
Şüphe en doğru gerçektir. Bu söze katıldığım zamanlar oldukça fazlaydı. Genelde şüphelenerek başlar, peşinden gider ve sonunda haklı çıkardım. Şimdi ise her şey birbirine düğümlüydü. Ucunun nerede olduğunu bulmaya çalışıyor ama her seferinde başka bir olay ile karşılaşıyordum. Bu sefer şüpheli listem oldukça uzundu. En başta Eser, sonrasında ise diğerleri vardı.
Arabayla bir saat uğraştıktan sonra en yakın sahil kenarına çekmiş oturuyorduk. Aden’in attığı fotoğrafları Ferda’ya göstermemiştim. Şu anlık bildikleri ona fazlasıyla yeterdi. ‘’Altay komiserimin bu olayda olduğuna inanamıyorum.’’ Durup durup aynısını söylüyordu.
‘’Daha bir şey belli değil.’’ Gözümde büyük bir şüpheli olsa da en başından kesin bir yargıya varmak istemiyordum.
‘’Peki ne yapacağız?’’ Bağdaş kurarak bana döndü. ‘’Hesabını soracak mıyız?’’
Derin bir nefes aldım ve ellerimi arkama götürerek yere yasladım. ‘’O iş bende, sen bildiğini belli etme yeter.’’
Ne kadar istemese de bir şey demedi. ‘’Fazla hayal kırıklığına uğramış gibisin.’’ Dediğimde buruk bir şekilde gülümsedi. ‘’Altay komiser bu işe başladığımdan beri örnek aldığım birisi. Polisliğe ilk başladığımda çözdüğü davalar dilden dile dolaşırdı. Sorgulama tarzını, zekasını duydukça onu idol aldım ve daha çok çalıştım.’’ Omuz silkti. ‘’Şimdi ise böyle biri olduğunu öğrenmek beni kırdı.’’
Bir şey demeden kafamı çevirdim. Örnek aldığın birisinin kötü çıkması, belki basit bir şey gibi duyulabilirdi ama insanın bütün hayatını etkiliyordu. Gözlerimin dolmasını engellemek için birçok kere kırptım. Saat gece yarısına gelirken deniz durgundu. Dalgalar huzur veren sesleri ile kıyıya vuruyordu. Gözlerimi kapatarak ılık rüzgârın tenimden geçmesini ve düşüncelerimi alıp götürmesini bekledim.
Ferda ‘’Alara bir şey sorabilir miyim?’’ dediğinde gözlerimi açtım. ‘’Neden izin alıyorsun Ferda, sor tabi.’’
‘’Akıl sağlığını nasıl koruyorsun?’’ dediğinde gülmeye başladım. Kendimi tutamadan uzun süredir gülmediğim kadar güldüm. ‘’Kusura bakma birden böyle sormanı beklemiyordum.’’
Benim kadar coşkulu olmasa da Ferda da gülmeye başladı. ‘’Aslında koruyamıyorum desem yalan söylemiş olmam.’’ Devam etmem için gözlerimin içine bakıyordu.
‘’Bazen çok kötü davalara bakıyorum ve zorlanıyorum. Daha sonra da maktulü ya da yakınlarını düşünüyorum ve kendime onlar dayanıyorsa sende onlar için dayanmalısın diyorum. İnsanlara yardım ettiğim fikri biraz da olsa hayatta kalmamı sağlıyor.’’
‘’Eninde sonunda bencillik hayat kurtarıyor yani.’’
‘’Her insan bencildir Ferda ve bu kötü bir şey değildir. Kimse yalnızca diğer insanları düşünerek hayatta kalamaz.’’
Bu iş benim için ikiye ayrılıyordu. İnsanlar ve ben. İnsanlar için yapma sebebim dünyadaki kötülüğün değişmesine az da olsa katkıda bulunmaktı. Kimse yapmazsa herkes suçlu olurdu ama biri varsa umut doğardı.
Kendim için olan kısmı da hatırlamadığım yaşlarımdan beri aklımda bu meslek olmasıydı. Ailenin çocuk için bir yol olduğuna inanıyordum. Onlar hangi yolun başında durursa bizde emekleyerek yanlarına giderdik. Koşmaya başladığımızda ise çoktan yolun yarısını yarılamış, başlangıcı göremez olurduk.
