48. Bölüm

Garip isteme

Çilem Akpınar
gulumse_gulumse

Ah ah rüya mı görüyordum yoksa bunlar benim hayal ürünüm müydü? Ben evlilik teklifi almıştım değil mi? Hemde yakışıklıdan. Bir karşımdaki otobüsün üsttünde yazana baktı, bir bana sımsıkı sarılmış Yağız'a baktım. Birde etrafımızda insanların mutluluğuna, resmen ben evlilik teklifi aldım diye onlarda mutlu olmuştu.

 

"Tebrikler Dilrubam!"

 

Duyduğum sesle Yağız oğlandan ayrılıp arkama baktım birde ne göreyim Feride?

 

"Feride sen ne zaman geldin?"

 

Şaşkınlık içinde ona bakarken o çoktan kollarını boynuma sarmıştı.

 

"Oo ilk baştan belli buradayım güzelim!"

 

"Feride gördün mü ben evlilik teklifi aldım?"

 

Arkadaşım nihayet kollarını boynumdan koparıp yüzüme baktı.

 

"Gördüm görmez olur muyum? Çok güzel bir teklif aldın. "

 

Cidden çok güzel teklif almıştım, hayallerimin ötesindeydi.

 

"Cimcime abine sarılmak yok mu?"

 

Abimin sesiyle kendime gelerek yüzüne baktım ve kocaman gülümsedim.

 

"Gördün mü gelin oluyorum ben?"

 

Abim yüzünü buruştururken yakışıklıya bir bakış attı.

 

"Gördüm gördüm ama damat adayı bu olmasaymış iyiymiş."

 

"Oğlum benim gibi damadı nereden bulacaksın sen? Yat kalk dua et sen!"

 

Evet muhteşem ikili yine kavgaya başlayacaklardı. O yüzden onlar başlamadan ben gidip abime sıkıca sarılmıştım.

 

"Yağız oğlanı istemiyorsun ama onunla birlikte bana süpriz yapıyorsun abiciğim!"

 

Abim kulağımın dibinde homurdanırken bende gülümsemeye devam etmiştim. Ardından etrafımızdaki insanların tebrik mesajlarını alıp tekrar otobüse binmiştik. Bu defa Feride'de bizimle Ankara'ya geliyordu.

 

Ben yine şoför koltuğunun arkasında oturuyordum, abimler ise yan tarafta oturuyordu. Hüseyin'de her zamanki konuşmasını yapıyordu ama onu hiç duymuyordum. Benim derdim parmağımdaki kocaman taşlı yüzüktü. Takarken bu kadar büyük olduğunu görmemiştim. Ama çok güzeldi tam bana layık.

 

"Görmeyeninde bir yüzüğü olmuş."

 

Hüseyin'in sesini işitince başımı kaldırıp ona baktım.

 

"Kıskanma memoli! "

 

"Abi daha büyük taş yok muydu? Sanki bu küçük kalmış."

 

Yağız oğlan dikiz aynasından Hüseyin'e sert bakarken Hüseyin çoktan arkaya doğru kaçmıştı.

 

"Sırf söylesinler diye o kadar büyük taşı aldın değil mi?"

 

Abin sahalara giriş yapıyordu evet.

 

"Oğlum beni çileden çıkartma sus!"

 

İkisinede gözlerimi büyüterek bakmış başımı koltuğa yaslayarak dışarıyı izlemeye koyulmuştum.Daha bir kaç saat önce annemin mezarlığında gözyaşı döküyordum şimdi ise mutluydum. Hayat gerçekten sürprizlerle doluydu. Onca yaşananlardan sonra nihayet yüzüm gülmeye başlamıştı. Beynimde artık cip yoktu. Peşimde örgüt yoktu. Ben artık cidden özgürdüm. Okuluma bile devam edebilirdim. Bir zamanlar acaba yeniden okuyacak mıyım diye düşünürken şimdi her şey mucize gibiydi. Kötüler cezasını bulmuşlar iyiler sonsuza dek mutlu yaşayacaktı. Kendi hayatımı gözden geçirirken kulağıma bir müzik değdi. Ve o anda yüzümde kocaman gülümseme oluştu.

 

"Kalbimde bir sızı dinmek bilmiyor.

Gitti o zalım dönmek bilmiyor.

Her ne yaşadıysam geçmek bilmiyor.

