25. Bölüm
İlga / MASKE - Pistlerin Sahibi / 24. BASKINLAR

24. BASKINLAR

İlga
ilgaaa

"Günaydın güzelim!"

"Günaydın. İçeri gel." Suratım sirke satıyordu. Akşamdan kalma makyajımı bile çıkarmamıştım. Muhtemelen ağlamaktan yüzümde siyah göz makyajım yol oluşturmuştu.

"Bu halin ne be?"

"Sikik! Hem ayranım dökülmesin hem..."

"Ne olduğunu anlatacak mısın?" Minik telaşlı gözlerle beni inceliyordu.

Minik'e dün yaşananları bir çırpıda anlattıktan sonra kahkaha atmaya başlamış sinirlerimi daha da germişti.

"Ben de diyorum Yekta'nın suratındaki o ifade ne?"

"Yekta'yla mı karşılaştın?"

Minik evet anlamında başını sallayıp devam etmişti. "Lilya adamın konuşmasına fırsat bile vermemişsin."

"Niye verecekmişim? Ceren'e beni kuma olarak seçtiğini duymak için mi? Siktir et! Bitti oyun moyun yok bundan sonra! Duydun mu beni?"

"Öncelikle bir sakin ol tamam mı? İkinci olarak dün Sezi'yle konuştuk."

"Ne? Gerçekten mi?"

"Kötü haber şu ki oyunu biraz daha devam ettirmek zorunda olabilirsin, detayları bilmiyorum ama işler karışık dedi."

"Ne oldu anlatsana Sezi iyi mi?"

"Bunu kendisine sorarız garajda bizi bekliyor." Bu hiç hayra alamet değildi.

Hızlı bir şekilde hazırlanıp garaja doğru yola çıkmıştık.

"Bu çiçekler kime?"

"Diğer güzelime." Minik, Sezi'yle yeniden yan yana gelecek olmanın sevincini yaşıyordu.

Yol boyunca neredeyse merakımdan çatlayacaktım. Garajın önüne geldiğimizde Kaçak'ın da arabasının garajın önünde olduğunu görmüştüm. Minik'le içeri girmiştik. Bir önceki geldiğimde bomboş olan garaj, Sezi ve Kaçak'ın da gelmesiyle birlikte işte şimdi biraz biraz yuvaya benzemişti.

"Selam." Çekingen bir şekilde selamlamıştım onları. Hala yüzüm yoktu gözlerine bakmaya.

"Selam." Sezi özlemini saklayamayan bir ses tonuyla selamlamıştı. Kaçak ise selamıma karşılık dahi vermemişti.

 

(KAÇAK)

"Sezi bunlar sana." Minik utangaç tavırlarla titreyen ellerindeki buketi Sezi'ye uzatmıştı. Yumuşak kalpli Sezi, yelkenlerini suya indirmemek için zor tutuyordu kendini.

 

(SEZİ)

"İyi misiniz? Bir sıkıntı mı var?"

"Evet, var. Hem de büyük bir sıkıntı." Sezi yine klavyesinin başındaydı.

"İki gündür her yere baskın düzenleniyor. Bilirsiniz arada bir rutindir. Bahisçilerin gözünü korkutmak için..."

"Evet haberim var. Önceki gün bireysel yarıştan sonra birkaç yere baskın yapılmış." diye atlamıştı Minik.

"Birkaç yere değil Minik. Rutin göz korkutmak için yapılan baskınlardan biraz daha farklı..."

Sezi'nin sözünü bu sefer kesen Kaçak'tı. İlk kez söze girmişti. "Dün gece nokta atışı bir şekilde yarışçıların birçoğuna baskın yapıldı. Sanki amaç bahisçiler değil de yarışçılardı." Duyduklarım karşısında şok geçiriyordum.

"Nasıl yani?" Minik kaşları çatılmış bir halde Kaçak'ın devam etmesini bekliyordu.

"Dün ellerinden zor kaçtılar. Kaçamayanlar ise tutuklandı. Hepsinin adreslerini biliyorlardı. Menengiç, Tilki, XRay, Tombala... Hepsi..."

"Şu ana kadar yarışçılara baskın yapılmamıştı."

"Adreslerini nasıl bilebilirler ki? Nokta atışı diyorsun bir de! Bizimkiler iyi mi?" Ekiptekiler için endişeleniyordum.

"İyiler. Çünkü ne hikmetse Maske'den kimseye bulaşmadılar." Hala duyduklarımı anlamlandırmakta zorlanıyordum.

"Biraz araştırma yaptım. Bir muhbir var. Emniyet kimliğini baya gizli tutuyor. Bakmadığım delik kalmadı fakat kim olduğunu da öğrenemedim." Sezi yine istediğine ulaşamayan küçük bir çocuk gibi dudaklarını bükmüştü.

"Anlayamıyorum. Neden bizim dışımızdaki herkes?" Minik sesli düşünüyordu.

"Cengiz?" Minik'le ikimiz bir ağızdan sormuştuk.

Sezi devam etmişti. "Muhtemel. Fakat ona dair bir ize rastlamadım. Zamanında benim olayımı hatırlarsınız. Belki Cengiz'dir. Suçlamaları düşürme karşılığında yarışçıları satmıştır. Son yarışa da katılmadığı düşünülürse ondan beklerim böyle bir şeyi." Sezi Maske'ye katılmadan önceki hayatından bahsediyordu. Maske'ye de tam olarak bu şekilde katılmıştı.

Sezi Maske'den önce bilgisayar korsanıydı. Her türlü yere sızar, her türlü bilgiyi çalar ve satardı. Bir gün tuzağa düşürülüp tutuklandığında bir savcı, hakkındaki suçlamaları düşürmesi karşılığında Maske'ye dair her şeyi öğrenmesini teklif etmişti. Sezi o zamanlar kurtuluşu sandığı bu planı uygulamaya geçtiğinde, savcı Sezi'nin gerçekten bizleri sevebileceğini, bize aile diyeceğini tahmin edememişti.

Çok geçmeden Sezi, bana asıl amacını itiraf ettiğinde ve pişmanlığını dile getirdiğinde topun ucunda olduğunu biliyordu. Kaderine boyun eğmiş ve savcının istediğini yapmayacağı için sonuçlarını göze almıştı. Sezi'yi böyle bir durumda yalnız bırakmamıştık. Birlikte savaşmıştık. Şansımız ise söz konusu savcının fuhuşa düşkünlüğü ile dönmüş yaptığımız şantaj Sezi'nin Maske'yle alakalı hiçbir bilgi vermesine gerek kalmadan üzerindeki suçlamaların düşmesini sağlamıştı.

"Tamam ama muhbir Cengiz'se eğer şu an en çok nefret ettiği bizleri neden gizlesin ki? İlk önce bizi ele vermez miydi?" Minik kaşları çatık bir halde hala mantığına yatmayan yerleri sorguluyordu.

"Yani Cengiz bu. Akıl sır erir mi yaptıklarına? Belki de bizi tedirgin etmek istiyordur." Sezi hala klavyesinde bir şeyler araştırıyordu. "Yok herhangi bir iz yok!" Belli ki hala muhbirin kim olduğunu araştırıyordu.

"Hayır, hayır. Bu Cengiz'in yapabileceği bir iş değil. Cengiz, akılsızca hareket eder, sonunu düşünmeden, plansız programsız. Minik haklı, Cengiz'in elinde böyle bir imkan varken kalkıp diğer yarışçıları ifşalamak aklının ucundan bile geçmez, doğrudan bize saldırırdı. Hele de parçalandığımızı biliyorken yeniden bir araya gelebilme ihtimalimize rağmen böyle bir şeyi asla yapmaz. Bizi Cengiz kadar tanımayan biri olmalı." Beynimde benim de oturmayan parçalar vardı.

"Sıkıntı şu ki, göz ardı edilemeyecek kadar çok yarışçı tutuklandı Lilya. Tamam, hiçbiri kimliklerimizi bilmiyor fakat polisle işbirliği yapmayacakları da meçhul..." Kaçak ilk kez gözlerimin içine bakarak konuşmuştu.

"Ayrıca sıranın bize gelmeyeceğini düşünmek de aptallık olur." diye tamamlamıştım.

"Bir süredir Muzo'nun gücü sallantıda. Polisler çok baskı yapıyor. Muhbir Muzo veya adamlarından biri bile olabilir. Kendi kraliyetini kurtarmak için yarışçıları satmış olabilir." demişti Sezi.

"Ki muhbirin Muzo olması bile Cengiz'den daha mantıklı. En azından sürekli ona para kazandıran Maske'yi riske atmamış olmasını açıklar bu durum. Tombala, XRay, Menengiç hepsi iddiasız küçük yarışçılar." diye tamamlamıştı Minik de.

"Öyle ya da böyle artık hepimizin birbirimizden habersiz bir yerde olması doğru değil. Bana hala çok kızgın olduğunuzu biliyorum. Ama garaj boş. Bizi birlikteyken kimse yenemez. İsterseniz konuşmayın benimle ama garajda kalın. Bir arada. Beni görmek istemezseniz eğer hiç uğramam." Elim kolum bağlı bir çözüm üretmeye çalışıyordum.

"O, o kadar basit değil Lilya. O geceden beri biz de birbirimizle görüşmüyoruz. Şimdi kalkıp hiçbir şey olmamış gibi ellerini kollarını sallaya sallaya buraya geri döneceklerini mi sanıyorsun?" Kaçak'ın gözlerinde yeniden sinirden halkalar dolaşıyordu.

"Özür dilerim Kaçak. Sizden sakladığım için... O aşağılık herifin böyle bir canavara evirileceğini bilseydim eğer ellerimle boğardım onu. Tek istediğim linçlenmemesiydi. Soğumuş bedeninin bir sokak arasında bulunmamasıydı. Onun bu kadar katıksız bir şekilde kötü olabileceğine inanmayan yüreğime ben..." Kaçak söylediklerimle birlikte kafasını yere eğmişti.

"Buraya gelme nedenim neydi biliyor musun?" Kaçak yeniden gözlerimin içine bakıyordu. Bu sefer gözlerinde sinir değil gözyaşları vardı. "Çok düşündüm Lilya, saatlerce, günlerce. Birbirinden farklı yedi insanı bir araya toplamak, her birinin her sorununa çözüm bulmak, altı sene boyunca hiçbir suça karıştırmadan güvenliklerini sağlamak, bir yuva vermek... Uzaktan uzağa konuşmak, yargılamak kolaydı seni. Topun ucuna oturtmak, sen suçlusun demek, kolaydı. Herkes fırsatları kadar dürüsttür şu dünyada. Bana bu fırsat tanınmadı. Kimse bana gel liderlik yap, demedi. Çok düşündüm. Eğer ben lider olsaydım nasıl bir karar verirdim? Aynı kaptan yediğimiz, aynı havayı soluduğumuz, dostum dediğimiz birinin dövülerek can vermesine müsaade eder miydim?" Kaçak'ın gözlerindeki yaşlar artık kurtulmuş yanaklarından aşağı süzülüyordu. "Hala sana çok kızgınım. Kızgınım çünkü, öyle ya da böyle kendimi kandırılmış gibi hissettim. İhanete uğradığımı hissettim. Fakat asıl ihanete uğrayanın sen olduğunu öğrendiğimde..."

"O ne demek?" Kaçak'ın söylemleri kalbimde bir umut filizlendirmişti. Fakat tam olarak dediğini de anlamamıştım.

Bu sefer Sezi devralmıştı dümeni. "Nasıl ki Minik, Cengiz'e haddini bildirdiğin gece seni korumak için oradaysa ekipteki herkes de oradaydı." Kaçak da dahil şok içindeydik. Sezi ise devam etmişti. "Bilirsiniz beni her yerde gözüm kulağım vardır. Ne o Kaçak? Minik? Yalnızca sizin mi orada olduğunuzu sandınız?" Sezi, her şeyi bilmenin verdiği zevkle küçük bir kahkaha atmıştı.

Sezi daha sonra bana dönerek devam etmişti. "Lilya o gece ekipteki herkes sana bir şey olur korkusuyla oradaydı. Birbirinden habersiz. Son yaşananlar da malum Yekta'nın seni yakalamasına ramak kalmıştı. Erkekler çocuk gibi. Kalkıp delikanlı gibi yüzleşmek yerine kaçak güreşmek işlerine geliyor. Güya sana çok kızgınlardı ama hem o gece hem de bireysel yarışta götünü kurtarmak için bir saniye bile düşünmediler. Ayrıca o gece Cengiz'le yaptığın yüzleşmeyi de hepimiz duyduk. Telsizi kapatmaman tam bir şapşallık örneğiydi. Sen gerçekten bizi ailen gibi görürken, asıl görmeyenin Cengiz olduğunu, sana tiksinç bir aşkla bağlı olduğunu duyduk." Kaçak'ın bahsettiği asıl benim ihanete uğradığımı söylediği şey buydu demek.

Sezi devam etmişti. "Sana çok kızgınım Lilya. Biz her şeyden öte iki kız kardeştik. Bana anlatsaydın anlardım, yargılamazdım, kalben istemesem de hak verirdim. Veremesem bile vardır bir bildiği, derdim. Ama Kaçak haklı, ben de çok düşündüm. O an yerinde ben olsaydım ne yapardım, diye kendimi çok sorguladım. Sonunda senin vermiş olduğun kararı vereceğimi kendime itiraf ettiğimde kalbimde sana karşı bir kırgınlık kalmadı. Bu seni affettiğim anlamına gelmesin ama." Sezi cümlesinin sonuna doğru bana yaklaşmıştı. Şimdi bir kol mesafemdeki dostumun da benim de gözlerimden yaşlar akıyordu. "Gel buraya asi kız. Bir daha hiçbir şeyi bizden saklama." Sezi kollarını açıp onu kucaklamama müsaade ettiğinde dünyalar benim olmuştu.

Bir süre sarıldıktan sonra yüzünde bir tebessümle bizi uzaktan izleyen Kaçak'a Sezi'den arta kalan kolumu uzatmıştım. Kaçak ufak bir duraksama yaşadıysa da beni geri çevirmemiş o da nazlana nazlana bize sarılmıştı.

Üçümüz de birbirimize sarılırken göz yaşlarımız sümüklerimize karışmış halde Minik'in sesini işitmiştik. "Ee, ben çıkıyım o zaman." Minik'in omuzları düşmüş küçük bir çocuğu andırıyordu. Hali hepimizi güldürmüş kollarımızı ona da uzatmıştık.

Altı sene boyunca bir kez bile gözlerinin dolduğuna dahi şahit olmadığım Minik'in gözlerinden birer damla yaş süzüldüğünde ailemin en azından bir parçasıyla işleri yoluna sokmuş olmanın sevincini yaşıyordum.

Ailemin diğer yarısına ise kendimi affettirmek için gerekirse ayaklarına kapanacaktım!

 

Bölüm : 21.12.2025 02:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...