
Bu yaşıma kadar öğrendiğim en büyük şey herkesin ayrı bir hayatı olduğuydu. Cümle olarak baktığımızda zaten bildiğimizi düşünürdük ama anlamak çok ayrıydı. Farklı olaylara baktıkça günlük dertler ile ne kadar boğuştuğumuzu görüyordum. Ofladığımız şeyler bazılarının en büyük hayali olabilirdi. Bunu idrak ettiğimden beri maktuller ile ilgilenmek daha zor hale gelmişti. Ayrıca bunu anlamış olmak beni daha da hırslandırmıştı. Özellikle bu davada, inci katilinin daha fazla can yakmasını istemiyordum.
Silahımı kontrol ettikten sonra ceketimi arkaya atarak belime yerleştirdim. Altay yanıma geldiğinde silaha baktı. ‘’Sadece kendini korumak için olduğunu düşünüyorum.’’
‘’Öyle zaten.’’ Ne kadar inanmasa da bir şey demeden yanımdan gitti. Yalan söylememiştim, benim istediğim canlı yakalamaktı. İçimde bir yerlerde yakınımda olduğunu biliyordum. Sanki gözünü dikmiş hareketlerimi takip ediyordu. Omuzlarıma çöken ağırlık ile derin bir nefes aldım. ‘’Hadi gidelim.’’
En başta Semih’e gelmemesi için bin bir tane şey söylemiştim ama bir türlü ikna olmamıştı. Benim yüzümden başına bir şey gelmesinden korkuyordum. Arkama baktığımda kendinden çok emin duruyordu. Onu küçümsemiyordum, her şeyle baş edebilecek kadar güçlüydü ama kılına zarar gelirse beni kimse tutamazdı. Semih’e baktığımı fark eden Ferda ‘’Merak etme.’’ Diyerek omzuma dokundu. ‘’Kimseye bir şey olmayacak.’’
Kendimi buna inandırmam lazımdı. Hiçbir sorun çıkmayacaktı. Dışarı çıktığımızda Altay ‘’Alara sen benimle gelsene. Bir şey konuşmam lazım.’’ Dedi. Son dakika ne konuşacaktı? ‘’Tamam gelirim.’’ Diyerek arabasına ilerledim. Semih ile Ferda bizi takip edecekti.
Arabaya bindikten sonra adresi konuma yazdı. ‘’Gerçekten bir şey çıkacak mı sence?’’
Kafamı salladım. ‘’Bilmiyorum ama öyle olmasını umut ediyorum. Sen ne konuşacaktın benimle?’’
Gözleri yolu takip ederken dudaklarını aralayıp geri kapattı. Ne söyleyecekse emin değil gibiydi. ‘’Sanırım zamanı değil.’’
Bir elimle koltuğa tutunarak bedenimi ona çevirdim. ‘’Yolumuz uzun. Ne söyleyecekseniz söyleyin.’’
‘’Babanın dosyası.’’ Dediğinde elim koltuktan kaydı. ‘’Ne olmuş babamın dosyasına?’’
Direksiyonu sıktığında parmak uçları beyazladı. Beynimde bir sürü felaket dosyası canlanıyordu. ‘’Ne oldu dedim.’’
‘’Çalınmış.’’
Nefesim kesilirken ortamın sıcaklığı yükselmeye başladı. Zihnim bulanıklaşırken sanki tenime bir meşale yaklaştırıyorlardı. Babamı yaşarken rahat bırakmamışlardı, şimdi dertleri neydi? Herkes onu yeterince kötü bilmişken bu dosya kimin işine yarayacaktı?
Sakinleşmeye çalışırken ‘’Kim kaçırmış?’’ diye sordum. Dudakları içe doğru kıvrılırken bir cevabı olmadığını anladım. Babam için hiçbir zaman bir cevap olmamıştı. Sadece olaylar ve babam vardı. Ben cevap vermeye çalıştıkça beni susturmuşlardı.
‘’Alara.’’ Üstümdeki kıyafetler beni daraltırken elimle tişörtümün yakasını çekiştirdim. ‘’Eğer masum olduğuna inanıyorsan bu çalınma olayını öne sürerek dosyayı tekrardan açabilirim. Her şeye baştan başlayabiliriz.’’
Her şeye baştan başlamak…
Zihnim bir kasırga gibi kavruldu ve babam ile geçirdiğim son güne gitti.
O zamanlar herkesin yanımda olduğu, başarılı bir dedektiftim. Olayı çözdükten sonra eve gelip babamın dizine yatmıştım. Karşımızda babamın çocuğu gibi gördüğü Semih vardı. Neler olduğunu anlatırken heves ile beni dinliyorlardı. Gururlandıklarını görebiliyordum.
Babam eskiye göre çok çökmüştü ama benim yanımda hala dimdikti. Saçlarımı seviyor, benimle ne kadar gurur duyduğunu anlatıyordu. Eğer geçirdiğimiz son gün olduğunu bilseydim başımı dizinden hiç kaldırmaz, öper, sarılırdım.
Her şeyin bir bitiş noktası vardı. Bizim anımızın bitişi ise kapı zilinin çalması olmuştu. Babam zili duyduktan sonra kocaman elleri ile saçımı tutmuş, kokumu içine çekerek öpmüştü. Sanki gideceğini biliyor gibi.
Geri kalanları beynim yavaşlatmıştı. Babam kapıyı açtıktan sonra iki tane polis memuru hiçbir şey demeden kollarına kelepçe takmış, sürüklemeye başlamışlardı. ‘’Baba.’’ Diye bağırarak kalkmıştım yerimden. ‘’Ne oluyor? Neden götürüyorsunuz?’’
Yüzüme bakarak, en acımasız şekilde ‘’Serdar Koru’yu öldürmekten tutuklu.’’ Demişlerdi. Şaka olduğunu düşünmüştüm. Saçma bir şaka. Benim babam doktordu, öldürmez, hayat kurtarırdı.
Olayın şokundan çıkınca peşlerinden gitmek için koşmuştum ama çoktan gözden kaybolmuşlardı. En son hatırladığım yalın ayak sokakta koşarken Semih’in beni tutmasıydı.
Babamın parmak izi, kimliği ve daha birçok şey cesedin yanında bulunmuştu. İnanmamam için hiçbir sebep yoktu, babamın o saate yanımda olması haricinde. Maktulün ölüm saatinde babam ile evdeydik ama bunu bir türlü kanıtlayamamıştım. Binanın ve çevre mahallelerin kameraları o saatte bozulmuştu.
Uzun bir süre başka bir kanıt aradım ama yoktu. İnsanlar bunu gördükçe bana ‘’katilin kızı’’ demeye başladı. Bazıları evime, bana saldırmaya çalıştı. Güvendiğim bütün polisler bana arkasını döndü. İşimden atıldım, yetmemiş gibi hayatımdan da atılmıştım.
Babam ile görüşmeye her gittiğimde ‘’Kendi hayatını kurtar güzel kızım. Benimki için çok geç.’’ Derdi. Öyle de oldu. Tutukluluğunun beşinci ayında intihar etti. Ardında tek bıraktığı benim adıma yazılmış bir mektup ve koparılmış beyaz bir laleydi. Bu hayatta tek bir davayı kaybetmiştim, o da babamın davasıydı.
‘’Alara iyi misin?’’ Altay omzumdan dürttüğünde kendime geldim. Belli etmeden buğulanan gözlerimi elimin tersiyle sildim. ‘’Bu konuyu düşüneceğim.’’ Dedim soğukkanlılıkla. ‘’Haber veririm.’’
Babamın masum olduğuna emindim ama aklımı karıştıran başka şeyler vardı. Babama ne zaman sorsam sessiz kalırdı. Ne masumum demişti ne de suçluyum.
Ne zaman gitsem ‘’Ne oldu baba? Anlat bana.’’ derdim.
O ise yalnızca ‘’Seni çok sevdiğimi bil kızım.’’ Derdi. Sanki unutacağımdan korkuyor gibi sürekli hatırlatırdı.
Her şey biteli iki yıl olmuşken birisi dosyayı çalmıştı. Amacı ne olabilirdi? Ne kadar yapamayacağımı bilsem de şimdilik arka planda bırakmalıydım. Önümüzde başka bir olay vardı.
Altay ‘’Geldik.’’ Dediğinde saatime baktım. Gece yarısına on dakika vardı. Arabayı görünmeyecek bir yere park ettikten sonra indim.
Önümüzde iki katlı bir ev vardı. İki odanın ışığı yanıyordu. Büyük bir evdi. Ferda ile Semih’te gelince yuvarlak olduk.
‘’Ev büyük. Kapı kısmında durursak görülebiliriz. Altay ile ben yanlarda duralım. Görüş açımızda giriş olduğu sürece sıkıntı yok.’’ Hepsi pür dikkat beni dinliyordu. Parmağımı Semih’e uzattım. ‘’Sen burada bekle. Giren biri olursa hemen beni ara.’’ Sırasını bekleyen Ferda’ya döndüm. ‘’Sen de evin arkasında dur. Olurda kaçmaya çalışırsa arkaya yönelir.’’
Kafasını aşağı eğdi. ‘’Bir sorun mu var?’’
‘’Ya yakalayamazsam?’’
Sesi titrediğinde gülümsedim. Sıktığı ellerini tutarak ‘’Birilerini yakalama konusunda ne kadar iyi olduğunu bilmesem seni oraya koymam Ferda.’’ Dedim. Kafasını kaldırarak bana baktı. ‘’Gerçekten mi?’’
Gülüşüm büyüdü. ‘’Evet.’’ Biraz rahatladığında ellerimi çekerek gülüşümü sildim.
Son kez ‘’Bir şey olduğunda hemen birbirimizi arıyoruz.’’ Diye uyarıda bulundum. Gece üstümüze tamamen serildiğinde rüzgâr esmeye başladı. ‘’Siz gidin. Semih ile konuşup geliyorum.’’
Altay ‘’Çabuk ol.’’ Dedikten sonra Ferda ile gittiler. Samimi olmak için kendimi kasmak zorunda kalmadığımdan rahatladım. ‘’Her şeyi ayarladın mı?’ Getirdiği çantasından bilgisayarını çıkartarak çimlere çöktü. ‘’Hazırım. Ali’nin evinin oradaki kameralar aktif.’’ Bilgisayarı bana çevirdi. ‘Metin’in evinin içinde kamera olmadığından anca dışını izleyebiliyorum.’’
Flashback;
Aden’in yanından ayrıldıktan sonra durağa yürümeye başladım. Arkamdan birisi seslenince olduğum yerde durdum. ‘’Alara dur!’’
Bu Semih’ti. Ellerini dizine yaslamış nefesleniyordu. ‘’Senin burada ne işin var? Ayrıca beni nasıl buldun?’’
Elini bir yaptığında kendine gelmesini bekledim. ‘’Birincisi çok önemli bir şey oldu. İkincisi ben hackerım Alara, senin yerini bulmakta zorlanmıyorum.’’
Koluna girerek en yakındaki banka oturttum. ‘’Ne oldu bu kadar acil.’’
‘’Hızlıca anlatacağım. İş yerine hemen geleceğimi söyleyerek kaçtım.’’ Kızarmış yanaklarına bakarken kendimi tutamadan güldüm. ‘’Tamam anlat hadi.’’
‘’Mukaddes Abla aradı beni.’’ Gülüşüm silinirken olduğum yerde dikleştim. ‘’Orada Ozan ile aynı zamanda çalışmış kişilerin listesini bulmuş. Şu an hepsi elimde.’’
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. ‘’Bu inanılmaz bir şey Semih.’’
‘’Aynen öyle. Hepsini inceledim ve aklıma bir şey geldi.’’
‘’Ne geldi?’’
Hepsinin bilgilerini yazdığı defteri çıkartarak önüme koydu. ‘’Gördüğün üzere Metin’in doğum günü yarın.’’ Gösterdiği kâğıdı incelerken kafa salladım.
Heyecanla ‘’O evlere bu gece gideceğiz.’’ Bağırdığımda elini kaldırdı. ‘’Sakin ol. Mukaddes Abla aynılarını Ferda’ya da atmış. ‘’
Yüzüm düştüğünde ‘’Ciddi olamazsın.’’ Diye mırıldandım. İkimizde hala Ferda’dan şüpheleniyorduk. Birden ortaya çıkması ve bize yardım etmesi garip geliyordu. ‘’Bende bir şey düşündüm.’’
Bir bacağımı diğerinin altına yerleştirdim. ‘’Ali’nin doğum gününün kayıtlarda yanlış olduğunu söyleyeceğiz. İnci katilinden öndeyiz falan diyeceğiz.’’
Defteri kapattıktan sonra bana yaklaştı. ‘’Aslında yarın ama inci katili on gün sonra diye biliyor dediğimizde eğer Ferda ise tek seçeneği Metin’in evine gelmek olacak. O sırada Ali’yi de kurtaracağız.’’
Plan mantıklı gelmeye başlıyordu. ‘’Orada olacağımızı biliyor. Yakalanmayı göze alır mı?’’
Göz kırptı. ‘’Onu da düşündüm. Ben seni arayıp birini gördüğümü söyleyeceğim. Sen de oradan çıkacaksın. Eğer oysa o süre zarfında eve girecek ama çok iyi oynamamız gerekiyor.’’
İnci katilinin o tarihi bildiğini söylediğimizde bize ayak uydurmak zorunda kalacak ve bu da onu tek bir eve çekecek. Oradan uzaklaşmamız ise ona bir fırsat doğduğunu hissettirecekti. Eğer değilse de gerçek katil ile yüzleşmemizi.
‘’Zaten gerçek katil Ali’nin doğru tarihini biliyor olacağından oraya hiç gitmeyecek.’’
Kafasını salladı. ‘’Ya masumluğunu kanıtlayacağız ya da suçlu olduğunu.’’
Aklıma gelen fikir ile ‘’Bu kumara bir kişiyi daha eklemeye ne dersin?’’ diye sordum. ‘’Bugün Altay’ı da oraya getireceğim. Bakalım kim suçlu, kim polis?’’
…
Bütün o güven konuşmalarımın hepsi yalandı. Bir şeyden haberimin olduğundan şüphelenmesinler diye konuşmuştum. ‘’Başlıyoruz o zaman. Elimiz boş dönmeyeceğiz.’’
Semih gülümsedi. ‘’Aynen öyle ama dikkatli ol Alara. Karşımızdaki bir katil.’’ Farkındaydım ama onu yakalamak için her şeyi göze alabilirdim.
‘’Sende dikkat et Semih. Sana bir şey olmasını kaldıramam.’’
Tanıştığımızdan beri birbirimizi sevdiğimizi bilir ama bunu dile getirmezdik. Gitmeden kollarımı kaldırıp Semih’e sarıldım. En başta şaşırsa da sonrasında kollarını sıkıca sardı.
‘’Babam gitmeden önce sarılma fırsatım olmamıştı. Sana sarılıyorum ama sakın gitme olur mu?’’
‘’Seni asla bırakmam Alara.’’ Keşke hep böyle kalabilseydim ama bu imkansızdı. İstemesem de kollarımı çektim ve eve doğru yürüdüm. Semih’i orada bırakmak canımı çok yakıyordu.
İçimden birçok kez hiçbir şey olmayacağını söyledim. Ferda ve Altay çoktan yerlerine geçmiş olmalıydı. Evin yanına geçerek çimlere oturdum. Sabaha kadar vaktimiz vardı.
Saat gece üçe yaklaşırken hiçbir hareketlilik yoktu. Oflayarak kafamı gök yüzüne kaldırdım. Ne zaman baksam babamın orada bir yerlerde olduğunu hissediyordum. Beni izliyor ve eskisi gibi gururlanıyordu.
Dosyayı tekrar açma düşüncesi umut verse de korkutuyordu. Yine boşluğun içinde kalabilirdim ama babam için değerdi. Aklımı kurcalayan başka bir nokta ise babamın suçlu gibi davranmasıydı. Başka bir şey yapmış olabilir miydi? Bu düşünce kalbime çok ağır geliyordu. Kahramanımın aslında kötü karakter olduğunu bilmek kapanmamış bir yarayı daha çok açacaktı.
Ne zaman uyumaya çalışsam ellerini hala saçımda hissediyordum. O zaman her şeyi bırakıp tekrardan bir çocuk olabiliyordum, güneş doğduğunda ise çocukluğumda babam ile gidiyordu. İçten içe öğreneceğim şeylerin hayalimdeki babamı da yok etmesinden korkuyordum.
Avucumda tuttuğum telefon titrediğinde düşünceler uzaklaştı ve panikle ayağa kalktım. Altay arıyordu.
‘’Alo, bir şey mi oldu?’’
Kalbim ağzımda atarken ‘’Sadece sıkıldım.’’ Dedi. Elimi kalbime bastırarak nefes verdim. ‘’Ödümü kopardın!’’
Gülerek ‘’Kokuyorsan gidelim dedektif.’’ Dedi. Sahte bir şekilde gülüşüne karşılık verdim. ‘’Korksam gelmezdim komiser.’’
İkimizde sessizleşmişken ‘’En sevdiğin renk ne dedektif?’’ diye sordu.
‘’Tam yerine göre bir soru gerçekten.’’
Beni umursamadan ‘’Söyle hadi.’’ Dedi.
‘’Yeşil. Yeşil rengini çok severim.’’
‘’Senin yeşil giydiğini hayal edemedim bir an. Ne zaman görsem koyu renkler ya da kahverengi tonları var.’’
Yeşil rengini giymiyordum ama görmek huzur veriyordu. ‘’Hiç dikkat etmemiştim. Çok istiyorsan bir gün giyerim.’’
İçten bir şekilde güldü. Evin iki farklı yanındayken telefon ile sohbet ediyorduk. ‘’Her istediğimi yapacaksan başka şeyler de isteyeyim.’’
Görmese de gözlerimi devirdim. ‘’Şansını zorlama istersen komiserim.’’
Saat dörde gelirken Semih mesaj attı. ‘’Gel.’’
Sesimi değiştirerek ‘’Semih yazdı.’’ Dedim. Çimlerin hışırtısından Altay’ın ayaklandığını anlamıştım. ‘’Birini görmüş, ben yanına gidiyorum. Ferda’ya haber ver. Ben yazana kadar yerlerinizden ayrılmayın.’’
Panikle ‘’Alara.’’ Derken yüzüne kapattım. Beni göreceğini bildiğimden evin yanından koşarak çıktım. Gören birisi bir olay olduğuna emin olabilirdi.
Semih’in olduğu yere gelince kendimi yanına attım. Kameralardan her şeyi görüyordu. Telefonumdan kurduğumuz gruba ‘’Kameralar bozuldu. Hiçbir şey göremiyoruz.’’ Yazdım.
Şimdi sırada sadece izlemek vardı. Ferda evin arkasındaki duvara yaslanmış etrafı inceliyordu. Mesaj gittiğinde ağzını okumaya çalıştım. ‘’Ne?’’ diyerek telefonunu çimlere fırlattı. Altay ise ayakta bir sağa bir sola gidiyordu. Elindeki telefonu dudaklarına yaslamış bir şeyler düşünüyordu.
Evin iki ışığı hala yanarken herhangi bir hareketlenme yoktu. Yarım saat geçmişti. İkisinde de garip bir şey yoktu. Pes edeceğim an Ferda ayağa kalktı. ‘’Nereye gidiyor?’’ diye fısıldadım. Evin köşesini döndüğü an bilgisayardaki bütün kameralar tek tek siyaha döndü.
‘’Ne oluyor?’’
Semih panikle tuşlara basmaya başladı. ‘’Hayır, hayır. Kendine gel.’’
Zaman kaybedemezdik. ‘’Sen burada kal ve kameraları düzelt. Ben Ferda’yı bulacağım.’’
Semih arkamdan seslense de dinlemedim. Belimdeki silahı elime aldım. Sokak lambaları haricinde her yer karanlıktı. Evin kapısı kapalıydı. Etrafından dolanarak arkaya gittim. Ferda burada yoktu. Çimlerin sesi geldiğinde hareket etmeden bekledim. ‘’Alara ne oluyor?’
Gelen Altay’dı. ‘’Ferda burada yok.’’ Kafasını uzatarak arkaya baktı. Birkaç saniye sonra ellerini saçlarına geçirdi. ‘’Ferda mı?’’
Panikle karar vermeyecektim. Altay hala şüpheliydi. ‘’Evet, Ferda.’’ Dedim. Emin değildim ama o bunu bilmemeliydi. Ferda’dan şüphelendiğimi düşünürse daha rahat hareket ederdi.
Dişlerimi sıktım. Hiçbir yerde yoktu. ‘’Çık ortaya.’’ Dedim içimden. Tüylerim diken diken olurken sakin kalmaya çalıştım. Ellerim uyuşuyor, hareketlerimi kısıtlıyordu.
Evin üstünden uçan karganın sesiyle vücudum titredi. Evin üstünde yuvarlak çiziyor bir yandan da bağırıyordu. Altay nereye gitsem arkamdan geliyordu. Semih’ten ise hala bir haber yoktu.
‘’Evin içine girmemiz lazım.’’ Altay önüme geçerek kapıya doğru gitti. Yaklaştığımızda ‘’Bu kapı açık.’’ Diye fısıldadım. Emin olmak için bana baktığında nefesimi tuttum. Karganın sesi kulağımın dibindeyken silahı sıktım. ‘’Gire-‘’ cümlemi bitirmeden gelen çığlık sesiyle öne doğru atıldım ve kapıyı açtım. Bu bir erkeğin sesiydi. Giriş tamamen karanlıktı. Elimi duvara sürterek lambayı açtım.
Bu katil ile tanışmam için tek fırsattı. Gözüm ile hızlıca etrafı taradım. Burada kimse yoktu. Evin başka girişi olmadığından burası kaçabileceği tek yoldu.
Altay ‘’Hala içeride.’’ Dedi kulağıma yaklaşarak. Kuruyan boğazıma rağmen yutkundum. Silahı iki elimle tuttum ve aşağı indirdim. Ses çıkarmadan yukarıyı gösterdim. Altay onayladığında bedenimi duvara yaslayarak eğildim. Yavaş adımlarla merdivenlerden çıkarken nefes seslerime hâkim olmaya çalışıyordum. Omuzlarım hızla inip kalkıyor, vücudum benden bağımsız hareket ediyordu. İçimden ‘’Sakin ol.’’ Diye fısıldadım.
İki oda vardı, ışıkları açık olan iki oda. Altay ile birbirimize baktığımızda ne diyeceğimi anladı ve kafasını salladı. ‘’Olmaz Alara. Ayrılmamamız lazım.’’
Dinlemeden yanındaki odayı işaret ettim. Biz bir odaya bakarken diğerinden kaçabilirdi. İstemese de daha itiraz etmedi. Sağımda kalan odaya döndüm. Beyaz kapının altından odanın ışığı vuruyordu. Ellerim titremeye başladığında yumruk yaptım. Şimdi endişelenmenin zamanı değildi. Beklemeden kapıyı açtım ve silahı kaldırdım. Oda tamamen boştu. Toplanmış bir yatak ve dolap vardı. Masanın üstüne göz ucuyla baksam da tek olan kitaplardı.
‘’Alara hemen buraya bakmalısın.’’ Altay seslenince bulunduğum odadan çıktım ve karşıya geçtim. ‘’Ne oldu?’’
Önümden çekildiğinde yerde yatan adamı gördüm. Vücudunun altından akan kanlar durmuştu. Kalbinin ortasında bir bıçak, kollarında morluklar vardı. Gözlerim dolduğunda yanağımın içini ısırdım. Geç kalmıştık, hem de çok fazla.
Silahı indirecekken merdivendeki ayak seslerini duydum. Altay ile aynı anda arkamızı döndük ve silahlarımızı kaldırdık. Kapı açıldığında Ferda karşımızdaydı. Koşarken silahları görünce olduğu yerde durdu.
‘’Benim sakin olun.’’ Nefes nefese kaldığından cümleleri zor tamamlıyordu.
Çekinmeden ‘’Neredeydin sen?’’ diye bağırdım. Kaşları çatılınca ‘’Neler oluyor?’’ diye sordu. Kameraları göremiyoruz dediğim an olduğu yerden ayrılmıştı ve kameralar gerçekten kapanmıştı. ‘’Sana neredeydin dedim.’’
Büyüyen gözleriyle bir bana bir Altay’a baktı. ‘’Benden mi şüpheleniyorsunuz?’’
Altay bir adım atarak ‘’Soruya cevap ver.’’ Dedi. Gözleri dolduğunda güldüm, bunlara kanacak birisi değildim. Masum duruşunun altında bir katili saklıyor olabilirdi.
‘’Araba sesi duydum. Çok yakından gelince gidip bakmak istedim.’’ Gözlerinin içine baktım, titriyorlardı.
Altay elindeki silahı salladı. ‘’Bir arabaya bakmak bu kadar uzun mu sürüyor?’’
Korkuyla bir adım geri attığında kolundan tutup duvara yasladım. ‘’Bana dürüst ol. Kaçacak bir yerin olduğunu mu düşünüyorsun?’’
İçimdeki adrenalin sınıra gelmişti. Daha beklemeye mecalim kalmamıştı. Arkamda bir ceset olduğunu bilmek sakin kalmamı engelliyordu. Ferda karşımda titriyordu. ‘’Biraz daha konuşmazsan kalanını karakolda tamamlayacağız.’’ Yutkunarak Altay’a baktı.
‘’Durun.’’ Semih bağırarak odaya girdi. Elindeki bilgisayarı bana çevirdi. ’’Dedikleri doğru. O değil.’’ Oynayan görüntüye baktığımda köşeyi döndükten sonra bahçenin arka kapısından çıkıyordu. Semih görüntüyü değiştirerek arkadaki mahalleyi gösterdi. Ferda yolun ortasında duran bir arabaya ilerliyordu. Gözüm ile saati kontrol ettim. Kaybolduğu saate uyuyordu.
Arabanın yanına yaklaştığında durup izlemeye başlamıştı. Gözlerimi kısarak ekrana yaklaştım. ‘’Bu’’ devamını Ferda’yla aynı anda söyledik. ‘’Eser’in arabası.’’
Onu tutan elimi iterek ‘’Sabahtan beri bunu söylemeye çalışıyordum.’’ Diye bağırdı.
Kafamı ellerimin arasına alarak gözlerimi kapattım. Her kimse bizimle oyun oynuyordu. Yakınımdan duyduğum çığlık sesiyle arkamı döndüm. Altay elinde kanlı bir telefon tutuyordu. ‘’Ses sahte.’’
Telefonu bize çevirerek tekrardan ses kaydını açtı. Duyduğumuz çığlık buradan gelmişti. ‘’Saatli bir ses kaydı.’’
Katil buraya geleceğimizi öğrenmiş, bize oyun oynamıştı. Şüpheleri Ferda’nın üstüne çekerek dikkatimizi dağıtmış, istediğine ulaşmıştı.
Hiçbir şeyi başaramamıştım. Katil bir şekilde öne geçmiş, beni de istediği yöne sürüklüyordu. Altay ‘’Bir de çiçek ile not var.’’ Dedi ve gözleri ile yeri işaret etti. Yanına giderek eğildiğimde cesedin yanındaki beyaz laleyi gördüm. Babamın bana bıraktığı son çiçek buydu. Titreyen ellerimle nota uzandım. ’’Beyaz lale masumluğun simgesidir ama ikimizde öyle bir şey olmadığını biliyoruz değil mi katilin kızı? Beyaz rengi, baban onu giydiğinden beri kana bulandı.’’
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |