51. Bölüm
Hande Simay / KANDELEN / 24 SAAT

24 SAAT

Hande Simay
handsimy

"Hoş geldiniz Kaya Bey, hoş geldiniz Sahra Hanım." Kaya hızlı adımlarla kadını cevapsız bırakarak odasına çıktı. Kapıdaki kadına hızlı bir baş selamı vererek bende Tuna'nın peşinden çıktım. Kapıyı açarak içeriye geçen Tuna, masasındaki her şeyi yere saçtı.

"Allah kahretsin!" Yumruk yaptığı elini yan bir şekilde masaya vurarak bana döndü. "Başımıza ne gibi boktan bir iş açtığının farkında mısın Kardelen Sahra Aktaş?" Gözlerimi kapattım ve birkaç saniye sonra tekrar açtım.

"Ne istiyorlar?" Sorumu duyunca çıldırmışçasına gülmeye başladı.

"Doğru, bir de o var daha!" Arkamdaki dolaba avucunu vurmasıyla dolap ile onun arasında kaldım.

"Ne yapıyorsun be! Çekil üstüm-" Onu itmek için kullandığım elimi dolaba bastırarak hareketsiz kalmamı sağlayınca boşta kalan elimle tüm gücümü kullanarak yerlerimizi değiştirdim. "Her ne olursa olsun, karşında bir kadın var Tuna Aslan! Sakın ola bir daha sinirini benden çıkarmak gibi bir hata yapma aksi takdirde bunun karşılığını her zaman veririm haberin olsun." Beklemediğim bir şekilde yüzüme iyice yaklaşarak dudaklarıma birkaç santimetre kala durdu.

"Bilmem farkında mısın ama köşeye sıkışan ben olsam da bu oda dışında kaçacak hiçbir yerin yok Sahra." Kolunun tekini belime dolamasıyla iyice ona çekildim. "Hatta bu oda içinde bile hapissin çünkü benim sınırlarımdasın." Dudaklarını kulağıma yaklaştırarak konuştu. "Düşün taşın kahraman. 24 saat içinde kardeşim Kayra ve çok sevdiğin sevgilin Azat Bey'i kurtarmazsak yarına sende yanlarında olacaksın ona göre." Bir anda benden uzaklaşarak odadan çıktı ve kapının yankılanan sesiyle tek başıma kaldım…

 

 

Hayat bazen artık daha başıma ne gelebilir ki dediğiniz anda size daha kötüsünü verince asıl çıkmazı o anda yaşıyorsunuz bence. Durumunuz zaten kötüyken bir anda işinizin çözüleceği yerde hayat bir tekme daha vurunca kendinden ve her şeyden nefret ediyor insan. Şu anda da aynı böyle bir durumdaydım işte. Çıkışı olmayan kutu gibi bir odadan çıkışım isteniyordu ama bırakın kapıyı, kapıyı açacak bir kapı kolu bile yoktu yanımda. Saatlerdir kim olabilir diye düşünüyordum. Kim kimliğimi bilip beni Kayra ve Azat'a karşı kullanabilirdi ki? Aklıma sadece bir kişi geliyordu ama onun da işine gelmezdi Azat ve Kayra'nın idam edilmeden salınması. Hem şu an elimiz kolumuz bağlı avantaj karşı taraftayken Asaf dahi böyle büyük bir tehditi bana sunamazdı. Bu yüzden Ruhsal'ın böyle bir işe kalkışması imkânsız geliyordu bana. Ama ondan başka kimsede kimliğimi bilmiyordu. Azat ve Kayra'yı ise kurtarmayı geç, 1 günden kısa bir sürede o ikisini bütün dünyanın gözü üzerlerindeyken oradan çıkarmak imkansızdı. Kapımın tıklatılmasıyla düşüncelerimden sıyrılarak gir diye seslendim:

"Sahra Hanım, Kaya Bey ve Ebru Hanım aşağıda akşam yemeği için sizi bekliyorlar." Kapıda dikilen kadına hafifçe gülümsedim.

"Teşekkür ederim, yemeyeceğimi ilet."

"Ne yani onca işimizin arasında yemek masasını odana mı taşımamızı istersin Sahra?" Tuna'nın bıkkın sesi ile kapıda dikilen kadın geri çekildi. "Sen gidebilirsin ben hallederim."

"Peki efendim." Kapının pervazına Yorgunca yaslanan Tuna yorgunca beni inceledi.

"İniyor musun yoksa masayı buraya mı getirteyim?"

"Az önce yemeyeceğimi belirtmiştim Tuna." Gözlerini üzerime dikti:

"Bende masayı üşenmeden odana taşıttıracağımı belirtmiştim Sahra." Bıkkınca nefes vererek onu umursamadan yanından geçtim ve merdivenlere yöneldim. Hızla merdivenleri inerken ayağımın takılmasıyla iki basamak birden inince karnıma sarılan bir kol ile son anda dengemi sağladım.

"Yavaş ol, keskin sirke küpüne zarar derler. Duymadın mı daha önce?" Boşta kalan elimi koluna koydum çekmesi için.

"Zararım kendime ya işte. Bırak kendime verdiğim zararla yok olayım işte. Belki o zaman başımızdaki tüm belalardan kurtuluruz." Gülüş sesini saçlarımın arasında duydum.

"O halde sevgilin olacak o şerefsizi de yanında götür. Hiç değilse ikiniz gidince yüküm biraz olsun hafifler."

