23. Bölüm
İlga / MASKE - Pistlerin Sahibi / 22. ŞARAPLAR VE KADINLAR

22. ŞARAPLAR VE KADINLAR

İlga
ilgaaa

Nitekim, Ceren bu gece görsel bir şov sergileyeceği konusunda beni yanıltmamıştı. Kapının açılmasıyla karşımda duran kadın, bir anda özgüvenimi yerle bir etmişti.

Ceren belli ki yanımda böylesine yakışıklı bir adam görmeyi beklemiyor olacak ki önce gözleri Minik'e kaymış sonra da gördüğü manzara karşısında gülüşü yüzünde asılı kalmıştı

Ceren belli ki yanımda böylesine yakışıklı bir adam görmeyi beklemiyor olacak ki önce gözleri Minik'e kaymış sonra da gördüğü manzara karşısında gülüşü yüzünde asılı kalmıştı. Beni süzdükten sonra ise gülüşünün tamamen solduğunu görmek bana zevk vermişti. Özgüvenim yerine mi geliyordu ne?

"Lilya mı geldi?" Arkadan Yeliz'in sesini duymuştum. Yeliz, kapının önünde hala bizi içeri davet etmeyen Ceren'i itekleyerek bana koşmuş ve kocaman sarılmıştı.

"Ay, canım hoş geldin!"

"Selam." Benden geri çekildikten sonra gözleri Minik'e kaymıştı. Yeliz fazlasıyla uzun bir kadın olsa da Minik'e bakması için kafasını baya kaldırması gerekmişti.

"Vay canına dev adam. Ben Yeliz."

"Ben de Çetin. Memnun oldum efendim." Minik, tam bir beyefendi olarak eğilip Yeliz'in elini öpmüştü.

"Ne yapıyorsunuz, güzelim kapıda? Girsenize içeri." Cihan da heyecanlı bir şekilde kapıya gelmişti.

Ceren hala kapının önünde çivilenmiş gibi dururken sanki ev sahibi Cihan ve Yeliz'miş gibi içeri davet edilmiştik.

Yekta bizi salonun kapısının önünde karşılamıştı. Yekta'nın Minik'i görünce yüzündeki şaşkınlık yerini kıskançlığa bırakmıştı. Beni baştan aşağı süzdükten sonra ise hayranlığını saklayamayan gözlerini benden kaçırmaya çalışıyordu.

"Tanışamadık. Ben Cihan." Cihan da eşi kadar samimi bir şekilde Minik'e sarılmıştı. Daha sonra usulen de olsa Yekta ve Ceren'le de tokalaşmıştık.

Ceren, istemeye istemeye kadehlerimize şarap doldurup bize ikram etmişti. Yekta ve Yeliz dışında hepimiz içiyorduk. Biraz havadan sudan sohbet ettikten sonra Ceren, yemek masasına yönlendirmişti bizi.

"Ee, Çetin kendinden bahset biraz. Ne yapıyorsun?"

"Ay, o da Lilya gibi sanayide çalışıyordur, ne yapsın?" Ceren'in söylemi masadaki herkesi dumura uğratmıştı. Ceren asla gıcıklık konusunda çekinmiyor, insanları iğnelemekten vazgeçmiyordu.

Yeliz, Ceren'e göz devirmiş, Yekta ise tasvip etmeyen bakışlar atmıştı.

"Hayır, ben milli boksörüm." Minik aslında çok da yalan söylemiş sayılmazdı. Maske'ye katılmadan önce çok başarılı bir boksördü. Tabii adı yasal olmayan dövüşlere karışıncaya kadar. "Yine de, Lilya ile ortak zevklerimiz olduğu doğrudur." Minik kendinden beklemediğim bir performans sergiliyor, her konuştuğunda karşımızdakileri kendine hayran bırakıyordu.

"Lilya bahsetti biraz, demek polissiniz."

"Evet, akademiden beri birlikteyiz. Sevgili eşimin ise organizasyon şirketi var." diye yanıtlamıştı Cihan.

"Sizi arkadaş olarak biliyordum. Hastanede yani... Tanıştığımızda..." Yekta kıskançlığını saklayamıyordu.

"Maalesef her ilişkide olduğu gibi iniş çıkışlarımız olabiliyor, evet." Minik, masanın üzerinde duran elimi tutup kocaman bir gülümseme ile yüzünü bana çevirmişti. Şayet yanımdakinin dünya ahiret dostum olduğunu bilmesem, Minik'in rolüne ben bile inanırdım.

"Evet, olabiliyor değil mi sevgilim?" Ceren merkezin üzerinden dağılmasını daha fazla yedirememişti. Aynı Minik'in elimi tuttuğu gibi Yekta'nın eline uzanmış fakat Yekta fark edip önce davranarak elini tuzluğa uzatmıştı.

Ceren gözle görülür bir şekilde mora kesmişti. Yeliz ise bu anın zevkini yaşıyordu.

"Ne kadar güzel olmuşsun, Lilyacığım. Vallahi böyle giyinip süslenmeyi özledim. Bebişimi doğurduktan hemen sonra eski kıyafetlerime girebilmek için spora başlayacağım."

"Ne kadar var doğuma?"

"İki ay kadar var."

"Spor demişken, dostum bunlar gerçek mi?" Cihan yanında oturan Minik'in kalın kollarını işaret etmişti. Yüzünde küçük bir çocuğun meraklı bakışları vardı.

Cihan başta Minik olmak üzere Ceren ve Yekta hariç hepimizi güldürmüştü. Daha sonra Yeliz'in Minik'in dövmelerinden açtığı konu, piyasanın en iyi dövmecilerini tartışmaya evirilmişti. Cihan'la beni çok açmasa da Yeliz'in bitmek bilmez enerjisiyle keyifli bir sohbete dalmıştık. Yekta ve Ceren ise neredeyse masada yokmuş gibiydi.

"Seni daha önce hiç görmedim ringlerde." Yekta'nın sesini duyduğumuzda tüm başlar ona çevrilmişti.

"Eskiden faal olarak yapıyordum. Şu an antrenörüm." Sanki Minik bu sorunun geleceğini önceden biliyormuş gibi hiç beklemeden cevaplamıştı.

"Seni bir yerlerden hatırlıyor gibiyim."

"Daha önce hastanede ve Lilyamın evinde karşılaşmıştık."

"Yok hayır. Daha önce. Hah, buldum. Göletin orada, çarpışmıştık." Evet, bunu ikimiz de beklemiyorduk. Minik, kısa bir duraksamanın ardından cevap vermişti.

"Sizin oradaki gölet mi? Hatırlamıyorum ama doğrudur. Bazen koşumu orada yaparım." Yekta, hala sorgulayan gözlerle Minik'i inceliyordu.

"Yemekler harika olmuş, Ceren hanım. Ellerinize sağlık." Minik konuyu değiştirmek için Ceren'e laf atmıştı. Ceren ise sanki sıranın kendisine gelmesini bekliyormuşçasına on dakika boyunca ne kadar güzel yemek yapabildiğinden bahsetmişti.

"Keşke Oktayları da çağırsaydık. Uzun zaman oldu onlarla da böyle keyifli bir akşam geçirmeyeli." Oktay ismini Cihan'ın ağzından duyduğumuz an Minik'le bariz bir şekilde gerilmiştik. Ne Minik'in ne de benim ülkenin en korktuğu savcı ile bir akşam yemeği yemek istemediğimiz kesindi.

"Onları da başka zaman çağırırız, sevgilim." Yeliz, Cihan'ın teklifini savuşturduğunda ise derin bir nefes almıştık.

Yemeklerimiz bittikten sonra şaraplarımızla birlikte terasa çıkmıştık. Ceren'in evi benim evimin neredeyse üç katı kadar büyük ve lükstü. Bulunduğumuz terasın her yeri bitkilerle dolu, hasır oturma grubu loş ışıklarla aydınlatılmıştı.

Şarabın da vermiş olduğu etkiyle Ceren biraz daha insancıl olmuş az buz da olsa iğnelemeden sohbetlere katılmaya başlamıştı. Minik bariz bir şekilde Ceren'in üzerine oynuyor çakırkeyif olan kadını konuşturdukça konuşturuyordu. Ceren, ilgi odağı olmanın verdiği hazla daha da gevşemişti.

Sohbetin en koyu olduğu sırada Yeliz, "Arkadaşlar, benim bebişim var. Bu akşamlık bu kadar yeter. Biz çok yorulduk. Bir sonraki sefer de bizde buluşuruz. Şimdi izninizi isteyelim." diyerek eşiyle ayaklanmıştı.

"Hiç kalkmayın, rahatınızı bozmayın." Terasta vedalaştıktan sonra evden ayrılmışlardı.

Gecenin tüm enerjisi ve neşesi olan çift aramızdan ayrıldıktan sonra bir süre aramızda sessizlik oluşmuştu.

"Bardaklarınız bitmiş, Cerenciğim şişe nerede?" Minik, Ceren Hanım diye başladığı geceye "Cerenciğim" diye devam ediyor, Ceren de gerçekten bu yakışıklı adamın ilgisinden haz duyuyordu.

"Ben sana yardım edeyim." deyip Ceren sendeleye sendeleye Minik'in peşinden içeri girmişti.

Yekta ile terasta yalnız kalmıştık. Terasın loş ışığının aydınlattığı yüzü kusursuz görünüyordu. Alkolün verdiği etkiden miydi, yoksa kaç gündür sinirlerimin aşırı gerginliğinin bir anda gevşemesinden miydi, bilemem ama Yekta'ya baktıkça onu öpme isteğimi bastırmakta güçlük çekiyordum.

Ben kendi düşüncelerimle boğuşup sessizliğime gömüldüğümde aramızdaki rahatsız edici sessizliği bölen Yekta'nın sabırsız ses tonuydu. "Çetin'den gerçekten emin misin?"

"Anlayamadım."

"Yani baksana şu hale, Cerenciğim ne ayrıca?"

"Sevgilinin de bundan rahatsız olduğu söylenemez ama. Ne oldu kıskandın mı sevgilini?" Sevgilini, diye sorarken sesim dalga geçer gibi çıkmıştı.

"Konu bu değil." Yekta bir anda ayaklanıp tırabzanlara yönelmişti.

Elimdeki kadehi masaya bıraktıktan sonra ben de yanına gitmiştim. "Konu ne o zaman?"

"Sadece... Ceren hep aynı Ceren. Ben... Sadece... Senin üzülmeni istemiyorum."

"Benimle neden ilgileniyorsun Yekta? Üzülmemden sana ne ki?"

"Evet, doğru bana ne ki!" Yekta yeniden yüzüme, doğrudan gözlerimin içine bakmıştı. Burun burunaydık. Nefesinin sıcaklığı yüzümü yalıyordu. Nabzım hızlanmıştı. Yine aynı şey oluyordu, mıknatıs gibi birbirimize çekiliyorduk. Gözleri gözlerimden dudaklarıma kaymıştı.

İçeriden Minik ve Ceren'in kahkahalarını işittiğimizde hızla birbirimizden ayrılmış, sanki biraz önce öpüşmek üzere değilmişiz gibi tırabzanlara dönerek birbirimizden uzaklaşmıştık.

Minik ve Ceren terasa yanımıza geldiğinde elime bir kadeh tutuşturmuş kendi aralarında sohbetlerine devam etmişti. Bulunduğumuz durumun saçmalığı yetmezmiş gibi bir de Ceren, Yekta'nın yanında aleni bir şekilde Minik'e kur yapıyordu.

"Tamam, Ceren bu kadar yeter. Çok içtin. Hadi bırak artık." Yekta, Ceren'i daha çok koruma içgüdüsüyle hareket ediyordu. Ses tonunda zerre kıskançlık yoktu. Ya da ben böyle olmasını umuyordum. Bilemiyorum...

"Hadi ama Yekta, uzun zamandır bu kadar keyiflenmemiştim."

"Hayır. Çok içtin hadii!" Yekta, Ceren'in elindeki kadehi almıştı. Ceren, kadehine tekrar ulaşmak için adım attığında dengesi bozulmuş, yanında duran Minik'in müdahalesi ile düşmekten kurtulmuştu.

Her şeyi bilen ben bile, olaylara Yekta'nın gözünden baktığımda fazlasıyla saçma bir haldeydik. Elinden tutup getirdiğim, sevgilim dediğim adamın kollarında, Yekta'nın ilişkilerini karmaşık diye adlandırdığı fuckbodysi vardı! Ve bizim de biraz önce yine öpüşmemize ramak kalmıştı.

Ceren öyle sarhoş olmuştu ki, saçma sapan her şeye gülüyor, Minik'i öpmeye çalışıyordu. "Şşşt, sana bir sır vereceğim. Yaklaş." Ceren fısıldadığını zannediyorduysa da hepimizin duyacağı bir ses tonunda konuşuyordu. "Bu benim sevgilim değil. Şuna gıcıklık olsun diye dedim." Ceren'in bu diye bahsettiği Yekta, şu diye bahsettiği ise bendim. İşler trajikomik bir hal almaya başlamıştı.

Yekta, Ceren yerine de utanırken, Minik kollarında ayakta zor duran kadını ne yapacağını bilemez halde kucaklamıştı.

"Özür dilerim Çetin." Yekta ilk kez Minik'le insan gibi iletişim kurmuştu.

"Hadi odasını göster de yatıralım." Minik, kollarında şarkılar türküler söyleyen sarhoş kadını Yekta'nın gösterdiği odaya doğru götürmüştü. Ben de arkalarından gidiyordum.

Minik, Ceren'i yatağa bırakırken sarstığından olsa gerek, yatağa yattığı anda kusmaya başlamıştı. Yekta ne yapacağını bilemez halde telaşla Ceren'in üzerine eğilmişti.

"Kafasını çevir Yekta, kafasını çevir, boğulacak." Yekta kafasını çevirdiğinde Ceren bir nebze olsun nefes alabilmişti.

"Beyler siz hadi odadan çıkın, bu halde uyuyamaz. Soğuk bir suya sokayım onu da kendine gelsin." Yine anaç ruhum devreye girmişti. Ah Lilya ah! Fırsatı olsa seni bir kaşık suda boğmak isteyen bir kadına yardım etmek de neydi? Yoksa Yekta ile olan yakınlaşmamın vicdanı mıydı bu?

Adamlar odadan çıktıktan sonra zar zor Ceren'i ebeveyn banyosuna kadar sürüklemiş üzerindeki kusmuklu elbiselerden kurtulmuştum. Şimdi yalnızca iç çamaşırlarıyla karşımda duran kadın neredeyse elimde uyuyacaktı.

Ceren soğuk suyun altında titrerken kendine biraz olsun geldiğini düşününce suyu kapatıp havluya sarmıştım. Şimdi en azından sürüklemem gerekmiyor, ayakları üzerinde zor da olsa duruyordu.

"Neden bana yardım ediyorsun?"

"Neden etmeyim?"

"İyi biri değilim çünkü."

"Kendini bilmen ne kadar hoş." Bir yandan Ceren'e dolabından pamuklu pijama arıyor bir yandan da söyleniyordum. "Hiç fantezi olmayan, pamuklu bir şeyin yok mu senin?"

Ceren gülmeye başlamıştı. Titrek işaret parmağıyla gösterdiği yerden aynı Ceren'e yakışır alt üst pembe pamuklu pijama takımını çıkarıp iç çamaşırlarını değiştirmesi için arkamı dönmüştüm.

"İlk defa Yekta'yı böyle görüyorum." Ceren bir yandan iç çamaşırlarını giyinmeye çalışıyor, bir yandan da peltek peltek benle konuşmaya çalışıyordu.

"Nasıl görüyorsun?"

"Yekta'yı ilk kez bir kızı merak ederken görüyorum. İlk kez birini kıskanıyor." Ceren'in dedikleriyle arkamı dönmüştüm. Pijamasının bir kolunu geçirmiş diğer kolu sıkışık halde pes etmişti.

Ceren'in giyinmesine yardım ederken, "Peki ya sen?" diye sormuştum.

"Peki ya ben ne? Seviyor muyum diye mi soruyorsun?" Evet anlamında başımı salladığımda devam etmişti. "Bizimkisi yalnızca, yalnızlığımıza bir çözüm arayışıydı. Hiçbir zaman sevmedik birbirimizi. Ya da sanırım ben Yekta'nın beni sevmesine hiç müsaade etmedim. Bilmiyorum."

"Alkollüyken daha çekilirsin." Sözlerim Ceren'i yine güldürmüştü.

"Hayatta isteyip de elde edemediğim olmadı. Her şey önüme altın tepside sunuldu. Şimdi Yekta'nın ilgisinin başka bir yöne kaydığını bilmek... Sinir oldum işte. Sanki ezelden beri benim olan şeyi ellerimden çekip almışlar gibi hissettim." Ceren, alkolün verdiği etkiyle fazla samimi cevaplar veriyordu. Uyandığında bunları hatırlayacak mıydı, emin değilim. Ama en azından vermiş olduğu bilgilerle Yekta'yla birbirlerine kör kütük aşık olmadıklarını duymak içimi rahatlatmıştı.

"Hadi şimdi biraz uyu. Miden ne alemde?"

"Üff, hiç sorma."

"Tamam, ara ara gelip seni kontrol edeceğim tamam mı?" Ceren kafasını sallamış ve yumuşacık yatağına gömülmüştü.

Odasından çıkıp terasa doğru yönelmiştim.

"Minik nerede?"

"Acil bir işi çıkmış. Seni benim götürmemi istedi." Yekta omuz silkmişti. Hemen masanın üzerinde duran telefonumu elime almıştım. Minik çoktan mesaj atmıştı bile.

Güzelim, fırsat bu fırsat iyi değerlendir. Ben garaja geçiyorum.

Minik'in hakkını nasıl öderdim bilemiyorum. Resmen tüm gece Ceren'i sarhoş etmek için üzerine oynayıp Yekta'yla aramızdan çekmiş, sonra da kendi çekilmişti.

"Ceren?"

"Durumu iyi. Yani şu anlık."

"Teşekkür ederim."

"Yekta sen beni düşünme. Sevgilinin başında bekle bu gece. Ben taksiyle geçerim."

"Hayır, olmaz. Sevgilin seni bana emanet etti. Ceren'in biraz daha iyi olduğuna emin olduktan sonra birlikte geçeriz."

Sen bilirsin, anlamında omuz silktiğimde masada duran yarım kadehimi alıp terasın bir ucuna geçmiştim. Hislerim karman çormandı. Ceren için yalnızca Yekta bir oyuncaktı. Canı sıkıldıkça oynadığı, her istediğinde ulaşabildiği... Fakat Yekta için durum neydi? Hadi ilk seferinde ateş ve baruttuk. Yakınlaşmamız diyelim ki tesadüftü, peki ya biraz önce olanlar? Yoksa ben kafamda mı kurguluyordum her şeyi?

"İyi misin?"

"İyiyim." Yekta sorusuyla düşüncelerimi bölmüştü. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez haldeydim. Hala gözlerimi kapadığımda Ceren'le seviştikleri görüntüler canlanıyordu gözlerimin önünde. Bir yanım bu adamdan düzenimizin içine ettiği için nefret ediyor, bir yanım deli gibi arzuluyordu.

"Yine aynı şeyi yapıyorsun."

"Ne yapıyorum?"

"Yine çok uzağımdasın." Arkamda duran Yekta'ya doğru dönmüştüm.

"Ne istiyorsun benden Yekta? Şu an nerede olduğumuzun farkında mısın? Bak! Bak çevrene bak. Neresi burası?" Ceren'in evindeyiz der gibi ellerimi iki yana açmış çevremi gösteriyordum.

Yekta mahcup gözlerini yere indirmişti. "En azından arkadaş olabileceğimizi düşünmüştüm." Sesi fısıltıyı andırıyordu.

"Ne? Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"

"Hayır, hayır yanlış anladın. Yani ben düşündüm ki..."

"Ne düşündün Yekta?" Sinir kat sayım artıyordu. "Ceren'le ne bok yediğin ya da nasıl bir çarpık ilişkin olduğu beni zerre ilgilendirmez. Ama beni Ceren'le karıştırma." Yekta'nın üzerine yürüyüp işaret parmağımı göğsüne bastırmıştım. Gözlerimden ateş çıkıyordu.

Yekta beni ne kadar sinirlendirdiğini anlamış olsa gerek, "Hayır, lütfen. Beni yanlış anladın. Ben sadece... Yani Ceren'le ben... Yani Çetin..."

"Ne diyorsun be sen? Ne Çetin'i ne Ceren'i? Ben seni çok güzel anladım. Her çiçekten bal alırım, kelebek gibi uçar arı gibi sokarım. Ona da sokarım buna sokarım..."

Şimdi Yekta da sinirlenmişti. "Ben öyle biri değilim!"

Yine ellerimi iki yana açmış bulunduğumuz ortamı göstermiştim. Yekta kendini açıklamak istiyor fakat izin vermiyordum. Açıklasa ne diyecekti ki? Ceren'le istikrarlı bir şekilde yıllardır sevişiyoruz ama korkma aşık falan değilim, seninle de sevişmek istiyorum lakin Çetin için bir sakıncası yoksa, mı?

Buraya bu akşam gelirken ne düşünmüştüm ki? Kadehimi masaya bırakıp çıkışa doğru ilerliyordum ki, Yekta kolumu tuttuğunda durmak zorunda kalmıştım. Yekta daha ağzını açamadan dişlerimin arasından, "O lanet elini çek üzerimden!" dediğimde öfkeden deliye dönen gözlerimle karşılaşmıştı.

Yekta usulca kolumu bıraktığında çantamı alıp evden çıkmıştım. Bir iki sokak yüksek topuklularımın el verdiği ölçüde yürümüş, hem yürümüş hem ağlamıştım...

 

...................................................................................................

 

Bölümler nasıl ilerliyor? Buraya kadar okuyanlar kendilerini belli etsin...
Yorumlarda buluşalım :)

Bölüm : 21.12.2025 01:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...