46. Bölüm

İlk defa utanıyordum

Çilem Akpınar
gulumse_gulumse

Uzun heyecanlı ve hüzünlü bir bölümle karşınızdayım.

 

Ben öyle kolay kolay utanabilen kızlardan değildim. Ne varsa pat diye söyler içimde saklamazdım. On yedi yaşıma kadar iyiydim çenem düşmez boş konuşmazdım ama ne zaman kara gün başıma geldi. Ne zaman hoşlandığım çocuğu kaybetmiştim işte o zaman yeni ben olmuştum. Belkide o çocuğa ondan hoşlandığımı söylemeden kaybetmem son noktam olmuştu. O yüzden Yağız oğlana ne var ne yok yürümüş peşini bırakmamıştım. Bir kez daha kaybetmek istemiyordum. Öylede olmuştu kaybetmemiştim. Ne yapmış etmiş kalbine girmiştim. İşte ben öyle utanmaz etmezdim. Direk bodoslama dalardım. Ama bu defa utanıyordum. Yerin dibine girmiş çıkamıyordum.

 

Çünkü kötülerin kazanmasına izin vermiştim. Eğer başımdaki o cip olmasaydı ne başka insanlara zarar gelecekti nede ben dünyadan utanacaktım. Evet pes etmiş ona kafamda bir cip var istediğin belgeler orada olabilir demiştim. Duyunca şok olmuştu tabii beklemiyordu dayısının bu kadar zeki ve gaddar olacağını.

 

" Vay be hala inanamıyorum. Benim dayım senin baban bu kadar kurnaz bir adam mıydı?"

 

Tam iki saattir karşımda sandalyeye oturmuş bunun şokunu atlatmaya çalışıyordu ve çeneside hiç durmuyordu.

 

"Birincisi o benim babam değil. İkincisi ne olur artık sus. Ben kendime kızardım ne çok çenem var diye ama sen benden beter çıktın ya!"

 

Resmen bütün acılarımı unutmuş karşımdaki salağın Çin işkencesini çekiyordum.

 

"Bir şey soracağım sen bu zekayla nasıl lider oldun?"

 

Pis pis sırıtarak hileyle söylemesin mi? Tam tahmin ettiğim gibi hiç bir şeyi hakkıyla almamıştı. Gerçi ne haksa böyle hak mı olurdu?

 

"Neyse artık ben itiraf ettim. Sende sözünü tut ve ailemi rahat bırak."

 

"Sözüm sözdür kuzen!"

 

"Yarabbi birde kuzen diyor."

 

"İtiraf ettiğin için dile benden ne dilersen."

 

Bak bunu hiç beklemiyordum. Son gider ayak bana bir iyiliği dokunacaktı.

 

"Beni Yağız oğlanla konuşturur musun?"

 

Son kez sesini duymak, son kez onu çok sevdiğimi söylemek istiyordum.

 

"Tamam kabul. Hatta şimdi arıyorum."

 

Demesiyle telefonu cebinden çıkartıp araması bir olmuştu. Böyle ani hareketler beklemediğim için hazırlıksız yakalanmıştım. Telefon bir kaç çalıştan sonra açılıp onun sesini duyana kadar inanamamıştım.

 

"Alo!"

 

"Alo kimsin konuşsana?"

 

Ama ben hala cevap veremiyordum. Alex kaş göz işareti yaparak konuşmamı söylerken nihayet derin nefes alıp cevap verdim.

 

"Yağız oğlan!"

 

Sesimin titremesine engel olamazken bu sefer Yağız oğlandan cevap gelmiyordu.

 

"Yakışıklı beni duyuyor musun?"

 

"Dilruba sensin değil mi? Ben yine rüya görmüyorum."

 

Onun sesindeki tedirginlik benide etkilesede asıl merak ettiğim rüyasında beni görmeseydi.

 

"Beni rüyanda mı görüyorsun?"

 

"Dilruba neredesin? Beni nasıl arıyorsun? O şerefsiz adam yanında mı? İyi misin sen?"

 

Evet yakışıklı nihayet kendine gelmiş mantıklı sorular sormaya başlamıştı.

 

"İyiyim ben merak etme! O şerefsiz adamda tam karşımda eğlenerek bana bakıyor."

 

"Ulan şerefsiz seni bulduğumda var ya öldüreceğim. Seni elimden kimse alamayacak. Bu yaptıklarının bedelini ödeteceğim. Hele Dilruba'ya zarar ver bir bak o zaman neler olacak?"

 

Dilruba'ya zararı çoktan vermişti.

 

"Yağız babam ve Feride iyi değil mi?"

 

"İyiler güzelim herkes iyi. Sen söyle bana sana zarar verdi mi?Dilruba özür dilerim seni yalnız bıraktığım için. Özür dilerim koruyamadığım için. Ne olur affet beni!"

 

Yağız oğlanın her özür dileyişinde içim yandı. Gözyaşlarımı daha fazla tutamadım kendimi salıverirken hıçkırmamak için dişlerimi dudaklarıma geçirdim.

 

"Yakışıklı senin hiç suçun yok. Ne olur üzülme. Hepsi benim hatam. Hepsi o adamın yüzünden, hepsi beynimdeki cip yüzünden."

 

"Bak sevgili kuzenim burada doğru diyor."

 

Sessizliğini yeni bozan pislik sinirlerimi iyice alt üst ediyordu. Eğer elim kolum bağlı olmasa çoktan işi bitmişti.

 

"Sen sus sana soran olmadı."

 

"Dilruba bana ona her şeyi anlattın deme?"

 

Evet yine çenemizi tutmamıştık. Ağladığımdan dolayı burnum akarken başımı yana çevirip omzuma sildim ve derin nefes alıp verdim. İşte bundan sonrası çok zor olacaktı.

 

"Yağız oğlan şimdi beni iyi dinle! Ben bu karşımdaki şerefsize her şeyi anlatmak zorunda kaldım. O cipte çok önemli belgeler varmış. İnan sustum söylememek için çok direndim fakat olmadı. Yapamadım. O yüzden affedin beni. Ama asıl mesele o belgeleri bu adamdan alacaksınız. Bu adamın yerini bulacaksınız."

 

Ben konuştukça Alex bol kahkaha atıyor, Yağız oğlan ise bol küfür ediyordu.

 

"Yağız oğlan ben sana kaç kere söyleyeceğim küfür yok diye."

 

"Dilruba sen ne yaptın? Sen kendi ölüm fermanını mı imzaladın?"

 

Küfürleri bitmişti ama şimdi çıkan ses tonu pes edişinin, yenilmişliğin tınısıydı.

 

"Aaa sevgili Yağız oğlan aşk olsun ben onun ölmesine izin verir miyim? Aramızda o kadar akrabağalık var. "

 

"Lan sus konuşma. Ama seni elime bir geçireyim çok fena olacak. Hele bir dokun ona, hele bir ameliyat et?"

 

"Yağız seni çok seviyorum. Ailemi çok seviyorum. Arkadaşımı çok seviyorum. Onlara söyle olur mu?Birde anneme babama söyle iyiki onların kızı olmuşum. İyiki abimin kardeşi olmuşum."

 

Kısa biz zamanım vardı ve onu boşa harcamak istemiyordum.

 

"Dilruba yapma ne olur?"

 

"Artık bir şey yapmayacağım yakışıklı. Sadece son kez sesini duymak istedim. Bizim sonumuzun böyle olmasını hiç istemedim ama nasip. Üzülmeyin. Sadece bu örgütü bitirmeye çalışın. Bitirin ki ben diğer dünyada daha fazla utanmayayım. Çok kişinin canını yanmadan ne olur bitirin."

 

Sonunda da kendimi serbest bırakıp hüngür hüngür ağlamaya başlamışım. Ne kadar sıksamda olmamıştı. Yağız oğlan derin nefes alıp verirken onunda çaresizliğini hissediyordum.

 

"Ay ne acıklı manzara. Çok duygulandım. Ağlama kız sana yakışıyor mu böyle ağlamak?"

 

Resmen dalga geçiyordu yarabbim.

 

"Ulan elimi çöz bir kere, bak neler olacak? Sadece bir kere çözeceksin."

 

"Lan sen onu birde bağladın mı?"

 

Araya giren yakışıklıyla yine pot kırdığımı anlamıştım.

 

"Yakışıklı ben iyiyim. Korkma valla bak."

 

"Kurban olduğum niye söyledin? Niye beklemedin bizi? Biz seni bulacaktık. Tırnağının ucunu zarar gelmeden kurtaracaktık. Niye yaptın bu kendine delibal?"

 

"Yapmak zorundaydım."

 

Tek bir cümle senin için, ailem için.

 

"Artık zamanınız doluyor. Bence vedalaşın."

 

"Yağız, yakışıklı!"

 

"Evlen benimle Dilruba?"

 

"Ha!"

 

Ben yanlış duymuştum galiba.

 

"Duydun beni delibal seni oradan kurtardığım an babandan isteceğim. Anlı şanlı dillere destan düğünümüz olacak ve biz çok mutlu olacağız."

 

Ben bu Yağız oğlana odun diyordum ya ne kadar doğruymuş. Adamın evlilik teklifi bile odun oluyormuş.

 

"Yağız sen odun musun?"

 

Az önceki drama bitmiş biz farklı meselelere gelmiştik.

 

"Ne oldu kızım evlen dedim benimle ne dedim şimdi?"

 

"Ay birde ne dedim diyor Allah'ım? Sence biz ne haldeyiz? Bu şartlar altında oldu mu? Hem benim hayalim böyle değildi ki ya. Daha hayallerimi bile bilmiyorsun. Kuru kuruya, yüz yüze normal şartlarda teklif etseydin o zaman görürdün sen. Dua et uzağımdasın. "

 

"Yalnız kız haklı!"

 

Araya parazitler girince Yağız oğlanla aynı anda sus diye bağırdık. Parazit ellerini kaldırıp teslim oluyormuş gibi yapıp tekrar susmuştu.

 

"Neyse sonuçta evlilik teklifi ettin. Geri çevirmek olmaz. Senin gibi yiğit, avukat şöfor, yakışıklı, gamzeli çocuğu red mi edeceğim? Tabiikide sonsuza kadar evet! "

 

Alex birden bire araya girmesiyle "Ve bu vedalaşma burada biter." Dedi Yağız oğlanın konuşmasına fırsat vermeden yüzüne kapattı. Karşımdaki pisliğe öfkeyle bakarken burnumdan soluyordum.

 

"Ne yaptın sen?"

 

Omuzlarını silkeleyerek ayağa kalktı.

 

"Yeter bu kadar dram. Artık gerçek hayata geçmenin sırası. Sen şimdi dinlen. Yemek yollayacağım onu güzelce karnına indir. Bu sana son armağanım. Sonra ameliyat, sonra benim sıram."

 

Son sözlerini söyleyip bana konuşma hakkı tanımadan odadan çıkıp gitmişti. Ben ise öylece arkasından bakakalmış sonumu beklemeye başlamıştım. Halbuki yakışıklının evlilik teklifi kabul etmiştim. Onun sevinç dolu sesini duyacaktım ama izin vermemişti.

 

***

Tik tak tik tak saatler ilerlemiş ben kendi içimdeki güçsüzlüğümle baş başa kalmıştım. Katilimin gelip canımın almasını bekliyordum. Ne getirdikleri yemekleri yemiştim ne su içmiştim. Günlerdir böyleydim ve benim sonum zaten yazılmıştı. Tek böbreğimle hayata tutunmaya çalışıyordum ama olmamıştı. Yaşasam bile sanırım o böbreğimide kaybedebilirdim. Kafamdaki sıkıntılarla mücadele ederken nihayet kapı açılmış ve içeriye Alex girmişti.

 

"Hazır mısın küçüğüm ameliyata?"

 

Öfkeyle bakmak istiyordum fakat gece boyunca ağlayan gözlerim tamamen küçülmüştü. Şu an onu becerecek durumda değildi.

 

"Kapat çenenide şu ipleri çöz!"

 

Artık kurtulmak istiyordum. Çünkü bileklerimi hissetmiyordum. Oda sözümü dinlemiş arkama geçerek ipleri çözmeye başlamıştı.

 

"Bak gider ayak sakın bir şey yapayım deme."

 

Cevap bile vermedim. Sadece beklemedeydim. Ve o ipler çözülmüştü yavaşça ellerimi önüme getirerek son durumlarına bakmak istedim. Kollarım öyle uyuşmuştu ki bir süre kıpırdatamadım. Bacaklarımın üzerine koyup uyuşmanın geçmesini bekledim. Bakışlarım bileklerime kayınca gözümden yaşlar pıtır pıtır dökülmüştü.

 

"Şerefsiz pislik. Şu bileklerimin haline bak? Bu kadar mı korkuyorsun benden?"

 

Karşıma geçip sırıtarak bakınca iyice sinirlerim harap olmuştu. Gözlerimi kapatıp bir süre onun yüzünü görmek istemedim. Bu arada ayaklarımı olduğu yerde oynatıyor birazdan yapacağım hamle için alıştırma yapıyordum.

 

"Bir, iki, üç, dört, beş,altı..."

 

"Küçüğüm kafayı mı yedin? Az önce ağlıyordun şimdide sayı sayıyorsun."

 

Ve artık hamle yapmanın zamanı gelmişti. O karşımda dururken yavaşça ayağa kalktım ve daha ne olduğunu anlayamadan ayağımı bacak arasına geçirdim. Ah diye inleyip eğilince bu sefer diz kapağımla çenesine geçirdim. Biraz daha dövmek için hareket edecektim ki gücüm yetmemişti. Halsiz halde kendimi yere atıp nefes almaya çalıştım. Vücudum resmen firarını vermişti. Olsun bu kadarı bile yeterdi ona. Başımı kaldırıp yerde acı içinde oturan adam baktım.

 

"Umarım hayalarına yediğin o tekmeden dolayı çocuğun olmaz ve umarın çenene aldığında darbeden bir daha konuşamazsın."

 

Pislik sözlerim karşısında o halda bile büyük bir kahkaha atarken sürünüp yanına gitmek istedim ama başarılı olamamıştım. Zaten ben gidene kadar adamları çoktan gelmiş bir bana bakmışlar bir patronuna sonra kolumdan tuttuğu gibi sürükleyip götürmüşlerdi.

 

Şimdi ise o masadaydım. Uyutmak için anestezi vermişler bayılmayı bekliyordum. Ve bu süreçte her şey gözümün önüne geliyordu.

 

Ölürken son isteğin nedir diye sorsalar, son kez sevdiklerime sarılmak derdim. Onları daha çok sevdiğimi söyler, her yaşadığım gün için şükrederdim. Ama şimdi hiç birini yapamıyordum. Bir ameliyat masasında gözyaşları içinde ölümü bekliyordum. Zaten her şey bu masada başlamamış mıydı? Kendi öz babam bile isteye beni ölüme sürüklememiş miydi? Annem beni her şeyden korumak isterken o adam sonunda bu pis dünyanın içine çekmemiş miydi?Geçmişin bende bıraktığı mirasla, göz yaşlarımla kendi içimde sevdiklerime veda ediyordum. Belki uyanamazdım. Aileme, sevdiğim adama, arkadaşıma onlara onlarsız böyle veda edebiliyordum.

 

Beni sevgiyle büyüten, her daim sevgiyle şımartan annem babam size daha teşekkür bile edememiştim. Daha helallik bile isteyememiştim. Hakkınızı bana helal edin olur mu? Abim canım, diğer yarım özür dilerim sizin daha düğününüzü görecektim ama nasip değilmiş. Siz hep mutlu olun. Feride'mi asla üzme. Birbirinize iyi bakın.

 

Ve kalbimin tek sahibi yakışıklım Yağız oğlanım, gamzeli yarim, doyamadığım sevdiğim. Ben gidince üzülme olur mu? Ağlama, sakın ağlama. O japon gözlerinden gözyaşı dökülmesin.

 

Ve beni unutma arada aklına geleyim. Arada olsada kızmam sana. Korkma diğer taraftan gelip dövmem. Ah Yağız! Sonumuzu böyle düşünmemiştim ama işte. Kadere boynum kıldan ince. Seni çok sevdiğimi bil.

 

Umarım söylediklerimi hisserdersiniz. Çok isterdim veda etmeyi. Çok direndim ama yapamadım. Onlar kazandı. Sizin canınızla beni sınadılar ve bende kendi canımı seçtim.

 

Dudaklarımdan çıkan son sözler bunlar olmuş ve ben sonsuz karanlığa adım atmıştım. Belli bir süre geçtikten sonra bir ara Yağız oğlanın sesini duymuştum. Sonra abimin.

 

"Dilrubam diyorlardı hadi uyan. Ne olur aç gözlerini. "

 

Ama benim hiç uyanmaya niyetim yoktu. Öyle bir yerdeydim ki yemyeşil çimenliklerin, ağaçların olduğu bir ormandayım. Etrafımda rengarenk çiçekler vardı. Hepsi öyle güzeldi ki! Benim üstümde beyaz uzun bir elbise, yakışıklının üzerinde beyaz gömlek. Evet yanımda sevdiğim adamda vardı ve birde bana anne diyen bir kız çocuğu. İşte ben böyle bir rüyadan nasıl uyanırdım? Ama hala bana uyanmamı söylüyorlardı.

 

Peki ben bu güzel rüyadan uyanacak mıydım?

 

Kızım ve Yağız oğlanı bırakıp gidecek miydim?

 

 

****

Yazardan...

 

Yağız oğlan ve Ersin Dilruba'yı bulmak için aramadıkları şehir, aramadıkları sokak bırakmamışlardı. Ama bir türlü bulamamışlardı. Ona ulaşamadıkları her saniye ömürlerinden ömür gidiyordu. Özellikle Yağız oğlan hiç bir yere sığamıyordu. Gözlerinden yaş bitmiyordu. En son babasını kaybettiğinde ağlamıştı şimdi ise onun için.

 

"Ulan ben sevdiğim kadına dedim ki korkma ben varken sana bir şey olmaz. Ama koruyamadım. Sözümü tutamadım. Ben delibalımın ellerinden tutamadım."

 

Her bir sözü Ersin'in yüreğini yakıp geçerken oda gözyaşlarını tutamıyordu.

 

"Bende tutamadım, bende koruyamadım. Kardeşim yıllarca korktu onun korkusunu gideremedim. Yıllarca korkudan dışarı çıkamadı. Ona özgürlüğünü veremedim. Ben kardeşime abilik yapamadım."

Şimdi herkes kendi vicdanıyla hesaplaşıyordu.

 

"Ulan babanın başına gelenler, Feride'nin başına gelenler tesadüf olamaz. O adam yapıyor ve Dilruba'ya oynuyor. Onu konuşturmak için ailesiyle sınıyor. Ya dayanamazsa ya vazgeçerse?"

 

Ersin kardeşini Yağız oğlandan daha iyi tanıyordu ve onun kardeşi ailesi için kendinden vazgeçerdi. Ve öylede olmuştu. Dilruba telefonda onlara veda etmiş Alex'e engel olmalarını istemişti. Onun kardeşi yaptığından dolayı utanmış canı yanmıştı Halbuki en masumu en suçsuzu oydu. Ama yapacaklardı, hem o adama engel olacaklar hemde Dilruba'yı kurtaracaklardı.

 

Telefonda konuştukları süre boyunca kaldıkları yeri tesbit etmeye çalışmışlar bir türlü tesbit edememişlerdi. Alex öyle saf adam değildi. Her şeyi düşünmüştü. Fakat bir şey düşünememişti. Defne'nin babasıyla görüşerek kendi sonunu getirmeyi. Kendince önlem almış kimsenin haberi olmadan kuytu bir köşede görüşmüşlerdi ama bilmiyordu ki Yağız oğlan daha kurnazdı. Defne'nin babasını takip ettirmiş ve böylece Alex'le buluştuğunu görmüştü. Geriside gelmişti ama çok geç kalmışlardı.

 

Dilruba'ya yetişememişlerdi. Onu ameliyat olmadan bulamamışlardı. Bulduklarında ise kötü bir depoda bir sürü makineye bağlı yaşam savaşı verirken bulmuşlar ve onlar için yıkım olmuştu.

 

İkiside hareket edememiş öylece karşılarında ölü gibi yatan kadına bakıyorlardı. Arkalarında büyük bir savaş varken onların şuanda tek savaşı Dilruba'larının hayatta olmasıydı.

 

Alex'in sonu ise Arda komiserin kollarına kelepçe vurmasıyla gelirken elindeki cipi kullanmadan yakalanmıştı. Tıpkı Dilruba'nın istediği gibi.

 

Ama Dilruba için doktorlar bir daha uyanmaya bilir demiş uyansa bile hasar kalmış olabilir demişlerdi. Zaten cipin olduğu yer çok tehlikeliydi üstüne kötü şartlar altında yapılan ameliyat onun için iyi olmamıştı. Şimdi bir yoğun bakım odasında sevdikleri onun uyanmasını bekliyordu.

 

Bir taraftan Dilruba'nın uyanmasını bekleyen ailesi, bir taraftan güzel rüyayı bırakıp dönmek istemeyen Dilruba...Ve ona evlenme teklifi eden Yağız oğlan bu acıyla nasıl yüzleşecek?

Bölüm : 14.02.2026 03:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...