1. Bölüm

Giriş

Hümeyra hazır
hmyraa

Giriş: Prangalı Şahıslar

 

Floresan lambanın, önümde ki masanın yüzeyine düşürdüğü cılız ışık huzmeleri bir anlığına bakışlarıma çalındı. Duraksayıp, gözlerimi randevu sistemini aydınlatan bilgisayardan ayırdım ve kolumdaki saate çevirdim. Mesai saatimin bitişi üzerinden beş dakika geçmişti.

 

Yerimden yavaşça doğrulup, beyaz doktor önlüğümü üzerimden çıkarırken gözlerim alışkanlıkla ismimin yazılı olduğu yaka kartıma çarpmıştı. Meva Adanır.

 

Eşyalarımı toparlayarak çıktım odamdan.

 

Koridor boyunca yankılanan ayak seslerim üzerime çöken bitkinliği ele veriyordu. Bekleme koltuklarına kıvrılmış refakatçilere göz ucuyla bakarak yanlarından geçtim. Manuel servis kapısını aşıp bahçeye çıktığımda, serin gece havası doldu içime.

 

Akşam saatleriydi.

 

Kaldırımlara gölgeler devrilmiş, karanlık öbek öbek sakin caddeye yayılmıştı. Etraf tıpkı gözlerimde ki hareler gibi donuk ve sessiz görünüyordu. Belki de yüreğimin yansımasıydı gözlerime ilişen… Kulaklarıma tanıdık bir mırıltı iliştiğinde, huzurlu bir gülümsemeyle eğilerek ayaklarıma sırnaşan kediyi kucakladım.

 

“Sokaklar insanın içini eğreti kılıyor, değil mi küçük dostum?” Sorumu onaylar gibi sevimli bir nidayla tüylerini koluma sürttü. Güldüm.

Sanki bu şehre ait olmadığımıza birlikte karar vermişiz gibi… “Yolunu yitirdiğinde rastladığın her çatı, sığınak sayılmaz. Bazen insanı ıslanmaktan koruyan şey, içeride çürümesine engel olmaz. Çünkü olur da bir gün anlarsın; dört duvarın çevrelediği her boşluk, yuva etmiyor kendini. Bu yüzden başını yasladığın yerden çok, kime yaslandığını bilmelisin.” Minik burnunun ucuna dokunduğumda, kollarımın arasında huylanarak kıvranışını izledim. Belki de bunları ona değil de, kendime söylüyordum.

 

Hayvanlar bazen iyi dostlar olabilirdi. Aramızda tek taraflı bir muhabbet geçerken, tam bu sırada yürüdüğüm caddenin tuhaf bir uğultuya boğulduğunu işittim.

 

Hastaneden epey uzaklaşmış, servis yoluna çıkmıştım.

 

Bu gece, hayatım boyunca aşina olduğum sessizliğin karmakarışık bir gürültü kazanacağını anlayacağımdan henüz bir haberdim.

 

Omzumun hemen ardından duyduğum sesler, polis aracına ait siren sesleriydi.

 

Karanlık asfaltın üzerine mavi kırmızı ışık demeçleri süzülmüştü, onun üzerine de iki farklı aracın farı devşirmişti. Kaşlarımı çatarak kaldırımda geriye çekildim. Saniyeler içerisinde geceyi yarıp geçen sirenlerle, asfaltta çığlık sesleri kopartan süratli tekerlek sesleri birbirine karıştığında; kucağımdaki kedi irkildi ve birden kollarımın arasından fırlayıp, karanlığın içine karıştı. Afallamıştım fakat tepki vermeye fırsat bulamamıştım.

 

İki polis aracının megafonlarla ihtar vererek kovaladığı siyah bir araç, yanımdan ışık hızıyla geçip gitmişti. Fakat bundan öte; siyah aracı, polisleri bile geride bırakan bir motor takip ediyordu. Her şey hem çok hızlı, hem de çok yavaştı. Hayır, her şey bir anda gerçekleşti ve ben kendimi, bu garip vartayı dehşetle seyrederken buldum. Çünkü sağ şeride sapıp, polislerin ve motorcunun hizasından çıkmak isteyen siyah araç; dört kavşaklı yolun ortasında dönmeye çalışırken, ardından zik zaklar çizerek gelen motor sürücüsü ona yetişmiş ve önünü kesmeye çalışmıştı ama bu sadece büyük bir felakete yol açmıştı.

 

Motorcu, hız kesmeden aracın yan tarafına sertçe çarptığında, dakikalar boyunca süren kargaşa; motorcunun dengesini kaybedip yolda sürünerek birkaç metre ileriye savrulmasıyla ve aracında kaldırım kenarındaki rampalara çarparak durmasıyla son bulmuştu.

 

Gözlerim iri iri oldu. Gecenin karanlığı sislere bürünmüş, etraf toz duman içinde kalmıştı. Şahit olduğum döngüyle ayaklarım çivi gibi yere çakılmış, kasılan parmak uçlarım ceketimin ucunu sıkıca kavramıştı.

 

Motorcu, kaçmaya çabalayan aracı durdurmayı başardığında ise o ikisini biraz öteden takip eden polis araçları; yolu inleten siren sesleriyle birlikte temkinli bir şekilde olay mahalline doğru yaklaştı ve on adım ötemde duraksadı.

 

Dört polis memuru araçlarından inip, siyah aracın içinde zanlı olduğunu düşündüğüm adamı yaka paça asfalta çöktürerek ters kelepçeye vurmuşlardı. Gözlerim onlardan uzaklaşarak yerde yatan motorcuya kaydı. Başka bir polis adamın yanına koşarak yaklaştığında ise ben hızlı adımlarla çoktan yanlarına vardım.

 

Varlığımı yeni fark eden emniyet memuruna, “Doktorum.” dediğimde, gözlerine mimlenen minnet parıltısıyla hemen geriye çekildi.

Bu bir kader miydi emin değildim fakat kaza ânında orada olmam, ilk yardım için bir yaralıya hayat armağanıydı.

 

Motorcunun, sağ elini hareket ettirerek kaskını çıkarmaya çalıştığını fark ettiğimde buna izin vermedim ve bütün dikkatimi ona vererek, bileğini nazikçe tuttum. “Lütfen hareket etmeyin. Boynunuzu sabit tutmanız gerekiyor.”

 

Dizlerimin üzerine çökerek başının iki yanından kaskla birlikte kavradım ve servikal hizasını koruyacak şekilde başını sabit tuttum.

 

Polis aracının üzerinden etrafa düşen kırmızı ve mavi ışık huzmeleri, kaskının camına vuruyordu. O camın ardındaki bir çift gözün ağırlığını sebepsizce yüzümde hissettim.

Yanılmamıştım. Göz göze geldiğimizde, “Beni duyabiliyor musunuz?” diye sordum bu kez.

 

Göz kapaklarını beni onaylamak adına iki defa indirip kaldırdığı esnada kahverengi kirpikleri geceyle gündüzün kavuşması gibi kenetlenip ayrıldı. Kahverengi saçlarındaki dalgalı tutamlar, rüzgardan dolayı hafifçe dağılıp kaşlarının üzerine kadar varmıştı. Sol kolundaki yırtılmış kumaşın altından yoğun bir kanama olduğunu gördüğümde, başını sabit tutmaya devam ederek üzerimdeki ceketi çıkardım ve dikkatlice koluna sardıktan sonra yanımdaki polis memuruna seslendim: “Koluna doğrudan bası uygulayın. Güçlü şekilde.”

 

Memur ceketi yaranın üzerine yerleştirip bastırırken adamın göğsü kesik kesik inip kalkıyordu. Nabzı hızlıydı; cildi soluk ve soğuktu. Polis memurları ise, sanki motorcu adam onlara mühim bir suçluyu yakalattığı için, vefa borçları varmış gibi itimad ediyorlardı söylenilene. Peki o neden böyle bir fedakarlık yapmıştı? Üzeri sivildi, polise benzemiyordu. Sivil bir poliste olabilirdi, emin değildim.

 

“Ambulans yolda.” dedi polislerden biri.

 

Adamın kımıldamaya çalıştığını fark ettiğimde, “Ambulans gelene kadar başınızı oynatmayın. Omurga hasarı olabilir.” diye tekrar ettim.

 

“Serçe parmağım…” dedi kısık bir sesle. Göz ucuyla sağ eline baktım. Küçük parmağı doğal olmayan bir açıyla yana devrilmişti.

 

“Onunla sonra ilgileneceğiz. Önce kanamayı kontrol altına almamız gerekiyor.” dedim soğukkanlı bir ses tonuyla. Koluna uygulanan basıya rağmen kasları hâlâ gergindi. Şok tablosuna girmesini engellemek için konuşmayı sürdürdüm. “Ben doktorum. Yardım ediyorum. Nefes alıp vermeye odaklanın.”

 

Yüzüne düşen ışıklarla çehresi aydınlanmıştı. Refleksle gözlerimi kırpıştırdım. Keskin çene hattı ve simetrik yüzüyle uyumlu düz ve kemikli burnu, yüzünü inanılmaz derecede biçimli gösteriyordu.

 

Saniyeler boyunca sabırsızca beklediğim siren sesi bu kez yaklaşarak yükseldiğinde, omuzlarımdaki gerginlik bir nebze çözüldü.

 

Olay yerine ulaşan ambulans ekibi sedyeyle yanımıza vardığında bile başını sabit tutmayı bırakmadan, “Motorlu araç kazası. Bilinci açık. Servikal yaralanma şüphesi var. Sol üst ekstremitede aktif kanama mevcut.” dedim kısa ve net bir şekilde.

 

Paramediklerden biri boyunluk yerleştirirken diğeri koluna basınçlı bandaj uyguladı. Baş ve boyun stabilizasyonu sağlandıktan sonra dikkatlice sedyeye alındı. Derin bir nefes aldım.

 

“İlk müdahaleniz çok başarılı, teşekkür ederiz.” dedi sağlık çalışanı, tatlı bir tebessümle. Sadece başımı salladım.

 

Önümden uzaklaşıp gitmekte olan yaralı motorcu ise kızarıklıkların peydahlandığı gözlerini, uzun uzun gözlerimde dolaştırmıştı. Bakışları ise sanki beni tanıyormuş gibi derin bir bağ kurarcasına bakıyordu.

 

Dakikalar süren karmaşa son bulduğunda, çöktüğüm yerden kalktım. Ağır bir edayla başımı eğip kana bulanmış kaldırım taşına ve kıyafetlerime baktım. Ambulans çoktan uzaklaşıp yol alırken ardından bakakaldığım bu sahne yıllar önce kabuk bağlanan yaralarımın üzerini bir bir açmıştı. Geceden daha koyu bir renge sahip olan siyah kirpiklerim kıpırdamadan olduğu yerde sabit kalırken daldığım geçmişimden gayretle kurtardım kendimi.

 

Ambulans tamamen gözden kaybolunca ise geriye sadece dağılmış taşlar ve içime çöken tuhaf bir ağırlık kaldı.

 

Bu gecenin benden aldığı şeyin ne olduğunu bilmiyordum… ama geri vereceği şeyin çok daha fazlası olacağından emindim.

Bölüm : 19.02.2025 18:58 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...