

Keyifli okumalar dilerimm.🩵🩵
Adımlarım önümdeki binaya ilerlerken güneş gözlüğümü çıkartıp omzumda asılı olan çantama attım.
Otopsi için dün belirtilen saatte hastaneye gelmiştim.
Burnuma steril, klasik hastane kokusu dolarken uzun, beyaz ışıklarla aydınlatılmış koridorda ilerledim. Kapının hemen yanında iki adam duruyordu.
Demir ve Toprak.
Yanlarına vardığımda ikisininde pür dikkat, ciddi bir şekilde camdan içeriye, otopsinin yapıldığı yere baktığını gördüm.
"Günaydın."
İkiside benim geldiğimi fark etmiş ama bana doğru dönememişlerdi. Selamıma karşılık aynı anda kafalarını salladılar.
"Günaydın Güneş."
"Günaydın."
Aradan yaklaşık yarım saat geçtikten sonra doktor içeriden çıktı. Gözleri bize dönerken anlatmaya başladı.
"Yüzünde bir sürü darbe var ama vücudunda kolları dışında herhangi bir yerinde darbe yada izine rastlamadım. Kafasından darbe almışa benziyordu büyük ihtimalle hayatına son veren hamlede oydu. Kolunun kenarında ise küçük bir iğne izine rastladım belki işinize yarayabilir."
Kadın Doktor'un gözleri bana döndü. "Birde ilettiğiniz gibi tırnak arasındaki kalıntıları teste gönderdim komiserim. Umarım DNA kalıntısı bulabiliriz."
Kafamı sallayıp onayladım. "Elinize sağlık, teşekkür ederiz."
"Sizinde elinize sağlık komiserim. Ceseti çukurdan sizin çıkardığınızı duydum. Artık sizin gibi özellikle kadın olan cesaretli komiserler kalmadı. Bir kadın olarak sizinle gurur duyduğumu söylemek istedim."
Kadın kadının kurdu değil, kadın kadının yuvası olmalıydı.
İçime gereksiz bir neşe dolarken gülümsedim. Kız neşesiydi işte. Kadınların birbirini desteklediğini görmek beni mutlu ediyordu.
"Teşekkür ederim, artık sizin gibi cesur, güven veren adli tıp uzmanları da kalmadı."
"Bizim gibi güçlü, kendi ayakları üzerinde duran kadınların dünyada çoğalması dileğiyle." Kadın bana gülümseyip diğerlerinden izin istedi ve dna testini götürmeye gitti.
Gözlerim bir an camdan sonsuz uykusuna yatan kıza takıldı.
Sedef Ayçıl benden bir yaş küçük 24 yaşında genç bir kadındı.
O an ona bakarken içim acıdı. Yaşayacak daha çok uzun yılları vardı ama ne yazık ki katledilmişti.
Ama ben ona neler olduğunu öğrenecek ve katilini bulup sonsuza kadar hapise tıkacağım
Bizim bulunduğumuz yerin biraz ilerisindeki koltuklardan bağırış sesi gelirken üçümüzünde bakışları oraya döndü.
Orada oturan kadın ağlayarak feryat ediyordu. Yanında ise bir adam vardı. Yanındaki adam ise sadece, ifadesiz bir şekilde yanında duruyordu.
"Sedefim." diyerek yakardı "Daha çok gençti benim yavrum. Kıydılar, kıydılar."
Bu kadın Sedef'in annesiydi demek ki.
Kendimi bir an kadının yerine koyduğumda tüylerim ürperdi. Korkunç ve dehşet verici bir şeydi.
Hayat'a bir şey olduğunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor beni korkutuyordu. Sanki kalbim sökülmüş gibi hissetiriyordu.
Kadının yanına ilerleyip onunla göz göze gelmek için hafifçe önünde eğildim. "Merhaba ben Güneş, Sedef'in dosyasına bakan komiserlerden biriyim. Sizin isminiz nedir?"
Orta yaşlı, ela gözleri olan, bembeyaz tenli bir kadındı.
Kadının yaşlı gözleri bana dönerken ellerimi kavradı. "Meltem benim ismim. Benim yavruma kıydılar kızım ne olur bul onları. Onları bul ve cezalarını ver."
"Hiç merak etmeyin bulacağım ve cezalarını en ağır şekilde çektiklerinden emin olacağım."
"Allah senden razı olsun onları bul dile benden ne dilersen."
"Estağfurullah bir şey yapmanıza gerek yok, ben sadece görevimi yapacağım. Ayrıca bir komiser olarak bu ülkede öldürülen bir kadının rahat uyuması için elimden geleni yapmak benim boynumun borcu."
Gözlerim bir an eşine kaydı.
Çatık kaşlarıyla ters ters bana bakıyordu. Bu adamın ne bakışları ne tavırları hiç hoşuma gitmemişti.
İçimden bir ses bu adamın üstüne düşmem gerektiğini söylüyordu.
Kızı ölmüştü ve adamda en ufak üzüntü belirtisi dahi yoktu. Hatta tam tersi sanki en ufak bir şey daha söylersem bana zarar verecekmiş gibi bakıyordu.
Bir anda adam gözlerini benden aceleyle kaçırınca refleksle Demir'e döndüm. O sırada Demir'de ondan eksik kalmamış adama karşı halen ters ve öldürücü bakışlarını atıyordu.
Çantamdan kartımı çıkartıp kadına uzattım. "Bu benim kartım, istediğiniz zaman ne olursa olsun beni arayabilirsiniz. Sizin için elimden geleni yaparım."
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim, ne demek."
Kadın kartı avuçlarının içinde sıkıca tutarken ben yavaşça ayağa kalktım. Gözlerim yan tarafa kaydığında adamın hâlen bana karşı bakışlarını kaçırdığını gördüm.
Elini cebine götürdü, bir sigara çıkardı. Ama yakmadı. Sadece parmakları arasında çevirdi. Sanki elleri bir şeyle meşgul olmazsa olumsuz eylemler sergileyecekmiş gibiydi.
Toprak ilerde elindeki telefona bir şeyler yazıyordu. Demir'in ise gözleri adama kilitlenmişti ve hiç çekinmeden sertçe adamı süzüyordu.
Doğrulduğum yerden gitmek yerine adam doğru döndüm.
"Merhaba az önce kendimi tanıtmıştım, sizin isminiz nedir?" diye sordum adama hitaben.
"Gürkan," dedi kısa ve soğuk bir sesle. O kadar soğuktu ki, koridordaki steril hava bile o anda bana daha sıcak geldi.
"Sedef’in babası mısınız?" diye sordum bu sefer emin olmak için. Çünkü bu adamda kesinlikle bir şeyler vardı.
"Üvey babasıyım." diyerek gözlerime bile bakmadan verdi cevabını.
Aklıma halen yatmayan bir şeyler vardı bu yüzden adamı sorgulamaya devam ettim.
"Ne zamandır Meltem hanımla birliktesiniz?"
"14 sene oldu." Gürkan'ın cevap hazırdı ama içi bomboştu.
Bir yandan bende bu cevabı beklemiştim.
Not defterimi açıp o yılları Sedef’in yaşına oranladım. Demek ki kız 10 yaşından beri bu adamla yaşıyordu.
Çocukluk, ergenlik ve gençlik... Hepsi bu adamın gölgesinde geçmişti.
Annesi ağlamaya devam ederken araya girdi. "Sedef onu pek sevemezdi zaten. Ama hiç de açık etmezdi. Hiç kimseyi öz babası gibi sevmezdi. Bana bir şey demesin, üzülmeyeyim diye susardı yavrum."
Arkamda bir hareketlilik olurken Demir'in yanıma yaklaşıp arkamda dikildiğini fark ettim.
Demir usulca kulağıma yaklaşıp sadece benim duyabileceğim bir sesle
"Bunun ifadesini soğumadan almalıyız." diye fısıldadı.
Sözleri net ve söylediğini yapmamızı belirtiyordu.
Sanırım o da benim gibi o adamdan hoşlanmamış, şüphelenmiş, bir şeyler olduğunu sezmişti. Ama benimde fikrimi almak için açık kapı bırakıyordu ve bunu daha çok 'ne dersin?' der gibi söylemişti.
Başımı sallayıp onu onayladım. Kesinlikle ifadesini almalıydık ona katılıyordum.
"Sedef ile ilgili birkaç sorum olacak." dedim Gürkan’a. "Buyrun karakola geçip orada ifadenizi alalım. Meltem hanım pek ifade verecek durumda gözükmüyor."
Gözleri üzerimizde dolanırken "Şimdi mi?" diye sorduğunda ses tonu ilk kez çatallandı.
İlk kez içinde bir şey oynadı. Oynayan şey korku muydu, panik mi, yoksa hesap mı? henüz bilmiyordum ama öğrenecektim.
"Evet. Ne kadar erken, o kadar iyi." diyerek sorusunu yanıtladım.
Sigarayı ve diğer elindeki çakmağı cebine geri koydu. Ardından sert bir adımlarla yürümeye başladı.
Kadın arkasından üzgün ve çaresizce bakarken "Yalnız bırakmayın beni." dedi bana.
Kızının ölümüyle sarsılmış bir anneydi o. O yüzden yalnız kalmak istememesi gayet doğaldı.
Onu rahatlatmak için usulca gülümsedim. "Merak etmeyin Meltem hanım, çok uzun sürmez. Sadece Gürkan bey'e birkaç soru soracağız."
Arkamı dönüp çıkışa ilerlerken Demir'de yanımda yürümeye başladı.
Demir, Gürkan’ı göz ucuyla süzerken "Bu adam hiç hoşuma gitmedi ve kesinlikle bir şey saklıyor." diye mırıldandı. Gözleri onu süzerken hafifçe kısılmıştı.
"Ben de aynı fikirdeyim ama önce oynayacağı tüm rolleri izleyelim. Ardından gerçek yüzüyle tanışırız."
✨✨
Sorgu odasına geçtiğimizde sandalyelerden birine oturup, oturması için Gürkan bey'e karşımdaki sandalyeyi işaret ettim.
"Buyrun, oturun."
Gürkan karşımdaki sandalyeye oturunca elime önümdeki dosyayı ve kalemi aldım ardından acele etmeden gözlerimi karşımdaki adama çevirdim.
"Rahat olun lütfen bu sadece klasik bir prosedür. Davada önce makdülün yakınlarının ifadesini alırız."
Demir kafasını çevirip kameraya baktı ve kameranın çalıştığından emin olunca kollarını göğsünde bağlayıp tam arkamdaki duvara yaslandı.
Sorguyu bana bırakmıştı ama kendisini olaydan tamamen soyutlamamış herhangi durumda müdahale etmeyi bekliyordu.
"Sedef ile en son ne zaman görüştünüz?" diyerek ilk soruyla başladım.
"Kaybolmadan önce işe gidiyorum diyerek evden çıkmıştı." dedi.
"Tahminen bu ne zamandı?" diyerek sordum gözlerim kısılırken.
Adam karşımda gerilmeye başlamıştı bile.
"3 gün önce."
Biz Sedef'i dün çukurdan çıkarmıştık. Dosyasında dün sabah bulunduğu yazarken bulduğumuzda ceset yaklaşık 10 saattir oradaydı.
Yani eğer kaybolduktan sonra öldürülüp aynı gün hatta aynı saatler içinde oraya bırakıldıysa 3 gündür kayıp oluyordu.
Gürkan'ın ifadesi kısmen tutuyordu ama ucunda çok ince, eksik şeyler vardı.
Gözlerim kısıldı.
"Sedef o gün işe gitmemiş. Bundan haberiniz varmıydı?"
"Hayır yoktu."
Bir yandan önümdeki deftere not alıp yandaki dosyayı açtım.
"Sedef ile yakınlığınız nasıldı? Size yaşadıklarından, arkadaşlarından bahseder miydi?"
Adam'ın gerginliği gözle görülür şekilde artmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu.
"Her baba kız gibiydi." diyerek yanıtladı sorumu.
Kalemi tutan elim duraksarken gözlerim cevabıyla birlikte ona döndü.
"Her baba kız ilişkisi aynı değildir Gürkan bey. Kimisi soğuktur, kimisi yakın, kimisi birbirinden habersiz. Ama hiçbir ilişki aynı değildir."
"Mesela Sedef size kendini açabiliyormuydu?" diye devam ettim sözlerime "Arkadaşlarından bahsedermiydi? Yada paraya sıkıştığında, bir şey istediğinde sizden çekinir, korkarmıydı? yada size söylermiydi?"
Gürkan'ın bir şeylere gerilmeye devam ettiğini buradan buram buram hissediyordum.
"Evet hepsini yapardı." diyerek hızlı ve baştan savma bir cevap verdi bana.
O an başımı arkaya çevirdim ve Demir'le göz göze geldik.
Gürkan çatlamaya başlamıştı.
Önüme dönüp boğazımı temizledim ve rahat, ifadesiz bir sesle konuşmaya devam ettim.
"Anlıyorum, ama yanlış hatırlamıyorsam Meltem hanım Sedef'le aranızın pek iyi olmadığını söylemişti."
Hatta anlaşamadıklarını, Sedef'in kendisi için ses çıkarmadığını, hiç kimseyi öz babası gibi sevmediğini söylemişti.
"Siz yanlış hatırlıyorsunuz." diyerek yalanını ortaya çıkardı.
Adamda mimik bile belli olmuyordu. Profesyonel bir yalancıydı ama beden dilini gizleyemiyordu.
"Peki ben yanlış hatırlamışım o zaman." diyerek ona istediğini verdim ve rahatlamasını sağladım.
Diğer yandan üstüne gitmeyi istemedim. Çünkü gözlemlerime göre adamın öfke sorunları vardı ve eğer Meltem Hanım'ın öyle dediğini iddia etmeye devam edersem kadına bir şey yaparmıydı, neler yapardı kestiremiyordum.
O yüzden ona bakmayı sürdürdüm ve bir sonraki soruma geçtim.
"Ne işle meşgulsünüz?"
"Mobilyacıyım ben, atölyem var. Mobilyaları ve eşyaları tamir ediyorum."
"Ne güzel."
Ellerimi birleştirip masaya yasladım ve öne doğru eğildim. Gözlerimi daha çok üzerine diktim. "Peki atölyenizin sınırları içerisinde, atölyenizin yaklaşık 400 metre ilerisinde bir çukur olduğunu biliyor muydunuz?"
Gelmeden önce Toprak'tan Gürkanı araştırmasını ve iş yerini aramasını rica etmiştim. O da seven seve kabul etmiş biz buraya gelene kadar elde ettiği bilgileri göndermişti.
"Evet biliyordum."
Gürkan'ın cevabına karşı kaşlarım havalanırken dosyadan bir fotoğraf çıkardım.
Demir gözlerini kısmış dikkatle adamı izlerken elimdeki çukur'un fotoğrafını Gürkan'a gösterdim.
Çukurda bir küpe bulunmuştu.
"Çukurun içinde küpe bulundu, acaba Sedef'e ait olma ihtimali nedir? Onu hiç böyle bir küpe takarken gördünüz mü?"
Gürkan'ın gözleri fotoğrafa çevrildi ardından tekrar arkasına yaslanarak bana döndü.
"Hayır görmedim." diyerek yanıtladı sorumu "O küpe herkesin olabilir."
"Herkesin olacağını sanmıyorum Gürkan bey. Çünkü özellikle o semtte yaşayan yada dolaşan birinin ki atölyenizin tamirhane olduğunu varasayarak bir kadının gelme ihtimali az olur. Bir erkeğin ise öyle uzun, yeşil bir küpe takacağını düşünmüyorum."
Arkama yaslanıp derin bir nefes aldım. "Gerçi siz oraları benden iyi bilirsiniz. Sahi o çukur oraya neden yapılmış?"
Gürkan sözlerime sinirlenirken gözlerimi ona kilitledim.
"Kazı çalışması için yapılmış benim bir ilgim yoktu." dedi.
Demir ise dudaklarını kıvırmış bizi izliyordu. Adamı köşeye sıkıştırmam hoşuna gitmişti.
"O çukurda ceset, cesetin eşyaları yada delil saklansaydı haberiniz olurmuydu?" diye sordum bu seferde.
"Diyorum ya benim bir ilgim yoktu." giderek sinirlenmeye başlıyordu ve ben gittikçe bu adamın öfke kontrol problemi olduğuna emin oluyordum.
Ellerimi birleştirip öne doğru uzattım ve masaya yasladım. "Geçmiş zamanda sizin bir ilginiz yoktu evet, zaten sizde 'tu' dediniz geçmiş ek kullandınız. Ama orası artık size ait ve kazı çalışması yapıldığını bildiğinize göre ilginizi çekmiş olmalı ki araştırmış, bilgi edinmişsiniz."
Gürkan iyice sinirlenirken bir anda kendine hakim olamayıp masaya vurdu. "Kız ölmüş işte benim bir alakam yok."
Benimde sinirlerim gerilmeye başlıyordu. Zaten çok kolay ve çabuk sinirlenen bir insandım o yüzden beni sinirlendirmemesi kendisi için iyi olurdu.
"Birincisi, burası karakol lütfen kendinize gelin. İkincisi ortada bir cinayet var ve bu sizin üvey bile olsa kızınız, karınızın çocuğu. Normal baba kız ilişkimiz var diyorsunuz ardından ondan sanki bir pislikmiş ve kurtulmuşsunuz gibi bahsediyorsunuz."
"Ben öyle bir şey demedim." diyerek dünyanın en boş ve gereksiz savunmasını yaptı.
Arkama yaslanıp kollarımı göğsümde kavuşturdum. "Öyle bir şey demediniz ama tavırlarınız, sözleriniz ve mimiklerinizi kullanış şekliniz aynen o şekildeydi."
"Değildi." diyerek ısrar etti, kendini kurtarmak için.
"Ben sizi görebiliyorum Gürkan bey, siz kendinizi göremiyorsunuz. Tavırlarınızı net bir şekilde görebildiğim için birbirimizi kandırmayalım."
Gürkan derin derin nefesler alıp kendini sakinleştirmeye çalışırken dişlerini sıktı.
"Ayrıca size bir tavsiye, öfke kontrol probleminiz olduğu kanaatindeyim, bir psikiyatriste görünün derim."
Gözlerimi üzerinden ayırmadım. "Sorgu bitmiştir, gidebilirsiniz. Yurt dışına ve şehir dışına çıkamayın. Her an ifade ve bilgi için tekrar çağrılabilirsiniz."
Gürkan sinirle soluyarak yerinden kalktı ve hızla kapıya yöneldi. O dışarıya çıkarken bende yerimden kalkıp odadan çıkmak için arkamı döndüm.
O an Demir ile göz göze geldik. "Kesinlikle bu işte parmağı var." diyerek düşündüklerini dile getirdi.
Başımı sallayarak onu onayladım. "Kesinlikle."
Dışarıya çıktığımızda Toprak'ın da orada olduğunu gördüm.
Bizi görünce yaslandığı duvardan doğrulup yanımıza geldi.
"Takibe aldıralım mı?"
Gözlerim ona dönerken sözlerini onayladım. "Detaylı takibe aldıralım evi, aracı, bankası, atölyesi, gittiği yerler, konuştukları, akrabaları."
Demir araya girip üstüne ekledi. "Anne ve komşularda önemli, belki geçmişte yaşanan bir şeyler buluruz. Adam uzun yıllardır onlarla birlikte illaki bir şeylere bulaşmıştır."
Karakoldan çıktıktan sonra Derin bir nefes aldım. Gözüm gökyüzüne kaydı, gri bulutların arasından güneş ışığı zorla sızıyordu. Tıpkı içimdeki hisler gibi... Bulanık ama hâlâ umut taşıyan.
Demir yanımda yürürken bir süre sessiz kaldı. İkimiz de aynı yorgunlukla sarmalanmış gibiydik.
Sonra o klasik sakin sesiyle konuştu.
“İyi misin?”
Başımı yana çevirip gülümsedim. Daha doğrusu ona bakarken tekrar gülümsemeye çalıştım.
“İyiyim. Sadece bir kadının ölümü... bir annenin feryadı... ister istemez etkiliyor insanı.”
Demir başını sallayıp anladığını belli ederken bakışlarını üzerime çevirdi.
“Öyle ama sende başka bir şey var sanki.”
Bir an sustum. Ne diyebilirdim ki?
“Bende bir anneyim Demir,” dedim sessizce. “Hayat’a bir şey olabileceğini düşünmek bile benim için çok korkunç. Başka olan hiçbir şey yok.”
Demir bana biraz daha yaklaştı. "Annelik seni güçlü yapıyor Güneş, o herşeyin üstesinden gelmeni sağlıyor."
O an bakışlarımız buluştu. Bir şey vardı orada. Sessiz ama yoğun. Kısa bir an. Belki birkaç saniyelik. Ama zihnime kazınan bir an.
"Hayat nasıl bir çocuk?"
Ben düşüncelere dalmışken sorduğu soruyla bir an kalbim duraksadı.
Hayat gözümün önüne gelirken yavaşça gülümsedim. Bu sefer dudaklarımda gerçek bir gülümseme oluşmuştu.
"Çok iyi bir çocuk, tatlı, hayalperest, güçlü biraz da asi, hırçın ve inatçı." onun halleri gözlerimde canlanırken kıkırdadım "Sanırım bana çekmiş."
"Peki babası?" diye sordu bu seferde.
"Hayat babasını hiç tanımadı, onu kendim büyütüyorum."
Demir’in yüzü o an anlaması zor bir ifadeyle dondu. Gözlerini kısıp uzak bir noktaya baktı. Sanki kelimeler boğazına düğümlenmişti.
“Zor olmalı,” dedi sonunda, sesi kısık ama içtendi. “Yalnız bir anne olmak.” diyerek ekledi.
Başımı hafifçe sallayıp iç çektim.
“Kolay değil. Ama onun gözleri, yüzündeki gülümseme her şeye değer. Bazen, sırf o gülsün, mutlu olsun diye koca dünyayı omuzlarımda taşıyabilirim gibi hissediyorum.”
Demir bir süre sessiz kaldı. Sanki zihninde bir hesaplaşma yaşanıyordu. Ardından, neredeyse duyulmayacak bir tonda konuştu.
“Bazen hayat, bizden çok fazla şey ister Güneş. Kimi zaman farkında olmadan elimizden alınanları geri koyamayız yerine.”
Gözlerimi siyah harelerine çevirdim. Bir şey mi ima ediyordu? Öylesine mi söylemişri? Yoksa sadece geçmişin yorgunluğuyla mı konuşuyordu?
“Sen de elinden alınanları düşünüyor musun?” dedim sessizce.
Sorumla Demir'de bana döndü. Gözlerinin arkası havadaki gri bulutlar gibiydi. Tıpkı Fırtına öncesi sessizliğe benziyordu…
“Her gün, hemde her Allahın günü.”
Sözleri havada asılı kalırken o an içimden bir şeyler koptu. Göz göze geldik bir kez daha. Belki başka bir hayat olsaydı, başka bir zaman...
Duraksayan adımlarımı hareketlendirip hızlandırdım ve onu orada bırakıp arabama doğru ilerledim.
Kaçıyormuydum? Belki.
Ama daha fazla onun yanında kalıp sözlerimi dinleyemezdim. Bir kez daha olmazdı.
Arabama bindiğimde Demir'inde kendi arabasına bindiğini gördüm.
Arabamı çalıştırmamla marşın basmaması bir oldu.
Kaşlarım çatılırken birkez daha denedim.
Hayır hayır şimdi olamazdı.
Çalış.
Kahretsin!
Tekrar, tekrar ve tekrar denedim ama sonuç hüsrandı. Arabam çalışmıyordu.
Bir anda camımın tıklatılmasıyla gözlerimi cama çevirdim.
Demir arabamın yanında dikiliyor ve açmam için camı tıklatıyordu. Gözlerimi şaşkınlıkla Demir'e çevirirken camı açtım.
Çekip gitsene be adam ne diye duraksıyorsun beni görüp. Çek git işte, çek git.
"Ne oldu?" diye sordum ona bakmaya devam ederken.
Siyah hareleri sorunun ne olduğunu anlamak için arabamda ve bende dolandı.
"Asıl benim sana sormam lazım Güneş, 5 dakikadır kaşlarını çatıp sinirle bir şeylerle uğraşıyorsun."
Sinirli ama çaresizce bir iç çekişle. “Çalışmıyor,” dedim arabamı işaret ederek. “Sanırım akü bitti ya da başka bir şey… Bugün de bir bu eksikti zaten.”
Eeee ne yapalım denize düşen yılana sarılırmış.
Demir, klasik o sakin ama çözüm odaklı tavrıyla başını salladı. “Kaputu açıp bakalım.”
O kaputun başına geçerken ben direksiyon başında, ellerim hâlâ sinirle direksiyonu sıkarken kalakaldım.
O anlarda, bir arabanın çalışmaması bile insana dünyanın yükü gibi gelir ya... işte öyle hissediyordum.
Demir bir süre arabayla uğraştıktan sonra hafifçe mırıldandı. “Evet, aküde sorun var. Yardım çağırmamız gerekecek ya da...”
Bakışları bana döndü.
“Ya da benimle gelebilirsin. Seni bırakayım.”
Sözleriyle bir an duraksadım. Aramızda kısa bir sessizlik olurken gözlerim sol kolumdaki saatime döndü.
Kahretsin! Hayat'ın okuldan çıkış saati geliyordu ve taksiyle uğraşırsam geç kalırdım.
“Tamam. Hayat'ın okuldan çıkış saati geliyor onu almam lazım ve geç kalamam.”
Demir başını sallarken kaputu kapattı. "Tamamdır, ben sizi eve bırakırım."
Onu onaylayıp eşyalarımı aldım ve arabamdan inip kapıyı kapattım. Arabamı kilitleyip onun arabasına bindim.
O da şoför koltuğunda yerini aldığında okulun yerini tarif ettim ve yola koyulduk.
Hayat'ın okuluna vardığımızda arabadan inip okula girdim.
Kızım binadan çıkınca beni gördü.
"Anneee!"
"Minik sincap."
Gülümseyerek kollarımı ona açtığımda koşarak geldi. Ona kocaman sarılıp yanağını öptüm.
"Nasıl geçti bakalım bugün okulun?"
"Çok güzeldi bir sürü resim yaptım." dedi heyecanla.
"Aferin benim bebeğime."
Aklıma gelenle okuldan çıkmadan önce Hayat'a döndüm.
"Hayat'cığım bugün arabamız bozuldu, o yüzden bizi eve geçen tanıştığın arkadaşlarımdan birisi bırakacak."
"Kim?" diye sordu merakla, başını kaldırarak.
Hayat, sorusuyla birlikte aklına bir fikir gelmiş olacak ki gözleri parıldadı ve kıkırdadı.
"Yoksa o en son tanıştığım yakışıklı olan mı?" diye sordu.
Sorusuyla birlikte istemsizce kahkaha attım. "Ta kendisi."
Hayat neşeyle el çırparken okulun çıkışına gelmiştik. "Yaşasın yaşasın."
Yüzümdeki gülümsemeyle arabaya ilerlerken bir an arabanın ön camından Demir ile göz göze geldik.
Sanki saniyelik olarak onunda bize bakarken gülümsediğini görmüştüm.
Belki...
Kim bilir belki günün birinde bir şansımız olurdu.
Hellooo
Nasılsınız canlarım? Umarım iyisinizdir.
Bölümü nasıl buldunuz?
Demir? Hayat? Güneş?
Oy ve yorumlarınız benim için çok önemli. Desteklerinizi bekliyorum. Sizleri çok seviyorum tesadüflerim. 💖💖
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onu da parlatırsa çok sevinirim. ✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 530 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |