44. Bölüm
eprar / BÜCÜR (Tamamlandı) / 38. Bölüm

38. Bölüm

eprar
gotten_bacakli

Selamlarrrr

Diğer bölüm final olacak insallah yani

Neyseee keyifli okumalar...

 

Tek elimi saçlarından geçirirken bir yandan da Çınar'a sesleniyordum. Ama uyanmıyordu asla. "Çınar? Geldik. Uyan hadi."

 

O uyurken de saçlarıyla oynayıp durmuştum. Saçları aşırı yumuşaktı. Elimle kendi kendime saçlarına şekiller verip onlarla uğraşmıştım. Ama uyandığına dair hiçbir belirti görmemiştim. Aksine iyice mayışmıştı.

 

Kaşları çatıkken gözlerini araladı sonunda hafifçe. Homurdansa da en sonunda başını kaldırdı. "Geldik mi güzelim?" diye sordu boğuk bir sesle.

 

"Geldik geldik. Hadi çok merak ediyorum her yeri." dedim heyecanla.

 

Gülümseyerek iyice doğruldu yerinde. Elleriyle yüzünü ovuşturup ayılmaya çalıştı.

 

"Hadi inelim."

 

Beraber otobüsten indiğimizde bizimkilerin yanına doğru ilerledik. Herkesin üstünde yolculuk nedeniyle bir yorgunluk vardı. Pek bir şey konuşmadık o yüzden.

 

Öğretmenlerin duyuru yapacağını bildiğimizden dikkatimizi oraya verdik.

 

"Gençler buraya bir iki dakikalık bir yürüme mesafesinde açık bir alan var. Orada kamp yapacağız. Açık alanın tarafında orman var. Ormanda yürüyüş yolları var. Yani ormanda güzel zaman geçirebilirsiniz. Vahşi hayvanların karşınıza çıkacağını sanmıyorum ama siz yine de dikkatli olun. Kamp yapacağımız alana 5 veya 10 dakikalık bir mesafede bir sahil var. Öyle çok bilindik bir yer değil. Sahil temiz yani. Gidin yüzün. Eğlenin kafanıza göre. Ama akşam 9 gibi kamp alanında olun başınıza falan bir şey gelir. Bize emanetsiniz gençler tamam mı?"

 

Herkesten onaylama sesleri gelirken hep beraber kamp alanına doğru yürümeye başladık.

 

Kamp alanına girdiğimizde geniş bir alan karşıladı bizi. Çadırlar öyle klasik çadırlar gibi değildi. Büyük çadırlardandı. Yani aslında çok da büyük değildi ama büyüktü işte.

 

Alanın orta yerinde ateş yakılan yer ve onun etrafına dizilmiş oturaklar vardı.

 

Ben şahsen beğendim.

 

Her taraf yemyeşildi. İnsanın böyle etrafta neşeli şarkılar söyleyerek dolaşmak istiyordu. Güzeldi bayağı. Tek sıkıntı çok ama çok sıcaktı.

 

Şeker gibi kızlarız eriyeceğiz şimdi.

 

"Ay Çınar çok güzel her yer." dedim ellerimi birbirine vururken. Güldü o da başını sallarken. "Öyle güzelim. Şu an biraz yorgunum. Biraz dinlenelim sonra etrafı gezeriz olur mu?"

 

Başımı salladım hevesle. "Olur." Kolunu omzuma atıp saçıma bir öpücük kondurdu.

 

Etrafa düz bakışlar atan Cafer'e döndüm. Şahsen düz bakışlar atması iyi bir gelişmeydi. En azından artık nefret dolu bakışlar atmıyordu. Yani Ebu Cehil olmama yolunda iyi gidiyordu.

 

Elimle etrafımızı gösterdim yürürken. "Cafo canım iyisin değil mi? Bak her yerden buram buram pozifif enerji akıyor."

 

Cafer gözlerini devirdi. "Yemişim pozitif enerjisini. Bende şu an 0 enerji var. Şimdiden etrafa bakacağımızı sanan bir kuduruk varsa çok bekler. Çok yorgunum." dedi.

 

Oğuz güldü. Ardından çenesiyle beni gösterdi. "O kuduruk Zuhal gibi şu an."

 

Cafer bana döndü. "Çadırıma gidip zıbaracağım Zuhal. Üzgünüm."

 

"Ya ama biraz etrafa baksak? Çok azıcık."

 

Çınar heyecanla haklı çıkma çabama yorgunca gülümsedi. Elimi tutup avuç içimden öptü."Yavrum sen de yorgunsun. Yorgun olduğumuz için keyif alamayız."

 

Maalesef haklı.

 

"Haklısın, tamam."

 

"Hadi herkes gitsin zıbarsın. Bizden ayrı gezenler olursa çadırlarına hamam böceği girsin." dedi Sinan. Son cümlesini bana bakarak söylemişti.

 

Ben bu beddua üstüne gidip etrafta gezemem.

 

Neyse zaten böyle kuduruk kuduruk takılıyordum ama ben de gerçekten yorgundum. Biraz dinlenirsem iyi olurdu.

 

Çadırlar hazır olduğundan herkes kendi çadırına gitti. Ben ve Nil, Çınar ile Akın, Cafer ile Oğuz aynı çadırda kalacaktı. Oğuz, Sinan'a aynı çadırda kalmayı teklif etmişti. Çünkü çadırlar 3 kişiye yetecek kadar genişti. Sinan reddetmişti bu teklifi. Sizinle beraber olursam uyuyamam ben gece gülmekten. Mal mal dolaşırım sabah, demişti.

 

Oğuz da böyle bir senaryo yaşanacağını bildiğinden ısrar edememişti.

 

Üstüme battaniyeyi örterken uzanıp Nil'i dürttüm elimle. Diğerlerine yaptığım gibi ayağımla falan dürtmezdim. Nil'e karşı bir saygısızlıktır bu. Hani böyle bir şey yaparsam da Allah benim belamı versin yani.

 

"Ya Nil," dedim dirseğimi bastırarak doğrulurken. "Hı?" diye bir ses çıktı ağzından. Gözleri kapalıydı.

 

Gözlerinin kapalı oluşunu umursamadan konuşmaya devam ettim. "Nil bence biz bunları boş verelim, gidip bakalım etrafa. Ha, ne dersin?"

 

Kısıkça güldü. Gözlerini açıp yorgun bir bakış attı. "Kudurma derim, Zuhal."

 

"Ama-"

 

Hemen sözümü kesti. "İki dakika içinde uyuyacaksın Zuhal. İki."

 

Ofladım. "Çok sıkıcısınız. Valla bak."

 

Beni bir yerlerine takmadı. Yetmedi götünü bana döndü.

 

Yazıklar olsun.

 

"İyi uykular, Zuhal."

 

 

Uykum iyice açılırken battaniyeyi üzerimden attım. Doğrulup salık saçlarım toplayıp gevşek bir topuz yaptım.

 

Uyku işi bayağı iyi gelmişti. Dinlenmis hissediyordum kendimi. Bir de kendi kendime uyandığım için böyle melek gibiydim. "O kadar iyi uyumuşum ki anlatamam."

 

Yan tarafıma döndüm. Ama Nil yoktu.

 

Bu kız nerede la?

 

Çadırdan çıktığımda ilerde oturmuş sohbet eden bizimkileri gördüm. Çınar hariç hepsi ordaydı.

 

Ya işte benim ponçikellam bana ihanet edip bensiz eğlenmiyordu. Ama bunlar öyle mi?

 

Hainler.

 

Yanlarına gittiğimde arkası bana dönük Sinan'ın ensesine vurdum. "Lan?!" diye bir tepki alırken umursamadan ters bakışlar yolladım hepsine.

 

"Elin ağır kızım senin? Niye vuruyorsun?"

 

"Sus, senin konuşmaya hakkın yok." Gözlerimi ondan çekip diğerlerinde dolaştırdım. "Hiçbirinizin yok. Niye mikropluk yapıyorsunuz ya? Beni niye çağırmadınız?"

 

Sinan göz devirdi. Göz deviren gözlerini ayaklarımın dibindeki ağaç dalının sivri tarafıyla oyduktan sonra çıkarıp eline vermek yerine kaşlarımı çattım.

 

"Zuhal uyuyordun. Seni gelip uyandırsaydım ağzıma sıçardın."

 

Haklı olduğunu bildiğim için tabii ki de son çare çirkeflik modumu açtım.

 

"Ya senin ağzına sıçmayayım da kimin ağzına sıçayım ben? Ayrıca beni çağırmaya geldiğiniz için kızmazdım." Yalan bu arada. Kesin kızardım.

 

"Nil'i seni uyandırmaya gönderdik. Uyuyacağım, deyip kovdun kızı." dedi Oğuz.

 

"Yapmamışımdır ben öyle şeyler." diyemiyorum. Kesin yapmışımdır.

