

YEKTA DEMİR
Kendime bin bir çeşit küfür ediyordum. Ne kadar salaktım! Kadın haklıydı. Ceren'in terasındaydık. Daha biraz önce Ceren, sevgilim deyip elimi tutmaya çalışırken, daha saatler önce Ceren'den sevgilim diye bahsederken, Çetin denen herif aşklarını ballandıra ballandıra anlatırken ne düşünmüştüm ki? Ne oluyordu bana? Ben ki, Yekta Demir, kalbimin çelikten olduğunu sanırdım. Şu hayattaki tek aşkım mesleğimdi. Şimdi ne oluyordu şimdi bana?
Ayrıca arkadaş olabileceğimizi düşünmüştüm, de ne demekti? Hayatımda hiç bu kadar saçmaladığımı hatırlamıyordum.
Yıllar önce akademideyken genç ve bir o kadar da kanım deli akıyordu. Evet, hiçbir zaman kadınlara zaafı olan, uçkuruyla hareket eden biri olmamıştım. Fakat Ceren'in kendinden emin duruşunu, hırsını, istikrarını gördükçe etkilenmemek elimde değildi.
Hayatımda hiç aşık olmamıştım ben. Ceren'e duyduğum hayranlığı da o zamanlar aşk sanmıştım bu yüzden. Ceren cilveli bir kadındı. İstediğini elde ederdi. Beni istemesi ise tesadüf değildi. Başarılıydım, çevremde sürekli takdir görürdüm. Ceren güç severdi. Ve Ceren beni istemişti. İstemiş ve almıştı.
Şimdi geriye dönüp baktığımda çoğu zaman Ceren'in kuklası olduğumu fark ediyordum. Fark ediyor muydum? Yoksa her zaman bildiğim ve üzerine düşünmekten kaçındığım bir şey miydi bu? Yalnızlığıma ortak olacak biri olduktan sonra, sonunu düşünmeden harika bir seks yaşadıktan sonra sikimde mi değildi tüm bu yaşananlar? Lanet olsun!
İlk zamanlarda Lilya'nın bahsettiği bu çarpık ilişkinin adını koymaya uğraşsam da daha sonra ben de akışına salmıştım. Ceren'in benim haricimde görüştüğü onlarca insan olmuştu. Bu akşamki kadar Çetin'e yaptıkları gibi gözüme gözüme sokmamıştı kırıştırdıklarını hiçbir zaman fakat Ceren'i çok iyi tanıyordum. Bana gelmediği zamanlar kimlere gitmiş olabileceğini çok iyi biliyordum. Bu zamana kadar Ceren'le aramızdakiler hakkında vakit ayırıp düşünme gereksinimi bile duymamıştım.
Benim ise, Ceren'in aksine hiç kimsem olmamıştı. Ne Ceren'e gel demiştim ne de git. Ceren istediği zaman gelmiş, istediği zaman da gitmişti. Bazen aylarca aramaz sormaz, bazen aylarca dip dibe olurduk. Lilya haklıydı. Aramızdaki bedeni ve manevi ihtiyacı karşılamaya yönelik bu ilişki fazlasıyla toksikti.
Peki ya Lilya'dan ne istiyordum? Neden onu tanımak için, ördüğü duvarları aşmak için bu kadar kıçımı yırtıyordum? Daha bir ay öncesine kadar ben değil miydim bu kadına köpek çeken? Ben değil miydim, Lilya'yı yine elimin tersiyle ittirdiğim onca kadından biri yerine koyan?
Neden yanında hızlanan kalbime, terleyen avuçlarıma söz geçiremiyordum? Kabarık asi saçları, gülünce kapanan gözleri, masum yüzü... Düşüncelerimden kurtulmak için kafamı sağa sola sallıyordum.
O çocuğu arabanın önünden çekip aldığı gün değişmişti her şey. Yalnızca biraz indirmiştim duvarlarımı. Bilseydim karşısında aciz kalacağımı, bir daha o sağlamlığıyla övündüğüm duvarlarımı yeniden öremeyeceğimi, indirir miydim? Her dediğiyle, yaptığı her hareketiyle şaşkınlığa uğratmıştı beni... Onu tanıdığımdan beri insanca didişmeden çok nadir iletişim kurmuş olmamıza rağmen yanında huzur buluyordum. Kimsenin yanında bulamadığım kadar...
Ben ki, yalnızca hiç tanımaya fırsat bulamadığım ailemi düşünürken gitar çalan, daha tanışalı on beş gün olmadığım bir kadına çalmıştım. Hem de rüyalarıma giren o gözlere bakarak...
İşler ne zaman bu kadar sarpa sarmıştı? Turgay Babanın silahımı ve rozetimi istediği gün mü? Ansızın hayatıma Lilya düştüğünde mi? Yoksa daha en başında Ceren'i hayatıma bu şekilde dahil ederken mi?
Özel hayatım, hayatımın hiçbir anında bu kadar kafamda büyük bir yer kaplamazdı. Ama şu an tek düşündüğüm şey kendimi açıklamama fırsat dahi tanımayan o gözlerin sahibiydi. Eve sağ salim ulaşıp ulaşmadığıydı.
Zaten yeterince zordu anlaşmak onunla. Lilya, nedenini bilmediğim ve deliler gibi merak ettiğim bir şeyden kaynaklı sürekli gel git yaşatıyordu bana. Bir an gözlerinin içi gülerken, hah tamam işte oldu, bana onu tanımam için izin veriyor, derken bir anda yine o donuk, ölüyü andıran soğuk gözlerle bakıyordu.
Tam aramızda bir şeyler rayına girmeye başlamış, insanca iletişim kurabilmişken yine Ceren'in dibimde bitesi tutmuştu. O gece, Lilya ile köfte yediğimiz gece, kapıma gelen Ceren'e teslim olmam bir hataydı. Aptal kafam, aptal! Şimdi gözlerimin önünde Kerim amcasının yanına gidişimiz canlanıyordu. Hayatımda yediğim en güzel yemekti. Köftede değildi keramet, onun gülen gözleri, utanınca al al olan yanakları güzelleştirmişti her bir lokmamı.
Kendine gel Yekta! Ne Lilya'yı, ne Ceren'i düşünme lüksün var senin! İşler mesleki anlamda bu kadar karışmışken, daha yeni uzaklaştırman bitmişken, tek düşündüğün şey Maske'yi alaşağı etmek için yaptığın plan olmalıydı.
Maske, yeterince zor günler yaşıyordu, bu fırsatı değerlendirmeli dağılmaya yüz tutan Maske'yi gafil avlamalıydım ve yaptığım planı hayata geçirebilmem için son bir şansım vardı. Tek tek avlayacaktım onları... Tek tek...
"Yekta? Gitmedin mi sen?" Ceren'in sesiyle sıyrılmıştım düşüncelerimden. Hala belli ki tam ayılamamıştı.
"Hayır." Sesim o kadar soğuk çıkıyordu ki...
"Özür dilerim... Ben bu akşam..."
"Bunları daha sonra konuşacağız. Fakat şu an sırası değil. Yatağına dön. Biraz daha iyiysen ben de eve gideyim." Hava neredeyse ağarmak üzereydi.
"Yanıma gel, birlikte yatalım."
"Ceren!" Ceren gözlerimdeki siniri görmüş ve bana doğru uzattığı elini geri çekmişti. Ceren'e çok görmüyordum bu yüzsüzlüğünü. Ceren hep aynı Ceren'di fakat artık benim beklentilerim değişmişti hayattan.
Gece boyunca sağ salim Lilya'nın evine ulaşıp ulaşamadığına kafa patlatmış, apartmanın önüne geldiğimde ışıklarının yanık olduğunu görünce içim rahatlamıştı.
Lilya yeterince zor bir kadındı, üzerine Ceren, üzerine Çetin denen herif... Bir yandan Turgay Babanın baskıları, bir yandan Maske... Kendimi bir bataklığın ortasında can havliyle çırpınıyor, çırpındıkça batıyor gibi hissediyordum.
Neredeyse işe gitmeme üç saatten az bir zaman kalmıştı. Zaten saatler olsa da uyuyamazdım ya tüm bu olanlardan sonra...
Kalbim sancıyordu. Ne demek olduğunu bilmediğim bu his karnıma kramplar sokuyordu. Gece boyunca asla hak etmediğini bildiğim halde o Çetin'in yüzünü tanınmaz bir hale sokuncaya kadar yumruklamak geçmişti içimden. Gece boyunca o kocaman ellerinin arasından Lilya'yı alıp sarıp sarmalamak istemiştim. Bembeyaz tenini açıkta bırakan elbisesini söküp atmak bir tek kendime saklamak istemiştim. Ne de güzel duruyordu beyaz teninde en sevdiğim renk...
Deliler gibi merak ediyordum neden hala uyumadığını sabahın bu saatine kadar... O da beni düşünüyor muydu?
Eve girer girmez kendimi duşun altına atmıştım. Hala Ceren'in kusmuğunun kokusu burnumdaydı. Öyleydi işte, insanoğlu nankördü. Daha iki gün önce kokusuyla uyuduğum, teninde arzularımı dindirdiğim kadın şimdi tiksinç geliyordu bana. Hele de yanında ben varken Çetin'e karşı olan tavırlarından sonra... Hayır, kıskançlık değildi bu. En nihayetinde insandım, erkektim, gururum incinmişti sadece...
Lilya'nın soğukkanlılığını düşünüyordum. Sevgilim diye elinden tutup getirdiğim adama ev sahibi gece boyunca kur yapmıştı. Ben olsam, sevdiğim kadına biri bu şekilde kur yapacak, dağıtırdım ortalığı... Hoş, şu ana kadar kendimden bile korumak isteyeceğim, sevdiğim bir kadın olmamıştı ya...
Yine gözleri canlanıyordu gözümün önünde. Utandığında al al olan yanakları, gözlerini kırpıştırışı, elini ağzına götürüşü... Ne çok izlemiştim farkında olmadan her bir hareketini... Bir şeyler düşünürken saçlarının uçlarıyla oynuyordu, heyecanlandığında sesi yükseliyor, çocuklar gibi şakıyordu.
(LİLYA)
Yakınlaşmıştık biz onunla. Hem de bir değil iki kez... Her şeyi kafamda kurguluyor olamazdım değil mi? Yoksa her şeyi istediğim gibi mi yoruyordum?
Saatime baktığımda az bir zamanım kaldığını fark edip hemen üniformamı giymiştim. Kapıdan çıkarken, hatta apartmanda yavaş yavaş merdivenleri inerken son bir aydır sürekli karşıma çıkan kadını arıyordu gözlerim.
Apartmanın kapısına geldiğimde karşılaşmayı en istemeyeceğim yüzlerden biriyle karşılaştığımda hayatın benle dalga geçme şekline okkalı bir küfür savurmuştum.
"Günaydın adamım. Erkencisin?"
"Evet, işe gidiyorum. Sen de öyle." Çetin, gerçekten yakışıklı bir adamdı. Takımla da öyle şu an üzerinde alelade günlük t-shirtüyle de öyle. Bu adamla hangi kafayla yarışacaktım ki ben? Bir kadın olsam tabii ki bu adamı seçerdim. Hem yakışıklı hem tam bir İstanbul beyefendisiydi. Üstüne üstlük şimdi karşımda bir buket çiçek tutuyordu. Belli ki akşam işi çıktığı için sevgilisinin gönlünü almaya gelmişti. Siktir git Çetin...

(ÇETİN)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 812 Okunma |
167 Oy |
0 Takip |
25 Bölümlü Kitap |