"Siz iş dışında başka şeylerde de ortaksınız galiba, yanılıyor muyum?" Kafamı kaldırarak önümüzde duran kadına baktım endişeyle. Merdivenden inerken yanlış bir adım attım ve Tuna da beni tuttu.

"Aramızda sandığınız gibi hiçbir şey yok Ebru Hanım." Gözleriyle kibirli bir şekilde gülümseyerek hala karnımda sarılı olan Tuna’nın kolunu gösterdi.

"Düşmeye hala devam mı ediyorsun da ben mi seni duruyor görüyorum acaba?" Tuna’nın karnımdaki eli beni kendisine bastırınca kaşlarımı çattım.

"Öyle ya da değil sana ne Ebru." Kadın kaşlarını kaldırarak direk Tuna’nın gözüne baktı.

"Sen ve çevren her ne halt döndürüyorsanız yaptığın bütün işlerden iyi kötü benimde dolaylı yoldan da olsa bizzat işin içindeymişim gibi haberim olur Kaya bunu en iyi sen bilirsin." Kadın omuz silkerek arkasını döndü. "Neyse ne, yemekten sonra yaşarsınız özelinizi inin aşağı da yemeğimizi yiyelim artık…"

 

 

Tuna Aslan’ın Anlatımıyla:

"Afiyet olsun." Dudaklarımı masanın üstünde bulunan mendile silerek mendili masaya koydum.

"Bir yere mi gidiyorsun yine?" Bıkkın bakışlarımı gözleri üzerimde olan Ebru’ya dikerek oturduğum sandalyeden kalktım.

"İşlerim var, siz takılın kafanıza göre."

"Nereye gidiyorsun?" Sahra’nın sinirli sesini duymamla gözlerimi ona çevirdim.

"Az önce işlerim olduğunu söylemiştim." Tek kaşını kaldırarak konuştu.

"Evet, sağır değilim duydum. İşlerin olduğunu söyledin ama nereye gideceğin hakkında bir şey söylemedin yanlış mıyım?" Ebru kahkaha atınca gözlerimi devirdim.

"Bu iş ortağını sevdim ben Kaya. Tam benim tarzımda."

"Bu eve bir adet Ebru Karaman yetiyor zaten. Eğer niyetin bu sayıyı iki katına çıkarmaksa bunu hiç tavsiye etmem Sahra."

"O halde soruma cevap ver Tuna. Nereye gidiyorsun?"

"Gitmek istediğin bir yer mi var?"

"Gitmek istediğim bir yer olsa niye bunu sana sorayım ki?"

"Eee, o halde?" Sahra sandalyesinden kalkarak yanıma gelince sesli bir şekilde nefes verdim. Sahra hep zorlayıcı bir karakterdi ama şu sıralar daha baskın bir tarafa yöneliyordu ve bu hiç hoşuma gitmiyordu.

"Bizi bırakıp gidecek kadar önemli ne işin olduğunu sordum sadece cevaplaması bu kadar mı zor?"

"Eve gelince bu konuyu konuşuruz Sahra ama şu anda gitmek zorundayım. Bir sorun olursa ararsın zaten. Senin aksine telefonlarım hep ulaşılabilir bir modda." Kollarını göğsünde kavuşturarak yüzüme baktı.

"Telefonuna değil, sana ihtiyacım var." Susarak önümde duran kadına baktım.

"Sadece birkaç saat fazla değil." Arkamı döner dönmez birinin kolumdan çekmesiyle gözlerimi sinirle kapatarak geri döndüm.

"Ne var Sahra?"

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun lan? Şaka mı yaşıyoruz biz burada? 22 saatimiz var sana bu maili göndereni bulabilmemiz için ve sen hala bundan önemli işlerinin olduğunu söylüyorsun bana." Şu anda gittiğim yerin bile onunla ilgili olduğunu söyleyemezdim çünkü Sahra'yı birazcık tanıyorsam eğer mutlaka benimle gelmek isterdi.

"Sadece bir önemli işin kendinde olduğunu mu sanıyorsun Kardelen Sahra Aktaş? Ben polis karakolunda görüp tanıdığın Tuna Aslan'dan ibaret değilim. Tuna Aslan hayatın sadece kısa bir bölümü için var olmak zorunda. Bu yüzden Kaya Karaman'a yani asıl bana alışsan iyi olur." Kontrolsüzce güldü.

"Ne güzel şimdi de karakter bölünmesi mi yaşıyorsun? Hah, bir tek bu eksikti zaten."

"Bahsettiğimin bu olmadığını çok iyi biliyorsun Sahra. Şimdi kolumu bırakırsan gidip tek başıma halletmem gereken önemli işlerim var." Kolumdaki tutuşu sıklaştı bir anda.

"Gidemezsin."

"Senden izin almam gerektiğini düşünmüyorum."

"İzin alacağın bir durum yok çünkü zaten gitmiyorsun Tuna." Gözlerimi karşımda son derece sinirli duran kadının üstünde kilitledim.

"Benim evimde bana karşı zor mu kullanıyorsun?"

"Yer, mekan fark eder mi?" Arka cebimden çıkardığım tabancayı kafasına dayayınca şaşkınlığını gizleyemedi.

"Ne yani, beni mi vuracaksın?"

"Tercih ettiğim bir seçenek değil ama kolumu bırakmamakta ısrar edersen neden olmasın?" Gülmeye başladı ve kollarını iki yana açtı.

"Durma vur beni, vurabilirsen." Bir manevra yapmasını beklemeden Sahra'nın belinden tutarak kendime çekince geri çekilmesini engellemiş oldum.

"Sahra... zorlama vururum."

"Cık, götün yemez." Dişlerimi gösterip sırıtarak silahın emniyetini açtım. "Yapma Tuna, bunu yapmayacağını ikimiz de biliyoruz." Gülümsedim.

"Bu fazlaca olan özgüvenin bana mı yoksa kendine mi?"

"Cevap vermemi ister misin?" Çevik bir hareketle kollarıyla boynumu saran kadın yüzünü yüzüme yaklaştırınca istemsizce kaşlarımı çattım. "Ne yapıyorsun?"

"İlan-ı aşk ediyorum kabul ediyor musun?"

"Ne?" Boynumun solunda hissettiğim bir baskı ile gözlerimi soluma doğru çevirdim. "Sen?"

"Bir silahını kuşanan kişinin sen olduğunu mu sandın?" Kafasını yana eğerek konuşmaya devam etti. "Bazen karşında nasıl bir kadın olduğunu unutuyor gibisin o yüzden bu küçük hatırlatmamı maruz gör lütfen." Sahra'nın kafasına dayadığım silahı iyice kafasına bastırarak sinirle karışık bir kahkaha attım.

"Sen ve bitmek bilmeyen beni şaşırtmacaların."

"Her zaman."

"Ama yine de ne var biliyor musun Sahra, her ne yaparsan yap daima bir adım önünde olduğum gerçeğini hiçbir zaman unutma. Bilirsin, iki benliğimi de yeri ve zamanı geldiği zaman çok iyi kullanan biri oldum her zaman." Konuşmamı bitirir bitirmez tetikteki parmağımı ateşleyince dibimdeki kadının neye uğradığına şaşırması bir oldu.

"Sen-" Bam. Bir anda patlayan silahımı indirdim.

"Yapamayacağımı sanmıştın değil mi? Merak etme bu sadece bir uyku silahı içinde gerçek kurşun yok. Sadece işim bitene kadar seni benden uzaklaştıracak o kadar. Ben gelene kadar çoktan uyanmış olursun." Bir anda kollarımda gevşeyen kadını kucağıma aldım. Biraz önce çıktığım evden içeri girerek merdivenlere doğru ilerledim.

"Kaya? O kucağındaki kadın sevgili iş ortağın mı?" Ebru'yu ve sesini görmezden gelerek Sahra 'nın odasına ilerledim.

"Kapıyı aç." Katta bulunan hizmetli kapıyı geçmem için açarken içeri girip kucağımdaki kadını yatağına bıraktım. Gözüm biraz önceki boğazıma batan gizli bıçaklı yüzüğe kayınca eğilerek Sahra'nın parmağındaki yüzüğü çıkarttım. Demek tektaş yerine böyle yüzüklerden hoşlanıyorsun ha? Yüzüğü cebime koyarak son kez baygın yatan kadına baktım iç çekerek. Sırf abimi öldüren katilin intikamını almak için hayatımın en büyük riskini aldığım adamın, sevdiğim kadına ve aynı zamanda abimin katiline aşık olması sanırım bu hayattaki bana verilen en büyük cezaydı. Odadan hızlıca çıkarken Ebru'nun merdivenin sonunda beni beklemesiyle gözlerimi devirdim. Hemen yanı başımdaki hizmetliye dönerek: "Sahra Hanım'ın odadan çıkmasına sakın izin verme. Yemeğini de uyanınca odasına getirirsiniz." Dedikten sonra merdivenleri teker teker inerek Ebru'nun istediği gibi tam önünde durdum.

"Hayırdır ne haltlar karıştırıyorsun sen yine?" Tepeden baktığım kadının gözlerinin içine bakarak konuştum.

"Sen bana yediğin haltlar hakkında hiçbir şey anlatmazken ben sana niye yediğim haltları anlatayım Ebru?"

"Bilmiyor musun sanki?"

"Bu anlatmadığın gerçeğini değiştirmiyor ama?" Kadın sağ kaşını kaldırarak sinsice gülümsedi.

"Yine senden beklediğim gibi bir cevap. Peki öyle olsun Kaya Bey. Yine de dikkat et onca işinin arasında kocamı unutmazlık etme ha! Yoksa neler yapabileceğimi sen herkesten iyi biliyorsun Kaya."

"Kocanı unutmamak ne mümkün! Kendisi bütün işlerimin merkezi olmuşken hem de!"

"İyi o halde ben işlerin ile arandan çekileyim." Ebru yana çekilerek geçmem için yol verirken hızlıca yürüyerek evden çıktım ve arabamın önünde durdum.

"Buyurun efendim. Açık kapıdan içeri binerek kapının kapanmasını bekledim. Nereye gidiyoruz efendim?"

"Merhum Asaf Bey'in leşini görmeye..."

 

 

"Efendim geldik." Yavaşça duran araba ile gözlerimi yoldan kaldırarak kapımın açılmasını bekledim. Arabadan iner inmez sertçe esen havanın eşliğindeki soğuk rüzgarın yüzüme çarpmasıyla gözlerimi kapattım. "Mezarına gelmemi bile hoş karşılamıyorsan ha Asaf Arşın?" Sakin adımlarla yürüyerek mezarlıktan içeri adımımı atıp yürümeye devam ettim. Uzaktan mezarın boş olmadığını görünce gülümsedim ta ki mezarın yanına gelene dek. Mezarında bile onun yanından ayrılmıyorsun.

"Sende de durum aynı sanki ha?"

"Kabul etmeliyim onun yokluğuna alışmak biraz zaman alacak."

"Buna gerek olmayacak."

"Kendini onunla bir mi tutuyorsun yoksa?"

"Asla, sadece bir aracıyım hepsi bu."

"Bunun bilincinde olman güzel Ruhsal." Ruhsal, derin bir nefes vererek Asaf’ın mezarına dönünce bende bakışlarımı mezara doğru çevirdim. "Bu kadar erken gitmesi onun için bile büyük bir haksızlık."

"Ne istiyorsun Kaya, niye geldin buraya?"

"Sadece kısa bir ziyaret o kadar."

"Başka bir anlam aramamalı mıyım gerçekten de?"

"Ölmüş gitmiş bir adamdan ne istemek için gelebilirim ki Ruhsal?"

"Sana belli olmaz Kaya, ölmüş adamı bile işine yarayacaksa mezardan çıkıp diriltme potansiyeline sahipsin sonuçta." Küçük bir kahkaha atarak ciddiye döndüm.

"Bakıyorum da Asaf’ın yokluğunda bile peşimi bırakmamaya devam ediyorsunuz yine."

"Yine derken?"

"Saf, salak bir adam değilim Ruhsal o yüzden bilmezlikten gelmeye çalışma her şeyin farkındayım çünkü."

"Neden bahsettiğini anlamıyorum Kaya." Gözlerimi kapatarak sabır dilenircesine cık cıkladım.

"Benimle oynamaya kalkma Ruhsal. Eğer sana taziye hediyesi olarak müsamaha göstereceğimi düşünüyorsan hiç o toplara girme bence."

"Neden bahsettiğini gerçekten anlamıyorum Kaya." Ruhsal ne olduğunu anlamadan bir anda ellerimi boğazına geçirince neye uğradığını şaşırdı.

"Oradan şaka yapar gibi mi görünüyorum Ruhsal? Benimle daha fazla oyun oynamaya son ver aksi takdirde Arşın’ın mezarının yanına ilişiği olan kim varsa hepinizi gömerim!" Bir anda elimden kurtularak beni yan ağaca ittiren Ruhsal öksürerek birkaç adım geri attı.

"Her neyle uğraşıyorsan muhattabı ben değilim."

"Sen değil misin?" Yüksek sesli bir kahkaha atarak yanına gidip sağ yüzüne sağlamından bir yumruk savurdum. "Senden başka kim böyle bir şeyle yanıma gelir lan! İntikam uğruna yapmayacağın şey mi? O gün seni görmediğimi mi sandın o karanlıkta? Hadi ama Ruhsal sen bundan daha zeki bir adamsın yeme beni. Asaf’ın sıkı sıkı tembihine rağmen elbette kendi hırslarına yenik düşerek ondan intikam alacaktın."

"Sahra’yı mı kastediyorsun? Bir dakika bir dakika şimdi oldu." Ruhsal sinirle gülerek dibime kadar girdi. "Elbette onun için gelecektin yanıma başka ne için olabilirdi ki?"

"Hatırladığına göre derhal bu saçmalığa son vermeni istemek durumundayım Ruhsal yoksa-"

"Ona düşündüğün gibi herhangi bir şey yapmadım Kaya. Emin ol o katil bozuntusunu düşünmekten daha önemli işlerim var şu anda."

"Asaf’ın leşini beklemek mi önemli işin?"

"Yakında öğrenirsin." Dibimden çekilerek geriye doğru birkaç adım attı. "Güzel sohbetti ama bir daha tekrarlanmasın lütfen. Bu işin muhattabı ben değilim. Senin de dediğin gibi Asaf ölmeden önce ona dokunmam konusunda bu kadar ısrar etmişken ona elimi bile sürmem. Ne de olsa Asaf onun tarafından öldürülmeyi bizzat kendi istedi. Biliyorsun Azat’a karşı olmasa da Sahra’ya garip bir şekilde oldukça saygı duyuyordu."

"Asaf mı saygı duyuyordu? Asaf sadece Sahra’nın kazandığını düşünmesini istedi. Onu bilirsin, ilk önce karşısındakine hamle şansı vererek kazandığını zannetmesini ister sonra da rakibinin özgüvenle attığı hamlesinin ardından arkasından beklemediği bir hamle yaparak çakılışını keyifle izler."

"Sence ucuna kendi ölümünü koyup öldükten sonra nasıl bir hamle yaparak kazanacak olabilir ki Kaya? Bu kadar ütopik düşünmeye son ver artık." Ruhsal beni ardımda bırakıp giderken konuşmaya devam etmemle durdu.

"Kan kanseri, son evre. Hiçbir şekilde tedavisi yoktu değil mi? Onun için son çare ölmekti çünkü Asaf çaresizce acı çekmek yerine hepimizin bildiği gibi eceli olmayan bir ölümü seçerdi ve seçti de değil mi Ruhsal?"

"Sen?"

"Kabul ediyorum kolay olmadı ama yine de çok şaşırma bu bilgiye ulaşmaktan daha zor işler de yaptım zamanında. İyi ve zeki bir adamsın Ruhsal. En önemlisi de ona sıkı sıkıya bağlıydın her zaman. Bu da seni onun ruhunu az da olsa taşıman için biçilmiş bir kaftan yapıyor ama yine de beni sakın hafife almaya çalışarak arkamdan iş çevirme yoksa yemin ederim bunu karşılığını sana acımadan bütün gücümle veririm ona göre."

"Peki dediğin gibi olsun, bütün gücünle karşılığını ver o halde Kaya. Sana bir tavsiye düşmanlarını iyi tanı şu anda savaştığın düşmanın ben değilim bir başkası. İster bana inanarak yönünü değiştir istersen de vaktini boşa kaybederek debelen dur. Savaşa başlamadan önce ateşkesteyken sana benden son bir tavsiye." Ben bir şey demeye kalmadan gelen arabaya hızlıca binip beni mezarın başında bırakan adam ile öylece kalakaldım. Tamam, kabul ediyorum böyle bir konuşma beklememiştim. Yine de dediği gibi o maili gönderen kişi gerçekten de Ruhsal değildi. Bunu anlamayacak kadar geri zekalı bir adam değildim. Öyleyse düşmanım kimdi? Sahra’yı öne atarak Azat ve Kaya’yı kurtarmasının çıkarı ne olacaktı? Bu işten çıkarı neydi? mezarlığın çıkışına doğru yürüdüm. Geldiğimi gören şoför hızlıca kapımı açınca açık kapıdan içeri bindim.

"Nereye gidiyoruz efendim?"

"Nesrin’in evine sür Kaan."

"Tabii efendim." Oturduğum koltukta arkama yaslanarak kısa süreliğine de olsa gözlerimi kapattım. Uzun zamandır böyle bir çıkmazın içine girmemiştim doğrusu. Bütün çıkış yollarım açmak istemediğim insanların silüeti tarafından kapanmıştı ve ben nereye gideceğimi bilemiyordum ilk defa. Kapıları açmak istesem de açtığım anda önündeki insanlar zarar görecekti ve ben hiçbirinin zarar görmesini istemiyordum. Hayır, hayır istemediğim şey birinin zarar görmemesi değildi istemediğim şey zarar görecek kişiyle beraber benim sonumun da gelmesiydi ve ben bunu asla kabul edemezdim. Kaya Karaman ya da diğer bir adımla Tuna Aslan ilk defa bu kadar fazla kaybetmenin eşiğine gelmişti. Kaybedemezdim ama kazanamazdım da. Kazanırsam da kaybedeceğim bir savaştı çünkü bu ve bu da attığım her adımda sonuma doğru ilerlememden ibaretti yalnızca. Yine de kazanabildiğim kadarıyla kaybederdim bende. Bütün uğraşlarım onun içindi ne de olsa…

 

 

"Abi? Senin ne işin var burada? Hayırdır bu saatte hiç gelmezdin sen bana?"

"Gelemez miyim Nesrin?"

"Gelebilirsin de şaşırdım bir doğrusu. Neyse buyur geç, kapıda kalma daha fazla." Nesrin’in dedikleriyle gülümseyerek içeriye doğru bir adım attım ayakkabılarımı çıkartarak. "Sen içeriye geç, bende bize bir kahve koyayım 2 dakikada." Kafa sallayarak salona geçtim. Sarı ışıkların aydınlattığı loş salon beni girer girmez rahatlatıyordu yalnızca. Boş koltuklardan birine oturarak uzun zamandır uğramadığım eve baktım. Her şey aynıydı. Koltukların yeri, televizyon sehpası, masada duran çiçekler ve halının üzerinde uyuyan bakır kedi… Değişen bir bendim ne de olsa. Kısa bir süre sonra elinde iki adet kupayla gelen Nesrin’i görünce gülümseyerek elinden kupayı aldım.

"Mert nerede?"

"Ha, Mert mi? Nerede olacak abi, arkadaşlarıyla sahaya gitti akşamdan. Sabaha kadar da top peşinde koşturacaklarmış işte." Kaşlarımı kaldırarak sorgularcasına Nesrin’e baktım.

"Bizim hıyar ne zamandır götünü bir yerden bir yere kaldırıp top peşinde koşar oldu?"

"Demi demi, bende şaşırdım ama kendi gözlerimle gördüm abi. Valla bizim hıyar çok iyi koşturuyor topun peşinden bir görsen. Öyle olunca bende elleşmek istemedim. Şu 1 aydır sürekli haftanın 3-4 günü sahalarda sabahlıyor kendisi."

"Aman aman sabahlasın bakalım. Belki kurtulur şu depreşip hallerinden belli mi olur?" Nesrin gülerek elindeki kupadan bir yudum aldı.

"Eee abi, sende ne var ne yok? İşler nasıl gidiyor, var mı bir gelişme?" Oturuşumu daha rahat bir pozisyona getirdim. Sadece burada diklikten uzak durabilirdim çünkü. Diğer herkesin yanında dik olmak zorundaydım. Dik olmazsam şimdiki gibi kayar giderdim ve bu sefer altımda beni tutacak bir koltuk dahi olmaz ve betona çakılırdım.

"Nasıl gitsin Nesrin, aynı işte uğraşıyoruz bildiğin gibi."

"Yoğun olmuyor mu şu sıralar? Nasıl baş ediyorsunuz?" Gülümsedim.

"Tek başıma değilim ki, yanımda bir karakol dolusu ekip arkadaşlarım var Nesrin." Nesrin gülümsedi.

"Doğru, nasıl unuturum yanındakileri. Allah onlarda razı olsun, hepsi senin yanındalar iyi ki." Gülümsedim. Oysa Kaya olarak ne de çok yalnızdım bir bilsen Nesrin.

"Tabii, onlar iyi ki yanımdalar. İç çekerek sordum. Sen ne yapıyorsun nasıl gidiyor?"

"İş güç işte aynı abi ne olsun. Rutin günler ve işler. Arada yeni hastalar geliyor, onlarla ilgileniyorum. Dertlerine ortak; yaralarına yara bandı oluyorum işte. Abi?" Gözlerini endişeyle bana çeviren Nesrin, gözlerimde neler gördüğünü görmüş olacak ki sonunda anlamıştı neden geldiğimi. "Hadi anlat. Seni bilirim ne de olsa abimsin bunca yıldır bir şeyler var sende."

"Nasıl anladın?"

"Sorunun olmadıkça gelmezsin sen böyle de ondan. Rahatsız olacağımı düşünürsün hep. Belli ki aşamadığın bir sorunun var içinde anlat da derdine derman olayım dilimle." Burukça gülümsedim.

"Keşke çözebilsin ama sanırım benim derdimi artık sen bile çözemezsin be Nesrinim."

"Anlatmadın ki. Anlatmadan kesin yargılar verirsen sen bile içinde bitirip pes etmişsindir abicim." Durdu düşündü. "Dur tahmin edeyim yine Sahra meselesi mi?"

"Hem öyle hem değil."

"Ne demek hem öyle hem değil?" Derin bir nefes aldım.

"İki tarafı da patlayıcı olan bir dinamit düşün. Dinamitin bir tarafında ben varım; diğer tarafında ise o var. Hangi taraftan yakarsan yak sonuçta ikimiz de patlarız öyle değil mi?"

"Teknik ve teoride öyle ama yanmanız için bir ateş lazım değil mi sonuçta. Her iki tarafı da yakmazsanız ikiniz de yanmazsınız yanlış mıyım?"

"Ya ateş çoktan ortadan olacak şekilde yandıysa ve ateş ikimizin üzerine de gelmek üzereyse? O halde ne yapardın?"

"Kurtuluş yok mu diyorsun abi?"

"Var gibi mi görünüyor?" Nesrin düşündü. O sırada bölmedim düşüncelerini. Varsın düşünsün ve beni bu çıkmazdan kurtarsın istedim. Sonunda yere indirdiği bakışlarını gözlerime dikerek cevap verdi.

"3. Kişi. Bir 3. kişi daha eklerseniz eğer yanınıza bence bu 3. kişi hepinizi yanmaktan kurtaracaktır abi. Bu denkleme çözümüm anca bu şekilde olurdu. Sizi yanan ateşten kurtaracak bir üçüncüye ihtiyacınız var. Dedikleriyle sorgularcasına kaşlarımı çattım.

"Ya o 3. Kişi bizi kurtarayım derken alev alıp alev topuna dönüşüp de bizi yakarsa o zaman ne olacak?"

"Patladığına emin olacaksınız. Ardından geriye küllerini bile bırakmayacaksınız ki ateş onunla birlikte harlansın ve harlandıkça sönsün. Kafamı salladım söylenecek bir şey kalmayınca."

"Demek 3. bir kişi ha?"

"Aynen öyle."

"Anladım." Buradaki işimin bittiğini anlayarak ayağa kalktım o anda. Ayağa kalktığımı gören Nesrin kafasını kaldırarak bana baktı.

"Gidiyor musun?"

"Kalmayı isterdim ama-"

"İşlerin var değil mi?" Burukça gülümsedim.

"Aynen öyle."

"İyi o halde ısrar etmeyeceğim senin için. Nesrin ayağa kalkarak bana kapıya kadar eşlik etti. Arada sırada uğra da gözüm yollarda kalmasın." Elimi Nesrin'in yanağına uzatarak okşadım.

"Gelirim." Tam açık kapıdan dışarıya çıkıyordum ki tekrar Nesrin'e döndüm. "Selim ne yapıyor, hiç konuştun mu şu sıralar?"

"Selim mi? İyi, evde oturuyorlardı Mirza'yla ne yapsın." Dedikleriyle kaşlarımı çattım.

"Ne demek daha ne yapsın, sen Selimin, Mirza'yla oturduğunu nereden biliyorsun Nesrin? Ben sana görüşmeyeceksin demedim mi o herifle?"

"Anlaşıldı anlaşıldı senin kafan bozulmuş arıza çıkaracak adam arıyorsun yine."

"Nesrin!"

"Tamam yaz kızma hemen." Yanağıma bir öpücük konduran Nesrin'e ters ters bakmaya devam ettim.

"Selim ile görüşülmeyecek Nesrin Hanım. Görmeyeceksin onu bir daha."

"Tamam söz veriyorum bir dahaki görüşmemizde gözlerimi kapatırım görüşürken."

"Nesrin!" Bir anda kapanan kapı ile koridorda yalnız kalakalmıştım. Neyse derdim şu an Selim’in kız kardeşimle aşk yaşaması değildi. Asıl derdim daha başkaydı bunu da sonra hallerdim elbet. Binadan çıkarak arabama biner binmez elime telefonumu alarak Kıymet Komiserin isminin üzerine bastım. Biraz önceki Nesrin’le yaptığım konuşma, kafamdaki bütün taşları yerine oturtmuştu sonunda. Maili gönderen kişiyi bulmuştum sonunda. Bunu yapan kişi kardeşimin müstakbel eşi dışında kimse olamazdı elbette. Şu anlık Azat Deniz Erdemir’i neden istediğini bilemesem de aklınca beni köşeye sıkıştırarak Kayra’yı kurtarmanın derdindeydi.

"Efendim Tuna?" Telefonu açan Kıymet Komiserin sesini duymamla gülümseyerek konuştum.

"Komiserim iyi akşamlar, bir ihbarda bulunmak istiyorum."

 

Azat Deniz Erdemir’in Anlatımıyla:

Gözlerimi açtım. Gözlerimi açar açmaz üzerimdeki ağır yorgunluk çığ gibi üzerime çökünce inledim. Bileklerim sargılıydı. Vücudum ise bir sandalyenin tepesinde oturduğu için uyuşuk bir şekilde kalmıştı.

"Günaydın, sonunda gözlerini yine açabildin ha? Bu sefer gerçekten Azrail'le iş birliği yapıp diğer tarafa gittiğini düşünmüştüm." Adamın boğazında olan derin kırmızı izleri görünce gülümsedim.

"En azından seni de götürürüm diye düşünmüştüm yanımda ama sende buradasın aynı benim gibi ha?" Uyanır uyanmaz ilk defa konuşunca gelen boğaz tırmalayıcı sesimle kaşlarımı çattım. "Ne zamandır uyuyorum ben?"

"3 gün. Tamı tamına 17 gündür burada hapissin ve 17 gündür uyuyorsun Azat Deniz Erdemir. Seni buraya uyu diye almadık. Uyuyarak pek de bir işimize yaramazsın doğrusu."

"Eh, ne güzel işte. Bende pek işine yaramak istemiyorum ya zaten nihayetinde."

"Tabi canım, bilmez miyim? Ama yine de seninle ilgili yapacağım planlarım birazcık değişti diyebiliriz. İşte bu yüzden seninle farklı bir şeyler yapalım istiyorum bugün ha, ne dersin?" Karşımda oturan adam ayağa kalkarak arkama geçti. "Bugün biraz sakince konuşmaya çalışalım diyorum seninle deniz katili? İki tarafın da birbirini hırpalayıp durması kimsenin çıkarına yarar sağlamaz sonuçta değil mi?"

"Kiminle, seninle mi konuşacağım?"

"Burada sadece ikimiz olduğumuza göre?" Omuz silktim.

"Geriye pek konuşacak bir şeyin kaldığını düşünmüyorum komiser." Komiser sırıtarak konuştu.

"Biliyor musun Azat, insanoğlu arasında konuşulacak her zaman bir şeyler vardır. Şimdi şöyle yapıyoruz soruna karşılık sorum. Yani şöyle ki sen bana bir soru sorarak cevabını alacaksın aynı şekilde ben de sana sorumu sorunca cevabımı alacağım nasıl fikir?" Kafamı yorgunca geriye yaslayarak nefes verdim.

"Aklındaki bütün sorularına cevap veririm ama bir şartla." Adam sandalyenin her iki tarafına da elini koyarak eğildi.

"Bugün burada bir teklif sunulacak orası doğru ama senin teklif sunabilecek bir pozisyonda olduğunu düşünmüyorum deniz katili."

"Beni oldukça hafife alıyorsun komiser, bence teklifim oldukça işine yarayacak bir teklif yine de sen bilirsin."

"Cık, beni bugün sadece evet diyerek ikna edebilirsin katil." Uyuşan bedenimi kımıldatmaya çalıştım. Bütün vücudumun şu son 17 gündür oturur bir pozisyonda olması artık son derece canımı yakıyordu. Dişleri sıkarak konuşmaya çalıştım.

"Kayra, Kayra Karaman ile görüşmek istiyorum. Eğer beni onunla görüştürsen sana söz bende senin istediğin bir şeyi yaparım." Adam kulağıma yaklaşarak sesini alçalttı.

"Hayır Azat, inan benim için daha iyi şeyler yapmanı bekliyorum senden. İstediğin ve istediğim şeye karşı ettiğin teklifin fazla basit kalır." Söyledikleriyle artık sıkıldığımı belli edercesine ağzımdan nefes verdim.

"Söyle o zaman ne teklifi yapacaksın bana? İdam tarihimden önce kafama sıkarak öldürmeyi mi isteyeceksin beni? Güldüm acı içinde. Ya da sonsuza kadar beni burada oturtarak bu sandalye üstünde çürümemi mi bekleyeceksin ha?" Komiser bir kahkaha patlattı.

"Bir katilin katilce planları. Hayır Azat, seninle katile karşı katilcilik oyunu oynamayacağım. Ha, yapamayacağımdan değil yanlış anlama ama ben benim olan avdan fazlasıyla yararlanmak isterim her zaman."

"Yani?"

"Yanisi şu benimle bir oyun oynamanı istiyorum senden sadece deniz katili mümkünse ölmeyeceğin ve öyle herkesi öldürmeyeceğin bir oyun.

"Ne?"

"Ne saçmalıyorsun komiser? Öldüm benim haberim yok sorgumu mu yapıyorsun cehennemde?" Adam ciddi bir şekilde gözlerimin içine baktı.

"Anlatamadım ya da anlamadın galiba. Ölmeni ya da öyle önüne gelen herkesi öldürmeni istemiyorum. Senden sadece kurduğum oyunda bir başrol olmanı istiyorum."

"Nasıl yani?" Sandalyesini iyice yanıma yaklaştıran adam kapıya doğru bir işaret yaparak anında kapının açılmasını sağladı ve kapı açılır açılmaz dondum. "Sen?"

"Gel Kayra." İçeri giren Kayra ile kapanan kapının sesi kulaklarımda yankı yaptı.

"Sen- nasıl? Bir dakika lan?"

"Hoş geldin Kayra, geç otur, fazla zamanımız yok zaten."

"Kameralara dediğim görüntüleri koydunuz mu?"

"Evet, zaten onun sayesinde şu anda buradasın." Karşımda oturan Kayra'ya baktım. Yüzü gözü tertemizdi, kıyafetleri aynı onu en son gördüğümü gibi takım elbiseliydi.

"Ne sikik işler dönüyor lan burada?"

"Azat, ilk önce sakin ol lütfen."

"17 gündür ben burada zulümlerden zulüm beğenirken sen takım elbiseli muhtemelen kral dairende beni mi izliyordun lan, bu ne hal!" Kayra burukça gülümseyerek iç çekti.

"Biliyorum öyle görünüyor ama öyle değil Azat.17 gündür en az bizde seni kurtarmak için fazlasıyla zulüme katlanıp oldukça fazla yorulduk."

"Ne zulüme katlanması lan yemişim zulmünü sikik herif şu halime bak!" Hücrede yankılanan gür sesimle ağzıma dolan kanla öksürdüm.

"Azat, iyi misin?"

"Ona bu kadar çok işkence yapmak zorunda mıydın?"

"Bakma bana öyle, inandırıcı olmak zorundaydı aksini söyleyemezsin Kayra." Dudaklarıma doğru yaklaştırılan su ile gözlerimle Kayra'yı parçalayacakmış gibi baktım.

"Bana bakıp durma da iç suyu. 17 gündür seni öldürmeye değil; kurtarmaya çalışıyor Azat. Biliyorum şu an her şey çok saçma, aşırı akıl almaz bir şekilde geliyor ama bana ve Akça Komisere güvenmek zorundasın çünkü seni ancak bu şekilde kurtarabiliriz." Adının yeni Akça olduğunu öğrendiğim komisere baktım.

"Kusura bakma, inandırıcı olmam gerekiyordu yoksa inandıramazdık kimseyi."

"Ne saçmalıyorsunuz amınakoduklarım inandırıcı olsun diye bir idam edilmediğim kalmış şurada hala inandırıcılıktan bahsediyorsunuz bana."

"Azat, bizi bir dinle. Fazla zamanımız yok zaten inan bana. Biliyorum her şey çok sahte ve saçma geliyor ama en azından Akça ile senin için yaptığımız tüm bu uğraşa karşılık bizi dinlemek zorundasın." Karnım ağrırken bir kahkaha patlattım.

"Buraya hiç mahkum olmadın değil mi Kayra?"

"Öyle değil. Başta ben de senin gibiydim ve teknikte de hala senin gibi bir idam mahkumuyum ama evet kabul aynı şartlarda değiliz bu doğru." Kapıya bakan komiser Kayra'nın koluna dokundu endişeyle.

"Biliyorum her şeyi açıklamak istiyorsun ama çabuk ol, fazla zamanımız kalmadı. Bunun için çok uğraştık, yakalanırsak hepimiz yanarız." Kayra kafa sallayarak komiseri onayladı.

"Azat ölmek istiyor musun?"

"Ne?"

"Bana bak, bana bak, sakın kendinden geçme Azat. Lanet olsun Akça, ona gerçekten de bu kadar eziyet etmek zorunda mıydın?" Kayra'nın dedikleriyle geriye kayan gözlerimi kontakta tuttum. O sırada Kayra sorusunu tekrar yineledi. "Ölmek istiyor musun Azat?"

"Ha?" odağım dağılıyordu ama yine de cevap vermeye çalıştım. "Hayır."

"Güzel, o zaman bizimle iş birliği yapmak zorundasın çünkü işin her iki tarafı da maalesef senin ölümüne çıkıyor kardeşim."

 

 

Hepinize selamm!

6 AY! 6 ay sonra buralardayım sonunda😊!!!!!!!!

Biliyorum çoooooooooook uzun zaman oldu ama yazmaya gerçekten tıkandığım bir noktaydım dostlar en azından Kandelen için. Şu yazamadığım 6 ay hem hayatımdaki doluluk hem de gerçekten bu kitabı nasıl devam ettireceğimin belirsizliğiyle geçti hep ama sonuçta buradayım 😊 😊 😊

Şimdilik buraya bu bölümü bırakıyorum, yakın zamanda yeni bölümlerde görüşmek üzere hoşça kalın dostlar.

 

Bu arada diğer kitabımı da okumak isterseniz ona da bölüm atmaya çalışıyorum ve oda en az Kandelen kadar güzel bir kitap konusu farklı olsa da. Ona da bakabilirsiniz isterseniz adı KAPAN.

Bölüm : 12.01.2026 16:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...