

Saat on ikiye doğru geliyordu. Saatlerdir kafamı dağıtmak adına yollardaydım. Hiç eve uğramadan yarış saatinin yaklaştığını fark edince garaj istikametine doğru yönümü çevirmiştim. Saatlerdir yol yapmış fakat kafamı bir gram dağıtamamıştım.
İkideki yarış için kendimi toparlamam gerekiyordu. Garaja girdiğimde Minik'in beni beklediğini görmüştüm.
"Selam koca adam."
"Hoş geldin güzelim." Minik gelip kafamdan öpmüştü. "Hazır mısın?"
"Kafam kazan gibi Minik. Bari bu yarışta umduğumuz sonuçları alalım."
"Ne oldu? Anlat bakalım."
"Siktir et. Ama sevgilim olman lazım."
"Ne?" Minik benden böyle bir tepki beklemiyor olacak ki kahkahalarla gülmeye başlamıştı.
Omuz silkip devam etmiştim. "Ceren'i biliyorsun. Karı bana meydan okudu. Ne yapsaydım? Köşeme çekilip üzerimden egosunu tatmin etmesini mi izleseydim?"
"Ya Lilya Allah aşkına, ne sevgilisi? Benden sevgili olur mu? Git bir mankenlik ajansını falan ara, birini tut, ne bileyim. Baksana şu tipime." Yüzü gözü, üstü başı motor yağı olan Minik elleriyle kendini gösteriyordu.
"Aaa! Abart sen de Minik. Sanki sana duş almadan gel diyoruz. Hadii be! Yapar mısın bunu benim için?" Minik hala bana gülüyordu. Ona şu anki tavrım, küçük kardeşinin dondurma için yalvarması gibi falan gözüküyordu herhalde.
Kafamı kollarının arasına alıp sevgiyle kucakladığında kabul ettiğini anlamış fazlasıyla sevinmiştim.
Daha sonra arabalarımızın yanına gidip durumlarını kontrol etmiş, birer bira gömdükten sonra saatin yaklaştığını fark ederek garajdan ayrılmıştık.
İçim yeniden yollarda olmaktan kaynaklı kıpır kıpırdı. Bir yandan korkuyor bir yandan da umutlanıyordum. Dostlarımı gerçekten çok özlemiştim. Katılıp katılmayacaklarını bilmesem de içimdeki ufacık bir umut, beni kendime getirmiş, enerjimi tavana vurdurmuştu.
Minik arkamdan beni takip ederken diğerlerinin konuşmalarımızı duymasını istemediğimiz için telsizleri bir kenara bırakıp kulaklıklarımızla konuşuyorduk.
Birbirimize şans diledikten sonra yarış alanına gelmeden birimiz sağa birimiz sola ayrılmış erketeye yatarak yarış yöneticisinin yarışı başlatmasını beklemeye başlamıştık.
Bireysel yarışlar her zaman yarıştığımız dağ yolunda yapılmıyordu. Dümdüz, geniş bir yol vardı önümüzde. Burada arabanın sağlamlığı ve hızıydı yarışı kazandıran. Özellikle bireysel yarış istemiştim çünkü ekibimin tamamından Maske'ye dahil olmadan önce bireysel yarışlarda kendilerini kanıtlamasını istemiştim. Bu Maske'nin geleneğiydi.
Dostlarım ekibe dahil olmadan önce kendini bu yarışlarda kanıtlamak zorundaydı. Her şey nasıl başladıysa bu akşam da ya bu şekilde yeniden kopmaya yüz tutmuş bağlar sağlamlaşacaktı ya da tamamıyla kopacaktı. Tabi, yarışmaya katılırlarsa...
İlk egzoz sesini duyduğumuzda diğer tüm arabalar gibi ben de yarış yöneticisinin olduğu yerde yerimi almıştım. Yalnızca sağımdaki iki aracı ve solumdaki iki aracı görebilecek bir görüş açım vardı. Sağımdaki ikinci araç Kurt'un aracıydı. İçimdeki umut yeniden yeşermişti.
"Minik, Kurt burada!"
"Sana bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber şu ki Kaçak da burada. Kötü haber şu ki Black denen herif de burada." Dostlarımın burada olduğunun sevinci öyle sarhoş etmişti ki beni Black umurumda bile değildi.
"Sanırım Damat da burada. Her zamanki arabasıyla değil, üzerinde Damat'ın amblemi var." Damat amblem olarak usta oyuncu Tarık Akan'ın yapıştırmasını kullanıyordu. Ondan başka kimse de böyle bir şey yapmazdı.
İkinci egzoz sesi geldiğinde gaz pedalları ayağımızın altında eziliyordu. Yanık lastik kokusunu ciğerlerime çekiyor ve bundan delice bir haz duyuyordum. Son kez egzoz sesi geldiğinde ip gibi dizilmiş olan tüm arabalar aynı anda yerinden fırlamıştı.
Upuzun, dümdüz bir yol vardı önümüzde. Kıyı şeridi boyunca devam eden artık halk tarafından kullanılmayan, trafiğe kapalı bu yol, yaşadığımız şehirden komşu şehrin sınırına kadar devam ediyordu.
İşte şimdi yol yapmak, kafa dağıtmak buna denirdi. Yol o kadar uzundu ki sağıma soluma yanaşan araçları geçmekten ziyade ekibin geri kalanını görür müyüm acaba, diye ortalama bir hızla seyrediyordum. Bir ara Kaçak'la yan yana geldiğimizde kalbim neredeyse yerinden çıkacak gibiydi. Kaçak'ın her manevrasını ezbere biliyordum. Sinirliyken ne yapar, mutsuzsa ne yapar? Bir anda frene basıp benimle aynı hizadan ayrılıp sol arkamdan gazı kökleyerek önüme geçtiğinde kesinlikle hala çok öfkeli olduğunu anlamıştım.
Bir ara Damat'ın sürdüğünü düşündüğümüz arabayla aynı hizaya geldiğimizde sarsak sarsak kullanışından kesinlikle Damat olduğuna emin olmuştum. İşin tamamıyla eğlencesindeydi. Damat'ı o kadar iyi tanıyordum ki, şu an tek amacı eğlenmekti. Ne ben umurundaydım ne de yarış...
Daha sonra en çok tepkisinden korktuğum Kurt'la denkleşmiştik. Kurt asiydi, öfke problemlerini sağır sultan bile biliyordu. Tepkisinden korkuyordum çünkü şu an üzerime sürebilir, beni sol yanımızda boylu boyunca uzanan denize atabilirdi.
Kurt onunla aynı hizada gitmemden fazlasıyla rahatsızdı. Öne geçmek için manevra yapıyordu. Bu hareketlerini ezbere biliyordum. Öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu. Biraz daha aynı hizada gitmeye devam edersem, öfke sınırını aşacağını biliyordum. Bana zarar vermemeye çalışmasını bir yeşil ışık kabul edip yanımdan usulca gidişini izlemek zorunda kalmıştım.
Ortalıkta Pençe görünmüyordu. Hoş, tüm olanlardan sonra yüzüne bakmaya cesaretim de yoktu...
Sezi zaten yarışlarla işi olan biri değildi. Ama eminim ki, bizi Muzo'nun kameralarını hackleyerek izliyordu. Yalnızca Maske'nin anlayacağı, aramızda esprisi olan bir şeyi yapma sebebim de bu yüzdendi.
Arkamdaki araçlarla mesafemi açtığımda el frenimi çekerek arabamın yönünü ani bir şekilde geldiğim istikametin tersi yönüne çevirmiş ve vitesi geriye takarak beş yüz metre kadar ters yol almıştım. Daha sonra arabamın yönünü yine aynı çeviklikle düzeltip yoluma devam etmiştim.
Sezi'yi birazcık bile olsa tanıyorsam şimdi ekranının başında tebessümle beni izliyordu.
Bitiş çizgisine daha çok vardı. Arabamı yormamın lüzumu yoktu. Yirmi küsur aracın ortalarında bir yerde sabit hızla yol alıyordum. Bireysel yarış, yarış olalı böyle sıkıcı bir yarış eminim ki görmemişti. Yarışçılar belli ki polisler yüzünden fazlasıyla yollara hasret kalmış, yolların keyfini çıkartmakla meşguldü. Kimse kimseyi zorlamıyor, yalnızca yol alıyordu.
Bir yandan düşünüyor bir yandan yolun keyfini çıkarıyorken yanımdan hızlı bir şekilde Black'in arabasının geçtiğini görmüştüm. Eğer dikkatimi o anda vermemiş olsaydım önüme geçip bir anda frene basan Black'e arkadan geçirebilirdim.
Deli mi bu adam? Hayır, ne derdi vardı benimle?
"Lilya iyi misin?" Minik telaşla soruyordu.
"İyiyim. İyiyim de ne bok yiyor bu, anlamadım."
"Hemen iki arkandayım. Yanına geliyorum." Minik önümde hızımı kesen Black'ten kurtulamayacağımı anlamış yardım için arkadan ortalığı yara yara yanıma gelmişti.
Black, dört şeritli geniş yolda hangi yöne direksiyonumu çevirsem o yöne giderek geçmeme müsaade etmiyordu. Minik yardım etmek amacıyla sağ yanından Black'i sıkıştırırken açılan aralıktan kendimi Black'in önüne atmıştım.
Eğer Minik'e de salça olmasaydı Black'in bana olan tavırlarını kişisel bir nefret olarak algılayabilirdim fakat şimdi de Minik zor durumdaydı.
"Minik arkasına geç." Minik komutumla Black'in arkasına geçince ben de önüne geçerek ikimiz arasında sıkışmasını sağlamıştım.
Yarışın bitimine kadar bu şekilde yol alamazdık. Bir an önce bu beladan kurtulmamız gerekiyordu. Black'in direksiyonu kuvvetliydi. Hızlı manevralar yapıyor, dikiz aynamdan bakarken onu zapt etmekte zorlanıyordum.
Minik'in tomayı andıran görece daha hantal büyük aracı Black'in fişek gibi arabasına nazaran yavaş kalıyordu.
"Yetişemiyorum, Lilya!"
"Tamam bırak gelsin!" Gerçekten bana yetiştiğinde ne yapacağını merak ediyordum. Beni denize atmaya mı çalışacak, bana zarar mı vermeye çalışacaktı? Derdinin ne olduğunu merak ediyordum. Black istese şimdi basıp gider yarışı birinci bitirirdi. Bizim arabalarımız daha çok virajlı yolların arabasıydı. Fakat Black'in arabası düz yolda kaşla göz arasında bitiş çizgisini görecek kadar hızlıydı. Amacı yarışı bitirmek değil de sanki bizle uğraşmak gibiydi.
Cengiz, ben ve Black'in olduğu aynı yarışta yarışmamış olsaydık bu zift karası camlarının ardındakinin Cengiz olduğuna yemin edebilirdim. Bu camiada bizi sevmeyen sürüsüne bereket insan vardı. Belki ekibe dahil olmak isteyip kabul etmediğimiz biri olabilirdi ya da bir uyuşturucu sevkiyatını patlattığımız, malzeme deposunu bastığımız birisi bile olabilirdi, bilemiyorum.
Minik, komutumla birlikte Black'in tamponundan ayrıldıktan sonra Black daha büyük bir cüretle tamponuma yapışmıştı. Arabası çok güçlüydü. Arabam evet, bu camianın en iyi dağ yolu arabası olabilirdi fakat bu yollar için en az ben de Minik kadar yavaş kalıyordum.
Black sağ arka tamponumdan beni ittirmeye başladığında yavaş yavaş aşağısı uçurum olan denize doğru kaymaya başlamıştım bile.
"Lilya kurtul ondan. Yetişemiyorum size!" Minik endişeyle bağırıyordu. Arabamın hız göstergesi son raddeye kadar dayanmıştı. Ne daha fazla hızlanabiliyor ne de fren yapabiliyordum. Ayağım fren pedalını kıracaktı fakat en ufak yavaşlama bile olmamıştı. Öyle büyük bir güçle uçuruma doğru sürükleniyordum ki, lastiklerimin fren dolayısıyla kitli halde yolda sürtünmesinden çıkan kıvılcımlar geceyi aydınlatıyordu.
Biraz daha bu şekilde gidersek ya uçuruma atacaktı beni ya da lastiklerim parçalanarak zaten direksiyon hakimiyetimi kaybedip ben düşecektim uçurumdan. Sol arka tekerim uçurumun kıyısını yalıyordu şimdi. Son bir manevrası kalmıştı Black'in. Yolun sonuna geldiğimi biliyordum. Belli ki Black de son manevrayı yapıp beni aşağı atmadan önce Allah'ıma yalvarmamı bekliyordu.
Ne olduysa da o saniyede oldu. Bir anda çevremde ekip arkadaşlarımı gördüğümde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Biraz önce ölümü kucaklayacağımı düşündüğümde dahi nabzım bu denli hızlanmamıştı. Kurt, Kaçak ve Damat, Black'in çevresini sarıp yavaşlattığında Minik de arkadan yetişmişti. Şimdi en önde ben hemen arkamda Black, Black'in sağında Kaçak, en solda Damat en arkada da Minik ve Kurt vardı. Black'in kaçacak yeri yoktu. Aramıza sıkıştırmıştık onu.
Bitiş çizgisi ufuk çizgisinde göründüğünde diğer araçları çoktan geçmiş birincilik için sürüyorduk. Black hala aramızdaydı ve kaçmasına müsaade etmiyorduk. Dostlarım aynı eski günlerdeki gibi bana yolu açarak birinci bitirmemi sağlamışlardı. Gözlerimdeki yaşlar yavaş yavaş görüş açımı düşürürken bitiş çizgisini geçmiştim...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 812 Okunma |
167 Oy |
0 Takip |
25 Bölümlü Kitap |