 

Sinan sırıtıp ters ters onlara bakan benim yanağımdan bir makas aldı. "Duydun mu kız? Yoksa senin arkadaşın seni tek bırakıp eğlenir mi?"

 

Gülerek göz devirdim. Maldı falan ama seviyordum bu çocuğu.

 

Konuyu değiştirmek için "Çınar nerede?" diye sordum.

 

"Valla siz yolculukta ne yaptıysanız artı-" Akın hemen elini Oğuz'un ağzına kapatıp sözlerini kesti. Bunun için ona minnet dolu bir bakış attım.

 

"O da senin gibi yorgundu. Uyuyor çadırda." diye açıkladı.

 

Başımı salladım. "İyi." dedim. "Ben onun yanına gideyim o zaman."

 

"Uyandır, gelin hemen buraya." diyen Sinan'a anlamazca baktım.

 

Güldü. "Bakma lan öyle. Abin sizi yalnız bırakmamam karşılığında para vermeyi teklif etti." buram buram şerefsizlik akan bir sırıtış belirdi suratında.

 

"Ve ben de tabii ki de kabul ettim."

 

Allah'ım help.

 

"Boş ver Sinan. Nereden bilecek bizim yalnız kaldığımızı? Bizi rahat bırak. Biz mutlu olalım, sen de paranı al." dedim ikna edici bir sesle. "Ne dersin?"

 

Mükemmel teklifimi reddedercesine başını sağa sola salladı. "Yok. Ben onurlu adamım. Yapacağım dediysem yaparım."

 

"Senin onurlu olmaya karar verdiğin zamanı sikeyim."

 

Arkamı dönüp onları yalnız bırakırken söyledikleri beni güldürdü.

 

"Çok içtendi."

 

"Değil mi? Bayağı samimiyetle söyledi."

 

"Sinan parayı bölüşmeye ne dersin?"

 

Çınar'ın çadırına girdiğimde uyuduğunu gördüm. Bayağı düzenli uyuyordu. Şahsen ben bazen uyandığımda kendimi yatakta ters bile bulduğum oluyordu.

 

Ne kadar da uyumluyuz.

 

Eğilip daha da yakından baktım yüzüne. Koyu kahve saçları dağılmış, üstüne attığı battaniyeden ötürü yanakları hafifçe kızarmıştı.

 

Çok sevimli görünüyordu şerefsiz.

 

Bayağı derin bir uykuda görünüyordu. Uyandırmaya gelmiştim ama uyandırmaya kıyamamıştım.

 

Dudaklarımı yanağına bastırıp geri çekilecektim ki bileğime dolanan elle kendimi bir anda Çınar'ın kollarının arasında buldum.

 

Lan?

 

"Oluyor mu öyle öpüp kaçmak?" Boğuk sesi kulaklarıma dolarken şaşkınlıkla mırıldandım.

 

"Sen uyumuyor muydun ya?"

 

Aynen, bayağı ağır uyuyormuş.

 

Belime doladığı kollarla iyice beni kendine yaklaştırdı. Başını boynuma gömüp rahat bir pozisyon almaya çalıştı.

 

"Uyuyordum da hafifti uykum."

 

Anladığımı belirtircesine başımı salladım.

 

"Hep böyle uyandırsan keşke beni." sesi hala uykulu çıkıyordu. Bir iki dakika içinde tekrar uyuyacaktı belliydi. "Evlenelim mi, Zuhal?"

 

Kalbim duyduğu sözlerle bir anda hızla atmaya başladı. Aklım şu an uykulu ve kendinde olmadığını biliyordu. Ama kalbime söz geçiremiyordu.

 

"Hı?" dedi ben cevap vermeyince "Evlenebilir miyim seninle?"

 

Tek elimi saçlarına atıp okşadım iyice mayışması için. "Şu an teklif edilir mi, salak?" diye kızdım.

 

Yine de duymak istediği -benim de söylemek istediğim- cevabı söylemekten geri durmadım.

 

"Evleniriz. Ama hemen olmaz. Okul bitmeli. Yani daha çok var evlenmemize."

 

Son söylediklerimi duymazlıktan gelip ilk söylediklerime odaklandı. Sıcak dudaklarını boynuma bastırdı. "Sözümü aldım." dedi mutlulukla. Ardından başka bir şey söylememişti.

 

Beş dakika boyunca ikimizde konuşmamıştık. Artık uyuduğunu sanıyordum ama beni yine yanıltarak başını boynumdan kaldırdı. Yanağımdan öptükten sonra doğruldu.

 

Ben de ellerimi yere bastırarak oturup pozisyona geldim.

 

"Çıkalım hadi." bir şey demeden başımı salladım.

 

Çadırdan çıkıp beraber bizimkilerin yanına gittik. Akşam olmuştu ama yaz ayında olduğumuzdan ötürü hava gayet sıcaktı. Ama geldiğimiz zamanki gibi aşırı bunaltıcı değildi. Hafif bir serinlik vardı.

 

Yanlarına oturduğumuzda Oğuz'un söylenmeleri kulağıma doldu. "Allah aşkına yemek falan yok mu? Çok az kaldı Cafer'in kafasını kemirmeye başlayacağım açlıktan."

 

Cafer, Oğuz'a yandan bir bakış attı. Oturduğu yerde ondan biraz uzaklaştı.

 

Cafer elini kaldırdı hafifçe söz ister misali. "Yemekten daha önemli bir sorunum var." dedi. "Çadırımın değişmesini talep ediyorum."

 

Oğuz'un suratı düştü. Kaşları çatıldı. Her zaman yaptığı gibi bir şaka yapıp Cafer'e sulanacak sandım ama yapmadı.

 

"Cafer sürekli şu şekil benden kurtulma çabanı anlamıyorum amına koyayım. İstemiyorsan direkt bana söyle." dedi sinirli bir sesle.

 

Cafer'in bir şey söylemesine izin vermeden yerinden kalktı. "Sanki kötülüğünü istiyorum? Seni mutlu etmek için yapıyorum hepsini."

 

Cafer bir an mal mal baktı şaşkınlıktan. Sonra ise Oğuz'un kolunu tutup çektiği gibi yanına oturtturdu tekrar.

 

"Oğlum dur lan!" dedi omzuna sardığı koluyla iyice Oğuz'u kendine çekerken. "Ne bu alınganlık? Ben niye senden kurtulmak için çabalayayım?"

 

Oğuz yalandan küskün bir bakış attı. Omuzlarını silkti. "Ben bilmem."

 

Cafer ters bir bakış atıp Oğuz'un kafasına vurdu hafifçe. "Bilmediğin şeyler için sik sik konuşma o zaman kardeşim." Nil'in kınayan bakışlarını görünce "Hiç öyle bakma Nil. Çok afedersin ama öyle yani." dedi.

 

"Kafasız yemin ediyorum."

 

Cafer söylenmeye devam ederken Cafer'in omzuna yaslanan Oğuz sırıtıyordu.

 

"Seviyorsun beni kabul et." dedi Cafer'e.

 

Cafer küfür etmeden bakışlarıyla bütün küfürleri iletti. "Salak mısın, Oğuz?"

 

Oğuz ise bu bakışları umursamadan devam etti. "Çabuk beni sevdiğini söyle. Küserim yoksa."

 

Gözlerini devirdi Cafer gülerek. "Seviyorum." dedi yine de. Oğuz büyük bir mutlulukla gülümsedi.

 

Başını Cafer'in omzundan kaldırdı. "Bu çocuk benim helalim ya." dedikten sonra alnından öptü bir anda.

 

Hepimiz gülerken Oğuz'un ne kadar gülümsese de genellikle umursamayan biri gibi görünse de alaylı bir mizacı olsa da gerçekten kırıldığını fark ettim. Belki de uzun zamandır içinde tutuyordu. Evet yine şaka yoluyla belirtmişti bunu. Ama içinde tutmaması tabii ki de daha iyidi.

 

"Bu arada ben hala açım. Cafer bana aşkını ilan etti falan ama açım yani."

 

Annemin çantama koyduğu yemek kabı geldi aklıma o an. Ayağa kalktım. Çınar tabii ki de "Ne oldu güzelim?" diye sordu.

 

"Annem bize bir şeyler hazırlamıştı. Çadırda. Yemek zamanı gelene kadar onları yiyelim."

 

"Oha çok iyi."

 

"Sarmaları yedikten sonra sahile gider miyiz?" dedim hevesle.

 

Bir Ankaralı olarak en büyük eksiğim deniz.

 

Sinan sırtımdan itekledi beni. "Gideriz kuduruk, gideriz. Ama önce sarmalar."

 

Bir dakika içinde sarmaları alıp geldiğimde kabın elimde ya beş ya da altı saniye durmuştu.

 

İtişe kakışa yediğimiz sarmalar sonunda bittiğinde denize girmek için hazırlanmıştık.

 

Üstümde toz pembe üstünde çilekler olan şortlu takım vardı. Çok sevimli bir şeydi. Askılarında kurdale vardı.

 

Çadırdan çıktığımda beni bekleyen Çınar'la göz göze geldim. Bakışlarını benden çekip beni süzdü iki saniye. Bakışları tekrar yüzüme çıktığında gülümsüyordu.

 

Yanına gittiğimde alttan alttan ona baktım. "Nasıl olmuşum?" dedim şirin şirin gülümserken.

 

Tek eli yanağımı kavradı. Eğilip diğer yanağıma dudaklarını bastırdı. "Çok güzel olmuşsun yavrum."

 

Kıkırdadım. "Teşekkür ederim." Bu sefer ben onu süzdüm. "Sen de fena değilsin işte."

 

Üstünde siyah şort ve beyaz bir tişört vardı. Sıradan şeyler olabilir ama bu çok yakışıklı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

 

Güldü söylediklerime. Ardından elimi tuttu. "Hadi bizimkiler bekliyor, gidelim."

 

Başımı salladım. Beraber yürümeye başladık. Yürürken bir yandan da etrafı dikkatle inceliyordum.

 

Bazı öğrenciler kendi aralarında oturmuş sohbet ediyor, piknik yapıyor veya voleybol oynuyordu. Lisemiz başarılı öğrencilerin bulunduğu bir okul olduğundan çoğu öğrenci sınava tabiri caizse köpek gibi çalışmıştı. Bu tatil onlara iyi gelecekti.

 

İnşallah bize de iyi gelecek.

 

Öğretmenler sınav hakkında konuşur daha da sinir bozarlar diye düşünüyordum ama asla öyle bir şey yapmamışlardı. Aksine bir öğretmen "Sınav hakkında konuşmak yasak gençler." demişti.

 

Kralsınız hocam.

 

Şahsen sınavı düşünmek ve onun hakkında konuşmak istemiyordum. Kötü geçtiğinden değildi bu istememezlik. Sadece bir yılımı zaten feda etmiştim bu sınav için. Daha fazla feda zamanını etmenin lüzumu yoktu.

 

Sahile geldiğimizde çok da beni şaşırtmayan bir görselle karşılaştık.

 

Oğuz, Cafer'i kuma gömmeye çalışıyor, Sinan ise büyük bir keyifle onları çekiyordu elindeki telefonla.

 

Garibim Cafer ise kurtulamayacağını kavradığından olsa gerek sesini çıkarmadan öylece duruyordu.

 

Denizde ise bizim salakları umursamadan beraber yüzen Nil ve Akın vardı.

 

Çınar gülerken başını sağa sola salladı. "Salak bunlar."

 

Cafer bizim geldiğimizi görünce ümitle Oğuz'a döndü. Kafasıyla bizi gösterdi. "Bak geldiler. Hadi bırak beni."

 

Oğuz başını bizden tarafa çevirip bizi görünce ikna oldu, ayağa kalktı. Sonra sanki Cafer'i kuma gömen o değilmiş gibi "Hadi lan kalk o zaman. Denize girelim."

 

Cafer küfür ede ede üstündeki kumlardan kurtulup ayağa kalktı.

 

Çınar üstündeki tişörtü ensesinden tutup çıkardıktan sonra bizim eşyaların olduğu yere doğru attı.

 

Müthiş derecede kaslı ve baklavaları yoktu tabii ki de. Ama şimdi hakkını yemeyelim spordan ötürü vücudu iyidi.

 

Bakışlarımın onda olduğunu görünce arsız arsız sırıtıp göz kırptı.

 

Salak ya.

 

Gülüp denize doğru adımladım.

 

Ayaklarımı denize soktuğumda hissettiğim soğuklukla titredim.

 

Bu his berbat bir his.

 

Herkes benim gibi suya alışmaya çalışıyordu.

 

"Ananı avradını..." dedi Oğuz denize daha fazla girerken. Ufak bir çığlık çıktı ağzından. "Var ya şu an ben bile şerefsizlik yapmayacağım yapana ömür boyu en üst düzey pisliklerimi gösteririm."

 

Su belime kadar geldiğinde artık alışmaya başlamıştım. Diğerleri de benim gibi alıştığından olsa gerek artık sessiz sessiz küfür etmiyorlardı.

 

Artık o kötü hissi geride bırakmış yüzme hissinin mutluluğunu yaşadığımdan gülümsedim kocaman.

 

"Çok güzel." dedim mutlulukla.

 

"Bir tanem güzel de bize burası sığ geldi."

 

Bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirdi. Tabii 1.90lık adamlarsınız anasını satayım.

 

"Ben size derin yerde boğulurum. Gidin ben burdayım."

 

Tamam yüzmeyi biliyordum ama ayağım yere değmeyince çok korkuyordum.

 

Söylediklerimi beğenmemiş olmalı ki kaşlarını çattı. "Olmaz." dedi.

 

Başımı salladım "Olur, olur." derken. "Hem ben ayaklarım yere değmeyince korkuyorum Çınar."

 

Başımdan öptü. "Derin yerde bacaklarını belime dolarsın güzelim, hadi."

 

Korkarak ileriye baktım. "Eğer boğulursam seni abime söyleyeceğim."

 

Kaşları çatıldı. "Saçmalama güzelim benim. Ne boğulması?"

 

Omuz silktim. "Ben bilmem valla. Bu saniyeden sonra her şey senin sorumluluğunun altında."

 

Güldü. "Tamam bir tanem. Bana emanetsin. Korkma."

 

Bu arada biz burda tatlı tatlı flörtleşirken diğerleri ben gidin der demez Akın'ların yanına gitmişlerdi.

 

Orospular. İnsan yalandan ısrar eder.

 

Beraber yola çıktığım insanlara bak.

 

Bizimkilerin yanına kadar beraber yüzdüğümüzde ayaklarım artık yere değmiyordu.

 

Çığlıklar, yardım çığlıkları.

 

"Ya Çınar." Ufak bir çığlık atıp kollarımı boynuna doladım.

 

"Bebeğim bacaklarını belime dola. Yoksa ikimiz de boğulacağız bu şekilde." korkuyla kollarımı ondan çektiğimde bir an bacaklarımı beline dolamayı unutup suya gömülüyordum ki Çınar tek elini belime yerleştirdikten sonra bacaklarımı beline dolamamı sağladı.

 

Sinan bize yargılayıcı bakışlarından attı. "Gençlik bitmiş." demeyi de ihmal etmedi. EYT'li amcalar misali.

 

"Sarp abi şu sahneyi görse kriz geçirir." dedi Nil.

 

Evet, geçirir.

 

Şirince sırıttım. "Görmeyeceği için sıkıntı yok."

 

O an hain Sinan geldi aklıma. "Sinan öyle bir şey yaparsan yemin ederim boğazlarım seni."

 

Güldü. Başka bir şey söylemedi.

 

Kampa gitmemiz gereken saate kadar beraber yüzüp eğlenmiştik.

 

Sırtım Çınar'ın göğsündeyken telefonumu çıkardım. Tabii ki de abimden mesaj vardı.

 

Abim: cücem

 

Abim: napıyorsun bir tanem

 

Abim: iyi misin

 

Siz: İyiyim abii

 

Siz: denize gittik yüzdük şimdi de oturduk sohbet ediyoruz

 

Abim: güzel güzel

 

Siz: Sen nasılsın abi

 

Abim: Sen yoksun cüce nasıl olabilirim

 

Siz: Yaaa

 

Abim: Harikayım tabii ki de

 

Abim: Kafam rahat

 

Siz: ne

 

Siz: ya of abi ya

 

Siz: Görürsün gelmicem eve özlemden zuhal zuhal diye ağla

 

Abim: Ne güzel kafam daha da rahat eder

 

Siz: Gerçek bir pisliksin kendime yeni bulucam burda

 

Abim: Benden başkası katlanamaz sana

 

Siz: Yo

 

Siz: ben cok tatlı bir kız kardesim

 

Abim: KAHDŞAHDŞADHPQNDPQN

 

Siz: engelleyeceğim seni

 

Abim: Tamam bebeğim dur dur

 

Abim: Şaka yaptım

 

Abim: Kurban olurum ben sana

 

Siz: Yaaa sapsiikkkkkkk

 

Abim: Geç olmadan yatın tamam mı

 

Siz: Valla biraz geç yatasım var

 

Abim: Tamam geç yatın ama çok da abartmayın

 

Siz: tamamdırrr

 

Abim: Seni seviyorum abim

 

Siz: ben de

 

Siz: ben de kendimi seviyorum🫶🏻

 

Abim: salaksın

 

 

 

Bölüm : 21.12.2025 00:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...