Kader ağına beni takmış gidiyor.

 

Neyse boşver sende kaldır kolları.

Söyle ahdım varı erik dalları.

Ankara’da yansa olma oralı.

Oyna için kan ağlarken boşver dünya’yı."

 

Tabii çalan oyun havasına birde eşlik eden Yağız oğlan vardı. Elinde tesbih bakışları dikiz aynasından bana yürüyordu. Resmen bizim zengin uşak Ankara bebesi olmuştu. Bende durur muyum?Ellerim havaya kaldırıp başladım nakaratı söylemeye.

 

"Neyse boşver sende kaldır kolları.

Söyle hüday dayanan ahdım var.

Ankara’da yansa olma oralı.

Oyna için kan ağlarken boşver dünyayı."

 

İşin içine birazda cilve girince bizim yakışıklı bakışlarıyla beni yemeye çoktan başlamıştı.

 

"Oo bu çabuk Ankara'lı olmuş. Sanırım iç güveyisi aldık."

 

"Ay Ersin bir kerede laf sokma. Hadi kaldır ellerini düğünümüz var düğünümüz."

 

Abim ve sevgili eş adayı arasında geçen diyalogtan sonra onlarda bize katılmış yol boyunca hem oynamış hemde eğlenmiştik.

Sanırım bizim düğünler olana kadar hep Ankara havası dinleyecektik.

 

***

Ve şehirler arası yolculuk bitmiş Ankara sınırlarına eve gelmiştik. Feride'de bize gelmiş, Yağız oğlan ise sonradan gelecekti. Akşama kutlama vardı. Abim ve benim evlilik kutlaması. Şaka gibiydi ikimizde aynı anda evlilik yoluna girmiştik. Annemle babam benim Yağız oğlandan teklif aldığımı duyunca çok sevinmişti. Günler sonra evde bayram havası vardı. Mutlulukla odama geçip akşam için hazırlanmaya başladık. Elbisemi giyinip aynanın karşısına geçince elim istemsizce başımdaki yaraya gitti. Kötü ortamda ameliyat olduğum için saçımın bir kısmı kesilmek zorunda kalmıştı. O yüzden bir tarafı saçsızdı ondan dolayı bandana takıyordum. Bana her şey orayı hatırlatıyordu. Yaşadığım onca günü. Başımdaki yarada ona dahildi.Ölümün kıyısından resmen ikinci defa dönmüştüm.

Sonra bakışlarım sağa tarafa kaydı. Bir yarada orada vardı.

 

"Üzerimde geçmişten ne çok iz var. O şerefsiz adamı daha çok dövmeliydim. Hep onun yüzünden bu izlerle sonsuza kadar yaşacağım. Birde babam yüzünden."

 

Feride arkama geçip başını omzuma koyarak aynadan bana baktı.

 

"Çok şey yaşadın ama hepsinden de güçlü çıktın. Çünkü sen güçlü bir kadınsın. Hiç zaman pes etmeyen. O izler senin güçlü olduğunu gösteriyor ve her zamanda gösterecek."

 

Arkadaşıma burukça gülümserken ikimizin aynadaki yansımamıza baktım.

 

"Yine çok güzel olmuşuz. Bizimkileri deli edeceğiz."

 

Cidden öyleydi benim üzerimde lila renginde sade uzun bir elbise vardı. Feride'nin üzerinde pembe renkte bir elbise.

 

"Deli olsunlar bırak. Hep biz mi olacağız?"

 

Doğru genelde Yağız oğlana ben deli oluyordum. Son rütüşlarıda yapıp nihayet odadan çıkmış salona geçmiştik. Annem çoktan masayı kurmuş babamın üzerini düzeltiyordu.

 

"Ah koca adam bir türlü öğrenemedin şu kravatı takmayı. Yıllardır ben takıyorum."

Babamda anneme hayranlıkla bakarken bir söz söyledi eriyip gitmiştik.

 

"Belki hep sen yakınımda ol diye öğrenmiyordum hatun."

 

"Oooooo!"

 

Koro halinde hep bir ağızdan babamı hayranlıkla bağırırken annem utanmış hemen uzaklamıştı. İşte tam o anda zil çalmış benim kalbimin sahibi gelmişti.

Hiç oyalanmadan kapıya koşmuş hemen açmıştım. Karşımda bir adet afetidevran duruyordu elinde bir demet nergis çiçeği. Ben ona hayranlıkla bakarken oda bana bakıyordu.

 

"Çok güzel olmuşsun delibal!"

 

"Sende çok afetidevran olmuşsun."

Söylediğime yakışıklı bir kahkaha atarken daha fazla duramamış boynuna atlamıştım.

 

"Çok özlemişim be!"

 

"Ayrılalı bir kaç saat olmasına rağmen hasret kalmışım kokuna!"

 

Yüzünü boynuma yerleştirip kokumu içine çekerken gözlerimi kapattım. Onu sıcak nefesi, onun varlığı bütün zamanı durduruyordu. Biz zamanı durdurmuş kendimizden geçerken bir ses işittik.

 

"Dilrubaaaaaaa!"

 

Evet son harfimde uzadığına göre bu gelen kişi abimdi. Derin bir iç çekip yakışıklıdan

uzaklaşarak dönüp abime baktım.

 

"Buyur abiciğim!'

"Ne bekliyorsunuz kızım gelsenize."

 

"Geliyoruz abi geliyoruz."

 

Tekrar dönüp Yağız oğlanın elinden çiçeğimi alıp onu içeri davet ettim. Yağız oğlan abime kötü baka baka içeri geçmiş bende içimden bu gece bir şey olmasın diye dua etmiştim.

 

Gecenin geri kalanında yemekler yenmiş en son çay faslına geçmiştik. Masa etrafında toplanmış çok güzel sohbet ediyorduk.

 

"Duyduğuma göre bizim kıza evlilik teklifi etmişsin."

 

Babam direk konuya girerken yakışıklı renkten renge girmişti. Sanırım biraz utanıyordu.

"Evet efendim!"

 

"Duyduğuma göre bizim kızda kabul etmiş."

 

"Evet efendim!"

 

"O zaman bu işi uzatmanın anlamı yok. Haftaya Ersin'lerin istemesinden sonra ailenide al gel."

 

Babam bu gece konulara direk giriyordu.

 

"Evet efendim!"

 

Yağız oğlanda habire aynı sözleri tekrar ediyordu.

 

"Baba o kadar çabuk mu?"

 

Evet bunu soran kendisi arkadaşıma teklif eden kişiydi.

"Abi hatırlatırım bizim ilişkimiz sizden önce başlamıştı."

 

Abim sinirle bana dönerek, " Kızım o farklı bu farklı."

 

Ay Allahım çıldıracaktım. Ellerimi belime atarak, "Neresi farklı abim? O zaman sizinde erken."

 

"Bizim erken felan değil. Tam zamanı."

 

"Aa çocuklar yeter ama!"

 

Annem araya girerek bizi susturmuştu ama bizim abimle çok işimiz vardı orası kesindi. Zavallı yakışıklıda annemin babamın yanında bir şey söyleyemiyordu. Ama yalnız kaldığımız an onun içinden geçecekti biliyordum.

 

"Neyse her şey konuşulduğuna göre bu gece burada biter."

 

Bunu söyleyen kimdi çok şaşıracaktınız. Çünkü babamdı. Yağız oğlan babamın sözüyle hemen ayağa kalkmış evet efendim deyip onlarla vedalaşarak dış kapıya doğru gitmişti.Ardından saf saf bakarken sonunda jetonum düşmüş bende peşinden fırlamıştım.

 

"Şişt yakışıklı nereye gidiyorsun bana veda etmeden?"

 

Yağız oğlan kapının önünde durmuş bana kedinin ciğere baktığı gibi bakerken dayanamadım onun haline ayaklarımın üstünde yükselerek yanağına bir öpücük kondurup geri çekildim.

 

"Az kaldı kavuşmamıza o yüzden biraz daha sabredeceğiz."

 

"Ah biraz daha beklerim, ne varki şunun sırasında sadece bir haftacık."

 

O bir haftacık nasıl geçmişti gelin bana ve Yağız oğlana sorun. Kendisiyle o gün o kapıdan çıktığı gibi bir daha doğru düzgün görüşememiştik üstelik yalnız kalıp bir araya gelsek bile bizim bölen bir kişi vardı. Şimdi siz kesin abin diyeceksiniz ama inanın abim değildi. Ah abim olaydı keşke. O kişi benim biricik arkadaşım, biricik gelinim Feride'ydi. Bu bir haftada beni deli edip bir kenara koymuştu. İlk bir kaç gün Ankara'da eksikleri tamamlarken Dilruba bu damat bohçasının rengi beyaz mı olsun yoksa siyah mı? Dilruba abinin pijama takımı çizgili mi olsun? Dilruba abinin cüzdan takımı parfümü bilmem neyi şundan mı olsun? Allahım o bir kaç gün abimin bütün eksiklerini bütün damat bohçasını bana sormuştu. Küçük detayı bile geliyor odama soruyor yanımda olmazsa telefonla arıyor beni bir türlü rahat bırakmıyordu. İşte o küçük anlarda birazcık minnacık zaman bulunca yakışıklıma koşuyum derken koşamıyordum. Pat Feride yoluma çıkıyordu. Abimi arar olmuştum vallahi! Ne kadar zormuş en yakın arkadaşını gelin almak. Birde bunun düğünü kınası vardı. İşte o zaman ben bitmiştim.Şimdi istemede böyleyse o zamanı düşenemiyordum.

 

"Dilruba makyajım sence oldu mu fazla abartı değil dimi?"

 

Evet bugün nihayet o muhteşem gündü ve Feride'nin yüzüncü sorusuna kulak veriyorduk.

 

"Feride biliyor musun? Görümce olacağım diye sana az çektiririm dedim ama sen benden önce davrandın ve içimden geçtin tebrik ederim arkadaşım."

 

Güzeller güzeli gelinimiz bana anlamamış gibi bakarken derin bir iç çekip ayağa kalktım ve yanına ilerledim.

 

"Feride'm bakma öyle çok güzel oldun diyorum. Valla bak! Elbisene göre makyajda abartı değil. "

 

Gerçekten prensesler gibi olmuştu üstündeki turkuaz mavisi elbisesiyle. Boyu dizlerine kadar uzanan, ince askılı ve v yakalı bir elbise giymişti. Altına siyah topuklu ayakkabı ve saçları ise açık bırakmış aynı elbisesinin renginde çiçekli bir taç takmıştı.

 

"Ay Dilruba ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Sanırım bayılacağım. Hem sizinkiler nerede kaldı?"

 

"Şişt sakin ol heyecanı unutuyoruz. Sadece abime odaklanıyoruz onunla yaşadığınız aşka. Hem bizimkileri aradım geliyorlar. Biliyorsun havalimanından burası baya uzak."

 

Feride beni birazcık dinlemiş az sakinleşmişti. O sakinlikle son hazırlıkları tamamlayıp odasından çıkmıştık ki zil çalmıştı.

 

"Ay geldiler."

 

Heyecanla ailemi karşılamak için sıraya girmiş hepimiz Feride'nin kapıyı açmasını bekliyorduk ama garibim açmıyordu.

 

"Feride kızım hadi açsana!"

 

Feride'nin halası konuşurken benim bakışlarım girdiğimiz sıraya kaydı. Allah yokluklarını eksik etmesin Feride'nin baba tarafı hep buradaydı. Anne tarafı ise sadece iki teyzeydi.İşte arada bende kaynıyordum. Şimdilik kız tarafı sonra erkek tarafına geçecektim. Ben bunları düşünürken Feridem hala kapıyı açmamış bizimkilerde zile basıp duruyorlardı.

 

Derin bir of çekerek büyük sıraya aştım aştım ve sonunda kapıya ulaşıp açtım. Ben kapıyı açmıştım ama saf abim hala zile basmaya devam ediyordu.

 

"Abi tamam zile basma."Diye sessizce uyardım ama abim beni duymak bir tarafa olsun görmüyordu bile. Bakışları aşkitosundaydı.

 

"Ersin yeter oğlum bak kapı açıldı."

 

Canım Yağız oğlanım hemen olaya el atmış abimi uyandırmıştı. Abim sonunda elindeki çiçekleri Feride'ye uzatıp baygın baygın gülümseyerek içeri girdi. Ardından annem babam teyzem girdi. İşte bizim aile bu kadardı. En sona Yağız oğlan kalırken bir cilve yapmışım sormayım. Ellerim önümde birleştirerek sallanıyor dudaklarımı büküyor gözlerimi kırpıyordum. Yani bunlar hep bilindik cilveydi ama Yağız oğlan her defasında düşüyordu. Şimdi de düştüğü gibi. Çoktan dibime kadar gelmiş üzerime doğru eğilmiş gözlerime bakıyordu.

