

Keyifli okumalar dilerim. 🩵🩵
Telefon öğleden sonra açılması için teknik birimlere gönderilmişti.
Şuanda ise ekip odasında bir tek ben vardım. Diğerleri mola için dışarıya çıkmış bir yerlere gitmişlerdi.
Bir süre arkama yaslanıp gözlerimi kapadım ve sessizlikte huzurla dinlendim.
Kapı'nın açılma sesiyle kaşlarım hafiften çatılırken 10 metreden bile tanıyacağım ayak sesleri yavaş yavaş bana doğru yaklaştı.
Burnuma erkeksi, hoş bir koku dolarken Demir'in parmakları kaşlarıma değdi. "Sürekli kaşlarını çatarsan erken yaşlanırsın."
Gözlerimi açtığımda siyah hareleriyle bakıştık.
Benim kafam sandalyeden geriye sarkmıştı. Demir ise tepeden hafife üzerime eğilmiş bana bakıyordu.
Hah diyene bak. Sanki sürekli kaşlarını çatan bendim.
"Kendinden biliyorsun herhalde bu kadar erken kırıştığına göre"
Demir cevabıma kendini beğenmiş bir şekilde sırıttı. "Ben daha 30 bile olmadım Güneş, 29 yaşındayım ve hatırlatırım küçüklüğümden beri kızlar benim peşinde koşar."
Kararlı bir şekilde gözlerimi kıstım. "Birincisi bende daha 26 yaşındayım ve senin 30 olmana çok yok, ikincisi ise kızların peşinde koştuğu belli. Halen bir tane bulamamışsın. "
Bana karşılık olarak sırıtmasını silip hafifçe dudağının kenarını kıvırdı ve gözlerini kıstı. "Belki bulmak istemedim, belkide birini bekliyorumdur "
"O senin bileceğin iş Demir Bozdağ ben o kapıyı seneler önce kapattım"
Elindeki kahveyi alıp sandalyemi masaya yaklaştırdım. Böylelikle ondan uzaklaşmış oldum. "Kahve için teşekkürler"
Demir birkaç saniye sonra karşımdaki yerine geçti. Kahveden bir yudum aldığımda kaşlarım çatıldı.
Hayır, sevmediğim şekilde olduğu için değil tam tersi içindi.
Bu kahve benim sevdiğim şekilde yapılmıştı. Şekerli ve soğuktu. Demir ise şekerli kahveden nefret ederdi.
Gözlerim Demir'e döndü. Kafasını bilgisayarından kaldırıp bana bakınca bakışlarımı gördü.
"Hiç bakma öyle görevin başında uyuklama diye sana aldım zaten"
"O kadar iyisin ki sağol, yoksa ben ne yapardım"
"Birşey değil "
Gözlerimi devirip önüme döndüm. Bu adamın huyları bazen değişmiş gibi geliyordu ama sonra birşey oluyordu ve hiç değişmediğini görüyordum.
Yinede günün sonunda herşeye rağmen o klasik Demir Bozdağ'dı.
İstemsizce tebessüm ettim. Sanırım bu hallerini biraz özlemiştim.
Saçmalama Güneş siz sadece iş ortağısınız arkadaş bile olamazsınız. Kendine gel!
Tam işe dalmışken kapı tıklatıldı ve içeriye Burak girip bizi selamladı. "Komiserim bunu bilişimden gönderdiler "
Demir ayaklanıp telefonu aldı. "Tamam Burak, teşekkürler "
"Rica ederim "
Burak çıkarken Demir yerine oturup telefonu poşetten çıkardı ve sim kartını takıp telefonu çalıştırdı. Yerimden kalkıp yanına ilerledim.
Telefonun ekranı birkaç saniye titredi ve ardından açıldı. Ekranda eski bir arayüz, çatlamış camın altından titrek ışıklar yansıyordu.
Demir, telefonu dikkatle tuttu. “Batarya %3. Şarj aleti lazım.”
“Bende bir tane vardı,” dedim, çekmecemden şarj kablosunu çıkartıp prize taktım ve ucunu uzattım. Yedekte bulunmak her zaman iyidir.
Demir kabloyu takarken gözleri ekrana odaklıydı. “Kilit ekranı yokmuş”
İkimizin gözleri aynı anda ekrana kaydı.
Son uygulama: Mesajlar.
Uygulamaya girdiğimizde numaralardan bir Sevgilim olarak kayıtlıydı.
"Sevgilisi varmış."
Mesajlar beklediğimiz gibi değildi. Çoğu zaman normal gibi gözüküyordu ancak bazılarında Sedef eğer yakalanırsa çok kötü olacağını söylüyordu.
Sedef kime yakalanacaktı?
Veya kötü ne olabilirdi? Kim ona veya ikisine zarar verebilirdi?
Mesajlarda ilerlerken gözüme birşey takıldı. Refleks'le Demir'in koluna uzandım. "Demir dur "
Demir dururken o kişinin mesajlarına girdim. Numara kayıtlıydı ancak bilinmeyen numara olarak kaydedilmişti.
Ve mesajların çoğu silinmiş gibiydi bir tanesi hariç. Mesaj tarihi: Sedef’in kaybolduğu geceydi.
Mesaj: “Apartmana gir. Arka merdiveni kullan. Kamera seni görmeyecek.”
Altında ikinci bir mesaj daha vardı. İki dakika arayla gönderilmişti.
“Çabuk ol, gecikme. Yanlışlıkla birine yakalanırsan her şey biter.”
Demir’in gözleri şüpheyle kısıldı. “Bu numara kime ait hemen öğrenmeliyiz.”
“Bu, planlı bir buluşma gibi gözüküyor,” dedim. “Ve biri Sedef’in görünmemesini istemiş. Yani onu bir yere götürmek için...”
"Bizim o günün kamera kayıtlarına ulaşmamız lazım"
Demir başını salladı. “Ve şimdi o kişinin kim olduğunu öğrenirsek… bu dava çok daha farklı bir yere gider.”
Tam o sırada ikinci bir mesaj belirdi.
Demir telefonu biraz daha araştırdıktan sonra yavaşça masaya koydu. Aramızda kısa ama ağır bir sessizlik oldu.
“Güneş,” dedi alçak sesle. “Bu olayın içinde birden fazla kişi olabilir. Ve bizim bu olayı çözmemiz lazım "
Tam o sırada telefonun gelmesiyle birlikte gözlerim ekrana kaydı.
Metin Amir : Arama emri tamam sana bir kopyasını attım.
Demir'in gözleri bana döndü. "Önemli birşey mi oldu? "
Kafamı sallayıp Metin Amir'e yanıt verdim. "Sorgudan sonra içime kurt düşmüştü. Bende Metin Amir'den arama emri çıkartmasını rica ettim. "
Demir kafasını çevirip omzunun yanındaki kafama baktı. O an bana bakan Demir'in duyduklarıyla dudakları kıvrıldı. "Aferin sana "
Sedef'in telefonuna bakmak için eğilmiştim o yüzden başım sağ omzunun birazcık üzerindeydi.
Pozisyonumuzu bozmadan kafamı çevirip ona baktım. "Bu da neydi? Yaptığım şeyi onaylama mı?"
Demir sırıtırken hafif buğdayımsı, pürüzsüz teninde gamzeleri belirdi. "Belki de öyledir"
Benimde dudaklarımda sırıtış belirdi. "O zaman şimdi söyleyeceğimi duysan bayılırsın her halde "
Gözleri merakla bana baktı. "Neymiş o bayılacağım şey? "
"Arama emri Gürkan'ın bütün mal ve mülkleri için geçerli. Arabası, evi, mobilyacısı ve anasından, danasından kalan hazinesi altını daha neyi varsa, hepsi"
Demir'in dudaklarındaki küçük kıvrım varlığını sürdürürken gözleri kısıldı. "Yani bu demek oluyor ki eğer işin içindeyse onu yakalayabiliriz. Kaçacak hiçbir yeri yok"
Ona bakarken söylediklerini onaylayıp sırıtmaya devam ettim. "Aynen öyle. Nereye giderse o gittiği yeri basıp yaka paça getirme hakkına sahibiz"
Demir'le göz göze geldiğimizde gözlerinde bir parıltı belirdi. "Güneş"
"Efendim?"
Gözlerim ona kilitlendiğinde öyle bir sırıttı ki UNESCO görse dünya değil evren miras listesine alırdı.
"Şu an sağ omuzumdan vesvese verdiğin için ne kadar mutluyum bilemezsin."
Bir iki saniye boyunca boş boş suratına bakarken beynimde çakan şimşekler beni aydınlattı.
Kendime engel olamadan kocaman kahkahayı bastım.
Ardından geri çekilip omzuna vurdum. "Pislik, şeytan mıyım ben?"
Demir ayaklanırken bana doğru bir adım attı. "Hemde gördüğüm en güzel ve tatlı şeytansın"
Anın verdiği etkisiyle bir an ona bakakaldım. Neredeyse yüzümde oluşacak olan sırıtmayı geri itip ona arkamı döndüm ve eşyalarımı almak için kendi masama ilerledim.
Yıllar sonra bile üzerimde bir etkiye sahip olması hatta o etkinin ilk günkü kadar derin ve büyük olması inanılır gibi değildi.
Eşyalarımı toparlarken üstümde olan siyah harelerine kahve gözlerimi diktim. "Eve gitmek için biraz daha geç kalırsak Gürkan şehirden bile topuklayacak"
Demir dudağının ucundaki kendine has sırıtmayı bozmadı ve olduğu yerden kapıya ilerledi. "Anlaştık, hadi gidelim "
Kapıyı geçmem için açınca teşekkür maiyetinde bir baş hareketi yaptım. Adımlarım ona ilerlerken tam önünde durdum ve uzun boyundan dolayı omzunu biraz geçen kafamı yüzüne çevirdim.
"Bu arada sana şeytan demek bile şeytana hakaret olur Demir. Çünkü sen şeytandan bile daha şeytanisin "
Adımlarımı hareketlendirip çıkışa ilerledim.
Bu arada çıkmadan önce Sergen'e mesaj atmıştım. Demir ise onlar için not yazıp bırakmıştı.
Yaklaşık 15 dakikalık yolculuğun ardından Sedef'in evine varmak üzereyken Demir'in telefonu çaldı.
Ekip İlayda... Arıyor
Demir aramayı yanıtlarken İlayda'nın sesi yankılandı.
"Bizi bırakıp gitmişsiniz komiserim hemde o yeni kadınla" O sesindeki gerçekten kıskançlıkmıydı?
Demir arabayı profesyonel şekilde kullanırken dikkatini bozmadan İlayda'yı yanıtladı.
"Birincisi o da senin kıdemlin ve onunla böyle konuşamazsın. Bana nasıl saygılı davranıyorsan ona da öyle davranmak zorundasın. İkincisi ise ne zamandan beri size nereye, kiminle gideceğime dair hesap verir oldum?"
İlayda sessiz kalınca Demir devam etti. " Ben sizin ekip liderinizim ve size hesap vermek zorunda değilim. Bana hesap vermek zorunda olanlar sizlersiniz. Rollerimizi değiştirdiğimizi zannetmiyorum. "
Sesi açık ve netti. İçten içe sırıttım.
"Bizde yardım ederiz diye söylemiştim" diyerek toparlamaya çalıştı İlayda.
"Molayı uzatmak yerine işinizin başında olsaydınız yardım ediyor olurdunuz zaten." Gözleri ön camdayken sol eliyle sıkıca kavradığı direksiyonu sağa çevirdi. "Ha bu arada telefonu Sergen'e ver kopyalasın "
"Anlaşıldı" İlayda çok fena bozulmuş ve sinir olmuştu ama bunu sesine hiç yansıtmadı ve işine döndü.
Demir uzanıp telefonu kapattığında gözleri yola döndü, yüzündeki ifadeyi görebiliyordum. Ciddiydi ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıvrım vardı.
“İlayda biraz zorlanıyor galiba,” dedim ondan bakışlarımı kaçırmadan. Bu konuyu acilen çözmeliydik.
Demir başını salladı. “Yeni geldiğin için kendini alıştıramıyor ve gücünü senin üstünden test ediyor. Ama sen de ona hiç alan bırakmıyorsun.”
“Ben işimi yapıyorum, yeteneklerimi ortaya koyuyorum. Bu da bazılarını kıskandırıp, rahatsız ediyor olabilir”
“Bazılarını da etkiliyor olabilir,” dedi sessizce.
Bakıştık ama bu defa göz göze geldiğimizde ikimiz de bir şey söylemedik.
Tam o sırada GPS, Gürkan’ın evine yaklaştığımızı bildirdi.
“Hazır mısın?” dedi Demir.
"Tahmin edemeyeceğinden de fazla "
"Güzel "
Demir arabayı kenara çekip park etti ve indi. Bende arkasından inerken arama emri ile telefonumu yanıma aldım.
Kapıyı çaldığımızda yaklaşık 2 dakika sonra açıldı. Meltem hanım şaşkınlıkla bize bakarken onu korkutmamak için hafifçe gülümsedim.
“Güneş Hanım… Komiser Bey…” bizi gören Meltem Hanımın gözleri kocaman açılmıştı.
"Merhaba Meltem hanım Gürkan bey içeride mi? "
Kadın bize tam cevap verecekken içeriden Gürkan geldi. "Ne oluyor burada? "
"Sizin ne işiniz var? "
"Dava için Sedef'in odasına bakarsak belki birşeyler bulabiliriz diye geldik. " diyerek adamı şüphelendirmeden durumu yumuşattım.
Arama emrini hemen söylersek eğer suçluysa bile bunu duyunca birşeyleri gizleyip kaçmaya çalışabilirdi.
Demir'de ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı o yüzden müdahale etmeden sessizce adamı inceliyordu.
"Evime giremezsiniz"
Demir gözlerini kıstı. "Niye birşey mi saklıyorsunuz? Yoksa bir ceset mi? "
Adam sinirlenmeye başlarken kafasını hızla iki yana salladı "Hayır hiç birşey saklamıyorum"
"Evet, saklıyorsunuz" diyerek ısrar etti Demir.
"Saklamıyorum "
"Peki neden eve girmemize izin vermiyorsunuz? Demek ki sakladığınız birşeyler var " diyerek araya girdim.
"Yok dedim size "
"O zaman içeriye girip işimizi yapmamıza izin verin. Bunun sandığınız gibi sizinle bir ilgisi yok sadece Sedef'in odasına bakacağız."
Gürkan sonunda pes edip geriye çekilirken bizde içeriye girdik.
Biz evde ilerlerken Gürkan ise bizi takip etmeye devam ediyordu. Her adımımızı izliyor, gözleri sürekli etrafta geziniyordu.
Bir anda elini cebine sokmasıyla refleksle bir adım Demir’in önüne geçtim.
Bunu fark eden Demir'in köy ulaşan ve sertleşen gözleri ona döndü. “Çıkart elini cebinden,” dedi. Sesi birden ona karşı sertleşmişti.
“Cebimde sadece anahtar var,” dedi Gürkan, ama sesi hafiften titriyordu.
Demir gözlerini onun cebine odakladı ve 'öyle mi?' dercesine kaşlarını kaldırdı. “O zaman çıkar ve masanın üstüne bırak.”
Gürkan cebinden anahtarları çıkardı, ama bu hareketin ardından salonda bir tedirginlik oluştu.
Demir'le sessizce birbirimize baktık. Bu adam bir şeyler saklıyordu ve bunu bastırmakta hiç de iyi değildi.
“Bizi Sedef’in odasına götürür müsünüz?” dedim.
“Orada bir şey yok,” dedi hemen, fazlasıyla hızlıydı.
Hareketine karşı şüpheyle gözlerim kısıldı. "Nereden biliyorsunuz? Bunu bilmeniz için birçok kez odasına girmiş olmanız gerekiyor. Çünkü birşeyler varsa sürekli değişiyor olmalı" dedim.
Gürkan o an afalladı. Gözleri önce Demir'e sonra tekrar bana döndü.
Ardından istemeye istemeye bizi odaya getirdi.
Odaya geldiğimizde kapıyı açıp içeriye girdim. Oda fazlasıyla temiz ve düzenli duruyordu.
Sanki bilerek düzenlenmiş gibi...
Demir'le ikimiz ayrılıp farklı yerlere bakmaya başladık. Gürkan ise kapıda duruyor ve bizi izliyordu.
Gözlerim yatağın başlığına takılınca kaşlarımı çattım. Oraya ilerleyip yatağı biraz çektim.
Arkası boş ve temizdi ama yatak başlığı hiç öyle gözükmüyordu.
"Demir, burada birşey var gibi duruyor "
Demir ona seslenmemle yanıma yaklaşırken gözleri benim gibi yatak başlığına sabitlendi.
Cebimdeki bordoya çalan parlak, kırmızı çakıyı çıkartıp açtım ve yatak başlığının arka kısmını kestim.
O an Demir'in gözleri yatak başlığından elimde tuttuğum çakıya döndü. Kaşları havalanırken gözleri şaşkınlıkla kısıldı. Sanki beklemediği birşey olmuştu.
"Onun sende ne işi var?" dedi şaşkınlığını attıktan sında ama gözleri halen elimdeki çakıdaydı.
Zihnimde geçmişten gelen sesi yankılandı.
"Bu çakı sende dursun Güneş, her zaman ne olacağı belli olmaz "
Üstünde kocaman D harfi yazan kırmızı bir çakıydı. Bunu bana yollar önce Demir vermişti. O zamanlar genç, kırılgan ve zayıftım haliyle kendimi koruyacak birşeylerimin olmasını istemişti.
İşime devam ederken dönüp ona bakmadım. "Neden bende olmasın? "
"Halen saklıyorsun?"
Dudaklarımı bizim bende çakıya bir bakış attım. "Çok güzel bir çakıydı bende atmaya kıyamadım. İkinci olarak ise tedbir iyidir ve benim işimi görüyor"
Demir bir an bana baktı. Yüzündeki ifade hem geçmişe hem bugüne uzanıyordu. Gözlerinde sorgulayan bir parıltı vardı ama bir şey demedi. Bunun yerine başını hafifçe eğip yanımda diz çöktü.
“Biraz daha aç, bakalım ne çıkacak” dedi sessizce.
Çakıyı dikkatlice aralığa sokup başlığı biraz daha açtım. Daha sonra elimi aralığa soktum. Bir hışırtı… ardından parmaklarım bir şeye dokundu.
Dokunduğum şey bir defter gibiydi. Defteri kavrayıp dikkatlice çıkardım.
İçinden küçük birşey düştü.
Demir yere düşen USB belleği alırken doğruldu.
Defteri açınca aslında bunun basit bir defter değil Sedef'in günlüğü olduğunu fark ettim.
Defterin ilk sayfası karalanmış gibiydi, bazı kelimeler silinmişti ama hâlâ okunabiliyordu:
“Bir gün biri beni duyarsa… bunları bilsin istiyorum.”
İçimden bir ürperti geçti. Demir yanımda sessizce USB’yi poşetliyordu ama gözleri günlüğe kaymıştı. Sayfaları çevirdim.
“Bana babam gibi davranıyor ama gözleri… gözleri başka şeyler anlatıyor. Meltem o artık benim annem değil. Görmüyor, görmek istemiyor. Manipüle ediliyor. Ben bu evde sıkışıp kaldım. Güvenme, güvenme, sakın kimseye güvenme”
Demir’in nefesi burnundan sertçe çıktı.
Başka bir sayfa daha.
" O benim hayatım, son zamanlarda bana iyi gelen en iyi şey bazen okula gidiyorum diyip onunla buluşuyorum.
Evet yalan söylüyorum. Çünkü izin vermezler özellikle Gürkan öğrenirse çok kötü olur"
Demir ile göz göze geldik. İkimizinde aklından aynı şey geçiyordu. Gürkan kesinlikle bu işin içindeydi ve gittikçe karmaşıklaşıyordu.
Demir’in çenesi kasıldı, yumruğu hâlâ poşeti tutarken istemsizce sıkıldı.
“Bu kadar bastırılmış, yalnız bırakılmış bir çocuk… bunu yıllarca nasıl fark etmemiş kimse?” dedi öfkeyle.
“Fark etmek isteyen biri olmadı Demir,” dedim ama gözlerim hâlâ satırlardaydı. “Meltem dahil olmak üzere herkes ona gözünü kapatmış.”
Birkaç sayfa daha çevirdim. Yazılar aceleyle yazılmış gibiydi, bazıları lekelenmişti, muhtemelen gözyaşıydı.
“Onu seviyorum. Ama korkuyorum. Eğer bu defter bulunursa, ne olacağını bilmiyorum. Belki de bu sonumuz olur.”
Sertçe yutkundum.
Demir alçak sesle, “USB’de ne varsa… eğer bu günlüğü destekliyorsa Gürkan sadece manipülatör değil, aynı zamanda suç ortağı belkide direkt suçun kendisidir” dedi.
“Ve bir genç kıza bunu yaşatan herkesin cezasını çekmesi gerekiyor,” dedim kararlılıkla.
Gürkan kapıda gözünü kaçırıyordu. Demir, ayağa kalktı ve ona doğru bir adım attı.
“Umarım iyi bir avukatın vardır, Gürkan,” dedi donuk bir ifadeyle. “Çünkü bu yazılar sadece başlangıç.”
Demir'in sözleriyle Gürkan’ın yüzü soldu.
Ben günlüğü dikkatle deftere sararken, Demir cebinden telsizi çıkardı. “Merkez, ben başkomiser Demir Bozdağ. Gürkan Yaman gözaltına alındı. Suç delilleri ve ifadesiyle birlikte merkezimize götürüyoruz. Ekip yönlendirin.”
Cevap hemen geldi. “Anlaşıldı komiserim.”
Demir bana döndü. “USB’yi teknik birime, günlüğü ise savcılığa delil olarak geçireceğiz. Şimdi sıra gerçekleri ortaya çıkarmakta.”
Onu onaylayarak başımı salladım.
Günümüz- karakol
Gürkan gözaltına alınmıştı. Meltem ise onun yanındaydı artık ona olan inancım günlükte okuduklarımla bir bir yok olmuştu.
Sergen USB belleği takıp çıkan video'yu açtı. Ekranda Sedef'in güzel yüzü belirdi. Bebek gibiydi, daha yaşayacak çok zamanı vardı ama yaşamını elinden almışlardı.
Yumruğumu sıktım. Tırnaklarım tenime batarken canımın acısını umursamadım. Acı insanı her zaman diri tutardı. O an sadece gözlerimi ekrana diktim.
Elimin üstüne bir el kapandı. Demir parmaklarımı ayırırken avcuma değ n parmaklarıyla hafifçe avcumu okşadı.
"Kendine zarar verme " diye fısıldadı kulağıma.
Tam cevap verecekken video başladı.
Sedef'in gözleri tedirgindi. "Korkuyorum, çok korkuyorum. Onu öğrendi. Gürkan Efe'yi öğrendi bana hayatı zindan ediyor. Bazı günler odama giriyor. Genellikle sarhoş ama bazen ayıkken. "
Bu Sedef'in çektiği bir videoydu.
Gözlerinden yaşlar süzüldü. "Bana hakaretler ediyor. Annemle tehdit ediyor. Onunla olmamı istiyor, bedenimden faydalanmak istiyor. "
O an duyduklarımla beynime kan sıçradı. Kendimi zor tutarken dinlemeye devam ettim.
O günkü mesajları gösterdi ekrana. "Beni oraya çağırdı eğer gelmezsem ve onunla olmazsam anneme herşeyi anlatıp onu döve döve öldüreceğini söyledi. "
Bir an gözleri kapıya döndü. Ve video burada kesildi. Ardından başka bir ses kaydı belirdi.
"Nasıl hissettiriyor ? madem or-s-luk yapıyorsun, benim ol "
Karnıma sert bir ağrı saplanırken midem bulanmaya başladı.
"İstemiyorum, ben birşey yapmadım, istemiyorum git "
"Eğer istediğimi yapmazsan o anneciğini zevkle döve döve öldürürüm, yada seni. Annen bana birşey yapamaz çünkü öğrenirse benim tarafımı tutar"
Pis pis kahkaha attı. "Belkide biliyordur"
Midem daha çok bulanırken sandalyenin kolunu sıktım.
Bunlar nasıl insanlardı? O kadın nasıl bir anneydi?
Demir ile göz göze geldik. Tabikide içimden geçen düşünceleri anında anladı.
"Hayır Güneş" diyerek bana karşı çıktı "düşündüğün şeyi yapmayacaksın ve ikisini de içeriye tıkacağız"
Yerimden hızla fırlarken soluğu sorgu odasında aldım. Demir'de arkamdan koşarak gelirken bana sesleniyordu.
Kapıyı sertçe açarken Gürkan'ın yakasına yapıştım.
"Yaptın mı? " Sesim yüksek değildi ama içinde bağırmak kadar etkili olan bir fırtınayı taşıyordu.
Gürkan söylediğimi anlayınca sırıtmaya başladı. "Evet yaptım hemde onu zevkle öldürdüm. Ben dünyadan bir s-r-t-ğü sildim. Ben namusumuzu korudum. "
Sözleriyle onu öldürmemek için kendime hakim olurken dişlerimi sıktım.
"Sedef hiç birşey yapmamış ama sen cehennemlerde yanacaksın "
Kahkaha attı.
O an bardak taştı. O iğrenç, pis kahkahasını duymak benim için son damlaydı.
Üvey kızını, taciz belkide tecavüz etmiş, onu öldürmüş, bir gram duygu hissetmeden karşımda zevkle gülüyordu piç.
Bütün gücümle suratına yumruk attım. Kulağım burnunun kırılma sesi gelirken burnundan oluk oluk kan akmaya başladı.
Yere düşerken doğrulup daha çok vurdum. "Bu ellerinle mi kıydın?" Ayağımla ellerine bastım. "Buranla mı ona tecavüz edecektin?" İğrenerek özel bölgesine sertçe tekmeyi bastım.
O an Gürkan çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Yere eğilip çenesini kavradım. "Kes sesini! Yaptıklarının yanında az bile yaptım. Asıl cezan daha büyük olacak"
Bu sefer Meltem araya girdi. "Bırak kocamı "
Gözlerim kesinlikle, ışık hızında ona döndü. "Ya sen. O senin kızındı, canındı. Onun bir tek saç telini koklamaya kıyamaman gerekirken sen onu ölüme çektin. Onu kendi ellerinle öldürdün "
"Ben gerekeni yaptım."
Sinirle kahkaha attım. Delirecektim.
Gözleri bana bomboş bakıyordu sanki farklı bir evrende yaşıyordu.
Daha birkaç gün önce bana kızını bu hale getirenleri bulup cezasını vermem için yalvarmamış gibiydi.
"Sen sırf bu adam yüzünden kendi kızının canına kıydın " diye çıkıştım üstüne yürüyerek. "Keşke Sedef sizlerin yerine başka bir aileye düşseydi. İşte o zaman onu herşeyden koruyacak ve onu sevecek bir annesi olurdu. Sizin gibi ucuz, kendine saygısı olmayan, bir adam için kendini kızını canice harcayan biri değil "
Arkamı dönerken derin bir nefes aldım. Böyle birşey nasıl olabilirdi halen aklım almıyordu.
Bu ikisi. Öz annesi ve üvey babası Sedef'i canice öldürmüşlerdi.
Demir diğerlerine ikisini alması için işaret verip yanıma geldi. Bana engel olmamıştı ama beni korumak için artık olaya karışmıştı.
"Tamam geçti, merak etme o şerefsizler en ağır cezayı alacak. Özlelliklede Gürkan pisliği"
O Gürkan'ı ölmekten beter edecektim.
Hellooo
Nasılsınız canlarım? Umarım iyisinizdir.
Bölümü nasıl buldunuz?
Güneş ve Demir?
Yeni bölümde görüşmek üzere. Çok güzel bir bölüm bizi bekliyor. Oy ve yorumlarınız benim için çok önemli. Desteklerinizi bekliyorum. Seviliyorsunuz. 💖
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onu da parlatırsa çok sevinirim.✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 534 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |