
Geçmiş
Genç kız sevdiği adamla buluşmak için ailesinden gizli evden çıktı. Eve döndüğünde ailesinin fark etmemesini umarak heyecanla yürüyordu dere kenarına. Ailesi onu el bebek gül bebek büyütmüş, çocukluğunda diğer çocuklar gibi dışarıda oynamasına, koşup düşmesine izin vermemişti. Şimdi ise o küçük kız büyümüş genç kız olmuştu. Kalbi bir adam için atmaya başlamıştı. Aşık olmuştu çok seviyordu.
Genç delikanlı deli gibi sevdiği kızın gelmesini dört gözle bekliyor yolunu gözlüyordu. Anlaştıkları saatten önce gelmiş yerinde duramıyordu heyecandan.
İsmi gibi Güzide olan genç kız yakalanma korkusuyla yolu bitirmiş sevdiği adamın yanına ulaşmayı başarmıştı kimseye görünmeden.
Salih Güzide'yi yolun başında görünce yanına koşmuş ortada buluşmuşlardı. Nasıl da özlemişti bir haftadır göremediği kızı.
"Güzidem," dedi sevgi dolu sesiyle "Çok özlettin kendini anamla konuşacağım seni yarın istemeye geleceğim." Elini kızın yazmasından çıkmaya çalışan saçlarına götürüp mis kokusunu içine çekti.
"Bende özledim Salih ama evden çıkamadım." Salih'in tanıştıkları günden beri isteyeceğim seni demesine alışmıştı ama şimdi ki farklıydı yarın diyordu.
"Gerçekten yarın istemeye gelecek misin?" diye sordu heyecanla Güzide.
"İsteyecem tabii kızım! Sonra da telli duvaklı gelinim olacaksın."
"Söz mü?"
"Söz."
Güzide geri çekilip çocuksu sesiyle "O zaman ben gidip hazırlık yapayım." dedi gülümseyerek.
"Dur daha yeni geldin!" Sitem etti Salih. Yeni gelmişti gitmekten bahsediyordu sevdiği.
"Ee biraz daha kalayım bari." dedi gülerek.
"Kal bari."
İki sevgili sohbet edip gelecekten bahsederken onları uzaktan kinle izleyen biri vardı. Salih'in babasının Salih'ten habersiz onun babasına verdiği sözle onları birbirine bağlayan biri; Selma.
Buradan geçerken Salih'i görmüş yanına gidecekken başka bir kızın gelmesiyle durmak zorunda kalmış ve ikisini izlemişti. Gördükleri ve duydukları ise hiç hoşuna gitmemişti. Ağlayarak içini nefretle doldurdu. Onlara dünyayı dar edecekti. Özellikle o kıza.
Ertesi gün olduğunda Salih ve ailesi Güzide'yi istemeye gitmiş söz kesilmişti. Tüm Antep güzeller güzeli kızın sözlenmesiyle şaşırmış ve oğluna almak isteyen anneler ümidini kesmişti.
Güzide ve Salih çok mutluydu. Yuva kurmak için ilk adımı atmışlardı. Nişan ve düğünü de çok uzatmadan yapacaklardı.
Diğer tarafta sözün kesildiğini duyan Selma'nın babası kapıya dayanmış önceden verdiği sözü hatırlatmıştı. O gün evde olmayan aile fertlerinin kopan kıyametten haberi yoktu ve olmamıştı. Salih'in babası para ile susturmuştu adamı. Sonra da apar topar Selma'yı başka köyden bir adama vermişti.
Güzide ve Salih evliliklerini neyin üzerine kurduklarını bilmeden mutlu mesut hazırlık yapıyordu.
Yıllar sonra iki kızları olan mutlu bir aileydiler. Güzide'nin hastalığı ortaya çıkana kadar. Güzide ölmüş kızları hem öksüz hem yetim kalmıştı. Anneleri yaşarken onları uzaktan seven babaları tamamen uzaklaşmıştı iki kardeşten. Evinde yaşadıkları ve baba dedikleri biri olmuştu.
Eskiden Güzide'nin sevgisiyle adam olan Salih, kızlarının yaşadıklarını görmeyecek kadar kör, seslerini duymayacak kadar sağır olmuştu. Güzide ölmüştü Salih'te yanına bir mezar kazıp orada nefes almıştı. Koruması gereken iki evladı yokmuş gibi.
(...)
"Güzide anne nerede?" Bu soruya verdiği tepki sadece ne demek olmuştu Salih'in. Ömer Ağa kafayı yemiş olmalıydı. Ölen karısının nerede olduğunu soruyordu.
"Ne diyorsun sen Ömer Ağa! Karım öldü." Ömer Asaf sesini duymaya bile katlanamadığı adama öfkeyle bağırdı.
"Yalan söyleme!" O iki yalancıya inanmıyordu ama Salih'in tepkileriyle bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Oysa Elif Ada gibi çok isterdi görmeden anne bildiği kadının yaşamasını. O yaşıyor olsaydı kızları bu acıları çekmeyecekti. Karısı şiddet görmeden bir çocukluk geçirecekti, anne sevgisiyle.
"Yalan değil!" diye karşılık verdi Salih "Nereden çıktı bu? Ölen kadının arkasından ne hadle konuşursun?!" Ömer Asaf biraz sakinleşmek adına boynunu çevirip ya sabır çekti. Ayaklarına engel olamadan adamın üzerine yürüdü.
"Nereden çıkardım öyle mi?" Fırtına öncesi sessizlikle konuştu "Şimdiki karın, üvey oğlun benim karımı kaçırdı lan! Çocukken yaptığı şiddeti kaydedip izlettiler! Sonra da annen yaşıyor dediler! Senin kızın neler çekti senin haberin var mı? Senin babalığına tüküreyim!" Salih duyduklarıyla arkasındaki divana düştü.
"Bir baba nasıl bu kadar kör sağır olabilir aklım almıyor! Hadi seslerini duymadın, yüzünüde mi görmedin kızlarının? Hiç mi sormadın, bakmadın mı lan sen?! Senin canın, kanın değil mi o çocuklar? Zalim bir üvey anneye nasıl teslim ettin?!" Ömer Asaf öfkesini kusarken Salih hazmetmeye çalışıyordu.
"Ne, ne yapmış benim kızlarıma?"
"Şimdi mi aklına geldi kızların olduğu?" Ömer Asaf telefonunu çıkarıp videoyu açtı. Bir daha izleyemediği o videoyu. Salih'in eline tutuşturup avluda volta atmaya başladı.
Elif Ada'nın sesleri kulağına gelirken onunla yaşadığı eziyetleri yaşadığını hissetti. O güne tekrar döndü. Engel olamadığı için kendine sövdü. Hayatında küfür etmeyen adam sadece bunun için sövüyordu. Elif Ada duysaydı ne kadar üzülürdü? Karısı için kendini dizginlemeye çaba sarf ediyordu.
Salih izledikleriyle beyninden vurulmuşa döndü. Ömer Asaf durmadan başa saran videoyu kapatıp telefonu aldı elinden. Söyleyecekleri daha bitmemişti.
"O karınla oğlunu hak ettikleri yere hapse gönderdim. Asla çıkmalarına izin vermeyeceğim." dedi "Kızlarına kendini affettirebilir misin, sanmam. Bu vicdan azabıyla geçir her saniyeni. Senin gibi herifler baba olmayı hak etmiyor zaten."
Salih cılız sesiyle "Allah benim belamı versin." dedi "Kızlarım, emanetlerim neler çekmiş, körmüşüm ben." Ömer Asaf onu duymadan ilk geldiğinde sorduğu soruyu tekrar sordu.
"Güzide anne yaşıyor dedi. Sen saklıyormuşsun. Doğru mu?" Olumsuz anlamda başını iki yana salladı "Yalan söylemişler, Güzide yaşamıyor, kendi ellerimle toprağa koydum ben onu."
"Sana neden inanayım belkide gerçekten saklıyorsun? Sonuçta kör sağır birisin bunu da beklerim."
"Güzide yaşasaydı o kadınla neden evleneyim? Kızlarım öksüz kalmasın diye evlenmiştim."
"İyi halt ettin!" diye homurdandı Ömer Asaf.
"Kanıt ver bana Salih kanıt." dedi "Karımın yanına döndüğümde onu teselli edecek bir kanıt." Salih daha fazla dayanamadan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Nerede, kimin yanında olduğunu unutup.
Ömer Asaf birazcık bile sempati duymuyordu karşısında ağlayan insana. Onun düşündüğü yalnızca ailesiydi. Karısının daha fazla üzülmemesi.
Salih ayağa kalkıp eliyle beklemesini işaret etti Ömer'e. Topal ayağıyla eve giren adamı izledi. Kaçmak gibi bir niyeti olamazdı herhalde. Bir süre zaman geçtikten sonra elinde bir yazmayla döndü Salih.
"Bu yazma Güzidem'indi," dedi "Vefat etmeden önce bunu takardı hep başına. Kucağında Eda yanında Elif olurdu. Bunu götürürsen emin olacaktır yaşamadığına. Yeter ki mezarını açıp kemiklerini sızlatmayın." Ömer Asaf böylece emin olmuştu gerçekten yaşamadığına. Bu herifin bir sözüne inanmayacağı gibi Selma şeytanının lafına da inanmamıştı. Yıllarca ölmeyen bir kadını ölü gösterip saklamak kolay mıydı hiç? Gelmeden önce araştırmasını yapmış belgeleri bizzat görmüştü. Güvendiği insanlara onaylatıp kesinliğini öğrenmişti. Her şeyi Salih'in üstüne atıp Elif Ada'yı umutlandırmışlar, işin içinden sıyrılmaya çalışmışlardı. Psikolojisini berbat ettikleri, annesinin yaşadığına inandırdıkları bir kız çocuğuna döndürmüşlerdi karısını. Hesap bitmemişti yeni başlıyordu.
Ömer Asaf Güzide annesinin yaşamadığını biliyordu. Şimdi tek düşündüğü karısına nasıl söyleyecekti annesinin yaşamadığını...
Bunları kafasının bir tarafında düşünmeye devam etti. Elindeki yazmaya bakarak ağlayan Salih'e çevirdi gözlerini.
"Senin hakkında Antep'ten sürgün edilmek ama belki Elif Ada'ya yapmadığın babalığı diğer iki kızın Eda'yla Seda'ya yaparsın diye kızlar büyüyene kadar mühlet veriyorum. Tabii o zamana kadar yaşarsan." Ömer Asaf Salih'i buralardan sürgün etmeyi o kadar çok istiyordu ki ama eli kolu bağlıydı. Başlarında baba da olmazsa iki kızda yetiştirme yurduna gidecekti. Kendi ailesi, ablası bakardı elbet fakat o kadar kolay değildi. Seda çok küçüktü Eda ise 18 olmamıştı henüz. Taşkıran konağına da götüremezdi onca erkeğin arasına. Elif Ada'nın okulu bittikten sonra yanlarına alacaktı. Sadece bir süre daha bu herifle kalmak zorundaydı kızlar. Zaten eli hep üzerlerinde olacaktı.
Ömer Asaf kol saatine bakıp buradaki işi bittiği için kapıya doğru yürüdü. Kapıdan çıkacakken Salih'in sesiyle durmak zorunda kaldı.
"Sen olsan ne yapardın?" Ne demek istediğine anlam veremeyip arkasını döndü "Ne diyorsun?" dedi ters ters.
"Sen," demesiyle bekledi "Karın ölseydi başkasıyla evlenir miydin?" Ömer Asaf cümlenin bitmesiyle yakasına yapıştı Salih'in.
"Ağzını topla şerefsiz! Ne hakla karımı buna karıştırırsın?! Kendi alçaklığını bana mı maal etmeye çalışıyorsun?" Ömer Asaf bir yumruk atıp yere yığılmasını izledi. Bundan sonra o iki kızı da bu şerefsizin eline bırakmayacaktı. Üstüne tükürüp "Seni Antep'ten sürüyorum!" diyerek orayı terk etti.
Azad evliydi, Arda da okumaya gidecekti İstanbul'a. Ortada sorunda kalmamıştı böylece. Elif Ada'nın okulu bitince de yanına alacaktı karısının kardeşlerini. Eda'ya ağabey olur Seda'ya da baba olurdu evelAllah.
Kapıdaki adamlarına Salih'i takip etmelerini söyledi. Asla güven olmazdı bu ve diğerlerine. Her ne kadar yaptığı araştırmalardan emin olsa da şüphe duymakta fayda vardı. Şu hayatta kimseye güvenmemeyi öğrenmişti.
Aşiret toplantısına gitmek için arabasına bindi. Çalıştırmadan önce telefonunu çıkarıp karısının fotoğraflarına baktı. Daha birkaç saat olmuştu ama çok özlemişti. Son sarılmasında en son noktayı koymuştu. Vazgeçip gelmeyecek hale getirmişti karısı onu. Ama buraya da onun için gelmişti, gerçekleri öğrenmek için. Elif Ada'yı da getirmeyi çok isterdi, kardeşlerinin yanında daha iyi olurdu ama gel gör ki karısının burada duyacakları hiç iyi şeyler olmayacaktır.
Telefondaki Elif Ada'nın yüzünü okşayıp "Güzelim benim," dedi "Sana gerçekleri nasıl söyleyeceğimi hiç bilmiyorum. Kalbindeki umut ışıklarını söndürmeyi istemiyorum. Ama gerçekler hep acı oluyor maalesef." Telefonu kapatıp cebine koydu. Arabayı çalıştırırken "Allah'ım yardım et bana." diyerek dua etti. Önünde nelerle karşılaşacağını bildiği bir yer vardı. Sadece kendine engel olamamaktan korkuyordu, yeterince öfkeliydi üstelik.
Genç, yaşlı herkes toplanmış Ömer Ağa'yı bekliyordu. Taşkıran aşireti en güçlü aşiretti buna rağmen dillerini tutmak için uğraşmayacaklardı bile. Düşünmeden konuşacak Ömer Asaf'ın sinir uçlarıyla oynayacaklardı şüphesiz.
Ömer Asaf'ın babası ve kardeşleri Azad ile Arda da bekliyorlardı. Gelmeden önce babasını aramış "Merak etme baba her şey kontrolüm altında sadece sen benim yanımda ol," demişti. Babası da her daim oğluna güvendiğini yanında olacağını söylemişti. Kardeşleri zaten onun doğru karar vereceğinden emindi.
Ömer Asaf geldiğinde herkes onun heybetli, kendinden emin yürüyüşünü izledi. Aşiretler Ağası Ömer Ağa diyorlardı içlerinden. Saygısıyla, adaletiyle kazanmıştı bu bakışları Ömer Asaf.
Yerine geçtiğinde babasının elini öptü. Kardeşleriyle sarıldı. "Selamün aleyküm." diyerek oradakilere selamını verdi. Karşılığını aldıktan sonra konuşmaya başladı Ömer Asaf.
"Buraya sizi üç kişiyi Antep'ten sürdüğümü söylemek için topladım." Herkes birbirine bakıp kim diye sormaya başladı. Ömer Asaf aile işlerinin herkesle konuşulmasından nefret etse de Nur'un da Semih itinden boşanacağını söylemek zorundaydı. Gelecek tepkilerle birinin üstüne yürüyecekti kesin.
Uğultu kesilince devam etti. "Salih ağa, karısı ve üvey oğlunu sürüyorum. Nedeni geçerli ama bilmenize gerek yok. Nur ve o herifte boşanacak."
"Ne dersin sen Ömer Ağa boşanmak nerede görülmüş?" Cahilce soruya göz devirmemek için kendini zor tutuyordu Ömer Asaf.
Bir diğeri de "Berdel bozuldu o zaman. Sende mi ayrılıyorsun Ömer Ağa?" Evet malum soruda gelmişti.
"Beni nerenizle dinliyorsunuz?!" Yaşlı adamlar, Ömer Asaf'ın lafına burun kıvırdı. Asaf'ın umrunda değildi ne düşündükleri bir an önce karısının yanına dönmek istiyordu.
"Bir kere söyledim tekrar etmeyeceğim. Aklı olan anlamıştır. Dağılabilirsiniz."
"Sen ayrılmıyorsan diğerleri de ayrılamaz Ömer Ağa, bilmez misin?"
"Berdel yok tamam mı, bitti berdel! Ben karımla hiçbir zorunluluk olmadan tekrar evleniyorum. Birkaç çapsız yüzünden de yuvamı yıkacak değilim!" Ömer Asaf'ın sözleri gergin olan ortama bomba gibi düştü. Ailesi dışında herkes onun yaptığının çılgınlık olduğunu düşünüyordu. Ne demekti berdel bitti? Töreyle büyümüş oldukları için anlam veremiyorlardı. Berdel evliliklerinde bir tarafın evliliği bozulursa diğer tarafta ayrılırdı. Bu saçma olay onlara hiç saçma gelmiyordu. Aksine Ömer Ağa'nın söyledikleri saçmaydı.
"Kayınbabanı neden sürüyorsun madem?" dedi yaşlıca bir Ağa "Karının babasıdır." Baba? Ne kadar kolay alabiliyorlardı ağızlarına bu basit ama anlamı derin kelimeyi? Ömer Asaf'ın aklı almıyordu işte!
Boynunu çıtlatıp sabır çekti. Öfkesini yenmeliydi.
"Az önce nedeni geçerli demiştim hatırlarsanız. Benim sözümün üstüne söz söylenmeyecek. Beni Ağa seçtiyseniz bir bildiğim vardır elbet, ona göre davranın." Ömer Asaf babasına baktı. Oğlundan önce Ağa olan adam tecrübesiyle onları nasıl susturacağını biliyordu.
Öne çıkarak "Ağalar bilirsiniz ki her şey her yerde konuşulmaz. Buda böyle bir mesele, size bilmeniz gerekenleri anlattık. Ömer'i Ağa seçerekte yanlış bir karar vermeyeceğini bilmeniz gerek. Kurcalamanın lüzumu yoktur. Allah'a emanet!" Konuşması bitince oğlunun omzuna elini koyarak hadi der gibi başını salladı adam. Ömer Asaf babasının omzundan aldığı yükle bir nebze rahatladı. İyi ki bu adam babam dedi içinden.
Ömer Asaf'ın en büyük şansı babasıyıken, Elif Ada'nın en büyük yarası babası olmuştu.
Baba ve oğulları toplantı avlusundan çıktılar tüm heybetleriyle. Hiçbir şeyden haberleri olmadığı için sadece Ömer Asaf'ın anlatmasını bekliyorlardı.
"Konağa gidelim baba, her şeyi anlatacağım." Herkes arabalara yerleştiğinde konağa sürdüler.
Ailenin tüm kadınları evdeydi ve merakla gelmelerini bekliyordu. Nur odasında yanında ise iki ablası vardı. Kardeşleri yanlış yapsa da abla olarak kıyamıyorlar bir anne olarakta onu çok iyi anlıyorlardı. Başlarına böyle bir şey gelmemişti fakat çocuklarına bir şey olsa Allah korusun, ne yaparlardı? Kırgın, kızgında olsalar canları, kanlarıydı Nur. O da hatasının farkında varmışken daha ne kadar küs kalabilirlerdi?
Gülizar Hanım Eda ve Seda'yı çalışan Ayşe ve korumalarla dışarı göndermişti. Gelini gibi onun kardeşlerini de çok seviyordu. Şimdi ise avluda meraktan yürüyerek kocası ve oğullarını bekliyordu.
Sonunda kapının önünde duran araba seslerini duydu. Ardından da koruma tarafından açılan kapıdan önde kocası arkada ise oğulları girdi içeri. Uzun zamandır görmediği oğlunun yanına gitti, ortada buluşunca sarıldılar anne-oğul. Çok özlemişti evladını.
"Hoş geldin oğlum."
"Hoş bulduk annem. Nasılsın?"
"Hamd olsun Ömer'im. Sen nasılsın? Kızımı yine getirmemişsin." Kızım dediği Elif Ada'ydı. Onu Asaf'tan daha uzun süredir görmüyordu. Haliyle kızı gibi gördüğü gelinini de özlemiş ve merak ediyordu.
"Getiremezdim annem. Anlatacaklarım var kızlar evde değil değil mi?"
"Yok değiller, dediğin gibi dışarı gönderdim. Ne anlatacaksın sen?"
"Nur," dedi Asaf yutkunarak "İyidir artık evde mi?" Kardeşinin bu halinde bile yanında olamamak mahvediyordu. Küçük kardeşi ne hale getirmişti ilişkilerini.
"Kucağına alamasa da evlat acısı geçmez oğlum. İyi olmaya çalışıyor, odasında ablanlar var yanında."
"Tamam anne gelsinler, ailedeki herkes duymalı anlatacaklarımı." Şimdi daha da meraklanmışlardı.
Kimsenin çağırmasına gerek kalmadan ablaları evden çıktı. İkiside aynı anda kardeşlerine sarıldı.
En büyük abla Nurcan "Kardeşim çok özlettin kendini." dedi. Sevcan da ona katıldı.
"Ablam kusuruma bakmayın gelemedim yanınıza. Bende özledim sizi yeğenlerimi. Onlar nerede?"
Sevcan "Annem sadece siz gelin deyince babalarına bıraktık." dedi.
"İyi yapmışsınız." Biraz daha sarıldıktan sonra ayrıldılar.
"Ee gelinimiz nerede?"
"Gelmedi o abla getirmedim." Nedenini soracakken "Hadi oturun anlatayım." dedi. Evin kapısının kenarında duran Nur'u görüyordu. Duyması gerekenleri duyabileceği bir mesafede olduğu için ona hiçbir şey söylemedi. Ama Nur daha fazla orada kalmayıp koşarak geldi ve ağabeyine sarıldı. Gülizar Hanım ve ablaları dolu gözlerle bakıyordu. Oradaki herkes bu manzara karşısında acı çekiyordu. Eskiden Ömer Asaf eve geldiğinde küçük kardeşinin sevdiği şeyleri alırdı. Nur kapının önünde ağabeyini bekler geldiğinde hemen sarılırdı ağabeyine. Ömer Asaf'ta kardeşini sımsıkı sarar ve ayaklarını yerden kesip döndürürdü etrafında. Nur'un bu alışkanlığı büyüdüğünde de değişmemişti ta ki Semih'le karşılaşana kadar. Hayatına girmiş ve mahvetmişti her şeyi. Ailesinden uzaklaştırılmıştı onu. Şimdi karnında ölen evladının acısı için ağabeyinin omzunda ağlayamıyordu. Sarılmıyordu bile ağabeyi.
Ömer Asaf ağlamamak için gözlerini kapattı, elini yumruk yapıp sıktı. Sarılmıyordu ama Nur'un sarılmasına da mani olmayacaktı. Biraz zaman geçtikten sonra geri çekildi böylece belinde sarılı olan Nur'un güçsüz kolları da ayrıldı bedeninden.
Asaf Gül'e bakıp "Otur yenge hamilesin." dedi sakince. Birazdan anlatacakları da ağır gelecekti kadına, o yüzden oturmasını söyledi.
Azad karısının yanında olup oturmasını işaret etti gözleriyle.
"Şimdi anlatacaklarımı çok iyi dinleyin." Asıl meseleye başlamadan önce "Anne ilaçlarını aldın değil mi?" diye sordu. Gülizar Hanım başıyla oğlunu onayladı.
"Ben verdim ilaçlarını merak etme ablam." dedi Sevcan ablası. Ömer Asaf'ta başını salladı sadece.
Derin bir nefes alıp "Semih iti annesiyle bir olup karımı kaçırdı." dedi.
Herkesten aynı anda "Ne?!" Nidaları duyuldu. Gülizar Hanım düşecekken iki kızı da kollarına girip annelerini oturttu.
Babası Abdullah Bey "Ne diyorsun oğlum? Nasıl olur? Elif iyi mi?" diye sordu.
"İyi çok şükür baba." dedi "O şerefsiz vurdu birde gözlerimin önünde karımı." Gülizar Hanım daha kötü oldu duyduklarıyla. Nur tepki vermeden boşluğu izliyordu. Ailesinin yüzüne bakacak yüzü yoktu. Her şey onun suçuydu. Semih'le kaçmasa bunlar olmayacaktı.
Ömer Asaf annesinin durumundan korkup yanına gitti. "Annem, merak etme şimdi çok iyi ayakta elhamdülillah. Kendini bırakma n'olur." Gülizar Hanım önünde çökmüş oğlunun boynuna sarıldı. Yalnız başına omzundaki yükleri taşımaya çalışmıştı bunca zaman. Ama o anne olarak görmemiş, bilmemişti oğlunun, gelininin halini.
"Oğlum, canım yavrum." dedi ağlayarak.
Azad sinirle "Geberteceğim o şerefsizi!" diye bağırdı. Ömer Asaf annesinden ayrılıp kardeşinin yanına gitti. "Sakin ol aslanım, ben cezasını verdim. Sen hiçbir şey yapmayacaksın. Yakında baba olacaksın lan ona göre davran." dedi.
"Ağabey nasıl söylemezsin bize? Biz senin ailen değil miyiz?"
"Bu yüzden söylemedim. Ailem olduğunuz için." Kimse bir şey diyemedi. Azad'la Arda ağabeylerine sarıldı.
"Ağabey özür dileriz. Senin neler yaşadığını anlamadık yanında olamadık." dedi Arda. Kardeşlerin hepsi birbirine çok düşkündü. Azad'ında Arda'nında kendilerine idol olarak gördükleri kişi ağabeyleriydi. Görünen o ki onun gibi olmanın başındaki ilk adımı kaybetmişlerdi.
"Özre gerek yok kardeşim. Söylemediğim için bilmiyordunuz. Kendinize gelin hadi!" diyerek kardeşlerinin omzunu sıktı. Hâlâ kendilerini suçluyorlardı ama Ömer Asaf'ı dinleyip kendilerine geldiler.
Ömer Asaf "İkisi de hapiste, Salih'i de Antep'ten sürdüm. Eda'yla Seda'ya siz bakacaksınız baba, biz tamamen buraya dönene kadar, tamam mı?"
"Bakarız oğlum başımızın üstünde yerleri var her zaman."
"Allah razı olsun babam." Bu cümle içinde birçok minneti barındırıyordu. Allah razı olsun beni böyle bir evlat yetiştirdiğin için, Allah razı olsun çok iyi bir baba olduğun için...
Nur ağlayarak odasına gitti. Çok büyük yanlışlar yapmıştı çok büyük. Geri dönüşü olmayan yanlışlar.
"Abla Nur'a söyleyin boşanacak o heriften. Sonra da ne yapmak isterse onu yapsın." Nurcan'la Sevcan onayladı kardeşlerini.
Ömer Asaf annesine sarılıp hasret giderdi. Onun sarılacak bir annesi vardı ama karısının yoktu. Nasıl söyleyecekti annesinin yaşamadığını?
Kısık sesini avludaki herkes duydu "Anne," dedi cümlesini toparlamak için bekleme ihtiyacı duydu "Karıma annesinin yaşadığı yalanını söylediler, Elif inanıyor onun yaşadığına ama yaşamıyor." Herkes bir şok ve acı daha hissetti.
"Ben, ben nasıl söyleyeyim annen gerçekten öldü diye? Nasıl bir kez daha annesiz kalmasını izleyeyim?" Annesinin dizine başını koyup "Anne onun da annesi olur musun?" dedi. "Ben annen olurum dedim ama olmuyor, başaramıyorum, yarasını iyileştiremiyorum anne. Olmuyor ama sen yaparsın. Karıma da anne ol yalvarırım." Gülizar Hanım oğlunun saçlarını sevip gözyaşlarını sildi diğer eliyle.
"Olurum annem olurum biiznillah. Ağlama sen, annesiz kalmayacak. Annesi olurum ben, gerçek annesinin yerini tutmasamda olurum. Kızım o zaten." Artık kimse gözyaşını tutamıyordu. Ömer Asaf'ın ağlaması, annesiz kalmasın demesi yüreklerini paramparça etmişti.
Ömer Asaf'ın sevgisine bir kez daha hayran kalmış gıpta etmişlerdi.
Ömer Asaf'ın Antep'te işi bitmişti. Karısına söz verdiği gibi 24 saat içinde yanında olabilmek için yola çıkıyordu ve yalnız değildi. Annesi de onunla gelecek hem gelinini görecek hemde acısını hafifletmeye çalışacaktı Allah'ın izniyle.
(...)
Elif Ada'nın anlatımı ile-
Esma'yla gece yarısına kadar konuşup dertleştikten sonra onu uyuması için misafir odasına gönderdim. Bende salonda Asaf'ın gelmesini bekliyordum. 24 saatin dolmasına az kalmıştı ama ne aramış ne de mesaj atarak gelip gelmeyeceğini haber vermemişti. Sözünü tutup geleceğini bilsemde bir aksilik çıkmış olmasından korkuyordum.
"Acaba arasam mı?" Elimdeki telefonu açıp Asaf'ın numarasını buldum.
"Yok ya haber verir o." Telefonu kapattım bu sefer. Çok geçmeden bildirim sesiyle telefonu geri açtım. Asaf mesaj göndermişti. Uyudun mu güzelim? Yazmıştı. Heyecanla parmaklarımı klavyede gezdirdim.
Uyumadım, seni bekliyorum. Yazıp gönderdim.
Kapıyı aç güzelim, geldim. Cevap vermeden kapıya koştum hemen. Kapıyı açtığımda eve girmesini beklemeden sarıldım Asaf'a.
"Asaf'ım," dedim "Hoş geldin." O da karşılık verip "Hoş bulduk güzelim." dedi. Sonra arkasındaki Gülizar teyzeyi fark ettim. Asaf'ın annesi benim de kayınvalidem. Utançtan yanaklarım yanmaya başlamıştı bile. Şimdi nasıl bakacağım ben kadının yüzüne?
Asaf'tan ayrıldıktan sonra boğazımı temizleyerek "Sende hoş geldin Gülizar teyze." dedim başımı kaldırmadan.
"Hoş buldum kızım. Nasılsın?" Elini öpecekken izin vermeden sarıldı.
"İyiyim, sen nasılsın?" dedim bende. Asaf yanımda benim halime gülmemek için kendini zor tutuyordu. Bana annesinin de geldiğini söylemediği için ona yapacağımı biliyordum.
"Seni gördüm iyi oldum kızım."
"Sağ ol Gülizar teyze. Bende gelmek istedim ama Asaf götürmedi." Ömer Asaf'ı da şikayet ettiğime göre tamamdır.
"Olsun kızım gelirsin inşaAllah."
"İnşaAllah. Ayakta kaldık içeri gelin, yol yorgunusundur. Bir şeyler hazırlayayım hemen."
"Yok kızım aç değilim. Uyusam yeter."
"Olur mu öyle şey Gülizar teyze?" Girişten çekilip geçmelerini bekledim. Gülizar teyze 'olur olur' diyerek salona gitti. Girişte Asaf'la kalınca "Sen bittin Ömer! Neden annenin geldiğini söylemiyorsun bana?! Rezil oldum kadına!" Gülmesini saklamadan bana tekrar sarılıp "Annemin hoşuna gitti merak etme. Gelinin oğlunu ne kadar çok sevdiğini gördü."
"Ya bırak ya! Rezil oldum diyorum."
"Karıcığım sakin ol rezil falan olmadın." Yanağımdan öpüp "Çok özledim seni." dedi.
"Sırnaşma ya! Yine rezil oluyorum kayınvalideme senin yüzünden."
"Aman kayınvaliden daha mı önemli benden?"
"Önemli tabii! Ben gidiyorum." deyip Gülizar teyzenin yanına gittim. Benden sonra çok geçmeden Asaf'ta geldi.
"Herkes iyidir inşaAllah Gülizar teyze?" diye sordum.
"İyiler çok şükür kızım. Selamları var."
"Aleyküm selam." deyip mutfağa gittim. Bir bardak su doldurup getirdim Gülizar teyze suyu alıp içince "Bir şeyler yemeyecek misin?" diye sordum.
"Yok kızım. Biraz konuşalım mı?" deyince Asaf'ın her şeyi anlattığını anladım.
"Tabii konuşalım." Eliyle yanını işaret edince gidip oturdum.
Elimden tutup "Kızım," dedi bu an bana Asaf'la evlenme kararımız verildiğinde konuştuğumuz zamanı hatırlattı. "Ben ne diyeceğimi bilmiyorum ama çok özür dilerim senden. Benim kızım yüzünden bunlar başına geldi." O zamanda böyle özür dilemişti.
"Gülizar teyze sana daha önce de söylemiştim. Başkalarının hatası yüzünden özür dileme. Senin bir suçun yok."
"Kızım," dedi. Konuşmasını kesip "Sizden önce de bize karşı nefretleri vardı bu gitgide daha da arttı. Böyle bir şey yapmalarını, beni kaçırmalarını beklemezdim ama olan oldu. İnsanları değiştiremezsin." Beni dinleyip buruk bir tebessüm etti.
"İmtihandı ve geçti çok şükür."
"Çok şükür kızım. Rabbim sizi korusun." deyip sarıldı. Sanki annem sarılıyor gibi hissettim ve gözyaşlarımı tutamadım.
"Amin. Allah razı olsun Gülizar teyze." Biraz daha sarılıp ağladıktan sonra ayrıldık. Ayağa kalkıp Asaf'a seslendim. "Asaf annenin bavulunu alır mısın?" Hemen gelip bavulu aldı. Bize zaman vermiş yanımıza gelmemişti ben çağırana kadar.
"Yatağını hazırladım annem gel." diyerek annesinin koluna girdi. Asaf bana gülümsedikten sonra annesiyle odasına gittiler.
Biraz daha salonda kalıp annemi düşündüm. Yaşıyor olabileceğini hayal ettim. Asaf öğrenmişti ama bana bir şey söylemiyordu. Bende alacağım cevaptan korktuğum için sormuyordum.
Asaf yanıma gelip oturdu. Elini omzumdan geçirip kendine çekti. Başımı göğsüne koyup gömleğine tutundum. O da saçlarıma örttüğüm yazmayı çekip saçlarımın kokusunu içine çekti.
"Cennet kokulum benim." Kendimi tamamen bırakıp kocamın göğsünde ağladım. Artık dayanamıyordum, güvenli alanım oydu. Allah onu bana iyi ki nasip etmişti.
Asaf'ta beni sıkıca sarıp ağlarken cevabımı sessizce almıştım. Annem yaşamıyordu. Umutlanmıştım olmayacağını bile bile. Küçük bir umut bana iyi gelmemişti. Vardır bi hayr.
(...)
Asaf'la beraber ağladıktan sonra odamıza gidip uyumuştuk. Sabah olduğunda Esma kahvaltıdan sonra gitmişti. Annem konusunu Esma'ya da Eda'ya da söylememiştim benim gibi umutlanmamaları için.
Şimdi ise üçümüz salonda oturmuş susuyorduk. Konuşulması gereken benim annemken ağzımı açıp hiçbir şey soramıyordum.
Asaf daha fazla beklemeden "Güzelim," dedi. Normalde annesinin yanında böyle dediği için utanırdım ama şimdi bunu düşünmüyordum.
Nasıl söyleyeceğini bilmiyordu bende duymak istemiyordum. Fakat dile getiren ben oldum.
"Annem," dedim çok özlemiştim ona anne demeyi "Yaşamıyor." İki kelime bir cümle beni yıllar önce olduğundan kat ve kat daha fazla yıkmıştı.
Çocukken gözlerimin önünde yavaş yavaş çöken sonra aniden yatağında bulamadığım her şeyden çok sevdiğim annemin yaşıyor olabileceğine inandırılmış tekrardan acı gerçekle yüzleşiyordum.
Senin annen öldü Elif Ada. Kardeşinin annesi sen olacaksın. Benim annem kim olacak?
Dün gece hiç akmamış gibi hücum etti damlalar yine. Engel olmadım, ağladım. Annemin yasını ikinci kez tuttum.
Asaf bu halime dayanamayıp ayağa kalktı. Öylece yürürken yumruklarını sıkıyordu. Gülizar teyze sarılıp "Ben senin annen olurum Elif." dedi. "Biliyorum annenin yerini tutamam ama bende senin annenim. Kızımsın sen." Ağlamam şiddetlendi bu sözlerle. Dün sarıldığında annem gibi hissetmiştim ardından da bunlar... Beni paramparça etmişti.
Annem değildi ama annen olurum diyordu. Yerini tutamam ama olurum diyordu. Kızımsın sen diyordu. Benim bir annem ölmüştü. Diğer annem ise yanımdaydı. Allah annemi yanına almıştı ama başka bir anne daha göndermişti bana.
"Ol," dedim "Sende annem ol benim. Bırakma beni." Ben taşıyamayacağımız kadar yük vermeyen Allah'a inanıyorum. Ağlayacaktım, yasımı tutacaktım tekrar atlatmasını da bilecektim evelAllah. Yanımda kocamın annesi benimde annem olan kadın da olacaktı. Asaf onu buraya benimde annem olsun diye getirmişti. Allah bana bir anne daha göndermişti.
(...)
2 Ay Sonra...
Annemle ilgili gerçekleri, Antep'te olanları öğrenmemin üzerinden iki ay geçmişti. Bu süre zarfında okuluma dönmüş, günlük işlerimi tek başıma yapmaya başlamıştım.
Gülizar anne, annem için Antep'te mevlüd okutmuş biz burada bağış yapmıştık Asaf'la. Annem için daha çok Kur'an-ı Kerim okuyordum, daha çok yardım yapıyordum onun hayrına. Antep'e gitmeye cesaretim yoktu. Kardeşlerimi özlesemde orası bana iyi gelmeyecekti. Okulum bitene kadar burada kalacaktım. Sonra ise hep orada yaşayacaktık Allah'ın izniyle.
Bu sıralar Asaf'ta da bir gariplik vardı. Bir şey söylemek istiyordu ama çekiniyordu da. Bugün bu konuyu konuşacaktım.
Akşam olduğunda Asaf beni hastaneden almış ve evimize gitmiştik. Yemekten sonra çay içerken konuyu açtım.
"Söyle artık seni kaç gündür kıvrandıran şeyi." dedim. Eliyle ensesini kaşıyıp "Çok mu belli ettim?" diye sordu mahcup sesiyle.
"Fazlasıyla."
"Tamam o zaman söylüyorum güzelim. Ama sende kabul edeceksin."
"Ne söyleyeceğine bağlı."
"Ada!"
"Asaf!" dedim onun gibi. İkimizde inatlaşmayı seviyorduk.
"Tekrar evleniyoruz." dedi ve şok oldum.
"Ne?"
Söylediği şey o kadar absürt bir şeydi ki şaşırmamak elde değildi. Evliydik ve tekrar evlenmekten bahsediyordu kocam.
"Asaf iyi misin canım?" Ateşi var mı diye kontrol ettim elimi alnına yaslayarak. Ama yoktu.
"Ateşimize öyle mi bakıyorduk canım?" dedi gülerek ve yaklaşıp alnımdan öptü.
"Ateşin yok çok şükür. İyisin, iyiyim ve ciddiyim."
"Saçmalama ciddi olamazsın!" dedim inanamayarak.
"Ciddiyim güzelim, hiçbir zorunluluk olmadan tekrar evleneceğiz. Bir nevi nikah tazeleme."
"Sen delirdin mi adam, evliyiz ya zaten!"
"Şöyle söyleme güzelim. Travma oluşturdun bende."
"Ne travması?"
"Evlilik teklifi ettiğimde de 'Zaten evleniyoruz," demiştin."
"Evleniyorduk çünkü." dedim sanki onun gibi absürt bir şey söylemiştim?
"Tekrar evleniyoruz. İtiraz kabul etmiyorum!" dedi. Elimi tutarak "Hem ben güzelimin elinden ballı kahve içemedim. İçimde mi kalsın?" diye sordu masum masum.
"Ballı yapacağımı da nereden çıkardın?"
"Sen bana kıyamazsın da oradan çıkardım."
"Elime ne gelirse kahveye koysam içmeyecek misin?" diye sordum imayla.
"İçerim tabii ki! Senin ellerinden ne olsa içerim."
"İyi."
"İyi? Kabul ediyorsun tekrar evleniyoruz?" Cevap vermeden önce aklımdaki soruyu sordum.
"Ne yani tekrar gelinlik mi giyeceğim?"
"İstersen giyersin güzelim. Bende damatlığımı giyip gelinimi almaya gelirim." Dediğiyle gülümseyip elimi çektim.
"Düğüne kadar benden uzak durursun artık," dedim ve ekledim "Kocacığım." Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
"Tam," Tamam diyecekken ne dediğimi fark etti "Hayır ne uzak durması?! Olmaz!"
"Bal gibi de olur?" Odamıza koşup kapıyı kapatıp kilitledim.
"Güzelim açar mısın kapıyı? Ben senden nasıl uzak durabilirim? Yapma bunu bana!"
"Tekrar evlenelim demeden önce düşünecektin Ömer efendi?"
"Ömer mi? Karıcığım, birtanem, gülüm yapma bak olmaz."
"İyi geceler müstakbel tekrar evleneceğim kocam."
Bölüm Sonu...
Selamün aleyküm herkese.
Nasılsınız?
Yazım yanlışım varsa affola. Kontrol edemedim...
Değişik yazarınızdan değişik bir bölüm geldi. Beğendiniz mi?
Neredeyse tüm duyguların olduğu bir bölümdü.
Güzide annemiz yaşamıyor. Ne hissediyorsunuz? Bekliyor muydunuz yoksa sizde inanmış mıydınız yaşadığına?
Ömer Asaf'ın çaresizliği... Annesinin dizinde ağlaması.;) canım yavrularım.
Gülizar'ın gerçekten annesi gibi hissettirmesi. Eda'yla Seda'ya sahip çıkmaları.
Baştaki Güzide'nin gençlik kısmı. Ben orayı yazarken çok keyif aldım. Siz beğendiniz mi?
İlerde dönem kurgusu gibi bir şey yazabilirim belki çünkü çok seviyorum öyle kitapları ve kısa olsa da yazmak çok hoşuma gitti. Ve tabii ki Salih gibi bir karakter değil.
Herkes nefret etti ve Asaf gibi bir tane vurmak istedi Salih'e biliyorum. Aynı durumdayız çünkü.
Ömer Asaf'ın tekrar evleniyorum demesi🔥🔥 Ağa'm yapıyor bu işi.
Ama Elif Ada'nın hoşuna gitmedi hhdjdj. Olan yine ona oldu jsjs.
Bölümde konuşulacak çok şey var o yüzden yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorummm.🫂🫂
OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN!!!
SATIR ARALARI BOŞ KALMASIN!!!
SİZİ ÇOOOKKK SEVİYORUM 💙...
Instagram: gizemli_yazardemir0
Hepinizi Allah'a emanet ediyorum❤️🌼...

Gizemliyazardemir0
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 96.18k Okunma |
8.76k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |