
Kitabın sosyal medya sayfaları aşağıdadır. Bölümlerle ilgili bütün duyurular, fanların editleri sayfada paylaşılmaktadır. Sizi de bekliyorum.🌸
TikTok=GİZEEMİKOO
Instagram=GİZEEMİKOO
✨YILDIZI PARLATMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN.. ✨
SENA
En güvendikleri kazarmış insanın mezarını. En güvendikleri gömermiş günahsız bedenini kara toprağa. Benim mezarımı da en güvendiklerim kazdı. Daha küçücük bir kızken gömdüler beni. Gömülen bedenim değildi lakin gençliğimi, aşkımı, ruhumu, bebeğimi gömdüler o mezara. Ben acılar içerisinde kıvranırken gram acımadılar. Aksine yüzlerindeki şeytani gülümseme asla kaybolmadı. Delirdim, kendimi unuttum ama yetmedi onlara. Benimle uğraşmayı bir an olsun bırakmadılar. Bir gün bile bir insan bu kadarını kaldırabilir mi diye düşünmediler.
Yarattıkları yıkımın altından kalkmam senelerimi aldı. Ruhumda ve bedenimde açılan yarlar ise asla kapanmadı. Nasıl kapanabilirdi ki? Kapanmasına izin mi vermişlerdi sanki? Vermemişlerdi. Zaten her acımın üzerine buda yetmez deyip yenilerini gönderen onlar değil miydi? Kapanmayan yaralarımın üzerine yenileri ekleyen en sevdiklerim değil miydi? Sanırım en kötüsü de buydu; en büyük yaralarını en sevdiklerinin açması...
Şaşkın gözlerim bir saniye bile olsun Fırat'ın üzerinden ayrılmazken arkamda duran Aras duvarları titreten sesiyle "Orospu çocuğu." diye kükredi. Tenimi yakan öfke esintisi ile yanımdan geçti. Olanca gücüyle, Fırat'ın yüzüne sıktığı yumruğunu geçirdi. Aldığı darbeyle ağzından yere doğru kan sıçrayan Fırat'ın yüzü yana doğru savruldu. Eski haline gelmesine izin vermeyen Aras arka arkaya yumruklarını sıralarken bazen "Bebekti lan o masum bir bebekti." diyor bazen de küfürler savuruyordu.
Hıçkırmamak için ağzımı elimle kapattığımda sendeledim. İnanamıyordum. Bu kadar ileri gidebileceğine inanamıyordum. Yazları beraber zaman geçirdiğimiz, çocukluktan beri her an yanımda olan, Selim'in ölümünden sonra aramıza mesafe giren lakin birbirimizi gördüğümüz ilk anda bile bana olan sonsuz sevgisini hissettiğim adam bebeğimin katiliydi. Karmakarışıktım. Ne hissedeceğimi, ne düşüneceğimi bilmiyordum. Kendimi kurtarmanın hiçbir yolu yokken kapana kısılmış hissi tenimi istila ediyordu.
En son attığı yumrukla Fırat'ın sandalyesi yere düştü. Sandalyeye bağlı bedeninin izin verdiği ölçüde darbelerden korunmak için kıvrılsa da pek başarılı olamadı. Aras'ı durdurmak Fırat'tan bizzat kendim hesap sormak istesem de yapamadım. Sanki ben orada yoktum. Olanları film izler gibi izliyordum. Dizlerim titriyor, bacaklarım beni taşımıyordu. Aras'ın tekmeleri Fırat'ın her yerindeydi. Yüzüne attığı tekme sonrası Fırat'ın dişi ayağımın dibine doğru fırladı. Yavaşça başımı yere eğdim. Dişin olduğu zemine gözlerimden akan sıcak yaş düştü. Hıçkırıklarım arasında derin bir iç çektim. Ellerim boynumu sıkıca kavradı. Aldığım derin nefesler arasında boynumu sıkıca birkaç kez sıvazladım.
Yavuz'un "Abi dur." diye bağıran sesiyle başımı yerden kaldırıp Aras'a çevirdim. Belindeki silahı çıkarmış Fırat'ın başına doğrultmuş haldeydi. Ona ait olduğuna inanamadığım sesiyle "Sen demedin mi bana 'bu piç kurusunu öldürmeliyiz abi' diye, bende senin söylediğini yapıyorum." derken hızlı adımlarımla yanlarına yürüdüm. "Dedim abi, dedim ama şimdi burada demedim." diye kendini açıklamaya çalışan Yavuz'un konuşmasını bölerek keskin çıkan sesimle "Aras, hayır." dedim. İstediğim şey beynini dağıtması olsa da neden yaptığını bilmek istiyordum. Neden kalbinin bu kadar karardığını duymak hakkımdı.
Yüzünü bana döndü. Gözlerindeki aklar kırmızıya dönmüş hale gözlerime baktı. Bana bakan maviliklerde vahşetin ve caniliğin her tonunu görebiliyordum. Karşımda duran adamın sevdiğim adamla alakası yoktu. Herkesin korktuğu adam karşımdaydı. Gözleri gözlerimi delerken söyleyeceklerim boğazımda yumru oldu. Öyle sert bakıyordu ki söyleyeceklerim konusunda beni dinleyip dinlemeyeceğine emin olamıyordum. Gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle sildim. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Beni dinlemek zorundaydı.
"Onunla konuşmama izin ver." Başını olumsuz anlamda sallayıp önünü dönmeye yeltendiği anda kolundan kavradım. "İhanet bana edildi Aras. Benim karnımdaki bebek öldürüldü. Hesabını sormak önce benim hakkım." Gözlerimi gözlerine kilitledim. Karanlık maviliklerde bize dair bir şey arasam da bulamadım. Bir süre tek kelime etmeden bir süre gözlerime baktı. Kendi başıma halledeceğime dair olan inancımı görmüş olmalıydı ki başını sallayarak elindeki silahı beline soktu. Yüzüme bakmadan yanımdan geçti.
Arkamı döndüğümde bana beş adımda yaklaşacak kadar uzakta durup ellerini cebinde, köşedeki duvara yaslandığını gördüm. Her zaman olduğu gibi şimdi de üzerime gölgesinin düştüğünü bileceğim bir uzaklıktaydı. Ona bakınca içim huzur dolsa da yüzleşmem gereken gerçeklerime dönmem gerekiyordu. Önüme dönüp başımla Fırat'ı kaldırmalarını işaret ettim. Korumalar Fırat'ı oturur konuma getirirken bende dirayetimi toparlamaya çalışıyordum. Derin birkaç nefes alıp verdim. Yaşadığım en ağır yüzleşme olmasa da ilk ona gireceği kesindi.
Kalbe yük olan dilden nasıl dökülürdü ki? İhanet nasıl dile gelirdi, bilmiyordum. Bugün öğrenecektim. Kana bulanan beyaz gömleğine baktım. Kendi kanında boğulması yakındı. Kuruyan dudaklarımı ıslattım. "Neden Fırat? Neden yaptın?" Başını kaldırıp yüzüme baktı. Aras'ın son darbeleriyle yüzü enkaza dönmüş durumdaydı. Dudağının kenarından kan sızarken sağ kaşında derin bir yarık, sol gözünde ise moraracağı kesin olan kırmızılık vardı. Yüzü yediği yumruklardan kan ve şişlik içindeydi. Dudağının sağ tarafını yukarı doğru çekip dişlerinin arasına aldı. Pis bir gülümseme ile bir süre ezdi. Ağzına dolan kanı yere tükürürken başını tavana doğrultup iki tarafa salladı.
"Sena.. Sena.. Sena." Başını yere eğip kan dolan gözlerini yüzüme çevirdi. Bilmiş bir edayla bakarken "Birde soruyor musun?" deyince ağzım şaşkınlıkla bir parça aralandı. Kaşlarımı o kadar sert çattım ki anlım sızladı. 'Birde soruyor musun?' mu demişti o? Oğlumu öldürüp böyle aptalca bir soru mu soruyordu? Bu zamana kadar yaşananlar gözümün önünden geçti. Aklıma gelen tek şeyle kan beynime sıçradı. Oğlumun ölmesinin nedeni onun gereksiz kıskançlığı mıydı? Aras ile beni ayırmak için oğlumu mu öldürmüştü? Ağlamak istesem de yapamazdım. Güçlü olmak zorundaydım. En azından buradan çıkana kadar.
Gözlerim kısılırken öfkemin ağzımdan çıkan her harfte hissedildiğini bildiğim sesimle "Kıskançlığın yüzünden mi öldürdün oğlumu? Sırf Aras ile beni ayırabilmek için mi aldın onun benden? " diye bağırdım. Sanki söylediklerimi duymamış gibi yüzünde ki arsız gülümseme büyüdü. "Ah Sena ah.. Benim açımdan konu hiçbir zaman oğlun olmadı ki." Omuzlarını yukarı çekti. "Ben, seni her halinle kabul ederdim." Gözlerinin dolduğunu fark edince sıkıca yumup geri açtı. "Ben seni delirdiğinde bile sevdim bebeğin varken mi sevmeyecektim?" Ruhum sıkılıyordu. Ağzından çıkan her saçma sapan açıklamada tahammül seviyem azalıyordu.
Ellerimi saçlarımın arasına daldırıp hırsla soluğumu verdim. "Neden yaptın o zaman Fırat? Neden canımı yakmak için eline geçen her fırsatı kullandın?" Gözlerime acıyla baktı. Eğer boğazını sıkmak istiyor olmasaydım bu haline üzülebilirdim. "Sevdim Sena. Lanet olsun ki seni ölesiye sevdim." Aras'ın "Sikerim lan senin sevgini." diye kükreyen sesiyle beraber arkamda bir hareketlilik hissettim. Bedenim arkaya döndüğünde Yavuz'un güçlükle Aras'ı tuttuğunu gördüm.
Yavuz'a minnet dolu gözlerle baktım. Aras'tan tarafa dönüp başımı yana yatırarak durmasını istedim. Öfkeyle nefesini verdi. Yavuz'daki kolunu hırsla çekip başıyla onayladı. Fırat ile yüzleşmek zaten zor bir durumken Aras'ı zapt etmeye çalışmak olayları daha da içerisinden çıkılmaz bir hale sokuyordu. Anlaşılan o ki bu yüzleşme hepimiz için ağır olacaktı. Duraksayıp derin bir nefes verdim.
Sesimi kontrollü çıkarmaya çalışarak "Seni hiçbir zaman sevmedim. Sen.. Sen benim abimdin." dedim. Bakışları karardı. Yüzü öfkeden kıpkırmızı hale geldi. Öfkeyle solurken "Ben senin asla abin olmadım. "diye kükredi. Damarlarıma kadar tiksinti hissettim. Gözlerimi usulca kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Eğer ben sinirlenirsem Aras hiç düşünmeden Fırat'ın kafasına sıkardı. Sakin olmalıydım. Ellerim yumruk şeklini alırken keskin çıkan sesimle "Abimdin. Sen istesen de istemesen de abimdin. Abim öldüğünde omzunda ağladığım, abimin yerine koyduğum abimsin." dedim.
Kanla ıslanan dudaklarını hırsla yaladı. Bakışları arkamdakileri buldu. Nefret dolu gözlerini bir an olsun oradan çekmeden "Her şey onun yüzünden oldu." deyince hızla arkama baktım. Ben Aras'a baktığını düşünsem de onun bakışları Yavuz'un üzerindeydi. Yavuz'da tıpkı benim gibi şaşkındı. Tek kaşı havaya kalkmış Fırat'ın ne demek istediğini anlamaya çalışır halde bakıyordu. "Eğer o gece." diye cümlesine başlayan Fırat'ın sesiyle ondan tarafa döndüm. "Senin evine gelmeseydi hiçbir şey böyle olmayacaktı." Son kelimesi ciğerlerini yırtarcasına çıktı.
Beynim hem durmuş hem de her şeyi idrak ediyor gibiydi. Nefes almak istesem de şuan da mümkün olmadığını biliyordum. Nefret dolu sesiyle "Seni avukatları olarak tutup Aras'ın karşısına çıkarmasalardı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı." dedi. Bakışları tekrar arkamı bulduğunda bu sefer Yavuz'dan tarafa bakmadığının farkındaydım. Gözleri Aras'ın üzerindeydi. Dudakları alayla kıvrıldı. Küçümseyici bir ifade yerleşti. "Zavallı Aras Yiğitsoy, duvar köşelerinde sana pusu kuran adamların canını alıp senden uzak durmaya ve nefret etmeye devam edecekti." Bakışlarını bana çevirdi. "Sen ise sadece bana ait kalacaktın."
Her şeyden haberi vardı. Aras'tan da benden de en başından beri haberi vardı. Selin'in ölmediğini en başından bildiği halde benden saklamıştı. Göğsüm sıkıştı. Ciğerlerime yeterince oksijen çekmek için gerekenden daha fazla çaba harcamam gerekti. "Sana kendimi gösterebilmek için evine kaç kez adam gönderdim. Kaç kez tehdit edilmeni sağladım." Dudağı iğrenmeyle kıvrıldı. "Hepsine engel oldu. BENDEN. ÖNCE. HEPSİNE. ENGEL. OLDUUU.." Ağzından çıkan her kelimenin üzerinde ayrı ayrı baskı kurdu.
Başını yere eğdi. "Oysa ben neleri kaybetmeyi göze almıştım." Cümleler ağzından dökülürken bizimle konuşmadan çok uzaktı. Daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. "Olmadı.. Olmadı.. Planlarım tutmadı." derken başını hiddetle aşağı yukarı sallıyordu. "En başından oyunu bozdular, Ozan'ı öldürmem bir işe yaramadı." dediğinde söylediklerini duyuyordum ama tüm bedenim uyuşmuştu. Başımdan aşağıya dökülen kaynar sular alamadığım nefesimi daha da azalttı.
Ağzından çıkanları yeni fark etmiş olacak ki başını kaldırıp yüzüme baktı. Dudakları alayla kıvrılırken "Evet Sena, bu acı gerçeği de bugün öğrenmen gerekiyormuş demek ki." derken yüzünde zerre pişmanlık ibaresi yoktu. "Ozan'ı ben öldürdüm. O çatışmayı ben planladım. Abini öldüren kurşunu ben sıktırdım." Yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim. Geriye doğru sendeleyince Aras'ın kolları düşmemem için bedenimi sardı. "Abimi öldürmüş. Aras, abimi öldürmüş." Cümleler dudaklarımdan bilinçsizce dökülüyordu. Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilmiyordum.
Aras'ın güvenli kollarına sığınırken gözlerimi sıkıca kapattım. Sakinleşmek istesem de başaramadım. İçimdeki vahşi tüketici öfke patlak verip varlığımın her santimini doldurduğunda ruhumdaki acı yerini karşı koyamadığım nefret ve öfkeye bıraktı. Aras'ın kollarından sıyrılıp "Allah belanı versin Fırat." diye bağırdım. Üzerine atlamak istediğim anda Aras'ın kolları tekrar bedenimi sardı. Kollarının arasında çırpınırken "Bırak beni. Aras bırak beni öldüreceğim onu." diye bağırıyordum. Aras'ın kolları bedenimi daha çok kavrarken yüzümü kendisine çevirdi. Yüzünü yüzümle aynı hizaya getirirken alnını alnıma yasladı. "Verdiğin sözü unutma." diye fısıldadı.
Kendime zarar verecek bir şey yaparsam beni buradan gönderecekti. Aşağılık Fırat'ın boğazını sıkmadan buradan gidemezdim. Onu kendi ellerimle parçalayacaktım. Bunun için de kendimi kontrol etmek zorundaydım. Lanet olsun ki son ana kadar kendime hakim olmak zorundaydım. Ellerimi hiddetle iki yana açarken "Tamam bırak." dedim. Gözlerime emin olmak için bakıp sonrasında yavaşça geri çekildi. Bütün vücudum sinirden zangır zangır titriyordu. Abimi öldürmüştü. Kardeşim dediği adamı gözünü kırpmadan öldürmüştü. Canımdan canı almıştı. Hiçbir suçu günahı olmayan, var olduğu cehennemi bile kendi rızası ile istemeyen masum abimi öldürmüştü.
Kanımın damarlarımdaki akışını duyabiliyordum. Kulaklarımdaki uğultu giderek artarken ben bununla nasıl başa çıkabileceğimi bilmiyordum. Kahramanım öldürülmüştü. Değer verdiği, dostum dediğim adam tarafından öldürülmüştü. Zihnim beni abimin öldüğü güne götürdü. Cenazede yaşananlar film şeridi misali gözlerimin önünde akmaya başladı. Acı haberin eve ilk gelişi, acı feryatlarım, Fırat'ın kollarında saatlerce ağladığım günler... Ne kadar da aptaldım. Benimle birlikte ağladı, abimin arkasından yıkıldı diye onun adına ne kadar çok üzülmüştüm. Derdimi anlayan tek insan olarak nasıl da onu görmüştüm.
"Neden?" Yorgun dudaklarımdan çıkan tek kelimeden başkası olmadı. Neden yapmıştı? Neden abimi öldürmüştü? Onun en yakınıyken neden yapmıştı? Abimi kendisine rakip mi görmüştü? Onun gücünü mü kıskanmıştı? Mümkün olamazdı. Abimin istediği hiçbir zaman güç olmamıştı ki. Tek hayali cehenneminden kurtulmaktı. Tek istediği sevdiklerini alarak buralardan çekip gitmekti. Bunları bildiği halde sebep bu olamazdı. Olmamalıydı..
Yıkıcı bir gülümseme ile baktı. "Senin yüzünden. Senin aptal kaprislerin, şımarıklıkların, beni görmeyişin yüzünden." Nefesimin kesildiğini hissettim. Sanki yer ayaklarımın altından kayıyordu. Ellerim göğsüme gitti. Tişörtümü çekiştirdim. Nefes alamadım. Aldığım hava ciğerlerimde bir yerde asılı kaldı. Abim.. Abim, babam yüzünden değil benim yüzümden ölmüştü. Onu hayattan babam, değil ben koparmıştım. Dayanamıyordum. Bu kadar acı fazlaydı. Dayanabileceğimden çok daha fazlaydı. İçimdeki öfke fazlaydı, acı fazlaydı, nefret fazlaydı. En kötüsü de senelerce başkalarını suçlarken asıl günahkarın ben olduğumu bilmenin yükü fazlaydı. Ölmek istiyordum. İçerisinde bulunduğum bu cehennemde geberip gitmek istiyordum.
"O kadar şımarık, o kadar bencildin ki senin için dünyada abimle Kerem'den başkası yoktu. Ama en çokta Ozan'a düşkündün." derken yüzünde iğrenme ifadesi belirdi. "Ozan senin dünyandı. Onun dışında hiç kimseyi görmüyordun. Kimseyi önemsemiyordun. Bende beni görmen için onu senden aldım." Gram pişmanlık yoktu yüzünde. Pişmanlığı geçtim en ufak bir utanma belirtisi dahi yoktu. Sanki bu şerefsizliği yapan o değil de başkasıydı. Bedenim o kadar çok kasılmıştı ki dikiş yerlerim gerginlikten sızlamaya başladı.
Fırat'ın gözbebekleri büyüdü. "Her şey tam planladığım gibi gitmeye başladı. Ozan'ın kaybı seni benim kollarıma itti. Üniversite açılana kadar kollarımdaydı." Hiddetle başını sallarken "Evet beni abin olarak görüyordun ama seni kendime aşık edebilirdim." dedi. Cümlenin ağzından çıkmasıyla "Ruh hastası manyak, ben sana hiçbir zaman aşık olmadım. Dünya da son erkek sen kalsa da olmazdın." diye bağırdım. Gülümsemesi derinleşti. "Orası hiç belli olmazdı." Umursamazca yüzünü sağ tarafına doğru buruşturdu. "Her neyse konumuz bu değil. Sen, senin yüzünden ölen abini merak ediyordun değil mi?" Sesi duygundan uzaktı. Karanlık gözlerini bir an olsun gözümden çekmedi.
Bakışları o kadar karanlık o kadar nefret doluydu ki onu gören katilin o değil de ben olduğumu düşünürdü. "Ozan'ın öldüğü gün buluşma ayarlamaya çalıştım. Ama o işlerinin çok yoğun olduğunu, gelmeyeceğini, babanın yeni bir sevkiyat işi ayarladığını söyledi. Yeni sevkiyat meselesi yüzünden babanla takışmışlardı. Abin, o gece yine Hamdi Yiğitsoy ile konuşmuştu." deyince şaşkınlıkla "Yine derken?" diye sordum. Olanları anlayamıyordum. Her şey birbirine girmiş durumdaydı. Bezgin bir tavırla bana baktı. Alayla dudaklarını büzüp küçük çocuk edasıyla "Sen onu da bilmiyorsun değil mi?" diye sorduktan sonra şen bir kahkaha attı. Başını alayla iki yana salladı. "Ah Sena o kadar salaksın ki, hiçbir şeyden haberin yok."
Aras sıktığı dişlerinin arasından "Ağzını topla Savcı. Yoksa kalan dişlerini de oraya gelip ben dökerim." dedi. Sesinin tınısından sabrının tükenmek üzere olduğunu ve sırf benim hatırıma durduğunu anlamak hiç de zor değildi. Fırat onu hem duymazdan hem de görmezden gelerek bana bakmaya devam etti. "Ozan yandığı cehennemden sıyrılabilme umuduyla Hamdi Yiğitsoy'a sığındı. Hamdi Yiğitsoy ise babanın aksine Ozan'ı gerçekten anladı. Ozan'a uyuşturucu işlerini bırakıp silah işine girerlerse onu ve sizleri buradan kaçırabileceğini, babana da her konuda yardımcı olacağını söyledi."
Hıhlayarak güldü. "Elbette Kahraman Amca kabul etmedi. Babanı bilirsin hırsları uğruna herkesi harcar." Haklıydı. Babam hırsları için hepimizi gözünü bile kırpmadan harcardı. Abim öldüğü zaman onun ölümüne değil de işleri devam ettirecek kimsenin kalmayışına ağladığına adım kadar emindim. "O gece de abin ile baban yine tartışmıştı. Ozan, Hamdi Yiğitsoy ile anlaşıp silah ticareti yapmak istediğini söylerken baban uyuşturucu işine devam etmekte ısrarcıydı." Ellerinin izin verdiği ölçüde arkasına yaslandı.
Gevrek gülümsemesi dudaklarında belirdi. "Abin "Hamdi Yiğitsoy babamı bitirme konusunda kararlı. Eğer onu ikna edemezsem aslanlarına parçalatacağı sıradaki adam babam olacak." deyince aradığım fırsatın ayağıma geldiğini anladım. Ozan'a kafa dağıtmak için buluşmayı teklif ettim. Kabul etti ve en fazla yarım saate çıkacağını söyledi. Önce babanın emlakçı çıkışına adamları ayarladım. Abinin odasını gözetlemesi için bir keskin nişancı, kafasına sıkabilmesi için yığınla adam. Sonrasında da abinin odadan çıkacağı dakikayı beklemeye başladım."
Derin bir ah çekerken kafasını geriye attı. "O dakikaların nasıl geçmek bilmediğini bir bilsen Sena." Ağzından çıkan her kelime ile kendimden nefret etmeye bir adım daha yaklaşıyordum. Lanetli olduğum tekrar zihnime doldu. Dokunduğum her şeyi öldürüyordum. "Çok geçmeden Ozan'ın çalışma odasının ışıklarının söndüğünün haberi geldi. Bende hemen babanı aradım. Hamdi Yiğitsoy'un Ozan'ı tehdit ettiğini söyledim. Baban daha adamlara haber veremeden Ozan oracıkta öldü." derken dudağı alayla büzüldü. Cümleleri o kadar umursamaz söylemişti ki ölen kanım canım dediği adam değil de yedi kat yabancıydı sanki.
Keyifle arkasına bağlı olan ellerinin izin verdiği ölçüde sandalyeye yayıldı. "Abin o gece orada öldü sende bana bağlanmaya başladın. Kampüse gidene kadar sürekli benimle vakit geçirdin falan filan. Uzatmayacağım sen bu detayları biliyorsun zaten." Abimden çöpmüş gibi bahsetmesi sinirlerimi alt üst ediyordu. Pamuk ipliğine bağlı olan sabrım tükenme noktasındaydı. Kendimi daha fazla kontrol edemeyeceğime emindim. Biraz daha umursamaz tavırlarına devam ederse Aras'tan önce ben canını alacaktım. "Babanı benimle evlilik konusuna ikna ettim. Tahmin ettiğin üzere bunu yaparken hiç zorlanmadım. Ozan'ın yerine geçirebileceği birini bulunca balıklama atladı teklifime."
Kinle gözlerime baktı. "Ama sen her zaman ki gibi karşı çıktın. Benimle evlenecekken" derken duraksadı. Var olan neşesi bir anda kayboldu. Düşünceli bir şekilde başını önüne eğip "Tabi sen o zamanlar bunu bilmiyordun. Acaba bilseydin" diye mırıldanırken sesi birden kesildi. Birkaç saniye içerisinde başını kaldırıp karanlık gözleriyle gözlerime baktı. "Gerçi bilsen de bir şey değişmezdi. Evliliği yine reddederdin. Çünkü en mükemmel sendin. Biz aciz kullar senin mükemmelliğine ulaşamazdık." İğrendiği bir varlıktan bahsedercesine yüzünü buruşturdu.
Şaşkınlıktan gözlerimin büyüyüp dudaklarımın aralanmasına engel olamadım. Karşımdaki adamla benim senelerdir tanıdığım adamın alakası yoktu. Tamam kabul ediyorum Aras hayatıma girdiğinden beri Fırat asla iyi olmamıştı lakin bu kadarı o adam için bile çok fazlaydı. Sevecen, cana yakın adam gitmiş yerine ruh hastası, takıntılı bir psikopat gelmişti. Ve ben onun gerçek yüzünü sevdiklerimi kaybettikten sonra görebilmiştim.
"Bana gelip babana engel olmamı söyledin." deyince daldığım derin düşüncelerden sıyrıldım. "O anda anladım ki yanlış yoldaydım. Senin kendi rızanla bana gelmeni sağlamak en doğru olanıydı. Kahraman Babayla konuştum ve işlerde ona yardım edeceğimi, evlilik içinse seni sıkmamasını rica ettim." Önce ısırdığı dudakları sonrasında keyifle kıvrıldı. "Babanın derdi asla sen değildin. İşlere yardım edeceğimi duyunca evlilik fikrinden saniyesinde vazgeçti."
Duraksayıp derin bir nefes aldı. "Sonra üniversiteye gittin. Orada ki çevren seni anlamamaya başladı çünkü onlara benim tarafımdan verilen emir buydu. Amacım pes etmeni sağlamak ve seni benim olduğum üniversiteye gelmeye zorlamaktı. Olmadı." Gözbebekleri irileşti. "Kurtarıcın geldi. Seni intiharın kollarından aldı ve kendisine aşık etti. O" derken çenesiyle Aras'ı işaret etti. "Onu bulunca beni unuttun. Arayıp sormayı kestin. Senin için yaz aylarında buluştuğun abinin arkadaşından fazlası olamadım."
"Abimden bahsederken bir saniye bile uğramayan acı yüzüne yerleşti. Gözleri doldu. "Senin onun yüzüne aşkla baktığın her gün ben öldüm. Ellerinin ona değdiği her gün canımdan can gitti benim. Sanki bilinçsizce Ozan'ın intikamını alıyordun benden. Tek fark ben Ozan'ın bedenine sıkmıştım ve oracıkta ölmesine sebep olmuştum sen ise o ite dokunduğun her dakika hem kafama hem kalbime sıkıp öldürmeden acılar içerisinde kıvranmama sebep oluyordun." Düşen yüzünü bir kaç saniye içerisinde toparladı. Attığı şen kahkaha deponun duvarlarında yankılandı. "Ama ben de boş durmadım merak etme. Onu da senin elinden aldım. "
13 YIL ÖNCE
Hayatıma Selim girdiği günden bu yana her sabah olduğu gibi bu sabah da büyük bir hevesle uyandım. Üzerimdeki pijamalardan hızlıca kurtulup Selim'in beğendiği gömleğimi ve siyah pantolonumu giydikten sonra evden çıkarak kampüsün yolunu tuttum. Bu kadar hızlı olmamın sebebi elbette dersler değildi. Uzun zamandır umurumda olan tek şey sadece Selim'di. Onu görecek olmanın verdiği his bile içimde kelebekler uçmasına neden oluyordu. O, benim bu hayattaki tek dayanağımdı. Onsuz yaşayamazdım, ya delirirdim ya da ölürdüm.
Tabi mutluluğumda ve acelemde onu görecek olmanın etkisinden daha çok Selim'e yapacağım sürprizin etkisi vardı. Üç gün sonra doğum günüydü lakin doğum gününden bir gün sonra Borçlar Hukuku dersinin sunum ödevi olacağı için doğum gününü kutlamayacağına emindim. Bende doğum gününü bugün kutlayacaktım. Dün mağaza mağaza gezip ona en çok yakışan şeyi aldım. Yüzünde taşıdığı derin okyanusları açığa çıkaran mavi bir gömlek... Eminim derin okyanuslara çok yakışacaktı. Gerçi ona ne giyse yakışırdı. Dün akşam yaptığım pastayı sıkıca kavrarken koşar adımlarla ilerliyordum.
Kampüsten içeriye girince nefes nefese Selim'in gelip gelmediğini görmek için etrafıma bakındım. Beni her zaman beklediği köşede yoktu. Bahçeyi hızlıca taradım. Yoktu. Huhlayarak derin bir nefes verdim. Çok şükür gelmemişti. Bir an önce sınıfa geçmem gerekiyordu. Selim gelmeden her şeyi ayarlamalı ve günlerdir planladığım sürprizimi yapmalıydım. Heyecandan yerimde duramıyordum. Düzensiz soluğum ve ramazan davulu misali atan kalbimi görmezden geldim.
Fakülteye doğru ilerlerken fakültenin yan tarafındaki banklarda eski arkadaşlarımın oturduğunu gördüm. Selim'in hayatıma girdiği gün hayatımdaki diğer pisliklerden kurtulduğum gibi onlardan kurtulmuştum. Yanlarından sessizce geçip amfiye gitmek için hamle yapmıştım ki arkamdan "Sena" diye seslenen iğrenç sesleri kulağıma doldu. Bir tarafım bas git derken diğer yanım bir selamı çok görme diyordu ki "Sena." diye tekrar seslendiler.
Bezginlikle soluğumu verdim. Ne yazık ki benim onlardan kurtulduğumu düşünmem gerçekten kurtulduğum anlamına gelmiyordu. O kadar yüzsüzlerdi ki çoğu zaman görmezden ve duymazdan gelmeme rağmen sülük gibi yapışmaktan geri kalmıyorlardı. İstemeye istemeye de olsa yanlarına doğru yürüdüm. Soğuk bir sesle "Günaydın" dedim. Hepsi tek tek günaydın dedikten sonra Batuhan söze atlayıp "Sena akşama parti yapacağız. Sende gelsene ortam güzel olacak. Çok eğleneceğiz." dedi.
Parti ortamlarına katılmayalı uzun zaman olmuştu. Selim ile olduktan sonra hayatım o ve benim üzerime kuruluydu. Ama geçmişimde bir türlü yakamı bırakmıyordu. Ne yazık ki doğduğum günden beri içerisinde olduğum hayatı özlüyordum. Gitmekle kalmak arasında ince bir çizgideydim. Bir tarafım bu heyecanlı dünyayı severken diğer tarafım ise artık kendi hikayeme şekil vermem gerektiğini söylüyordu. Hem Selim ne derdi ki? Böyle şamatalar onun dünyasına fazlaca uzaktı. Sırf ben istiyorum diye onu öyle bir ortama sokmaya hakkım yoktu. Sessiz kalıp bir süre düşündüm. Bu süre zarfında yanımdakiler ise "Hadi gel kırma bizi" diye baskı yapıp duruyordu.
Batuhan "Hem seninkinin üç gün sonra doğum günü varmış. Akşam bir pasta keser doğum gününü de kutlarız." deyip yanındakilere baktı. Sesini biraz yükselterek "Kutlamaz mıyız arkadaşlar?" diye sordu. Yanındakiler hep bir ağızdan "Kutlarız." cevabını verdi. Beynimdeki savaş daha da büyüdü. Selim'e güzel bir sürpriz parti yapmak iyi bir fikir olsa da bu arkadaş grubuyla yapmak tamamen delilikti. İç sesim. "Doğum günü sevdiklerinle kutlanır Sena. Selim'in bundan mutlu olacağını sanmıyorum." dedi. Haklıydı.
Sinem "Hem Selim ile bizi de tanıştırmış olursun." derken duraksayıp imalı bir yüzle önce Batuhan'a sonra da bana baktı. "Rahat etmezseniz hemen kalkarsanız Sena. Sizi orada zorla tutacak değiliz ya." Alt dudağımı düşünceli bir şekilde ezmeye başladım. Çocukların teklifi güzel olsa da olaylara Selim açısından bakınca içime sinmiyordu. Zihnimin karanlıklarından bir ses "En fazla ne olabilir ki?" diye sorunca içimdeki düelloyu gitmek isteyen taraf kazandı. Gidip eğlenecektik. Gerçekten en fazla ne olabilirdi ki? Gerekli önlemleri alırsam bir sorun çıkmazdı.
Dudaklarımı serbest bırakıp derin bir soluk verdim. "Tamam geliyoruz. Ama bir konuda anlaşmamız lazım." Meraklı bakışları üzerimdeyken bende hepsine uyarıcı bakışlarımı gönderiyordum. "Ortamda uyuşturucu olmayacak, alkolünde bokunu çıkarmayacaksınız. Her şey dozunda olacak." Kaşlarım havalandı. Uyarıcı bakışlarıma ses tonum eklendi. "Ayrıca Selim gelince ona en ufak bir zorluk çıkarmayacaksınız." Selim'i hemen içlerine kabul etmelerini beklemiyordum hatta bunu istemiyordum da lakin doğum gününü kutlamaya götürdüğüm yerde de yabancılık çekmesi çok aptalca olurdu.
Hepsi birbirine bakmaya başladı. Ortamda derin bir sessizlik oluşurken kolumdaki saate baktım. Selim neredeyse gelmek üzereydi. Sabırsızlıkla "Kararınızı söyleseniz mi?" deyince hepsi adına sözcü olan Sinem" Tamam bizim için sorun yok. Biz pasta işini hallederiz, siz gelin yeter." dedi. "Tamam anlaştık." yanıtını verdikten sonra yanlarından ayrılıp koşturarak amfiye yöneldim. Amfi tahminimden kalabalıktı. Burada rahat rahat kutlayamazdık. Cebimdeki telefonu çıkardım Selim'e "SENİ HER ZAMANKİ YERİMİZDE BEKLİYORUM." mesajını atar atmaz beni kurtardığı ağacın altına gittim.
Çantamı ağacın dibine bıraktım. Heyecandan unutmamak için hediyeyi de yanı başına bıraktım. Selim yanımdayken kendimi bile unutan birisi olduğumdan hediyeyi unutmam hiç şaşırtıcı olmazdı. Çantadaki mumları pastanın üzerine diktim. Neyli pasta sevdiğini bilmediğim için meyveli yapmıştım. Buda benim aptallığımdı işte. Selim, benimle ilgili çoğu şeye hakimken ben sevdiği pastayı bile bilmiyordum. "Neyse Sena, bundan sonrasında Selim ne sever ne sevmez öğreneceğiz." diye mırıldanırken ayak sesleri kulağıma doldu. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.
Elimdeki çakmakla hızla mumları yakarken Selim'in "Sena'm" diye seslenen sesini duydum. Ruhum aydınlandı. Karnımdaki kelebekler bütün vücuduma yayıldı. Ayağa kalktım. Elimde tuttuğum pastayla ondan tarafa dönerken dudaklarımda büyük bir şevkle "İyi ki doğdun Selim." diyordu. Gözlerimiz birbirini bulunca maviliklerde sakladığı engin denizler güneş ışıklarıyla buluşmuşçasına parladı. Parlayan gözlerinin içine şaşkınlık dalgası yayılırken yüzüme sevgiyle baktı. Aramızdaki mesafeyi kapatıp daha yakınıma yaklaşarak aramızda yarım adımlık mesafe kalacak kadar yakınıma sokuldu.
Yüzünde derin bir gülümseme belirirken tüm masumiyetiyle "Sena'm benim doğum günüm bugün değil ki." deyince başımı bir kez aşağı yukarı salladım. "Biliyorum sevgilim. Doğum günün üç gün sonra lakin o gün sunum var ve sen doğum gününü kutlamak yerine sunuma hazırlanırsın." deyince hafif bir kahkaha atıp "Beni iyi tanıyorsun." cevabını verdi. Söyledikleriyle yüzüm düştü. Onu tam olarak iyi tanıyorum denilemezdi. Daha neyli pasta sevdiğini bile bilmiyordum. Dudaklarım aşağı doğru büzüldü. Başımı önüme eğdim. "Aslında iyi tanımıyorum." Sertçe soluğumu verdim. "Ben senin pastayı neyli sevdiğini bile bilmiyorum." Sesim düşündüğümden daha üzgün çıkmıştı.
Kendimi suçlu hissediyordum. Bir insan, sevgilisinin sevdiği pastayı nasıl bilmezdi? Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Selim'in eli çenemi buldu. Çenemi kaldırdı ve gözlerini benimkine kilitledi. "Sena'm, daha çok yeniyiz. Bilmemen çok normal. Zamanla birbirimizi öğreneceğiz." derken başını hafifçe aşağı eğdi. "Her şeyi hemen öğrenirsek sonraya öğrenecek neyimiz kalır ki?" Bakışları o kadar yumuşak sesi o kadar naifti ki ağlayan gözlerim mutlulukla parladı. Bu adam nasıl bir mucizeydi böyle? Kendimi suçlu hissetmeme dahi izin vermiyordu.
Akmaya hazır olan yaşlarımı geri ittim. Selim haklıydı. Onun çözebileceğim kocaman bir ömür vardı önümde. Güzel günümüze gölge düşürmenin anlamı yoktu. Yerimde sabırsızlıkla kıpırdandım. Neşeli sesimle "Hadi bir dilek tutup mumları üfle." dedim. Sağ eli yüzümü buldu. Yanağımı avuçlarının arasına alıp okşarken kalbimin değişik hareketler yapmasına sebep olan gülümsemesi yüzüne yayıldı. "Sena'm benim, senin yanımda olmandan başka bir dileğim yok ki. Sende yanımda olduğuna göre ne dileyebilirim?" Aşk komasına girip şuracığa yığılıp kalmama ramak vardı. Bir adam nasıl bu kadar güzel, nasıl bu kadar masum sevebilirdi? Selim başıma gelen en büyük mucizemdi.
Yanağımda olan eline doğru hafifçe döndüm. Sıcacık elini usulca öptüm. Bir insana ne kadar sevgiyle bakılabilirse o kadar bakıp "O zaman sende bizim için mutlu bir sonsuzluk dile sevgilim." dedim. Başını ritmik şekilde sallarken dudakları mutlulukla kıvrıldı. "Haklısın Sena'm sanırım bizim için dileyebileceğim en iyi şey bu." Gözleri gözlerimde dileğini dileyip mumları üfledi. El ele pastayı kesip gitmemiz gereken dersi umursamadan mutluluk ve huzur içerisinde pastamızı yedik.
Pasta yeme işleminden sonra Selim sırtını ağacın geniş gövdesine yasladı. Bende yere serdiği ceketinin üzerine uzanıp başımı dizlerinin üzerine yerleştirdim. Okulu bitirince yapacaklarımız, tutmak istediğimiz evimiz, çocuklarımız ve geleceğimiz ile ilgili bir sürü güzel şeyden bahsederken aklıma gelen şeyle alt dudaklarımı dişlerimin arasında ısırmaya başladım. Arkadaşlara söz vermiştim lakin hala konuyu Selim'e açmamıştım. Sıkıntıyla yanaklarımı şişirdim. Konuşmamız gerekiyordu.
Başımı dizlerinden kaldırıp oturur pozisyona geçerken neler olduğunu anlamaya çalışarak yüzüme bakıyordu. Bağdaş kurup yanına oturdum. Ellerini sıkıca tutarken derin bir nefes alıp verdim. Selim arkadaşlarımdan nefret ediyordu. Hayır deme ihtimali çok yüksekti. Neden kabul etmiştim ki zaten? Kendi halimizde yaşayıp giderken gerçekten gerek var mıydı onların arasında olmaya? Doğum gününü burada kutlamışken daha fazlasına gerek var mıydı? Derin düşüncelerimle savaşırken önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştıran Selim "Bir karın ağrın var belli ki." dedi. Ellerinde olan gözlerimi oradan çekip yüzüne baktım. Alt dudağım hala dişlerimin arasındayken başımla onayladım.
Kadife gibi çıkan sesiyle "Ne oldu Sena'm?" diye sorunca konuşmaya karar verdim. Gitmek isteyip istemediğini soracaktım ve hayır derse konu bizim için kapanacaktı. Derin bir nefes alıp yanaklarımı şişirdikten sonra hızla verdim. Oturduğum yerde kıpırdandım. "Arkadaşlarım." derken elim alnıma gitti. Sıkıntıyla kaşırken "Daha doğrusu eski arkadaşlarım, bu akşam parti yapacaklarmış. Bizi de partiye çağırdılar. Sana sormadan kabul etmiş bulundum ama istemezsen gitmeyebiliriz." dedim çabucak.
Gelip gelmemekte kararsız bir şekilde yüzüme baktı. Ne istediğimi yüzümden anlamaya çalıştığını biliyordum. Selim'in doğum gününü daha güzel kutlamak için gitmek istiyordum. "Kendine bari yalan söyleme." diyen iç sesimle huzursuz oldum. Gerçekleri duymak canımı sıkıyordu. Tamam haklıydı, ortamları özlemiştim ve partiye gitmek istiyordum. Selim yanımdayken en fazla ne olabilirdi ki? Başımıza en kötü ne gelebilirdi? Onu ikna etmek için kedi yavrusu gibi gözlerine baktım.
Elini ensesine götürüp kaşıdı. "Sena'm böyle ortamları sevmediğimi biliyorsun." Yüzüm istemeyerek de olsa düştü. Sıkıntıyla nefesini verdi. "Ama seni üzmek istemiyorum." dedi. Elini havaya kaldırıp işaret parmağıyla bir yaparken "Bir defaya mahsus seni kırmayacağım ve gideceğiz ama ikincisi olmasın olur mu?" deyince başımı sallayıp sıkıca boynuna sarıldım. Gitmek istemediği şeyi benim için kabul ediyor, rahatsız olduğu şeylerde bile beni o kadar nazik uyarıyordu ki hayran olmamak elde değildi. Selim dünyada türünün ilk ve son erkeği olmalıydı.
Yere uzanıp başımı tekrar dizine koydum. Bir süre daha göz göze, kahkahalar eşliğinde sohbet ettikten sonra akşama hazırlanmam için Selim beni eve bıraktı oradan da kendi öğrenci evine geçti. Selim'in doğum günüydü ayrıca beraber katılacağımız ilk partiydi. Onun beni güzel görmesi her şeyden önemliydi. Gardıroptan çıkardığım kısa, etekleri hafif kabarık bordo askılı elbisemi giydim. Saçlarımı maşa yapıp serbest bıraktım. Ve yatağın başına oturup dizlerimi sabırsızlıkla sallarken saatin gelmesini beklemeye başladım.
Dersi yeni biten Yeliz'in eve geldiğini belli eden kapı kapanma sesini duydum. Yatak odasından hızla çıktım. Yeliz ile sohbet edersem zaman daha hızlı geçebilirdi. En azından ben öyle olmasını umuyordum. Yemek masasının üzerine çantasını bırakan Yeliz'e "Hoş geldin." diyerek salona girdim. "Hoş buldum." diyen Yeliz'in hayran bakışları üzerimde gezerken merakla "Ooo Sena Hanım bu şıklığınızı neye borçluyuz acaba?" diye sordu.
Eteklerimi tutarak etrafımda döndükten sonra "Nasılım? Akşama bizim çocuklarla parti yapacağız? Ayrıca partide Selim'in doğum gününü kutlayacağız." deyince ağzı şaşkınlıkla aralandı. "Senin itler, Selim'in doğum gününü kutlayacak öyle mi?" Duyduklarına inanamadığı her halinden belliydi. Kolumdaki bilekliği düzeltirken "Evet. Sanırım aralarına dönmemi istiyorlar ve bunun yolunun Selim'den geçtiğinin farkındalar." dedim. Cevap vermesine izin vermeden hızla ona bakıp "Sende geliyorsun değil mi?" diye sordum.
İkna olmamış halde yüzüme baktı. Onaylamayan bakışlarını gözlerime dikip bıkkınlıkla "Onlara güvenmiyorum Sena. Bu kadar masum düşüneceklerini de hiç sanmıyorum." deyip başını iki yana salladı. "Ayrıca ben gelemem. Yarına yetiştirmem gereken bir sunumum var. Selim'in doğum günü hediyesini de yarın vermeyi planlıyorum. Bensiz gidin olur mu?" Gitmemden memnun olmadığını anlatmaya hem sözleri hem de gözleri fazlasıyla yetiyordu. Yeliz, Selim ile tanışıp bütün pisliklerimden arınmama en çok sevinen insandı. Hatta onlarla diyaloğumu kestiğim günü Sena'nın kurtuluş günü olarak ilan etmişti.
Yanına yaklaşıp ellerini tuttum. Gözlerine bütün samimiyetimle bakarken "Yeliz lütfen anla beni. Bu insanlardan parmağımı şıklatarak kurtulamıyorum. Ama biliyorum ki bu gece oraya gidersem Selim her zaman yaptığını yapıp beni intihardan kurtardığı gibi bu çevreden de kurtaracak " deyip onayını almak için gözlerine bakmaya devam ettim. Bakışlarındaki onaylamaz ifade değişmedi. "Yeliz, bu alem bir bataklık ve o bataklıktan kurtulmam düşündüğümüz kadar hızlı olmuyor. İstemesem de bir tarafım hala onlarla olmak istiyor." Ellerimin içerisindeki ellerini sıktım. "Selim'de yanımda söz veriyorum bir şey olmayacak."
Sıkıntıyla başını iki yana salladı. "Bilmiyorum Sena. Selim yanında olsa da gitmeniz bana mantıklı gelmiyor. Biraz önce de dediğim gibi onlara" derken yüzünde iğrenme ifadesi belirdi. "Güvenmiyorum. Sana zarar vermeseler de Selim'i yerler." Başımı yana yatırdım. Annesini oyuncak almaya ikna eden çocuk masumiyeti ile bakarken "Söz verdiler Yeliz bir şey yapmayacaklar. Uslu uslu gidip uslu uslu geleceğiz." dedim.
Derin ve sesli bir nefes verdi. "Tamam sen öyle diyorsan öyle olsun." İsteyerek de olmasa da ikna olması içimi rahatlattı. Elbette Yeliz'den izin almıyordum lakin o benim tek ailemdi. Onun onayı olmadan bir şey yapmak istemiyordum. Gülümseyerek boynuna sımsıkı sarıldım. Sarılmama karşılık verdi. Ama aklıma gelen şeyle kendimi geri çektim. "Hey! Elbisemi buruşturacaksın." diyerek ellerimi elbiseye sürerek düzeltmeye çalıştım.
Yeliz muzipçe gülerek yüzüme bakıp "Sena parti saat kaçta olacak?" diye sordu. Kaşlarımı kaldırıp tavanı seyrederek dudaklarımı büzdükten sonra " Sekizde" dedim. Kolundaki saate bakıp kahkaha atmaya başladı. Niye güldüğünü biliyordum. Saat daha 16:00'ydı ve ben çok çok önceden hazırlanmış akşamın olmasını bekliyordum.
************
Mekana birlikte geçelim diye Selim ile parkta buluşmak için sözleşmiştik. Anlaştığımız saatte parka gelince Selim'in çoktan geldiğini gördüm. Yavaş adımlarla yanına yaklaştım. Bana sırtı dönüktü. Arkasına geçip ellerimle gözlerini kapattım. "Bil bakalım ben kimim? " Dudaklarında tatlı bir gülümseme belirdi. Aniden kolumdan tutup kucağına çekince ağzımdan bir çığlık kaçtı. Çığlığımı umursamadan dudaklarıma minik bir öpücük bıraktı. Ruhumu aydınlatan mavilikleri gözlerimle buluşurken "Sen benim, ruhum, ömrüm, nefes alma sebebim, hayatımın anlamısın. En önemlisi sen benim eksik parçamsın. Ancak senin varlığınla tamamlanırım ben." dedi.
Eriyordum. Ağzından çıkan her cümleyle eriyordum. Bana olan sevgisine, aşkına her geçen gün daha çok hayran kalıyordum. Selim benim bu dünyadaki en büyük şansım, başıma gelen en güzel şeydi. Eğer ben şuan da yaşıyorsam ve masumiyetimi tekrar kazanmışsam bu benim başarım değildi. Hepsi Selim'in sevgisi ve özverisi sayesinde olmuştu. Abim yaşıyor olsaydı eminim oda Selim'i çok severdi. Yüzünü avcumun arasına alıp okşarken dudaklarına biraz öncesine nazaran daha derin bir öpücük bıraktım. Öpüşmemiz her saniye derinleşiyordu. Bir süre sonra arzu yüklü bir hale gelirken Selim her zaman yaptığı gibi şimdi de kendini geri çekti.
Alnını alnıma dayayıp nefes nefese olan sesiyle "Gitsek iyi olacak." deyince itiraz etmeden onayladım. Zaten itiraz etsem de beni dinlemeyeceğini biliyordum. Evlenmeden ileriye gitmeyecektik. Her şey olması gerektiği gibi olacaktı. Selim geçmişimde ne yaşadığımı umursamıyordu. Ona göre ben açılmamış bir gonca güldüm ve ancak evlendiğimiz gün açılacaktım. Bu bile ona aşık olmama yetecek apayrı bir sebepti. Beni cinsel obje olarak görmüyor ömrüme yoldaş olarak istiyordu.
Kucağından kalkınca oda ayağa kalktı. Selim tam karşımda durduğunda onu baştan aşağıya inceleme fırsatım oldu. Üzerinde ona aldığım mavi gömlek vardı. Kollarını dirseklerine kadar sıyırmış ön iki düğmesini açmıştı. Altında siyah keten kot bir pantolon vardı. Saçları hala nemliydi. Yeni tıraş olduğunu belli eden pürüzsüz yüzü ona dokunma isteğimi arttırıyordu. Kelimenin tam anlamıyla Poseidon'a dönüşmüştü. Tek fark Poseidon denizlere ve okyanuslara Selim ise bana hükmediyordu.
Kolunu girebileceğim bir şekilde tutunca gömleğinin önü gerildi. "Gidelim mi?" diye sordu. Benim için hazırlanan koluna baktım. Bakışlarım gözlerine kaydı. O kadar yoğun, o kadar huzur vericiydi ki bir ömür sıkılmadan onlara bakabilirdim. Dudaklarından "Güzelim" sözcüğü dökülünce öldüm de cennete düştüm sandım. Bir insanın ağzına güzelim sözcüğü nasıl bu kadar yakışabilirdi? O anda bir kez daha anladım ki ben bu adama kör kütük aşıktım. Selim'i daha fazla bekletmeden koluna girdim.
Mekana kapısının önüne gelince sebebini bilmediğim bir şekilde kocaman bir öküz oturdu. Kendimi rahatlatmaya çalışsam da başarılı olamadım. Yeliz haklıydı, onlara güvenemezdim. Selim'in beni kurtarmasını istiyordum ama bir taraftan da onu pisliğe çekiyordum. Onu korumak için önden uyuşturucu işinin olmayacağının garantisini alsamda içim hiç rahat değildi. Bir parti yaptıklarında bokunu çıkarmadan rahat etmezlerdi. Selim için keyiflerinden vazgeçme ihtimalleri de yok denecek kadar azdı. Geldiğimize pişman olmuştum.
Mekanın kapısında durdum. Durduğumu gören Selim neler olduğunu anlamak isteyerek yüzüme baktı. "Selim ben vazgeç.." derken Batuhan yanımıza gelip önce bana sonra da sebebini bilmediğim bir şekilde Selim'e sarılıp bizi içeri davet etti. Tamam Selim'e yakın davranmalarını ben istemiştim lakin bu kadarını bende beklemiyordum. Sanki biraz fazla yakın davranmıştı. Bu konuyu sonra düşünmeyi aklıma yazarak Selim ile bulduğumuz boş koltuğa oturduk. B
Birbirimizin gözlerinin içine bakarak sohbet etmeye başladık. Zaman durdu, ortam anlamını yitirdi. Gözlerimiz birbirimizden başka hiçbir şeyi görmüyor, kulaklarımız hiçbir şeyi duymuyordu. Şu anda var olduğumuz alemde bizden başkası yoktu. Dünya yalnızca birbiri için yaratılmış masum iki kalpten ibaretti. Sadece o ve ben vardık. Bir de birlikte el ele, diz dize mutlu bir sonsuzluk... Aşık bir insan başka ne isterdi ki?
Önüme gelen saçları eliyle kulağımın arkasına kıstırıp gözlerime bakarak "Sena'm biliyorum biz bir süredir seninle birlikteyiz ama benim aklıma takılan bir şeyi sana açıklamam lazım." deyince göz bebeklerim merakla büyüdü. Kötü bir şey söylemeyeceğini bilsem de dudaklarından neyin döküleceğinin bilinmezliği ruhumu sıkıyordu. "Senin, o lanet olaydan vazgeçtiğin gün." deyince "Senin beni kurtardığın gün." diyerek sözünü böldüm. Buruk bir gülümseme ile dudakları kıvrıldı. "İşte o günden sonra senin de bildiğin üzere ilişkimiz başladı." deyince başımla onaylarken "Evet Sevgilim tam olarak öyle oldu." cevabını verdim.
Sıkıntılı bir nefes verip gömleğinin yakasını çekiştirdi. "Sena'm beni yanlış anlamanı ya da tanımanı istemiyorum. Ben sana bunu asla açıklamadım ama sana kendimi açıklayamadığım her gün içim içimi yiyor. Ben o gün yanına geldiğimde intihar edeceğini bilmiyordum. Senin tabirinle seni kurtarıp çıkar sağlamak gibi bir beklentim yoktu. Oralara sabahları kitap okumaya gelirim. Seni görünce de yardım etmek istedim. Her şey tesadüftü.." derken susması için eğilip dudaklarına minicik bir buse kondurdum.
Elimin tersiyle yanağını okşadım. Gözlerinin ta içine onu anladığımı anlatmak istercesine bakarken "Biliyorum Selim. Sen, çıkarların uğruna hareket etmezsin, yaptığın iyilikler de çıkar gözetmezsin." deyince buruk gülümsemesi yavaş yavaş yok olmaya başladı. "Sen benim bu zamana kadar tanıdığım bütün erkeklerden farklısın. Sen abim gibisin Selim. Nerden biliyorsun deme." Elimle kalbimi gösterdim. "Biliyorum işte. Ta buradan biliyorum. Ta buradan hissediyorum. Kalp yanılmaz değil mi Sevgilim" dedim. Kalbimi gösterdiğim elimi avuçlarının arasına alarak öptü. "Yanılmaz Sena'm. Kalp asla yanılmaz." dedi.
Onunla olduğum her dakika olduğu gibi şimdi de kalbimin eridiğini hissettim. Sonrasında gözlerinin içine bakarak onun haberi olmadan ikimiz hakkında kurduğum hayallerden bahsettim. Ben konuşurken gülen gözleriyle beni seyretti. Sonrasında beni kampüste gördüğü ilk günden beri sevdiğini söyledi. Önceden ilk görüşte aşka inanan biri değildim. Selim'den sonra ise bu konudaki tabularım tamamen yıkılmış durumdaydı. İlk görüşte de ilk gülüşte de aşık olunurdu. Ondan sonrasında da olsa benimde ilk görüşte aşık olduğumu söylemek için hazırlanırken itiraz edeceğimi düşünmüş olacak ki "İlk görüşte aşk olur mu deme oluyormuş seni görünce anladım" dedi.
Açıklaması mest etmişti. Söyleyeceklerim aklımdan uçup gitti. Susarak diğer anlatacaklarını dinlemek istiyordum. Hatta o ömrümün sonuna kadar konuşabilirdi. Ben onu dinlerdim. Biz aşk ile sohbetimizi ederken kapı tarafında bir hareketlenme gözüme çarptı. Dikkatle bakınca içeriye bir düzine polis memurunun girdiğini gördüm. Gürültü çok olduğun için komşular şikayet etmiş olmalı diye düşünerek umursamadım. Ta ki memurlar yanımıza gelip üzerinizi arayacağız diyene kadar. Şaşkın bir ifade ile ben Selim'e , Selim ise bana bakıyordu. Bu zamana kadar hiç bir partide başıma asla böyle bir şey gelmemişti. Neyse ki etrafta toz yoktu problem yaşamadan geceyi sonlandırabilirdik.
Arama yapılabilmesi için kollarımı kaldırdım. Daha sonra da bakmaları için çantamı uzattım. O sırada diğer polis memuru da Selim'i arıyordu. Kotunun cebine gelince durduğunu gördüm. Elini Selim'in cebine sokup beyaz bir poşet çıkararak Selim'in yüzüne doğru sallayıp" Bu ne?" diye sordu. Selim gözleri kocaman olmuş poşete bakarken "Be.. be.. Benim değil." dedi kekeleyerek. İnanmayarak yüzüne bakan memur "Hep öyle olur zaten. Alın arkadaşı" dedi. Memurlar Selim'i götürmeye çalışırken bana dönen Selim "Sena benim değil." diye bağırarak kendini açıklamaya çalışıyordu.
Ne olduğunu anlayamıyordum. Bilinçsizce "Biliyorum Sevgilim." diyebildim. Arkasından gitmek istiyordum. Adım atmaya çalıştım yapmadım. Bedenim uyuşmuş, hareket etme yetisini kaybetmiş gibiydi. Onları durdurmak zorundaydım. Selim bu hayatta uyuşturucu ile alakası olacak son insandı. Onun böyle birisi olmadığını ben kadar buradaki herkes de biliyordu. Peki neden hiç kimse bir şey yapmıyordu? Neden Selim'i korumak için en ufak bir belirti göstermiyorlardı. Gözümün önüne Selim'e sarılan Batuhan'ın görüntüsü düştü.
O yapmıştı. Selim'e bu pusuyu o kurmuştu. Aptaldım ben. Selim'in doğum gününü nereden bildiklerini sorgulamayacak kadar aptaldım. En başından beri her şeyi planlamışlardı. Her şey Selim'e kumpas kurmak içindi. Peki ama neden? Neden yapmışlardı? Selim'in onlara ne zararı vardı? Öğrenmenin tek yolu vardı. Uyuşan bedenimi ve karmakarışık zihnimi güç bela toparladım. Hışımla Batuhan'ın yanına yaklaştım. Hiçbir şey olmamış gibi gevrek gevrek gülen yüzüne olanca gücümle bir tane patlattıktan sonra "Bunu niye yaptın?" diye bağırdım. Tokattın etkisiyle afallasa da oyununu bozmaya niyeti yoktu. Bakışlarından anlamıştım. Alayla "Neyi prenses? Neden bahsettiğini anlamadım." dedi.
Mekandaki herkese bakıp "İğrenç insanlarsınız. Ne istediniz ya günahsız insandan? Ne yaptı size de böyle bir kumpas kurdunuz?" diye bağırdım. Duvardan ses çıktı da oradaki bir kişiden bile ses çıkmadı. Üstün tutmaya çalıştığı sesiyle "Hem mekana uyuşturucu satıcısı getir hem de üste çık ayıp oluyor ama Sena" diyen Batuhan'dan tarafa döndüm. İşaret parmağımı tehdit edercesine yüzüne sallarken "Seni var ya gebertirim ben" diyerek üzerine yürüyordum ki polis memuru "Yeter! İfadelerini almak için alın şunların hepsini. " diye bağırdı.
Hepimizi Selim'den ayrı bir minibüse bindirdiler. Olanlara ağlamayacaktım. Onu kurtarabilirdim. Ben yapamasam bile babam muhakkak yapardı. Bir an önce karakola varmalıydık ve ben onun avukat ordusunu buraya yığmalıydım. O ne yapar eder kurtarırdı Selim'i. Ama hiç bir şey umduğum gibi olmadı. O gece orada olan herkes ifadesinde Selim'in uyuşturucu satıcısı olduğunu söylemiş. Benimle de sırf ağına düşürmek için sohbet ettiğini de eklemişler. Onların ifadesine karşılık benim ifademin hiçbir hükmü kalmadı. Babamsa, Selim'i kurtarmak için hiçbir şey yapmadı. Hatta sanki bu olaydan çok memnun gibiydi.
GÜNÜMÜZ
Fırat gevşek gülümsemesi ile yüzüme bakarken gözlerimin kum kaçmışçasına yandığının farkındaydım. Boğazımda bir yumru belirdi. Sadece yutkunmamı değil nefes almamı da engelleyen bir yumru.. O yapmıştı, Selim'i içeriye o attırmıştı. Babam, onun yüzünden Selim'e düşmandı. Dudaklarındaki gülümseme daha da büyüdü. "Şimdi anladın mı babanın neden Selim ile bu kadar uğraştığını. Neden Hamdi Yiğitsoy'un koğuşuna koydurduğunu?"
Hem geçmişimi hem de geleceğimi çalmıştı benden. Hayatımdaki iki erkeğin katili değil, üç erkeğin katiliydi. Sevdiğim üç erkeği benden koparan oydu. Pamuk ipliğine bağlı sabrım kopmuştu artık. "Seni orospu çocuğu." diye bağırarak Fırat'ın üzerine atıldım. Artık ne patlayacak dikişim umurumdaydı ne de Aras'ın beni buradan gönderme ihtimali. İstediğim tek şey Fırat'ı ellerimle parçalamak benden çaldığı hayatın hesabını sormaktı. Fırat'ın yüzüne olanca gücümle tokadımı atarken Aras ile Yavuz'un beni tutmaya geldiğini biliyordum. Yüzüne inen tokatlarım arka arkaya sıralanırken vücuduma dolanan kollarla ayaklarım yerden havalandı.
"Aras bırak beni." diye bağırıp kolları arasında Fırat'a indireceğim bir darbe için çırpınsam da pek faydası yoktu. Aras o kadar sıkı tutuyordu ki çabalarım boşunaydı. Fırat'ın yanından biraz uzaklaşınca ayaklarım tekrar yerle buluştu. Aras beni göğsüne sıkıca bastırırken "Güzelim, ben halledeceğim. Lütfen sakinleş ben halledeceğim." gibi sözlerle beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Kendimi biraz geriye çektim. "Hiç bir şey hallolmayacak anladın mı? Hiçbir şey hallolmayacak." Sesim deponun duvarlarında yankılanıyordu. Ellerimi hırsla saçlarıma geçirip çekiştirdim.
Saçımdan çektiğim sağ elimle Fırat'ı işaret edip "O mahluk benden abimi aldı. Seni aldı. Oğlumu aldı. Sevdiğim ne varsa kalbimi parçalayarak söküp aldı." Sesim bir anda kayboldu. Ağlamalarım, konuşmalarım, öfkem, kalbimin acısı hepsi birbirine girmiş haldeydi. Dayanamıyordum. Delirecekmiş gibi hissediyordum. Aras'ın kolları tekrar bedenime dolanırken saçlarımın arasına defalarca bıraktığı öpücüğün yenisini ekledi. Bir süre öylece bekledik. Aras'a sarılmanın sakinleştirici bir etkisi vardı. Kokusu burnuma doldukça ağlamalarım azalmıştı. İyi olduğumu düşündüğünde beni kendinden uzaklaştırıp gözlerimden akan yaşları elinin tersiyle sildi.
"Güzelim, neler yapabileceğimi biliyorsun, bırak ben gerekeni yapayım." Gözlerine ilk baktığımda öfkeyi görsem de altında acının yattığını görebiliyordum. Benim canım gibi onunkisi de yanıyordu. Alt dudağımın alt kısmını dişlerimin arasına alıp ezerken başımı salladım. Burada daha fazla durmaya gücüm yoktu. Midem bulanıyor, başım dönüyordu. Yıkılışımı o şerefsizin görmesine izin veremezdim. Depodan çıkmak için arkamı döndüm. Ayağımı kaldırıp bir adım attığımda gözümün önüne abim geldi. Onunla geçirdiğimiz güzel günler, beni sıcak kollarına aldığı zamanlar, cenazesi, Kerem'in felç geçirmesi, yok oluşum..
Sonra güzel görüntüler aldı yerini.. Selim'in getirdiği bahar.. Yüzümde tekrardan beliren gülümseme, ruhumda açan çiçekler, abimin istediği kadına dönüşüşüm.. Güzel anıların kabusa dönmesi yine uzun sürmedi. Selim'in ölü bedeni, mezara gömüldüğü an, mezarı başında seneler boyu saatlerce ağlamam ve ondan özür dilemelerim... Ve oğlumun ölümü. Sevdiğim üç adamı benden alan tek kişiydi. Üçünün ölümünün sebebi de aynı kişiydi. Fırat'ın "Sena şunu bil ki oğlunu.." diyen sesinin kulaklarıma dolmasıyla olduğum yerde durdum.
Oğlum ile ilgili cümleleri hala ağzına alabiliyordu. Benim masum bebeğim ile ilgili cümleler hala pislik ağzından dökülüyordu. Depodan çıkmam için yanımda eşlik eden Aras'ın beline doğru uzandım. Belindeki silahı kavrayıp arkamı dönerek Fırat'a ateş etmem bir oldu. Boğazından kanlar fışkırırken önce gözleri pörtledi sonra da başı yere düştü. Boğazından fışkıran kanlar tüm vücuduna yayılırken bakışlarımı bir an olsun üzerinden çekemiyordum. Kanının akışını izlemek müthiş bir keyif veriyordu.
Aras'ın elimdeki silahı kavrayan eliyle kendime geldim. Bilinçsizce başımı çevirip ona baktım. Gözlerime daha önce hiç görmediğim endişe ve son zamanlarda sürekli gördüğüm acıyla bakarken "Onu bana ver Güzelim." deyince elimdeki silah titreyen parmaklarımdan eline düştü. Aras aldığı silahı beline yerleştirdi. Yavuz'a başıyla talimat verdikten titreyen bedenimi kollarının arasına alıp deponun çıkışına doğru ilerledik.
Ayaklarım beni taşımayı reddediyordu. Eğer Aras'ın bedenime dolanan güvenli kolları olmasaydı çoktan yığılıp kalmıştım. Bilincim hala bulanıktı. Neler olduğunu bilsem de tam anlamıyla kavrayamıyordum. Arabaya doğru ilerledik. Korumaların açtığı aracın kapısından koltuğa geçtim. Şoför koltuğuna oturan Aras arabayı çalıştırdı. Nereye gittiğimizi bilmiyordum açıkçası pek de umurumda değildi. Tek istediğim abimin ölümünden bu yana yaşadığım her şeyin kabus olmasıydı. Selim'i tekrar tanımak, karanlığa bulaşmadan ömrümüzü aydınlıkta geçirmekti. Bebeğimin sıcacık bedenini kollarımın arasına almak istiyordum. Abim yanımda olsun istiyordum. Kısacası benden çalınan hayatı geri istiyordum. Çok şey mi istiyordum?
Zaman ilerledikçe gözüme inen öfke perdesi kalmaya başladı. Fırat'ın boğazından boşalan kanlar gözümün önüne geldi. Onu öldürdüğüme gram pişman değildim lakin bir insanın canını almış olmak ağır geliyordu. Kucağımda duran ellerim havaya kalktı. Gözlerim titreyen ellerimi buldu. Ben katil olmuştum. Ben birini öldürmüştüm. Adalet için savaşırken aşağılık bir pisliğe dönüşmek ruhumda derin, karanlık bir yara açıyordu. Aras'ı kurtarmak istediğim karanlığın kölesi olmuştum.
Düşünceler içerisinde savrulurken ne kadar süre gittik bilmiyorum. Kimsenin olmadığı sahil kenarında durduk. Kayaları döven dalga sesleri kulağıma dolsa da zihnimi bir türlü toparlayamıyordum. Deliriyor olabilir miydim? Aras'ın "Sena'm." diye seslenen sesiyle başımı ondan tarafa çevirdim. Mavilikleri hüzün bulutlarına gömülmüş haldeydi. Çok geçmeden bulutlardan aşağıya bir damla yaş süzüldü. "Özür dilerim seni koruyamadığım için özür dilerim. Masumiyetinin kirlenmesine sebep olduğum için özür dilerim. Bebeğimizin ölümüne sebep olduğum için özür dilerim."
Bedeni sarsılarak ağlamaya başladı. Yaşadıklarımızın ağır geldiği tek kişi ben değildim. Bunca yılın bir hiç uğruna heba olması Aras'a da ağır gelmişti. Ve şuan da karşımda olan adam Aras Yiğitsoy değil Selim Egeliydi. "Karanlığımda boğulmana izin vermemem gerekiyordu. Ben... Ben seni koruyamadım. Ben oğlumuzu koruyamadım. Kan dökmek dışında hiçbir şeyi başaramadım. Affet beni. Yalvarırım affet beni." Kollarım bedenine sıkıca dolanırken kendimi daha fazla tutamadım. "Selim yalvarırım yapma böyle." diyebildim. Karşımda Selim'i gördürürken ona Aras demek aşık olduğum adama haksızlık olurdu.
Selim, dediğimi duyan Aras'ın dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Beni kollarının arasına çekti. Masumiyetini hatırlatan adamın adını duyunca ağlaması daha da artarken bende Aras'a sarılıp gözyaşlarına boğuldum. Saatlerce birbirimize sımsıkı sarılıp ağladık. Yüreğimizde kalan, acıyı, öfkeyi, kini, pişmanlıkları söküp atabilme umuduyla ağladık. Düzeltemediğimiz geçmişimizi gözyaşlarımızla yıkamaktan başka bir şey elimizden gelmeyeceğini ikimizde biliyorduk. Neyi ne kadar başarabildik bilmiyorum ama bir süre sonra ikimizin ağlamaları da son buldu.
Başımı kaldırıp Aras'a baktım. Gözleri denize dalmış olsa da aklının çok uzaklarda olduğunu görebiliyordum. Boğazımı temizleyip "Aras." diye seslenince hala puslu olan mavilikleri gözlerimle buluştu. "Efendim Güzelim." Başımı omzundan kaldırdım. Gözleriyle buluşunca istemsizce akan yaşları parmak uçlarımla sildim. Tuzlu dudaklarımı hafifçe yalayıp büyük bir nefes verdim. Ne diyeceğimi bilmiyordum. O bana masum bir hayat vermişken ben ondan hayatını, masumiyetini, mesleğini, ona ait olan her şeyi almıştım. Evet bunları istemeden yapmıştım lakin yaşadıklarının suçlusu da bendim.
Bütün gücümü toplayıp "Özür dilemesi gereken sen değilsin benim Aras." diyerek söze girdim. "Senden hayatını ben çalmışım. Hayallerini ben çalmışım. Ben var olduğum için sen yok olmuşsun." Aras söze girmeye yeltense de izin vermedim. "Özür dilerim. Kalbindeki masum adamı öldürdüğüm için, seni adaletin aydınlık tarafından karanlık tarafına geçirdiğim için özür dilerim." Başımı iki yana salladım. "Biliyorum özrümün bir anlamı yok. Yaşadıklarının bir telafisi yok." Ellerimi çaresizce iki yana açtım. "Ama elimden başka bir şey de gelmiyor. Sana geçmişini geri verememem, geçen yılları geri getiremem."
Alt dudağımı ısırıp hemen bıraktım. "Eğer duyduklarından sonra sende, senden hayatını çalan kadını yanında istersen bütün ömürüm sana adarım. Son nefesime kadar yanında bir nefes uzağa bile gitmem." Duraksadım. Söyleyeceklerim o kadar ağırdı ki dilimden bir türlü dökülmüyordu. Kalbim, nefesimi tıkayan bir düğüm haline geldi. "İstemem dersen de hayatından hiç var olmamışım gibi çıkar giderim. Ne adımı, duyarsın ne de varlığımı hissedersin."
Dudakları dudaklarıma kapandı. Öpüşü derinleşti. Sanki dudaklarımız ilk kez birbirine değiyor da her köşesini keşfetmek istiyor gibiydi. Dudaklarımız birbirinden ayrılınca gözlerime baktı. "Sena'm bu hikayenin en masumu senle beniz. Ne senin ne de benim suçum yok ki. Sadece benim değil senin hayatını, hayallerini de çaldılar. Biz bu günah ateşinde beraber yandık." Elleri sıkıca ellerimi kavradı. "Benden gitmene izin verdiğim gün öldüğüm gün olur. O güne kadar dünya yansa da yanımdan bir nefes gitmene izin vermem."
Bu yanlıştı. Ondan hayatını alan benken yanında kalmayı teklif etmek bile büyük hataydı. Sadece gitmek istediğimi söylemeliydim. Başımı iki yana sallayıp itiraz etmeye yeltendiğim esnada dudakları tekrar dudaklarıma kapandı. Benim onu susturmak istediğimde yaptığım şeyi bana yapıyordu. Dudaklarımda istemsiz bir gülümseme belirdi. Aklımdaki terk etme düşüncesi uçup gitti. Ben bu adamı nasıl bırakabilirdim ki? Ölürdüm. Dudaklarımız ayrılınca Aras'ın eli yanağımı kavradı.
Başparmağı ile yanağımı okşarken yumuşacık sesiyle "Sena'm, ben senin hatan varken bile senden vazgeçemedim. Seninle aynı evde, aynı cehennemde yanmaya razı oldum. Senin günahın olmayan bir şey yüzünden hiç senden vazgeçebilir miyim?" deyip duraksadı. Gözlerini gözlerime kilitleyip adem elmasını yerinden oynatacak güçte yutkundu. "Ölürüm." Dudağından çıkan kelime ile kaşlarım çatıldı. "Ölürüm Sena'm. Sen benden gidersen ölürüm."
Elini yüzümden çekip boynuna sıkıca sarıldım. Kokusunu ciğerlerime uzun uzun çektim. Boynuna birkaç kez öpücük bıraktım. Bir süre sarılı kaldık. Sonrasında kollarından uzaklaştım. Ellerimi tutan Aras, sırayla ikisine de öpücük bıraktı. "Sana evladımızın acısı geçecek, onu unutacağız diyemem. Ama onu kalbimizde yaşatıp, geçmişimizden kurtularak daha güzel bir hayat kuracağımızın, seni bir daha asla üzmeyeceğimin sözünü verebilirim. " Gözlerime cevap isteyerek bakarken "Ne dersin Güzelim, günahımız olmayan geçmişimizi arkamızda bırakalım mı artık?" diye sordu.
Başımla söylediklerini onaylarken "Kuralım Sevgilim." cevabını verdim. Yüzünde derin bir gülümseme belirirken göğsüne sığınabilmem için kollarını iki yana açtı. Göğsüne başımı koydum ve göğüs kafesinde yankılanan kalp atışını dinlemeye başladım. Ona kuralım desem de benim geçmişle hesaplaşmam hala bitmemişti. Bizden bu hayatı halan kişinin ölmüş olması diğerlerinin kurtuluşu olmayacaktı. Babam bitmeden geçmişin defteri kapanmayacaktı...
EVETTT BİR BÖLÜMÜN DAHA SONUNA GELDİK... 🦋UMARIM BEĞENDİĞİNİZ BİR BÖLÜM OLMUŞTUR. 🦋
🔥BU BÖLÜMLE İLGİLİ BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORUM. GELECEK BÖLÜMLERLE İLGİLİ İKİ YERE SPOİLER YERLEŞTİRDİM. SONRASINDA KİMSE İTİRAZ ETMESİN DİYE YAPTIM BUNU. BAKALIM KİMLER FARK EDECEK.🔥🔥
SENA'NIN KALBİNDEKİ KARANLIK UYANDI. 😱NE DERSİNİZ BABASINDAN ARAS USULU MÜ HESAP SORAR YOKSA KANUN YOLUYLA MI?😎
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 24.61k Okunma |
1.19k Oy |
0 Takip |
54 Bölümlü Kitap |