 

"Yerim senin cilvelerini. "

 

Ooo düştük sanırım çaktırma.

 

"Hoşgeldin hayatımın anlamı!"

 

Düşme sırası şimdi onda.

 

"Hoşbulduk nefes alma sebebim. "

 

Yok yok ben daha çok düşecektim sanırım.

 

"Özledim delibal. Birde şu dudişleri özledim. Bayadır vuslat yaşamadık biliyorsun yanıyorum."

 

Oha bizim yakışıklının sanırım ateşi başına vurmuştu. Hemen elimle omuzunu yitekleyerek kendimden uzaklaştırdım.

 

"Hop ağır ol yakışıklı. Dudiş felan ayıp. Hem evlenmeden bir daha bana yaklaşamazsın."

 

Söylediğim sözlerle Yağız oğlan dumura uğrarken onun konuşmasına fırsat vermeden hemen içeriye kaçmıştım. Bu sefer kız tarafında değil erkek tarafındaydım. Benden bu kadardı artık. Gidip annemin yanına otururken bakışlarım abime kaydı. Zavallı abim heyecandan elleriyle oynuyor alnı boncuk boncuk terliyordu.Ama ona damat olmak çok yakışmıştı. Onun bu halini görünce tebessüm ettim. Bakışları beni bulunca gülen yüzüme baktı ardından oda tebessüm etti.

 

İyiki dedim abim. Dayanma gücüm, sırtımı yasladığım dağım.

 

O arada mutfaktan sesler geliyordu sanırım Feride heyecandan bir şeyler yıkıyordu. Yanına gitmek isterdim ama olmazdı. Zaten babamda çoktan konuya girmiş Feride'mi istemişti. Feride'nin babası önce kızıma soruyum eğer o isterse olur demiş. Feride'de uçarak mutfaktan gelmiş babasına utana sıkıla istiyorum demiş aynı tempoyla mutfağa kaçmıştı. Sonunda da Allahın emri peygamberin kavli ile kızımı almıştık.

 

Geriye kahveler kalmıştı. On beş dakika sonra Feride elinde kahvelerle gelirken sakarlık yapmamak için elinden geleni yapmıştı. O sakarlık yapmamıştı ama benim göbek adım sakarlık olan bendeniz o gün neler yapacaktım muamaydı.

 

Herkes sakince kahvesini içerken abimde çoktan kahvesini yudumlamış zar zor yutkunmaya çalışıyordu. Canım arkadaşım sanki tuzu biraz fazla kaçırmıştı. Çünkü abimin rengi gidiyor daha çok terlemeye başlamıştı. Onun haline gülen Yağız oğlan abimin sırtına vuruyor helal olsun deyip duruyordu. En son bir tane daha vuruyum derken abim pat sandalyeye arkaya doğru yığılmasın mı? Aslanım ne kadar güçle vurduysa abim nakavt olmuş pat gitmişti. Önce hepimiz bir şok yaşadık. Yağız oğlan şokla bir eline baktı birde abime.

 

"Lan o kadar hızlı mı vurdum?"

 

Nihayet şoku atlatıp yerimden kalkarak abimin yanına koştum.Eğilip yüzüne baktığımda zavallı abimin yüzü kıpkırmızı olmuş nefes alamıyordu.

 

Ve bütün belirtiler gösteriyordu ki abimin bir tanecik aşkı kahvesine karabiber koymuştu. Diğer yanımda da olayın baş karakteri yer alınca olanlar olmuş ortam karışmıştı. Feride abimi gördükçe hıçkırarak ağlıyor daha kavuşamadan güzel rabbim ayrılık mı yazdı diye feryat ediyordu.

 

Yağız oğlan ise hala eline bakmaya devam ediyor sanırım gücünü ölçüyordu. Annemle babam oğullarına yardım etmeye çalışırken Feride'nin baba tarafı ise damat bozuk çıktı diye dedikodu yapıyorlardı.

 

Bir isteme ancak bu kadar olaylı olurdu oda abime denk gelirdi. Zavallı abim bugün karabiber tarafından vurguna uğrayacağını bilmiyordu. Alerjisininde ilk defa başına bu kadar iş açacağını hiç bilmiyordu. Ve ben bu kadar olaylı bir isteme olacağını hiç bilmiyordum.

 

Bölüm : 17.03.2026 03:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...