Bazı insanlar yolun sonundaki dikenleri görür ve her şeye rağmen tekrar bir hayata başlar, büyüyen vücuduna rağmen yeni bir yolda emeklerdi. Bazıları ise yolun sonunda çiçekler olduğunu görür ve o yolu tamamlardı.
Ben ise dikenleri çiçek olarak görmüştüm. Babam bu işi yapabileceğimi söylediği andan beri aynı yoldaydım. Dikenler dizlerimi kanatsa da başa dönmemiştim. Adı belki aptallık belki de insanlıktı, bilmiyorum, artık önemi de kalmamıştı.
‘’Neye bedel olursa olsun kalbinde bu meslek varsa sonuna kadar git.’’
Telefonuma bildirim gelince elime alıp açtım. Aden çalışma programını atmıştı. Yarın sabah sekizde şirkette olmalıydım. ‘’Hadi kalkalım artık. İş beklemez.’’
Ferda panikle olduğu yerden kalktı. ‘’Bir şey mi oldu? Haber mi geldi?’’ diye sorunca elimi kaldırarak ‘’Sakin ol.’’ Dedim. ‘’Diğer işimden bahsediyorum. Fotoğrafçılık olan.’’
Rahatlayınca ‘’Hee o iş.’’ Diye mırıldandı. ‘’Dizinin ismi gerçekten ‘’Aşkın Gücü’’ mü?’’ dediğinde kafamı salladım.
‘’Maalesef evet.’’
Yol boyunca dizinin saçmalığından konuştuk. Evin kapısına gelince ‘’Kendine dikkat et.’’ Diye bağırdım ve içeri girdim.
Ferda’ya olan şüphem devam etse de bir şey yapmadığı sürece onu suçlayamazdım. Eser ise çok fazla şey yapıyordu. En başında bu kadar gizli hareket ederken şimdi çok açık oynuyor gibiydi. Yarın Semih’e Minar tiyatrosunda çalışmış olan herhangi birini bulmasını söyleyecektim. Kim olursa olsun işimize yarayabilirdi.
Bir yandan da Aden’i düşünüyordum. Hiçbir hareketi yanlış değildi aksine bu olaylardan oldukça uzak gözüküyordu. Eser’in neye dayanarak onu suçladığını anlamamıştım. Belki de sadece hedef şaşırtmak içindi.
Semih üst kattan ‘’Sonunda geldin. Anlatmam gereken bir sürü şey var.’’ Diye bağırdı. Beklemeden yukarı kata çıktım. Balkonda oturmuş, elinde bilgisayar ile bir şeylere bakıyordu. Kafamı yatırarak baksam da anlamamıştım. ‘’Bunlar iş ile alakalı. Sen karşıma geç ben anlatacağım.’’
İkiletmeden karşısına geçtim ve işini bitirmesini bekledim. Sabırsızlıkla beklerken bilgisayarı kapatıp kenara koydu.
‘’İlk öncelikle Mukaddes Hanım’ın kapısına kamera yerleştirdim. Biri geldiğinde bana haber gelecek. Ayrıca numaramı verdim, gelen kişiyi tanımıyorsa mesaj atacak.’’
Eser’in konuşmalarından sonra yaptığı mantıklıydı. Olası bir durumda Mukaddes Ablaya zarar gelmesini istemezdim. ‘’Eser gittikten sonra uzun uzun konuştuk ve anlattıklarına inanamayacaksın.’’
Semih’in önündeki sigara paketini alarak içinden bir tane yaktım ve dudaklarımın arasına yerleştirdim. Normalde çok içmezdim fakat gergin olduğumda rahatlatıyordu.
‘’Ozan bildiğimiz üzere Minar Tiyatrosunda çalışıyormuş, yeni gelen oyuncuların öğretmeniymiş. Bir süre sonra tiyatronun sahibi olmuş ve bil bakalım başka kimler orada?’’
Dumanı üflerken ‘’Aden.’’ Dedim. ‘’Aynen öyle. Ayrıca annesi ve Eser’de her dersine gelip, başında bekliyorlarmış. Ozan annesine anlatıp dalga geçiyormuş. Hiç sevmediğinden falan bahsediyormuş.’’
Kaşlarımı çattım. ‘’Sevmiyor mu?’’
‘’Sevmemek ne kelime adeta nefret ediyormuş. Annesi sebebini sorsa da hep geçiştirmiş. Daha sonrasında diğer maktulleri sordum. Hepsinin orada çalıştığını teyit etti. Bir gün haber dahi vermeden gece eve gelmemiş. Diğer gün geldiğinde tiyatroyu bıraktığını söyleyip odasına çekilmiş.’’
Hikâyenin aldığı hal gittikçe değişiyordu. Aden daha küçükken Ozan’a ne yapmış olabilirdi?
‘’En başta Aden’in annesi ile ortak olup tiyatroyu satın almış. Bütün çalışanları kovmuş ve yerine başkaları gelmiş. Tiyatronun adını da ‘’Solada’’ olarak değiştirmiş.’’
‘’Peki Mukaddes Hanım bunları neden polise anlatmamış?’’
Elini yumruk yaparak parmaklarını çıtlattı. Konuşmanın etkisinden hala çıkamamış olmalıydı. Kim bilir Mukaddes Abla bunları anlatırken nasıl bir ruh halindeydi?
‘’Ozan tiyatroyu sıfır birikim ile almış. Mukaddes Abla o zamanlar şüphelense de böyle bir ihtimali oğluna yakıştıramamış. Şimdi de eğer polislere söylerse mafya ya da tefeci deyip araştırmazlar, bir borcu varsa da ödeyecek gücü olmadığından kendi de aynı sonu paylaşır diye korkmuş.’’
Kalbime giren ağrıyı yok etmek için yutkundum. Oğlunun ölüm sebebini bile tam olarak bilmiyordu. Hala korkuyor ve üstüne acı çekiyordu.
‘’He bir de’’ dediğinde tekrar Semih’e döndüm. ‘’ Bir kere Ozan’ın yanına uğramak için tiyatroya gitmiş. Çok kasvetli, insanı geren bir havası olduğunu söylüyor. Tiyatro da iki erkek, bir de kız çocuğu olduğunu söylüyor.’’
‘’Çocuklardan biri Aden mi?’’ Kafasını salladı. ‘’Çok mutsuz olduğunu, herkese nefret ile baktığını söylüyor. O yaşına rağmen sesi çıkmaz, ne derlerse yaparmış. Diğer oğlan ve kız çocuğu ise çok hırçınmış. Özellikle kız olan sürekli bağırır, kızdıklarında cevabını verirmiş.’’
Tiyatronun ortamı zihnimde canlanıyordu. Karanlık koltuklar, sahneye vuran loş bir ışık. Ne bir seyirci var ne de gülen yüzler. Yırtık bir sahne perdesi canlanıyordu hayalimde, ardında da mutsuz çocuklar. Emirleri uygulayan, eğlenmeyen, kaçan. Tahminimden daha korkunç olduğuna emindim.
‘’Ama neden? Neden bir tiyatro çocuklara zindan edilmiş?’’
Semih elindeki sigarayı yaktığında ona eşlik etmek için bir tane daha yaktım. ‘’İşin içinde bir mafya olduğu kesin Alara.’’
Aklıma bu akşam Eser’in yanında gördüğüm dövmeli adamlar geldi. ‘’Katılıyorum ama sence konu yalnızca para mı?’’
Gülümseyerek kafasını salladı. ‘’Hayır. Çok farklı şeyler var. Ben o çocukları bulmaya çalışacağım. Siz ne yaptınız?’’
Parmaklarımı şakaklarıma bastırarak ağrıyan başımı dindirmeye çalıştım. İçimdeki his bu olayın sonunun iyi bitmeyeceğini söylüyordu. Her adımda uçurumdan uzaklaşmam gerekirken daha çok yaklaşıyordum.
‘’Semih sence halledebilecek miyim?’’ dediğim de sesimdeki çaresizlik çok belliydi. Karşımdaki sandalyeyi de alarak yanıma geldi ve kolunu omzuma attı. ‘’Birincisi halledeceğim değil, halledeceğiz. İkincisi ise çıkmazda hissettiğini biliyorum Alara.’’ Kafamı omzuna yasladım. ‘’Ama sen değil miydin ‘’Her olayın sonunda güneş açar.’’ Diyen.’’
‘’Onu kendim için söylemedim hiçbir zaman.’’
‘’Hımm.’’ Diye mırıldandı. ‘’O zaman güneş sen ol.’’ Güldüğümde ‘’Şaka yapmıyorum.’’ Dedi.
‘’Sen kendinin farkında olamayabilirsin ama birçok insanın hayatına güneş oldun. Herkes ayağına çelme taksa da sen kendin kurtuldun, sen insanları kurtardın. Yolun sonundaki güneş sensin. Sadece bazen ışığını sadece insanlar değil, sende görmelisin.’’
Kollarının ve sözlerinin verdiği güven iyi geliyordu. Uykulu sesimle ‘’Sen olmasan ne yapardım?’’ dedim. ‘’Mahvolurdun. Ben harika biriyim.’’
Kolunu çekti ve üstündeki hırkayı vücuduma sardı. ‘’Şimdi biraz uyu.’’
Kafamı kaldırdım. ‘’İçeride bir yatağım var Semih.’’ Oflayarak başımı tuttu ve geri omzuna koydu. ‘’Şu an seni bırakırsam yine düşüncelerinle savaşacak ve uyumayacaksın. Hem bu kollarda yatmak isteyen kaç kız var sen biliyor musun?’’
Gözlerim kapanırken ‘’Sıfır.’’ Dedim. Ardından cevap vermiş olsa da duymamıştım. Yıldızların ışığı kapalı gözlerimin içinden vuruyor, uyumamı kolaylaştırıyordu.
Bir ürperti ile gözlerimi açtığımda yanımda Semih yoktu. Elimin tersiyle gözlerimi ovdum. Etraf karanlıktı ve yoğun bir mürekkep kokusu vardı. Yanımda uzun bir demire asılmış çeşitli kıyafetler vardı. Pelerin, kocaman bir şapka gibi normal hayatta giyilmeyecek kadar garip giysilerdi. Adım attığım an büyük bir toz kütlesi etrafı sardı. Genzimin yanmasıyla öksürmeye başladım. Her neredeysem uzun süredir kimsenin uğramadığı belliydi. Karanlıktan çıkmak için yolumu ararken odanın kapısına asılmış bordo perdeyi gördüm. Burası bir tiyatroydu.
İçeriden sesler geldiğinde perdeyi araladım. Eser ve Aden’in annesi sahnede duruyorlardı. ‘’Bu bir rüya Alara.’’ Diye fısıldadım. Kafamı biraz daha çıkardığımda ortalarında küçük bir erkek çocuğu gördüm. Bu Aden olmalıydı. Etrafını sarmış Aden’e bağırıyorlardı ama seslerini duyamıyordum. Onlar bağırdıkça kulağımdaki çınlama büyüdü.
Aden ikisine sadece bakıyordu, cevap vermiyordu. Gözünden akan yaşlar arttıkça boynu daha da bükülüyor, adeta görünmez bir hale geliyordu.
Karşımda küçük bir kız çocuğu görünce irkildim. Sahnenin karşısında, diğer çıkıştaki perdenin arasından bana bakıyordu. Daha sonra perde biraz daha aralandı ve arkasında başka bir erkek çocuğu belirdi. Kızın omuzlarına sarılmış, ardında saklanıyordu.
Bir anda kulağımdaki çınlama yok oldu ve karşımdaki çocuklar gözlerini benden çekmeden gülümsemeye başladı. Aşağı doğru baktığımda elbiselerinden yayılan kanı gördüm. Korkuyla bir adım geri gittim. Bir bedene çarptığımda çığlık atarak arkamı döndüm.
Bir dev kadar uzun bir adam vardı karşımda. Yüzünü göremesem de göğsüne kazınmış güneşin üstüne geçirilen kılıç dövmesini görebiliyordum. Arkaya attığım adım boşluğa düştüğünde her şey kayboldu.
‘’Alara uyan.’’ Nefes alarak gözlerimi açtım. Alnımdan dökülen terlerin sıcaklığını hissedebiliyordum. Semih omzuma dokunarak sarstı. ‘’İyi misin? Kâbus görüyor gibiydin.’’
Hepsi bir rüyaydı. Gördüklerimi aklımda toparlamak için beynimi zorladım. Tiyatrodaydım, Aden ve diğer çocuklar vardı. Daha sonra bir adam görmüştüm ve yine aynı dövme.
‘’Berbat bir kâbustu.’’ Hepsinin bir rüya olduğunu ve şu an evimde, kendi balkonumda olduğumu idrak etmeye çalışıyordum.
Çoktan sabah olmuş gibi aydınlıktı hava. Kendime gelince ‘’Saat kaç?’’ diye sorarak ayağa fırladım. Semih ‘’Sakin ol. Saat daha altı buçuk.’’ Dediğinde derin bir oh çektim. ‘’Geç kaldım diye ödüm kopmuştu. “Ben hemen hazırlanıp çıkıyorum.’’
Odama geldiğimde dolabımı açtım. Siyah kumaş pantolon ve dar siyah bir üstü hızlıca giydim. On dakika içinde evden çıkmazsam kesin olarak geç kalacaktım. Çorabımı giyerken ‘’Hiç derdin yoktu Alara.’’ Diye söylendim. ‘’Bir de gittin yeni iş buldun kendine. Bravo gerçekten!’’
Kendime olan sinirim gittikçe yükselirken hazır olan çantamı aldım. ‘’Semih görüşürüz.’’ Ses gelmeyince ‘’Kime diyorum!’’ diye bağırdım. Odasının kapısını açarak ‘’Her gün görüşüyoruz zaten git artık.’’ Diye karşılık verdi.
Telefonumdan taksi çağırırken bir yandan da ayakkabılarımı giydim. Saate baktığımda beş dakikada çıkmıştım. Ayaklarımı yere vurarak taksinin gelmesini bekledim. Mesaj geldiğinde Aden’den olduğuna emindim.
‘’Günaydın. Neden geç kalacakmışsın gibi hissediyorum?’’
Yolun başına baktığımda taksi ortalarda gözükmüyordu. Sinirle ‘’Yanlış his. Tam zamanında orada olacağıma emin olabilirsiniz.’’ Yazdım fakat ben bile emin değildim. Kendi kendime ‘’Hem katilleri yakala hem de saçma dizi anlarını. Sonra da her yere yetişmeni beklesinler.’’ Diye söylendim. On dakikanın sonunda taksi gelmişti.
Konumu açarak şoförün eline verdim. ‘’Abi beni kırk dakikada buraya yetiştirmen gerekiyor.’’ Bir konuma bir de bana baktı. Ne kadar ciddi olduğumu anlamış olacak ki ‘’Tamamdır kızım hallederiz.’’ Dedi.
‘’Abi gözünü seveyim sabah sabah bu trafik nedir?’’ Kafamı sağa sola yatırarak trafiğe bakıyordum. ‘’Sorma be kızım iş saatleri yol hiç çekilmiyor. Sen nereliydin?’’
Bir yandan trafiği incelerken abiyle sohbete daldım. ‘’Mersin abi sen?’’
Biraz da olsa ilerleyebilmiştik. Yirmi dakikalık yolum, aynı zamanda yarım saatlik vaktim kalmıştı. ‘’Ne tesadüf! Ben de Mersin. Neresindensin?’’
‘’Abi ben çok bilmem ama Tarsus. Sen?’’
Yandan gülümseyerek ‘’Dumlupınar bende.’’ Dedi. Sonunda trafik açılmıştı. ‘’Oh be açıldı sonunda! İyi abi yakınmışız.’’ Diyerek geçiştirdim. Beş dakika kala şirketin önüne gelmiştim.
‘’Borcum ne kadar abi?’’
Taksimetreye bakarak ‘Altı yüz kızım.’’ Dedi. Kendimi tutamadan ‘’Yuh abi!’’ diye bağırdım.
‘’Ne yapalım kızım ekonomi almış başını gidiyor. Normalde dört yüz ama hemşerine bir bahşişte verirsin herhalde.’’ Dedi. Yüzüne baktığımda oldukça ciddi gözüküyordu. Uğraşmamak için altı yüzü vererek arabadan indim.
‘’Alayınız dolandırıcı.’’
Kartımı çıkardığım an şoför ile olan konuşmamızı hatırladım. ‘’Dumlupınar mı?’’ diye fısıldadım. Orası Kütahya’nın ilçesiydi!
Geri arkamı döndüğümde elindeki paraları sayıyordu. Dayanamadan camına tıklattım. Beni görünce paraları bırakarak camı açtı. ‘’Buyur kızım.’’
Ellerimi belime koyarak ‘’Dumlupınar ne ara Mersin’in ilçesi oldu?’’ dedim.
Yüzü düşünce cevap vermeden gaza bastı. Arkasından ‘’Seni bulup şikâyet edeceğim.’’ Diye bağırdım. ‘’Salak yerine koymak neymiş görürsün! Ver lan iki yüz liramı.’’
Yolun ortasında durmuş bağırırken adam çoktan uzaklaşmıştı. Plakasını aklıma kazıdım. Arkamdan Aden’in sesini duyunca olduğum yerde döndüm. ‘’Ben az önce neye şahit oldum?’’
Şaşkınlıkla büyüyen gözleriyle bir bana bir yola bakıyordu. ‘’Hemşeri ayağına beni kandırdı resmen. Bir de ekonomi kötü diyerek can damarımdan vuruyor ama ben bulacağım onu.’’
Beni izleyerek gülmeye başladığında ‘’Ne var?’’ dedim. Gülüşünü saklamaya çalışsa da yanakları kıpkırmızı olmuştu. ‘’Hiç yok bir şey. Taksiciyle kavga edeceğini hayal bile edemezdim de.’’
‘’Neyse bu olayı unutup işe dönebilir miyiz?’’ Saatime baktığımda on dakika geçtiğini gördüm. ‘’Ayrıca aynı anda geldiğimize göre geç kalmışta sayılmam.’’
Ağzını açtığında yalandan kocaman gülümsedim. ‘’İyi hadi öyle olsun. Gel geçelim.’’
Günün erken saatleri böyle başladıysa devamını düşünmek dahi istemiyordum. Aden’i takip ederek asansöre bindim.
Kapı kapanınca sırtını duvara yasladı. ‘’Bu arada set bittikten sonra kutlama yemeği var. Reytinglerde birinci olmuşuz.’’
Yüzümü buruşturdum. ‘’Gelmek zorunda mıyım?’’
Gözlerini yukarı kaldırarak düşündü. ‘’Aslında değilsin ama gelmeni istiyorum.’’
‘’Ortamdan kaçmak için bahane olsun diye mi?’’
Diyeceği şeyi yutarak gülümsedi. ‘’Evet ondan.’’
‘’Siz de iyice beni kullanmaya başladınız Aden Bey.’’
Ne kadar içimde tutmak istesem de yapamayacak gibiydim. ‘’Yanlış anlamayın ama bu kadar kötü bir dizi nasıl birinci olmuş?’’
Parmaklarını şıklatarak bana uzattı. ‘’Ne zaman bunu soracaksın diye bekliyordum.’’
Sanırım diziyi sevmediğimi fazla belli ediyordum. Asansörün kapısı açıldığında herkesin hazır beklediğini gördüm. Yönetmen Aden’e doğru ‘’Biz de seni bekliyorduk.’’ Diye bağırdı. Annesi ise elinde kağıtlarla yanımızda bitti.
Abartılı saç topuzuna baktım. Aden ile hiç benzemiyorlardı. Annesinin sert bir çehresi ve açık alnı vardı. Çok güzel bir kadın olsa da yüzündeki sinsiliğini gizleyemiyordu. ‘’Sahne yaklaşık bir saat sonra biter. Daha sonra da dekorların yenilenmesi ve diğer oyuncuların çekimi var. Kuliste iki saat dinlenebilirsin. Ardından tek sahne kalıyor. Daha sonra da kutlama yemeğine gideceğiz.’’
Hiç durmadan konuşmasını dinlerken bile yorulmuştum. Aden cevap dahi vermeden hazırlanmak için makyaj kısmına gitti. Az önce yaşanan her şey çok hızlıydı. Bunu düşünerek gidecektim ki annesi önümü kesti.
‘’Sen fotoğrafçı kızdın değil mi?’’ Yalandan gülüşü ve tanımamazlıktan gelme numaraları mide bulandırıcıydı. Sakin kalmaya çalışarak ‘’Evet Alara ben.’’ Dedim.
Gözleriyle üstümü süzdü. ‘’Bu ara oğlum ile çok sık görüyorum sizi. Hiç bahsetmediğinden tanıyamadım sanırım.’’
Aşağılayıcı bakışlarına gülümseyerek karşılık verdim. ‘’Geldiğimde aynı evde yaşamadığınızı gördüm. Sanırım ondan bahsedemedi size.’’
Kendinden emin ifadesi yerle bir olurken ‘’Size kolay gelsin. Tanıştığıma memnun oldum.’’ Dedim ve arkama bakmadan ilerledim. Kimsenin beni aşağılamasına göz yumacak veya ‘’olsun’’ diyecek birisi değildim. Hele kendi oğluna hayatı zindan etmiş birisine hiç izin vermezdim.
Aden gelene kadar Ahsen’in yanına giderek sohbet ettim. Sette tanıyıp sevdiğim tek insan olabilirdi. Yönetmen veya senarist olmamasına rağmen çoğu şeyi Ahsen’e danışıp, fikir alıyorlardı. Disiplini ve duruşu insanı kendine hayran bırakıyordu.
Sahne başladığında her zamanki rutinimi tekrar ettim. Geçen zamanın tümünde Ahsen ile yan yana olduğumdan eğlenceli geçmişti. Fısıldayarak ‘’Lunaparkta çalışmış olabileceğini asla düşünmezdim.’’ Dedim. Bir yandan sahneyi izliyor bir yandan da benimle konuşuyordu. ‘’İş bulamadığım zamanlardı. Tabi arada müşterileri çalıştırıp kendim bindiğim öğrenince kovuldum.’’
Kahkaha atmamak için yanaklarımın içini ısırdım. Bu kadar eğlenceli biri olduğunu tahmin etmezdim. Sahne bitene kadar kısık sesle komik anlarımızdan bahsetmiş, gülmemek için kendimizi zor tutmuştuk.
‘’Kutlama yemeğine geliyorsun değil mi? Yalnız kalmak istemiyorum.’’ Bugün bunu duyduğum ikinci kişiydi. Ben gelmeden önce bu sette ne yapıyorlardı acaba? ‘’Geleceğim, Aden’de aynısını söyledi.’’
Gözümü kameraya yaklaştırarak Nihal’in tek olduğu bir fotoğraf çektim. Gönderdikten sonra kesinlikle silecektim. Ahsen omzuma yavaşça vurduğunda gözümü kameradan ayırmadan ‘’Ne oldu?’’ diye sordum.
‘’Aden Bey’e ne oldu? Aden’e dönmüş.’’ Anlık kalbim çarptığında toparlayarak ‘’Hiçbir şey.’’ Dedim. ‘’Kendisi böyle söylememi istedi.’’
Yüzünü görmesem de imalı gülümsemesini hissedebiliyordum. ‘’Keşke olsa da annesinin delirmesini izleyebilsem.’’
Annesinin tepkisini izlemek beni de eğlendirebilirdi fakat şüpheli olan kimseye karşı bir his beslemezdim. Düşüncesi bile midemi bulandırıyordu. Maalesef bu hiçbir zaman es geçebileceğim bir prensibim değildi. Bir hata yapıp kalbime söz hakkı verdiğim an koşarak uzaklaşırdım.
Bugün o yemeğe gidecek ve Aden ile tek vakit geçirmenin yollarını arayacaktım. Madem inci katilinin bir geçmişi vardı, belki de bende bütün şüphelilerin geçmişini öğrenerek başlamalıydım.
Merhabalaar, umarım beğenirsinizz. Yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyoruum💖
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |