47. Bölüm

Kalpler arası yolculuğa var mısın?

Çilem Akpınar
gulumse_gulumse

Her şey bir rüyayla başlamıştı. Küçük bir kız çocuğunun neşeli sesi ve onu mutlu eden bir baba. O baba kızı için bütün dünyayı yıkacak kadar sarmalamıştı. Ama küçük kızının neredeyse sonu oluyordu. Belkide yaptığı onca kötülükler o kadar insanın ahı ve canı bu kız çocuğundan çıkmıştı.

 

Tanıdık sesler işitiyordum ama göz kapaklarımı açıp onlara cevap veremiyordum. Bir şey engel oluyordu bana. Belkide gördüğüm o güzel rüya. Ama Yağız oğlanın sesi kulaklarımdan silinmiyordu. Ne olursun aç gözlerini delibal diyordu. Bu sessizliğin fazla uzamadı mı? Beni hiç mi özlemedin?

 

Özlemiştim oysa ama rüyam daha güzel geliyordu. Orada yuva kurmuş bir kız çocuğumuz bile olmuştu. Anne olmuştum. O baba olmuştu. Kim isterdi böyle rüyayı bırakmak. Taki onun sesini yine işitene kadar.

 

"Dilruba eğer gözlerini açmazsan bilki bu kalp artık atmayacak ve bu beden artık nefes almayacak."

 

Ve ben o andan sonra gözlerimi açmış ve rüyamdan uyanmıştım. Ama ne uyanmak sanki biri elleriyle boğazımı sıkıyordu ve ben nefes alamıyordum. İşte o anda irkilerek bir kalktım. Ve derin nefesi almış o ellerden kurtulmuştum. Fakat gözlerimi açıp etrafa bakındığımda önce ne olduğunu anlayamadım. Neredeydim ben?

 

Bir odada yatağın üzerinde oturmuş dıt dıt ses çıkaran makinelere vardı.

Ağzımda maske, üzerimde hastane kıyafetleri en son bana ne olmuştu? Ben her şeyi sorgularken birden kapı açılmış ardı ardına beyaz önlüklü iki doktor bir hemşire girmiş şokla bana bakıyorlardı.

 

"Dilruba hanım uyanmışsınız."

 

"İnanamıyorum bu bir mucize!"

 

"Hemen ailesine haber verin."

 

Her birinden ayrı ses çıkarken başıma giren ağrıyla ellerim direk başıma gitmiş gözlerimi kapatmıştım.

 

"Allah aşkına biri burada ne olduğunu anlatacak mı?"

 

Tabiiki önce anlatmamışlardı. Önce beni bir güzel muayene etmişler baştan aşağı bir yoklamışlardı. Sonrada o sorularımın cevabını almıştım. Ben tam tamına bir aydır komadaymışım. Doktorlar tam ümidini keseceklerken birden uyanmışım. O yüzden mucize demişlerdi. Uyanmam bir mucize olmuştu. Fakat bu halde olmam başımdaki cipten dolayı olduğunu öğrendiğim gibi birden tüm olanları hatırlamaya başlamıştım. Kaçırılma anından her şeyine kadar. O şerefsiz Alex'in yaptıkları aklıma geldikçe sinir krizine girmiş ağlamaya başlamıştım.

 

Doktorlar beni teselli etmeye çalışsada sakin olamamıştım. Benim ailemi görmeye ihtiyacım vardı, benim arkadaşımı, Yağız oğlanımı görmeye ihtiyacım vardı. En son onların canınıyla tehdit edilmiş kendimden vazgeçmiştim. Şimdi iyi olduklarını görmem gerekiyordu. O korkuyla ne kadar ağladım bilmiyorum taki odanın kapısı birden açılıp abim girene kadar, gözyaşları içinde elimi ona uzatarak bu kötü rüyanın artık bitmesini istemiştim. Abim koşar adım yatağa oturup elimden tutuna kadar hıçkırıklarım durmamıştı. Sıcak kollarıyla bedenimi sararken bakışlarım kapıdan giren anneme babama Feride'ye ve Yağız oğlana takılı kalmıştı.Hepsinin iyi olduğunu görünce dilimden sadece şu cümleler dökülmüştü.

 

"Çok şükür Allah'ım!"

 

Sevdiklerimin dilindende aynı kelime dökülmüştü , çok şükür Allahım!O sevinçle o gözyaşıyla birbirimize sımsıkı sarılmış, annemin göğsünde daha çok ağlamıştım.

 

"Anne ben artık bitti sanmıştım. Bir daha sizi göremem. İlk defa bu kadar çok korktum. O pislik size zarar verecek diye çok korktum."

 

Annem şefkatli sesiyle geçti demişti geçti güzel kızım ama geçecek miydi bilmiyordum? Ailemle arkadaşımla sarılırken sadece bir kişi kalmıştı. Oda Yağız oğlan. Benden uzakta kapıya yakın bir duvara yaslanmış gözleri dolu halde bana bakıyordu. Sanki gelmeye cesaret edemiyormuş gibiydi.

 

"Yağız oğlan ne o öyle uzakta otobüs bekliyor gibi dikiliyorsun? Yoksa kalbin duracak bir yol bulamadı mı?"

 

Acıyla tebessüm ederken sağ gözümden düşen bir yaşı elimin tersiyle silip ona bakmaya devam ettim. Bizimkiler odadan çıkmış bizi yalnız bırakmışlardı. Kollarımı iki yana açarak bu defa mutlulukla tebessüm ettim.

 

"Artık vuslat vakti yakışıklı!"

 

Sözümü tamamladığım an sanki bunu bekliyormuş gibi sırtını duvardan ayırıp adımlarını bana yönlendirerek kollarımın arasına girmiş ve vuslatımız gerçekleşmişti.

 

Hemen elleri belimi bulmuş bedenimi kendine hapis etmiş başını ise boyum girintimi saklayarak sımsıkı sarılmıştı. Ama sonra kulaklarıma hıçkırıklarının sesi ulaşınca ağladığını anlamıştım. Daha fazla kendini tutamamıştı ve benim Yağız oğlanım Dilrubası için ağlıyordu.

 

"Çok şükür bana geri döndün. Çok şükür Allah dualarımı kabul etti. Çok şükür beni duydun."

 

Hıçkırıkları arasında konuşmaya çalışırken diğer taraftan beni daha çok göğsüne yaslıyor daha çok sarıyordu sanki kimse bir daha bana dokunmasın ondan almasın diye.

 

***

 

"Dilruba sana bir şey olacak diye nasıl korktum bir bilsen?"

 

Yağız oğlan sanki bir rüyadaymış gibi varlığıma inanmaya çalışıyor bunu kanıtlamak için yüzümde öpmediği yer bırakmıyordu. Şu anda o küçük yatağa ikimiz yan yana yatmış benim yüzüm onun ellerinin arasında gözlerimden başlayıp dudaklarıma kadar öpücüklere boğuyordu. Ha şikayet ettiğim yoktu çünkü halinden baya memnundum. Her bir noktamda dudaklarının sıcaklığı hissettiğimde kendimde yaşadığıma inanıyordum. Başımı çenesine yaslayıp derin bir iç çektim.

 

"O adamın sonu geldi değil mi? Yani o cip yüzünden bir şey yapmadı."

 

"Evet güzelim şu anda hapiste, onunla birlikte o örgütte bulunan herkes içeride. Defne'nin babasıda dahil."

 

Duyduğum haberle mutlulukla gülümserken elimi kaldırıp parmaklarımla sakallarını yavaşça okşadım.

 

"Teşekkür ederim söylediğimi yaptığınız için onların sonunu getirdiğiniz için. Yoksa bu utançla yaşayamazdım. Eğer cipteki bilgileri kullansalardı kötülükleri bitmeyecekti ve çok insanın canı yanacaktı."

 

Bu düşünce beni hala korkuturken onların sonunun geldiğini bilmek içimi rahatlatmıştı.

 

"Peki beni nasıl buldunuz?"

 

"Defne'nin babası sayesinde. Alex kendini akıllı sanıyordu ama değildi. O adamla buluşması bizi sana getirdi."

 

Ya getirmeseydi? Sanırım orada ölüp gidecektim. Bulduklarında bile ölümün kıyısındaydım. Günlerce yatmama rağmen bedenim çok yorgundu. Sadece uyumak istiyordum. Bu defa başımı yakışıklının omzuna yaslayıp gözlerimi kapadım.

 

"Kendimi çok yorgun hissediyorum. Bu yaşadıklarımı sanırım uzun süre unutamayacağım. O adam Feride'nin kazasını, babamı dövdürdüğünü canlı canlı izletti bana. Sonra siz, sizede bir şey yapacaktı. Eğer engel olmasam düşünemiyorum bile."

 

"Şişt geçti güzelim. Artık her şey bitti. Artık korkmana, saklanmana yada yanında korumayla gezmene gerek yok. Bitti ve artık özgürsün."

 

Evet artık özgürdüm. Yıllardır korkuyla yaşadığım her an bir yerden çıkacak bana zarar verecek diye sokaklarda gezemediğim dönem bitmişti. Bende bir tek iz bırakmıştı oda sağ tarafımda olan iz. Oda benimle ölene kadar var olacaktı.

 

***

Günler geçerken iyileşme sürecimde hızla ilerliyordu. Kendimi toplamam ameliyatın etkileri derken hastanede kalmam tam tamına üç hafta sürmüştü. Bunun nedeni diğer böbreğimin birazcıkta olsa hasar almasıydı. Evet o beyin ameliyatı bana bir hasar bırakmamıştı ama o depoda yaşadıklarım günlerce aç ve susuzluk tek böbreğime etki bırakmıştı. Fakat onunlada baş etmesini bilmiştim

 

Tabii ailem ve doktorum sayesinde iyileşmiştim. Tek böbreğimide kurtarmıştık ama bundan sonra daha dikkat etmem gerekiyordu.

 

Bu sözü doktoruma vererek hastaneden taburcu olmuş Ankara'ya evimize dönmüştük. Bu süre zarfında kalbim birazcık kırıktı. Neden mi? Bilin bakalım neden? Bir adet yakışıklı yüzünden. O yakışıklı neyi unutmuştu? Bana ettiği evlilik teklifini...Adam ettiği teklifi unutmuştu cidden şaka gibiydi. Bende iyice utanmaz olup soramıyordum. Öfkem dahada artıyordu. Acaba pişman mı oldu desem? Yok pişmanda değildi. Adam bir saniye dibimden ayrılmıyordu. Ama evlilik konusuda açmıyordu bile. Biz olduğumuz yerde beklerken abimle Feride çoktan atağa geçmiş gidiyorlardı. Çünkü haftaya sevgili arkadaşımı abime istemeye gidiyorduk. Gerçi onlar beklemek isteselerde ben izin vermemiştim. Artık hayatımızı ertelemenin zamanı değildi.

 

"Kız söyle bakayım bana heyecanlı mısın?"

 

Odamda yatağıma uzanmış Feride'mle görüntülü konuşuyorduk. Kendisi annesinin evinde Antalya'da hazırlık yapıyordu. Gönül isterdi ona yardım etmek ama bizimkiler izin vermediği için yanına gidememiştim. Daha iyileşme sürecim bitmemişti güya ama ben gayet iyiydim.

 

"Ay Dilruba heyecanlı olmam mı? Daha bir hafta var ama ben şimdiden kalpten gideceğim. Düşünsene bir zamanlar platonik olduğum aşkımla evleneceğim. Kim derdi sen git en yakın arkadaşının abisine aşık ol sonrada onunla gelin görümce. Valla şaka gibi derdim. "

 

O an bende bir şey çark etti.

 

"Kız ben şimdi senin görümcen olacağım değil mi?"

 

"Evet bende gelininiz olacağım ne güzel değil mi?"

 

Ah saf arkadaşım daha oda benim gibi durumu çakmamıştı.

 

"Evet bebeğim sen gelin ben görümce. Sevdim bu durumu ben. Özellikle abim için süper olacak süper."

 

Feride bana saf saf bakarken ben sinsice gülümsedim.

 

"Süper olacakta abin için neden olacak orasını anlamadı ben?"

 

Ah Feride beni kimse anlayamaz. Üstelik içimdeki o cadıyı kimse anlayamazdı.

 

"Neyse sen boşverde bu yakışıklıya ne diyorsun? Resmen teklif ettiğini hiç dile getirmiyor. Ne olacak böyle?"

 

Feride bilmiyorum dercesine dudaklarını bükerken bende dudaklarımı bükmüştüm. Tam o andada kapım çalmıştı.

 

"Girebilirsiniz."

 

Kim olduğuna merakla bakarken kapı açılıp benim afeti devran girince mutlulukla tebessüm ettim. Hemen telefonu yatağa bırakıp ayağa kalkarak ona doğru koşup kollarına atladım.

 

"Sen ne zaman geldin?"

 

Kollarıyla beni sımsıkı sararken yüzünü saçlarıma gömmüş kokumu içine çekmişti.

 

"Bugün geldim ve gelir gelmez soluğu senin yanında aldım."

 

"İnsan bir haber verir ya!"

 

Hem özlemle sarılıyor hemde konuşup duruyordum valla bendeki bu çene yok muydu fenaydı. Yakışıklı yüzünü saçlarımdan çekerek yüzüme bakıp elleriyle yanaklarımı iki yandan kavradı.

 

"Süpriz olsun istedim. Hem sen nasıl oldun iyi misin? "

 

Sağ yanağımı eline yaslarken gülümsedim.

 

"İyiyim seni gördüm daha iyi oldum."

 

Bir haftadır İstanbul'da olduğu için yakışıklı yüzüne hasret kalmıştım. Yüzümü ellerinden çekip kolundan tuttuğum gibi yatağa çekiştirdim.

 

"Gel bakalım bensiz neler yaptın anlat hemen!"

 

İstemsizce gülümserken bana uymuş onu çekiştirmeme izin vermişti. Yatağıma oturup yüz yüze bakarken anlatacaklarını merak ediyordum. Çünkü annemin yani öz annemin mezarını bulacağım diye söz vermişti.

 

"Buldun mu mezarı? Telefonda da bilgi vermedin ki çatladım meraktan."

 

Telefon deyince aklıma Feride'nin gelmesiyle arkamı dönüp heyecanla bıraktığım telefona baktım. Yağız oğlanı görünce Feride'yle konuştuğumu unutmuştum. Arkadaşım unutacağımı anlamışki aramayı çoktan kapatmıştı. Telefonun kapandığını görünce tekrar yakışıklıya döndüm.

 

"Ee konuşmayacak mısın? Bulamadın mı yoksa?"

 

Japon gözleri gözlerimi bakarken bir anda bulamadı sanmıştım.

 

"Buldum." Demesiyle derin bir oh çektim.

 

"Oh çok şükür. Öyle bakınca bulamadın sandım."

 

"Buldum güzelim. Hatta babanın mezarıyla yan yana."

 

Baba sözünü duyunca içim titredi. O adama dair hiç bir şey duymak istemiyordum.

 

"Onun mezarını dahi görmek istemiyorum. Benim tek istediğim annemin mezarı bir kez görmek. Diğeri önemli değil."

 

Diğeri sadece rüyalarımda kalan bir anıydı. Sadece rüyadan ibaretti. Bana bıraktığı onca acıya karşı asla onu affetmeyecektim. En önemlisi kötü bir adam olduğu için affetmeyecektim. Onca insanın ahını alan bir insan öyle bir adam benim babam olamazdı. Ama annem o farklıydı. Beni kötülüklerden korumak istemişti fakat kocası her şeyi maffetmişti.

 

"İstersen bu akşam yola çıkalım. Ben bir otobüs ayarlarım onunla gideriz."

 

"İkimiz için koca otobüs ayarlaman normal mi?"

 

Cidden normal değildi. Eli yanağımı bulup makas alırken sinsice gülümsemiş kalbimi tam on ikiden vurmuştu.

 

"Neden normal olmasın güzelim. Hem geçmişi yad ederiz tekrar." Demesiyle bu sefer bende kocaman sırıttım.

 

"Bak o güzel fikirmiş afeti devran."

 

Son sözüyle kahkahaya boğulurken dayanamayıp kollarımı boynuna sarmış onu kendime doğru çekmiştim.

 

"Ah be umarım bu afeti devranlığını benden başka kimse görmüyordur."

Hala gülmeye devam ederken belimden tuttuğu gibi beni kucağına çekmiş böylece daha yakınlaşmıştık. Boynundaki ellerimi gevşetirken başımı geriye atıp yüzüne baktım.

 

"Şey Yağız oğlan hiç bir şey unuttuğunu felan hatırlıyor musun?"

 

Kaşlarını çatarken ben daha nasıl pot kıracağımı düşünüyordum. Pot kırdığımı anlasın istemiştim ama bu öküzde anlayacak yüz yoktu.

 

"Yok hatırlamıyorum güzelim. Hem ne gibi bir şey unuttum ki? "

 

"Allahım sabır ver bana güzel Rabbim!"

 

Ben öfkemle baş etmeye çalışırken bilin bakalım o ne yaptı?

 

"Aha buldum unuttuğum şeyi. "

 

"Neymiş?"

 

Parmakları dudaklarımı bulup yavaşça okşarken gözleri ateş gibi parlıyordu.

 

"Uzun zamandır bu dudişlerden nefes almadım onu unuttum."

 

Dedi ve bende her şey koptu. Dudaklarımda ki parmaklarını nasıl yiteledim kucağından nasıl kalktım ben bile bilmiyordum. Ayağa kalkıp odanın ortasında dönmeye başlamış diğer yandanda yakışıklıya saydırıyordum.

 

"Yağız sen varya geçekten odunsun, öküzsün. Allahım hatırladığı şeye bak. Dudişlermiş."

 

O bana şokla bakarken hala saydırmaya devam ediyordum taki abim gelip onu odamdan çıkartana kadar yoksa iyi şeyler olmayacaktı.

 

Ve biz o gün bütün kızgınlıklarıma rağmen yola çıkmıştık. Ben Yağız oğlan ve abim...Resmen artık ayrılmaz üçlü olmuştuk gerçi abimle yakışıklı ayrılmaz ikili olmuştuda neyse. Yağız oğlanın dediği gibi İstanbul'a otobüsle gidiyorduk.

 

"Evet sayın yolcular kalpler arası yolculuğa hoşgeldiniz!"

 

Sanırım size bir kişiyi eksik saymıştım. Aşkımızın baş tanığı Hüseyin...O memoli saç modeliyle, elinde mikrofon otobüste olmayan yolculara hoşgeldiniz diyordu. Bu haline gülümserken oda bana ters bakış atmayı ihmal etmemişti.

 

"Hoşbulduk sahte memoli!"

 

"Ayıp oluyor yenge sahte felan. Sen önce üstündeki cırtlak pembe elbisene bak."

 

Söyledikleriyle gözlerimi büyütürken bakışlarım üstüme kaydı. Yani biraz cırtlak olabilirdi ama bu elbiseyi giymek istemiştim. Üzerinde küçük küçük papatyalar olan bir elbise. Çünkü anneminde böyle bir elbisesi varmış. Bir resimde görmüştüm. Ondan dolayı o elbiseye benzeyen bir elbise bulmuşlardı canım ailem.

 

"Hüseyin senin çenen yine düştü. Hadi bize kahve servis et."

 

Hüseyin Yağız oğlandan aldığı emirle kahve hazırlamak için arkaya geçerken ben koltuğuma iyice yerleşip dışarıyı izlemeye başladım. Gece olmasına rağmen bizi takip eden bir dolunay vardı.

 

"Abi sence annem hissetmiş midir?"

 

"Neyi güzelim?"

 

"Ona gittiğimi..."

 

Abim ellerini uzatarak koluma dokunurken başımı çevirip ona baktım.

 

"Anneler ölse bile hisseder. Evlatlarını her zaman hisseder."

 

Yan koltukta oturan abime umutla bakarken kulağıma bir müzik sesi çalındı.

 

Ferdi Tayfur İçim yanar yanar...

 

Başımı çevirip şoför koltuğunda oturan yakışıklıya baktığımda dikiz aynasında bakışlarımız kesişmiş ve o karizmatik göz kırpmasını yapmıştı. Heyecanla elim kalbime giderken mutlulukla tebessüm ettim.

 

"Sanki bu anıyı bir kez daha yaşadık gibi."

 

"İçim yanıyor kızım sana!"

 

"Hop ağır ol lan!"

 

Evet biz kaldığımız yerden devam ediyorduk. Yakışıklı romantik olmaya çalışıyor ve abim engel oluyordu.Ama bana engel olamazdı. Elimi dudaklarıma götürüp öpücük atarak ona yolladım ve cilveli şekilde bir gülümsedim işte o an yakışıklının içi gitti. Oh olsun her zaman benim mi içim gidecekti?

 

Sonraki saatler ise Yağız oğlan hep bizim şarkılarımızı açmıştı.

 

Tum hi ho, ilk dans ettiğimiz şarkımızı.

 

Niye beni üzüyorsun Müjgan, ilk atışma şarkımızı.

 

Aşkına pervaneyim, ikinci romantik anımız olan şarkıyı.

 

Ama bir şarkıyı unutmuştu tam onu neden çalmıyorsun diye soracaktım çoktan İstanbul sınırlarına gelmiştik. Yavaş yavaş gökyüzü aydınlanırken bu yollar beni anneme götürüyordu. Hiç görmediğim, kokusunu duymadığım. Benim hasretinle yanan ve hasretle bu dünyadan göçüp giden. O yüzden içim buruktu ama heyecanlıydı. Bir taraftan gözyaşı bir taraftan mutluluk. İlk tanışma anı.

 

Gittik yollar ilerledi hava tam aydınlandı ve nihayet annemin mezarlığına gelmiştik. Titreyen bacaklarımla otobüsten inerek derin nefes aldım. Abim elimden sımsıkı tutarken diğer yanımda da sevdiğim adam vardı. İki dayanma sebebim, iki nefes alma sebebim. Adımlarla ilerledik ve onun mezarını gördüm. Daha gözyaşlarım o mezarlığın kapısında başlamıştı şimdi akmaya devam ediyordu. Bakışlarım yanındaki mezara kayarken rüyalarımda babasıyla mutlu olan kız aklıma geldi. Mutluluktan havalara uçan kız çocuğu. Ama o kız çocuğunu babam kendi elleriyle öldürmüştü. O yüzden bakışlarımı ondan çekerek beni doğuran kadının mezarına ilerleyip tam ayak ucunda durdum.

 

"Ben geldim. "

 

Sesim titrerken bütün vücudum titriyordu.

 

"Biraz geç kaldım biliyorum ama bizimde vuslatımız bu zamanmış. Gönül isterdi seninle hayattayken karşılaşmak hayattayken sarılmak ama nasip değilmiş. Bu yüzden kalbimin bir tarafı hep buruk kalacak. Olsun geldim seni buldum yeter bana. Umarım sende beni görüyorsundur. Hasret kalmış evladını. Ben teşekkür ederim beni o adamla büyütmediğin için. Teşekkür ederim beni seven bir aileye verdiğin için. Gözün arkada hiç kalmasın onlar çok iyi baktılar bana. Hiç bir zaman hissetmedim evlatlık olduğumu. Kendi evlatlarından ayrı görmediler. Belkide o adamın yaptığı tek iyilik beni onlara vermek oldu. Bu sayede bana canını verecek kadar bir abim oldu.

 

Hastalandığımda başımda bekleyecek bir anne baba oldu. O adamın yaptığı tek iyilik buydu. Gerisi ise boş. Umarım sende yattığın yerde mutlusundur annem, umarım bu dünyada gülmeyen yüzün orada güler. Umarım hasret kaldığın evladının acısını biraz olsun diner benim güzel annem, göremediğim sarılamadığım kokunu hiç zaman bilemediğim güzel annem!"

 

Son sözlerimden sonra bende artık her şey kopmuştu. Dizlerimi yere koyarak, avuçlarıma toprağını alarak hüngür hüngür ağlamıştım. Geçmeyen acıma, dinmeyecek ateşime ağlamıştım. Sonra onu Yağız oğlanla tanıştırdım. Afeti devran bir damat adayın dedim. Abimle tanıştırdım ve vedamı ederek yine geleceğimi söz vererek yanından ayrıldım. Ondan giderken içim on katı daha acımış ardımda bırakmak koymuştu. Bu yaralarımı saracak güzel ailemin yanına gitmek için ise yeniden yola çıkmıştık. İstanbul'u gezelim demişlerdi kafanı dağıt demişlerdi ama canım hiçbir şey istemiyordu. Sadece beni büyüten annemin şefkatine ihtiyacım vardı. O yüzden dinlenmeden yeniden yola çıktık. Ama yemek molası vermek için bir yerde durmak zorunda kaldık. Diğerleri için aç yola çıkmak olmazdı.

 

Mola yerinde kendimize bir masa bulup hemen oturduk. Herkes kendine yemek alırken ben sadece boş boş masaya bakıyordum.

 

"Dilruba yapma güzelim hadi bir şeyler geçsin boğazından."

 

Yağız oğlanın bütün ısrarlarına karşı bir iki kaşık yemek boğazımdan gitmişti. En son çay içerken Yağız oğlan bir şeyler bahane ederek yanımızdan ayrıldı. Hareketleri bir tuhaftı abime kaş göz işareti yapmış bir şeyler mırıldamış gitmişti. Ne kadar üzüntülüde olsam gözümden hiçbir şey kaçmıyordu.

 

"Siz ne karıştırıyorsunuz?"

 

Abime merakla sorarken o birden elimdeki çay bardağını alarak masanın üzerine koydu ve ayağa kalktı. Daha ne oluyor diye sormadan yanıma gelip kolumdan tuttuğu gibide beni kaldırmış hızlıca yürümeye başlamıştık.

 

"Abi Allah aşkına ne oluyor? Ne bu acele? Yoksa kötü bir şey mi oldu?"

 

Abim yok bir şey desede korkmaya başlamıştım. Dışarı çıktığımızda tekrar ne oluyor diye soracakken yüksek sesle bir şarkı duyuldu. Kim bu kadar yüksek sesle şarkı dinliyor diye etrafıma baktığımda karşımda gördüğüm otobüsle kalakaldım. Bir anda şarkıda tanıdık gelince her şey kopmuştu.

 

Müslüman Gürses'ten Seni yazdım çalıyordu hemde bizim Yağız oğlanın otobüsünden son ses. Şok olmuş vaziyette ellerimi dudaklarıma götürerek istemsizce ay diye bir bağırmışım. Çünkü o otobüsün camında kocaman pankart asılmış yazılar vardı.

 

Ne yazıyordu biliyor musunuz?

 

"Küçücük dünyamda bir bilsem seni, görünmez yazıyla yazdım kalbime delibalım. Şu viran kalbim seninle hayat buldu ve seninle hayat bulmaya devam etmek istiyorum. Bu biçare yakışıklıyla sonsuza kadar kalpler arası yolculuğa çıkmak ister misin?"

 

Hem yazıyı okuyor hemde mutluluktan ağlıyordum. Bakışlarım otobüsün kenarında ellerinde bir buket güllerle duran Yağız oğlana kaymıştı.Gözlerindeki parıldamayı aşkı gördüğüm an kalbim elden gitmişti artık. Yavaş adımlarla bana doğru gelmeye başlayınca dayanamadım bende ona doğru yürümeye başladım ve karşı karşıya durduğumuz an derin nefes verdim. O elindeki gülü uzatırken titreyen ellerimle gülleri aldım. Sonra benim yakışıklı önümde diz çökerek elindeki yüzük kutusu açıp konuşmaya başlamıştı.

 

"Küçücük dünyamda bir bilsem seni, görünmez yazıyla yazdım kalbime delibalım. Şu viran kalbim seninle hayat buldum ve seninle hayat bulmaya devam etmek istiyorum. Bu biçare yakışıklıyla sonsuza kadar kalpler arası yolculuğa çıkmak ister misin?"

 

Pankartta yazılı olan sözleri sesli dile getirince dudaklarımdan bir hıçkırık koptu ve mutlulukla tebessüm ederken başımı salladım.

 

"Delibal sesini duyur bana güzelim."

 

"Evet japon gözlüm evet gamzeli yarim seninle sonsuza kadar kalpler arası yolculuğa çıkarım." Dediğimde Yağız oğlan o sevinçle kutudaki yüzüğü parmağıma takıp beni kucaklayarak etrafında döndürdüğünde mutluluk kahkahalarım etrafta yankılanmıştı. Ardından ıslık ve alkış sesleride bize eşlik etmişti.

 

Düşünün bir mola yerinde yemek yemek için duruyorsunuz ve bir anda dışarıya çıktığınızda Müslüm baba şarkısını işitiyorsunuz ardından otobüsün camında kocaman pankartla sözler görüyor ve herkesin önünde çok güzel evlilik teklifi alıyorsunuz. İnanın bu benim hayallerimin bile ötesinde bir şeydi.

 

Yağız oğlan en son durduğunda ayaklarımı ayaklarının üstüne bastırıp yüz yüze kalmamızı sağladı. Elleriyle belimi sımsıkı tutarken sıcak nefesi yüzümü esip geçti.

 

"Bu bir rüya uyanılmayacak kadar çok güzel rüya. "

 

Sessizce fısıldarken hala bütün bunların gerçek olduğuna inanamıyordum

 

"Rüya değil güzelim. Bu bizim gerçeğimiz. Aşkımızın başladığı yerde geleceğe ilk adım atmamız. O yüzden rüya değil. Bir gün bu mola yerinde senin en güzel sakarlıklarınla başlayan aşk hikayemiz. Bu odun herifi dize getiren güzel bir delibalım hikayesi ve o delibal artık benim karım olacak."

 

 

 

***

Harika bir evlilik teklifi ve harika çiftimiz. Bence artık mutlu olmayı hakettiler ve bundan sonrası çok güzel şeyler olacak. Çünkü düğünümüz var düğünümüz.

 

 

Bölüm : 28.02.2026 03:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...