmüş gibi, utancı kendisine ait olmayan bir günahın kefaretini ödemeye zorlanıyordu. İçinde, kendini anlatma isteğiyle susma arzusu çarpışıyordu. Aden daha fazla bu iğrenç sözleri duymaya dayanamadı. Bir anda bulduğu cesareti ile savaşın parmakları arasındaki çenesini kurtarıp Savaş'ın yüzüne tükürdü.
Gözlerindeki yaş canın açısından çok duyduğu iğrenç sözler için akıyordu.Kalbi göğsünü parçalayacak gibi çarpıyordu. "Sen ,sen kimsin bana bunları sorma hakkını nereden buluyorsun? Sen kimsin Savaş benim namusuma laf ediyorsun" dedi, sesi titrek ama öfkeliydi. "Senden nefret ediyorum tiksiniyorum ." Dedi sona doğru sesi yükselmişti.
Aden'in yüzüne tükürmeye cesaret etmesi ile Savaş kaşının birini kaldırarak karşısında bir anda hırçın laşan kadına baktı. Eskiden Aden bu kadar cesur hareketler yapmazdı sadece korkar ve kaçardı ama şimdi kendisine öldürecek miş gibi bakan adamın yüzüne tükürme cesaretini bulmuştu. Savaş iğrenç bir şekilde gülümsemeye başladı. Yüzündeki tükürüğü sağ elinin işaret parmağı ile yüzünden alıp Aden'in gözlerinin içine bakarak ağzına götürdü parmağındaki tükürüğü yalayıp,emdi.
" Tadın çok güzel Aden ." Dedi iğrenç bir şekilde." Tamda istediğim gibi. Tenin tadı nasıl acaba ? Her gece hayal ettiğim gibi mi ?" Dedi sırıtarak.
Aden , Savaş'ın yaptığı iğrenç şeye midesi bulanarak tiksinti ile baktı. " Sen hastasın iğrenç bir adamsın." Dedi yüzünü buruşturarak.
Savaş'ın yüzündeki gülümseme bir anda yok oldu duvar ile kendi arasında duran kadının ensesine doğru uzattığı eli ile saçlarını avuçları arasına dolayarak kafasını duvara vurdu. " Sevdim lan ben seni sevdim ." Dedi Aden'in canın acısı ile inlemesini umursamadan." Ulan ben senin herşeyini ezberledim sen beni sevmedin o piçimi sevdim lan." Diye Aden'in yüzüne doğru bağırdı. " Söyle lan bana seviyor musun onu ? " Dedi adeta sesi ile evi titretti.
Aden canın acısı ile inledi Savaş'ın parmakları ensesindeki saç köklerini yerinden sökecek gibi güçlüydü. " Bırak beni ." Diyerek boğazı yırtılır casına bağırdı canın acısı ile .
Savaş bedenini Aden'e daha çok bastırıp duvar ile arasında sıkıştırdı ." Söyle lan söyle seviyor musun Barlas'ı?" Diyerek parmaklarının arasındaki saçları daha kuvvetli çekiştirdi. Aden sadece ağlıyor sorusuna cevap vermedikçe Savaş daha çok kendini kaybetti. " Cevap ver lan bana ."
Aden sevmiyorum dese gerçekleri dile getirse daha kötü olacaktı herşey. Barlas , Ferman ve Savaş arasında kıyamet gibi bir savaş başlayacak kan üstüne kan dökülecek ti. Aden bu ihtimali göze alamadı. " Se-seviyorum Barlas'ı." Diyerek zarzor konuştu hıç kırıkların arasından. Sevmediği, adamı seviyorum demesi bile ağırdı. Bir yandan Barlas bir yandan Savaş ikisinin arasında savrulup durmaktan yorulmuştu.
Savaş duyduğu sözle afalladı Aden'in saçlarının arasındaki eli gevşer gibi oldu ama sonra bir anda Aden'in saçını daha sıkı kavrayıp diğer elini kaldırması ile Aden'in yüzüne indirmesi bir oldu. Aden yüzüne inen tokat ile yere savrularak ağzından bir çığlık firar etti acı dolu. Dudağının kenarından kan süzüldü yavaş yavaş çenesine doğru.Sanki herşeyin sonuna gelmiş gibi korku ile yerdeydi. Korku bedenini öyle bir sarmıştı ki bir çıkış yolu istedi. Başını hafifçe yerden kaldırdı gözleri bir an aralık olan kapıya kaydı. Görüş açısı pusluydu göz yaşlarından dolayı ama o kapının aralık olduğunu göre biliyordu. Düştüğü yerden doğrularak ayağa kalkmaya çalıştı kapıya doğru koşmak için ama Savaş bunu hemen fark etmişti. Bir anda Aden'in yanı başına otururak tekrar elini Aden'in saçlarına doladı.
" Kaçamazsın benden Aden ! " Dedi dişlerini sıkarak. Gözü öyle bir dönmüştü ki kafasında aşk diye nitelendirdiği saplantılı olduğu kadını şimdi öldüre bilecek kadar kendini kaybetmişti. "Ben sana yıllarımı verdim. Sen beni seçmedin. Yıllarca seni sevdim, sana dokunmadım bile! " Hiddetle bağırdı. "Beni sevmedin... O herifi sevdin ha?! O adam seni ne kadar tanıyor? Ben senin kahveni nasıl içtiğini bilirim! Hangi geceni uykusuz geçirdiğini bilirim peki Barlas oda bildi mi benim gibi? Hangi kitabı defalarca okuduğunu, kullandığın parfümün markasını, çikolatayı sevdiğini , kırmızı güle bayıldığını bilirim ya o oda biliyormu? Ulan ben kullandığın şampuanın markasından tut özel günün ayın kaçında olduğunu bile biliyorum özel günün bitene kadar sancıyla nasıl kıvrandığını , yaşadığın her günü ezberledim ben! Oda benim bildiklerimi biliyormu Aden ! " Diye öyle bir bağırdı ki sesi evi aşıp sokağa taşımıştı.
" Savaş yeter bırak beni." Diye son çırpınışlarını yaşadı sanki ölümü tatmadan önceki bir çırpınış gibiydi.
Savaş'ın gözü kör kulağı sağır olmuştu adeta . Bu halinin bir diğer sebebi buraya gelmeden önce kullandığı maddenin etkisininde payı vardı. " Benimle gelirsen herşeyi unuturum Barlas ile yattığını dâhi umursamam her halinle kabulümsün Aden benimle gel ." Dedi Aden'in saçlarındaki parmaklarını biraz gevşettip yüzüne doğru eğildi ayaklarının dibinde yarı oturur pozisyondaki kadına.
Aden gözlerindeki akan yaşlar ile başını hiddetle iki yana salladı." Savaş bırak lütfen canım acıyor bırak." Dedi zarzor çıkan sesi ile.Okadar yaşadığı acı yetmemiş gibi şimdi de hayatı kendine zehir eden adamın şiddetine maruz kalmıştı. Ve yine yanında kimse yoktu ne annesi, ne Aras nede Ferman... Zaman, cam kırıkları gibi dağılmıştı etrafa. Acı, bedeninden önce ruhuna işlemişti. Canı yanmıştı elbette, ama asıl yangın içinde, tarif edilemeyen bir yerindeydi. Hiç kimsenin göremeyeceği, hiç kimsenin dokunamayacağı, en derin yerinde.
Yalnızdı en çokta canını bu acıttı. Kapıya yakın bir noktadaydı ne kaça biliyordu nede kimse yardıma geliyordu kendi sessizliğine gömülmüş bir beden gibi öylece duruyordu. İçinde bağıran bir ses vardı ama sesi çıkmıyordu. İçine bastırılmış bir çığlıktı bu, ne yankı buluyor, ne de dinleniyordu.Kıpırdayamadı. Ne kaçabildi, ne savunabildi kendini. Sadece kaldı orada, öylece. Gözleri açık ama görmeyen, nefesi var ama yetmeyen bir hâlde. Bir kurban gibi değil , bir hiç gibi hissetti kendini. Varlığının anlamı, bir tokadın ardından silinmişti sanki. Sessizliğine gömüldü çünkü sesini bağırmasına rağmen kimse duymadı.
Savaş aynı sözlerini tekrar etti Aden'in hiddetle başını iki yana sallamasını kabul etmedi. " Her halinle kabulümsün benimle gel ." Dedi tekrar.
Aden başını yine hiddetle iki yana salladı. "Beni öldüreceğini bilsem dahi seninle gelmem." Sanki yolun sonuna geldiğini hissetmiş gibiydi. Savaş ile gidip yaşarken hergün ölümü tatmaktansa şimdi gerçekten ölmeyi kabullenişti bu . Savaş'ın gözünde o karanlığı görmüştü şimdi burda aldığı son nefesini kesecek olan o karanlığı hergün ölmektense şimdi ölmeyi tercih etmişti.
Savaş, duyduğu sözleri, yine reddedilmeyi kabullenemedi. Parmakları arasındaki saçları var gücü ile tekrar kavradı. "Benim olmuyorsan Karahan'ın da olmazsın gerekirse canını alırım ama bir başka adamın olmana müsade etmem." Diyerek öyle bir bağırdıki sesi evi taştı Aden'in çığlıkları ile bir birine karıştı.Aden'in dudaklarından son bir çığlık firar etti belkide bu yolun sonuydu...Ve o an, Aden'in boğazından kopan çığlık, gecenin koynunu yaran bir hançer gibi yükseldi.
Ne acının tam adı vardı, ne de korkunun bir yüzü...
Ses, bir duanın son hecesi gibi titreyerek duvarlara çarptı.
Belki bu Aden'in sesinin son çıkışıy dı...
🖤🕯️🕯️🖤
Barlas, Cihangir eve yeni geliyorlardı birlikte arabadan indiler. Cihangir önden eve doğru yürüyüp bahçe kapısını açarak içeriye girdi.Barlas ise telefon görüşmesi yaptığı için hala arabanın yanındaydı. Telefon konuşmasını çok kısa sürmüş bitmesi ile kulağındaki telefonu kapatıp cebine koydu tam evine doğru bir adım atmıştı ki kulağına dolan çığlık sesi ile göğüs kafesine bir darbe inmiş gibi nefesi kesildi. Duyduğu ses bir yabancıya ait değildi onun en değerli varlığı küçük kadınına aitti.
Bir yangın gibi göğsünün sol yanına düştü Aden'in çığlığı.
Sesin kaynağının sevdiği kadına ait oluşu
göğsünde bir sancı patladı.
Ne kalp krizi gibiydi bu, ne de panik .
Bu başka bir şeydi.
Sadece Aden'in hissetirebileceği bir acıydı bu.
Sevmeye kıyamadığı kadının, acıya bürünmüş sesiydi.
O an bedeninde değil, içinde bir şey koptu.
Sanki kalbi yerinden söküldü,
yerine Aden'in çığlığı kondu.
Çırpınan, haykıran, parçalanan bir ses
sol kaburgalarına kazındı.
Bir anda bütün dünya, bütün sokak, bütün şehir sanki sessizliğe bürünmüş sadece Aden'in çığlık sesi bütün şehri inletiyor gibiydi o tek ses , o acı, o boğuk, o korkunç çığlık ,Barlas'ın kulak zarını değil, kalbinin en kör noktasını yırttı.
O an, içinden bir şey koptu.
Hayır, yırtıldı.
Sanki göğsünün tam ortasına görünmez bir hançer saplandı da, et değil, ruh parçalandı.
O çığlık, Aden'in değil, Barlas'ın da çığlığıydı artık. Çünkü ,Aden onun gücüydü.Ama aynı anda en büyük zayıflığı , zaafıy dı da.
Barlas durduğu yerden hızlı bir şekilde Aden'in evine doğru koşmaya başladı. Bir kaç adımda bahçenin kapısına varmış bahçenin kapısını kırarcasına tekme atarak geriye doğru savurdu. Bahçeye adım attığı anda daha hızlı koşmaya başladı . Bir yandan içinde bir korku filizleniyor diğer yanda ise içini büyük bir öfke vücuduna akın ediyordu. Barlas , büyük bahçeyi koşarak adımlı yordu ama Aden'in sesini duymuyordu ya sağır olmuştu öfke ve içindeki korku ile yada Aden'in sesi tamamen kesilmişti.
Eve giriş kapısına geldiğinde kapının aralık olduğunu dahi fark etmeden savurduğu tekme ile kapı gürültü ile duvara çarptı.
Kapının hiddetle geriye savrulması ile Barlas içeri adım attı. Gördüğü manzara çok uzağında değil bir kaç adım ötesinde kapının girişindeki holdeydi. İçeriye adım atar atmaz gözleri sevdiği kadını buldu. Aden yerde, saçları dağılmış ve Savaş'ın parmakları arasındaydı,dudağı patlamış dudağının kenarından çenesi ne doğru kan lekesi vardı. İki kolunu zeminden güç alarak yarı oturur pozisyonda tutmaya çalışıyor ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü.
İşte o an, Barlas'ın içindeki karanlık çatladı. Yüzeyde sükûnet gibi duran kudretin altından yırtıcı bir fırtına taştı. Öyle bir öfke yükseldi ki, damarlarında akan kan siyaha çaldı. Göz bebeklerinde tufan koptu Aden'in o halini görünce ve biraz sonra Savaş'ı yok edecek olan bir artçının sarsıntısı başladı Barlas'ın bakışlarında .
Gördüğü manzara karşısında içinde insanlığa dair tek bir duygu kalmadı hayası, sabrı, tüm insani sınırları yıkılıp yerle bir oldu.
Kapının gürültü ile duvara çarpması ortama bomba etkisi yarattı. Savaş ve Aden'in bakışları aynı anda kırılırcasına duvara çarpan kapıya kaydı.
O an, Aden'in gözleri bir gölge gibi titreşti.
Ağrının, acının, korkunun içinde sıkışıp kalmışken...
Barlas'ı gördü.
Ve gözlerinde bir parıltı belirdi. Korkudan sonra gelen ferahlığın, ölüme yaklaşmış bir yüreğe ansızın dokunan yaşama isteğinin ışıltısıydı o.
Savaş'ın bakışlarında ise hem korku hem öfke vardı. Savaş çok iyi biliyordu Barlas'ın gücünü, kudretini içindeki korku bu yüzdendi ama korkusu kadar ağır basan öfkeside vardı Aden'in ,onun ile nişanlanmış olmasının gerçeği işte buda öfkesinin ateşini körüklüyor du.
Barlas hidetle attığı adımları ile Savaş'a doğru ilerledi. " Çek lan elini karımın saçlarından şerefini siktiğimin piçi." Diyerek bir kaç adımda Savaş'ın yanına ulaşması ile eğilip gömleğini yakasını tutması bir oldu . Savaş'ı ayağa kaldırdığı gibi yumruğunu yüzüne indirdi. " Sen kimsin lan benim karımın saçının teline dokunmaya cesaret ediyorsun." Diyerek yeri göğü inletircesine bağırdı.
Savaş, Barlas'a karşılık vermeye çalıştı ama Barlas atik bir hareket ile Savaş'ın yaptığı hamleyi savuşturarak yüzüne ard arda yumruklarını indirerek Savaş'ın yere savrulmasına neden oldu. Barlas'ın bedenini öyle bir öfke ele geçirmişti ki bin atam gücündeki nükleer bombası gibi canlı ve cansız varlıkları yok edecek kadar güçlüydü.
Yere savrulan Savaş'ın yanına öfke ile iki adımda ulaşıp üzerine oturarak yumruklarını yüzüne sıralamaya devam etti. Adeta insanlığını kaybetmiş vahşi bir aslana dönüşmüş avını parçalıyor gibi Savaş'ın yüzüne indirdiği yumruklar ile adeta parçalıyor du. İndirdiği her darbede yumrukları daha çok kana bulanıyor her darbede yumrukları daha sert iniyordu.
" Öldürürüm lan seni ! Sen nasıl benim karıma el kaldırırsın lan , nasıl canını yakma gafletine düşersin ." Diyerek havaya kaldırdığı yumruğunu bir kez daha Savaş'ın yüzüne indirdi.
Savaş'ın bedeni maddenin etkisi ile uyuşmuş bir hal almıştı Barlas'ın yüzüne indirdiği her darbe canını acıtıyordu ama maddenin etkisi geçtikten sonra dağılan yüzünün acısı ölümü arzulayacak kadar acı olacaktı. " Aden sadece bana ait ve benim olacak Barlas." Dedi acı içinde kıvranırken .
Barlas duyduğu söz ile adeta kan beynine sıçradı. " Karımın adını ağzına alma lan belanı sikerim senin !" Hidedle bağırarak Savaş'ın boğazına yapıştı.
" Gücün karıma mı yetti lan ? Ha! "
Barlas'ın boğazını sıkması ile çırpınarak . "Senin ile nişanlanıp dini nikah kıyma saydı, seni sevdiğini söylemseydi ona dokunmazdım . Aden sadece bana ait Barlas." Dedi nefesi kesilmesine rağmen zar zor konuşup piskopat gibi zar zor gülmeye çalıştı.
Barlas duyduğu her bir sözde adeta daha çok köpürüyor Savaş'ın canını almak için dahada sabırsızlanıyordu.
" Olmayan şerefini siktiğimin piçi nişanlanmamız sana bu kadar koyduysa bana gelseydin lan." Diye bağırarak Savaş'ın boğazına sardığı parmaklarını çekip yüzüne bir yumruk daha indirdi. "Benim karımın üstünde güç gösterisi yapana kadar bana gelseydin, nasıl kıydın lan sen benim karıma ? " Diyerek bir yumruk daha attı Savaş'ın yüzüne. " Lan ben saçının teline sevmeye kıyamazken sen onun saçlarına nasıl dokundun piçin evladı." Barlas adeta kendini kaybetmiş bir şekilde Savaş'ın yüzüne yumruklarını sıralıyor boğazı yırtılır casına bağırıyordu.
Aden ise Barlas'ın kendini kaybetmiş halini gördükçe daha çok ağlıyor, içinde tuttuğu çığlıkları serbest bırakarak korku ile çığlık atıyordu.
" Dini nikahınız var diye Aden senin karın olmuyor.Aden'i ilk ben sevdim lan ." Dedi Savaş zar zor konuşarak. " Sen benim olanı benden aldın ."
Barlas öfke ile yumruğunu Savaş'ın yüzüne son bir kez geçirip burnundan soluyarak üzerinden kalkıp Savaş'ın karın boşluğuna bir tekme attı . Savaş yediği tekmenin etkisi ile yüksek sesle acı dolu bir inilti koptu dudakların dan nefesi kesilerek iki büklüm oldu. Barlas'ın aldığı her nefes öfke ile ciğerini delip geçiyordu bir yanını öfke sarmış, diğer yanını kıskançlık sarmıştı bir yandan sevdiği kadının canını acıtan adamın canını alma arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Yine öfkesi konturolden çıkmış yerde yatan Savaş'a tekmelerini savuruyor du. Adeta kendini kaybetmiş kulakları sağır olmuş gibi arkasında duran Aden'in çığlıklarını duymayacak kadar konturolden çıkmıştı.
Koca evin içinde Aden'in , Barlas'ın ve Savaş'ın sesleri doldurmuş adeta evi inletiyor du. Dışarıya taşan ses karşı eve ulaşmış oradakilerin hareketlenmesini sağlamıştı. Bir anda bahçede sesler yükselmeye başladı kapıya doğru koşma sesleri duyuldu. Kapıdan içeriye önce Cihangir, arkasından dört koruma ve en son Deva girdi. Cihangir ve Deva'nın gözleri önce sırtını duvara yaslamış bacaklarını kendine doğru çekip çığlık atarak ağlayan Aden'e , daha sonra Savaş'a tekmeler savuran Barlas'a değindi.
Deva hızla Aden'in yanına koşup geldi yanına oturup Aden'in kolları arasına aldı. " Korkma ben yanındayım ." Diyerek kollarını titreyen kadına daha çok sardı.Neler olduğunu anlamamıştı ama Aden'in dağılmış hali abisinin öfkesini görünce bir kıyametin içinde olduklarını anlaya bildi sadece . Cihangir hızla Barlas'ın yanına ulaşıp dur durmaya çalıştı ne olduğunu anlamadan.
" Abi ? "
Elini Barlas'ın koluna atması ile Barlas , Cihangir'i geriye doğru savurdu. Ölüm saçan bakışlarını Cihangir'e çevirdi . "Sakın Cihangir ! " Diye yüzüne doğru bağırdı öfke ile gözleri kırmızıya bürünmüş alnındaki damar patlayacak gibi kendini belli ediyordu. Göğsü hidetle inip kalkıyordu. Gözlerini yanlarına gelen korumalara çevirdiğinde dahada çok öfkelendi. " Sizde geri çekilin lan piç herifler sizinlede ayrı hesaplaşacağız! " Diye bağırdı.
"Benim karıma dokunanın yedi ceddini sikerim lan ! " Diyerek Savaş'a bir tekme daha attı. " Benim karımın sesi sokağa taşıyor acı içinde siz neredeydiniz lan ne sikimi yapıyordunuz." Diyerek bu defa korumalara bağırdı. Barlas'ın en ufak dikkatsizliğe sabrı yoktu. Aden burda şiddet görmüş acı çekmişti ve iki adımlık ötedeki evin bahçesinde olan korumaları bunu duymamıştı. Onların cezasını da ayrı verecekti her biri ile özen ile ilgilenecek ti.
Cihangir, Barlas'ın kendini kaybettiğini ve bunu Aden'in yanında yaptığı için Barlas'ı durdurmaya çalışıyordu. Yerde yatan adama gözü kayınca Barlas , Aden ve Deva restoranta yemek yedikleri o gece Barlas'ın araştırmasını istediği Savaş olduğunu fark edince gözlerini öfke bürüdü. Aden sadece yengesi değil kız kardeşi gibiydi de ne kadar anlaşamasalarda . Ama şuanda konturolü sağlamak zorundaydı çünkü Aden korkuyordu ve Aden'in ,Barlas'ı böyle görüp daha çok uzaklaşmasını istemedi.
" Abi tamam cezasını verelim ama burda değil." Dedi Cihangir.
Tam Barlas , Cihangir'e cevap verecek iken Savaş'ın sesi duyuldu. "Neyi anlamadım biliyormusun Barlas ? " Dedi zar zor duyulan sesi ile . Olduğu yerden yan bir şekilde dönüp ağzındaki kanı tükürdü. Odadaki tüm gözler Savaş'a döndü bir anda. Savaş dağılmış yüzünde zar zor saplantılı, serseri bir gülümseme belirdi. "Beş yıldır beni karanlık olduğum için red eden kadın, şimdi ise iş adamı sıfatı altında karanlığın lideri olan sen le nasıl nişanlandı? " Dedi kendini toparlamaya çalışarak yattığı yerden hafifçe doğrulup gözlerini Aden'e dikti. Barlas'ın yer altındaki konumunu bilmediğinden adı kadar emindi. Biliyordu Aden böylesi adamlardan nefret ederdi. " Oysa seninde benden bir farkın yok ." Diyerek piskopat gibi gülümsedi. Gözlerini Aden den bir saniye bile ayır madı gücünü üstünde kullandığı masum kadının üzerinde gezdirdi saplantılı bakışlarını.
" Çek lan gözlerini karımın üstünden ! " Diye Savaş'ın karnına bir tekme savurarak kükredi adeta Barlas.
Savaş az önceki doğruluğu yere savruldu acı dolu inilti ile ama yinede gözlerini Aden den çekmedi. Barlas ,inat ile Aden den gözlerini ayırmayan adamın yanına çöküp tekrardan vurmaya başladı. " Ecdadını sikerim lan senin ! Karıma değen gözlerini oyanarım piç ! " Yumruğunu birkez daha Savaş'ın yüzüne geçirdi.
Evin içindeki seslere yine bir birine karışmıştı. Barlas küfürler savurarak Savaş'ın üstüne abanmış adamları ve Cihangir Barlas'ı durdurmak için çabalıyorlardı. Evet çabalıyorlar dı durdurmaya güçleri yetmiyordu ne Cihangir'in nede diğer dört adamın Barlas'ın bedenine adeta deli gücü gelmiş gibi onu durdurmak isteyen herkesi bir tarafa savuruyor du. Aden'in ise az önce dinen çığlıkları tekrardan korku ile gün yüzüne çıkmış yaprak gibi Deva'nın kolları arasında titriyordu.
Bir süre sonra korumalar ve Cihangir zar zor Barlas'ı zapt etmeyi başarmışlardı. Savaş yerde uyanıklık ve baygınlık arasındaydı. Gözlerini çekinmeden yine Aden'e çevirdi. " Bak Karahan." Dedi Aden'i işaret ederek . " Benden korktuğu gibi şimdi senden de korkuyor. " Dedi gözleri yarı açık bir şekilde hâlâ Aden'e bakıyordu.
Barlas'ın gözleri Aden'e değince o perişan halini gördü. Adeta yaprakları koparılıp etrafa savrulmuş bir çiçek gibi solmuştu Aden'in teni , ağlamaktan gözleri kızarmış bedeni artçı etkisinden kalmış gibi korku ile titriyordu. Aden'in o hali Barlas'ın kalbine bir kurşun sıkılmış gibi parçalayıp geçti. Saçının her bir teli için ömrünü vereceği kadın gözlerinin önünde adeta yok olmuş, perişan bir haldeydi.
Savaş tekrardan konuşmaya devam etti
"Korkmalı Karahan. Kadınlar bizim gibi adamların yanında duramaz korkup kaçarlar. Bir gün benden korktuğu gibi senden de korkup kaçacak çünkü senin benden bir farkın yok ." Aden'in kendine çevirdiği gözlerinin içine bakarak. " Sen benden daha karanlık sın Karahan ama o - " sözünün devamını getireme den Barlas tekrar saldırmaya başladı adamları ve Cihangir'i etrafta savurmaya çalışarak.
" Senin o dilini sikerim lan puşt . " Aden den yer altın daki karanlık yüzünü yine saklamayı tercih etti. Biliyordu ki Aden yer altında makamını öğrenir ise bu defa onu hepten kaybederdi . Aden kendisinden daha çok korkar daha çok nefret edip uzaklaşırdı ve Barlas bunun olmasına müsade edemezdi.
Barlas'ın kendisine saldırmaya çalışmasını umursamadan Savaş konuşmaya devam etti. Aden'in gözlerinin içine bakarak tekrardan bir korku saldı genç kadına" Ben onu ilk gördüğümde on yedi yaşında genç bir kızdı . " Dedi Aden'in titreyen bedeninde göz gezdirerek."Her anını bilirim ben Aden'in . Her geçen gün gözlerimin önünde büyüdü şimdi ise yirmi iki yaşında güzel bir kadın oldu. " Dedi Barlas'ın boğazını yırtarcasına bağırması nı umursamadı.
" Sus lan sus şerefsiz !Senin karımın adını ağzına aldığın dili koparırım lan !" Sevdiği kadını bir başka adamın içi gide gide saplantılı bir şekilde anlatmasına dayanamadı kıskançlığı ve öfkesi bedenini adeta ateş topuna dönmesine sebep oldu.
Cihangir ise Barlas'ı çırpınmasına rağmen bırakmadı yumrukların dan nasibini almasına rağmen durdurmaya çalıştı. Eğer bırakır ise Aden'in gözü önünde Savaş'ı hiç düşünmeden öldürürdü. İşte o zaman herşey rayından çıkar tam tersine dönerdi ve Cihangir bunu yapmak zorundaydı. Her ağızdan bir ses çıkıyordu ama Barlas'ın boğazı yırtılır casına bağırması herkesin sesini bastırıp bıçak gibi keserek bir uğultu ya dönmesine sebep oluyordu.
" Ben onun nefesini ezberledim Karahan . Kullandığı parfümü , okuduğu aynı kitabı kaç defa tekrar okuduğunu , ayak numarasından tut elbise bedenine kadar bilirim . " Aden'in gözlerine öyle bir bakıyordu ki karşındaki kadının yüzündeki kandan midesinin kasıldığını hissede biliyordu gözlerinde bunu görüyordu. "Geceleri rahat bir uyku çekemez sürekli kabus görür." Dedi Aden'in her gece babasının öldüğü o geceyi kabus olarak gördüğünü için uyuyamadığını değindi . "Kaç gecesi uykusuz geçmiş ben bilirim."
" Savaş sus seni İstanbul'un altına gömerim cesedini dâhi kimse bulamaz lan sus ." Diyerek Cihangir ve diğer adamların elinden kurtulup Savaş'ın üzerine oturup tüm öfkesini yumrukları ile indirdi Barlas.
" Abi yeter dur . " Dedi Deva kolları arasındaki kadın adeta aklını yitirmiş gibi ağlıyor bedeni titriyordu. Ama Barlas , Deva yı duymadı.
Savaş susmak yerine daha çok Barlas'ı tahrik etti sırf Aden ondan nefret etsin diye." Kaç gece uykusuz geçirdiğini, karanlıktan ve kandan korktuğunu ben bilirim. Neyi sever neyi sevmez ben bilirim onun hayatını ben ezbere bilirim . Sen onu altına alıp becerdin diye ondan vazgeçecek değilim. " Söylediği son cümle ortama bomba gibi düştü ve Barlas'ın sabrının bittiği son noktayı koydu.
Barlas duyduğu son söz ile öfkesi ikiye katlandı. " Öldürürüm seni lan ecdadını siktiğim. Sen karım hakkında nasıl böyle bir söz söyleye bilirsin şerefsiz." Diye bağırarak belindeki silahı hızlı bir şekilde çıkarıp emniyetini açması ile Savaş'a doğrultması bir oldu . Kimse Barlas'ın bir anda silahını çıkarıp ne ara Savaş'a doğrultuğunun hızını anlamadı. Barlas'ın gözlerinde ölüm vardı. Savaş'ı yere sermek yetmemişti, içine sızmış o her zamanki karanlık şimdi boynunu sıyırıyordu. Kimse Aden hakkında böyle iğrenç bir söz söyleyemezdi Barlas buna müsade etmezdi.Odanın duvarları daralıyordu, kimse nefes alamıyordu sanki Barlas'ın silahın namlusunu Savaş'a doğrultmasıyla tüm nefesler tutulmuş gibiydi.
Odanın içinde yankılanan sesler bir savaşın içinden fırlamış gibiydi.
Bağırışlar, hırıltılar, silahın emniyet sesi...
Ve köşeye sinmiş, elleriyle başını sarmalamış bir Aden.
Aden, artık sadece korkmuyordu.
Varlığının en derinine işleyen bir ezilme, bir çöküş vardı.
Sanki yıllardır biriktirdiği her korku, her susturulmuşluk bugün bir anda üstüne yığılmıştı.
Titriyordu. Ama bir kadının değil, savunmasız bir çocuğun titremesiydi bu.
Barlas'ın parmağı tetiğe değdiği anda, zaman onun için bir bilinmeze dönüştü.Barlas'ın yumrukları artık durduğunda bile Aden'in yüreği hâlâ dövülüyordu.
O an, silahın sesi değil; tetikte duran parmak, Aden'i asıl korkutan olmuştu.
Çünkü o an fark etti Aden ,bir anlık öfke, bir yaşamı alabilir. Ne kadar Savaş tan nefret etsede onun ölmesini istemedi.
Ve onun gözleri önünde, bir kez daha bir yaşam sonlanırsa ,belki kendi aklı da onunla birlikte giderdi.
Barlas'ın sırtı ona dönüktü.
Yerde yatan Savaş'ın yanındaydı hâlâ.
Nefes nefese.
Ellerinde titreyen öfkenin kalıntılarıyla.
Aden kıpırdandı Deva'nın kolları arasında.
Ayağa kalkacak gücü yoktu ama oturduğu yerde bedenini dikleştirme ye çalıştı Deva'nın kollarının arasından kayarak.
Gözlerinden hâlâ yaşlar iniyor gözleri yanıyordu.
Gözyaşları değil, içinden sökülüp gelen bir ağırlık boşalıyordu sanki.
Bir ömür sustuğu tüm "yeter " çığlıkları, kelime olmadan akıyordu yanaklarına.
Zarzor kendini toparladı gözleri önce yüzü dağılmış bir şekilde acı ile kıvranan Savaş'a değindi ardından bakışları öfke ile bedeni gerilen Savaş'a silahının soğuk namusunu doğrultan Barlas'a değindi.
Kendinden bile korkarak çıkan, kısık ama titrek bir sesle fısıldadı. Belki Barlas'a bile sesini duyurmaya cağını düşündü çünkü Barlas'ı öfkesi ele geçirmiş, ne kimseyi duyuyor nede görüyordu.
"Barlas..." dedi gözlerinden akmaya devam eden yaş ile .
Aden'in o titrek ve korku dolu sesi tüm sesleri bastırmış Barlas'ın kulağına ilişmiti. Barlas başını yavaşça Aden'e çevirdiğinde Aden'in bakışları Barlas ve elindeki silah arasında gidip geliyor gözlerine peyda olan o korku ve tükenmişlik açık açık kendini gösteriyordu. Barlas'ın içinde sanki birşeyler kırılmış ta yüreğine kanatıyor gibiydi Aden'in o bakışlarını gördüğünde sertçe yutkundu.
Barlas'ın bakışlarının gözlerine ilişmesi ile küçük bir çocuk gibi başını yana eğdi Aden . " Barlas ." Dedi dudaklarından firar eden hıçkırıkla . " Lütfen." Dedi Barlas'a ihtiyaç duyuyordu ne kadar onu sevmesede şuanda Barlas'a ihtiyacı vardı. Böyle karşında can almak için bekleyen celladı görmeye değil.
Aden'in bedeninde derman kalmamıştı.
O köşeye çökeli saatler değil, sanki yıllar geçmişti.
İçinde derin bir yorgunluk vardı, kemiklerine kadar işlemiş bir yorgunluk.
Barlas o an kendine geldi . Yıllarını demirle dövdüğü Barlas Karahan,yeraltının korkusu, kendi gölgesinden bile hesap sormuş o gözler... Aden'e döndüğünde, içindeki savaş durmuştu. Ne Savaş vardı artık orada, ne de silahın soğukluğu. Sadece Aden'in bakışı vardı, o gözlerinde boğulmayı göze aldığı kadın.
Barlas silahını indirdi yavaşça yan tarafında duran Cihangir'e uzattı.
Çünkü bazen bir adamı yere seren şey, kurşun değil bir kadının sesi olurdu.
Ve bazen, kimsenin eğdiremediği bir boyun, sevdiği kadının bakışına , bir sözüne eğilirdi. Ve Barlas ilk defa birine boyun eğiyordu o kişi onun yüreğinin ev sahibi olan küçük kadınıydı. Bu gece herkes bir kez daha anladı Barlas'ı durdurmaya gücü yeten tek kişinin Aden olduğunu.
İçten içe Aden'in varlığını yok saydığı için kendine kızdı Barlas. Gözlerini kapadı derin bir nefes aldı öfkesini dizginlemek için. Bedenini Aden'e çevirip iri adımları ile yanına ilerleyip yanı başında dizlerinin üzerine çöktü. Aden , Barlas'ın kendine attığı her adımı izledi yanına gelip dizlerinin üzerine çöken adama hiç tereddüt etmeden boynuna sarılıp göğsüne sığındı. Ne kadar Barlas'ı sevmesede garip bir şekilde onun yanında kendini güvende hissediyor du Aden . Belkide geçen zaman içerisinde her başı sıkıştığında Barlas yanında olduğu içindi. Aylar önce evine kim olduğunu bilmediği adamlar girdiğinde yine Barlas yetişmişti tıpkı bugün olduğu gibi.
Aden'in kollarını boynuna dolayıp göğsüne sığınması ile Barlas iri bedeni ile Aden'in o narin bedenini sım sıkı sardı. Burnunu Aden'in saçlarına gömerek o çok sevdiği kokusunu ciğerlerine çekti Barlas. İçinde ki o soru hiç bir zaman yok olmayacaktı. Ya geç kalsaydım? Bu ihtimal Barlas'ın yüreğini paslı bir bıçak gibi deşti. Aden'i kaybetme korkusu bir kez daha yüreğini yokladı Barlas'ın.
Barlas elinin birini Aden'in sırtından çekip dakikalar önce Savaş'ın parmakları arasında işkence gören saçlarına ulaştı. Acısını almak istercesine okşadı Aden'in saçlarını. Aden'in saçları arasındaki yüzünü biraz aşağıya doğru kaydırıp dudaklarını Aden'in kulağına yaklaştırdı.
" Özür dilerim güzelim. " Dedi az önceki öfkesinden sıyrılmış sesi ile. " Geç kaldığım için özür dilerim, zamanında yetişip canının yanmasını durduramadığım için özür dilerim." Dedi Aden'in saçlarına öpücüklerini sıraladı her kelimesinde. Aden den özür dilerken ne kimsenin varlığını umursamazdı nede çekindi. Çünkü Barlas kimsenin önünde böyle diz çökmemişti hiç bir zaman. Ve şimdi ona diz çöktüren herşeyin ilkini yaşatan bir kadın vardı artık kollarının arasında. " Az önce gözünün önünde yaptığım ve seni daha çok korkuttuğun iç özür dilerim." Dedi tekrar.
Aden , Barlas'a öyle bir sığınmıştı ki Barlas'ın içi titredi kollarının arasındaki kadına. Ortamda sessizlik hüküm sürüyordu sadece çıkan tek ses Aden'in ağlayan boğuk sesi ve Barlas'ın özür dilemeleriydi. Barlas hafif bedenini geriye çekerek Aden'in yüzünü avuçları arasına aldı. Gözleri Aden'in yüzünün her zerresinde gezindi. Aden'in yanağının sağ tarafındaki parmak izi sağ dudağının kenarındaki kan lekesini gördükçe öfkesi tekrar bedenine akın etsede bu defa Aden'in varlığını unutmadı. Gözlerini Aden'in ağlamaktan kırmızıya dönen gözleri ile birleştirdi yanağından süzülen yaşları baş parmağı ile silerek. " Ben burdayım güzelim korkma." Diyerek Aden'i tekrar göğsüne çekip kollarını sırtına doladı.
Aden sırtına dolanan az öncekine nazeren daha güçlü saran kolların baskısıyla acı ile inledi. Savaş'ın , Aden'in sırtını sert bir şekilde duvara çarpmasının acısı kendini belli etmeye başlamıştı. Barlas, Aden'in acı ile inlemesi ile kollarını hafif gevşetti ama geriye çekilmedi ağız dolusu Savaş'a küfürler savurdu.
Yerde yatan Savaş yavaş yavaş kendine gelip Aden ve Barlas'a çevirdi bakışlarını. Aden ve Barlas'ın bir birlerine sarıldığını görünce bedenini öfke sardı. " Benim olanı sana bırakmam Karahan! " Dedi sesini yükseltmeye çalıştı ama canın acısı buna müsade etmedi. " Ellerini çek ondan ." Dedi dişlerini sıkarak.
Aden başını Barlas'ın göğsünden çekip Savaş'a bakmak istedi ama Barlas buna müsade etmedi. Aden'in başını hafif bir baskı ile göğsüne daha çok bastırdı. "Korkma ben yanındayım. Ben varken bundan sonra saçının teline dokunamayacak sana söz veriyorum." Dedi Aden'in saçlarına yine öpücükler kondurarak.
Savaş öfke ile yerinden kalkmaya çalışarak tekditler savuruyor du ama Barlas kolları arasında ki kadını kollarının arasına almış dış dünyaya kulaklarını kapatmışlar gibi Aden'i sakinleştiriyordu. Hâlâ öfke ile kudurmaya devam eden Savaş'a bu defa Cihangir el attı. Öfke ile yanına iki adımda yaklaşıp karın boşluğuna sert bir tekme attı. " Sus lan pezeven . Kuru sıkı gibi ses çıkartmaktan başka bir sikimi yapamazsın." Dedi Savaş'ın tehditlerine karşılık.
Savaş acı içinde kıvransada tehdit etmekten geri durmadı durmayacaktı da. "Aden ! " Dedi öfke ile . Savaş'ın adını zikretmesi ile Aden Barlas'ın kolları arasında irkildi. Barlas daha fazla tahammül edemedi ne Aden'in korkmasına nede Savaş'ın sesini duymaya.
" Cihangir depoya götürün şu sikik herifi . Biraz daha konuşmaya devam ederse beynini patlatırım ." Dedi sesinin tonuna dikkat etmeye çalışarak.
Cihangir'in baş işareti ile iki koruma Savaş'a doğru ilerledi. Ama Savaş yine susmadı.
" Aden'i sana bırakmam Karahan o benim sadece benim ." Dedi Savaş sesinin çıktığı kadar bağırdı yanına gelip iki kolunu tuttu. Savaş iki korumanın arasında, delirmiş gibi çırpınıyordu.
Gözleri Aden'deydi. Onu değil, sanki kendi mülkünü kaybetmiş bir adam gibi bakıyordu Aden'e.
Ağzından çıkan sözlerse artık sadece tehdit değil, çıldırmış bir takıntının itirafıydı.
"Benden başka kimsenin olmana müsaade etmeyeceğim Aden!" diye bağırdı.
"Gerekirse kendi elimle canını alırım, yine de Karahan'ın olmana izin vermem!"
O an zaman durdu Aden için.
Barlas'ın kollarındaki, yüzünü daha çok göğsüne saklamaya çalıştı.
Barlas bir şey demedi kollarının arasındaki kadını daha fazla korkutmamak için öfkesini yutmaya çalıştı.Aden'i sanki kollarının arasında değil, kalbinin en kırılgan yerinde tutuyordu.
Savaş'ın sözleri Aden'in tenine saplanmış gibi ürkek bir titreme dolaştı bedenine.
Ama Savaş konuşmayı sürdürürken... Deva çoktan yürümeye başlamıştı.
Gözlerinde abisine benzer bir karanlık vardı ,ama bu öfke değil, koruma içgüdüsüydü ve Aden'e verdiği değerin kanıtıydı.
Savaş'ın tam karşısında durdu.
Bir an bile tereddüt etmedi.
Elini kaldırdı ve sert bir şekilde Savaş'ın yüzüne indirdi. Savaş'ın suratına yapışan tokatla birlikte salonun havası değişti.
Net, sert, suskunluktan doğmuş bir tokattı bu.
Savaş'ın yüzü yana savruldu.
Korumanın biri müdahale etmek istedi, ama Deva'nın gözleri konuştu önce.
"Bir daha Aden'in adını o kirli dilinle anarsan, seni sustururum Savaş, o iğrenç dilini zevk ile koparırım hiç çekinmeden!" dedi.
Sesi ne bağırıyordu, ne titriyordu.
Ama içinde bin kurşunluk bir tehdit vardı.
"Barlas Karahan adını ağzına alırken dikkatli ol. O isim öyle her dudakta yankılanmaz." Dedi tıpkı Barlas'a benzeyen gözleri öfke ile bir ateş yanıyordu.
"Ve ben ,ben o soyadın gölgesinde büyümüş bir kadınım.Karahan olmak kolay değil,
ama bir Karahan'ın düşman listesine girmek işte o, hayatta kaldırabileceğin son şey olur."
Barlas, Aden'in saçlarını okşarken bir an başını çevirdi. Gözleri kardeşini bulduğunda Deva'yla göz göze geldi.
O an aralarında söze dökülmeyen bir anlaşma oldu.
Bu, sadece kardeşlik değildi. Bu, kanı kadar sevdiği Aden için birlikte yanmaya razı olan iki Karahan'ın sessiz yeminiydi. Barlas'ın bakışlarında gurur vardı kardeşini doğru bir şekilde yetiştirmişti ve kardeşinin bir kadın olarak eğilip bükülme den sarsılmaz bir duruş ile dim dik durmasının, bir kadını korumaya çalışmasının gururu vardı Barlas'ın gözlerinde.
Koruma Savaş'ı odadan sürüklerken, Savaş hâlâ Aden'e bakıyordu ve bağırarak herkese tehditler savurmaya devam ediyordu.
Aden de yakında bir Karahan olacaktı ve Barlas onada öğretecekti hiç kimsenin karşısında eğilip bükülmemeyi. Karahan soy adını taşıyan hiç kimseye kimsenin dokunmayacağını ve Karahan'a uzanan eller, önce yanmayı göze almalısı gerektiğini öğretecekti.
Savaş'ın sesi evin içinden silinmişti ama hala Barlas'ın kolları arasındaki Aden'in içinde onun korkusu geziniyordu. Savaş evden çıkarıldığında, arkasından kapı değil, bir devir kapanmış gibiydi.
Ama Aden'in içindeki çöküntü hâlâ yerli yerindeydi.
Bacakları tutmuyordu.
Barlas onu hiç düşünmeden elinin birini beline diğerini dizlerinin altına yerleştirerek kucağına aldı.
" Cihangir birilerini gönder etrafı temizlesin." Dedi tok bir sesle. Yerde Savaş'a ait kan izleri vardı ve Aden tekrar evine döndüğünde aynı travmayı yaşamasın istedi Barlas.
Bir şey demedi Aden .
Zaten konuşsa, sesinde ne çıkardı bilmiyordu.
O an sadece Aden'i taşıdı Barlas .
Sırtını duvara yaslamış, başını göğsüne gömmüş bu narin bedeni, sanki dünyadan saklar gibi sardı kollarına.
Cihangir ve Deva önden çıktı evden arkalarından kucağındaki Aden ile Barlas çıktı bahçeyi adımlayıp sokağa ulaştılar. Ardından bir kaç adım ile karşı evin bahçesine girip korumaların arasından geçip evin giriş kapısına geldiklerinde aralık olan kapıyı Deva eli ile geriye doğru itip içeriye girdi ardından gelen Cihangir ve Barlas la birlikte.
Diğerleri salona geçerken Barlas adımlarını üst katın merdivenlerine yönlendirdi ve sessizce merdivenleri çıktı.
Bir koluyla Aden'i tutuyor, diğer kolunun dirseği ile odasının kapısını açıyordu.
Gözleri hiçbir yere takılmadı. Yüzü hiçbir duyguyu ele vermedi ama içinde volkan gibi patlayıp herşeyi küle çevirecek bir öfkenin ateşi yanıyordu.
Odasına girdiği gibi ayağı ile kapıyı kapatıp balkon kapısı ile karşılıklı duran koltuğa ilerleyip usulca oturdu.
Ama Aden'i kucağından indirmedi.
Küçük bir çocuk gibi sığındı Aden ona.
Aden'in başı göğsüne yaslanmıştı.
Nefesi düzensizdi ve hâlâ ağlamaya devam ediyor du.
Barlas bir elini Aden'in sırtına koydu yumuşak bir şekilde diğeriyle de saçlarını geriye itti.
Bir süre hiçbir şey demedi.
Sadece baktı.
Sanki onu ilk kez görüyormuş gibi.
Sanki, o an her şey başka türlü olsaydı da... Aden yine onun olmalıymış gibi.
Göğüs kafesini açıp Aden'in tam ortasına koyup sarıp sarmalamak istercesine baktı.
Eğildi Aden'in saçlarına gömdü yüzünü kokusunu derince ciğerlerine çekip küçük buseler kondurdu eli şevkat ile saçlarında dolandı sanki saç köklerindeki acıyı almak istercesine. " Korkma canımın içi." Dedi yumuşak bir ses tonu ile.
Aden gözlerini kapadı.
Sığınmıştı.
Kendi içinde karmaşalar varken bile, bu adamın sesi onu yavaşlatıyordu.
Aden ağlamaktan tek kelime edemedi Barlas'ın göğsüne daha çok sığındı. Barlas'ın damarlı iri eli hâlâ Aden'in saçlarında dolaşırken elinin üzerindeki kan lekesi çarptı gözüne. Tiksinti ile baktı elindeki kana . O kanın sahibinin elleri bugün Aden'in canını yakmıştı ve Barlas , elinin üzerinde Savaş'ın kanını taşırken Aden'in saçlarına dokunup kirletmek istemedi.
Aden'i koltuğa oturmak için hareket edince genç kadının Barlas'ın boynuna doladığı kolları daha çok sıkı sarılmaya başladı. Barlas titrek bir nefes çekti ciğerlerine. Aldığı nefes bile ciğerini yakıyordu Aden'i böyle gördükçe .
Aden boğuk ve titreyen sesi ile. " Gitme ." Diye fısıldadı.
Barlas duyduğu söz ile dudağının kenarında buruk bir gülümseme belirdi varla yok arası. Aden den bu sözü böyle bir haldeyken duymak içini ayrı sızlatıtı.
Başını Aden'in başına yasladı. " Bir yere gitmeyeceğim korkma sadece ellerimi yıkayacağım . O şerefsizin izleri varken elimde sana dokunup kirletmek istemiyorum." Dedi Aden'in alnına bir öpücük kondurup geri çekildi.
Aden duyduğu söz ile başını kaldırıp Barlas'ın gözlerine baktı titreyen göz bebekleri ile.
Aden, Barlas'ın gözlerinde o an ilk defa bir utanma gördü. Hemde başka bir adamın yaptığı kötülük için olan bir utanmaydı bu.
Bir adam, sevdiği kadına sadece temiz ellerle yaklaşmak istiyordu.
Bu cümle Aden'in içinde bir yerlere dokundu.
Söylemedi, ama başını salladı.
Barlas onu nazikçe koltuğa yerleştirip kalktı.
Odanın içindeki banyoya gidip suyu açtı lavaboda ellerini yıkamaya başladı suyun sesi yankılandı odada.
Barlas ellerini sertçe yıkadı.
Sanki o kanla birlikte içindeki öfkeyi de akıtmak ister gibi. İçindeki öfkeyi daha ne kadar bastırmaya çalışırdı oda bilmiyordu. Suyu kapatıp ellerini havlu ile kurulayıp banyodan çıktı.
Geri döndüğünde Aden koltuğun kenarında, dizlerini göğsüne çekmiş oturuyordu.
Barlas eğildi.
Onu hiç düşünmeden tekrar kucağına aldı.
Ve Aden hiçbir şey demeden kendini yeniden onun göğsüne yasladı. Aden'in bedeni hâlâ titriyordu. Barlas'ın elleri tekrar Aden'in saçları ile buluştu. Merhametle , sevgiyle , aşkla her bir telini özen ile okşayıp sevdi.
Aden dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı .
"Her şey üstüme geliyor ,nefes alamıyorum." dedi sesi zayıftı,ama içindeki kırıklık çok derindi.
Barlas başını eğdi, sessizce baktı ona. Bir kaç saniye yüzünde gözlerini gezindirdi.
Sonra kısık bir sesle cevapladı:
"Ben varken , sana kimse ulaşamaz.
Nefesin yetmediğinde sana nefes olurum . Anladın mı canımın içi?" Dedi dünyanın en güzel varlığına bakıyormuş gibi baktı Aden'e.
Aden gözlerini kaldırdı. Gözlerinde yaş yoktu ama dolmaya hazırdı, diğer yandan ise gözlerindeki korku çok büyüktü.
"Sonsuza kadar sürecek gibi geldi . O ağır kokusu yüzüme çarpan nefesi . Hiç bitmeyecek sandığım o iğrenç itamları." Dedi tekrar o anlar zihninde canlandı.
Barlas'ın yüzü gerildi duyduğu sözler ile bedeninde dolanan öfke daha da sinsi bir şekilde dolaşıyor serbest kalmak için Barlas'ın sınırlarını zorluyordu. Ama Barlas bu defa öfkesine teslim olmadı çünkü kollarında Aden vardı.
"Sakin ol," dedi fısıldadı.
"Buradasın. Ben de buradayım. Bundan sonra sana kimsenin zarar vermesine müsade etmem ."
Aden, farkında olmadan başını tekrar Barlas'ın göğsüne yasladı. O anın, o temasın içinde saklı bir sığınma vardı istemeden ama ihtiyaç duyarak. Şuanda yaptığı tüm harekler iradesi dışında gerçekleşiyor du ne düşüne biliyordu nede ne yapması gerektiğini o kadar yorgundu ki bedeni ruhu Barlas'ın yaptığı herşey aklından silinmiş gibiydi.
Aralarına birkaç dakikalık sessizlik çöktü. Barlas, Aden'in titreyen nefeslerini sayarken zihni tek bir cümlede takılı kalmıştı: 'Ya yetişemeseydim?' Bunu düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyor du.
Bu sessizliği ilk Barlas bozdu. Telefonunu cebinden çıkarıp Ferman'ın numarasını bulup aradı. Telefon dördüncü çalışında Ferman'ın sert sesi duyuldu.
"Ne var Barlas ! " Dedi Ferman sert ses tonu ile . Hâlâ Barlas'ın ne varlığına nede sesine tahammül edemiyor du.
Ferman'ın sert ses tonuna ne kadar canı sıkılsada es geçti şuanda Ferman'dan daha önemli bir konu vardı Aden .
" Konuşmamız gerek ." Dedi düz bir ses tonu ile. Aden o an Barlas'ın göğsünden kıpırdanıp başını kaldırarak titreyen göz bebekleri ile Barlas'a baktı. Barlas sorun yok dercesine başını sallayarak Aden'in yanağında ki parmak izlerinde baş parmağını gezdirip Aden'in alnını öptü. Her öpücük acısını almak istercesine derin bir anlamı vardı.
" Benim senin gibi bir adamla konuşacak bir şeyim yok!" Dedi tereddüt etmeden.
" Aden ile ilgili bir durum benim eve gel."
Aden'in adı geçmesi ile Ferman önce bir duraksadı. " Ne oldu Aden'e birşey mi oldu?" Dedi endişeli bir ses tonu ile.
" Telefonda konuşulacak bir şey değil ."
" Geliyorum." Diyerek Ferman telefonu kapattı.
Aden , başını Barlas'ın omzuna yaslamış endişeli bakışlarını yüzünde gezindiryordu. "Ferman yine durmayacak tıpkı geçmişteki gibi onu durdurmaya gücüm yetmeyecek. " Dedi geçmişteki olayı hatırlayarak gözleri doldu. " Yine Aktan lar ile bir birine girecek ." Dedi Ferman için endişelendi. Bundan üç yıl önce Savaş, Aden'i yine rahatsız ederken Ferman'a yakalanmıştı ve Ferman hastanelik edene kadar Savaş'ı öldüresiye dövmüş Aktan konağının önüne çöp atar gibi atmıştı. Savaş yaklaşık iki hafta hastanede kalmış bu süreçte Aktan lar ve Eroğlu ailesi arasında silahlar çekilmişti. Araya hatrı sayılır insanlar girmiş Aktan lara haksız olduklarını belirterek kan dökülmesini önleyip sulh etmişlerdi. Aden yine aynı şey olur diye korkuyordu budafa Barlas ta vardı o kanı dökmek için sabırsızlanan . "Barlas benim gücüm Ferman'ı durdurmaya yetmez ama sen dur-" Aden daha sözünü bitirmeden Barlas çattığı kasları ile hâlâ kucağında oturup başını omzuna yaslamış beklenti ile kendine bakan kadının sözünü bıçak gibi keskin sözleri ile kesti.
" Durmasın Aden ! " Dedi sert bir şekilde öfkesi Aden'in sözlerine değil hâlâ Savaş'aydı . " Sen benim duracağıma inanıyor musun ki Ferman'ı durdurmamı istiyorsun? " Dedi hâlâ çattığı kaşları ile gür kirpiklerinin arasından gözlerine bakan kadına bakmaya devam etti.
" Barlas." Dedi Aden beklenti dolu bir sesle.
" Aden ne kadar Ferman ile aramız kötü olursa olsun bu defa Ferman yanlız değil bende onun yanındayım. Savaş'ın yaptığı yenilir yutulur birşey değil. Ne benim sessiz kalmamı bekle ne de Ferman'ın." Diyerek Aden'in yüzünü küçük bir açı ile kaldırdığı başını avucu arasına alıp göğsüne bastırdı nazik bir şekilde. " Şimdi sus ve dinlen." Dedi hiç bir zaman susmasını istendiği kadının susmasını istedi. Eğer Aden konuşmaya devam ederse bu konuşmanın sonu kavgaya dönüşecek ti ve Aden bu hâlde iken Barlas, Aden ile tartışıp daha çok yormak istemedi.
O dakikadan sonra ortamda sessizlik hüküm sürdü. Aden olacakların endişesine kapılıp kafasında kurduğu şeyler ile düşünceye daldı Barlas ise Aden'in yüzünü seyretmeye devam etti.
Aradan geçen bir saat sonra kapının zili çaldığında içerideki hava daha da ağırlaştı.
Deva hemen kapıya yöneldi. Göz ucuyla Cihangir'e baktı, o ise hâlâ ayakta, gergin bir şekilde salonun ortasında duruyordu.
Deva hızlı adımlar ile gidip kapıyı açtı.Kapı açıldığında karşısında Ferman vardı.
Yüzü asık, kaşları çatık, elleri cebinde üzerindeki gerginlik kendini belli ediyor du.
"Barlas nerede?" dedi doğrudan.
Deva yana çekilip içeri buyur etti. Ferman tek kelime etmeden içeri girdi, gözleri Barlas'ı aradı.
O sırada merdivenlerden ağır ağır Barlas indi.
Yüzü her zamanki soğukluğunda ama gözlerinde bir ağırlık vardı.
Ferman görüş açısına giren Barlas ile . "Aden ile ilgili dedin ne oldu? " Diye sabırsızca sordu. Aden'in adını duyduğunda apar topar şirketten çıkıp arabasına binmişti yol boyunca Aden'i aramış ama telefonu bir türlü açılmamıştı gelene kadar göğsü sıkışmış nasıl geldiğini bilmemiş ti.
Barlas, Ferman'ın gözlerindeki endişeyi görüyordu. "Geç otur," dedi yalnızca salondaki tekli koltuğu işaret ederek Barlas .
"Konu ciddi."
Ferman oturmak yerine ayakta durmayı tercih etti. Barlas daha fazla konuyu uzatmadı. " Savaş ! " Dedi adını ağzına alırken bile yüzü gerildi Barlas'ın. " Sizin eve geldi Aden ile nişanlandığımızı hazmedemiş hesap sormaya gelmiş." Dedi zihnine Aden'in o hali tekrar canlandı bastırmaya çalıştığı öfkesi bakışlarından dişlerini sıkarak konuşmasında yüzündeki seğirme ile tekrar kendini gösterdi. " Aden'e birşey olmadan yetiştim ama gittiğimizde gördüğüm şey ." Diyerek duraksadı devamını getirmedi . Aden'e el kaldırmış benim sevmeye kıyamadığım kadını acımadan dövmüş demeye dili varmadı. Eli ile yüzünü ser bir şekilde sıvazladı öfkeyle. Arkasında duran merdivenlerin önünden çekilip ." Aden üst katta benim odamda." Dilim varmıyor kendi gözünle gör demenin kibar casıydı.
Ferman, Barlas'ın sözleriyle birkaç saniye dondu kaldı. Göz bebekleri büyüdü, elleri titredi. Sanki bulunduğu oda bir anda küçülmüş, nefesi yetmemeye başlamıştı.
"Üst katta mı dedin?" diye sordu, ama sesi kendi kulağına bile yabancıydı.
Barlas başını sadece bir kez eğdi. Bu, onaydan çok bir yükün paylaşımı gibiydi.
Ferman bir anda hareketlendi. Ayakları onu taşıyamayacakmış gibi sendeleyerek yöneldi merdivenlere. Her basamak, kalbinin içine ağır bir taş bırakıyor gibiydi. Gözleri kısılmış, çenesi kilitlenmişti. İçinden geçenlerin hepsi kelimelerin çok ötesindeydi. Korku, öfke, suçluluk ve tarifsiz bir acı birbirine karışıyordu.
Aden'in nasıl bir hâlde olduğunu bilmiyor du ve Ferman'ı en çok korkutan da buydu.
Barlas'ın odasının önüne geldiğinde korkarak kapıyı yavaşça itti.
Odanın içerisine adım attığında zaman durdu sanki. Aden yatağın köşesinde oturuyordu. Başı hafif öne eğikti, saçları yana düşmüş. Ama Ferman'ın gözü sadece yüzüne takıldı.
Sağ yanağında, beş parmak gibi belirgin kızarıklık.Sanki ateş basmışlar gibiydi . Sağ dudağı patlamış, morarmaya başlamıştı. O güzel, hep gülümseyen yüzünde izler vardı. Aden başını kaldırıp kapıya çevirdiğinde Ferman'ı baktığında gözlerine tekrar yaşlar akın etti.
Ferman, bir adım daha atamadı. Gözlerini yavaşça kapattı, başını iki yana salladı. Nefesi boğazına düğümlenmişti. İçinden bir şey koptu sanki o anda .
Ferman'ın gözleri doldu. Ne diyeceğini bilemedi duran adımlarını Aden yönlendirip yanına gitmesi ile kollarının arasına alması bir oldu. "Ulan ben seni koruyamadım ." dedi, sesi çatallaştı. "Senin canın yanarken, ben nerelerdeydim ha?! Kimdim ben senin gözünde? Hangi iş, hangi dert senden kıymetliydi be kızım?!"Dedi göz yaşlarını akıtarak.
O söz, "kızım"... Aden'in kalbine bir hançer gibi saplandı.
Çünkü Aden, Ferman'ın sadece kız kardeşi değildi. O, küçük yaşta babalık etmeyi öğrendiği evladıydı aynı zamanda.
Ve Ferman'ın gözünden akan yaşlar yalnızca bir abinin değil, aynı zamanda yüreği yanmış bir babanındı.
Aden daha sıkı sarıldı. İçini çekerek, hıçkırarak, boğula boğula ağladı. Ferman da öyle bir sardı ki onu sanki bırakırsa Aden paramparça olacaktı.
"Özür dilerim," dedi Ferman, gözyaşlarını Aden'in saçlarına gömerek. "Ben kendimi işe güce çok kaptırdım. Görmedim, duymadım... Allah benim belamı versin ki seni yalnız bıraktım."
Sesindeki boğukluk içini yaktı.
"Allah belamı versin..." dedi bir daha. "Ben kızımı yalnız bıraktım."
Aden, Ferman'ın boynuna sarılırken gözyaşlarını artık tutamıyordu. Hıçkırıklarını yutmaya çalıştı ama olmuyordu. Ferman da dayanamadı. O güçlü adam, şimdi kardeşinin saçlarının arasına sakladığı gözyaşlarıyla titriyordu.
Ferman bir süre daha Aden'in saçlarına gömülü kaldı. Kardeşinin titreyen bedenini sanki kendi kalbine bastırıyordu. Zamanı durdurmak ister gibi... Gitmeden önce içine son bir nefes çekmek ister gibi...
Sonra yavaşça, usulca geri çekildi. Gözleri Aden'in yüzüne bir daha baktı, belki de ilk defa bu kadar uzun.
Parmak izleri hâlâ yanaktaydı. Gözyaşları moraran dudağına karışıyordu. Ve Ferman'ın içindeki o kor... artık kabına sığmıyordu.
Elini Aden'in yanağına uzattı, bir baba şefkatiyle dokundu. Parmakları titriyordu.Küçük bir çocuk gibi, kırılmasın diye usulca dokundu .Aden başını hafifçe eğdi, o dokunuşla bile ağlamamak için direndi.
Ferman, gözlerini Aden den ayırmadan fısıldadı:
"Ben senin canın yanarken nefes almışım ya ,Allah bana bunu bile çok görsün."
Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi ama ayakta durdu. Çünkü artık odayı terk etmek zorundaydı. Bu acının intikamı alınmalıydı. Aden'i bu hale getiren Savaş bunun hesabını vermeliydi bu gece .
Kapıya doğru birkaç adım attı. Elini kapı koluna koydu ama dönmedi. Geriye dönüp bir bakarsa kalır biliyordu. Sesi boğazından çatallı çıktı:
"Senin gözünden bir damla yaş aktı ya onun hesabını öyle bir soracağım ki dünya duysun." dedi sanki yemin edercesine.
Sonra yavaşça kapıyı açtı. O an Aden, arkasından kısık bir sesle seslendi:
"Abi.."
Ama Ferman duymazdan geldi. Belki duydu, belki yutkundu, ama durmadı. Çünkü durursa, Aden'in halini bir daha unutamazdı. Oysa şimdi unutmamalıydı. O yüz, o izeler ,o gözyaşı, onun yüreğine kazınmalıydı.
Kapı arkasından kapanırken Aden yalnız kaldı.
Ağlamaya devam etti.
Ama bu kez korkudan. Çünkü Ferman gitmişti. Ve artık olacaklardan kimse geri dönemezdi.
Ferman merdivenlerden ağır ağır indi. Her basamakta içindeki öfke biraz daha biçim değiştiriyor, yutkunduğu her an boğazına bir düğüm daha atılıyordu. Kalbinde Aden'in yanağındaki o parmak izinin yankısı vardı. Dudağındaki çatlağın izini unutmayacak, unutturmayacaktı.
Salona adım attığında Barlas hâlâ ayaktaydı. Gözleri kapıya çevrilmişti, sanki Ferman'ı hissetmiş gibi dönüp baktı.
İki eski dost...
Aralarından geçen her şeyin ötesinde, şimdi sadece aynı kadının acısında birleşiyorlardı.
Ferman birkaç adım attı. Barlas'a yaklaştı. Göz göze geldiler. Ferman'ın gözlerinde yaş vardı Deva ve Cihangir , Barlas ilk defa Ferman'ı böyle görüyorlardı. Cihangir ve Deva sessizlik lerini korumaya devam eder oturuyorlardı. Ferman'ın gözü salondaki Barlas'ı görüyordu sadece.
"Yanaklarında iz var" dedi, sesi çatlaktı. "Dudağında kan. Gözlerinde korku. O gözlerde ben kendimi gördüm Barlas. Babam öldükten sonra onu nasıl büyüttüğüm geldi gözümün önüne.Ağlarken gözyaşlarını elimle sildiğim günü. Ben o çocuğa baba oldum. Kardeşlik başka, bu başka..."
Barlas sessizdi. Ne bir kelime, ne bir nefes. Ama o da içten içe yanıyordu. Elini kaldırıp Ferman'ın omzunae koyarak sıktı.
Ferman bir adım daha yaklaştı, gözlerini kaçırmadan:
"Sen de abisin," dedi. "Sen de bilirsin. Birini sevmeye kıyamamak nedir... O ellerin onun yüzüne kalktığını görmek nedir. Benim içimden bir şey koptu bu gece."
Barlas'ın sesi sonunda çıktı, kısık ama netti:
"Benimde içimden birşey koptu Aden'in o hâlini görünce. Ya geç kalsaydım?"
Sesi titredi, dişlerini sıktı. " Bu ihtimali düşünmek bile nefesimi kesiyor . Sevdam dediğim kadının ohâlini asla unutamayacağım."
Ferman başını eğdi, bir an gözlerini yumdu. Sonra aniden doğruldu.
"Savaş nerede?" diye sordu.
Sesi artık tanıdık o soğukluğa dönmüştü.
"Adamlarım depoya götürdü.Birlikte gidelim Aden'e el kaldırmanın bedelini ödeteceğim o şerefsize." Dedi tekrar dan gün yüzüne çıkan öfkesiyle
Ferman bir an sustu. İçindeki öfkeyle savaşır gibiydi.
Sonra başını iki yana salladı.
"Hayır," dedi kararlı bir tonla. "Sen Aden'in yanında kal. O bu gece korkar uyuyamaz. Yanında ol. Ben ne yapacağımı biliyorum."
Barlas bir adım atmak istedi ama Aden'in yanında olmak istedi onu bu halde yanlız bırakmazdı heleki bu gece kendine sığınmış iken . Savaşın cezasını sonrada vere bilirdi.
"Bu gece ben, kardeşimin gözyaşının hesabını almaya gidiyorum."
Barlas sessiz kaldı. O an anlamıştı ki, bu sadece Ferman'ın değil, Aden'in içindeki çocukluğun da intikamıydı.
Ferman gözlerini son kez Barlas'a çevirdi.
"Adresi ver ." dedi sadece.
" Mesaj olarak atarım."
Ferman tamam dercesine başını sallayarak arkasını döndü, adımlarını kapıya yöneltti. İçinde kopan kıyamet ile Savaş'ın nefesini kesmek için evden çıktı.
Barlas, olduğu yerde kaldı.
Bir yanda korumak istediği kadın, diğer yanda içinden hâlâ koparamadığı bir dostluk vardı.
Ve en çok da, bu gece Aden'in gözlerinde gördüğü ölüm korkusu.
Barlas cebinden çıkardığı telefon ile önce Ferman'a adresi mesaj attı daha sonra depodaki adamını arayıp Ferman'ın oraya geldiğini, öfkesini çıkarsın ama öldürmesi ne müsade etmeyin dedi.
Barlas telefonu yavaşça masaya bıraktığında, içindeki öfke artık bir bedende duramayacak kadar büyümüştü.
Damarlarında bir zehir gibi dolaşıyor, her atan nabzıyla Savaş'ın boğazına çökme isteğini büyütüyordu.
Ama yukarıda Aden vardı.
Paramparça bir sessizlikte, bir başına.
Ve Barlas...
Kendine bile yediremediği bir acıyı, sevdiğini korumak için yutmak zorundaydı.Derin bir nefes alıp başını yukarı çevirdi. Aden'in hâli gözünde canlandı yeniden. Gözlerindeki kırık, dudağındaki kan, omzuna kapanırken titreyen bedeni.
Ağır adımlarla yukarı çıktı. Kapıyı usulca aralayıp içeri girdiğinde Aden pencerenin yanında oturuyordu. Kendi içine çekilmiş gibiydi. Dışarıdaki karanlığa değil, içindeki sessizliğe bakıyordu.Saçlarının arasından yüzü görünüyordu ama Barlas'ın bakmak bile içini parçaladı.
Sağ yanağında ki parmak izi sanki Barlas'ın göğsüne kazınmıştı.
O dudağın kenarındaki çatlak.
Konuşmadan anlatıyordu Aden'in sessiz çığlıklarını
Barlas kapıyı kapatıp adımlarını Aden'e doğru yönlendirip yanına doğru yürümeye başladı. Attığı her adımda yüreğinin bir diğer yanı sızladı. Aden'in kendiside incitmiş ti, belkide istemeden darma dağın etmişti. Aklından geçen bir söz ' ben seni bu evliliğe zorkarke demi böyle param parça oldun ? ' bu düşünce nefesinin soluk borusuna tıkanmasına sebep oldu. Aden'in şuanki hali kafasındaki soru ile çarpışıyor du. Eğer Aden'i bu evliliğe zorkarke de bu hale getirmiş se kendini affedemezdi Barlas. Kafasında dönüp duran bin bir soruyu bir kenara itip Aden'in yanı başına oturdu.
Aden yan tarafında oturan adama bakmadı kim diye çünkü odaya ilk adım attığında o bilindik kokusu Barlas olduğunu ele veriyordu. Ortamda derin bir sessizlik vardı duyulan tek ses Barlas ve Aden'in aldığı nefes sesiydi.
Barlas'ın söylemek istediği çok şey vardı ama tüm sözler bir yumruk olmuş gibi boğazına takılıyordu.
Bir şey demedi.
Çünkü ne diyecekti?
"İyisin," diyemezdi.
Çünkü Aden iyi değildi.
"Korkma," da diyemezdi.
Çünkü korkmuştu.
Barlas sadece durdu.
O sessizlikte kendi içinden yankılanan tek cümleyi bastırdı:
'Senin sevmeye kıyamadığın kadın, birinin ellerinde kanadı.' diye geçirdi içinden.
Aden başını Barlas'a çevirdi. Tıpkı kendisi gibi gözlerini dışarıya dikmiş öylece duruyordu. Gergindi ve öfkeli . Gerginliği ve öfkesi alıp verdiği sert soluk ve alnındaki kabaran damar ele veriyordu ne kadar bastırmak istesede.
Aden'in bakışlarında hâlâ saatler önce yaşadığı cehennemin izleri vardı.
Sanki bir yabancıya değil, sığınmak istediği , kendisini koruya bilecek yıllardır tanıdığı gibi hissettiği adama bakıyordu.
"Evime gitmek istiyorum," dedi kısık bir sesle.Kırılgan, ama inatçıydı sesi.
Barlas'ın içi titredi Aden'in 'evim' deyişine.
Ev dediği yer, saatler önce canının yandığı yerdi. Barlas yetişmese son nefesini verdiği yer olacaktı çünkü Savaş'ın aklından o an Aden'i öldürmek geçmişti. Aden kendisinin olmuyorsa bir başka adamın da olmasını istemedi . Aden'i bir avuç toprağa koymayı seçti. Aden buna rağmen evine gitmek istiyorum du.
Çünkü Aden, korkusunu alt etmek istiyordu.
O eşiği yeniden kendi adımlarıyla geçmek istiyordu.
Barlas bir an gözlerini sertçe kapayıp derin bir nefes çekti ciğerlerine gözlerini tekrar açtı.
İçindeki ateşi bastırdı.
Savaş'ın ismi bile geçmese de ciğerini yakıyordu. Başını yan tarafındaki kadına çevirdi. " Olmaz." Dedi Aden'in tekrar o eve gitmesini istemiyor du.
"Ben iyiyim," dedi Aden ama sesi bile kendine inanmıyordu. "Orası benim evim. Gideceğim."
"Gidemezsin . " Bakışlarında inat olan kadının yüzünde gezindirdi bakışlarını.
Aden başını hafif yana eğdi. "Lütfen evime gitmek istiyorum." Barlas'ın, gidemezsin sözünü umursayacak bir kadın değildi Aden . Lakin o evine tekte gidemezdi. Barlas'a ısrar etme sebebi onu sevmediğini bilmesine rağmen kendisine liman olan adam ile gitmek istedi.
Bir anlık sessizlik oldu.
Barlas derin bir iç çekti. Sonra yavaşça başını salladı.
"Peki gidelim." Aden'in hâlâ yanında olmak istediğini biliyordu.
Aden ayağa kalkarken bile dizlerinin bağı çözüldü.
Sessizce dışarı çıktılar. Yan yana yürüdükleri koridoru geçip merdivenlerden alt kata inip kapıya doğru yürüdüler. Salonda Cihangir ve Deva vardı . Deva , Aden ile konuşmak istedi ama Barlas bakışları ile şimdi değil dedi. Deva oturduğu koltuğa sinip giden ikilinin arkasından bakmak ile yetindi. Gecenin soğuk sessizliğinde, birkaç adımlık mesafeyi yürüdüler.Evin kapısına geldiklerinde Barlas Aden'in eve girmesi için kapıyı açtı.
Aden kapının eşiğine geldiğinde adımları durdu.
Holü görür görmez vücudu irkildi. Zihni ona oyun oynamadı; saatler önce yaşanan her şey, birebir aynı acıyla geri geldi.
O an, tam da o yerde durmuştu Savaş.
Kollarından tutmuş, yüzüne indirdiği tokat ile yere savurmuştu , hadsiz ce hakaret edip Aden'in yapmadı şeyin lekesini alnına sürmüştü.
Korkunun kokusu hâlâ havadaydı sanki.
Aden nefesini tuttu. Ayağı eşiğin üzerinde, içeri atamıyor gibiydi.
Barlas, onun bir adım gerisinde duruyordu. Sessizdi ama varlığı sanki etten bir duvardı Aden için. Koruyucu bir gölge gibi.
" Yanındayım güzelim." Yumuşak bir sesle elini Aden'in beline götürüp arkadan karın boşluğuna dolayarak yürümesine destekledi. Aden beline dolanan koldan güç alıp adımlarını ilerletti.
Holü geçerken Aden'in adımları titredi. Gözleri nemlendi. O hol saatler önce Aden'in çığlığına boğulan yerdi.
Ama sustu. Sadece yürüdü.
Barlas onunla birlikte yukarı çıktı. Yatak odasına kadar eşlik etti. Kapının eşiğinde durdu ama geri çekilmedi. Aden yatağına oturduğunda bile, odada sessizce bekledi.
Aden sessizce başını öne eğdi.
Saatler geçmişti belki ama onun teninde, zihninde, ruhunda Savaş'ın nefesi hâlâ dolaşıyordu sanki.
Boynunda kalan bir tiksinti, ciğerlerine sinen bir nefes gibi.
Titredi.
İçinde kabaran mide bulantısı, utançtan çok daha fazlasıydı.
Ağzını açtı ama ses çıkmadı. Yalnızca gözleri Barlas'a döndü.
"Duş almak istiyorum." dedi kısık bir sesle, sonra duraksadı."Şey ama kapının önünde durur musun? Orada olduğunu bileyim, olur mu?" Gözleri yine dolmuştu.
Bu bir rica değildi.
Bu bir hayatta kalma ihtiyacıydı.
Bir kadının, yeniden insan hissedebilme savaşıydı.
Barlas başını salladı.
"Gerkirse bir ömür dururum" dedi.
Sesi alçaktı ama sarsılmazdı.
Aden, gardıroptan bir pijama takımı ve temiz havlular aldı, ardından banyoya yöneldi.
Barlas da onun arkasından yürüyüp banyonun kapısının önüne sessizce dikildi.
Kapı kapanmadan önce Aden'in gözleri bir kez daha onun gözlerine takıldı.
Barlas sadece başını eğerek "buradayım" dedi gözleriyle.
Kapı kapanır kapanmaz odanın içini su sesi doldurdu.
Sonra o sesin içine bir başka ses karıştı.
İnce, boğuk, kırık...
Aden'in ağlama sesi.
Barlas'ın tüm kasları gerildi.
İçinden geçen şeyleri tarif edecek tek kelime yoktu.
Bu bir öfke değildi sadece.
Bu, bir adamın bir kadına kıyılmasına tanık olduktan sonra hâlâ yaşamak zorunda kalışının çığlığıydı.
Elini yavaşça kapıya uzattı...
Ama durdu.
Oraya dokunamazdı.
Aden'in mahremiyeti vardı içeride.
Ne kadar kırık olursa olsun, o hâl hâlâ onun onuruydu.
Ona en çok şimdi saygı duyulmalıy dı.
Ama Barlas'ın içindeki adam, içeride yankılanan her hıçkırıkla daha da kuduruyordu.
Damarlarında öfke değil, lav akıyordu.
"Ben bu kadını gülüşüyle sevdim, gamzelerine aşık oldum."Diye geçirdi içinden.
"Senin gözünden akan her damla yaş için Savaş ölmeden cehennemi görecek!Ben bunu affedemem." dedi fısıldadı.
Barlas gözlerini yumdu.
Elini kapıdan çekti.
Ve sadece orada durdu.
Bir gölge gibi.
Bir duvar gibi.
Bir yemin gibi.
Dakikalar sonra kapı aralandı.
Aden, omuzlarına düşen ıslak saçları ve halsiz adımlarıyla dışarı çıktı.
Teni hâlâ ürperiyor gibiydi.
Pijamasını giymişti ama hâli hâlâ çıplaktı; ruhu soyulmuş, korkuları tenine kazınmış gibiydi.
Barlas bakarken yutkundu.
Yanına yaklaştı, sessizce.
"Saçların..." dedi kısık bir sesle. "Islak kalmasın. Hasta olursun."
Aden itiraz edemedi.
Sadece başını hafifçe eğdi. Yatağına ilerleyip oturdu.
Barlas havluyu aldı, Aden'in arkasına geçti eline aldığı havlu ile.
Saçlarının her bir telini, incitmekten korkarcasına avucuna alıp kuruladı.
Sanki su değil, gözyaşı kurutuyordu.
Her tel, Barlas'ın ellerinde başka bir yemin oluyordu. Eğilip Aden'in saçlarına bir buse daha kondurup.
"Bir daha sana kimse böyle dokunamaz ." Dedi sanki yemin eder gibiydi sesi.
Barlas sonra önüne geçti.
Gözleri Aden'in gözlerine değdi.
"Uyu," dedi."Ben buradayım."
Aden yatağına uzandı yorganı üstüne çekti. Gözlerini kapattı bugünü unutmak istercesine yorgunluktan kendini uykunun kollarına bıraktı. Ama bu uyku uzun sürmeyecekti. Aradan geçen yarım saat sonra Aden irkilerek uyandı.
Savaş'ın nefesi, sesi, gölgesi gördüğü kabus gibi değilde sanki yanı başındaymış gibi hissediyordu. Saniyeler dakikayı, dakikalar saati kovaladı ama Aden uykunun kollarına kendini bıraktığı her dakika irkilerek geri uyanıyordu.
Bir...
İki...
Üç kez. Bu böyle devam etti.
Barlas, odanın köşesindeki koltukta sessizce oturuyordu. Gözleri karanlıkta seçilen tek bir bedene takılmıştı. Aden'in her uykudan sıçrayışı, her boğazına düğümlenen nefes, onun yüreğinde kırık bir bardağın kenarına bastırmak gibiydi acıtıcı, keskin, çaresiz.
Zaman, gecenin içine çivilenmişti. Saatler mi geçiyordu, saniyeler mi,bilinmiyordu.
Bir an daha Aden'in huzursuz bedenine bakamadı. Koltuktan sessizce kalktı, Aden'in yatağına doğru ilerleyip yatağın kenarına oturdu. Sırtını yatak başlığına yasladı. Sol kolunu açtı, bir liman gibi.
"Gel..." dedi yalnızca.
Aden'in gözleri yavaşça aralandı. Gecenin yorgun ışığında bakıştılar. O kol, Aden'e sadece sıcaklık değil, bir aitlik fısıldıyordu. Ve belki de, o ânın içinde Aden'in bütün korkuları bir çift kolun içine sığabilirdi.
"Gel Aden..." diye tekrar etti Barlas, sesi bu kez daha yumuşak. "Bu gece korkularına bir kez daha ortak olmama izin ver." Aylar önce yine bu cümleyi Aden'e kurmuş yine göğsünde uyutmuştu.
Aden, düşünmeden hareket etti. Bedeninden çok, ruhu kaydı Barlas'a. Göğsüne yaslandığında içinden bir şey çatladı sanki sessiz, derin bir kırık belki de yıllardır içini çizen bir yalnızlık.
Barlas kolunu sardı Aden'in beline.
Yavaşça.
Nazikçe.
Kırılmış bir kadını bir daha kimsenin kıramayacağı bir yere koyar gibi.
Barlas'ın kalbi, Aden'in başının tam altındaydı.
Yalnızlık, güveni bulduğunda ağlamaya başlar ya , Aden'in gözlerinden bir damla daha düştü.
Bir süre konuşmadılar. Kalp atışlarının birbirine karıştığı bir sessizlik çöreklendi üzerlerine. Sadece Barlas'ın göğsünden yayılan o tanıdık koku vardı. Korunaklı, sıcak, fırtınayı geçirmiş bir liman gibi.
"Neden böyle hissediyorum?"Aden'in sesi çatallıydı, neredeyse bir fısıltı gibiydi.
Barlas başını eğdi, gözleri Aden'in omzunda kaybolmuş saç tellerinde gezinirken cevapladı.
"Neyi?"
"Seni sevmiyorum. Ama yanındayken kendimi korunaklı hissediyorum. Nefes alabildiğim tek yer sensinin yanın mış gibi geliyor . Bu doğru değil, değil mi?"
Barlas'ın yutkunuşu boğazına dizildi. O cümledeki 'sevmiyorum' bıçak gibi içini kesti. Ama Aden'in "nefes alabildiğim tek yer sensin" cümlesi o, işte kalbine sızan, içini titreten bir mucizeydi.
"Bazen kalp, aklın kabullenmediğini ruhun çoktan hatırlar," dedi. "Belki de senin ruhun çoktan bana ait oldu." Başını hafifçe eğip Aden'in alnına bir öpücük kondurdu. "Aslında ruhun, kalbinden önce anladı benim kim olduğumu ama sen görmek istemiyorsun."
Aden , duyduğu söze tek bir kelime etmedi çünkü bugün aklı onu terk etmişti. Sevmediği bir adamın kollarında da korktuğu için ona sığınıyor du bu da normal değildi ama Aden aklî selim düşünecek bir halde değildi bugün. Sarsılmış benliği, yara almış ruhu , gün geçtikçe daha kötüye giden psikolojisi ne yapması gerektiğini bilmeyecek kadar yorgun olan zihni ve bedeni herşeye engel oluyordu.
Belki bugün Barlas ile olan yakınlıkları herşeyi değiştirir güzel bir hal alırdı yada tam tersi Aden ona sığındığı için pişman olur herşey tam tersine döner daha kötü olurdu. Bunu zaman gösterecekti. Bugün Aden'in aklı onu terk etmiş yerine korku ve yeni bir tramva bırakmıştı çünkü bugün Aden ölüm ile burun buruna gelmiş ilk defa ölüme bu kadar yakın hissetmişti.
Aden kendini uykunun kollarına çoktan bırakmış Barlas'ın göğsünde uyuyordu.
Sanki tüm korkularını oraya bırakmıştı da şimdi nihayet, derin bir nefes almış gibiydi.
Yanakları huzura bulanmış, kaşları ilk kez gevşemişti.
Güvendeydi kendince ne kadar inkar etse de onun için en güvenli yerdeydi. Barlas'ın kollarında.
Ve bu güvenin beden bulmuş hâliydi Barlas.
İri elleri Aden'in sırtında kıpırtısız duruyordu ama parmak uçlarıyla varlığını belli edecek kadar hafifçe okşuyordu saçlarını.
Ara ara o ıslak, karışık tellere dudaklarını götürüyor, fısıltı gibi bir öpücük konduruyordu.
Zaman geceyi çoktan devirmişti.
Saatler geçse de Barlas yerinden kıpırdamamıştı.
Sadece Aden'in nefes alışlarını dinlemiş, her titremesinde kollarını biraz daha sıkmıştı.
O sırada...
Aynı evin bir başka noktasında, yavaş ve ağır adımlarla yürüyen biri daha vardı.
Ferman'dı bu.
Savaş'ın kanı hâlâ elindeydi, tırnaklarının dibine işlemişti.
Onu öldürmek istemişti.
Ama öldürmek bile o içindeki lanetli yangını söndürmeye yetmeyecekti.
En fazla bir katil yapardı onu, ama abiliğinin eksikliğini geri getiremezdi.
Barlas mesaj atmıştı.
Aden'in eve gitmek istediğini , şu an onun odasında olduğunu yazmıştı.
İçinden ne geçtiğini kendisi bile bilmeden, şimdi Aden'in odasının kapısının önündeydi Ferman.
Elini yavaşça kapı koluna uzattı.
Parmaklarının arasında hâlâ sıcak bir kan vardı.
Yalnızca Savaş'ın değil ,yalnızca o adamın değil kendi vicdanının, kendi öfkesinin, kendi geç kalmışlığının kanıydı o.
Kapıyı hafifçe araladı İçeriye attığı ilk adımda gözleri doğrudan Aden'i buldu.
Yataktaktaydı Barlas'ın göğsünde kıvrılmış bir vaziyetteydi.
Kollarını sanki sığınacak başka liman kalmamış gibi sarmıştı Barlas'a .
Barlas da Aden'i öyle bir tutuyordu ki, sanki dünyaya karşı tek başına savaşa çıkmış, onu kalbinin içine hapsetmiş gibiydi.
Sırtını yatağın başlığına dayamıştı.
Kapının aralanması ile gözleri Ferman'a dönüdü.
Ve o gözlerde, ne Aden'e duyduğu aşktan ne de Ferman'a karşı duyduğu kırgınlıktan saklanan bir şey vardı.
Ferman olduğu yerde çakılı kaldı.
Bir adım daha atamadı.
Sanki nefesi içeride boğulmuş, göğsüne bir taş oturmuş gibiydi.
Bir başka öfke sardı içini.
Farklı bir yangın.
Bir abinin, kız kardeşini başka bir adamın kollarında görmesine duyduğu yabancı kıskançlık...
Bir zamanlar 'dostum' dediği adamın, kendi canından bir parçaya âşık olmasını hâlâ sindirememişti.
Bunu bir ihanet bildiği yerden bakıyordu her şeye.
O yüzden Aden'in yüzündeki huzuru değil, sarıldığı adamı gördü önce.
Ama sonra...
Bir şey oldu.
Ferman'ın gözleri Aden'e kaydı.
Yanakları hâlâ kızıltılıydı.
Gözlerinin altı yorgunluktan morarmıştı.
Ve şimdi, bütün o acının tam ortasında bir huzur vardı.
O huzur neydi biliyor musun?
Güvende olmak.
Barlas'ın göğsünde.
Ve o an anladı Ferman.
Kırgındı belki.
Kabullenemiyordu belki.
Ama inkâr da edemiyordu:
Barlas, Aden'i sararken değil; korurken dokunuyordu ona. Aden'in her zerresini nasıl sevdiğine şahitlik ediyordu.
Ve Aden, ona sadece yaslanmıyor
Barlas'a güveniyordu da Ferman'ın gözünde. Ama bilmediği çok şey vardı gerçekler...
Barlas başını eğmedi.
Ferman da konuşmadı.
Sadece göz göze geldiler.
Kırgınlıkları, yargıları, kızgınlıkları...
Hepsi aralarında suskunlukla aktı.
Belki bir kelime konuşsalar birbirlerinin boğazına sarılacaklardı.
Ama ikisi de aynı kadının aynı anda canından çok sevdikleri olduğunu biliyordu.
Ferman'ın gözleri uzun uzun Aden'in yüzünde dolaştı.
Kardeşini izledi.
Kırılmış, incinmiş, ama sığınmıştı. Ama kendine değil bir zamanlar dostum dediği adama bu daha çok canını acıttı Ferman'ın gözleri nemlendi.
Bir şey söylemek istiyor gibiydi, ama dili dönmedi.
Barlas hâlâ susuyordu.
Hiç kıpırdamadı.
Sadece Aden'in sırtına hafifçe bastırdı, uyanmasın diye.
Onu incitmeden, ama terk etmeden.
Ferman başını eğdi.
Derin bir iç çekti.
Sonra kapıyı sessizce kapatıp dışarı çıktı.
Çünkü bu defa susmak, konuşmaktan daha çok şey söylüyordu.Ve gece, yalnızca karanlığa değil, suskun kalmış kalplere de örtü oldu.
Evin içinde yankılanmayan ama herkesin içinde haykıran bir sessizlik vardı artık. Herkesin yüreğinde ayrı bir yük, gözlerinde ayrı bir hikâye...
Aden, geçmişin yaralı ellerinden sığınıp uykunun koynuna kaçmıştı. Barlas'ın kollarında, ilk kez kırılmadan tutunmuş gibiydi.
Ve Ferman...
Kapanan bir kapının ardında, içinden taşan onlarca kelimeyi susturmuştu. O an hiçbir cümle, içini sızlatan hakikatin önüne geçemezdi.
Kardeşini koruyamamış bir abi, bir dostu affedememiş bir yürekti artık.
Ama bir başka yürek ,susarak sevilmediğini bildiği halde sevmeyi öğrenmiş bir adamdı, Barlas...
Sadece sevdiğini tutmuyordu o kollarında, aynı zamanda onun dağılmış parçalarını bir araya getiriyor, her nefesinde "yalnız değilsin" diyordu.
Gece derindi, yük ağırdı, kalpler ise birbirine sessizce dokunuyordu.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, ama belki...
Yeniden başlamak için bazı kırılışlar şarttı.
__________________________________
Bölüm sonu...
Bölümü nasıl buldunuz?
Beğeni atmayanlar lütfen beğeni atsın.
Gelecek bölümde bizi çok şey bekliyor. Gelecek bölümde görüşmek üzere canlarım. 🥰
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 14.38k Okunma |
888 Oy |
0 Takip |
28 Bölümlü Kitap |