
Ölürken son isteğin nedir diye sorsalar, son kez sevdiklerime sarılmak derdim. Onları daha çok sevdiğimi söyler, her yaşadığım gün için şükrederdim. Ama şimdi hiç birini yapamıyordum. Bir ameliyat masasında gözyaşları içinde ölümü bekliyordum. Zaten her şey bu masada başlamamış mıydı? Kendi öz babam bile isteye beni ölüme sürüklememiş miydi? Annem beni her şeyden korumak isterken o adam sonunda bu pis dünyanın içine çekmemiş miydi?
Geçmişin bende bıraktığı mirasla, göz yaşlarımla kendi içimde sevdiklerime veda ediyordum. Belki uyanamazdım. Aileme, sevdiğim adama, arkadaşıma onlara onlarsız böyle veda edebiliyordum.
Beni sevgiyle büyüten, her daim sevgiyle şımartan annem babam size daha teşekkür bile edememiştim. Daha helallik bile isteyememiştim. Hakkınızı bana helal edin olur mu? Abim canım, diğer yarım özür dilerim sizin daha düğününüzü görecektim ama nasip değilmiş. Siz hep mutlu olun. Feride'mi asla üzme. Birbirinize iyi bakın.
Ve kalbimin tek sahibi yakışıklım Yağız oğlanım, gamzeli yarim, doyamadığım sevdiğim. Ben gidince üzülme olur mu? Ağlama, sakın ağlama. O japon gözlerinden gözyaşı dökülmesin. Ve beni unutma arada aklına geleyim. Arada olsada kızmam sana. Korkma diğer taraftan gelip dövmem. Ah Yağız! Sonumuzu böyle düşünmemiştim ama işte. Kadere boynum kıldan ince. Seni çok sevdiğimi bil.
Umarım söylediklerimi hisserdersiniz. Çok isterdim veda etmeyi. Çok direndim ama yapamadım. Onlar kazandı. Sizin canınızla beni sınadılar ve bende kendi canımı seçtim.
***
Yirmidört saat önce
Ne kadar korktuklarımdan kaçsamda, ne kadar savaşsamda olmamıştı yapamamıştım. Arkamdaki adam bunun kanıtıydı. Yıllar önce bir sesle kurtulan canım şimdi kurtulması imkansızdı.
"Bakıyorumda beni görünce dilini yuttun."
Saçlarımın arasında hissettiğim pis nefesiyle midem bulanırken ellerimle sımkı mermere tutundum.
"Ne istiyorsun?"
Başını bu defa omzuma koyarak gözlerimin içine baktı. En derine bakıyorduki çünkü korktuğumu görmek istiyordu. Ama ona istediğini vermeyecektim.
"Seni istiyorum. Bence bu ayrılık fazla uzamadı mı?"
Bencede çok uzamıştı, zaten ona gidecektim iyi olmuştu . Gerçekten iyi mi olmuştu orasını şimdilik bilmiyordum.
"Hala başını dik tutuyorsun. Aferin sana! Ama korkman gerekiyor en son yaptıklarından sonra."
Doğru en son bir güzel dövmüştüm onu tıpkı şimdi döveceğim gibi. Ellerimi yavaşça mermerden indirip yanıma koydum. Göz temasımızı kesmeden sağ kolumu kaldırdım ve dirseğimle karnına sertçe geçirdim. Aldığı darbeyle inleyip geriye doğru sendelerken bedenimi ona doğru çevirip bacağımı hızlı bir şekilde kaldırarak alnının ortasına bir tekme attım. Bu sefer sert bir şekilde duvara çarparken sinsice sırıttım.
"Gördün mü korkmayı şerefsiz?"
Alex aldığı darbelerden dolayı acı içinde sızlanırken vakit kaybetmeden kapıya doğru koştum, tam kulptan tutacakken saçlarımın tutulmasıyla elim yetişememiş bu sefer ben geriye doğru gitmiştim ve boğazıma geçirilen kolla olduğum yerde kalmıştım. Adam beni gafil avlamıştı, boğazıma uygulanan baskıdan dolayı nefesim gittikçe kesiliyordu. Ayaklarımla tepinmiş kurtulmaya çalışmıştım ama imkansızdı.
"Sana hepsinin bedelini ödeteceğim. Birbir hepsinin intikamını alacağım."
Ellerimle koluna tutunup çekiştirmeye çalıştım ama olmuyordu. Resmen ölüme gidiyordum. Gözyaşlarım acıdan yanaklarımdan süzülürken nefesim tükenmişti artık.
"Hadi şimdide saldırsana?"
Allah aşkına bu adamın derdi neydi? Birazcık gururuna dokundum diye adam resmen drama yaratıyordu. Ölmek üzereyken bile şu çenemi tutamıyordum ya bana pesti artık.
Son kez ayağımla ayağına sertçe basarak canını yaktım. O acıyla boğazımda olan kolu gevşerken azcık hava ciğerlerime girmişti. Ben nefesimi toplamaya çalışırken tekrar elleri saçlarımı bulmuş ve beni ileriye doğru hızla yiterek başımı duvara çarpmama sebep olmuştu. Aldığım darbeyle sanki yer ayaklarımın altından kaymıştı birden kendimi yerde bulmuştum. Başımda öyle bir ağrı oluşmuştu ki gözlerim bulanık görmeye başlamıştı.
"Adi şerefsiz! Anca böyle gücüm yeter."
Diye sessizce fısıldarken gözlerim artık karanlığa sonsuza dek çekilmişti. Yağız oğlandan imdadıma yetişemeden ben çoktan yakalanmıştım.
O karanlıkta ne kadar kaldım hiç bilmiyordum. Gözlerimi aralamaya çalışınca başımdaki ağrı beni benden alıyordu. Acıyla inlerken elleri başıma götürecektim ama ellerimi bile oynatamıyordum. Hatta ellerimde bile ağrı vardı. Tekrar kaldırmayı denedim ama olmuyordu.
"Uyanıyor galiba."
"Uyansın çok bile uyudu."
Kulağıma ulaşan sesleri duyunca gözlerimi tekrar aralamaya çalıştım.
"Uyan kız!"
Allahım bu ses o adama ait olamazdı değil mi?
Gözlerimi nihayet tam açınca karşımda gördüğüm kişiyle ağzımdan bir küfür çıktı.
"Siktir!"
"Küçüğüm çok ayıp ama."
Ay ben senin küçüğüne içimden sessizce söylenirken şerefsiz karşımda sandalyeye oturmuş sırıtarak bana bakıyordu. Bakışlarım etrafa kayınca küçük bir depoda olduğumuzu anlamıştım.
"Sonunda kaçırdın mı beni pislik?"
"Aaa öyle demeyelim. Sadece kavuştuk diyelim."
Tam ayağa kalkıp üzerine yürümeyi düşünürken o anda ayağa kalkamadığımı anladım ve bilin bakalım neden? Çünkü bende bir sandalyeye oturmuştum ama tek bir farkla elllerim ve ayaklarım bağlıydı. Sinirden gözlerim seğirirken karşımdaki adama sertçe baktım.
"Beni korkudan bağladın değil mi? Anca benimle böyle baş edebilirsin zaten. Erkeksen çöz elimi göstereyim sana gününü."
Ben konuştukça kahkaha atıyor sinirlerim artık ayyuka çıkıyordu.
"Lan gülme şebek maymunu."
"Ay küçüğüm sana ne olmuş böyle? Resmen yürek yemişsin. Yıllar önce karşımda tir titreyen kız çocuğu şimdi ne hale gelmiş? Ama sevdim bu versiyonunu."
"Ben sana versiyonu gösterirdim ama dua et ellerim bağlı. "
Yavaşça oturduğu yerden kalkıp bana doğru gelirken bakışlarım tekrar etrafa kaydı yirmiden fazla adamın olduğunu görünce sertçe yutkundum. Galiba bu defa nanayı yemiştim. Benim korkudan ödüm bokuma karışırken sevgili kuzenim karşıma gelmiş sırıtarak bakmaya devam ediyordu. O an aklıma gelen bir soruyla kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Sahi lan biz seninle nasıl kuzen oluyoruz? Bildiğim kadarıyla bir halam yok. Sen nereden çıktın ayıptır sorması? Bunuda şimdi düşünmem cidden süper ötesi."
"Senin aklında var diyordum ama şimdi kesinleşti. Cidden hiç sorgulamadın mı?"
Cidden sorgulamamıştım. Akıl mı bırakmıştı?
"Demekki önemsiz insansın."
Ayakkabılarının ucunu, ayakkabımın ucuna değdirmiş, elleriylede sandalyenin kenarından tuturak üzerime doğru eğilmişti.
"Sana yapacaklarımı gördükçe o zaman anlayacaksın önemli biri olduğumu."
Yüzünü yüzüme yaklaştırdıkça başımı geriye doğru yasladım.
"Ne istiyorsun benden?"
Artık ciddi olmanın zamanı gelmişti.
"Sakladığın sırrı istiyorum. Sevgili dayımın sana bıraktığı emaneti."
"Bende hiçbir şey yok."
Birden saçlarımdan tutmasıyla yüzümü yüzüne doğru yanaştırdı.
"Karşında salak sevgilin yok. O yüzden canın fazla yakmadan öt."
Bu sefer kahkaha atma sırası bendeydi.
"Sana öteceğimi düşündüren nedir?"
Sorduğum soruya aldığım cevap ise yanağıma inen tokattı. Attığı tokatla başım yana düşerken canımın acısıyla dişlerimi dudaklarıma geçirdim. Dayanmam gerekiyordu canımın yandığını ona asla belli etmemem gerekiyordu. Üzerimden bir anda ağırlığını kaldırdı diye düşünürken sol tarafımda hissettiğim şeyle nefesim kesildi.
"Yıllar önce bir böbreğini aldım. Şimdi bunuda alsam sonun ne olur? Bak ben söyleyeyim ölürsün acı çeke çeke ölürsün. Yeni bir böbrek bulana kadar işin biter. Zaten ailende üvey, onlardan uyması imkansız. Gerçek ailen ise ölü. Nereden bulacaksın o böbreği?"
Tokat attığı yanağım gözyaşlarımla ıslanırken karşımdaki salağa acıyla tebessüm ettim.
"Sen gerçekten salaksın. Eğer beni böbreğimle tehdit edeceksen buyur al senindir. İlla uyan bir böbrek bulurum gerçek ailemden olmasına gerek yok anlıyor musun? Yabancı birinden illa uyar yada ailemden de uyan bir böbrek olur. Ama sana asla o aradığın şeyi söylemem."
Korkmadığımı söylüyordum ama çok korkuyordum. Sağ tarafımdaki sızı yıllarca geçmezken sol tarafımı düşenemiyordum.
Söylediklerimle iyice öfkesi arttırmış sol tarafıma uyguladığı baskı çoğalmıştı. Keskin bir şey olduğu belliydi çünkü bastırdıkça acıyordu.
"Yavaş yavaş yok edeceğim seni. Bu büyük büyük konuşmaların varya bitecek tükenecek, işte o zamana bana istediğimi vereceksin."
Bir kez daha baskısı artınca ağzımdan küçük bir inleme çıktı. Sonrada benden uzaklaşıp arkasına dönerek adamlarına doğru ilerledi. Bir kaç şey söyleyip tekrar bana bakarak gözden kayboldu. Adamlarından biri bana doğru gelirken bedenim ürpermişti. Acaba bana ne işkence edecekler diye düşünmeye başlamıştım.
Adam arkama geçerek sandalyenin sırtından tutup birden arkaya doğru çevirmesiyle ne olduğunu anlamadım. Taki duvarda kocaman ekran televizyonu görene kadar. Ve o televizyonda görüntüleri anlayana kadar. Karşımdaki ekranda resmen bölüm bölüm ayrılmış ayrı görüntüler vardı ve bu görüntüler bütün sevdiğim insanlara aitti.
Annem babam abim Feride Yağız oğlan hayta Elif ve Arda komiser bile vardı.
Her birinin görüntüsü ekrana yansırken sertçe yutkundum ve tepemde dikilen adama baktım.
" Ne demek oluyor bu? Neden onları takip ediyorsunuz ve neden bana gösteriyorsunuz?"
Adam alayla gülerken gözlerimi kapatıp derin nefes alıp verdim.
"Sana bir soru sordum bütün bunlar ne demek?"
"Bütün bunlar ne biliyor musun? Hepsinin yaşaması ve ölümü senin elinde demek. Senin bir çift lafına bakacak."
Adamın söyledikleriyle kalbim sıkışırken, "Beni sevdiklerimle mi tehdit ediyor?"
"Zeki kızsın hemen anladın. O yüzden şimdi izle ve gör."
Adam konuşmasını bitirip arkasını döndüğünde deli gibi oturduğum yerden kıvranmaya başladım. Bir taraftan elimdeki iplerden kurtulmaya çalışıyor, diğer taraftan başımı arkaya doğru çevirip deli gibi bağırıyordum.
"Şerefsiz köpekler bana gücünüz yetemedi onlara mı zarar vereceksiniz? Korkak itler sizi. Ama bana bu tehditiniz sökmez anlıyor musunuz? Söyle o patronun olacak adama eğer onlara bir şey yaparsa öldürürüm onu duyuyor musun beni?"
Ama adam beni ciddiye bile almamıştı hatta başıyla televizyonu işaret ederek oraya bakmamı istemiş ve hızla başımı çevirip ekrana bakmıştım. Bütün görüntülere tek tek bakarken önce anne babama baktım onlar karakolun önünde bir bankta oturmuş ağlıyorlardı. Diğer görüntüye geçtiğimde abim ve Yağız oğlan tanımadığım bir eve girmeye çalışıyorlardı. Ve bakışlarım Feride'yi bulunca aniden gözlerim büyümüştü. Çünkü arkadaşım yolun ortasında karşıdan karşıya geçmeye çalışırken arabanın biri hızla üzerine sürmesiyle dudaklarımdan bir çığlık koptu ardından ismi.
"Ferideeee!"
Ama Feride beni duymamıştı ve o araba arkadaşıma çarpmış mıydı bilmiyordum. İşte o andan itibaren zaman durmuştu. Nefes almam her şeyim durmuştu. Feride'm iyi miydi? Ben kederle karşımda kapalı olan ekrana bakarken ardından o şerefsizin sesi duyuldu.
"Sen konuşmadıkça sevdiklerinden biri zarar görecek. Sen direndikçe sıra her birine gelecek küçüğüm o yüzden iyi düşün."
"O iyi mi? Ona bir şey yapmadın değil mi?"
Onun söylediklerinin hiç birini duymadım ben sadece Feride'nin iyi olmasını istiyordum. Dudaklarımdan çıkan hıçkırıkla sesli bir şekilde ağlamaya başlayınca onun ise gülme sesi geliyordu. Ve benim psikolojim direncim şimdiden gitmeye başlamıştı.
"Yağız oğlan çok korkuyorum. Ne olur bul beni! Hani söylemiştin ya korkma ben yanındayım. Şimdi gerçekten korkuyorum"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.31k Okunma |
529 Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |