13. Bölüm

-10-

Ayşenur Sedef
haizea_

Her insan hayatında doğru zamanı beklerdi. Bazıları kariyer, bazıları aşk için. Bunu ne zaman düşünsem beklemenin belirsizliğe yol açtığına karar veririm. Doğru zamanı sadece beklemeden, onun için çabalamalıyız. Önümüze çıkan engeller ‘’Acaba doğru zaman değil mi?’’ düşüncesini bize aşılar ve durmamızı, zaman kaybetmemizi sağlar.

Önümde bir sürü sahte insanın toplandığı bir yemek engeli vardı. Bunu aşabilirsem Aden ile doğru zamanı yakalayabilirdim. Annesinin sahte gülüşleri, Nihal’in yalakalık yapmak için uyum sağlaması, Ahsen ve Aden’in birbirine attığı imdat bakışları, telefonda eşiyle kavga eden bir yönetmen ile aynı masada aklımı korumaya çalışıyordum.

Aden ile konuştuktan sonra Altay komiserin yanına gitmeyi planlıyordum. Ne zaman karakolda olacağını öğrenmem lazımdı. Ahsen’e hemen geleceğimi söyleyerek bahçeye çıktım. İnsan sesinden uzaklaşınca elim ile başımı tuttum.

Direkt Altay’ı arasam şüphe çekebilirdi o yüzden Ferda’nın numarasına tıklayarak kulağıma götürdüm. Beklesem de cevap gelmemişti. Pes etmeden tekrar aradım.

Açtığında arkada polis sirenleri duyuluyordu. Ferda nefes nefese ‘’Ne var Alara?’’ dedi.

‘’Ne oluyor orada?’’

‘’Bir hırsızı kovalıyorum. Eğer katili bulduğun için aramıyorsan sana söveceğim.’’ Cevap verecekken ‘’Teslim ol!’’ diye bağırdı.

‘’Ben vaktini almayayım en iyisi. Acaba Altay hangi saatlerde karakolda olur?’’

Bana cevap vermeden uzun bir süre nefes seslerini dinledim. ‘’O adam her daim karakolda. Bu konuda manyakta biraz.’’

‘’Ben cevabımı aldım. Sana kolay gelsin.’’ Kapatmadan önce son kez ‘’Kaçma lan şerefsiz!’’ dediğini duydum. Kendi kendime ‘’Umarım yakalar.’’ Diyerek kapattım.

Ayaklarım geri geri gitse de masaya geri döndüm. Tam oturacağım an Aden bağırdı. ‘’Demek beklediğimiz telefon geldi. Biz hemen gidelim Alara.’’

Ben dahil masadaki herkes anlamsız bakışlarla Aden’e bakıyordu. ‘’Çok acil işimiz var. Size afiyet olsun.’’ Kolumdan tuttuğunda başımı arkaya çevirdim. Ahsen köpek yavrusu bakışlarıyla baksa da onu çağıramazdım.

Olabilecek en hızlı şekilde restorandan çıkmış hatta kaçmıştık.

‘’Aden Bey haftada bir sizinle restorandan mı kaçacağım ben?’’

Uzaklaştığımızda yavaşlayarak kolumu bıraktı. ‘’Mesaiye say bunları.’’ Artık ciddi durmak zorunda kalmadığından gevşeyerek gülümsedi. ‘’Bu sefer nereye kaçıyoruz?’’

‘’Bilmem. Genelde bu kısmını düşünmüyorum.’’ Gülerek kafamı salladım. ‘’Biraz sakin bir yere gitsek.’’

Yüzümün düştüğünü görünce kaşlarını çatarak bana baktı. ‘’Tabi, nasıl istersen. İleride bir yer var genelde müşterisi olmaz.’’

Gidene kadar pek fazla konuşmadık. Ağzından laf almak için önce benim bir şeyler anlatmam gerekiyordu. Geldiğimiz yere göz gezdirdiğimde tek müşterisinin biz olduğunu fark ettim. Duvarlarında çizimler olan, küçük bir yerdi. Üstü sarı ışıklı lambalar ile aydınlatılmış masaya geçtim. Uzun bir masa olsa da bir tek biz olacağımız için sorun olmazdı.

Elimi masaya bastırarak tek kişilik bar sandalyesine oturdum. Aden de karşıma geçerek garsona el salladı. Genç garson koşarak yanımıza geldi. ‘’Hoş geldiniz. Ne alırdınız?’’

Aden göz ucuyla bana baktı. ‘’Sanırım biraz dertliyiz. Biz iki bardak beyaz şarap alalım.’’

Garson gülümseyerek ‘’Tabi, dertli olan herkese önerimizdir. Hemen geliyor.’’ Dedi ve mutfağa doğru ilerledi. Sadece yüzümün düşmesinden bir sıkıntım olabileceğini düşünmüştü.

Dirseğini masaya yasladı. “Anlatır mısın yoksa sorayım mı?”

Tepkisini görmek için “Siz dertli diye benden mi bahsediyordunuz? Merak etmeyin bir sıkıntım yok.” Başını avucunun içine koydu. “Ciddi olamazsın Alara. Hadi anlat ne oldu?”

Yutkunarak bakışlarımı kaçırdım. Bu sırada garson bardakları önümüze bıraktı. “Böyle şeyleri anlatmada pek iyi değilim.”

“Sen anahtar kelimeleri ver ben anlarım.”

Biraz yalan biraz gerçek katarak “Kendimi bazen çok suçlu hissediyorum.” Dedim. Parmaklarını bardakta gezdirirken dikkatle beni dinliyordu. “Ne konuda?”

Yaşananlar beynimin bir köşesinden baskı yapıyordu. İçimdeki ses anlat her şeyi kurtul dese de yapmayacaktım. Kendimi kontrol edebildiğim için bu işte ilerleyebiliyordum.

“Herkes çok sevdiğiniz birini kötü bilse ne yapardınız?”

Cevap vermesini beklerken şaraptan bir yudum aldım. “Gerçekten kötü mü peki?”

Bu soruyla yıllar başa çıkmaya çalışıyordum. Gerçekten kötü mü? Hayır dediğim kendimi kandırdığımı, evet dediğimde ise haksızlık ettiğimi düşünüyordum.

Beni anlayarak uzun uzun baktı. “Sanırım cevabı sende bilmiyorsun.” Cevabı bulmaya çalışarak yıllarımı geçirmiştim. Sonucunda ne vardı? Belirsizlik, vicdan azabı, korku.

“Belki de kesin emin olana kadar senin zihninde nasılsa öyle kalmasına izin vermelisin.”

“Ya kendimi kandırıyorsam?”

Gülümsedi. “Bazen mutlu olmak için kendini kandırman gerek. Mutlu mu olmak istiyorsun yoksa haklı olmak mı?”

Hiçbir şeyi bilmeden bu kadar doğru sorular sorması beni şaşırtmıştı. Ne kastettiğimi düşünüyordu bilmiyordum ama bir şekilde aynı noktada buluşabiliyorduk.

 

“Haksız çıkarsam hiçbir şeye güvenim kalmaz.” Gözlerini devirdi. “Bence şu anda hiçbir şeye güvenin yok Alara.” Beni inceleyen gözlerine baktığımda öylece kaldım. Sadece bakıyor ve beni görüyordu. Bunu nasıl yaptığını bilmiyordum ama bu beni korkutuyordu. İç sesim “Sanırım seni hiç tanımayan biriyle dertleşmeye ihtiyacın varmış.” Dediğinde istemesem de hak verdim.

“Peki siz Aden Bey?” Son kalan yudumu kafaya dikti.

“Bana Bey diye hitap eden birine derdimi anlatmam.”

Parmaklarımla masada ritim tutarken güldüm. “Tamam o zaman. Sen nasılsın Aden?”

Cevap vermeden uzun süre gözlerimin içine baktı. Onu konuşması için zorlamadım, zaman verdim. Anlatacağı şeyler oldukça önemliydi ve hiçbir şeyi gözden kaçırmamam gerekiyordu.

“Nasıl olduğumu bilmiyorum. Hiç kendim karar vermedim.” Garson gelip içkileri tazelerken sessiz kaldık. Bana baktığını bilsem de gözümü bardaktan çekmedim.

Garson yalnız bırakmak için hemen doldurup içeri geçti. “Küçüklüğümden beri hep kendimi birilerinin piyonu gibi gördüm. Bir şeyler mi yaşadım? Susmamı istiyorlarsa sustum, izin verirlerse konuştum.”

Açık açık “Kimdi bunları yapan?” Diye sordum. Sarı ışığın vurduğu gözleri parlıyordu. Bakışları ne kadar eğlenirse eğlensin hep kırgın, eksik bakıyorlardı. “Bazen yakınlarım, bazen tanımadıklarım.”

Yakınlarım dediği annesi ve amcası olmalıydı. Peki tanımadıkları?

“Nelere sustun?”

Masaya bakan gözleri titredi. Uzun parmaklarının uçları kadehi sıkmaktan beyazlamıştı. İçinde tuttukları iki dudağının arasından çıksa her yeri yıkacak kadar güçlü olmalıydı yoksa tanımama rağmen o bakışlarda ezilmemin başka açıklaması olamazdı. “İnsanlar başkalarının hayatı üzerinde çok fazla rol oynarlar. İstediklerini yapabilecek özgüveni kendilerinde bulduklarında oyuncaktan farkın kalmaz.”

Şu anki Aden’e baktığımda kimsenin bunu yapmaya gücünün yetmeyeceğini düşünürüm. Ciddi tutumu, hislerini belli etmeyen güçlü duruşu ile kimse ona zarar veremez gibiydi. Şimdi ise gözlerine baktığımda rüyamdaki o küçük çocuğu görüyordum. Etrafı sarılmış, savunmasız.

“Bu bahsettiğin tiyatro ile alakalı mı? Kötü insanlar olduğunu söylemiştin.” Vereceği cevap için dört gözle Aden’i izliyordum.

“O tiyatro benden çok şeyimi aldı. Kapısından geçsem orayı yıkmamam için kimse beni tutamaz.”

Tahmin ettiğim gibiydi, Aden o yaşlarında mağduriyeti dibine kadar yaşamıştı. Belki de ona bunu yapanlar bir bir ölen kişilerdi. Şu an çok masum ve her şeyden bir haber gözüküyordu ama kesin bir delil bulana kadar buna inanmayacaktım.

Kadehten bir yudum daha alarak genzimdeki acı tatla beraber yuttum. “Belki de ilk önce kafanızda yıkmanız gerekiyordur.”

Dudaklarını yukarı doğru kıvırdı. “Belki de yıkmam için önce kafamdaki kişilerden kurtulmalıyım.” Anlık kaşlarım çatıldı ve içimdeki şüphe beni dürttü ama bunun bir sürü anlamı olabilirdi. “Sakin ol Alara.” Dedim içimden.

Kadehi elime alarak ortaya getirdim. “Hiçbir şey anlatmasakta birbirimizi anlamamıza.”

Bana eşlik ettiğinde kadehleri tokuşturduk. “İyi ki o gün gizlice davete girmişsin Alara.”

İçtiğim şarap boğazımda kalınca öksürmeye başladım. Zar zor yutmaya çalışırken elimle ağzımı kapattım. Aden bir yandan paniğime gülerken bir yandan da nazik bir şekilde sırtıma vuruyordu. “Tamam söylemedim say, sakin ol.”

Kendimi durdurarak kadehi masaya bıraktım. “Sizde Aden Bey, sizde.”

Ağzında geveleyerek “Geldi yine Bey takısı.” Dediğinde duymamazlıktan geldim. “Bu arada bugün annenize size geldiğimi söylemiş olabilirim.”

Anında kafasını döndürdü. Sanırım çok ani söylemiştim. “Anneme mi? Neden?”

Elimden geldiğince şirin olmaya çalışarak “Bana biraz laf soktu da.” Dedim. “Sanırım sizi fazla kıskanıyor.”

Annesinden bahsettiğimde ruhsuz bir hale bürünüyordu. Ne gözlerinde ne de konuşmalarında herhangi bir duygu kırıntısı yoktu. “O öyledir takma sen.”

Bahsettiği annesiydi ama sanki yeni tanıştığı bir yabancıyı anlatıyordu. Sanki herkesten çok annesine kırgındı, baş edemediği içinde bir yabancı belki de bir iş arkadaşı olarak görüyordu.

“Ben sana nasıl bunları anlatıyorum?”

“Nasıl yani?”

“İlk kişisin, anlattığım ve pişman olmayacağımı bildiğim. Nasıl bu kadar eminim bilmiyorum ama sana her şeyimi anlatabilirmişim gibi geliyor.”

Ellerimi iki yana açtım. “Güven veren bir insanımdır genelde.”

Gülerek “Annem içinde öylesin sanırım.” Dediğinde ben de gülmeye başladım. “Sormayın o kadar güven vermişim ki nefret ediyor gibi bakıyor. Bu arada annenizi sevmiyorum.”

Birden söylediğimde gülüşü daha da büyüdü. “Çok net bir insansın.”

“Nihal’i de sevmiyorum.”

Dudaklarımı araladığımda aynı anda “Diziyide sevmiyorum.” Dedik. Konuyu değiştirerek ‘’İlk oynadığım iş neydi biliyor musun?’’ diye sordu.

‘’Neydi?’’

‘’Şu saçma pembe dizilerden. İbret almak üstüne kurulu olanlar.’’

Şaşkınlık ve gülme arasında gidip geliyordum. ‘’Ciddi olamazsınız.’’

‘’Maalesef ciddiyim. Hayatımın en garip deneyimi olabilirdi. Daha sonra kariyerim oradan devam etmedi iyi ki.’’

Sohbet devam ettikçe bir sürü şeyden konuştuk. Anlattıklarımın çoğu yalan olsa da Aden fark etmediğinden şanslıydım. Saat geç olunca hesabı ödeyip çıktık. Güneş çoktan batmış, hava serinlemişti. Kollarımı önümde bağladım. ‘’Sizinle toplantılardan kaçmak eğlenceli bir aktiviteymiş.’’

‘’Öyledir. Sana verdiğim kitabı okudun mu?’’

Kitap tamamen aklımdan çıkmıştı. ‘’O kitap tabi ki okudum ya. Baya güzeldi.’’

Gözlerini devirerek güldü. ‘’Yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun.’’

‘’Sadece vakit bulamadım. Söz okuyacağım.’’

Restorana yaklaştığımızda vedalaşarak Aden’den ayrıldım. Yeni rotam Altay’ın yanıydı. Beni dolandırmayacak bir taksi bularak karakolun önüne kadar geldim. İçeri girene kadar herkes bana bakıyor, yanındakini dürterek bir şeyler söylüyordu. ‘’En sonunda kafayı sıyıracağım o olacak.’’ Diye söylenerek içeri girdim.

Karakolun gerici havasına kendimi kaptırmadan Altay Komiserin odasına ilerledim. Kapıyı çalmadan açtım ve içeri girdim. İçeride iki polis daha vardı.

Altay beni görünce ayağa kalktı. ‘’Alara bir sıkıntı mı var?’’

‘’Yok sadece sizinle bir şey konuşmak istiyordum.’’

Göz ucuyla aralarında konuşan polislere baktı. ‘’Tamam, çıkın siz.’’ Altay’ı ikiletmeden sıra sıra odadan çıktılar.

‘’Otur bakalım. Çat kapı ofisime gelecek kadar önemli olan nedir?’’ Yüzünü incelediğimde onu bu olayların içinde hayal edemiyordum. İşine aşık birisi gibi duruyordu. Belki de benim gibiydi, sadece iyi oynuyordu.

‘’Benim için önemli değil de sizin için olabilir’’ Koltuğunun yanlarını tuttuğunda gerilmiş gibi duruyordu. Çantamı karıştırırken bir sonraki hamlemi kaçırmamak için pür dikkat beni izliyordu. İçinden kimliğini çıkartarak masaya koydum. ‘’Bu sizin için önemli mi?’’

Kasılan vücudu rahatlayınca çatılan kaşlarını da indirdi. ‘’Bende bir şey oldu sandım. Çok sağ ol Alara.’’ Açıkçası kimliği bulduğum yeri düşünürsek görünce daha çok gerilmesini bekliyordum ama aksine oldukça rahatlamış gibiydi.

‘’Ben de yeni kimlik çıkartmak için kim uğraşacak diyordum. Nerede buldun?’’

‘’Nerede düşürdüğünüzü de mi hatırlamıyorsunuz?’’

‘’Eve gittiğimde olmadığını fark ettim. Nerede düşürmüşüm ki?’’

Akıl oyunu mu yapıyordu yoksa gerçekten olanlardan bihaber miydi? ‘’Karakoldan çıktığımda iki yan sokağın başında buldum.’’

Cevap vermeden kimliğine baktı. ‘’İki yan sokakta?’’

Neden bu kadar garipsediğini anlamamıştım. Yanlış bir şey söylememiş olma umuduyla bekledim. ‘’Sağ ol tekrardan. Olayda bir gelişme var mı? En son adres arıyordunuz.’’

Bana kalsa hiçbir şey anlatmazdım ama Mukaddes Hanım’ın yanından elimiz boş döndüğümüze inanmazdı. Eser’in geldiğini söylersem takip ettiğimizi anlardı, en son konuştuğumuzda arabada hızla gidiyorduk. ‘’Ozan çalıştığı tiyatroyu satın almış. Bundan dolayı tefeci veya mafyaya bulaşmış olabileceğini düşünüyor.’’

İlgisini çekince sandalyesini yaklaştırdı. ‘’Mafya mı? İfadesinde neden söylememiş?’’

Tefeci kısmını hemen kafasında elemişti. Tekrardan üstüne basarak ‘’Tefeci ve mafya ihtimali olursa olayı araştırmayacağınızdan korkmuş.’’ Dedim. Geniş omuzlarını esneterek arkaya yaslandı. Üstündeki gömleğin açık olan iki düğmesinden göğsünün inip kalktığını görebiliyordum. ‘’Bu olayda benimle çalış.’’

Duyduğum teklifin şokuyla ‘’Ne?’’ diye bağırdım. ‘’Sizinle mi çalışayım?’’

Ayağa kalkarak dosyalar ile dolu kahverengi masanın etrafından dolaştı. ‘’Aynen öyle. Polis olmana gerek yok yalnızca beraber çalışacağız.’’

Bu olayı araştırmaya başladığımdan beri aldığım üçüncü teklifti. Aden, Ferda ve şimdi de Altay. Diğer ikisini bir yerde kabullenmiştim ama Altay’ın teklifi beni zararlı yollara sokabilirdi. Ferda da polisti ama bir yerde zorunda kalmıştım, aynı zamanda Ferda Altay’a nazaran emniyette sözü geçecek birisi değildi.

Tek bir anlaşmazlığımızda beni ele verebilirdi, sürekli karakola geleceğimden inkâr edecek yolumda kalmazdı. Altay bir sorun çıkarmasa bile sık sık buralarda olmam dilden dile yayılacaktı. ‘’Üzgünüm ama olmaz.’’

Hiç şaşırmış gibi durmuyordu. ‘’Kabul etmeyeceğini tahmin ediyordum. Ferda’yı bile kabul etmene şaşırmıştım.’’

Dudaklarımı kıvırdım. ‘’Şartlar diyelim. Çok isteyerek yaptığım bir şey değildi.’’

Kimliğini yakaladığımdan dolayı mı beni yakınında tutmayı bu kadar istiyordu? Mafyadan emniyete sızmış bir ajan ama bunu neden yıllarca yapmıştı? Plan neyse birkaç senede uygulayabilirlerdi fakat Altay uzun zamandır polislik yapıyordu.

‘’Siz benimle çalışın.’’ Aynı teklifin farklı yüzüydü. Kabul etmeme ihtimalinin tek bir anlamı olabilirdi. Kendi yerindeyken onunla olursam istediği gibi beni yönlendirebilirdi fakat o benim yanımda olursa bunu yapamazdı.

‘’Farklı bir bakış açısı.’’ Dediğinde güldüm. ‘’Ben sana neden güveneyim Alara?’’

‘’Sizinle çalışmamı istediğinize göre güveniyorsunuz. Yoksa başka şeylerden mi şüphelenmeliyim?’’

Rahat bir tavırla yürüyerek karşıma geldi. İkimizin de karakterleri aynıydı. Şüpheciydik, benim gibi karşısındakini manipüle etmeyi seviyordu ve yerine göre şekil alabiliyordu. Bu kadar aynıyken birbirimiz ile anlaşabileceğimizi düşünmüyordum. ‘’Tamam kabul. Seninle çalışacağım dedektif Alara.’’

Pantolonumu düzelterek ayağa kalktım. ‘’Ne zaman konuşacağımızı veya ne yapacağımızı ben belirlerim. Garip bir hareketinizi görürsem çalışan değil, şüpheli olursunuz. Gizli iş yaparsanız anlarım.’’

Elimi uzattım. ‘’Şimdilik şartlarım bunlar. Kabul mü?’’

‘’Peki senin bir şeyler gizlemediğini nereden bileceğim?’’

Dürüst bir şekilde ‘’Gizleyeceğim.’’ Dedim. ‘’Öğrenmeniz gerekenleri öğrenirsiniz. Zaten polis olan sizsiniz, önemli olanları bulursunuz diye düşünüyorum.’’

Havada olan elime baktı. ‘’Bu şartları kabul etmek pek mantıklı değil gibi.’’

Omuz silktim. ‘’Sizin kararınız komiserim. Son teklifim bu.’’ Elimi geri çekecekken tuttu. ‘’Tamam kabul.’’

Dediklerimi kabul etmesindeki mantığı çözememiştim. Deneyimli ve duyduğum kadarıyla işinde iyi olan bir komiserdi. Neden söylediğim her şeye rağmen benimle çalışmak istiyordu? Telefonum çaldığında elimi çektim. Semih arıyordu.

‘’Efendim Semih?’’

‘’Alara sanırım inci katilinin diğer hedeflerine ulaştım. Ferda’ya söyle ve bizim eve gelin. İşten çıktım bende.’’

Kalbim hızla atmaya başladığında ‘’Tamamdır hemen geliyorum.’’ Dedim. Bu sefer haklı çıkarsak çok önemli bir şey elde etmişiz demektir. Çantamı alarak kapıya koştum. ‘’Hadi komiserim.’’ Dediğimde bana baktı. ‘’İlk iş birliğimize hazır mısın?’’

Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordu. ‘’Tabi, geliyorum.’’ Ne yapacağını bilemeyerek etrafında döndü. Daha sonra masaya baktı. Elimdeki anahtarları salladım. ‘’Bunları mı arıyorsunuz?’’

‘’Arabamı kaçıracaksan söyleyebilirsin.’’ Diyerek peşimden geldi. Birçok kişi beraber çıktığımızı görse de Altay izin vermediği sürece ağızlarını açacak cesareti bulamazlardı.

Yol boyunca ne olduğunu sorsa da söylemedim. İçimden bir his masum olduğunu söylese de tutmayan bir şeyler vardı. Başından beri bana karşı iyi polisi oynuyordu ve ona bir şey kazandırmayacak anlaşmaları kabul ederek benimle çalışmak istiyordu. Beni yanında tutarak bir şeyler öğrenmek istiyor olabilirdi. Kimliğini bulduğumu söylediğimde panik yapmaması ise artı bir noktaydı. Eğer bu işlerle alakası yoksa biri takip ettiğimi bilerek kimliği oraya koymuş ve şüphelenmemi sağlamıştı.

O an bilme ihtimali olan tek kişi ise Eser’di. Aklıma Ferda geldiğinde ise daha çok düşündüm. Hala güvenmiyordum ama bütün gün yanımdaydı. Alakası varsa bile kimliği koyan o olamazdı.

‘’Burası mı?’’ Altay bizim evi gösterdiğinde kafamı salladım. Semih ve Ferda’nın arabası kapının önündeydi.

Dış kapıyı açtığımda içeriden sesleri geliyordu.

‘’Sen nasıl bu akılla buldun çok şaşkınım.’’ Bu sinirli ve alaycı ses tonu kesinlikle Ferda’ya aitti.

‘’İstersem bütün hayatını bulurum.’’

‘’Bulursan bana da anlat da öğreneyim.’’

Tartışmalarını bozarak ‘’Ben geldim. Ayrıca bir misafirimiz var.’’ Dedim. İkisi de bana bakarken arkamdan Altay geldi. Ferda ‘’Komiserim?’’ diye bağırınca gülümsedim. ‘’Sizin burada ne işiniz var?’’

Semih kim olduğunu anlamak için bana bakıyordu. ‘’Altay Uğurlu. Başkomiser kendisi.’’ Diye tanıttım.

Ferda şoku atlatamazken Semih ‘’Ev iyice emniyete döndü.’’ Diye hayıflandı. Haksız sayılmazdı, bütün arkadaşlığımız boyunca polislerden şikâyet ederken şimdi ikisi de evimizdeydi.

Altay kendi evindeymiş gibi rahatça üstünü çıkardı ve Semih’in yanına gitti. ‘’Nedir bulduğumuz bu önemli şey?’’

Semih bilgisayarın kapağını kapatarak bir yanındaki Ferda’ya bir de Altay’a baktı. ‘’Yaptığımın yasa dışı olmasında bir sorun var mı?’’

Gülerek yanlarına gittim. ‘’Merak etme şu an olanlarda pek yasalara uygun değil. Değil mi komiserim?’’

Altay’ın dudakları yana kıvrıldığında derin bir nefes aldı. ‘’Aynen öyle.’’

Semih rahatlayarak bilgisayarı açtı. Önümüzde dört tane adam vardı. ‘’Bugün işteyken beni Mukaddes Hanım aradı. Oğlunun bilgisayarında çalışan listesini bulmuş.’’

Altay bir elini masaya diğerini ise Semih’in olduğu sandalyeye yaslayarak eğildi. Yüzleri yan yana kalınca Semih göz ucuyla Altay’a baktı ve fazla yakınında görünce hızla kafasını çevirdi.

Ferda gözlerini kısarak ‘’Hepsinin doğum günü garip bir şekilde yakın.’’

Ali, Mete, Erdem ve Kutay adında dört kişi vardı. Semih ‘’Katilden bir adım öndeyiz.’’ Dediğinde ‘’Neden?’’ diye sordum. Ferda bana eşlik ederek ‘’Aynı kişileri öldürüyorsa o da biliyordur zaten.’’ Dedi.

Semih fareyi tutarak Ali isimli adamın üstünde durdurdu. ‘’ Bu adamın kayıtlardaki bütün bilgileri yanlış. İsmi ‘’Nurettin’’ diye geçiyor.’’

Altay Semih’in sözünü kesti. ‘’İsminin farklı olmasının ne önemi var?’’

Semih elini bir yaparak ‘’İzin verirseniz devam edeceğim.’’ Dedi. ‘’Ayrıca biraz uzaklaşır mısınız?’’ İki yandan ona yapışmış Ferda ve Altay’ı ittirdi.

‘’Adamın doğum günüde farklı. Kayıtlarda on gün sonra olarak gözüküyor fakat yarın. Adresi de yalan. Büyük ihtimal gerçek doğum günü geçtiği için onun yerine kaydettiği adresteki kişinin öldüğünü görecek ve rahatlayacak.’’

Ferda daha da uzaklaşarak ‘’Oha.’’ Dedi. ‘’Birbirimiz yerine bu adam ile iş birliği yapmalıyız.’’

Gözümü kısarak ‘’Doğum günü yani gerçek doğum günü Mete ile aynı.’’ Dedim. Altay ‘’O zaman Mete’yi izlememiz gerekiyor.’’ Dedi. ‘’İnci katili Ali’yi bilmiyor yani onun peşine düşmeyecek. Hedefi Mete.’’

Semih’e ciddi bir şekilde baktım. ‘’Eminsin değil mi? Yarın Mete’nin peşine düşecek.’’

‘’Eminim.’’ Dediğinde bu yüz ifadesini tanıyordum. Gerçekten kesin bir şey bulduğunu biliyordu. ‘’Eğer gelmezse yakalamamız daha kolay olur.’’

Altay etkilenmiş gibi Semih’e baktı. ‘’Çok iyi iş çıkarmışsın.’’

Semih beni şaşırtmayarak ‘’Biliyorum.’’ Dedi. Şimdi tek yapmamız gereken birkaç saat beklemekti. Saat gece yarısına yaklaştığında adrese gidecektik. ‘’Evin farklı köşelerinde bekleyelim. Görme imkânımız çoğalır.’’ Altay’a katılarak kafamı salladım.

Derin bir nefes alarak ayağa kalktım. ‘’Size güvenmediğimi bildiğinizi biliyorum.’’ Semih yükselecekken ‘’Sen üstüne alınma.’’ Dedim.

‘’Ama bu işte beraberiz ve ne yazık ki inci katili sizler değilsiniz. Bir geceliğine bu güven duvarlarımı yıkıp size güvenmeyi tercih ediyorum.’’

Ferda gözlerini kırpıştırarak beni izledi. ‘’Sen gerçekten Alara mısın?’’

‘’Size güvenmemek bugün bana bir şey kazandırmaz aksine kaybettirir. Birbirimizden ayrı olacağız ve bu tek şansım. ‘’

Altay bütün konuşmamı bozarak ‘’Daha az önce çok sert kuralların olduğu bir anlaşma yaptık.’’ Dedi. ‘’O zaman bunu bilmiyordum tamam mı? Ayrıca bu sadece bir gecelik. Eğer katilsen söyle gitmeyelim.’’

Altay’a doğru bağırdığımda ellerini cebine koyarak bana yaklaştı. ‘’Aynen Alara katilim. Seni sinirlendirmek ne kadar kolaymış.’’

‘’Bu sinirlenmemiş halim. Sen düşün.’’ Birbirimizin yüzüne doğru meydan okurken Ferda araya girdi. ‘’Birbirimize güvendiğimiz çiçekli böcekli konuşmaya geri dönebilir miyiz patronlarım?’’

Aynı anda kafamızı çevirerek Ferda’ya baktık. ‘’Ne var? İkiniz içinde çalışıyorum.’’

Gecenin stresi kara bulut gibi üstüme çökerken üst kata çıktım. Evden çıkmak için az bir zamanımız kalmıştı. Balkonun demirliklerine yaslanarak sigara yaktım. Gök yüzü yaşanacaklardan haberdar gibiydi. Yıldızların hiçbiri parlamıyor, adeta yolumu bulmamı istemiyorlardı. Büyük bir kumar oynuyordum. Ya elim boş dönecektim ya da her şey son bulacaktı. Kaderin ağlarını aralamaya çalışırken içinde kaybolmaktan korkuyordum. İki ihtimal vardı, katili yakalayacak veya masumluğunu kanıtlayacaktım.

Ayak seslerini duyunca arkamı döndüm. Semih elindeki çantayı bana uzattı. ‘’Hazır mısın?’’

‘’Sence planımız işleyecek mi?’’

Gülümsedi. ‘’Eğer ikisinden biri katilse çoktan ağımıza düştüler Alara. Hem de birisini kurtarmış olduk. Bir taşla iki kuş.’’


Umarım beğenirsiniizz, diğer bölümüde geç olmadan atacağımm. Yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyoruumm🥹💖

Bölüm : 25.06.2025 19:52 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...