

Keyifli okumalar dilerimm. 🩵🩵
Güneş’in sesi depoda yankılanırken, zaman bir anlığına durdu.
Demir’in parmakları refleksle yumruk oldu. Kalbi göğsünde delicesine çarpıyordu. O an ne düşüneceğini, ne hissedeceğini bilemedi.
Güneş.
Buradaydı.
Canlıydı ve her şeyi duymuş olabilirdi.
Bakışları istemsizce ona kaydı.
Kapının eşiğinde durmuş, yüzü bembeyaz kesilmişti. Gözleri, karşısında duran iki adam arasında gidip geliyordu. Biri geçmişinin kabusu, diğeri kalbinin yarısı.
Ama Demir’in gözlerine baktığında…
Bir şey oldu.
O bakış.
Tanıdıktı.
Çok tanıdıktı.
Güneş birkaç adım attı. Dizleri titriyordu ama durmadı. Adımları kararsız, nefesi düzensizdi.
Güneş Akyel
Bir an başıma giren şiddetli ağrıyla bir iki saniye gözlerimi kapattım. Sanki beynimi deliyorlarmış gibi hissediyordum.
Neler oluyordu?
Duyduklarım... duyduklarım doğru muydu?
Bunlar onu başının altından mı çıkmıştı?
Gözlerimi tekrar açtığımda bakışlarım istemsizce Alparslan’a kaydı.
O adam.
Yıllardır kâbuslarımda bile yüzünü seçemediğim o siluet.
Beni her gördüğünde yüzünde beliren o yapay gülümseme.
Bir anda her şey yerine oturdu.
Mideme keskin bir ağrı saplandı.
“Sen…” dedim kısık bir sesle. Boğazım o kadar düğümlenmişti ki kelimeler ağzımdan zar zor döküldü. “Sen yaptın.”
Bu bir soru değildi.
Bir kabullenişti.
Alparslan gözlerime baktı. Gözlerinde en ufak bir pişmanlık, en ufak bir tereddüt bile yoktu.
Sadece sakin, hesapçı bir ifade vardı yüzünde.
“Hayatta kalman gerekiyordu.” dedi.
Bu cümleyle birlikte içimde bir şey koptu.
“Ben hayatta değildim!” diye haykırdım. Sesim depoda yankılanırken dizlerimin titrediğini hissettim. “Ben.. ben orada yaşayan bir ölüydüm! Doktorları sahte teşhislerle akıl hastası olduğuma inandırdın ve ilaçlara bağımlı hale getirdin.”
Demir hızla yanıma gelip kolunu belime doladı. Eğer beni tutmasaydı yere yığılabilirdim.
Ama ben gözlerimi Alparslan’dan ayırmadım.
“Beni ilaçlarla susturdunuz,” dedim. “Gerçekle bağımı kopardınız. Bana delirdiğimi söylediniz. Hatırladıklarımın yalan olduğuna inandırdınız. Ama ben inanmadım.”
Gözlerim doldu.
“Beni kendime yabancılaştırdınız.”
Alparslan başını hafifçe yana eğdi.
“Zorunlu fedakârlıklar.” dedi.
O an, içimde yükselen öfke tüm korkularımı yaktı geçti.
“Fedakârlık mı?” diye acı bir kahkaha attım. “Sen benim bir akıl hastanesinde doğum yapmama sebep oldu. Doğumdan sonra beni uyutup bebeğimi benden aldın.Kalbimi söküp aldınız!”
Bunu yeni fark ediyordum.
Ben o gün güçsüz düştüğümden uyumamıştım. Alparslan beni ilaçlarla uyutturmuş ve bebeğimi benden almıştı.
Sesim çatladı.
Art arda sertçe kalbime vurdum. “Ben her gece o bebeğin yasını tuttum. Mezarına bile gidemediğim bir evladımı içimden çıkarıp içime geri gömdüm.”
Nefesim kesildi.
“Bir mezarı bile yoktu onun,” diye fısıldadım.
Demir’in kolu belimde biraz daha sıkılaştı.
Hızlı ve öfke dolu kalp atışlarını hissediyordum.
Ama aynı zamanda benim için tutulan bir ritim gibiydi.
“Altı yıl,” dedim. “Altı koca yıl boyunca her sabah uyandığımda yaşadıklarımı hatta neden halen yaşadığımı sorguladım. Ben her aynaya baktığımda orada gördüğüm kadını tanıyamadım.”
Alparslan sessizdi.
Ve bu sessizlik, onun için bile söylediklerimden bile daha ürkütücüydü.
“Ve şimdi,” dedim titreyen bir sesle, “karşımda durup buna ‘gerekliydi’ diyorsun.”
Bir adım attım. Demir refleksle zarar görmemem için beni durdurmak istedi ama başımı iki yana salladım.
“Bırak,” dedim ona fısıltıyla. “Bırak beni. "
Sonra tekrar Alparslan’a döndüm.
“Bana yaşattıkların için değil,” dedim “senden nefret etmiyorum.”
Kaşları çok hafif çatıldı.
“Hayır,” diye devam ettim. “Ben sana, kendi öz çocuğunun, kendi torunlarının hayatını kararttığın için lanet ediyorum.”
Bir iki adım daha atıp tam önünde dimdik dikildim ve gözlerinin içine baktım.
O an gözlerinde çok küçük bir kırılma yaşandı.
"Bırak bu dünyayı, cehennemde bile kendi çocuğun ve torunlarının, onlara sayısızca çektirdiklerinin vebaliyle yanacaksın. Bu dünyadan üzerinde onların ahı ve vebaliyle geberip gideceksin."
Bir adım daha atıp gözlerimdeki yaşı sildim ve sertçe ona bakmaya devam ettim.
"O çok istediğim mutlak gücü elde etmiş olacaksın. Ancak cenazende sevdiklerin değil, içlerinden kahkaha atarken sahte ifadeleriyle dikilen bir avuç insan olacak." dudaklarımı bizdüm.
"Belki adın bir iki saniyeliğine haberlerde gezinecek ama hiçbir sevdiğin senin yanında olmayacak. Sen o soğuk toprağa elde ettiğin boş gücünle yapayalnız gömüleceksin. "
"Ve en önemlisi" diyerek son vuruşumu yaptım. "O çok sevdiğim karına kavuştuğunda sana bunları yaşattıkların için nefretle bakacak, senden tiksinecek. Eğer yaşıyor ve bunları görüyor olsaydı sana bir gram hakkını helal etmezdi."
O an Alparslan sözlerinle derinden sarsıldı. Nefesi kesilirken sertçe yutkundu.
O an bakışı, yıllardır yüzünde taşımaktan gurur duyduğu o yenilmezlik maskesinin çatladığını ele veriyordu.
Demir bunu gördü.Ben gördüm.
Ve Alparslan'da bunun farkındaydı.
“Yeter,” dedi sonunda. Sesi her zamankinden daha boğuktu. Daha sert ama bir o kadar da savunmada.
“Bu tiyatroyu burada bitirelim.”
Yavaşça cebinden silahını çıkardı.
Demir’in vücudu anında gerildi. Kolunu belimden çekmeden beni arkasına almaya çalıştı.
“Güneş-”
Ama ben ne onu duydum ne de bir gram yerimden kıpırdadım.
Gözlerim Alparslan’ın elindeki silahta değil, yüzündeydi.
“Beni öldürecek misin?” diye sordum sakince. “Bunuda planladın mı?”
Alparslan’ın parmağı tetikteydi.
“Ölmen gerekmezdi,” dedi. “Ama yaşaman da gerekmiyordu.”
Acı bir tebessüm yerleşti dudaklarıma.
“Ne fark eder?” dedim. “Ben zaten yıllar önce senin yüzünden öldüm.”
Ona bakarken tek kaşımı kaldırdım. "Unuttun mu? Eminim benim kaç kez kendimi öldürmeyi denediğimi benden daha iyi biliyorsundur. İpler, bıçaklar, cam kırığı, silah... "
Demir'in nefesinin kesildiğini hissettim.
“Sen,” dedim sakin ama zehirli bir sesle, “hayatları rakam sanan, acıyı denklem gibi çözen, sevgiyi zayıflık sayan bir adamsın. Ve bu yüzden…”
Bir an duraksadım.
“Hiçbir zaman gerçekten güçlü olmadın. Çünkü insan bu hayatta sevdikleri için güçlü olur. Sen Demir'den de benden de sevdiklerimizi alarak bizi güçlendirmedin. Yıktın, zayıflattın. ”
Alparslan’ın yüzü gerildi. Çenesindeki kaslar belirginleşti. Elindeki silah hâlâ doğrultulmuştu ama parmağındaki titreme, içindeki çatlağı ele veriyordu.
“Güç,” dedi dişlerinin arasından, “acıdan doğar.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır,” dedim. “Güç, acıya rağmen ayakta kalabilmektir. Ve sen bizi ayakta bırakmadın. Süründürdün.”
Demir arkamda nefesini tutmuştu. Omuzlarının gerginliğini, vücudundaki her kasın beni korumak için hazır beklediğini hissediyordum.
“Bir adım daha atarsan,” dedi Demir beni hafifçe arkasına alarak, sesi soğuk ve keskin bir bıçak gibi, “buradan canlı çıkamazsın.”
Alparslan oğluna baktı.
Uzun uzun onu seyretti.
Sanki o an yıllardır görmek istemediği bir gerçeği ilk kez fark ediyormuş gibiydi.
“Demek bana silah çekiyorsun,” dedi alayla. “Seni ben yarattım.”
Demir bir adım daha öne çıktı. Artık aramızda hiçbir mesafe kalmamıştı.
“Hayır,” dedi. “Sen beni parçaladın. Ben kendimi yeniden inşa ettim.”
Alparslan’ın dudakları ince bir çizgi hâline geldi.
“Güneş seni zayıflatıyor,” dedi onun sözlerini reddercesine. “Hâlâ anlamıyorsun.”
Demir nefretle ona bakarken hiç düşünmeden cevap verdi.
“O beni insan yapıyor.”
Bu söz, deponun içinde yankılandı ve bir anlığına her şey sustu.
Alparslan’ın bakışları bana kaydı. Sonra tekrar Demir’e. Gözlerinde, ilk kez saf bir öfkenin yanında… kaybetme korkusu vardı.
“Bu dünyada insan kalamazsın,” dedi. “Bensiz ya canavar olursun, ya da ölürsün.”
Demir’in sesi fısıltıya dönüştü ama etkisi daha da yıkıcıydı.
“Ben senin gibi yaşayacağıma, ölmeyi seçerim.”
O an Alparslan sabrını bir kenara bırakıp "Aptal!" diye haykırdı dişlerinin arasından. "Ben, sende benim yaşadığımı yaşayıp sevdiğin kadını bu dünyaya kurban verme diye uğraştım."
Ben sözleriyle olduğum yerde donakalırken o buz mavisi gözlerini içinde taşıdığı gerçek duygularla oğluna dikti.
"Ben, seninde benim çektiğim gibi ölesiye acı çekmenin istemedim. Seni bunun için yetiştirdim, güçlü ve duygusuz ol diye. Belki o zaman karşına çıkacak olan o aşk seni zayıflatıp sevdiğini kaybetmene neden olmaz ve seni öldürmezdi."
Derin bir nefes alıp silahını indirdi. Alparslan bile bize, özellikle kendi oğluna ateş edecek kadar ileriye gitmezdi.
"Yaptıklarım çok yanlıştı, kabul ediyorum." Karısını düşünüyor olacak ki o an gözlerinden ona tezat olan bir damla yaş aktı.
"Ölme istedim." diye haykırdı. "Seni duygusuz bir robota çevirdim. Çünkü tıpkı benim gibi kalbini söküp almasınlar diye. Benim gibi her nefesinde boğulan, adi, pislik bir canavar olacağına duygusuz ve kalbi halen yerinde olan, yaşayan bir adam ol diye yaptım. Ben seni, kalbini korumak için içimdeki seni gözden çıkardım."
Bir an dünya durmuş gibi hissettim. Nefesim kesildi.
Alparslan’ın dudaklarından dökülen her kelime, içimde yeni bir yarık açıyordu. Ama bu kez acı, sadece bana ait değildi.
Demir’in omuzları…
O sert, dimdik duran omuzlar bir anlığına çöktü sanki.
Derin bir nefes verip bir iki adım sendeleyerek gözlerini kapattığını gördüm.
Alparslan’ın söyledikleri, onun bütün çocukluğunu, bütün gençliğini, bütün eksik bırakılmış yanlarını tek tek yüzüne çarpıyordu.
O Demir'in babasıydı ve benim için bile bu kadar ağırken onun halini düşünemiyorum.
“Ben…” dedi Alparslan, sesi ilk kez çatlayarak. “Ben karımı kaybettiğim gün öldüm zaten. Kalbimi onunla birlikte o toprağa gömdüm.”
O an gözlerinde yıllardır sakladığı o karanlık, o suçluluk, o bitmeyen yas açığa çıktı.
“Onu koruyamadım,” dedi kısık bir sesle. “Sevdiğim kadını, bu dünyanın pisliğinden koruyamadım. Ve o gün kendime yemin ettim. Bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacaktı. Ben zar zorda olsa dayanabilirdim ama senin aynı şeyi yaşadığını görmek...”
Demir'e bakarken yutkunup başını iki yana salladı. "İşte ben asıl o zaman ölürdüm oğlum."
Demir yutkunup dişlerini sıktı.
“Bunun bedelini biz ödedik,” dedi sertçe.
Alparslan başını salladı.
“Evet,” dedi fısıltıyla. “Ve bu bedel… sizi korumaya çalışırken sandığımdan çok daha ağır oldu.”
Sessizlik çöktü.
Bu sessizlik, silah sesinden bile daha yıkıcıydı.
Kalbimde bir yer sızladı.
“Geç kaldın,” dedim titrek ama net bir sesle. “Bunu şimdi anlatmanın hiçbir anlamı yok. Çünkü biz o bedeli çoktan ödedik.”
Alparslan gözlerini bana çevirdi.
“Biliyorum,” dedi kafasını iki yana sallayarak. “ve bunun bir telafisi yok.”
Demir bir adım öne çıktı.
“Hayır,” dedi. “Telafisi yok ama bedeli var.”
Alparslan başını kaldırıp ona baktı.
“Hazırım,” dedi sakince. “Ne gerekiyorsa bedelini ödemeye hazırım.”
Demir’in bakışları bir an için karardı.
“Ömür boyu yalnızlık,” dedi. “İnsanların yüzüne bakamadan, yaptıklarınla baş başa kalmak. Oğlunu kaybetmemek için yaptıkların yüzünden oğlunu kaybetmek. İşte senin cezan bu.”
Alparslan acı bir tebessümle gülümsedi.
“Ben zaten yıllardır böyleyim. Oğlunu kaybetmemek için kendini oğlundan, oğlunu kendinden soyutlayıp her ikisinide yalnızlaştıran bir adamım.” dedi.
Başım çok dönüyordu. Sanki beynim yaşadıklarını reddediyor kaçmak, kurtulmak için zaman kolluyordu.
O sırada dışarıdan siren sesleri daha da yaklaştı. Kırmızı ve mavi ışıklar deponun pencerelerinden içeri doldu.
Polislerin bağırışları ardından metal kapının sertçe açıldı.
O an her şey üst üste bindi.
“POLİS! SİLAHI YERE BIRAK!”
Alparslan yavaşça elindeki silahı yere bıraktı.
Metal zemine düşen silahın sesi, yılların karanlığını mühürler gibiydi.
Polisler onu kelepçelerken bulanıklaşan gözlerimin arasından onu görmeye çalıştım.
Hüzünlü bakan gözleri bana dönerken yutkundu. Sanki bir şeyi yapmak istiyor ama kısa bir an cesaret edemiyordu.
Ancak bir iki saniye sonra cesaretini toplamış olacak ki kapıya giden adımları durdu.
Gözleri bana kararlılıkla bakarken dudakları aralandı.
"Umut." dedi bir anda dünyamı başıma yıkan o ismi söyleyerek.
Hayır hayır! Olamazdı. Bu kesinlikle olamazdı!
Bir iki adım geriye sendelerken başıma öyle şiddetli bir ağrı girdi ki bir an öleceğimi zannettim.
Düzensiz soluklar alırken gözlerimin önünü karardı.
Gözlerim kapanmadan önce son duyduğum ses Demir'in ismimi haykıran sesiydi.
"GÜNEŞ!"
✨✨
Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey, başımdaki zonklayıcı ağrıydı. Ardından kulaklarımda yankılanan boğuk sesler, metal tıkırtıları ve telaşlı adımlar…
Göz kapaklarım ağırdı ama zorlayarak araladım.
O an üzerime eğilmiş olan bulanık bir siluet gördüm.
“Güneş" dedi endişeli bir sesle "Güneş, beni duyuyor musun?”
Bu ses Demir’in sesiydi.
O ses her şeyin içinden çekip alan, beni hayata bağlayan o tanıdık tınıydı.
“Buradayım,” demek istedim ama dudaklarım kıpırdamadı. Boğazımda düğümlenen bir şey vardı sanki.
“Güneş!” dedi bu kez daha sert bir sesle. Yanaklarımı hafifçe okşadığını hissettim. “Bak bana ışığım. Nefes al.”
Derin bir soluk çektim içime ama ciğerlerime dolan hava tıpkı kalbimdeki korlar kadar yakıcıydı.
“İyisin,” dedi aceleyle gözlerimi bakarken. “Sadece bayıldın. Ambulans yolda, geliyor.”
Bir an neler olduğuna anlam veremeyerek gözlerimi kırpıştırarak etrafa baktım.
Bayılmış mıydım?
Depo…
Polisler…
Kelepçelenmiş halde götürülen Alparslan…
Ve o kelime. Umut...
Zihnimde Doktor'un sesi yankılandı. "Tümör başarıyla alındı ancak ağır bir streste yada herhangi bir duygu bozukluğunda bu tekrar ortaya çıkabilme ihtimali var."
Kalbim aniden hızlandı.
“Demir…” dedim kısık bir sesle.
“Buradayım,” diye hemen karşılık verdi. Elimi iki avucunun arasına alıp saçlarımı okşadı. Parmakları soğuktu ve titriyordu.
“Ne dedi?” diye fısıldadım duyacaklarımdan endişe ederken yutkunup.
Demir’in yüzü gerildi. Çenesindeki kaslar belirginleşti.
“Boş ver,” dedi. “Önemli değil.”
Başımı iki yana salladım. Önemliydi, hemde çok önemliydi. Gözlerim dolmuştu bile.
“Hayır,” dedim kafamı iki yana sallayarak. “Söyledi... Bir isim söyledi.”
Ben doğrulurken Demir bir an sustu. Sonra olanlara anlam veremeyerek bana baktı.
Hiçbir şeyden haberi yoktu.
Kalbim göğsüme sığmadı.
“Umut,” dedim fısıltıyla. O an sesim titredi. “Bunu... Bunu söyledi... Umut dedi değil mi?”
Demir’in elimin üzerindeki parmakları daha çok sıkılaştı.
“Evet.” diyerek yanıtladı sorumu. "Umut dedi"
O an içimdeki bütün dünya yerle bir oldu.
Altı yıl…
Altı koca yıl boyunca her gece yasını tuttuğum, kendimi paraladığım, hayalini bile kurmaktan korktuğum, mezarı bile olmayan o bebek…
Yaşıyor muydu?
Böyle bir şey mümkün müydü?
“Demir…” Nefes alamıyordum. “O... O ne demek?”
Demir alnını benim alnıma yasladı ve gözlerini kapattı.
“Henüz bilmiyorum ışığım.” dedi dürüstçe. “Ama bildiğim tek şey şu: Bu ismi durduk yere söylemedi.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Benim bebeğim bir yerlerde hayatta mıydı?
Demir'in engel olamayacağı şekilde hızla ayağa kalkıp derin bir nefes aldım.
O an kapıda Alparslan'ın sağ kolu, en sadık adamı Yavuz abi göründü.
Yanımıza yaklaşırken bakışları hüzünlü ve endişeliydi.
Göz yaşlarım yanağımı ıslatırken hızla ona doğru koştum.
"YALAN DE." diye bağırdım omzuna avcumu geçirirken. "YALAN SÖYLÜYOR, o yaşamıyor de. Altı yıl boyunca onu kendi içinde boşu boşuna öldürmedin de."
Gözlerimden yaşlar süzülüyordu, avcum hâlâ Yavuz abi’nin omzuna sıkıca bastı. Nefesim düzensizdi, kalbim deli gibi atıyordu.
Yavuz abi, yüzünde hüzün ve endişeyle duraksadı, sonra başını yavaşça salladı.
“Güneş…” dedi alçak ve ağır bir sesle, “Sakin ol lütfen. Yeniden nörolojik kriz geçirebilirsin.”
Ama ben onu dinlemiyordum. Tekrar bağırdım.
“YALAN DE! YALAN SÖYLÜYOR, ALTI KOCA YIL BOYUNCA HERŞEYİ YAPTIK AMA BUNU YAPMADIK. SENDEN ONU SAKLAMADIK DE!”
Kalbimde büyük bir sancı, boğazımda düğümlenen bir korku vardı.
Demir, gözlerimi yakından görmüş olacak ki hızla yanıma geldi. Yüzünde o tanıdık, ama şu an anlam veremediği endişe vardı. Parmakları hâlâ avucumdaydı, ama gözleri bir an için donuklaştı.
Yüzümü avuçları arasına alıp beni kendine çevirdi.
Gözleri endişeyle açılmıştı. “Güneş, güzelim. Neler oluyor? O kim?”
Ama ben hâlâ kafamı toparlayamıyordum. Alparslan’ın bana söylediği kelime kulaklarımda yankılanıyordu: “Umut.”
Kalbim sıkıştı. Bir an ne yapacağımı bilemedim. “Demir." diye fısıldadım ona bakarken titreyen bir sesle. "Onun… onun adı Umut…”
Demir, kelimelerimi anlamaya çalışıyordu, gözlerindeki ifade bir an donuklaştı. “Umut ne demek? O kim Güneş?”
Bakışlarımız kesiştiğinde gözlerimin ardı sızlarken bir an nefesim kesildi.
"O bizim bebeğimiz... " diye fısıldadım gözlerim tekrar kapanmadan önce. "O bu zamana kadar öldü diye bildiğim ama yaşıyor olma ihtimali olan bebeğimiz... O bizim oğlumuz Demir."
Hellooo
Nasılsınız canlarım. Umarım çook iyisinizdir.
Bölümü nasıl buldunuz?
Yeni bölümde görüşmek üzere. Oy verip yorum yapmayı unutmayın. Desteklerinizi bekliyorum. Seviliyorsunuzz.💞😘
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onu da parlatırsa çok sevinirim. ✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 534 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |