

UZUNCA BİR ARADAN SONRA HEPİNİZE SELMLAR!
YENİ BÖLÜM ÖNCESİ SÖZLEŞTİĞİMİZ GİBİ YENİ BÖLÜM TADINDAKİ İKİ KESİTTE SİZLERLEYDİ.
BEKLEYİP OKUDUĞUNUZA DEĞEN KESİTLERİN UZUNLUĞU İLE YENİ BÖLÜM İLE BULUŞMANIZ UZASA DA BEKLEDİĞİNİZE DEĞECEK BİR BÖLÜM İLE YENİDEN SİZLERLEYİZ!!!
HİKAYENİN GİDİŞATINA KARŞI DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ GÖRMEK ADINA OY VE YORUMLARINIZI HEYECANLA BEKLİYOR OLACAĞIM!
BUNDAN SONRAKİ BÖLÜMLERDE HERHANGİ BİR KAREKTERE HAYIFLANMADAN ÖNCE TÜM BÖLÜMÜ OKUMUŞ OLUN DERİM SİZLERE, NACİZANE TAVSİYEMLE !!
O HALDE ÖZLEM GİDERMEK ADINA ŞİMDİDEN KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM!
&GÖKHAN DOĞANAY -YAZIK
&TALADRO-DEM
&TUĞÇE KANDEMİR -AH ELLERİM KIRILAYDI
- UMUD VAAD EDEN YANLIŞLAR -
-AZAT KARADAĞ-
Mardin’e gelmemesi için çok dil döksem de Zara’ya nihayet son anda ikna edebilmiştim onu İstanbul ‘da kalmaya.
Yana yakıla aradığım o itten tek bir iz dahi yoktu. Toplantıya hayli vakit olmasına rağmen Berat’ın erkenden gitmek istemesi ile rotamız toplantıyı yapacağımız o konağa çevrilmişti.
Sürücü koltuğunda Ege varken Berat arkada yanıma oturmaktansa ön sağ koltuğa geçip oturmuştu.
Konağa varmamıza yirmi dakikalık yol kala telefonumun çalması ile dikkatleri bana çevrilmişti.
Arayan Ali Fermanoğlu’ydu.
Her ne kadar öfke dolu olsam da ona , oğlumun Ali’ye yaptıkları dışında her seferinde olmadık yerden onu vurmasını da doğru bulmuyordum.
El kadar sabii iken önce babasını elinden almışlardı sonra da hayata tutunduğu tek dalı olan annesini.
Bunları yaşamış olması onu yaptığı şeyde haklı yapmasa da ikisi de daha toydu .
Çok geçmeden Berat’ın ‘ Kim arıyor baba ?’ diye sorusunu es geçip telefonu yanıtladım.
Telefonu yanıtlar yanıtlamaz kayıtlı olmasına rağmen telefonumda kim olduğunu söyleyip öyle konuşmaya başlamıştı.
‘Benim Ömer Fermanoğlu Azat abi. Oğlunun cezasını kestiğim gün ona bir şey verecektim ama o saatten sonra vereceğim tek bir toz tanesini dahi hak etmiyor. Toplantı öncesi Kadir’in bana devrettiği ofiste seni bekliyor olacağım. Gelip gelmemek sana kalmış. Kızını bulmanda tek çıkış yolun kendisi !’ konuşmamı daha doğrusu cevap vermemi beklememesine rağmen cevap vermeyi tercih ettim.
‘Tamam o şekilde görüşürüz!’ diye şifreli konuşmamı hemen anlamış ‘Çok sevgili Berat’cım yanınızda doğru mu anlamışım ama geleceksiniz ?’
İçimden sabır da çeksem ‘Evet , öyle olacak !’ dememle aramayı sonlandırdı.
Belki de aklınca beni tuzağa çekecekti ama umrumda dahi değildi . Tek isteğim kızımı bulacağım bu yolda oğlumun artık zarar görmemesiydi.
Berat bir şey olduğundan şüphelense de ses etmemişti. Toplantıya yetişecek olacağımı söyleyip durakladığımız yolda bizi takipte olan araçlardan birindeki korumayı indirip şoför koltuğuna geçmiş Selim’i arayıp yanına en güvendiği üç adamla gelmesini istemiştim.
Korkum canım için değildi lakin eğer o çocuğun beni arayıp çağırmasında Kadir ‘in parmağı varsa cezasını hemen orada kesecektim .
Toplantı saatine on dakikadan az kala saati yarım saat daha ileriye çekip Kadir’in Ayşen’e yaranmak için ya da başka bir sebepten dolayı Ali ‘ye devrini yaptığı ofise varmıştım.
Bu ofisten nasıl vazgeçtiğini halen daha anlayamamış olsam dahi şuan bunu düşünmemeliydim ama elde değildi.
Kadir’in bütün planlarını yaptığı içinde bin bir korunaklı böcek savarın bulunduğu bu ofis artık Ayşen’in yeğeni ,Rüya’nın oğlu için hizmet veriyordu adeta.
Ofiste beklemek yerine eline yeni aldığı kaynar çaya rağmen korumasından çay tabağını reddetmişti Ali .
Yalnızca bana bakıyor ve acele etmemi ister gibi de bir hali vardı.
İşareti ile bana uzanan çayı reddetmemle ‘Korkmayasın ağam tuzak yoktur ! Selim abiyi buraya kadar boşuna yordun!’ diye ukala konuşması beni sinir etmekten başka bir şey düşündürtmemişti.
‘Ne diyeceksen söyle , zira yüzünü görmey-’ lafımı ağzıma tıkıp ‘Ya niye öyle diyorsun ağam ben size bayılıyorum üstelik !’ diye alayını etmekten geri durmamış ve konuşmama fırsat vermeden ‘Oğlunun yaşamasını istersen benden uzak durmasını sağlayasın zira ona karşı artık musammam kalmadı. Şimdi bu yaptığım iyiliği de korktu, paçasını kurtarma adına yaptı diye boşuna da düşünmeyesiniz . Çünkü bu iyiliği ben o gün yapacaktım zaten oğlun dinlemeyi bilseydi. Bu iyiliği yapma nedenim ise karın içindir . Kusura bakma ama ne sen ne de Berat bu iyiliği hak etmezsiniz! Bu düşüncem kızının yaşadığı haberini duyduğum günden beri bu yana aynı. Bu iyiliği ben yapmıyorum aslında. Her ne olursa olsun benim için her daim her şeyi yapan annemin iyiliği bir nevi bu . Annemin son zamanlarında benim için çırpınışları hala zihnimin içinde. O çaresizliği.... Sırf ben bilip üzülmeyeyim diye saklama çabaları... Neyse Berat’ı hastanelik ettiğim gün hastaneye işim düştü. Normalde gitmem ya o gün gidesim tuttu. Takdiri ilahi işte . Zara teyzeyi gördüm rahatsızlığı nüksetmiş öyle diyordu yanındaki kadına ama o o halde bile sana ve daha önemlisi Berat duymasın diye kadını sıkı sıkı tembih ediyordu. Annem geldi o an gözümün önüne benden saklayıp da yitip gitmesi. Bu konu için Zara teyze de annem gibi yenik düşerse Allah korusun ilerde öbür dünyada annemin yüzüne ben nasıl bakarım? Bir de sanki kızıyla açılan yarayı sarıp onun iyileşmesinde bir toz tanesi kadar faydam olursa annemin iyileşmesi için elimden geleni yapmış da kader bizi ayırmış gibi hissederim... Yani en azından bu konuda iyi hissetmeye ihtiyacım var! Uzun lafın kısası aradığın Burçak Önsöz ....Depoda .... Onu sana kızını bulabilesin diye veriyorum! Bundan sonrası senin elinde Azat Ağa! Bir de onu sana benim verdiğim bilinmesin. Yoksa Kadir ‘i öbür türlü kontrol etmem güçleşir. Onu da çok hafife alma adam aylar sonra ümüğüne çökeğiniz adamı senden habersiz ortadan kaldırmak için yıllardır planlarını yaptığı depoyu bana devrediyor çünkü biliyor ki ne yaparsa yapsınlar umruma dahi gelmeyecek ne benim ne de sizin , saman altından su yürütecek aklınca! Burçak beni gördü ama sorun yok beni satamaz zaten yoksa kendi de soyu sopu da Mardin’den silinir gider!’
Bardağın dibini savurur şekilde yere boca edip ‘Berat’cığımı daha fazla bekletmeyeyim!’ diyerek korumalarına ‘Azat Karadağ işini halledince görüntülerden kurtulup yanıma gelin !’ diye emir vererek arabasına doğru yol aldı.
Onun gidişi ile benden talimat bekleyen Selim’e Burçak’ı almalarını ve söylediğim yerde güvenlik tedbirlerini almış bir vaziyette beni beklemelerini söyleyip doğruca yerime vekil bıraktığım toplantı yerine son sürat sürmeye başladım.
&
Toplantı başlayalı çok olmamasına rağmen içerden gelen seslere bakılırsa hiç iç açıcı bir toplantı geçmeyecekti.
Üstü kapalı bir şekilde de olsa Berat’ı tenhada yakaladığı o gece aralarındaki o gerilme olmasaymış Burçak’ı kardeşini bulmak için Berat’a vereceğini söyledi. Sonrasında vaz geçmiş olsa da anlaşılan pişman olmuş ve eline bir daha geçmeyeceği bu fırsatı değerlendirmeyi seçmişti.
Ali ‘yi bu denli yapacağı iyilikten vaz geçirip Berat’ı ölüm ile burun buruna getirecek nasıl bir şey yaşamışlardı hem öğrenmemin vakti gelmişti hem de artık önüne geçmem gerekecek kadar önemli bir hal almıştı.
Bir değil bir kaç kez oğlunu benden uzak tut diye tehdit etmişti . Üstelik bunu üstü kapalı değil açık açık söylemişti.
Ne kadar gençler arasında olur böyle şeyler diye baksam da artık bu mevzuya el atmam şart olmuştu.
Sırf bu yüzden bizzat silah sokulmayacak demiştim toplantıya...
Yalnızca birkaç saniye daha geç girseydim o toplantıya ortalığı kan bulamış olacaktı.
Berat’a mani olabilmiş olmam herkesi rahatlatmış olsa da en az ben de Berat kadar öfke doluydum. Toplantı öncesi silahı girmeyecek o toplantıya dememe rağmen ve kabul etmesine rağmen toplantıya silahı sokan Berat olmuştu.
İlk kendine gelip konuşan Kadir oldu. ‘Biz de diyoruz niye silah yok ! Aklınca oğlun hesabını kendi mi kesecekti Azat ağa !’ demesine benden önce babam araya girmiş ve ‘Toplantının güvenliği Karabeylerde iken mi yapmış bunu Azat ha Kadir Ağa !’ konuşması kimsenin öfkesini dindirmese de toplantı ertelemeye meyleden Karabey’lere ve Berat’a rağmen Ali ‘Olur öyle şeyler Kadir Ağa ! Kimseye bir şey olmadı sonuçta . İşim gücüm var ayrıca benim , her dakika boş işlerle uğraşamam . Neyse cezamız verin de bitsin gitsin!’ demişti.
Alay eder gibi konuşması Berat’ı daha bir sinir etmiş olsa da daha fazla ayakta dikilmemek adına mindere oturmuş ve toplantıdaki yerini almıştı.
Bu hareketini gözlerindeki öfkeyi Ali’nin üstünden çekmeden yapmıştı. Fakat bu tavrı Ali’yi sanki meydan okumaya davet etmiş gibi karşılanıp Ali tarafından Berat’ın yanına çömelmesi ile Ali’nin, kimse ses etmeden bir bir yerlerine oturmuştu.
‘O satın aldığın itin cezasını tez zamanda kesmiş olacağım Berat Karadağ!’ diye adete kükremesiyle Kadir’e ‘Arkandan kuyunu kazan en yakının olsa bile mi Kadir Karabey!’ diye sorum onu şaşırtmış olsa da Ali ‘nin umruna dahi gelmedi söylediğim kelimeler .
Elbette bana iyilik yapan birini satmazdım ama sadece tepkisini görmek istemiştim Ali ‘nin . Gerçekten benimle konuştuğu gibi kimseden benim oğlum gibi çekinmiyor muydu yoksa blöf mü yapmıştı, bunu anlamak istemiştim.
Onun da kanı Berat gibi deli akıyordu. Tek farkları hayat ona Berat kadar adil davranmamış olmasıydı !
Daha fazla konuşmamızı istemiyor olduklarını Ali ‘Bittiyse kavganız asıl meseleye dönelim artık ! Değil mi Be-’ şeklinde konuşarak göstermişken lafı Berat tarafından ağzına tıkıldı.
‘Vallahi bak elimden bir kaza çıkacak ! Mümkünse konuşma , duymak is-’
Bütün bu konuşmalar kayyumun konuşması ile son bulmuşken Berat tekrar araya girdi. ‘ Çok da uzatmaya gerek yok , alt tarafı birbirimizin canına kast ettik hepsi bu . Olur öyle şeyler .... Yok niyeymiş , yok ne olmuş bilmenizi çok da gerektirmiyor ha Ali ağa !’ demesini kimse beklemiyor olacak ki gözler onay verip vermeyeceğini anlamak için Ali’ye dönmüştü.
‘ Toplantıyı isteyen sensin ağam , benlik bir sıkıntı yok ! Senin de dediğin gibi olur böyle şeyler!’ konuşmaları biz dahil kayyumu çileden çıkarmış olsa da kayyum son noktayı koydu.
‘Sizler, bu şekilde nasıl geleceğin aşiret reisleri olacaksınız ! Bizlerle dalga mı geçersiniz ? Madem birbirinizin canına kast ettiğini itiraf edersiniz o halde -’ lafı ağzına tıkılmıştı Ali tarafından ‘Ben bir şey itiraf etmedim ama madem Berat ağam öyle der doğrudur !’
Daha da artması ile kayyumun öfkesi direkt hükme bağladı son sözlerini ‘Bizlerin önünde silahına yeltendiği için üç ay silahını bırakacaksın Berat ağa, Sana gelince Ali ağa sadece fiziksel anlamda cana kast ettiğin için sen de sadece bir ay silahını bırakacaksın !’
Bu fikre sıcak bakmayıp direkt araya girip itiraz etmeme ‘Oğlun bana silah çekti diye fiziksel anlamda canına kast ettim Azat ağa ! Ortada haksızlık varsa şuan için bana oluyor ama benim için sorun yok sonuç olarak kayyum bey silah da doğrultsa bir şey yapamadı o yüzden cezalar adil değil madem ben bir kez yaptım diye bir aysa cezam o da iki kez silah doğrulttu ama bir şey olmadı işte bana o yüzden cezaların eşit olmasında bir sakınca yoktur benim için kaldı ki insaafiyet kullanma hakkımız vardır değil mi ağalar ? ‘
Ali ‘nin bu şekilde konuşması herkesi şaşırtsa da kayyumun satın alındığı her anlamda belliydi!
‘Sen bizi hiçe saymadın Ali ağa seninkisi hataydı ama Berat ağa bunu göz önünde nispet yapar gibi yaptı . Madem öyle ne diye topladı bizleri?’
Ben , babam , Berat ........
Araya girmemize fırsat tanımadan ne yaptığını anlayamamış olsak da ‘Ne yani bu adam burada verilen cezayı az bulup beni dışarda kıstırsa ceza almayacak yani öyle mi dersin kayyum boz-’
Dedesi araya hiddetle girerek ‘Sen ne yapmaya çalışıyorsun bakışı atmış !’ ve konuşmaya başlamıştı. ‘Kayyumun verdiği cezayı sorgulamak kimsenin haddine değildir! Silahlar biz büyüklerde , bende ve Halis’te kalacak ayrıca ceza süreniz bitmeden kimse eline dahi alamayacak . Uygun mudur Halis ağa !’
Babamın direkt onay vermesi konuyu noktalamış olsa da Ali direkt olarak ‘Ne anladık şimdi bu işten !’ der gibi yakınıp çıkmaya başlayan kalabalığın arasına karışmaya başladı.
Dedesinin tüm ikaz ve toplantı sonrası görüşmek istemeleri neredeyse boşa çıkmıştı.
Kapıya doğru ilerlediği sıra sendelemesine mani olan Berat’ı fark etmesiyle Berat’a ‘Kıyamet yakındır vallahi, senin de bu ben sevdan gözlerimi yaşartır Karadağ !’ diye konuşması Berat’ı hem öfkelendirmiş hem de yaptığı iyilikten pişman olmuş gibi bir bakış attırmıştı.
&
Toplantı biteli yalnızca dakikalar geçmesine rağmen Berat’ın öfkesi geçmemişti fakat aramızı gerginleştirecek o konuşmanın ilk cümlesi benim ağzımdan çıkmıştı.
‘Sana kaç kere toplantıya silahla girmeyeceksin demedim mi ha Berat ağa!’ diye konuşmam patlamayı bekleyen pimi çekilmiş bombayı nihayet konuşmaya teşvik ettirmişti.
Annemin ısrarına rağmen istikametimiz direkt İstanbul olacaktı fakat kimseyi şüphelendirmeden Burçak’ı tedbirlice saklayıp kızımın yerini öğrenebilmek adına annemi görme bahanesi ile Berat ve babam ile konağa doğru da yol almıştık.
‘Onun canını almak hakkımken senin yüzünden kendi istediğimle , o iti kıstırmak için hemen olmasını istediğim toplantıda zararlı çıkan ben oldum baba! Sen bugün oğluna karşı eli korudun çok sağol vallahi! 3 ay silahım dedemde kalacakmış , ne için peki o pisliğin üzerimize daha rahat saldırabilmesi için mi ? Herkes çok iyi biliyor toplantıda verilen hükme onun sadık kalmayacağını , Ee tabii çalan da oynayan da onlar sayende ! Daha da konuşmak istemem bu mevzuyu . Madem öyle bu mevzu bundan gayrı benim mesel-!’
Konuşmaları beni çıldırtmaya yetmişti. Sesim adeta arabanın içinde yankı yapmıştı.
‘Aranızdaki mevzu neyse sen başlatmışsın Berat . Durduk yere niye çıktı bunca tantana ? Ne denli kavga büyüdü de sana aylardır aradığımız kardeşinin yerini bilen şer***izi sana vermek için yolunu kesen çocuk canına musallat oldu ?’
Cümlelerimle şaşırsalar da babam ‘Torunumun yerini bilen o itin nerede olduğunu bilir miymiş Ali ? Yok daha neler oğul . Aklınca senin vicdanınla oynamış işte . Hem bilse ne diye versin o adamı bize !’
Berat ‘Ali’ye nasıl inanırsın? der gibi kırılmış gibi bakıp konuşmaya yeltense de konuşmasına izin vermeden devam ettim.
‘Berat’ın yolunu kestiği gün işi hastaneye düş-’ konunun ya kızıma ya karıma varmasından ne kadar nefret ettiysem hep bununla sınanmış oldum.
Mühim olan ise Zara ‘nın iyiye gitmek yerine kötüye giden sağlık durumu ve bu durumu oğlundan da kendi için gözünü kırpmadan canını verecek sevdiği adamdan da saklıyor olması.
Derince nefes alıp vermiş olmam ve düşüncelere dalmış olmam Berat’ı daha da sabırsızlandırmış olacak ki ‘Bize ne onun sağlık durumundan baba , bir de oturup o caniye mi üzülelim ? Yok daha neler , gerçekten çıl-’ konuşması benim cümlemi tamamlamam ile ağzına tıkılmış oldu.
‘Zara o gün fenalaşıp hastaneye gitmiş yanındaki kadını tembihliyormuş bize bir şeyden bahsetmesin. Teyit ettirdim doğruluk payı var mı diye ama ne yazık ki doğru çıktı ! Banu zor ikna olmuş kimseye bir şey dememek için ama Zara ‘ya “Sen yeter ki iyileş kimseye tek bir kelime dahi etmem !” diye de söz vermiş .’
&
Konuşmamın ardından buraya geldiği için kendine kızmaya başlamasından evvel ‘Nenem bizi sonra görür dede ! Babam kalacaksa kendi bileceği iştir lakin ben direkt döneceğim İstanbul’a ve kardeşimle gelene kadar da annemsiz buralara gelmeyeceğim. Çok selam söyle herkese . Nenemin ellerinden öptüğümü de iletirsin !’ diye konuşmakla yetinmişti.
Babamı konağa bırakmanın ardından Selim bizi hava alanına bırakmak için arabanın yönünü hava alanına doğru çevirdi.
Yol boyu dikiz aynasından benden bir emir beklediğini belli eden bakışlar atmış olsa dahi ikimiz de tek kelime etmedik.
&
Berat şüphe dolu düşüncelerine rağmen İstanbul’a bugün dönmememi sorgulamadan yanımdan ayrılmıştı.
En yakın uçak saati akşam dokuz kırk beşti. Akşamleyin uçuşunun olmasına rağmen ne benimle konuşmak için yanıma geri dönmüş ne de konağa gitmişti.
Berat’ın uçuşu gerçekleştiği gibi soluğu yanımda almıştı Selim kalfa. Zara Berat ile dönmeyişimi ne kadar sorgulamış olsa da toplantının seyrinden bahsetmemle ne kadar öfkelenmiş olsa da olaysız geçtiğini düşündüğü için çok üstelememişti.
‘Berat’ın silahı neden alındı Azat , o çocuk oğluma daha rahat zarar verebilsin diye mi ? !’ diyerek bana sitem etmişti Zara.
Her ne kadar ‘Tedbir için ikisinden de alındı silahlar Zara !’ diyerek geçiştirsem de telefonu kapatmadan önce öfkesini dile getirmekten de geri durmamıştı Zara.
Asıl meseleye yönelmeden Berat’a mesaj bırakmayı da ihmal etmedim.
‘Silahların tedbir amaçlı alındığını söyledim annene oğlum , sen de bilmiş ol diye haber vereyim dedim sana . Uçaktasın diye aramadım ama iner inmez ara beni !’
&NAZLI (LAVİN) KORKMAZ &
Birkaç gündür yaşadığım duygu değişimleri yetmezmiş gibi akşam yemeğine amcamlar bize yemeğe geliyordu.
O gün önce ablama sonra Berat abiye resti çekmiştim fakat babaanneme aynı resti çekmem herkesi kuşkulandırırdı.
Annem ne kadar Emirhan ile neden küstüğümüzü ,ki ayrıldığımıza çok inanmayarak küstüğümüzü sanmıştı, sorsa da öyle olması gerektiğini söylemekten başka bir şey de söyleyememiştim. Çünkü daha duyduklarımı ben kendime oluru budur diye anlatamıyorken anneme hangi cümleyi süsleye süsleye anlatmayı seçecektim.
Çok zordu ?
En zoru Rüya teyze kendi başına ne denli büyük savaşlar vermişti de kimse elinden tutmamıştı?
Ya Ali abi?
Babasının yokluğu onda yara açarken bir de bu yara annesini kaybetmesiyle ne denli kabuk tutmayacak şekle gelmişti?
Bu yaptıkları onu aklamasa da benim aklımda ve kalbimde ona doğruyu ve yanlışı maalesef ki birbirinden iğrenç insanlar göstermeye çalışmıştı.
Bir anlık öfke insana her şeyi yaptırırdı elbette ama sonra hemen pişman olmaz mıydı insan yaptığı o kötü şeye ?
“Bizim hatamız !” demişti ablam telefonla konuştuğu o tanıdık sese .
‘Biz hayatından çıkıyor gibi yaparsak vaz geçer sandık ! Oysa o kaybetmenin en büyüğünü tatmış bir adamdı . Önce babası sonra annesi ..... Biz yokluğumuzla onu yanlış yoldan çekmek yerine “Sen kaybetmeye mahkumsun !” demiş olduk !’ demişti.
Kızıp , küseceğim ve konuşmayacağım bir kişi de Ali abi olmalıydı! Öyle ki Berat’a olan kininden beni bile görmemişti gözü ama kim bilir onca yıl o insan demeye utandığım kalpleri körelmiş insanlar yüzünden küçükken korkarak bahsettiği o kötülükler onun için ‘Haklı isen tüm her yol mübah !’ şeklini almıştı.
Bu yüzden ona sırtımı çevirmek yerine yaptığı yanlışlar için gözünü açmayı seçecektim. O yüzden hiç irtibatı kesmemişti abim belki de . Belki onun engel olduğunun en iyi hali buydu...
Anneme ne kadar mahalleye gideyim diye yakarışta bulunsam da bir türlü izin vermemişti. Aksine akşama yemek davetini kabul etmeyen Zara Hanım için bir şeyler hazırlamış ve ‘Babaannen ile arandaki mevzuyu anlatmanı beklediğimi anlamışsındır diye umut ediyorum Nazlım sen anlat diye bekledikçe sen de susar oldun hah bir de şu Emirhan mevzusu var!’ diye söylenmiş olsa da ‘Al bakalım bu yemekleri Zara’ma götür kızım ,eşlik etmek istersen et ama haber ver bana mutlaka !’
Konuşması ile annemden kocaman bir öpücük alıp daha fazla oyalanıp moralimi düşürmeden annemin zaten Zara hanım için koyduğu yemekleri alıp kapıya doğru yöneldim.
Annem de farkındaydı Zara Hanım’ın rahatsız olduğunu . Zaten o gelir diye yemekleri daha hafif olacak şekilde yapmıştı. Kesin gelmeyeceğini anladığında bugün ki yemeği ertelemeyi düşünmüş olsa da Banu ‘nun annem ve babama danışmak istediği bir şey olduğunu duyması ile babaannemin bu yemeğin olmasını istediğini anladığı için de bir şey dememişti.
&
Kapı çalar çalmaz açılacağını çok sanmasam da beni görmesiyle yorgun bir gülümsemesi çok sürmedi Zara hanımın .
‘İyi akşamlar Zara Hanım!’ diyerek elimdekilere uzanması ile ‘Melek’im kaç gündür çok yoruldu benimle ilgilenecek diye , ne zahmet etti Nazlım ? Sen de yorulmuşsun bu kadar !’ diyerek elimden yemekleri alması çok sürmedi.
‘İçeri buyur derdim de güzelim , yemek yiyorsunuz madem gecik-’
Bir şeye kızıp sinirlendiği dahası üzüldüğü kesindi . Konuyu dağıtma adına ayakkabılarımı çıkarırken ‘Normalde ders çalışıyordum buraya gelmeden önce sanırım Berat abiler daha dönmemiş bu kadar yemeği siz tek başınıza bitiremezsiniz . Ben de ders çalışırken acıkmıştım zaten . Size eşlik edeyim!’ diyerek içeri geçmiştim.
Ne yapmaya çalıştığımı hemen anlamış da olsa üstelemedi . Fakat sorgular gibi getirdiğim yemeklerin arasındaki poşeti yadırgamış olsa da poşeti kenara koyup mutfağa doğru ilerledi.
Sanırım bugün tek kalmak için çalışanlara izin vermişti. Yoksa evde yalnız olması başka türlü açıklanamazdı.
Nasılsın ? Faslı bitmiş . Yemekler tabaklara konmuş ve masaya doğru geçmiştik.
‘O kadar da yemek yaptım , aklın bende kalmasın boşuna dedim Melek’ime bak hiç dinliyor mu ?’ şeklinde konuşmasına daha dürüstçe , açık bir şekilde cevap verdim.
‘Daha sağlıklı şeyler yemeniz için gönderdi beni . Berat abinin yanında yani hastane boyunca eliniz hep kalbinizdeydi ve zor nefes alıyor gibiydiniz. Haklısınız ne de olsa anne yüreği ! İnşallah daha ciddi bir şey değildir tabii.’ dememle bir şey düşünmüş de işin içinden çıkamamış gibi bana sormayı seçmişti.
‘Sen nereden biliyorsun Nazlım? Biri bir şey mi dedi?’ şeklinde sorusu beni afallatsa da başka bir şey düşünmüş gibi ‘Yani senin de dediğin gibi güzelliğim Berat’ı öğrenince ritmim biraz yükseldi ama şimdi iyiyim. Kimseye bir şey dememiştim de sen bilince şaşırdım. Ondan bu sorum !’ diye düzeltse de yaşadıkları yüzünden böyle tepki verdi diye düşünmeden de edememiştim. Ama üstelemeye de devam ettim belki susmalıydım ama ne demekti ?
“Sen nereden biliyorsun Nazlım ? Biri bir şey mi söyledi?’
Biri ne biliyordu da ne söyleyecekti ki ?
‘Umarım gerçekten bir şeyiniz yoktur , çünkü sadece Berat abi olayında değil kızınızla alakalı zamanlarda da ....’ derince bir nefes alıp ‘Siz de haklısınız zor bir mevzu!’ diyerek susacaktım ki tabağımın Zara Hanım tarafından doldurulmaya başlaması ile şaşırmadan da edemedim.
Böreği tabağıma koyarken sanki bir sorun olup olmayacağından emin olmak ister gibi ‘'Mantarlı börek, Berat çok sev-’ ne demeye çalıştığını anlamamla ‘Bende bayılırım ve de herhangi bir alerjim yok mantara yani deniz ürünleri hariç her şeyi yiyebiliyorum. Rahat olabilirsiniz!’
Bu konuşma bizi bir süre sessizliğe itmişti. Bir ara boğulacağımı düşünen Zara Hanım’ın ‘Nazlım yavaş boğulacaksın !’ demesi üzerine konuşmadan yemek yemiş ve Zara Hanım’ın Berat abiye bize gelmediği haberini vermek üzere telefonunu almaya gittiği sırada az önce getirmiş olduğumu bile mantarlı böreği görünce unuttuğum poşeti almaya kalkıp Zara Hanım’a seslenmemle Zara hanım adeta ne yapacağını unutup bana dönmüştü.
‘Korkuttum sanırım Zara Hanım bir anda böyle heyecanla isminizi telaffuz edince ama benim asıl buraya gelip sizi görmek istememin amacı buydu.’
Elimdeki poşette bir kitap beklemiyor olacak ki fazlaca şaşırmış ve bu sefer duygularını bastırmak yerine tıpkı az önce benim istemsizce yaptığım gibi büyük bir heyecan ve merakla bana sormuştu.
‘Bu nedir Nazlım?’ ardından sayıklar gibi kitabın ismini okumuştu.
‘MATT HAİT-GECE YARISI KÜTÜPHANESİ...'
Daha fazla uzatmadan aklıma ilk gelen soruyu sordum ‘Yoksa okumuş muydunuz ?’ Kafasını olumsuz anlamda sallayıp sanki neden böyle bir hediyeyi ona aldığımı duymayı beklemeye koyulmuştu.
‘Kırk iki ayrı dile çevrilen ve şu zamanda beğenilen daha spontane kitaplara rağmen gerçek değerini hem okurlar hem de çeşitli kalemi güzel yazarlar tarafından hem farkına varılan hem de çeşitli güzel kelimelerle anlatılan ve benim de aslında okumamak için direttiğim ama elime alınca bunca zaman okumak için geç kaldığımdan ötürü kendime kızdığım kitap uzun süredir kitaplığımın en nadide parçalarımdandı. Bu kitabın size iyi geleceğini ve bir şeyler için kendinize daha fazla haksızlık yapmamanızı sağlayacağını düşündüğüm için size hediye etmek istedim.’
Teşekkür etmesini beklemesem de o hep ilk teşekkür ederek başlamasına rağmen cümlelerine bu gibi durumlarda bu sefer teşekkür yerine benim söylediklerime takılmış olmalı ki ‘Neymiş bakayım benim kendime yaptığım haksızlıklar Nazlım ?’' diye sormasıyla direkt lafa atılıp ‘Binlerce elinizde olmayan keşkeler .....’ demekle yetinip derince bir nefes almıştım ki konuyu kapatmak adına Zara hanım her zamanki haline bürünüp teşekkür edip kitabı en kısa sürede okuyup üzerine benimle sohbet edeceği sözünü verip mutfağa bize kahve yapmaya koyulmuştu.
Ne kadar hem yardım etmek adına hem de eve gideceğim için zahmet etmeyin desem de beni dinlememiş adeta kafasında bir şeyleri oturtabilmek adına ikimize kahve yapmaya koyulmuştu. Bense yavaş adımlara salona geçip anneme kahve içip döneceğimin haberini vermiştim.
Kahvelerle birlikte salona yüzüne taktığı yine mutluluk maskesini takıp gelmişti .
Sırf onun için üzülmemem için.
Bir yandan kitabı üstünkörü incelerken 'Fazlaca beğendiğin bir kitap kendisi anladığım kadarıyla ama niye okumamak için direttin orasını pek anlamadım Nazlım ?’
Sorusu ile muzipçe gülmüş ‘En nefret ettiğim şey sınav için kitap okumak , kitaplar okunmak duygularla yüzleşmek içindir , sınav olmak için değil ! Hem böyle böyle bizler çoğu güzel şeyleri kaybediyoruz maalesef. Bizlere fayda katacak güzel şeyleri bile zorunluluğa bağlayıp verim alacağımız kendimize güzel şeyler katacağımız güzellikleri elimizin tersi ile itiyoruz. Camus ‘un sözleri beni etkileyen taraflarından yalnızca biriydi. O kadar ince elenip sık dokunulan bir kitap ki.... ‘Başıma bir şey gelecekse bile orada olmak isterim !-CAMUS- sözü bile beni kitabın içine çekmeye fazlasıyla yetti.’’
Ne demek istediğimi anlamış olacak ki uzunca bir tebessüm ile kaynar olmasına rağmen eliyle tuttuğu kahveden koca bir yudum içmişti.
Sonraki tüm sohbetler okulumun nasıl gittiği üzerine olmuş olmasına rağmen kapı açılma sesi ile ikimiz de susmuş adeta gelen kişinin kim olduğunu kestirmeye koyulmuştuk.
‘Neymiş aşıkmışmış, kız meselesiymiş aynı kıza sev-’ sözünü tamamlamadan elinden yere fırlattığını anladığımız anahtar sesi. Zara hanım ne kadar sesin geldiği yere doğru adımlarını çoktan çevirmiş olsa da ‘Hee işte bir de öyle deyip annemi kandırmış önlemmiş güya elimizden silahların alınması . Kayyumun satın alındığı toplantıda hükmü o şerefsizler kesti resmen . Emirhan ve Batuhan’ın toplantıda olmayışı bile bir plandı. Çıkar yakında kokusu onun da ama suç bende hadi ilkinde ıskaladım ikincisinde mermiyi kafasına sıkmalıydım. ‘ derince bir nefes alıp bu sefer daha da bir sinirle devam etti. ‘Ne demek takibe alamadım oğlum ? Ben sana gizlice takibe al demedim mi ? Ne çeviriyor bu adam bir anlasam? ‘ birkaç saniye sessizlik sonrası ‘Ne yalanı oğlum ? Evet Eylem tanımıyorum dedi Ali’yi ama Nazlı ‘nın ve Mert’in o şerefsize yakınlığı hiç de tanımıyorlarmış gibime gelmedi . Vallahi billahi kafayı yememe az kaldı az! Ara dedi bana kavuşunca sen haber verirsin Azat ağaya ! ’
Az önce anahtarı fırlattığı yere telefonu atmaya yeltenirken Zara Hanım’ın imalı bir şekilde ‘Hoş geldin oğlum !’ demesiyle ben müsaade istemeye çalışsam da kimsenin beni gördüğü yoktu.
‘Anne sen evde miydin ? ‘ Zara Hanım’ın sert bakışına ‘Hiç öyle bakma senden ve babamdan öğrendim bir şeyler saklamayı !’ der demez beni fark etmesiyle selam vermeye yeltense de çalan telefonum herkesi susturdu.
‘Efendim babaanne? Ne isteği , ya tamam ne ricası ? Yüz yüze mi konuşacaksın , niye ? Tamam ya geliyorum beş dak- hemen yani !’
İzin isteyerek kapıya yönelmeden Zara Hanım’a sarılıp ‘İyi geceler !’ dileyip Berat’la konuşmadan çıkmaya yeltenmiştim ki içim yine el vermemişti. Hep böyle mi olacaktı ? Sevdiğim kişilerin üzülmesini görmek fikri dahi canımı misliyle acıtmaya yetiyordu. Kapıya beni uğurlamaya doğru yanıma gelen Berat’a ‘Eylem tanıdığı biri için tanımıyorum dediyse onunla ciddi bir şekilde küsmüştür.’ dememe sabır çeke çeke ‘Ciddi bir şekilde küsmek ne oluyor Nazlım?’
‘Orasını da sen anla ama bir zahmet yahu !’ Der gibi bakıp ‘İyi geceler' diyerek evin yolunu tutmuştum.
&
Koyu bir sohbetin ortasına düşmeyi beklemememe rağmen eve girişim bu koyu olan sohbeti noktaladı. Babaannem adeta yangından mal kaçırır gibi eve girişimle birlikte ‘Hoş geldin !’ faslına dahi girmeden benimle konuşmak istediği konuyu konuşmaya başlamıştı bile.
‘ Bir soluklansay-’ lafımı dahi ağzıma tıkıp soluklanacak ne yaptın Nazlı ?’ diye konuşmasını kendince geçiştirerek ki bana göre laf yerinde R yaparak ‘Amcan ne kadar uğraştıysa da Ömer’i Eylül ile aynı okula kayıt ettiremedi ama Ömer’imin de sizin okulda okuyabilmesi için bir çıkar yol varmış .’
Salondaki yüzlere teker teker bakıp ‘Benimle ne alakası var babaanne bu çıkar yolun ?’ diye sorumu sorar sormaz heyecanla cevap vermişti .
‘Okula kabul sınavı tam tamına bu birkaç günü saymazsak ki Ömer bu sürede şuan da okuduğu okuldan nakil alabilmek için teslim etmesi gereken ödevlerle uğraşacak uzun lafın kısası bir haftanız var !’
Onca lafının arasından yalnızca son söylediği sözler aklımda kalmıştı.
‘Bir haftanız var!’
Heyecan içinde söylenen o cümleyi ne kadar anlamak istemesem de anlamıştım. Reddetmek için ağzımı dahi aralamama fırsat vermeden ‘Kardeşsiniz siz Nazlı ....’
‘Kardeşmişiz bak bak lafın saçmalığına bak ve ikna etmeye çalışmak için kurulan cümlenin can alıcı şekilde başlaması .....’
Ben tüm bunları düşünürken babaannem konuşmasına devam etti.
‘Hem sen çalıştırır da Ömer’im kazanırsa sınavı dile benden ne istersen !’
Bunca konuştuğu kelimeler sinirimi zıplatmış olsa da sonda söylemiş olduğu söz için değil bizim okulu Ömer’e ALLAH da izin verirse eğer tıp dahi kazandırırdım.
‘Bunu sen istedin babaanne !’ diye düşüncemi annemim naif sesi bölmüştü.
‘Nazlı bir düşünsün anne hem bak daha varmış , sana en geç yarın sabaha haber verir inşALLAH!’
Konuşmasını tebessümle dinleyip ‘Düşünsün tabii kızım , gerçi düşünecek ne varsa ! Ben bu gece burada torunlarıma vakit geçireceğim bu arada Nazlım düşünür!”
İyice sinirlenmiş olsam dahi ki bunu babam dahi fark etmişti bana sunduğu teklif cazip gelmişti . Kaldı ki konu Eylül olsa kesin dille reddederdim çünkü oldu olası boşa kürek çekmeyi sevmem ! Ömer madem bizim okula girmek için çabalayacak çorbada tuzumuz olmalıydı.
&
Babaannem yengemin neden babam ve annemle görüşmek istediğinin en ince detayına kadar bana anlatmış şimdi ise her zaman ki geçmişi yad etme saatini başlamıştı .
Fırsattan istifade konuyu amcamın askerlik zamanına çekmiş olsam da babaannem konuyu kapatmayı başarmıştı. Onun torunu olmanın hakkını vermek adına tıpkı onun gibi uzunca bir ‘Ah!” etmiş ve “Rüya teyze ve Ali abinin buraya ilk geldikleri zaman ne kadar da mutlu olduğumuz günlerdi . Gerçi babaanne sen o ara amcamları zorla Elazığ ‘a götürmüştün, onca güzel anıdan mahrum kaldınız ama nedensizce sonradan geri dönme kararı aldın, yanlış anlama iyi ettiniz geri döndünüz ama senin o ara depreşen memleket aşkın herkesi şoke etmişti . “
Bana cevap vermek yerine “İyi geceler !” diyerek yanağıma sulu bir öpücük kondurup ‘Anlaşılan ben yanında uyursam senin çenen düşecek , yarın uyanamayacaksın sonra sabah Melek’in hayıflanmasını çekeceğim. Gideyim de Eylem’im ile yatayım da sabaha hepimiz dinç kalkalım. ‘
'Evde onca boş oda varken bizimle yatmak için direnmesen de sabaha dinç kalkardık babaanne !’diye iç geçirsem de babaannem çoktan Eylemin yanına gitmiş gibiydi. Sesin iyice uzaklaşmış olmasının başka açıklaması olamazdı zaten.
06.45
“Ne demek ya kız meselesi Ali , sen kafayı mı yedin? Allah’ım sen bana sabır ver. Bir de bunu onca aşiret ağa bozuntularının yanında söyledin!” Şeklinde konuşmasına cevap olarak “Sen onu direkt Berat’a bunları ne hakla söylersin? Diye sorsan daha cesurca olmaz mıydı ? Takılacağın bir şey olmamasına rağmen buna bu kadar niye takıldın Eylem?”
Anlaşılan herkes uyuyordu ya da annem kahvaltı hazırladığı için o duymasın diye konuşma benim camımın altında yapılıyordu.
“Her neyse toplantı da ne karara varıl-?” demesine Eylem'e “Umrunda olmayan biri için bu sorular gözümdeki değerini iyice bitiriyor Eylem Korkmaz .” demesine bu sefer şiddetle Ali abiye “Ben neyin ne olduğunu biliyorum Ali ne oldu da aşirette beni kullanarak sıyrılmaya çalıştın , tamam okey bu da sorun değil kurtulabildin mi bari ? Hadi diyelim toplantıdan kurtuldun Berat’ın öfkesinden nasıl kurtulacaksın? Ya da o senin ona olan öfkenden nasıl bir daha hayatı hiçe sayılmadan kurtulacak?’’Ablamın sorusu beni yatağımdan çıkartmakla kalmamış onları gizlice dinlemeye doğru kapıya itmişti.
Annem mutfakta usulca kahvaltı hazırlıyor babaannem de anneme “Murat’ıma bir menemen edeyim , çok sever kimse de onun ağız tadına göre yapamaz . Bir anasını yaptığını yer parmaklarını yememeye özen göstererek.” Kendince şaka yoluyla anneme kaynanalık yapıyordu ama şuan bu durum Eylem salağının işine geliyordu .
Usulünce gözümle adeta yoklama almış ve aralık bırakılan kapının önüne sinmiş vaziyetteydim.
“İki sevdiğim adam , çok pardon üç sevdiğim adam abimi unutursam haksızlık olurdu ,abim ,kardeşimden farksız olan sen ve sevdiğim adam . Ben üçünüzün üstüne titredikçe sizler beni yok saymaya yemin etmiş gibi yaşamaya devam ediyorsunuz.” Ablamın serzenişi Ali’nin umruna dahi gelmemiş olsa da “Tamam tamam ne çok yalvardın , özrünü kabul ediyorum, bir şartla tabii. “
Eylem “Sen tam bir manyaksın bakışı atmış da olsa!” Kabul etmeye hazırlandığı sıra aniden birbirine karışan saçları ile Ali abiye sahteden vurmuş ve tam sarılacağı sıra onlardan önce benim kadrajıma giren Berat abiyi görmem ile içimden “Buyurun cenaze namazına!” diye iç geçirmekle kalmamış “Abim evde olmasın ya da uyuyor olsun!” diye Allaha dualar etmeye başladım.
“Ne oluyor lan burada !” diye adeta kükremişti.
Eylem’e sarılan Ali abiyi Eylem’den ayırarak yüzüne attığı yumruk ile sinirle Eylem’e dönmüştü . Bir açıklama bekler gibi hatta o açıklamayı hemen bekler gibi sinirli bir şeklide ayağını art arda yere vuruyordu.
Eylem cevap vermek yerine Ali abinin yanına koşup zaten ayağa kalkmış Ali abiyi kaldırmaya çalışıyordu. Şuanda bir hayli saçmalıyor olsa da bu şuan onun umurunda dahi değildi .
“Dağ ayısısın oğlum diyeceğim ayıya hakaret olacak! Algı probleminde bir sorun yoksa gördüğün gibi sarılıyorduk da sana ne bundan ? Ne hakla hesap soruyorsun sen bize ?” Konuşmaları Eylem’i dahi çileden çıkarmış olsa da yangına kürekle gitmemek adına bu öfkesini yalnızca bakışlarına yansıtmıştı.
“Seni kurtardım diyeyse bu tavırların Ali , kurtardığım o bir hiç olan o canını almaktan da çekinmem !”
Kimsenin konuşmasına fırsat vermeden sinirle olduğum yerden adeta fırlamış “Sen artık çok olmaya başladın ne demek kurtardığım bir hiç olan canını alırım? Bir hiç olmadığını sen gayet iyi biliyorsun , hem bizim için dahası Eylem için ne kadar değerli olduğunu ondan bu öfken zaten . Asıl mesele senin kafanın içinde . Kendine de bu derece haksızlık yapman yetmez mi ? Güvenmediğin birini niye sever ki insan ölmek pahasına ? Yazık , ikinize de çok yazık .” Konuşmam herkesi şaşırtsa da Ali abi Eylem’den önce davranmış ve “Kız sen yine bizi mi dinliyorsun cimcime!” demesine şiddetle “Camımın önünde fısıldaşmasaydınız da daha okula gitmek için uyumam gereken sürede uyanmasaydım !” dememe afallamış da olsalar kadrajlarından çıkmış ve konu sanki ben yokmuşum gibi kaldıkları yerden kavgalarına devam etmeye başlamışlardı .
“Kaybetmeyi bir kez olsun kabullen Karadağ, öylesi senin için daha kolay olur!” diye konuşmasıyla Berat abi elini tam beline atacağı sıra benim varlığımı hatırlamasıyla tüm öfkesini kelimelere dökmek isteyerek konuşmaya başladı .
“Ali uzatmalarda olduğumuzun farkına varman için daha ne yapayım ? Ha Fermanoğlu? “ konuşması Ali abinin umuruna dahi gelmese de “Konuşmamızı bölen sendin Karadağ, Ay çok pardon yanlış oldu sarılmamızı bölen sendin Karadağ!” bu konuşma çok iyi yerlere gidecek gibi durmuyordu.
“Yeter ! Berat sen niye geldin bir şey mi oldu ?” iyi niyetle sorulan bu soru yanlış anlaşılmaya çok müsaitti.
“Aslında iyi de oldu Ali buradayken yüzleşmemiz!’ Eylem ‘in sorusunu es geçip böylece Eylem’in ona doğru söyleyip söylemediğini anlamış olacaktı.
Korku dolu gözlerle Eylem olacakları izlerken daha fazla dayanamayıp “Ne yüzleşmesi ve bu yüzleşme niye üçümüzü de ilgilendiriyor?”
Ali abi tıpkı benim gibi olanları izliyorken Berat abiyi çıldırtmaya ant içmiş gibiyken , Berat abi konuşmasına devam etmişti.
“ Biz seninle tanıştığımızda sen bunu tanıyor muydun ?”
Herkes bir hayli gergin de olsa Ali abi ya ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu ya da burada olup biteni umuruna dahi getirmeden Berat abiyi çıldırtmayı amaçlıyordu. Sanırım yapmak istediği ikinci şıktı .
“Yazıklar olsun sana Eylem senden bunu beklemezdim diyemeyeceğim çünkü sen adam satmayı çok seversin , sana gelince de bu benim bir adım var ya , hayır sonra hangi bu diye Eylem’in kafası karışacak diye söylüyorum.”
Bu kadarı Eylem ‘in sessizliğini bozmuş olsa da aralarındaki gerginliği ayrı bir hat sahfaya taşımış oldu .
“Ne ima ediyorsun sen Ali , valla bak elimin tersindesin zaten !”
“ Yani sen buna yeşil ışık yaktığında benimle küsmemiş miydin? Ay bu da biraz absürt oldu haklısın vallahi bu ! Sen tanışmadığımızı sanırken bunun benimle küstüğü için tanışmadığını söylemiş olması gerçekten başından sarsılmış olan güven oluyor bu!”
Ali abi resmen Berat abiye trip atar gibi “Bu !” hitabına takmış bir vaziyette konuşmuştu.
“Sana sormadım Ali, senin verdiğin cevaba da güvenmiyorum!” demesine Eylem’den önce Ali abi atılarak konuşmuştu. “Eylem’e de güvenmiyor olmalısın ki bu soruyu tekrar soruyorsun Eylem’e.”
Dün toplantıda ne yaşanmıştı da Ali abi sanki dün alamadığı hıncını şimdi almak istiyor gibi davranıyordu . Aksi hali tam bir felaket olurdu.
Berat abinin tek odak noktası Eylem’deyken Ali abi Berat ‘ın sorusunu yineledi. “Berat ile tanıştığında biz tanışıyor muyduk Eylem ?”
Titrek bir sesle “Evet !” demişti Eylem .
“Sen bunla tanıştığın zaman biz seninle küsmemiş miydik Eylem ?”
Adeta kekeler gibi “Ee- evet !”
Berat abinin hayal kırıklığı ardından Ali abinin “Başka soru cicim ?” diye sorusu ile daha fazla kendini zapt edemeyen Berat abi adeta Ali abinin üstüne çullanmıştı .
&
Bütün bu yaşananlar gerilmek için yeterli iken “Eylemmm kızım neredesin Nazlı’yı gördün mü odasında yok !” diye bize doğru gelen annemin naif sesi ile ufacık halimle Berat abi ve Ali abinin arasına girmişken annemin sesi tekrar kulakları dolduruyordu .
Bu süreçte birbirlerine birer yumruk armağan eden Ali ve Berat abi öfkeli bir şekilde birbirlerinin omuzlarında olan elleri ile öfkeyle olup biteni izleyen Eylem’in eşliğinde anneme döndüler . Annem korku dolu sesle “Çocuklar siz kavga mı ediyordunuz yoksa, Eyvah!!” diye hayıflanırken ve ikisi de bu durumu en arsız şekilde kabul etmeye çalışırken olaya el attım.
“Ne kavgası annem Allah aşkına , hiç kavga eder mi onlar artık, üstelik daha yeni sulh ilan etmişken ? Yüzlerindeki hafif morluklar talihsiz kaza ama bu onların barıştığı gerçeğini de göz ardı edemez. Ali abi ve Berat abi birbirlerinden özür dilediler!” Son cümlem annem dahi herkesi bir hayli şaşırtmış olsa da kimsenin konuşmasına fırsat vermeden devam ettim .
“Ali abi sinirlerine hakim olamayıp da Berat abinin canını kast etmek ister gibi yaptıklarından Berat abi de hassas olduğu konuda acımasızca üzerine gittiği ve Ali abiyi ailesi üzerinden üzdüğü için birbirlerinden özür dileyip barıştılar .” söylediklerimin blöf olduğunu anlamasına rağmen annem inanmış gibi yaparak “Aranızın düzelmesine sevindim o halde çocuklar tabii Nazlı yanlış anlayıp barıştığınızı sanıp öyle konuşmadıysa, barıştınız mı sahiden ?” kimseden çıt dahi çıkmayınca “Bunu evet olarak anlıyorum , o halde haydi kahvaltıya gelin bakalım hepiniz . Ben siz gelene kadar çayları koyuyorum . Acele edin çaylar soğumasın !”
Berat tam reddedecek haldeyken Ali abi içeri geçmeye doğru yönelince meydan okur bakışlar ile Ali abiyi arkasında bırakarak içeri yöneldi.
Berat abiye yetişip “Arkadaştık sadece !” diye ağzında gevelese de Eylem, Berat abi cevap vermemeyi tercih ederek içeri girdi.
Ali abiyi sollayarak içeri girdi desem daha doğru olurdu sanırım.
Eylem sinir içinde başlarında dikelirken ben önlerinde ben ikisine de birer terlik uzattım. İçeriye annemin yanına kaçma planım Ali abi ile Berat abinin sanki sözleşmiş gibi beni kıstırmalarıyla son buldu.
‘Tam bir cadı olmuşsun sen cimcime !’ diye konuşmaya başlasa da Ali abi, Berat abi ilk defa onu onaylayıp ,ki kıyamet yakındır!, ‘Hem de ne cimcime!’deyişine ‘Ne yapmışımkine ben ?’ diye takılarak kurtulmaya çalışsam da ikisinden de kurtulamayacak olduğumu anlamamla ‘Ya beni şimdi rahat bırakırsınız ya aşağıda konuştuğunuz her şeyi kalemi kalemine aslında ona harfi harfine desem daha iyi olur her neyse hemen şimdi abime söylerim gerisini siz düşünün ama !’ diye nefessiz konuşmam ikisinin de ‘Sen sonra görürsün!’ bakışı ile son bulsa da hafif de tırsmıştım.
‘İşe bak yahu her şeyde düşman olan adamlar konu ben olunca uzlaştı !’
&
Odama gidip elimi yüzümü yıkar yıkamaz üstümü dahi değişmeden kahvaltıya inmiştim.
Kahvaltı öncesi Ömer’e çalıştıracağım ders dışında annem bir şey sormamış sonra konuşacağımızı belirterek yanımdan ayrılmıştı.
İşi dolayısıyla babam kahvaltıya kalamadan işe geçmişti , babaannem ne kadar ‘Kahvaltı et gidersin işe!’ dese de kahvaltı etmeden gittiği için babam burnundan soluyordu.
Herkes kahvaltı etmeye başlayacağı sırada abim salona yeni teşrif ediyordu. Ardımdan gelişini duymamış olsam da bir hayli şaşırmıştım. Onca kıyameti duymamış mıydı ?
Duysa asla sessiz kalmaz zaten işte o zaman kavga iki kişi arasından üç kişi arasına sıçramış olurdu !
Az önce benimle uğraşmalarının hesabını sormak adına ‘Abim sen evde miydin ?’diye sorumu abim garipsemiş ve Ali ve Berat abi de ‘Yok artık!’ der gibi bana bakıyordu .
Babaannemin de masaya oturması ile Berat abi saygıdan eline yeltense de babaannem izin vermemiş sadece Berat abiye ithafen bir ‘Hoş geldin oğlum !’ demiş ve bana az önce abime sorduğum soruyu üsteliyordu , annemin uyaran tavrı ile Ömer abiye de “Sen de hoş geldin oğlum!” dedikten sonra . Ömer abi cevap vermek yerine başını sallamış ve az önceki tavrına bürünerek tüm dikkatini Berat ve aşk düşmanı gibi bana vermişti. Geri adım atmak yerine konuşmaya devam ettim.
“Valla benim adım çıkmış uykucu top atsan uyanmaz diye ! Evde olduğunu görünce ölüm uy-“ abimle konuşmam tamamlanmadan annem uyarıcı bir ikaz ile araya girmiş abimin üstelemesi bu sefer ‘Hoş geldiniz! “ faslından sonra “Siz hayırdır eritmişsiniz aranızdaki buzları?” diye sorusuna cevabı veren Berat abi olmuştu. “Yaa tabii ne dersin Mert, biz baktık düşmanlık bize göre değil barışalım dedik Mert , değil mi Nazlı ?”
Bana sorusu ile tüm odaklar bana dönmüş olsa da cevap vermek yerine kahvaltıma devam ettim. Benden cevap gelmeyince konuşmaya babaannem en sert şekli ile katıldı.
Konuşması boyu Ali abiye iğneleyici laflar etmişti. Bu laflar Ali abiyi kırmak yerine kafasındaki şüphelerin daha da artmasına neden olmuştu. Bakışları aksini düşündürtmeyecek kadar netti.
Bunca zamandır yaptığım en gergin geçen kahvaltı ara ara sesler ile yumuşar gibi olsa da babaannemin gereksiz sert tavrı hepimizin tadını fazlasıyla kaçırmaya yetmişti.
Antrenmanı olan abime Ali abiden gelen ‘Bugün bir şeyler mi yapsak ?’ sorusu babaannemin saçma sapan tavrı ile gerilmiş olsa da kahvaltı masası abimin cevap ve babaanneme karşı tutumu gerekli cevabı vermeye yetmişti.
‘İşin var mı bugün Mert , bir şeyler mi yapsak tabii işin yoksa ?’
Bu soru Ali abi tarafından abime sorulmuş ve babaannem tarafından kestirilip atılmaya yüz tutacakken annem ve bizden önce davranıp abim cevap vermişti.
‘Torunumun senin gibilerle tek zaman geçirmesini istemem , hem antrenmanı var onun bugün !’
‘Sen önce otur oğullarına bak babaanne, sana her zaman zamanım var kardeşim . Bir daha da benim adıma karar alıp durma babaanne!’
Ali abinin antrenmanın olduğunu öğrendikten 'Sonra takılırız !'diyerek abimi ikna etme çabaları bu şekilde durmuştu ve babaannemin sinirle ‘Ne varmış benim oğullarımda !’ lafına cevap vermek yerine ‘Nazlı hanım keyifler nasıl ? ‘ sorusunu benim gibi kimse beklemiyor olacak ki tüm gözler üzerime çevrilmişti.
Tabii gözü saate takılan annemin hayıflanması ile zorla yerimden kalkmıştım.
‘Tamam ben doydum hadi gidelim!’ deyişim herkesi güldürmüş ve Ali abinin ‘Bu da yeni moda mı Nazlım !’ boş gözlerle etrafa bakışım ardından henüz pijamalarımdan kurtulmadığımı fark etmemle ‘Ay ne kadar da komik !’ diye cırlamam ile ‘On dakikanız var Nazlı Hanım ! Cilt ve kişisel bakımınızı ona göre yapın ’ uyarısı ile ‘Birdiniz üç oldunuz bana da yazık yahu !’ der demez annemle konuşmamız ve babamın ricası ile Ömer’e ders çalıştırma fikrini kabul etmiş ve ona göre yanıma da bir kaç günlük kıyafet hazırlamıştım.
Okul çantama sığmayınca eşyalarımı spor çantamın içine tıkıştırmış ve en geç 07.15 yolda olmamız gereken okul yoluna 07.45 de çıkmıştık.
Eski evimiz olsa bu az sorun olurdu fakat şimdi sınava dahi yetişemeyebilirdim !
‘Nazlı !’
Arkamdan seslenen benim onu bir aşk düşmanı olarak gördüğüm ama onun tam tersi beni kız kardeş yerine koyup da anlatmadığı bir zamanlar evlenmek üzere olduğu adamın yanında bana sesleniyordu Eylem !’
Herkese veda edip gecikmeme rağmen annemi uzun uzadıya öpüp babaannemin ‘Gören de gurbete gelin gidiyor sanır !’ dediği annemi öpüşümü sonlandırırken bile benimle konuşmamış olan Eylem şuan bana sesleniyordu.
‘Ne var Eylem !’ cevabım onu bir hayli sinirlendirmiş olsa da aldırış etmemiş ‘Sınav notlarını evde bilerek mi bıraktın , yanlış hatırlamıyorsam sınavın var bugün !’
Nasıl ya !
Az kalsın kızlar için çıkardığım sınav öncesi notlarını evde unutacak ve kızlara ayıp etmiş olacaktım. Bir şey dememe fırsat vermeden ‘Sen fizik sınavına değil not alarak çalışmak sınava dahi çalışmazdın ?’
Son söyledikleri Berat abiyi şaşırtmış olsa da ‘Kızlar istedi sınav notu çıkarmamı onlar için not çıkardım. Sağol ama unutsam çok ayıp olacaktı sınav bugün zaten.’
Berat şuan için sadece eskiden namı diğer aşk düşmanı ile bir an önce konuşmak için normalde benimle uğraşması gerekirken benimle uğraşmayıp ‘Başarılar !’ dilemiş ve Ali abinin seslenmesi ile ona öfkeli bakışlarını atmış ve bir an önce gitmemizi bekler gibi ayağı ile yere ritim tutar gibi vurmaya başlamıştı.
Abim de gelişi ile arabaya doğru yürümeye başlamam abimin Berat’a “Hayırdır, ne bekliyorsunuz burada ?” sorusu ile Eylem cevap vermek üzere konuşmaya başladığı an abim fırsat dahi vermeden “İçeri geç, sana sormadım Eylem !” demesi çok ani oldu.
Eylem’in kararsızlığına rağmen eve geçmesi ardından ilk konuşan Berat abi oldu. “Asıl sen hayırdır Mert ? Ne bu tavırlar bana karşı ?” konuşmasına mimikle dahi cevap vermeden “Eylem’in yanında seni görmeyeyim Berat , hiç hoş olmaz !”
Konuşması ardından kapımı açarak “Buyurun prensesim !” deyişini idrak etmem bir hayli uzun sürse de okula gecikecek olmanın verdiği panikle hızlı davranmıştım.
&
Okula varır varmaz ne kadar geciktiğimin farkına varmam çok sürmedi. Öğretmen zili ile sınıfa girmiş ve geciktiğim için telefonları toplayıp beni bekleyen kızlara birer teşekkür niyetinde öpücük kondurup yerime geçmiştim.
Dersin henüz başlamayası ve kimyacının bir ilk yapıp gecikmesi ile herkesten sesler yükselmeye başladı. Tabii diğer sınıfları rahatsız etmeyecek şekilde aksi bizim için kötü olur ve ders boş geçecekse bile bize dersi boş olan öğretmeni gönderebilirlerdi.
Beni görmesi ile başını sıraya koyup uyuyor numarası yapan Emir’i de saymazsak günüm hızlı ve zinde başlamıştı.
Kavga ve kaosa uyanıp da zinde olmayan da ne bileyim!
“Naz bu çanta ne ?’ bu soru çantayı gelişi güzel yere fırlatmış olduğum çanta için Beyza tarafından bana sorulmuştu.
“Evi terk ettim !” dememle Batuhan’ın korku dolu bakışları ve Emirhan’ ın uyuma numarasını bırakmasıyla şaşkınlıkla bana bakmaya başladılar .
Şaka yaptığımı düşünen Batuhan “Susadım ya ben bir suyumu alayım !”gereksiz bilgisini bize verip saniyeler içinde aldığı suyundan bir yudum almaya yeltenirken konuşmama devam ettim. “ Biricik kızları olarak ki o ben oluyorum gördüğüm üvey evlat muamelesi artık şurama kadar geldi !” diyerek işi adeta gırgıra vurmuş ve bu sözleri eğlenerek söylememe rağmen ve Ela ‘nın “Hadi be oradan Ömer’e ders çalıştıracakmışsın, yoksa Melek teyzem imkanı yok izin vermezdi evi terk etmene .”diye bana takılması Batuhan’ın üvey evlat lafıyla su boğazında kalmış Emirhan ve Gökçen anlam veremediğim bir şekilde birbirlerinin yüz ifadesini bürünmüşlerdi .
“Helal helal da Batuhan !” diyerek sırtına vurup “Sizin bu üvey evlat takıntınız ne anlamadım gitti ! Karadağlar bu kadar takık değillerdir bu lafa . Siz her seferinde öcü görmüş gibi dehşete düşüyorsunuz.” Konuşmam hepsine ithafen olsa da şaka yaptığımı anlaması ile Emirhan yine bana karşı umursamaz tavrına geri dönmüştü.
Günlerdir saçma sapan soru sorup konuşma çabamı dahi görmek istemiyor ve ısrarla zorunlu olsa dahi benimle konuşmuyordu.
Sırama geçerken “Günaydın !” dememe bile cevap vermemiş geçmek isteyeceğim sıra adeta sesimi duymamak için hızlıca kalkmış ve geçmem için yol verip yerine oturmuştu.
Şimdi ise esprime saçma bir şekilde korkmuş ve şaka yaptığımı anlayınca bana karşı takındığı tavra geri dönmüştü .
Yol ne kadar neşeli geçecek diye düşünmüş olsam da abim ve Ali abiden çıt çıkmamış bir an önce beni okula bırakıp benim duymamı istemedikleri konuyu konuşmak için dakikaları saymışlardı.
Şimdi ise günlerdir konuşmak için bin bir yolu seçtiğim Emirhan beni umuruna dahi getirmiyordu.
Batuhan konuyu saçma bir şekilde “Şakası olmayacak konularda sürekli saçma bir şekilde şaka yapma derdindesin Nazlı !” diye bana çıkışmasıyla “Adı üstünde Batuhan şaka . Asıl siz kendinize bakın . Garip davrandığınızın farkında mısınız ? Geçen aynı şakayı sana Ela da yaptı ama bu tepkiyi vermedin ama nedense ben yapınca rahatsız oluyorsunuz. Karadağların evlatlık verilen kızına üzülüyor olabilirsiniz ama o ben değilim , bana o benmişim gibi tepki vermekten vazgeçin! Bu derece sinirlenmemi beklemiyor olacak ki ya da konuyu kapatmak istiyor olacak ki “Yanlış anladın beni !” diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. Sırf Emirhan konuşsun diye üstelemeye çalışacaktım ki sınıfa alel acele giren kimyacının “Günaydın gençler !” deyişi ardından Emirhan'ın “Ne günaydını hocam gün çoktan aydı , geciken biz olsak hem yok yazardınız hem de derse almazdınız .” Konuşması ardından ayağa kalkmış ve sınıftan çıkmak üzere yeltendiği sıra çok şükür ki zil çalmıştı .
Kimyacı yeni radarına Emirhan’ı almış gibi bakış atmış bir sonraki ders konuşacağımızın haberini verip sınıftan çıkmıştı .
Emirhan’ın peşine takılmamızı fark edince bizi terslemiş olsa da oturmadan Batuhan”Neydi şimdi bu ?” diyerek Emirhan ‘ a ters bir bakış atmıştı .
Emirhan cevap vermeden çalan telefonu ile Batuhan’a cevap vermek yerine telefonunu cevaplamıştı.
“Efendim abi !”
Şaka mıydı ? Şuan da ne yaşıyorduk? Kızlara attığım bakış çok ani ve sert olmuş olacak ki “Ne yapalım Nazlı vermedi Emir bugün telefonunu. Önemli bir haber bekliyormuş. “
Önemli bir haber bekliyormuşmuş!
Ne haberi ?
Niye Önemli?
Daha da önemlisi kimden ?
Beni delirtmeye ant içmiş gibi ayaklanır gibi olmuşken Batuhan’ın oturmasını sağlamasıyla tekrar ayaklanamamış oturmaya devam etmişti.
“Senin haberin yok yani , ilginç! Yok inanmamak değil de sana ait olan bir ofisten bahsediyoruz sonuçta. Babam bir şey bil- Yani ben bilmiyorum , Batuda bilmiyor Azat’ın işi olamaz mı diyeceğim de onun eline geçse şimdiye kadar konuşturmuştu adamı. Tamam kapatıyorum sınavdan sonra görüşeceğiz zaten.”
Batuhan’ın yalnızca üflemesiyle Gökçen göz devirmişti. Daha fazla bu gereksiz konuşmaya dahil olmamak adına ayaklanmıştım.
Arkamdan bana yetişmeye çalışan Ela’yı fark etmemle adımlarımı yavaşlattım.”Yine ne yaptın acaba Ela Hanım!” diye takılmam yüzündeki ciddiyeti geçirmemiş aksine “Ben bu sefer bittim!” bakışı atmıştı .
“Cann!” kelimesini uzatması benden yediği dirsekle son bulmuştu. “Yaa vallahi duymak istemiyorum ama belli ki duyacağım . Dökül hemen !”
Uyarım onu konuşmaya itse de yine de bir hayli kararsızlıkla konuşmaya başlamıştı.
“Bugün okul çıkışı bizim mahalledeki parkta seninle ve benimle konuşmak istiy-“
Tamamlatmadan “Yok deve , sus , sen söylemedin ben duymadım Ela ne alaka ya ne alaka , vallahi kafayı yicem. Yüzsüzün derdi ne umurumda bile değil !”
Sınıfa doğru koşar adımlarla girip yerime oturmamla dahi peşimi bırakmadı.
“Yaa Nazlı lütfen ya , rica etti hata ettim , özür dilerim dedi , Nazlı dinlese bir o da hak verecek dedi !” iyice sinir kat sayım yükselmişti .
“Ela sen salak mısın bana ne pişmansa , bak bir kelime daha edersen Beyza’ya derim senin bu saçmalıklarını !”
“Sen bana kıy-“
GENÇLER SINAV SON DERS OLACAK !
Tahtaya yazılan bu yazı dikkatimi çekmesi ile Ela’yı dürttüm . Beyza çoktan çalışmaya koyulmuştu bile.
“Sen bana şu basit makinelerin sorularından çözüp anlatacaktın !” diye çıkışı ile “Git Beyza anlatsın anlamazsan gel anlatayım!” Diyerek kafamı sıraya koydum.
&
Herkes harıl harıl ders çalışırken Emirhan beni görmemek için camdan dışarı bakmakla meşgulken bense uyku ile uyanıklık arasındaydım.
Beyza ve Ela ‘nın çözemedikleri soru için bana seslenmeleri ile kafamı kaldırdım.
Soru gerçekten de baba soruydu hepimizi bir hayli uğraştırdı . Ama en sonunda çözebildik.
&
Saçma geçen bugünü bir an önce bitirmek istiyordum . Evet kalbini kırmıştım hiç istemeyeceğim sevdiğim çocuğun ama onun bu tavrını da hakketmiyorum.
Öyle bir şey yapmalıydım ki onu benimle konuşmaya mecbur bırakmalı ve bu sefer de konuşmayan ben olmalıydım ama ne ?
“Kitabın yüzünü dahi açmadın Nazlı, biz çözemediğimiz soruyu göstermesek onu dahi çözmeyecektin . Baksana birkaç yere ....”
Beyza ‘nın çalışmam için çabasına rağmen tek bir sayfa çalışmamış ve sınava girmeye hazırlanmıştım.
HERKES YERLERİNE!!!
Birkaç kişinin yerini değişince hoca nihayet sınav kağıtları önümüze gelmişti ama ne hikmetse tek bir soru dahi yapasım yoktu.
Emirhan ismini dahi yazmadan sınav süresinin bitmesini bekliyordu . Ne yapmaya çalıştığına dair tek bir fikrim yoktu .
Benden bu şekilde intikam mı alıyordu? Beni mi , kendini mi cezalandırıyordu. Aklıma gelen ani bir fikir ile 23 dakika kalan sınavın son beş dakika kağıtları toplayacak olmasına rağmen 40 soruyu aniden gelen bir ilhamla on üç dakika da çözmüştüm.
Klasik olan 40 soruyu on üç dakikada çözmek!
ALLAH rakiplerime acısın bu gidişle ben acımayacağım gibi duruyor !
Şans bugün benden yanaydı ki eşyalarımı sınav başlamadan toplamış ve sınavı bitirir bitirmez çıkmak için hazırlanmıştım .
Sınav kağıdının üstüne Emirhan Karabey yazmış ve Emirhan ‘ın hiç beklemeyeceğim bir anda kağıtları değişmiş ve onun engel olmasına fırsat vermeden boş kağıda ismimi yazıp eşyalarımla birlikte sınavımı teslim etmiştim.
Kağıdı görünce yüzü asılıp “Nazlı’cım bir sorun mu var !” diye soran Ömür hocaya “Kendimi iyi hissetmiyorum hocam ,çıkabilir miyim !” diyerek sınıftan ayrılmıştım.
Ömür hoca “Tek gitmen olmaz !” Tarzında konuşmasına devam etse de dışarı çıkmış ve Emirhan’ın kağıdını hocaya isteksiz de olsa verip peşimden gelmesi ile hoca kendince “güvende “olduğumu düşünüp “Emirhan daha kötü olursa bana haber ver Melek hanım ‘a haber vereyim .”bile demişti .
Emirhan’ı beklemeden dışarı fırlamış ve bana yetişemesin diye adımlarımı hızlandırmıştım.
Bahçede aniden önüme geçmesi ile durmuş ve içimden “Şimdi de konuşma da göreyim !” diye iç geçirmiştim.
Konuşmamış onun konuşmasını beklemiştim.
Öfke dolu sesiyle “Ne yaptığını sanıyorsun sen Nazlı , neydi o yaptığın !” Cevap vermek yerine yürümeye devam etmeye çalışmam tekrar önüme geçmesiyle “Nazlı kiminle konuşuyorum şuan ben , ne bu yaptığın saçmalık ? Cevap vermemekte ısrar edince “Peki gidip şimdi Ömür hocaya söylüyorum senin sınavın old-“ düşününce ve olacakları idrak edince “ALLAH kahretmesin ya . Bilerek yaptın ? Nazlı sana gerçekten inanamıyorum. Sırf seninle konuşmuyorum diye bunu yap-“ konuşmasına değil cevap vermek dinlemiyordum bile . “Ne olacak şimdi söylesem disiplin cezası alacaksın söylemesem sıfır alacaksın !” adeta kendi kendine konuşuyordu bense yalnızca orada durmaktan başka bir şey yapmıyordum.
Bu onu daha da sinirlendirdi.
“Kimle konuşuyorum ben , konuşmayı mı unuttun Nazlı?”
“Ona ne istersen onu yap umurumda değil bakışı atmış !!” ve daha da çıldırtmıştım.
“Ne güzel dünya ya kır , dök sonra saçma sapan kırıp dökmemiş gibi davran. Bencilsin Nazlı bencil . Kendini beğenmiş , şımarıksın aynı annen gibi !”
Annemi araya katarak konuşmamı sağlamaya çalıştı derdim Emirhan’ın mimiklerinden boş bulunup sinirle söylediğini bilmesem. Konuyu saçma bir şekilde anneme getirmese ölsem konuşmazdım onunla ama saçma sapan konuşması bendeki tüm ipleri kopartmıştı .
“Annem gibi şımarık ve bencil miyim? Annem ne alaka Emirhan . Sen kimsin de annem hakkında böyle konuşuyorsun. Haddini aştın iyice sen. Yeter ya git ne yapmak istiyorsan onu yap umurumda değil. Bir daha da annem hakkında düzgün konuş . Ayrıca annemin ne bencil ve şımarıklığını gördün orası da ayrı bir konu !”konuşmasına fırsat vermeden dışarıya adım atmışken tekrar önüme geçti . “Annem demek istedim ,senin annenle alakası yok . O bırakıp gitti her şeyi normala döndürttü bir şekilde ve şuan da sen de bunu yapıyorsun, niye ya niye ? Ortada hiç bir sebep dahi yokken ! O gün bir şey oldu anlayabiliyorum bunu sonra sen bu deli saçması kararı verdin . İkimizin vermesi gereken kararı , belki de konuşup çözebileceğimiz sorun-“
Şans bir kez daha yüzüme gülmüştü. Abimin erken gelesi tutmuştu . Emirhan’a cevap vermeden dahası konuşmasının bitmesini beklemeden abime doğru yürümeye başlamıştım .
“Kaç bakalım , nereye kadar kaçacaksın daha !” diye arkamdan konuşması abimin Emirhan ile merhabalaşıp “Nasıl geçti sınavın fıstık !” diye sormasına Ali abi “Sendeki de soru !!” demesiyle Emirhan bana bakmış ve ne diyeceğimi beklemişti. “Ayrıca siz mi bugün erkencisiniz yoksa okul bugün erken mi dağıldı!”
“Erken çıktım , sınava girmedim daha doğrusu çözmek istemedim soruları .! Abimden cevap beklemeden “Ömür hocaya abimle eve döndüğümü söylersin !” diyerek arabaya geçip abimin gelmesini bekledim.
İkisi de bir hayli şaşkınlıkla kalmış olsa da abim baş selamı verip “Sonra görüşürüz !” Diyerek şoför koltuğuna geçip isteğim üzerine arabayı çalıştırmıştı .
Bencil ve şımarıkmışım!!!
Bencil ve şımarık ?
Sevdiklerim için her şey göze alabilen bana karşı bu kelimeler fazlasıyla acımasızdı.
Okul bahçesinden çıkarken koşarak bize doğru gelmeye çalışan kızları görmemle Angels Girls grubuna girip “İyi olduğumu ve eve geçip mahalleye dönünce konuşacağımızı yazmıştım.
&
Uzun uzadıya annemle konuşmamızın ardından abim beni amcamlara bırakmak için arabaya geçmişti.
Annemden kocaman öpücüğümü almış kapıya yönelmişken “Başka bir şey var gibi Nazlım bana dahi anlatmadığın, bu yaptığın olabilir şey illaki fakat benden sakladığın bir şey olması ve bu şeyin seni bu hayli yıpratmış olması işte bu olamaz. Sınav bugün kötü geçer yarın bugünün telafisi olmaktan daha güzel geçer ama-“
Ard arda kornaya basan abimi görmemle tekrardan kocaman anneme sarılmış “İyice bir emin olayım sana her şeyi anlatacağım meleğüm.” tek söylediğim bu cümleden ibaret olmuştu.
Kapıya çıkar çıkmaz ayakkabılarımı giyerken fark ettiğim başka bir bedenin varlığı ile kafamı kaldırmamla onu gördüm.
Beni bencillikle suçlayan ...
Bu konuda anneme benzediğimi söyleyen .....
Beni şımarık bulan......
Emirhan Karabey!
“Nazlı konuşalım mı biraz ?”
Konuşmak dahi istemesem de yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek adına “ Hızlı konuşalım abim bekliyor beni dışarıda.” demiştim.
Kafa sallamakla yeltenip “Annen çok kız-“
Lafı ağzına tıkıp “Hangi annem ? Şu bencilliği aldığım annem mı ? Pardon da niye kızacak orasını da anlamış değilim. Emirr- Emirhan ..... Annem böyle şeylere takılmaz. Çok katı gözükür böyle konularda ama öyle değil. Ayrıca benim doğru bildiğim bir şey için kimsenin bana kızmaya hakkı yok, onlar ancak bana bana göre doğru olan yanlışsa doğruyu göstermeye çalışırlar. Şimdi kendini gereksiz sorumlu hissetmene gerek yok. Sırf bu yüzden benimle konuşma mecburiyetinde hissetmene de ! Görüşürüz .”
“Vallahi kafayı yiyeceğim ya, ne istediğini bir anlasam ! Vallahi anlamıyorum neyi isteyip neyi istemediğini . Ömür hocayla konuştum seninle ya da annenle iletişime geçeceğini söyledi. Ciddi bir şeyin olup olmadığı hakkında endişelendi ama iyi olsun sınavı ben ona sonra yaparım tekrar dedi .”
Cevap vermek yerine kafa sallamakla yetindim. Arabaya yöneleceğim sıra abimin isteği üzerine şarj aletini almak için giydiğim ayakkabıları tekrar çıkarıp şarj aletini alır almaz arabaya yöneldiğim sıra kızları görmemle şaşırmış olsam da “Neler olduğunu sonra konuşacağız !” bakışına maruz bırakıp onları , birlikte arabaya yöneldik.
Arabanın önüne oturmak için önden giden Ela’nın hızlıca geri dönüşü ve görüş alanımı kapatmaya çalışarak beni arabaya doğru çekiştirmesinden Beyza’nın sayesinde kurtulmuş ve Ela’nın neyi görmememi istediği şeyi görmemle bakışlarım donuklaştı.
Ayşe Emirhan’a sarılmaya yeltenmişken araya giren Rozer ile Emirhan kendini geri çekmiş ve tam o sırada göz göze gelmiştik.
“Ne alaka şimdi ? Bu kız niye burada ?”diye tırslayarak soruşum Batuhan , Rozet , Gökçen ve Ayşe’nin bize doğru yürüyüşleri ile cevapsız kaldı.
Kısa bir nasılsın , bizi çok korkuttun faslı geçince Ayşe’nin imalarına verdiğim kesin tavırlarla camdan bizi gören annemin bizi zorla eve sokmasıyla sabırlar diledim.
Ne kadar kaş gözden alamadığım verimi “Ben de abimi bekletmeyeyim artık !” desem de annem şarjı verip gelirim ben siz geçin ben geliyorum deyişi ile isteksizce eve yöneldim.
“Hoş geldiniz tekrardan, buyurun içeri !” diye yön vermemle annemin gelişi ve "Ben size bir şeyler getiriyorum hadi oturun siz !"diye söylenmesi çok sürmedi .
“Ayy vallahi çok korkuttun bizi Nazlı ya , dedim bir ara çok çalışmaktan beyni yandı ama kitap yüzü de açmadın acaba zor geldi de kaçmak için mi yaptın , Ay neyse güzel numara derdim böyle olduğunu düşünsem ama hastalık işte . Gerçi seni tanımasam Emirhan ile kağıtları değiştin derdim ama sen canını verirsin ama ne notunu ne sınavdan en yüksek alma hırsından vazgeçersin .”.
Sadece kafa sallamakla yetinmiş ve şuan saçma dakikaların bir an önce bitmesini için dualar etmiştim.
“Hakikatten korkuttun bizi Nazlı ya , ateş almış gibi çıkınca sınıftan . Sınav stresi sanırım olur öyle şeyler önemli olan iyi olman. “
Batuhan' a tebessüm etmekle yeltenmiş ve anneme yardıma mutfağa geçip annemle birlikte geri dönmüştüm .
“Seni de biz kötü bilirdik , merhametsiz bilirdik hatta benden nef-“ annemin ardı ardına öksürüğü ile ona su vermiş “Kısaca beni merak etmene şaşırdım. Gelmene gerek yoktu aslında okulda görüşürdük. “ annem ne kadar kaş göz yaparak bana “Ayıp kızım !” demeye çalışsa da en kibar şekilde konuşmuştum .
“Aslında Emiri görmek istedim daha ço-“
Ne , ne ,ne !
Aslında......
Emirhan’ı değil Emir’i......
Görmek istemiş daha çok.....
Vallahi kaşınıyor , sabır ki ne sabır !
'Emirrrrhan karşı muhitte oturuyor o zaman git gör benim de işim vardı zaten !”
Bu tepkim herkesi şaşırtmış olsa da Batuhan ne denli sinir olmuş olduğumu anlayıp atılacağı sıra “Görüştük de çok acil işi varmış!” deyişi ile daha fazla dayanamayıp meydan okur gibi “Aynen önemli işi vardı abimin , ders çalışmak gibi . Bir nevi adamına göre muamele!” deyişi ile ayağa kalkmış olan Ayşe ile hepimiz kalkmış ve dağılmıştık.
Herkesin uzaklaşması ile bizden Batuhan yanıma çevirerek adımlarını “Sen nereye hanımefendicim? “ diye sormasına tatlı bir göz devirmiş (ki bu herkese nasip olmaz )
“Emice oğluna ders çalıştırmaya gidiyorum, yoğum birkaç gün beyefendiciğim!”
“Şaşırdım ama senlik bir şey değil tabii. Seni tanıdığımı sanmıştım ama yanılmışım.”
Nedenini sorar gibi kaşlarım havaya kaldırdığımda “Notlar konusunda çok hassas olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım. Sen bildiğin çalışmak için çalışıyorsun Emir gibi !”
Emir demesi tepemi attırmış olsa da “Aynı şey değil ama neyse öyle diyelim !”
Abimin babamın oğlu olduğunu gösteren tavırlara bürünmüş olması ile hızlıca arabaya binmiş ve kızlara “Ne vardı sanki beni de bekleseniz !”Bakışı atıp kapıyı kapatmıştım.
&
Yol boyu sinirime hakim olmaya çalışsam da nafileydi Emirhan dan gelen mesajla irkildim. Abim yoklar gibi “Kim?”diye sorsa da “Nurgül yengemm olmadığı kesin.!” Dedim sondaki m harfini fazlaca uzatarak .
“Akşam gelip alacam sizi son kalanları halledeceğiz ona göre kızçeler! Demesi ile kafamı sallayıp mesaja baktım. “Seni görmeye gelmiş , evleri karıştırmış , bana da yarın ki biyoloji dersindeki quiz için soru sormak istedi kabul etmedim.”
“OKUNDU✔️”
Gelen bildirim seslerine aldırış etmeden telefonu cebime atmıştım. Fazlaca gecikmiş olmamla kızlarla konuşamamış kızları evlerine bıraktıktan sonra amcamların evinin yolunu tutmuştuk.
Gereksiz bir hoş geldin faslıyla içeri geçmiş Banu’yu aç olmadığıma ikna etmemle Ömer ile nelerden başlayacağımızı konuşmaya koyulmuştuk.
&(BİRKAÇ GÜN SONRA)
Günlerdir kafamızı dersten kaldırmamış olmama rağmen son girdiğim deneme sınavında bir tarih yazarak okul ikincisi olmuştum.
Kuzenimin sınava girmesine bir gün kala anneme sürprizini küçük bir kutlama ile yapmış bu sayede kuzenime moral günü ilan etmiştik.
Annem çok duygulanmış , gözlerinin içi bir hayli mutluluğunu yansıtmış olsa da bizi yorduğunu düşünmesi yüzünden yüzünün düştüğü anlarda abimin az kalsın kazıklanma hikayesinden , sevgili yenge adayımsız hiç bir şeyi yapmadığını anlatmış (tabii ki üsluplu bir şekilde yoksa abim canımı okur anneme kalmadan ) asılan yüzünü güldürmeye başarmıştım. Tabii aşk düşmanı ve abimin de benim yüzümden güya çektikleri çileleri anneme anlatmaları benim saçmalamalarımdan daha çok güldürmüştü herkesi . Babaannem her ne kadar “Ne gerek vardı bunca masrafa , Torunumun parasını har vurup harman savurmayın “ dese de sonunda “Ne iyi düşünmüşsünüz torunlarım övgüsünü bize ilan etmişti . Bize de değişiklik olursuna kadar konuyu bağlayıp anneme yardım etmeye geleceğine dair sözler dahi vermişti.
Annem adına herkes çok sevinmiş olsa da annemin içindeki burukluk geçmemişti . Halen daha bizi yorduğunu düşünüp üzülüyordu.
İşletmeyi kafe tarzı daha çok öğrencilerin rahatça ders çalışacağı , dinlenmek için bir kahve içmek isteyen kişiler için de dinlenebileceği ama öğrencilere daha çok imkan verebileceği bir yer halinde işletmeyi kararlaştırmıştı
Kutlama aile arasında olmuştu . Bunu bilhassa abim ve ben istemiştim. Her ne kadar Ali abiyi davet etmiş olsak da önemli bir işinden sebep bize katılamayacağını söylemiş ve anneme hayırlı olsuna daha sonra geleceğini söylemişti bize.
Banu başta kıskanır gibi olsa da tıpkı babaannem gibi daha sonra “Ben de yardım ederim sana abla , çok daha güzel işletiriz !” lafı annem tarafından onay alınca düşüncesi yerini annem adına mutlu olmaya bırakmıştı .
Karadağlar ve Karabey aşiretleri ile mümkün olduğunca yan yana gelmemeye çalışmış bu tavrım Zara Hanım ı kırmış olsa da gizliden annemle olan konuşmasına kulak misafiri olduğum kadarı ile “Bu aralar her şeye bir kulp buluyor Zara’m boş yere kırılma Nazlıya evde bize de kök söktürüyor şu ara , ergenlik işte üstelememek gerek!” demişti.
Onca yüzleştiğim kötülüğün adı ergenlik olmamalıydı ama annem ile halen daha konuşamamışken Ali abi hakkında öğrendiğim acı gerçekleri “Ne ergenliği ya!” dahi anneme sitem edememiştim.
Emirhan ile o günden sonra konuşmamış , attığı hiç bir mesaja cevap dahi vermemiştim. Okulda yan yana oturmaktan başka iki kelime etmiyorduk ikimiz de. Bu durum her ne kadar bizimkileri gerse de kimseden ses seda çıkmıyordu.
Bu ara kimse ile konuşmamak istememi kızlar anlayışla karşılayıp en azından şuan ki önemli olan odağım Ömer’in sınavı için iyi sonuç almayı umuyorlardı.
Fizik sınavı adaletsizliği önlemek adına tüm sınıfa tekrarlanmamış yalnızca düşük alıp da notunu yükseltmek isteyenler için bir fırsat olmuş ne kadar sağlık sorunu olduğu için gönlü el vermese de sınıftaki bazı kişilerin haksızlık adı altında hasta da olsam bu hakkın bana verilmesi ile sınav süresinin yalnızca bir dersin yarısı kadar olması istenmesi ile yirmi dakika olmuştu. Bu karar bizimkileri bir hayli ile germiş olsa da tam puan almayı başarmıştım.
Bütün günlerimi ders çalışmaya vermiş olmamın verdiği bıkkınlık ile deneme sınavına yirmi -otuz dakika odaklanamamış haliyle tüm soruları çözemememe rağmen sınavın başından sonuna kafasını sorulardan kaldırmayan Emirhan benden yalnızca 0.5 küsüratla okul ve sınıf birinciliğini almıştı .
Zorlamam ile bütün haftayı benimle beraber ders çalışmakla geçirmiş olan kızlara bu çalışma yaramış ve deneme de ilk 11 e giren adeta futbol takımı kurar gibi ilk 11 e girenler için ödül okulun kampa gidiş hediyesi ile son bulacak gibi duruyordu .
Tabii benim gitmemek için diretmelerim de şimdiden buna dahil olmaya başlamıştı.
Haftasonu Ömer’i sınava amcamla birlikte kuzen ve kardeş dayanışması ile götürmüş ve biz gelene kadar kahvaltı hazırlamak ve annem Banu’ya yardım etmek için babamla erkenden amcamlara geçmiş kahvaltıyı hazırlayıp bizi beklemeye koyulmuşlardı.
Sınavdan en geç Ömer çıkmış ve bizimkilerin tüm hayıflanmasına rağmen çıkar çıkmaz bana sarılmış ve “Bütün soruları çözdüm ablammm , bir soru bile boşum yok demişti.”
Ablamdaki m’nin uzamasını iyiye yorarak bir an önce sonuçları görmek istiyordum çünkü babaannem Ömer kazanırsa dile benden ne dilersen sözünü sıkı çalışmamızı görmesi ile kazanmasa da ne istersen yapacağız torunum diye değişmiş ama benim ikazımla bunu Ömer’e belli etmemiş ve Ömer’in her “Yoruldum !” deyişini “Bak babaannem dile benden ne dilersen dedi. Ve ben ondan öyle bir şey isteyeceğim ki sülaleye on beş yıllık dedikoduluk malzeme çıkacak o yüzden kır kıçını otur şurası da bitsin bende yoruldum yarın devam ederiz!” diye diye kandırmış ve fazla fazla çalışmıştık .
Birkaç gün sonra sınavın yaklaşması ile düşen modunu yerine getirmek için babaannemden ne isteyeceğimi söylemiş ve benim mola vermek istemelerimi bile bir yerden sonra reddeder olmuştu .
“Vallahi bilsem ben demeden ders çalışacaksın baştan söylerdim sana babaannemden ne isteyeceğimi!” diye takılmayı da ihmal etmemiştim.
Bunca dolu geçen günler birbirinden habersiz iki kardeşin bilmeden birbirine sevgi duyması kadar beni yorup yıpratmamıştı.
“Yaa abla kime sorabiliriz ki , Eylem ablam bile yapamadı heh bir de Berat abiyle birlikte çözmeye çalışmalarına rağmen!”
Bu soruyu bana göre hemen yapabilecek tek kişi vardı ama oturur yüz günde çözerdim soruyu ama oturup da ondan soruyu çözmesini istemezdim.
Soruyu Ali abiye atmış ve cevabını almıştım ama böyle cevabı video çözümünden de alabilirdim tıpkı abim gibi üst düzey anlatmıştı.
Bir ara sırf anlayabilmek için “Yakkışıklı beyefendiciğim az önce abime de söyledim mala anlatır gibi anlat lütfen diye , abim öyle anlatacağım diye soruyu nasıl çözdüğünü unuttu . Bence sen unutmadan anlayabilirsin , ha ne dersin? “ lafıma ikaz etmiş.
“Cimcime cadılaşma azcık !” diye uyarması ile Ömer “Abi beni değil kendini kastediyor az önce dedim niye öyle diyorsun dedi ben anlarsam sen de anlarsın benim anlamam için de mala anlatır gibi anlatmaları lazım çünkü dersin adı kimya? Yani anlayacağımız Nazlı ablam ve kimya ...... Allah birazdan benim yardımcım olsun. Sırf kimya çalıştığımızı unutmak için bana 500 soru paragraf çözdürmese bari!”
Ali abi ne kadar anlatsa da kafama tam oturmamış ama onun bininci anlatışına hürmeten anladığımı dile getirmiş ve “Ömer’in görmediğimi düşüncesi ile Face time aramada Allah yardımcım olsun edaları ile telefonu kapatmıştık.
Benim canım kuzenim anladığına ikna etmeye çalışmaya çalışsa da beni benim gibi anlamadığını anlamış ve bunu de dile getirmiştim. Heyecanla yanımızdan ayrılan Eylül ‘ün “ Tamam Emirhan abi ben şimdi telefonu vereyim ablamla ,Ömer’e sen anlat!” demesi ile kadrajdan çıkmaya çalışıp “Ben ne alaka kızım ? Vereceksen Ömer’e ver !” deyişim babaannemin atılıp “Ay oğlum vallahi anlarlarsa benden mutlusu yok. Nazlı’m normalde her soruyu çözer ama çok çalışmaktan bunu çözemedi gibi hissediyor oysa çözdü yani!” demesi ile “Övüyon mu , sövüyon mu babaanne edası ile babaanneme bakmış Ömer ‘in Emirhan ile konuşmasını dinliyordum.
Yalnızca Rozer’e selam vermiş ve kenara çekilmiştim ve tabii Ömer kadraja girince Rozer yok olmuştu adeta .
“Nereyi anlamadı Ömer ?” diye sorusuna Ömer “Abla nereyi anlamadık diye sormasıyla “Ablacım sorunların mı var senin , ne bileyim ben sen nereyi anlamadın ?” dememle “Ay abi vallahi ben hiç bir yerini anlamadım dedim ablama sorayım bari onun anladığı kısımları bir daha anlatıp zahmet etme ama anlaşılan o da hiç bir şey anlamamış !” demesi ile sabır çeke çeke üflemiş ve kamerayı önümden ittirmiş ve odak noktasını yalnızca Ömer yapmıştım.
Soruyu anlayamama nedenimiz tam bir fiyaskoydu .
Sorunun formülü olan denklemin soruda bulunmamış olduğuydu . Tabii Ali abi ve abim bunu bildiğimizi düşünüp direkt formülle anlatması ile soruyu iyicene anlayamamıştık.
Herkesin odak noktası olmamızın verdiği gerilim ile “ ama ben Ali abiye ve abime mala anlatır gibi anlatın dedim “ diye savunma yaparak Ömer ‘e çözmek için 150 kimya sorusu armağan edip kitap okumaya koyuldum.
Anlamadığımız yer var mı diye teyit etmek isteyen Emirhan ‘a babaannem bizi rezil etmekten geri durmamış kötü kötü bakışlarıma aldırış dahi etmemişti. En sonunda “Olur öyle şeyler Nazlım 11 saattir ders çalışıyorsunuz diyerek güya durumu kurtarmış ve telefonu “Annenlere selam söyle oğlum diyerek kapamıştı.
&
Sınav sonucunun açıklanmış olması gerekirdi tam iki saat önce ama Ömer’den hala ses seda yoktu.
Sonuç beklediği gibi gelmemiş olamazdı ! Diye düşünmeden edememiş bir an önce öğrenmek için okul çıkışına saat sayar olmuşken öğle arasının bitmesine tam on yedi dakika gibi bir süre kalan elinde okul evrakları ile sınıfa giren emice oğlunu görmemle yüzümde adeta güller açmıştı .
Sanki telefonum kutuda değilmiş gibi aramadı diye fırçalamama “Akşam bizde kutlama yemeği var abla güya teselli yemeği seni kandırmaya çalışacaklar babama tuvalete gidecem diye kandırıp yanına geldim çok oyalanmadan gideyim “ diyerek tekrar sarılarak yanımdan ayrılırken Emirhan ve Rozer’e selam vermiş kızlara yakalanamamanın verdiği mutlulukla sınıftan çıkmıştı . Tabii salak çıkana kadar Rozer ile bakışmasaydı iyiydi ama Emirhan başka bir şeye takılmış gözüktüğü için bu durumu fark edememişti.
Rozer ile göz göze gelmemizle “Rozer’in saçma sapan gözünü kaçırması ve abisine söyleyip söylemeyeceğimi anlamak ister gibi tekrar yüzüme bakmasıyla “Rozer’den makas alarak gülümsemiş ve adeta böyle bir şey düşündüğü için kırılma edası ile hava almak adına camını açmak için öğretmen masasına doğru yürümüştüm.
Her şey yolunda diye şükrederken sınıfa korku ve büyük panikle giren Ela ve onu sakinleştirmeye çalışmaya çalışan Süsen ile tüm dikkatimiz onlara kaymıştı.
Ders beden olmasının verdiği rahatlıkla sınıfta yalnızca üçümüz vardık fakat Ela ve Süsen’in girişini Batuhan ve Gökçenin de takip etmesi ile “Ne bu telaş Ela ?” diye sıkkınca sormamla direkt “Nakli onaylanmış ya!” demesiyle üçümüz bir birimize bakmış “ Bu çocuğun da ağzında bakla ıslanmıyor , açıkçası siz yoksunuz diye rahat sanmıştım ama demek ki sizden de gizlemeyecekmiş!” lafıma şaşırıp “Nasıl yani “Can size de mi haber verdi ?” konuşmamıza şahit olan yalnızca su içmek için sınıfa giren Beyza’nın hiddetle Ela’ya “ Yok artık siz onunla mı konuşuyorsunuz?” deyip öfkeyle sınıftan çıkacakken önüne geçip “Salak salak konuşma Beyza ben Ömer’den bahsediyorum bu geri zekalı da Can’dan. “ dememle kaşları havaya kalkarak “Ömer ?” diye sormuş bu konuşma ile Ela sıvışmaya çalışsa da aynı anda kolundan tutmuş ve “Sınavı kazanmış !”demekle yetinip Ela’ya dönmemle “Beyza , Nazlı kuşuma da dedim pişmanmış ve sizden özür dilemek istiyormuş . Ayşe bizi kandırmış ve o da suçsuzluğunu kanıtlayamadığı için ve bizim ona inanmadığımız için bize kır-“ bu konuşma sonunda Ela ya tokat atmak için Beyza elini kaldırmış kimsenin böyle bir şeyi beklemediği için şaşırması ve Batuhan’ın Beyzaya çıkışmasına rağmen “Uğraşma şu midesizle.” Diyerek kırıcı da olsa konuşmuş ve tokata engel olmayı başarmış Beyza ‘ya “Benimle de konuşma!"dememle ağlayarak sınıftan çıkmıştı. Ela’nın “ben sadece Ayşe’nin bize oynadığını söy-“ lafını tamamlamadan “Senin inanman senin aptallığın Ela kusura bakma ortada kandırma yoktu ama Beyza’nın yaptığını ikimiz de hak etmiyoruz !” demekle yetinmiştim.
“Bu ne ya anlamadan dinlemeden bu tavırlar üstelik bize karşı , gerçi sen o tokatın daha okkalısını hak ediyordun ama neyse.” Lafıma bitirmemle “Sürekli yaptığın bir şeyi başkasına yapınca niye yadırgıyorsun ki Nazlı !” demesine göz devirmiştim Emirhana “Bilmediğin şeylere karışmayı ne çok seviyorsun!” dememle hepsi Bluetoothlanmış gibi “Söyle de bilsin, bilelim.” Demesiyle “Derse geciktik deyişimle koşar adım derse alınmayacağımız beden dersi için spor salonuna geçtik.
Birinci sınıf bebesi gibi adeta tek ayak üstünde durma cezası gibi 40 dakika boyunca ayakta kalma cezası almış ve yan yana dizilmiştik. Sınıf defterini alma görevini yerine getirmem için sınıfa çıkarken tuvalet izni alan Emirhan arkamdan koşar adım gelerek bana yetişerek bana oldukça içten bir şekilde sarıldı.
Bu da neyin nesiydi?
Bir türlü anlam veremesem de sarılmasına sert bir tepki vermedim. Onun da susmaya hiç mecali yokmuş gibi hemen lafa atıldı .
“Hiç mi yok bir şansımız ?”
Bu soruyu bana sorarken günün birinde beni kaybedeceğini bilip de kabullenememe edası da neyin nesiydi?
Bazen dil sussa da gözler konuşurdu!
Tıpkı Emirhan’ın şuan da bile oldukça saçma bir şekilde günün birinde konuşacağını düşündüğü o konuşmayı şuanda erkene çekerek konuşmuş olması gibi.
Dili şimdinin için için kelimeler dökse de gözlerindeki derinlemesi acı bana bunu hissettirmişti.
“Emirhan konuşmak is” lafım ağzıma tıkılmış “Niye ya niye ? Düşünüyorum başka bir-“ ihtimali bile onu delirten cümleyi kurmamış “Neyi bilmemem gerekiyor ki tek kalemde bitirdin her şeyi !” benden bir cevap beklemesine rağmen tek bir cevap vermedim . Zaten o da bir cevap alamayacağını bildiği için cevap vermem için beklemiyordu. “Sen yorulma ben söyleyeyim, abim hakkında bir şeyler öğrendin ve bunu öğrenmeyeyim diye korkup beni şutladın, kalıp savaşmak veya yanımda olmak yerine ilk vazgeçtiğin , kurtulmak istediğin kişi ben oldum !” lafları canımı acıtıyordu artık “Korkmak ? “ diye sorup derince bir nefes alıp devam ettim “Beni bu kadar da tanıyamamış olman ...... Evet korktum belki de ama sevdiğim çocuğu sevdiğim haliyle kaybetmekten ama neyin farkına vardım biliyor musun Emirhan ? Onlar , Karadağ'lar kızlarını bulunca, bir savaş başlatırlarsa ne olacak ? Hadi bunu geçtim büyüyünce sen ağa mıdır ne ondan olunca ne olacak ? Ya da sevdiğin birine zarar gelince elini rahatça kana bulamak istediğinde ne olacak? Eline sil- “ Lafımı tamamlamaya içim el vermeden “Ben seni böyle görmeyi kaldıramam, haklı da olsan seni acımasız biri olarak görmek .....!” kaçıncı lafımı tamamlayamamışken Emirhan adeta “Ben öyle biri miyim senin gözünde?"diye bakıyordu?”
Bu sefer ben fırsat vermedim onun konuşmasına “Kardeşinden almak isteseler intikam ya da başka şeyler ..... “ Konuşmam onda bizi bitirmek yerine “Son söylediğin hariç istemediğim birine dönüşmem Nazlı ama son söylediğin için illa aşiret olmak lazım değil. Bunu her abi yapar konu kız kardeşi olunca. Ağalık , aşirette umrumda değil anlamıyor musun? Senin olmadığın bir hayat kurmak istemiyorum bunu da aşkımı görmek istemediğin gibi bir zamanlar görmeyecek misin ?”
Anlamıyordu beni “Senin yapacak olmanla birlikte seni buna mecbur bırakmalarından korkuyorum Emirhan. Sinirlendiğindeki öfkenden , gözünün hiç bir şeyi görmemesinden..."
Derince bir nefes alıp “Ne duydun o gün ? Ne duydun da bu kadar şeyle yüzleştin kendince? Söz veriyorum sakin kalıp bir çıkar yol bulmaya çalışacağım. “
Beni kandırıyor gibi bir hali yoktu gayet ciddiydi ama şuan beni kaybetmek istemiyor diye sarf ettiği cümlelerin geçici hevesine kapılıp bir facia başlatamazdım.
Şaşkınca kaşlarını havaya kaldırıp “İnanmıyorsun bana ? Seni kaybetmek istemediğime de mi inanmıyorsun ?”
Uzunca bir süre sessiz kalsam da bakışlarımdaki korkuyu tekrar görmek istememek için bana bakmamaya çalışsa da başaramamış “Ne yapayım bana inan diye öleyim mi ?” diye sorması ile sertçe dirsek atmıştım karnına. Bunu beklemiyor olacak ki “Yani inanmıyorum ölebilirsin mi demek bu!” demesi ile “Çıkışta birlikte gidelim eve konuşalım sınıf defterini alıp geliyorum bende .”
~ÖMER ALİ FERMANOĞLU ~
Evden çıkışımızla birlikte peşimize adam takmış dahası Mertle ayrılmamıza rağmen adamı hala peşimdeydi .
Kırmızı ışıkta durmamla birlikte araba camıma biri sert bir şekilde açmam için vurmuş ve “Berat Karadağ seni Ataşehir ‘deki MA BELLA kafede bekliyor. Yarım kalan bir hesaplaşmanız varmış tamama erdirmek niyeti.” Mesajını iletip yok olmuştu Berat’ın adamı.
Arkamdan çalan ard arda korna sesi ile kendime gelmiş ve istikameti hemen hemen 15 dakika sonra varabileceğim kafeye çevirdim. Yarım kalan hesaplaşma ......
Ve bu hesaplaşma bir kafede ?
“Karadağ yine neyin peşindesin ?”
Bu kafenin yol üzerinde olması bana tamı tamına yarım saat park yeri aratmış olacak gözüyle bakarken mekanın arka cephesine ilave edilen park alan ve valeleri görünce arabayı valeye verip mekana girdim .Mekana girdiğimde mekanın ağzına kadar dolu olduğunu görmemle koca bir kahkaha patlattım .
“Ah Karadağ Ah . İki adama dövdürttüm diye bir de bana vicdan yaptırdın. Benim için bir kafe dolusu adam tutmana gerek var mıydı? Hayır boşa masraf bunların hepsi?”
Gelişim ile ayağa kalmış ve “Hayal dünyan çok geniş Fermanoğlu ! Alt tarafı üç beş masa benim adamım geri kalanlar müşteri , mekanımdaki müşterilerime rahatsızlık vermezsen sevinirim yalnız ona göre !”
Tam bir ruh hastası olmalıydı Berat Karadağ!
“Dur tahmin edeyim , onunla ilk yüz yüze sohbetin bu mekanda oldu diye mekanı aldın? Bana aşık olduğunu söyle-“ lafımı tamamlamadan elleri yakama yapışmış bir vaziyette “Oğlum dua et mekan daha yeni üzerime geçti de içerideki tek tük müşteriyi bana yakışmadığı için kapı dışarı etmedim . Ama bu değildir ki buradaki adamlarıma o canını almaları için geri dururum.!”
Bu ergen ne saçmalıyordu yine ?
“Ne diye ağırlamak istedin beni yeni mekanında , hayır bilsem alır almaz beni ağırlamak istediğini elim boş gelmezdim . Bir dahaki sefere artık!”
Cevap vermek yerine masayı göstererek oturmamı istese de oturmayınca oturmak için çektiği sandalyesini gerisin geri yerine itekledi .
“Ne zamandan beri tanışıyorsunuz Eylem ile ? Oğlum bak adam gibi çağırdım seni ay pardon ağırlıyorum seni sen de adam ol doğru dürüst cevap ver !” cümlesi gülmeme neden olsa da “Adam gibi ağırlamak ve sen görgüsüz ,cevap vermezsem doğru dürüst ay pardon yani istediğin dahası duymak istediğin cevapları vermezsem ne olur merak etmedim değil! İlk soruna cevap vereyim o zaman ama bir dakika mühlet alarak . Malum benim matematiğim hiç iyi değil de bir hesaplayayım. “ ellerim ile çileden çıkarmak ister gibi sayarken “On -on beş yılı olması yeter mi senin için ?” sorumla yerde olan gözü yüzüme hizalanmış olsa da “Ne vardı aranızda bu süreçte?”
Bu kendini şehzade falan mı sanıyordu? İlk defa hak etmese de insanca bir cevapla “Senin Eyleme hissin sevgi değil takıntı farkında mısın ? Reddedilme takıntısı. Aksi olsa ben sana biz evliydik boşandık desem bile Eylem bir alakam yok demesiyle senin benimle bir alakanın kalmaması gerekti . Seviyorsan bile oğlum güvensizliğin olduğu yerde aşk meşk olmaz bırak sen bu şimdi sevda diyeceğim sevdayı kirlenmiş olacağım .”
Bunca lafımdan sadece “Biz evliydik boşandık !” lafıma takılı kalmıştı.
Az önce silkeleme edası ile vura vura bıraktığı yakama yapışıp “Sen hiç sevilmediğin ve sevilmeyeceğin gibi benim bu kıskançlığıma beyninin basmaması gayet normal , vallahi çok sıkıldım senin şu imalarından . Neyse o ağzındaki baklayı çıkar artık yoksa aksi ikimiz için de hoş olmayacak ! “ cevap vermemem onu delirtmiş “Sevgiye aç büyümüş birinden ne beklersin ki zaten sen anca başkalarının yaşadığı mutluluklara ukde ile haset edersin!”
Aklınca beni çileden çıkaracaktı ama onun sevilmediğimi iddia ettiği o dakika telaş içinde kafeden çıkmaya ve taksi bulmak için içerideki vale ile konuşmaya başlayandan başkasını benim gözüm görmüyordu.
Başka zaman olsa belki de Karadağ’ı bu mekana gömerdim ama şuan ki tek odağım o bir çift gözdeydi.
~BERAT KARADAĞ~
Ne yaptıysam bana istediğimi vermemesi ile babama ve daha da önemlisi anneme söz vermiş olsam da onu bir daha sevgisizlik üzerinden vurmayacağım diye damarına basmaya çalışarak konuşmama rağmen ne ellerimi ne yakasından silkeliyor ne de bana bir cevap veriyordu.
Gözlerinin odak noktasını kaçırmış olmam beni iyice öfkelendirmiş olsa da az önceki mahmurluğu üzerinden atıp yakasını elimden kurtarmadan “Onun burada ne işi var ?” diyerek kısık sesle beni itekleyerek valeye “Hemen aracımı getirin!” diyerek kapıya yönelmiş , beni dahası ona seslenişlerimi dahi duymamıştı.
Öfkem iyice çileden çıkarmıştı beni . Adamlarıma takip emri vererek peşine takıldım. Belki de aklınca beni pusuya çekecekti .
Yanılmıyorsam öndeki taksiyi uzunca bir süre takip etti ta ki peşinden ayrılmayacağım bilip de çağırdığı adam takibi devralana kadar .
Üst üste yaktığım selektör onu durdurmamış aksine hızını arttırmıştı. Son dakika hızlı bir manevra ile onu sollamış ve aracımı önüne kırmıştım . Halen daha beni pusuya çekeceğini düşünüyordum çünkü yanılmıyorsam şirkete gitmek için ne kadar kestirme yol varsa kullanmış tüm dar yolları 100 km hızla geçmişti . Adamlara taksiyi takip eden aracı takip emri vermiş ve teke tek hesaplaşmanın doğruluğuna karar vermiştim. Kim kaybedecekse bir an önce kaybetmeli ve kazanan yoluna bakmalıydı .
“Ne var Allah’ım cezası, manyak ne istiyorsun oğlum ne? Ne aldın takibe kaçıyorum sanki ruh hastası . Sana en başında gelip söyledim düşman olmamıza rağmen söyledim senin o sakat beynin bir şey almıyorsa ben ne yapayım Eylem ne yapsın ? Allah’ım sabır ver ya Rabbim ya!”
“Bir şey mi oldu , kimdi o takibe aldığın ?” konuşmasına beklemediği şekilde cevap verince derin bir nefes almış “Önemli biri değil hayatımı mahvedenlerden biri sadece de sana ne ? Sevgisizliği hak eden birini bu kadar düşünmemelisin !” susmuş derin bir nefes almış ve konuşmama fırsat vermeden devam etmişti .
“Bak bu dünyada en kıymet verdiğim kişi annemdi. Üzerine yemin ederim ki aramızda bir şey yok hiç olmadı olmayacak da . Kardeş gözüyle baktığım birine yan gözle bakmam , yeter düş yakamdan. Bak gerçekten son raddemdeyim artık ikimiz için acı sondan başka bir son kalmadı. Benim olmama gerek de yok ama sen Eylem’i kaybediyorsun zaten bu yaptıklarınla. Sana yolladığım nota gelince de Eylem itiraf etti diye düşünüyorum notta yazan her şey kelime kelimesine doğru. Daha da bırak peşimi. Sana karşı ne sabrım ne de merhametim kaldı çünkü . O günkü işi bitirmediysem bunu Eylem için yaptım ama bir hatır bir kere sayılır bir dahası olmaz!”
Bu kadar itirafı beklemiyordum ama Ali’nin bu denli mahvolduğunu da ilk defa görüyordum. İçindeki binlerce çatışmanın yalnızca birini bu gün azat etmişti ama içinde anlamadığım büyük bir savaş kopuyordu .
Arabasına doğru yol alırken etrafımızı sarılması ile aynı anda “Senin işin mi bu ?” der demez cevabımızı arabadan inen Erkuran aşiretinin herkesten sakladığın varisi ile şaşa kaldık .
“Berat , Berat şimdi seni benim elimden sağ kim kurtaracak ? Ama korkma işini halledip üstüne yıkacağımız kişi hali hazırda ! Adından çok soyadı ile övünen aptal Fermanoğlu’nın da yaptığı tek doğru şey, senin işini parasını benden alan adamlarıma yaptıracağım. “
Konuşmama dahi fırsat vermeden arabası ile toz olmuş ve adamlarını üstüme salmıştı. Ali’yi gören bir adamı “Ali bey sizin bizde korunma hakkınız var lütfen yolunuza gidin!” demesi ile Ali'ye “Git !” manasında işaret versem de “ O bana az önce aptal gibi bir şey mi dedi ?” demeyi ihmal etmeyip “Size can güvenliği vaad ederek ikilemenizi söylüyorum aksi hiçbiriniz için iyi olmaz !’ diye adeta kükredi.
~ALİ FERMANOĞLU ~
O itin beni görmemesi tam bir rezillikti . Berat’tan o kadar korkuyordu ki yalnızca söyleyeceklerini söyleyip mekan yoklaması dahi yapmadan toz olmuştu.
“Bu kadar tenha sokak kullanan beynimi öpeyim!” Diye kibarca kendime küfretmiş ve Berat ne kadar bana git dese de 11 adamla onu yalnız bırakmamış ve sanki kurtarabilecek gibi dayak yemeye razı gelmiştim .
Sevgiden değildi , merhametten de hiç olmamalıydı ama vicdan fazlaca olmalıydı. O gün ne kadar beni kışkırtmış olsa da asla yapmayacağım bir şeyi yapmış adamlarıma onu tutturmuş ve onu öyle dövmüştüm.
Tek iken de gelebilirdim galip kuşkusuz annemin arkamda bir babanın olmadığı gerekçesi ile bana aldırmış olduğu o savunma dersleri sayesinde ama o gün gözüm dönmüştü ve bu avantajıma rağmen haksız kazanç sağlamıştım .
~BERAT KARADAĞ ~
Ali’ye gözümün takılması ile şaşmadan edememiştim “Tek seferde dört adamı indirmiş olması !” beni epeyce şaşırmıştı.
Ne kadar ikimiz de güçlü de olsak çok fena dayak yemiş yere yıkılacak vaziyetteydik . Yetmez gibi arabam gasp edilmişti . Ali’nin “Berat torpido da silahlar var !” diye bağırıp “Bu hariç diğerleri TÜRK değil . O itin işini hallettiği yabancı uyruklulardan olmalılar bir şey ötemezler ama bunun kaçmaması gerek !” demişti.
Silahın varlığı ile söylenmeye başlayacakken “Bilsen ne olacaktı kafalarına mı sıkacaktın? “diyerek isminin Anıl olduğunu öğrendiğim adamı iki adam zor durdururken silahın arkası ile Anıl’ı bayıltması ile ikimiz de yere yığılmıştık.
Telefonum yere düşmenin etkisi ile çalışmıyordu zaten kısa sürede yediğim dayaklar ile kolumu kıpırdatacak halim de yoktu . Ali oturmak yerine telefonundan Efe ‘yi aradı .
&
Bu çocuk bana ne zamandan beri bu kadar zeki gelmeye başlamıştı .
O halde bile planı kurmuş ve Efe’ye Anıl’ı aldırtmış ve direkt 112 ‘ye durumu bildirtmişti.
112 ve polis buraya gelene kadar benim niye bu itlerde can güvenliğim var kafayı yiyeceğim “ diye sövmüş ve benim gibi yere uzanmadan arabamdan atılan eşya ve silahları kendi arabasına koymuş bir sarhoş misali olduğu yere yığılmıştı.
Tabii yığılır yığılmaz “Ne istiyorlar senden ?” diye sorusuna bakışımla cevabını alıp “ Bir daha da korumasız adım atarsan seni gebertirim!” deyişi ile anlamsız bakışıma “Sana güvenip korumaları def ettim başımdan da ondan !” deyişi ile siren seslerinin yaklaşımıyla önce Ali’nin sonra benim şuurlarımız kapanmıştı adeta. Bilinçlerimiz ne kadar açık diye gözükse de ikimizde kısa bir an da olsa durduk yere yaşadığımız olayı anlamlandırmaya çalışıyorduk.
Kimsesizlik onu bu kadar gaddar olmaya mecbur bıraksa da ne kadar özür dilemeyip alaya vurmuş olsa da bana yaptığındaki pişmanlık yüzünden ki bence pişmanlığı olmasa da beni yalnız bırakmazdı . Dayak yiyeceğini bile bile benim yüzünden kendini riske atmış ve pişmanlığını haykırır gibi adeta arkamı kollamıştı .
Ona karşı vicdansız olan bana bu çok fazlaydı ?
Acısını alaya alan biri olduğunu anlamam bu şekilde acı olmamalıydı. Savaşı o değil ben başlatmıştım bencilce ve o arkasında göremediği baba desteği ve kollaması yüzünden böyle birine dönüşmüştü.
Hata yapan bendim , hata yapmasına yol açan da bendim . O elinden çocukluğu çalınan bir çocuktu ve ben bunu onun yüzüne bir ayıp gibi vurmakla zevk almıştım.
O ise aldığı alayların vadesi dolunca benim canıma musallat olmuştu .
İkimiz de hatalıydık ama bana doğruyu gösteren anne babam olmuşken o kendi bildiği doğrular ile yaşam sürmüştü .
Bana yaptığına köpek gibi pişmandı aşiret toplantısında ölmemi beklediğini istemesini dile getirmesine rağmen.
Bu savaş bitti Ali.....
Bencilce bir yola girmeseydim ve seni de bu savaşa zorlamasaydım aramızda bu kadar su buz tutmazdı elbette ama bilemezdim ki senin acı ile başa çıkma şeklinin alay ve umursamazlıkla son bulduğunu...
Canımı acıtsa da sözleri doğru ile buluşturmuştu beni Nazlı’nın sözleri . Aynı durumda olan ya benim kardeşim olsaydı ne olacaktı ? Belki de öyleydi ........
Düşüncesi bile ızdırap vericiydi....
Bu savaşın bittiği gibi kardeşimle olan kayıp savaşının da bitmesi için Allah’a yalvarmıştım bilincimi açık tutmaya çalışmaya devam ederken .
İkimiz de aynı derecede dayak yememize rağmen Ali kendini toparlamış kısaca olup biteni anlatmıştı tek bir farkla yaşar mıyız diye düşündüğümüz sıradaki ikimizin de o şerefsizi yakalamak için kurduğumuz ve oynayacağımız oyunun ilk perdesini oynayarak.
Benim için kendini ikinci kez tehlikeye atma pahasına .
&
Sağlık durumu önceliği ile önce hastaneye getirilmiş ve şansımızın bize sunduğu hediye ile Eylem ile ikimiz de bu şekilde karşılaşmış ve bu halde bile azarımızı yemiştik.
“Kafamı ağrıttın yine kes ya !” diye Eylem’le konuşması Eylem’in pansuman için malzemeleri ayarlamaya başlaması ile son buldu .
Korku dolu gözlerle “Polis niye var !” diye sormasına “Yolumu kesti bu dangalak dayağını yiyip oturmak yerine şikayetçi olduk birbirimizden oldu mu var mı başka sorun tedaviye başlaman için bir an önce varsa sor ki bayılmayalım şurada ikimiz de !”
Öfke ile soluması ardından gelen doktor ile birlikte bizimle ilgilenmişti.Doktor kontrolleri bitmeden sanırım uzunca bir tedavi sürecinden geçtik ki babam , dedem ve bizimkiler , Ali ‘nin dedesi , teyze ve anneannesi buradaydı!
Dışarısı tam bir cehennem gibiydi.
Dışarıdaki memurlar “Sessiz!” diye uyarısını yapmış ve anladığım kadarıyla dedemin araya birini sokması sonucu bizi görmek için içeri gireceklerdi.
“O polis ya sizi satarsa , ne olacak ? Niye kendini tehlikeye atma pahasına size yardım ediyor ki ?”
Eylem’in korku dolu bakışı ile sorusuna “Arada dedem de olacak Eylem sıkıntı çıkmayacak, Ali bir beyninin olduğu göstergesi ile güzel plan kurdu . Eğer biz direkt o iti ifşa etseydik bir dahaki sefere ben mezara , o da mapusa girecektik.”
Son cümlem onu darma duman etse de “Siz barışşşşşşş , yok artık ben nasıl anlamadım , siz barıştınız mı ? Allah’ım ya barışmak için dayak mı yemeniz gerekiyordu. “
Eylem’in konuşmasına Ali göz devirmiş ve “Dayım halledemezse dedemleri devreye sokacağız Eylem çeneni tutarsan sevinirim!” demesiyle son anda dirsek yemekten kurtulup “Ne o dayak yemek sen de çene yapmış Ali ?” demesine “Ya da senin ihanetin de çenemi açmış olabilir iyi düşün karar ver ! Onu buraya çağırmış olmana inana-“ neyden bahsettiğini merak edip sormaya yeltenmem içeri giren annemlerle son buldu .
Annemin korku dolu bakışı yanına Ali’ye öfke dolu bakışa bırakmış olsa da hayıflanma edaları şuan için daha baskındı. Odaya yalnızca üç kişiyi almışlardı annemi babamı ve Ayşen teyzeyi .......
Annem kinini kusmaktan geri durmamış ve elinde olsa “Ali'yi bir kaşık suda boğacak!” gibiydi .
Dedem ve Ali’nin dedesinin de araya girmesi ile herkes içeri girmişti .
Annem, babam , dedem , Ayşen teyze , Ali ‘nin dedesi ,Ege , Efe .
Ali’nin dedesi Ayşen teyzeden sonra Ali’ye sarılır sarılmaz “O silahlar bizden düşmanlık bitecek diye alındı Ali , bu mu bitmiş hali düşmanlığın?”
Ali cevap vermek yerine biten serumunu ustalık ile kapatmış ve damarına hava gitmesini engelmiş dedesine bakarak konuşmaya geçeceksen annem “Sen benim oğlumdan ne istiyorsun ? “ diye atılması ile Ali gocunmadan “Canını !!” demesiyle benden yediği ikaz niyetli yumrukla “Valla adam öldürüyorlar diye bağırırım görürsün !” diyerek “Ben sana düşmanlık bitti demedim dede , ortadaki suçlar aynı silah cezasına gerek yok dedim , Mardin ‘de olmadığı için silahını vermek için onun da silahını aldım hepsi bu ! “ lafını bitirir bitirmez az önceki halinden eser kalmayacak şekilde ciddileşmiş ve bana bakarak “ Bizim aramızda bir kavga olmadı , ne o bana saldırdı ne ben ona gerçi bu sefer ben sana saldırsam tahtalıköye giderdin de orası ayrı !”
“Ali!” Yediği ikaz ile susup lafı bana devretmişti.
Madem ciddi mesele olmasına rağmen alay ederek anlatıyordu karşılığını alacaktı benden . “Yani susayım susayım diyorum Fermanoğlu ama olmuyor , yav gittim yeni aldığım mekana ilk seni ağırladım habersizdin diye eli boş geldin bir şey demedim ama hala düşmanlık bitmedi diyorsun olacak iş mi bu yaptığın? “
Benden bu tepkiyi beklemiyor olacak ki şaşkınlıkla ellerini saçına daldırıp “Ne diyorsun?” bakışı sonrası konuşmamıza fırsat vermeden dahil olmalarına rağmen laflarını bölüp “ Davetiyesiz çağırırsan böyle olur , ama dedim ben sana bilsem elim boş gelmezdim diye ağam , ne bileyim sizin İstanbul’da ev arsa alma peşinde olduğunuzu. Ama alınmadım değil insan gider tanıdık yerden alır ben duruken başka muhitlerin alış satışını yapıyorsun!” bizim bu tavırlarımız hepsinin sert sesi ile son bulmuş olsa da Ali lafı devraldı “Erkuran itlerinin yanındaki benim güvencem ne dede ? “ sorusu ile dedesi ve nenesi korku ile birbirine baksa da dedesi hemen eline telefon almaya yeltenmesi ile Ali’nin öfke dolu sesi ile durdu.
Öfkesinin bir diğer muhatabı annemken “Bugün oğlun mezara ben de muhtemelen bir kaç güne hapse giriyordum !” deyişi ile gözler bana dönmüş olmasıyla her şeyi en ince detayıyla anlattım .
Dedesi öfke dolu sesi ile “Bunun hesabını verecekler!” demesiyle “Berat’ı bilmem o kendi belasını kendi çekiyor üzerine ama ya o itin oğlunu bize vereceksiniz aşiretin haberi dahi olmadan ya da aşiretin gözü önünde ikimiz de kan akıtırız siz de oturur izlersiniz.” demekten de gocunmamıştı.
Annemin “Senin bundan çıkarın ne ?” diye sorması ile Ali “O şerefsizlerde can güvenliğim niye var bu birinci çıkarım. Yapmadığım bir şeyde piyon olma sebebim ikinci çıkarım !” herkesle tek tek göz göze gelip “Tekiniz bir haber uçurun o zaman olacakları izleyin ! “ tehditleri ortamı germesi ile planımızı anlatmış ve sadece canıma kast ettiklerinin hesabını sormak için anlaşmıştık .
Dayısının sahte belge hazırlaması işin en önemli kısmıydı anneme göre . Birbirimizden şikayetçi olmuştuk güya ama ikimiz de güvenli bir şekilde planın içindeydik .
Dedesinin ısrarla şüphelerine “Beni yalnız bırakmadı ,yoksa Ali’yi karşı olan bir şey yok !” dememle babam benim olayları alakamı sormuş Ali’nin dedesi de “Gözünü korkutmak pahasına da olsa torunumu ne cürretle seninle olan hesaplarına katarlar.”
Gün sonunda planımızı takır takır işlemiş olsa da dedesinin garip tavırları ve Ali ‘nin babası konusundaki gizem onun şüphelerini halt sahaya taşımıştı .
Dedesi benim gözümü korkutmak için Ali’nin isminin geçtiğine adı gibi emindi . Ali ise bu eminliğin sebebinin babası ile alakalı olduğunu anlayacak kadar zekiydi. Herkesin odadan çıkışı ve son serumları alırken dinlenmeye çalışırken “Yanlarında güvencem var ve ismimi blöf olarak kullandılar , dedem emin olmasa o itin babası şimdiye buradaydı . “ kendi kendine konuşması sonrası “İyi de seni niye benimle vurdular peki ? Ne yaptın ya da ne oldu ki bunları üzerine sıçrattın ?”
Son yaptığım Erkuran aşiretinin küçük ağasını fena kızdırmış olmalıydı. Ali ‘nin yanlarındaki nedenini anlayamadığım her türlü güvencesine rağmen tek düşmanım olarak bilinen Ali ‘nin adı altında ölümle tehdit edilmiştim.
Bu durum anne , babamı fazlasıyla öfkelendirmiş olsa da Ali ile kurduğumuz oyuna arka çıkmaktan başka bir şey diyememişlerdi. .
Ali'nin sorusu epeyce havada kalmış ve ‘Sonra konuşuruz !’ lafıma şaşırmasına rağmen bir şey dememiş biten serumlar ardından göz altına alınacağımızı bildiği için kısa süreliğine de olsa gözlerini kapamış derin bir nefes alıp ayağa kalkmaya yeltenmişti.
-ÖZGE GÜMÜŞ-
İstanbul.....
Gitmek istemeyeceğim bir anda beni kapı dışarı koymuş , benim için canını gözünü kırpmadan verecek o adamı ellerimden alan şehir olup çıkmıştı...
Babam ve dayımların iş ortaklığı vardı onun dedesi ve oğullarıyla.
Öfkesi bir tek sevgisinin önüne geçmeyen tek kişi olmama rağmen kaybetmiştim onu , yıllarca ayrı kalmaya bile boyun eğmiştim üstelik .
&
Dedem babam ve amcamın pis işleri yüzünden avukat olmam için elinden geleni yapmış son anda tercih listemdeki bütün moda tasarım bölümlerini silip tüm listeyi hukuk ile donatmıştı.
Herkese göre ‘çocukluk’ olan bu hayalim onun gözünde ‘Madem çizimin bu kadar iyiydi ne diye el alemin dertleri ile uğraşmayı seçtin ki ?’ yorumu ile ilk başta beni zıvanadan çıkarmıştı. Aklınca bana yürüyor diye aklımdan geçirsem de az önceki övgüsünü ‘Gerçi geliştirilmeli bir çizimin var ama hiç eğitimini almadığını varsayarsak fevkalade bir çizim olmuş.’ deyişi ile zaten memnun olmadığım yerimden ayaklanmış ‘Kendi fikirlerini kendine saklayamaz mısın sen ? Ne bu ukalalık!’ deyişime ‘İyi bir şey dedim ya hu , ayrıca gözüm takıldı sadece ondan yorum yaptım . Allah Allah ters gününde olmana yorarak daha fazla zamanımı harcayamaycağım sana !’ deyişi beni iyice öfkelendirmiş ‘Sen ilkokulda da böyleydin zaten , huylu huyundan hiç vazgeçmez mi ya hu !’
Ona inat onun gibi konuşmuş ve onu tanıdığımı belli etmekten de gocunmamıştım. ’Valla sen ne ilkokulda ne orta ne de lise de böyleydin. Bana kalsa bu kız okumaz derdim de Allah’ tan bana kalmamış da senden beklenmeyecek şeyler başaracak gibi duruyorsun ! Beni unutamamış olmanı hafızanın iyi oluşuna yordum yoksa hiç yanlış anlamadım rahat olabilirsin!’
Ukala ......
Bu tabir tam anlamıyla karşımdaki çocuk için icat edilmiş olmalıydı. Hay ben kendime de ne diyeyim !
Ne diye karıştırmıştım ilkokulunu ?
Allah bilir ondan hoşlandığımı ,aklımdan çıkaramadığımı düşünmüştü.
Kendine toz kondurmamak için de saçmalama Özge !
İlkokulda kardeşini kovalarken yanlışlıkla ayranımı üstüme döktüğündeki .......
Allah'ım ben ne saçmalıyordum ?
Ortaokulda onunla aynı sınıfta olmak için bir türlü sevmediğim matematik etütlerine kalma çabalarıma ne demeliydi? Tabii o kursa onun katılmıyor oluşu ile çabam da boşa gitmişti. Üstüne üstlük bir yıl boyunca sevmediğim dersin etütüne kalmıştım.
Lise ‘de hiç bir dersi dinlemeyip çalışmamasına rağmen sınıf ve okul birinciliğine gitmiş olması en yakın arkadaşımı çıldırtmış olması da işin cabası....
‘Ya çalışsa da başarsa tamam diyeceğim ama çocuk kitap yüzü açmayıp beni geçemez Özge !’ diye burnundan soluması hala daha gözümün önünde sarı papatyamın...
Beni o da unutmamıştı bu iyi bir şeydi . Bilirdim çünkü o tanımadığı daha doğrusu konuşmak istemediği kimse ile asla konuşmazdı. Nehir hoca ne çok dil dökmüştü ayranı üstüme döktüğü için benden özür dilesin diye!
Onun cevabı ise ‘Benim acelem vardı ki koşuyordum o beni görüp niye kenara çekilmedi de ayranın üstüne dökülmesine engel olmadı !’ bunun ardından yüzü kızgın yüzüm ile buluşunca ‘Dil çıkarıp’' koşarak sınıfına girdi.
Ertesi günü sınıf başkanı olduğum için yaramazlık yaptığından dolayı Berke’nin adını tahtaya yazmamla Berke tarafından teneffüste şımarıkça ‘Sen beni bir daha yaz bak ben sana ne yapıyorum ‘ tehdidi alıp yere düşürülünce ‘Düşüşüm ile Berke ‘nin üzerine çullanıp ‘Sana kadınlara el kalkmayacağını öğretmediler mi asalak !’ diyerek konuşmuş ve Nehir ve Buse öğretmenin zoruyla üzerinden kalmış ve ona tokat atmayı bırakmıştı.
Durum ne kadar aileleri yatıştırarak geçirilmeye çalışılsa da olaydan benim yüzümden zarar görmüştü Nehir hoca durumu öğrenince Berke ‘nin ailesini disiplin suçu ile korkutmak zorunda kalmış hal böyle iken konu kapanmıştı.
Daha sonra nasıl olduysa Berke benden ve ondan özür dilemişti tabii o da bir daha hiç bir kadına bu şekilde davranmayacağına inandığını dile getirerek yaptığının yanlış olduğunu dile getirip özür dilemişti.
O günden sonra daha az görmeye başladım onu. Görsem bile çok az görebiliyordum....
Ondan hoşlantımın aşk olduğunu anlamam lise son sınıfta Buğlem’in ona çıkma teklif etmesini bizimle paylaşması ile son buldu.
Evet ona aşıktım ama beni sevmeyen dahası görmeyen birine de gidip bunu söylemezdim. Bu çok saçmaydı ama ona aşık olduğumu kendimce anladığım günden beri hayatıma kimseyi almamıştım sanki ondan önce almış gibi bununla gurur duyar gibi düşünmem de canımı sıkmaya yetmişti.
O hep aynıydı ama uzunca bir süre okula ara verdiği o günlerden sonra yaşama karşı olan tesellisi zorla elinden alınmış gibiydi. Sadece yaşamak için yaşıyordu....
Uzunca bir süre susmamla daha fazla dikkat çekmemek için ‘Ne o sen de beni hatırladın , hafızanın iyi oluşu mu yoksa beni unutamamış oluşuna mı yorayım !’ deyişim ile bir yudum aldığı kahvesini püskürtmüş ‘Kızım siz kadınlara da şaka yapılmıyor ama seni de merakta koymamış olayım ikinci şık !’ diyerek masaya bıraktığı kahvesini eline alarak yanımdan ayrılmıştı.
Allah’ım ben az önce ne yaptım !
Yuh Özge ! Bir de ben sana aşığım gör artık salak adam deseydin.
‘Özgem , kız ben kime sesleniyorum bir saattir , huhu !’ uzaktan gelen tanıdık ses ve ‘O az önce ikinci şık mı dedi ?’
‘Kim ?’ diye sorusu havada kalmış ‘Vallahi ikinci şık dedi . Abi adam net olmasa takılmam ama gayet net cevap verdi!’ deyişime kendime gelmem ile sarsarak ‘Kim ciddi Özge ? Kız iki dakika seni yalnız bıraktık ne oldu seninkiler mi geldi sana tövbe estağfurullah!’
Onca sarsmaya rağmen cevap gelmeyince ‘Valla şimdi arayacağım Çiçek teyze ile Ekrem amcayı!’ deyişi ile sarsılarak kendime gelmeye çalışmış ‘Abart , dersim başlamış, olmadı konuşuruz çıkışta.’ diyerek yanağından öpücük alıp dersliğe doğru yürümeye başlarken beni durdurmuş ‘Dersim iptal oldu , seninle gireceğim senin derse . Ders biter bitmez konuşup benim baş belasının yanına gideceğiz. İtiraz yok sen de geleceksin yoksa beni ciddiye almaz . Tanımıyorum deme tanışırsınız sonra biz konuşuruz eve geçeriz !
....
Ve ben şimdi yıllara meydan okur gibi beni görmek onu öfkelendirecek olmasını bilmeme rağmen babamı karşıma alıp anlaştığım şirket sahibinin oğlu ve sonradan öğrendiğim kadarı ile onu nezarethaneden çıkarmak için karakola gidiyordum.
Gelmek istemeyişimi Azat bey henüz bünyelerine sigorta girişim olmadığı için olduğunu sanmış ve beni rahatlatmaya çalışsa da ailesel sorundan sebep bu tavrımın nedeni olduğunu açıklamış ve karakola doğru yola çıkmıştım.
Allah’ım sen bana yardım et !
Üstten ders alma sayesinde beş yılda bitireceğim bölümümü üç yılda bitirmiştim tıpkı onun gibi.
Mezun olur olmaz mesleğimi elime alır almaz......
Şuanda eskiyi açıp yaramı deşmemem lazımdı. Mesleğimi saçma sapan duygularımla karıştırmadan işimi yapıp bir an önce eve gidip içim katıla katıla ağlamalıydım !
-ALİ FERMANOĞLU-
Sağlık işlemlerimiz biter bitmez emniyete göz altına alınmış ve anlaşma şartı gereği Azat Karadağ davayı onun getireceği avukat yürütecekti. Altından pis kokular alsam da Zara Karadağ bu tavrım için ‘Korkma Azat ne oğlunu ne de seni tehlikeye atmaz !Oğlu neyse de sana karşı bu korumacı tavrı iyice canımı sıkmaya başladı!’
Son cümleyi kısık içinden söylemeye çalışsa da ne dediğini anlamam ile Azat Karadağ ‘a meydan okur gibi bakmış ve arabasına doğru yol almıştı.
Azat ve Berat ne kadar ‘Gelme !’ deselerde ‘Oğlumu şu bipolar çocukla yalnız bırakmam!’ demesi ile ‘Tabii sen de haklısın Zara Karadağ bir tane kayıbı bulamadan elinde olandan da olmamak için bu çaban seni de anlamak lazım bırakın gelsin!’ deyişimle Berat sesli bir şekilde ‘Sabır !’ çekse de benimle birlikte kelepçeli bir şekilde aynı araba ile emniyete gelmişti.
‘Tam diyorum seni sevmeye başlıyorum ama sonra kardeşimin yerini bilip de susmanla yüzleşiyorum ha bir de bununla acılı bir anneyle marifet gibi vurmanı görüyorum o sevgi yerini bitmeyen öfkeye bırakıyor !’
Kelimeleri beni sinir etse de ‘ Babana aradığı adamı , kardeşinin yerini bilen adamı paketleyip verdim ya daha ne yapayım konuşturmak artık sizin elinizde. Ucu bir anne mutlu olsun diye bir anneye dokunmasa susmazdım da neyse Eylem ile aramda bir şey olmadığı gerçeğini söyledim diye bitmedi düşmanlık Karadağ! Düşmanımız ortak diye birlikte adım atacağız hepsi bu . Bulaşmazsan bana yok olursun zaten benim için o yüzden başlama beni sevmeye!’
Söylediklerim ile epeyce şaşırmış olsa da babası ile konuşmayı seçip susmuş ‘Ama niye öyle diyorsun sana olan hislerime karışamazsın Fermanoğlu . Ne diye koştum oğlum Eylem’i sevip sevmediğinin peşine ? Sana olan sevgim yüzünden ! Aksi olmadığını bildiğim için sağsın ya zaten !’
Son cümlesi ile göz devirip ‘Allah korumuş beni desene !’ deyişime ‘Sen sevmesen de olur ben ikimizin yerine severim bizi !’ deyişi ile ‘ Salak senin bu serenadları Eylem’e yapman gerekmiyor mu ? Kadınlardan hoşlandığına eminiz değil mi ?’ deyişim ile sert bir dirsek yemiş ve ‘Oğlum senin aklın niye hep pis şeylere çalışıyor !’ deyişine gülerek ‘Ne o vaz mı geçtin ikimizin yerine de sevmekten ?’ soruşumla katıla katıla gülmeye başlamamız polislerden uyarı almamızı sağlamıştı.
Yediğimiz dayak ve yediğimiz serumlardan kafayı bulmuş olmalıydık. Yoksa bu halimiz hiç hayra alamet değildi.
Karakola gelmemiz ile ciddiyete bürünmüş ve binadan içeri girmiştik. Dedemler içeride güya savcı ile konuşuyorlardı. Teyzem isteğim üzerine Erkuran’ın karısından istediğim bilgileri almak için günü birlik Mardin ‘e gitmişti.
Sorgu odasına girişimiz ile çıkışımız bir olmuş güya uzlaşmış , iş savcıya gitmeden dosya kapanmıştı.
Evrak işlerimiz Azat Karadağ’ın tuttuğu avukatın hazırladığı evrakları imzalamamız ile son bulacaktı.
Kapının açılıp da avukat ile birlikte Azat Karadağ’ın içeri girmesi ile oturduğum yerden fırlamış tesadüf mü yoksa kasıtlı mı olduğunu anlamaya çalışmıştım .
Onun burada , Karadağ’ların yanında saf tutma çabası neyin nesiydi? Madem bana rağmen buradaydı o zaman hak ettiği muameleyle karşı karşıya kalacaktı .
“Oğlum avukat bünyemize yeni katılan avukat Özge Gümüş . Daha çok senin başını belaya sokmaların ile uğraşacak . “ deyişi ile Azat Karadağ’ın tanışmak adına Berat elini uzatmış onun benden ayrılmayan gözleri yüzünden elini dahi göremeyen Özge’ye şaşkınca bakışı ile bozuntuya vermeden Berat elini geri çekmiş ve “ nereleri imzalayacağız ikimiz de çok yorgunuz ben daha da yorgunum bir hafta içinde iki kez dayak yedim . Bir an önce eve gidip uyuyacağım. “ deyişi ile Özge gözlerini gözümden ayırıp dosyaları titreyen ellerine rağmen önümüze koymuştu .
Gösterdiği yerleri dikkatlice ve hızlıca imzalayıp Azat Karadağ’a hitaben “Bittiyse ben çıkıyorum !” deyişimle kafa sallamakla yetinmiş ve ardımdan “Birlikte gidelim !” edası ile peşime takılan Berat ardında şaşkın iki çift göz bırakmış ve annesinin sert ikazına rağmen peşime takılmıştı .
Bahçeye çıkışımız ile peşimizden gelmiş olan Özge, “Ömer !” diye seslenişi ile durmak istemesem bile acı çekeceğini bildiğim için durmuş ve ne söyleyeceğini dinlemeye koyulmuştum. Berat’tan müsade istemesi ardından “Berat arabadayım ben !”diyerek yanımızdan ayrılmış ve şoförün olması sebebiyle arkaya geçip oturacak gibi olmuştu ama binmeyeceğimi düşündüğü için içeri geçip oturmadan beni beklemeye koyulmuştu.
“Ömer gerçekten bilmiyordum senin de burada olduğunu yoksa gelmez , karşına çıkmazdım !” deyişi ile alaycı bir şekilde gülmüş ve “İyi bir daha iyice öğrenip öyle kurtarmaya gelirsin Karadağ’ı” deyişimle “Babamın yanından ayrıldım . Türkiye’ye geri dönünce iş başvurusu yapmam gerekiyordu . Bilmiyordum senin düşmanların olduğunu.”
Konuşmasına laubali bir şekilde göz devirip “Bittiyse bir daha karşıma çıkmazsan sevinirim. Adının olduğu yere imza atmazdım ama anlaşma şartlarını önemsiz bir detay için bozmak istemedim . Bir daha Karadağ’ın avukatlığı dahi olsa karşıma çıkma !”
Acı bir tebessüm ile onu kırıp tuzla buz ettiğimi yansıtmaktan gocunmadan başını sallamış ve “Dikkat et kendine . Allah’a emanet ol!” diyerek arabasına doğru yol almıştı. .
&
......
Sana gerçi her ayrıldığımızda diyorum tekrardan buluşuncaya kadar ama bir gün olur da küser ve birbirimizi gerçekten kırar ve lafla bile çözülmeyecek üzüntüler armağan edersek birbirimize son cümlemiz bu olsun Ömer!
“ALLAH’A emanet ol sevdiğim !”
~ÖZGE GÜMÜŞ ~
Derin bir nefes almış ve “Senin hayatında benim hayatım da bizi bir bataklığa sürüklemeye çalışıyor . Kim bilir ne zaman o bataklık bizi içinden çıkmaya uğraşmayla baş başa bırakacak demiştim omzuna başımı yasladığım o yağmurlu günde .
Bizi bir tek bu dua kurtaracak sevdiğim!
Nenem hastalanınca annem bizsiz köye nenemin yanına gitmişti . Gitmeden bir gece evvel benimle uyurken hıçkıra hıçkıra ağlamış ve “Anne , ya seni bir daha göremeden ölürsem? Ya da sana bir şey olur da kavuşamazsak? Gitme anne ! Çok korkuyorum!” diye huysuzluk etmiş ve annemin gidişine engel olmaya çalışmıştım . Çocuk aklı işte!” Babamın kızmasına ve “Senin huysuzluğun yüzünden gidemedi annen bugün Özge , abarttın iyice kızım. Hem yalnız değilsin ya ben varım yanında .” demesi bile beni güldürememişti.
Bu halimden iyice kederlenen annem benimle birlikte yatakta dikleşip “Seven sevdiği ile ya da değer verdiği birinden ayrıldığı zaman onu merhametlilerin en merhametlisi olan yüce Yaradana emanet eder kızım . Yaradan işte o zaman meleklerine “Kendilerini bana emanet eden kullarım birbirini tekrar görmeden ölmesin diye lutufta bulunur.”
Sevinçle annemin kucağına oturup “O zaman sen hep Allaha emanet ol annem !” deyişim ile derince bir uyku çekmiş ve annemi bana köyden sevdiğim yemiş ve pişmaniyelerden bol bol alması için kocaman öpmüştüm.
İstemsizce gözümden akan yaşı silişi ile “Kaybetmek istemiyorum ben seni güzelim !” deyişine “Bende !” derken “O yüzden bir gün bu pis hayatlar yüzünden ayrı düşerse yolumuz ve birbirimizi kaybetmek istemeyişimi, tekrar bu günler gibi huzuru istersek yalnızca birbirimizden kırılsak dahi birbirimizi Allaha emanet edelim! Hayır belki başımıza saksı düşer de hemen barışırız !” deyişim ile “Güzel hoş da aklıma bir şey yatmadı durduk yere biz şimdi niye ayrılıyoruz seninle ? Hayır kıçıma tekme atmaya hazırlanıyor da sonra belki geri dönerim demeye falan mı çalışıyorsun !” deyişi ile yanından kalkmaya yeltenmemle alnımdan öperek saçımı okşayarak iyice beni mayıştırmış ve “Hadi uyu da gideyim ben , gerçi koltukta dizlerime uyuduğunda nasıl gitmeyi başarabileceksem?” Diye sorusuna “Hıhı başarırız !” diye saçma bir cümle kurmuş farkına varmış olsam da uyku daha ağır basmış ve uyumuştum.”
Uyumadan önce duyduğum tek şey “Ağlamana dayanamadığımı anlaman için daha ne yapmam gerekiyor acaba ?” demiş ve usulce tekrar alnımdan öpmüş ve uyanmamı beklemeye koyulmuştu .
#ALİ FERMANOĞLU #
Ne kadar gelmeyeceğimi söylesem de peşimden ayrılmayan Karadağ ‘ın annesini bile çıldırtan bir anda değişen tavrına rağmen bilmemeye diretmem ile şoför koltuğuna oturmamla sağ koltuğa geçmesiyle inmesi için işaret yapıp diretsem de inmemiş ve yol boyunca o iti bulup da ona haber etmezsem diye önlemini almıştı aklınca .
Ne kadar plan dahilinde konuşmak için benimle gitmek istediğini yansıtsa da yol boyu onunla alakalı ağzımı aramış ama benden çıt çıkmayınca da konuyu kapatmak zorunda kalmıştı .
Akşama annesini Ataşehir ‘deki evinde buluşmak için sözleşmiş ve Eylem’in de geleceğini söyleyerek gecikmemem için sıkı sıkı tembihlemişti.
Eylem’in plana dahil olması ikimizin de canını sıksa da gelişmelerden haberdar olmazsa başımız ağrıyacak düşüncesi ile onu da çağırmış ve Mertin sert rüzgarları estirmesi devam etmesi sonucu gecikmememi istemişti.
~NAZLI KORKMAZ~
Okuldan sonra aşk düşmanı ile sözleştiğimizi unutmuş olmama rağmen onun tarafından acil vaka gelme sebebi ile ekilmiştim. Başka zaman olsa başını şişirirdim ama bu durum işime yaramıştı.
Bizimkileri zorla başımızdan def etmiş ve sahile yakın bir restoranda geçmiştik. Korumalar ne kadar diretmiş olsa da onları da Rozer’ler ile yollamıştı.
“Bakma öyle acıktım ben ve açken kafam hiç bir şeyi almaz.” Konuşmasına göz devirmiş ve “Bir şey dedim sanki !” bakışı atarak gelen garsonla ikimiz de sessizliğimizi yalnızca sipariş vermek için bozmuştuk. Kendi sipariş verdikten sonra nihayet karar verdiğimi anladığında “Sen ne yersin Nazlı? “ diye sormuş ve kendisi mangal tercih ederken “Spagetti!” sipariş vermeme şaşırmış ve hemen konuşmak isteyişimi yansıtmam ile zorlamadan sipariş vermeyi tamamlamıştı.
“Bir şey daha öğrendim hakkında daha da unutmam!” deyişine kaşarlarım havalanınca “Spagettiyi sevdiğini Nazlı !” diye devam etmesi ile onaylar şekilde tebessüm ederek “Bir annemin yaptığının tadını çok severim ama menüde görünce denemek istedim. Ablam makarnanın her çeşidini Allah affetsin berbat yapar. Ona göre tüm makarnalara krema eklenmeli!” deyişime tebessüm etmiş ve “O gün konuşmaları inkar etsen de duydun değil mi hepsini? “ demesi ile masadaki suyu biraz bardağa boşaltarak bir kaç yudum içmiştim. Ardından derin bir nefes alarak “Emirhan. Evet öyle ya da hayır öyle değil. Ne yapacaksın öğrenince. “ sözlerim onu şimdiden öfkelendirmişti .
“Yalnızca benim bir şey yapmamdan korkmuyorsun. Sevdiğin birine gelecek zarardan da korkuyorsun da kim bu kişi ? Bak şuanda benimle konuşmayı kabul ettiğine göre az da olsa çıkar yolu buldun Nazlı , benim için zor olacak olsa da senin için sakin hareket edeceğime söz veriyorum.”
Bakışlarımdaki şüphe onu daha bir öfkelendirmiş olsa da direterek devam etti “Sırf bu yüzden benden ayrılmış olman......” konuşmasına ara verip derin bir nefes aldı. “Sırf bu yüzden derken , sen şaka mı yapıyorsun Emirhan? Törelerinizi ben mi hatırlatayım sana ?” sorumla birlikte “Törelerimizdeki pislikleri gayet iyi biliyorum da senin bu yüzden bizi nasıl harcadığını bilmek bile istemezdim.” Sözleri beni zıvanadan çıkartınca “ Bu yüzden bitirmek istedim Emirhan , gözümün içine baka baka yıkıp döküp yanımda bir şey olmamış gibi doğru olmayacak teselliye kapanıp kendine savaş açma diye !” konuşmalarım onu daha bir hayrete düşürüp “Seni kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazırım diyorum sen hala inanmak istediklerine inanıyorsun Nazlı , ben daha sana ne diyeyim ?”
Böyle konuşarak yapacaklarına zemin hazırlamamalıydı . Madem onu durduracak tek şey beni kaybetmekten geçiyordu o zaman bununla yüzleşecekti!
“Bu biz büyüyünce de böyle mi olacak? Kusura bakma ama ben bunu kaldıramam Emirhan. Sen ne kadar istemesen de bu pisliğin içinde büyümüş olsan da ben bu kadar kötülüğü kabul edemem . Niyetinin gerçekten her şeye rağmen biz olup olmadığını hissedene kadar sadece arkad-“ Gözlerindeki hayal kırıklığına rağmen susmayıp devam ettim konuşmaya.
“Ali abinin babasının kim olduğunu ve neden ayrı kaldıklarını öğrenir öğrenmez yakıp yıkmayacak mısın ortalığı? Üstelik kime zarar gelir gelmez diye hesap kitap etmeden? “ konuşmama yalnızca “Biliyorsun !” demiş ve az önceki hayal kırıklığı daha da büyüyerek “Bilip de bu konuda yıkılmış olan abi dediğin adamdan da bunu saklıyorsun ?” sözlerinin karşılığı olmasa da ona “Sen olsan , sevdiğin biri zarar görecek diye onun için önemli , hayati bir sır olmasına rağmen onu saklamaz mısın yani ? Dürüstçe gidip onunla konuşur musun ?” sorum ile beti benzi atmış ve az önce bana hayal kırıklığı ile bakan gözler bu sefer beni anlamaya yönelmişti .
“Bunu bilinçsizce söylemiş olsaydım ayrıca kan küçücük çocuklara bile bulaşmış olacaktı. Hiç suçu olmayan kişiler zarar görecekti, gerçi halen daha göre-“ lafımı ağzıma tıkayıp “Ne yapsam inanırsın o tehlikede gördüğün kişileri koruyana kadar öfkeme mukayyet olacağımı !” sorusuna “Birlikte adım atarsak üçümüz !” deyişime “Başka kim biliyor ?” diye sormasına “Berat abi !” dememle az önceki öfke yerine gerisin geri gelmiş olmasına rağmen devam ettim “Onunla Ali abiye bu şekilde küsüp konuşmayınca benden ondan barışmak için her şeyi yapacağını söyledi . Tabii ben istememiş olsam da o gün öfke ile hareket ile yanlış davrandığı için pişman olup araştırmalara başlamış bu konuyu biraz !” o kadar öfkesine rağmen bu kadar dürüst olmam içinden ona kuşkusuz sabır çektirse de “Ona da kabul üçümüz hareket edeceğiz ve konu sonuca bağlanana kadar ağzımı açıp bir kelime etmeyeceğim . Valla az kaldı bizimkilere bağlayıp Allah affetsin getir Kurana el basayım da inan dememe !” konuşması beni güldürse de “Ben sana inanıyorum Emirhan buna gerek yok. Sen ne bana yalan söylersin ne de benden bir şey saklarsın bunu anlamayacak kadar da mal değilim !” deyişim ile az önceki belki ortamı yumuşatmak için söylediği kelimelerle gülümsemesi boğazına dizilmişçesine gülüşü solup benden cevap almaya koyuldu.
“Amcammış!” kelimem masaya siparişleri getiren garsonla son bulsa da saniyeler boyunca garsonla uzaklaşır uzaklaşmaz “Amcanmış ne demek anlamadım , amcan ne alak-“ deyişi ile bir anda dumura uğrar vaziyette sarsılmış ve “Nasılını öğrenmek adına benden cevap beklemeye koyulmuştu .
Daha fazla sabredemeyip devam etti “O günkü benim saçmalık dediğim şey senin verdiğin bir göz dağıydı! Ama nasıl ? Teyzem ve amcan ! Bir yanlışlık olma ihtimali .....” lafını tamamlamadan “Amcamın ismi geçince ben de ihtimal vermedim ama öğrenip de Ali abi ile yüzleşmeye kalkarsa dedenin kuzenlerimi öldür-“ lafımı daha fazla tamamlamış ve derince bir nefes almış ve çok açmış gibi Spagettimi yemeye koyulmuştım.
Aç olan o olmasına rağmen tabağından bir parça dahi yememiş ben yerken bu konuyu nasıl aydınlatabileceğimizle ilgili planlar yapıp durmuştu. Ben yemek yerken bile transa girmiş gibi olup biteni en ince detayıyla anlatmamaya dayanamayıp anlatmıştım .
Tabağım bitince durmuş ve bakmamak ve kötü şey yapacak kesin düşüncesi ile yüzleşmeye için bakmadığım yüzüne detaylıca bakmış ve amcamın çalışma odasına kimseyi temizlik için dahi kimseyi sokmadığını söylememle ilk işin oradan başlamak olduğunu söylemesiyle “Halledeceğimi!” söylemiş ve hesabı halledip eve doğru yola koyulmuştuk.
Sahilde biraz hava almış ve yürümeye devam edeceğimiz sıra “Nazlım? “ deyişi ile ona dönmüş “Sarılabilir miyim? Kendimle her iç savaşımda kokun ve varlığın her şeyi unutturuyor bana ve ben öğrenmek için günlerce direttiğim o gerçeği kısa süreliğine de olsa unutmak is-“ lafını tamamlamasına izin vermeden ona sarılmış ve “Biz ?” diye sorusuna “İkimizin de düşünmeye ihtiyacı var !” diyerek cevap vermiştim.
Sadece kafa sallamakla yetinip yola koyulmuştuk.
Korkularım ile yüzleşmeden ve korkularım yüzünden bizi ilk fırsatta hiçe sayıp onu üzdüğüm için kendimi affetmeden devam etmek bana göre saçmalık olacaktı .
&
Eve yaklaşır yaklaşmaz Karadağ ve Karabey'lerin kapılarının önünde yığınla olan korumaları görmemize birbirimize bakmış ve bana güven vermek ister gibi “Bir şey olsa annem arardı! Belki de önem içindir “ diye beni geçiştirmiş ve babaannemin bize doğru gelmesi ve gelir gelmez bana azar çekmesi ile ne olduğunu idrak dahi edememiştim .
“Kız bu saat oldu sen neredesin , seni alıp bize geçeceğim ama bekle ki prenses gelsin ? “
Annemin haberinin olduğunu ne kadar söylemiş de olsam “Kız hani bu ikisi barışmıştı sen öyle dediydin bize ? Yine kavga etmişler ya bunlar. Kesin bu sefer Berat intikam için saldırdı Ali’ye “ deyişi ile Emirhan evine doğru yönelecekken bize doğru gelen Kadir amca ve Ayşen teyze ile durmuş ve Kadir amcanın ilk lafları “Sana o korumaları ben süs diye mi veriyorum Emir !” diye sert ikazına Ayşen teyze “Ali ve Berat atışmışlar yine!” diye açıklaması ile Emirhan “Anneme haber verdim gerisi senin problemin Kadir ağa !” demiş ve bana tebessüm ederek eve doğru yol almıştı .
“Ne olursa olsun bu sırrı satmayacağına emin olabilirsin Berat abinin , çünkü eğer böyle bir şey yaparsa onunla bir daha konuşmayacağımı söyledim ve o da anlam veremediğim bir şekilde bunun isteyeceği son şey olduğunu söyleyip sizin oranın yeminlerinden mi edeyim diye sordu !”
Meseleyi kelimesi kelimesine anlatmış olmam beni bir sıkıntıdan daha kurtarmış oldu yoksa şimdi bir de Emir Berat’a güvenmeyip patlatır mı sırrı diye düşünecek olacaktım.
~BERAT KARADAĞ ~
Herkese buluşma saatini 2 saat geç bilhassa söylemiştim . Son günlerdeki Mert'in radarına takılmış olmamız yüzünden Eylem’in yüzünü zar zor görüyordum .
Mert’in dinmeyen öfkesi yüzünden Eylem yıpranıyordu . Ne kadar konuşmaya çalışsam da beni dinlememiş ve görmezden gelmişti . Üstelediğimi görünce ‘Siniri geçene kadar benden mühlet istemişti.” Her ne olursa olsun onu iyi anlıyordum çünkü artık bende bir kız kardeşe sahiptim ve aynı şeyleri yaşamaya müsait bir abi olacak yaşa gelmişti benim minik cadım henüz daha onu tanımak nasip olmamış olsa bile.
Eylemin gelişi ile kapıyı açar açmaz ona kocaman sarılmış ve iyi olduğumu gösterme çabasına girişmiştim. Dinlenmeyip de bu buluşmayı ayarladığım için kızmış olsa da Ali ve yeni bünyemize katılacak avukat gelene kadar sadece eski günler ve gelecek güzel günler hakkında konuşmuş ve uzunca bir süre sonra aylar ve yılların acısını alır gibi kahkahalar atmıştık .
Kapının çalışı ile Eylem’i durdurmuş ve Ali mevzusu için hak etmediği şekilde davranmış ve kıskançlığımın dozunu ayarlayamadığım için özür dilemiştim. O ise sadece kafa sallamış ve kapıyı açmıştı .
Bu konuda ne yaparsam yapayım bana kırgınlığı hemen geçmeyecekti. Hakkı vardı da ama gönlünü hemen alıp eriyen buzları hemen yok etmeli tekrar oluşmaması için yok etmeliydim.
“Özgem ? Şaka yapıyorsunuz ! Kızım senin yeni iş dediğin bu muydu ?” deyişi ile ayakkabılarını çıkarması ile “Bunu işten saymıyor musunuz siz acaba hanımefendiciğim? “ diye sorup kocaman sarılmıştı Eylem’e.
Özge’nin gelişi ile Eylem daha bir neşeli olmuştu adeta beni unutmuşcasına sohbet ediyor kahkaha atıyorlardı . Ta ki mevzu benim az zaman önceki ebedi olduğuna inandığım düşmanım Ali'ye.
“Ali öğrenince ne yapacak acaba ?” demişti Eylem çekine çekine Özge ise gülen yüzünü asarak “Karşılaştık emniyette !” demekle yetinmiş ve çalan kapı ile susmuştu.
İkisinin sohbeti koyu olunca kapıyı açmak bana kalmıştı . Ali adeta beni görmeyi beklemiyor gibi “Hayda , yollarımı mı gözler oldun Karadağ!” deyişi ile giymesi için terlik uzatmış ve yorgun adımlarla salona geçmiştim .
Ardımdan beni takip ederken “Şerefsizler tarafından izlendiğimi yeni öğrenmem biraz koydu ama olsun o iti alt edince keyiflen-“ salona girer girmez önce Eylem ardından Özge’yi görmesi ile “Sabır Ya Rabbim!” diyerek koltuğa oturmuş ve “Hani yalnız üçümüz olacaktık Karadağ !” deyişine “ Özge Hanıma hazırlatacağımız evraklar olacak da bir sorun mu var anlamadım?” diye kuşkumu dile getirmemle “Güvenmediğim insanlarla çalışmam ben gerçi ihanet edenlerle hiç anlaşmam . Eylem’in ihanetine karşın geleceğini bilmeme rağmen geldiysem gerisi de çok sorun değil.” Deyişi ile Özge “Dönüş yaptığımdan Eylemin çok sonra haberi oldu Ömer , üstelik burada görünce şaşırdık birbirimizi zaten . Ortada senin sandığın gibi bir şey yok.”
Bir dakika bir dakika ......
Bugün neler oluyordu ?
Bu kız neden her adımının hesabını Ali’ye veriyor ve suyuna gitmeye çalışıyordu?
Ali ihanet ve güvensizlik demesindeki amaç neydi ?
Araya girip “Siz tanışıyor musunuz?” deyişime Ali hiç zaman kaybetmeden kafa sallayıp “Eski karım !” deyişi ile Eylem elindeki çayı dökmüş ve “Çüş !” demesi ile Ali’nin ciddi olduğu konuların azlığı hakkında kafa yormaya başlamıştım.
Her şeyi alaya alması neyse de şakaları da eşek şakası boyutundaydı neredeyse.
Daha fazla kriz çıkmaması adına konuyu kapatmış ve plana yoğunlaşmıştık .
~ZARA ROJİN KARADAĞ ~
Azat’ın sık sık Mardin’e gitmeleri artık canımı sıkmaya başlamıştı . Melek ile sık sık görüşmelerimiz de bu durumdan yakınsam da Azat ile bu konuda konuşmuyor aksine onun bana bir şeyler söylemesi için diretiyordum.
İstanbul’a geleli iki ay......
İstanbul’ a geleli üç ay....
İstanbula kızımızı bulmak için geleli dört buçuk aya yakın......
Berat ‘ın aşiret toplantısı sonrası Azat Mardin den çıkmaz olmuştu .
Sık sık binbir bahane ile Mardin e gidip gidip geliyordu .
Binbir çeşit bahane ile .....
Çoğu zaman göze batmasın diye günü birlik.....
Sabrımın sonuna geldiğimde onunla kavga etmeye başlamış ve elime ne geçtiyse birer ikişer fırlatıp külle buz etmiştim .
O ise asla yapmayacağı bir şeyi yaparak bana cevap verip durdurmak yerine çıkıp gitmişti evden.
Sadece kendi gitse anlamaya çalışırdım kesin annesi sorun çıkarıyordur diye ama Berat’ın da sık sık gidip gelme işi ile canım iyice sıkılmıştı.
Baba oğul benden kızımla alakalı bir şey saklıyor ve ne kadar diretsem de tek kelime dahi etmiyorlardı.
-EYLEM KORKMAZ (AŞK DÜŞMANI)-
Anneme süprizini yapmamız dahi beni affetmelerine yol açmamıştı. Ne abim ne Nazlı’mla bu kadar uzun süre küs kalmamıştık.
Ne kadar bir adım atsam onlara iki üç adım geriye gitmişlerdi. Bu durum beni ne denli yıpratmıştı bunu görmelerine rağmen hiç bir şey yapmamışlardı. Annemle babamın araya girmesi dahi onları yumuşatmamıştı.
Bunları hak edecek bir şey yapmamıştım ki ben diye düşünürken abimin yerine koydum kendimi beni bu denli kırması ona bile isteye yalan söylemiş olmam ve sevgimin arkasında duramamam . İnkar etmemse son noktayı koymuştu.
Nazlı ......
Bütün saçmalalıklarını benimle yapan biricik kız kardeşim......
O bana bir kız kardeş gibi davranmasına rağmen ben ondan bütün özelimi saklamıştım. Sorduğunda ise yapmadığımı bırakmamış , onu ciddiye bile almayıp cevap dahi vermemiştim.
En çok da hayatımda bir yerinin olmadığı düşüncesi yüzünden küsmüştü benden . Oysa ben ondan ayrılmayalım diye onun için ne baderelere göz yummuştum , atlatamasam bile iyiymiş gibi yapmıştım?
Annemin bize küslüğü uzatırsak hakkını haram edeceği gerekçesi ile benimle mecburi barışmışlardı en sonunda .Onlar ne kadar içten bir barışma olduğunu dile getirseler de bu doğru değildi.
Nazlı annemlerin zoru ile yarın kamp tatili için Mardin’e gidecekti. Birkaç günlük tatil onun için şuan da işkence olup çıkmıştı.
Ömer ‘ i bahane ederek çalışmamak için diretse de kızların Nazlı’yı harcamaları sonucu o kampa gidecekti.
Barışmamıza rağmen herkesle geceden vedalaşmasına rağmen benim yanıma dahi uğramamıştı. Ben bunları düşünürken gülerek odama giren Nazlı ile kaşlarım istemsizce çatıldı.
‘Yarın senin sunumun vardı değil mi ? Akşam da Berat ile buluşacaksın ?’ deyişiyle yerimden hızlıca kalkıp Nazlı ‘yı içeri alıp kapıyı kapattım.
‘Mikrofon vereyim bütün eve duyur Nazlı’m !’ yakınmama omuz silkmiş ‘Eee ne giyeceksin , hadi gel beraber seçelim yarın sen şimdi bir saat karar veremezsin !’
Bu işte bir terslik vardı.
Ne kadar sabah erken kalkıp seçeceğimi söylemiş olsam da çokça ısrar etmesi ile tebessüm etmiş ve kabul etmiştim.
İki saat yirmi bir dakika .........
Tamı tamına ne giyeceğime karar vermemiz iki buçuk saate yakın sürmüştü. Ütü işini sabaha erteleyememiş Nazlı ‘nı zorlaması ile aradan çıkarmış böylelikle yarın erken kalkmama neden kalmamıştı ama annemle güzel bir kahvaltı yapmak için erken kalkmamın güzel olacağını düşünmüş saati erkene kurmuştum..
Sabah görüşeceğimizi söylememe rağmen gece sıkı sıkı vedalaşmış ve döner dönmez birlikte tekrar gitmeye karar vermemizle uyumaya odasına gitmişti.
&
08.45
Israrla çalan alarm ile kalkmış doğruca elimi yüzümü yıkamış kahvaltı hazırlamadan önce tabii annem hazırlamamış ise hazırlanıp mutfağa öyle geçecektim.
Kıyafetlerimi dün özenle ütülemiş o kadar saat kombin seçmenin verdiği bıkkınlıkla çalışma masamın üzerine gelişi güzel kırışmayacak şekilde koymuştum.
Dün gece yaşadıklarım rüya değilse kıyafetlerim neredeydi ?
İki saniye kafamı toplamaya çalışıp ‘Hayır Nazlı ya , böyle bir şey yapmış olamazsın !’ diyerek Nazlı’nın odasına gitmiş ve çoktan gitmiş olduğunu odasının toplanmış olması ile anlamamla ‘Yaaaa anneee yaaaaa ! ‘ diye çığlık atarak evin içinde sinirle annemi aramaya koyulmuştum.
Annemin bahçede olduğunu görmemle direkt yanına fırlamıştım yanında onunla konuşan Zara teyze ve Berat’ı görmeden ‘Anne , ALLAH aşkına bana Nazlı daha çıkmadı de !’ deyişim ile telaşla annem ‘Çıktı kızım da ne oldu kızım ayyy şarjını falan mı unutmuş ? Ama ben dün gece o kadar çantana koy diye tembih ettim !’ deyişi ile sinirim daha da artmış ‘Keşke şarjını unutma salaklığını yapmış olsa ! Ama ben de Eylemsem döndüğü gibi onun kıvırcıklarını yolacağım buraya da yazıyorum !’
Konuşmam annemin sert sesi ile durularak sakince ‘Bugün sunumum var diye gece geldi tutturdu ne giyeceksin gel beraber seçelim demeye , yarın sabah ayarlar giyerim bir şeyler dememe rağmen ısrarla bana kombin yaptırıp ütületti gecenin köründe !’ nefes almak için susmamla annem ‘Ne güzel işte kızım birlikte hal-’ diyemeden ne olduğunu anlayarak ‘Ondan mı sen uyanma diye bizi hizaya çekti ?’
Zara hanım ve Berat ne olduğunu sorarken annem ‘Eyvah !’ nidası ile daha fazla kendini tutamayıp gülmeye başladı.
‘Biz bir şey anlamadık yalnız Eylem !’ diye lafa girmesiyle Berat’ın ‘Benim ultra pro zeki kardeşim meğer bana bugün için kombin seçtirip ütületmiş ve o kombinin hepsi benim kıyafetlerimden oluşuyor !’
Ard arda sinirle elimi açıp kapamamla annem gülmesine engel olarak ‘Bir de diyor ablam geç uyudu izin verin de biraz uyusun ayıp ama bu yaptığınız . Bu evde uyuyan bir güzel var şuan ve siz ses yapıyorsunuz !’ ciddi tavrım değişmeyince ‘Ne yapalım şimdi Eylem sunumun öğlen diye hatırlıyorum git başka bir şey giy !’
Ciddi konuşmasına rağmen gülmeden edemiyordu . ‘Ama o bir dönsün eve bak ben ona ne yapıyorum !’
Benim bu konuşmam bana gülen annem , Zara teyze ve Berat’ın kıkırdamaları ile sinirimin daha bir fazlalaşması ile son buldu .
NAZLI(LAVIN)KORKMAZ-
Koro halinde kafayı yemişçesine Mardin topraklarında 'Mardin'li güzel yarimmm inan sana hayranım!' diye türkü eşliğinde kamp yerine geri dönmeye çalışıyorduk.
Çarşıda bizleri gören eminim ki deli sanmışlardır ama aramızdan biri bile böyle düşünecek olmalarına aldırış etmiyorduk. Sanki bir daha bizi nerede göreceklerdi hesabındaydık.
Tarihi birkaç yeri görmek adına çıkıp çarşı pazar dolaşmıştık.
Mardin'in meşhur yemeklerini tatmış ,asırlardır dikili duran içlerinde bana göre adları batasıca büyük büyük aşiretlerin yaşam sürdüğü birkaç konağa dahi misafir olmuştuk .
Bu misafirlik hem biz Türklerin misafirperver oluşundan hem de Kadir Karabey'in okul için aracı olduğu konaklar olmuştu.
Son sınavın baz alınmamış olması beni epeyce sinirlendirse de bundan önceki sonucum da pek kötü sayılmazdı.
~3HAFTA ÖNCE~
"Ya Melek teyzem benim ,tuttu yine uyuzluğu Nazlı'nın tutturdu ben gelmeyeceğim diye . Ya hayır okul gezisi olsa gelmesin deriz hatta biz de gitmeyelim de ders çalışalım deriz ama teyzem bu böyle olmaz ki .Nazlı iyicene ders çalışmamak için bahaneler arıyor benden söylemesi. Laf aramızda kampta full HD ders çalışacağız diye gelmek istemiyormuş neymiş o ders çalışacağına kitaplar okurmuş, olacak iş mi ? Bu kamp herkesin gideceği kamp değil üstelik okulda derece yapanların katılacağı bir kamp ve Ömür Queen yeni nesil sorular için taktikler verecekmiş. Kampa gelmeyenle gelen ayrılsın bir noktada diye . "
Benim kulaklarım neler duyuyordu böyle? Az önce kan bağıyla olmasa da can bağıyla birbirimize bağlı olduğumuz Angel Girls"üm Ela anneme beni ispikliyordu.
"Ne kampı Allah aşkına beybisi ya daha okumam gereken iki tane kitap var aşırı merak ediyorum sonunu . Evde ders çalışma adına paragrafa kolaylık amaçlı onları okuyup bitirmem lazım. Her biri bin küsür sayfa anca biter zaten 4 günde. "
Diye ben söylemiştim daha birkaç saat önce kızlara bunu ve şuan sırf geziye gideyim diye bu planım anneme altın tepsiyle sunuluyordu. Alacağın olsun ama diye iç geçirmeden de edemedim tabii.
Meyve tabağı almak adına mutfağa gittiği ara resmen konuyu patlatmıştı Ela anneme. Zara Hanımların burada olmasından sebep rahattım çünkü onlar buradayken annem konuyu açmaz diye düşünüyordum.
Birazdan annemin gerçekten ders çalışmadığım için beni bir güzel paylayacağını bilmeden .
Üstelik misafir varmış yokmuş demeden . Annemin misafir varken beni paylamasına mı şaşayım yoksa babaannemin anneme kızıp "Nazlım hem zeki hem çalışkan Melek kızım. Üstelik kafası da zehir gibi. Ara sıra dinlenmesi de gerek gitme torunumun üstüne giderim senin üstüne ."diye saçma bir kafiye yapmasına mı şaşayım?
Ben şuan ultra şoktaydım ama anlık kalp krizi şeklinde bir şok .
Babaannem açığımı duyup da "Bunlar hep YouTube açmaktan.!"diye söylenmek yerine beni mi savunmuştu ben mi öyle algılamıştım?
Konu ne ara Zara Hanımın Azat beyin Mardin'e sık sık gidip gelmesine bir anlam veremediğini bizlere hayıflanmasından bana gelmişti onu da anlamış değildim.
"Mardin güzel şehirdir abim , git sana da bir değişiklik olur ."demesine Berat'ın cümbür cemaat katılsa da herkes ona annem "O kampa gidilip ders çalışılacak Nazlım!" diyerek noktayı koymuştu.
"Hoca derece yapan 10 kişinin gideceğini söyledi annem. Ben derece yaptığımı düşünmüyorum. Sürekli birinci olduğum sınavdan ikinciliğe düştüğüm sınav size göre derece yapmak mı oluyor ?"
Sitemimle annem bana "Bir seferden bir şey olmaz Nazlım önemli olan birinci olup derece yapman mı benim için sence ? Önemli olan derslerine gerektiği önemi vermen." diye söylese de bir cevap vermeyip göz devirmekle yetinmiştim. Araya ablam girip "Bu kadar ineklik zararlı balım alt tarafı 3 hafta önceki denemede bir sefere maruz ikinci oldun o da küsüratla sonrakiler yine tam gaz birincilikle devam ediyorsun . " demesine
"Sen git her sınavda birinci ol ikinci olduğun sınavda etkinlik düzenlesinler. Vallahi ağır depresyon sebebi ."diye bana takılınca abim annemden dört numaralı bakışı ile ellerini teslim olur gibi havaya kaldırıp "En iyisi ben susayım "deyip bana kaş göz işareti ile biz seninle sonra depresyona gireriz der gibi bakmıştı . Bu haline gülmeden geçemedim
Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ama son konuşmayı babamın yapması ile konu kapanmıştı. "İlla ders çalışmak zorunda değilsin güzelim , olmadı onlar çalışırken sen kitap okursun . Ama git bana sorarsan . Size de değişiklik olsun . Hem belli ki kızların gitmesi de sana bağlı. Valla şimdi onların triplerinden geçilmez benden söylemesi. "
Hep böyle mi olacaktı? Maalesef böyle olacaktı. Üçümüzden biri bir şeye hayır diyorsa annelerimiz de izin vermiyordu . Laf yerinde sanki göbek bağlarımız aynı anda kesilmişti.
Babamın tripten kastı "Kız tribi çekilmez asla ."kafasındaydı hem de annemleri bildiği için benim gitmemem onlara da engel olacak diye böyle söylemişti. İyi tarafından bakalım "Git ama kitap oku ."demişti vallahi kral hareket nereden bakarsan bak. Babam da babam !diye geçirmeden de edemedim bir an için.
-MARDİN -
Çok kalabalık olmasak da grup halinde ilerliyor olmamız bizi bir hayli yavaşlatıyordu.
Karşımda gördüğüm dükkan desem sanırım az kalacaktı ki İstanbul'un Avm gibi ama burada çarşı diye geçen sahaflar diyarındaki bir dükkanın önündeki stand gibi olan rafları görmem dahi dikkatimi dağıtmazken en azından bu seferlik o standa hunharca çarpılan yetmişlerine bel dayamış o kadını görmemle çatılan kaşlarımla kadına doğru adımlarımı çevirdim. Yanına ulaşmam için bir hayli çaba sarf etmem gerekmişti. Kalabalık olmasına rağmen niye kimse kılını dahi kıpırdatmamıştı.
Düştüğü yerden kadını kaldırıp çantamdaki suyu uzatmış ve oturmasına yardım etmiştim. Tabii ona bunu yapanlara "Ne yapıyorsunuz ya siz ? " daha konuşmama devam edemeden kadını atan adamın kadrajına girdiğim gibi şaşıp yanındaki adama dönüp "Burçak'a söyle o burada , ne yapalım? "
Arkama doğru dönüp kime diyor diye bakarken arkamda kimsenin olmadığını görmek korkmama sebep olmuştu ama belli etmeden devam ettim. "Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Diye sorumu yineledikten sonra elime telefon alıp polisi arayacağım sırada az önce düşen kadın "Boş ver kızım benim yüzümden tehlikeye atma kendini hem bak ben iyiyim ."diye beni ikna etmeye çalışmıştı. "Aynı durumu sizin annenize yapsaydı başka biri ne hissedersiniz pisliksiniz hepiniz." diye yüzümü ekşiterek konuşmamla adam "Amma duyar kastın küçük kız, bilerek yapmadık birini kovalıyorduk kadın çıktı önümüze. Kaldırmak için durduk fark ettiysen ama anlayıp dinlemeden sen bize saldırdın. " der demez "Kusura bakma teyze ."Demesiyle anlam veremediğim bir şekilde kadın bakışları ile benden özür diler gibiydi . Ne olduğunu anlamasam da grubu kaybetmiş olduğum gerçeği ile yüzleşmem ile sabır dileyen bakışlar gönderdim evrene bana dönüşü olur belki diye . Kahretsin! Az önce elime alıp polisi aramaya çalıştığım telefon yoktu . Fena halde şaşırmıştım. Resmen iyilik yaparken kötülük bulmuştum. Didik didik çantamı üstümü başımı arasam da o telefon bir türlü yoktu. Yere koyar koymaz anlaşılan fena halde ceplemişlerdi. Kadının iyi olup olmadığını sorup oradan ayrıldım.
Nereye gideceğiz demişti Ömür hoca ?
Hadi Nazlı hafızanı yokla . Leylim ley gibi bir şey demişti ama neydi ?
Leylim ....
Leylim Mus.....
Leylim Musa mıydı?
Karşıdan gelen adama "Afadersiniz Leylim Musa Restoranına nereden gidebilirim acaba biliyor musunuz ?"diye sormamla adam tebessüm edip "Sanırım Leylim Muse mutfak ve restoranını soruyorsunuz?"
Ne fark etti ha Leylim Musa ha Leylim Muse . Allah Allah.
Kafa sallamakla yetinip adamı onaylamakla "Hangi taraftakine gitmek istiyordunuz acaba ?"
Öbür taraf hariç her tarafa şuan için açığım.
"Hangi taraf?"
"5sokak ardımızda küçük bir yer tuttular ama asıl yerleri Artuklu tarafında. Onun içinde şuradan kalkan minibüslere binerseniz kapısında inersiniz."
İyice kararan içimle adama kısa bir teşekkür edip en yakın dediği yer olan 5 sokak ileriye doğru yürümeye başladım.
Mardin e kadar gelip de yerinde değil de yeni açılan yere ne için gidelim ki diye düşünürken iyice kaybolduğuma ikna olup en iyisinin bir karakola gitmek olduğunu düşünerek bir taksi aramaya koyuldum .
Tam o sırada yanımdaki adam ve eşi olduğunu düşündüğüm kişinin konuşmalarına kulak misafiri olmuştum.
Tam ismini duyamamış olsam da çocuklarının şuan da avukatla birlikte karakolda olduğunu , onlarınsa hemencecik yanına gitmelerinin onlar için en iyisi olacaklarını tartışıyorlardı.
Yanlarına ilerleyip uygun bir dille yani kısaca kaybolduğumu belli etmeden karakolun yerini sormamla hemencecik bana.
"Aaa biz de oraya gideceğiz ne tesadüf, gel biz bırakalım seni canım ne de olsa aynı yere gidiyoruz. "Diyerek kadın bana gereksiz samimiyet göstermişti.
"Fışkıyı yedin Nazlı herkesle konuşursan sonu böyle olur ."diye iç geçirirken biraz önce yaptığım iyilik adeta bana dönmüş gibi Allah karşıma onu çıkardı.
"Selim abiyi."
Tanışmamız pek kötü olsa da . Beni bu durumdan kurtardığı gibi bana büyük bir iyilik de yapmıştı.
"Heh nihayet buldum seni kardeşim. "Diye bana doğru geldiğinde şaşırsam da "Sanırım sizden beni aramanızı istedi ama sağ olun gerek kalmadı. "Diyerek beni oradan uzaklaştırdı.
"Çarşıdan beri peşindeyim. Yani kaybolduğunu anladım. Sanırım burada yaşamıyorsun da . Herkese öyle kolay güvenilir mi hiç? Bu arada ben Karadağ aşiretinin Ömer Halis Ağa'mın kalfasıyım. Karakol arıyorsun gel seni ona götüreyim kendisi Emekli Savcı olur . Çabucak irtibata geçersin ailenle." diye adeta transa girmiş gibi tedirgince konuştu.
"Karadağlar yoksa bizim Karadağlar mıydı? "
"Ne güvenebilirim sana, beni gerçekten emekli savcıya götüreceğin ne belli ?"
Diye Türkçeyi katlede katlede saçma sapsalak konuşurken "Az önce seni karakola götürmek için sana teklif edenler kimdi biliyor musun ?"
Demesi beni gerse de sanki adam bana soru sormamış da küçükken annelerimiz "Bak kızıyor ama abi o satılık değilmiş. Cıs olursun ."gibi söylediği o zamanlar için korkutucu ama büyüdükçe "Aynen aynen öyle. "Mantığına girdiğimiz o cümleden daha ağırdı.
"Duymak isteyeceğim son şey şuan. "dememle Adamın yanına gelen "Ne oyalanıyorsun sen burada , Azat Ağa nin öfkesi nasıldır bilmez misin ?"diye onu yanına çağırması ile ona sunduğum teklifi kabul etmesi ile el mecbur adamın dediğini yaptım tabii önce Emirhan'ı arayıp olup biteni anlatıp Karadağlar beni kamp alanına getirecek diye bilgi verip ardından annemi arayıp olup biteni en masum şekilde anlatmamla. Öncesinde babamı arayıp detaylı bilgi verip öyle konuşmuştum annemle . Çünkü böyle durumlarda annemin panik atağı tutuyordu . O yüzden böyle konularda biz önce babama bilgi verirdik ki annemi sakinleştirebilsin diye.
"Hemen ilk uçakla geliyorum ."dese de annem ki dediğini yapardı "Karadağlar'ın bana yardım ettiğini söyleyip onunla şuanda konuştuğum telefondan ona canlı konum atmamı isteyerek an be an ona haber vermemi istemiş ve kamp alanına gider gitmez aramamı sıkı sıkı tembihlemişti.
İyi olduğuma ikna ettikten sonra hem annemi hem Ömür hocamı annemin haberi dahlinde beni Karadağlar 'in bırakma işine sıcak bakmıştı Ömür hoca.
Kampta beni bekliyor olacaklarının haberini vermişti.
Adamla konağa girmeden "Teşekkür ederim ve kusura bakmayın size olan tavrımla sizi kırdıysam. Siz olmasaydınız şuan düşünmek bile istem-"
Lafımı ağzıma tıkıp "Ne kusuru kızım valla ağamın kızını aradığımız şu günlerde daha bir hassasız kız çocuklarına karşı kaldı ki insanlar çok kötüler artık kızım. Daha yeni doğmuş kızı ayırdılar anasından atasından ailesinden . Ah ah bir bilsen. Teşekkür için kızarım ama bak bu bir iyilik değil olması gereken şey kızım" Diye iç çekip konağa doğru adım atmamızla herkesin yemek sofrasında olduğumuzu görmemizle ilk konuşan isminin Ömer Halis olduğunu düşündüğüm emekli savcıydı. Saat kaçtı da yemek yiyorlardı diye düşünmeden edemedim .
Neler olduğunu sorgulamaktan çok bana ithafen "Hoş geldin kızım buyur geç sofraya ." Demişti.
Şuan zor durumda olduğumdan ve onların bana yardım edeceğinden çok adamın bu babacan tavrı içimi ısıtmaya ve onu sevmem için yetmişti. Genelde tanışır tanışmaz çabucak alışamazken ben çevremdeki insanlara bu adam için aynı şeyler olmamıştı.
"Merhaba efendim , teşekkür ederim ama ben Ömer Halis Beyle görüşecektim onunla görüşürsem daha iyi olur ama nerede kendisi ?"diye yine emin olmak adına sormuş bulundum .
Karısı olduğunu düşündüğüm kadın sıcak bir gülümseme ile" Karşındadır Ömer ağam da sen nereden tanırsın onu ?" Diye sormasıyla Selim kalfa benden önce davranıp olup biteni anlattı. Tabii bütün bunları kürtçe anlatmayı tercih etmişti. Hayır çok ayıp vallahi kürtçeyi bilmesem ne diyor bunlar diye bir de bunu mu düşünecektim ?
Ömer bey anası babası kimlerdenmiş diye sorunca adama kürtçe bir şekilde içimden uzaylılardanız biz diye geçirsem de Selim kalfa bana Türkçe tercümeye geçmeden kürtçe ona Selim kalfanın anlatmasının eksik kısımlarını söyledim.
Hatta bu tavrım masadaki herkesi bir hayli şaşırtınca Ömer bey. "Aslen buralasın ama İstanbul da mı yaşıyorsunuz? Doğru mu çıkarım yapmışım." diye sormayı da ihmal etmemişti bana .
Kafamı hayır anlamında sallayıp reddedince adamın ve masadaki herkesin şaşırması daha bir artmıştı.
"Haydi geç otur kızım bir şeyler ye . Öyle bırakalım seni gideceğin yere . " diye söylemesi ile el mecbur kabul etmiştim ardından babanın numarasını ver bakayım da madem haberleri var daha fazla korkmasınlar senin için diyerek babamlarla uzun uzadıya konuşmuş ve bir şeyler yiyince beni kampa en güvendiği adamla veyahut bizzat kendi bırakacağını söyleyerek telefonu kapatmıştı.
Ardından Selim kalfayı yanına çağırıp bir şeyler söylemiş ama sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla onun saygıyla "Emrin başım üstüme ağam . Hallolmuş bil ."diye yanından ayrılması ile gözler tam anlamıyla bana dönmüştü. Sofradaki tüm çocuklar yani torunları olduğunu düşündüğüm kişiler erkekti. Tek bir kız yoktu . Bir hayli şaşırmıştım.
İsminin Hakan olduğunu öğrendiğim benden bir yaştan daha az büyük olan kişi bana yaşımı sormuştu ama öyle bir sormuştu ki gülmemek elde değildi. "Kaç yaşındasın sen bacım. "
Bacım.....
Bu kelimenin ayrı bir yeri vardı benim için. Abim, ablam ve bana hep bu şekilde seslenirdi hem evde hem dışarıda öyle özel hissettiriyordu ki bu kelime bana hem üzüldüm hem de gülümsedim.
"16 yaşındayım efendim ."diye konuşmamla "Lavinimiz'le aynı yaştasın yani . Az kaldı inşallah biz de yakında kavuşacağız kardeşimize ." diye konuştu.
Şaşkın tavrıma rağmen devam etti . "Cadı iki aşiretin de tek kız torunu ama kay-"
Cümlesini tamamlamadan anneannesi olduğunu düşündüğüm kişi çünkü annesi ona anne diyordu . "Azat'ım bulacak torunumu ve bunu yapan inim inim inlemeden ölmeyecek. Onu bizden ayıran-"
Daha da konuşurdu ama Ömer bey araya girmiş konuyu değiştirmişti. "Azat ne için aramış bugün seni oğlum. Fark etmedim sandınız ama o aradıktan sonra Selim benden birkaç saatliğine izin aldı. "Demesine
"Selim'e niçin sormuyorsun bunu baba . Abim bilmeni istese seni arardı elbet." diye konuşmasıyla " İnşallah tehlikeye gireceği bir şey yoktur oğul. Gerisini ben Azat'tan öğrenirim ne de olsa . "Diye adeta sertçe ikaz etmişti.
Uzun uzadıya sohbet etmiş olsak da Selim kalfanın gelmesi ile gitmek için ayaklanmıştım. Kendisine dede ve babaanne dememi isteyen bu insanlar "Yaza ailenle birlikte misafir etmek isteriz sizi güzel kızım. Seni bu denli mükemmel yetiştiren anne babayı da tanımak ağırlamak isteriz ." diye konuşmuşlardı .
Daha yeni tanışmamıza rağmen Ömer Halis beyin elini öpmüş, eşiyle sıkı sıkı sarılmıştık.
"Pek saygılısın kızım maşallah Allah tez zamanda annen , baban ve ailenle kavuştursun seni güzel kızım. "Diye dua dahi etmişlerdi. Tabii "Evine varır varmaz bizi haberdar edesin ."diye tembihlemeyi de unutmamışlardı.
Tam çıkmaya yakın bana uzattığı telefonu ne kadar almamak için diretsem de "Bende senin bir dedenim bundan sonra kızım. Bir sıkıntın olur olmaz bundan sonra beni arayıp söyleyeceksin ."Diyerek telefonu elime adeta sıkıştırmışlardı.
"Gözlerin, sesin tavırların bana birini anımsattı kızım ama nedense bir türlü çıkaramadım yaşlılıktan olsa gerek ."demişti bir ara Ömer dedem gülmekle yetinmiştim.
Sofradaki balığa dokunmama sebebimi söylediğim zaman ise büyük bir özlemle Azat beyden bahsetmişti Gülhayat babaannem . Tabii Ömer dedenin Zara Hanımın o yemesin diye yaptıklarını anlatması pek hoşuna gitmemiş olacak ki "Aman bey boş şeylerle şişirme kızın kafasını. "Demişti iğneleyici bir ses tonunda.
Kapıya doğru yol aldığımız sıra konağın kapısından bir hareketlilikle birlikte Selamünaleyküm baba , ana ." Diyerek konağa giren Azat Bey ile herkes oldukça şaşırmış olsa da buna da gülmeden edemedim adam alt tarafı kendi evine girmişti görende çağ açıp kapadı sanır ama ne bu şaşkınlık.
Korumalara bağıran ses rahatsız etmiş olsa da Ömer dedemi ben buradayım diye üstelememiş sonra ilgileneceğini belirtmişti Azat beyi görünce olan şaşkınlığı bu yüzden olmalıydı.
"Aleykümselam oğul. "Diye cevap vermişlerdi . Azat beyin geldiğini duyan herkes pür dikkat kesilmişti. Beni yolcu etmek için herkes neredeyse buradaydı ama onun geldiğini duyan çalışanlar dahi buradaydı şimdi.
Babasının elini öpüp annesine sarıldıktan sonra adeta kimseye bir şey çaktırmamaya çalışarak "Misafir varmış, kimdir gelen ?"diye sorması herkesi garipsetse de "Benim dışımda bir misafir beklemiyorsanız benim sanırım Azat Bey sizin bahsettiğiniz misafir . Diye konuşmamla Azat beyin sesin geldiği tarafa yani bizzat bana bakmasıyla benim gözlemlerim ile adeta başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi ne şaşkınlığını gizleyebilmişti ne de nasıl davranması gerektiğini kestirebilmişti.
Laf yerinde bocalamıştı ama bu durumuna aldırış etmeden "Nazlım ne işin var burada senin ?"diye sormasına Ömer dedem "Azat nasıl konuşursun sen gelene niye geldin denir mi hiç? "Diye sertçe konuşmasına Gülhayat babaannem "Siz tanışır mısınız? Her neyse oğul güzel kızım kaybolmuş karakola gidecekken yolu Selim ile kesişmiş baban yardım ediverdi şimdi kampa götürecek Selim onu . " demesi bile Azat beyi kendine getirememiş olsa da bir türlü toparlanmak istese de toparlanamıyordu.
En sonunda boş bakışlarla "Ben bırakırım Nazlım seni ."deyip Selim kalfaya dönüp "Takibe al beni . İşim var sonra seninle. " demesine Ömer dedem "Sen niye buradasın. "Dese de Azat Bey sadece "Sonra baba , sonra konuşuruz. " diyerek geçiştirmişti.
Bana bakıp "Hadi güzelim.' demesi ile arabaya doğru yol almışken nerede otursam acaba diye düşündüğüm sıra korumaların ön kapının kapısını açmasıyla öne oturup emniyet kemerimi takıp Azat beyi beklemeye koyulmuştum.
Arabaya bineceği sıra daha fazla saçmalamak istemez gibi "Ben bir lavaboya gidip hemen geliyorum Nazlım iki dakikaya gelirim." deyip yanımdan ayrılmasıyla onu beklemeye koyulmuştum.
Ne olmuştu da o beni görünce gözlerinin içi parlayan adamın bu sefer dünyası başına yıkılacak dereceye kadar gelmişti .
Ne yapacağını şaşırmış, nefes dahi alamamış boğulmuştu.
Bu durum beni kırmış olsa da "Konunun seninle ne ilgisi var Nazlı. Bir insan her dakika neşe saçmak zorunda mı belki zor bir gün geçirmişti "diye düşünüp Azat beyi beklemeye koyulmuştum.
-AZAT KARADAĞ-
O şer****in elime geçmesi üzerinden günler haftaları kovalamıştı ama bir türlü istediğim bilgiyi bana vermemiş dahası benimle alay etmek için elinden geleni yapmıştı.
Madem büyük oynuyordu o oyunun kurallarını ben koyacaktım.
Yanından ayrıldığım sıra en güvendiğim adamıma o itin de duyacağı bir ses tonunda "Eğer yarın ben yanına gelene kadar bana elle tutulur bir bilgi vermezse , ben gelmeden sıkın kafasına gitsin . Yoksa ben sizin kafanıza sıkacağım. Dirisi bir işe yaramıyor madem ölüsü de bir işe yaramaz zaten ." Diye söyleyip o pisliği hapsettiğim depodan ayrılmış Midyat'taki evime geçmiştim.
Sabahı sabah etmiş sabaha karşı uykuya dalmıştım. Saat 13.00 gibi gelen arama ile iyice öfkelenmiş giyinip silahımı aldığım gibi küfürler savura savura evden ayrılmıştım.
"Burçak Önsöz ,kaçtı efendim ."
Bir adama dahi sahip çıkamıyorlardı. Ama nasıl olurdu? Onun oradan anca cenazesi çıkardı ben istemediğim sürece. Nasıl kaçabilmişti? Bu işte bir iş vardı ama ne ?
Depoya varır varmaz beni görünce elindeki silahı bırakıp adeta teslim olur gibi ellerini havaya kaldırmıştı.
"Güvenlik önlemlerini arttırmanızı söylediğimi hatırlıyorum "dememe muhatap o değilken cevabı bana o vermişti.
"Benden hem bilgi isteyen sensin elimi kolumu bağlayan da sensin . Elim kolum bağlıyken sana nasıl bir bilgi verebilirim. Kızının kim olduğunu söylemek dışında. Onun kim olduğunu öğrenir öğrenmez sen beni yaşatmazsın. Bunu bilmeyecek kadar aptal miyim ben Azat Ağa ?"diye söylendiği sıra elleri yine zincirlenirken durun işareti verdim adamlarıma. Tabureyi işaret edip "Otur !"diye emir verdim . İkiletmeden oturdu . Başka çaresi de yoktu zaten . Günlerdir yaşasın diye yediği birkaç lokma dışında tek yemeği okkalı dayaklar olmuştu.
Karşıma oturur oturmaz masanın üzerindeki suyu uzattım. Tereddütte olsa dahi sudan birkaç yudum aldı.
Nasıl daha önce anlayamamıştım.
"Öfkeni görmüyor musun Azat . Senin öfken senin gözlerini kör ediyor kör. Görebileceğin en basit şeyi dahi göremiyorsun bu yüzden. Kızım için çırpınışlarımı görmedin görmek istemedin yıllar evvel. Çünkü bana olan öfken gözünü kör etmişti. Senin öfken bizi kızımızdan ayırdı gör artık. Bir gün dahi hatta bir saat belki bir dakika bile kalsa ömrüm bir kez ya bir kez kızımın kokusunu içime çekmek için her şeyi yaparım. Kızımı tekrar senin öfkenin kurbanı yapmayacağım. " demişti Zara . Bu sözlerle benim kalbimi sökeceğini bile bile .
Haklı mıydı yoksa ?
O kadar öfkeliydim ki kızıma , bize bunu yapanlara bu adamın ölümden bu denli korktuğunu görememiştim.
Onu en çok korktuğu hatta tek korktuğu şey ile tehdit etmiştim. Blöf yapmıştım ama korkusu onun aklının önüne geçmişti. Eninde sonunda gideceğimiz o yere gitmemiz kaçınılmazken bu adamın tek korkusu buydu .
"İnşallah elle tutulur bir bilgi vereceksindir. Yoksa bu senin son dakikaların olacak . " diye konuşmuştum sinirle.
"Elimden her şeyi alıp beni buraya zincirleyip kızından bilgi istedin, nasıl vereyim sana o bilgiyi ?" diye cevap vermesi dinmek bilmeyen öfkemi harlamıştı.
Artık onun değil benim sözlerim geçecekti.
"Kaçabileceğini düşünmen büyük aptal-" lafımı tamamlamama izin vermeden "Buradan beni sen bırakmadan kaçamayacağımı bilirim Ağam . Sana istediğin bilgiyi vermek içindi her şey. İrtibata geçebilmek ve sana istediğin bilgiyi verebilmek ."
Oyun mu oynuyorsun lan şer***diye iç geçirsem de devam etti .
"Ama sana iyi haberlerim var kızını bugün. Müjdemi isterim vallahi. Mardin'de görmüşler kızını .Ben elindeyim diye bana karşılık kızın olsun diye kaçıracaklarmış bizimkiler. Ama sonra Selim gelip engel olmuş. Bizimkilerde tüymüş tabii. Neresiydi hah Leylim Muse'nin yerini sormuş birine sonra kaybolduğunu anlayınca bizimkiler devreye girip karakola gitmek isteyeceğini bildikleri için ağına çekecekken gelmiş Selim kalfa . Git gel Selim'e dua et . Abisiyim diye sallamış bizimkilere ." diye adeta transa girmiş gibi bir şeyler gevelemişti.
'Mardin' de görmüşler kızını...'
Söyledikleri başımdan aşağıya kaynar su döküyor gibiydi . Selim'e verdiğim göreve rağmen verdiğim görevi yapmamış olmasının başka bir sebebi olamazdı zaten . Birini kurtarmadığı sürece asla güvenimi sarsacak bir şey yapmazdı o .
İnanmıyor gibi yapıp "Senin karşında sala-"
Tekrardan beni susturup "Kızın şuan daha doğmadan koparıldığı babasının evinde . Yetişebilirsen git de gör. Ama yetişebilirsen Azat Ağa ." diye şakımıştı.
Yalan söylüyor olabilir miydi ?
"Niye inanayım sana ? Öleceğini duyup tüm bunları uy-"
"Tıp çok gelişti bilir misin Azat Ağa DNA testleriyle analık babalık testleri anında sonuç veriyor artık. İnanmıyorsan akıllıca hamleler yaparsın olur biter. Vallahi iyi ki o kız yanınızda büyümemiş kızının zekasının maşallahı varmış . Bizimkiler dedi kandırmaya çalışmalarına rağmen 'Ne saçmalıyor bu mallar?' Der gibi bakmış bizim çocuklara. Benim cezamı sonra kesersin vaktin varken git ve kızını gör inanmıyorsan da Selime sor kızı nerede nasıl bulmuş diye ? O anlatır zaten olup biteni başından sonuna kadar en ince detayına kadar."
"Bizim konak ne alaka ? Karakol muyuz biz bu dediğin bile çok saçma?"
Hala daha diretiyordum çünkü dilinin bir anda bu kadar çözülmüş olacağını düşünmemiştim.
"Baban Azat Ağa baban . Emekli savcı olur ya hani kendileri ."
Derince bir nefes alıp "Birkaç lokma bir şeyler verin şuna yesin . Ardından zincirleyin bununla hesabım daha bitmedi . Kaçmaya çalışırsa sıkın kafasına yetişemesem bile dedikleri eğer doğruysa bizimkiler gördü can paremi nasıl olsa . Gerek kalmadı bundan sonra buna . Kalan soruları elbet başka piyonlardan öğrenirim." Dememle "Ödülümün bu kadar güzel olacağını bilsem daha önce öterdim Ağam. Ne sıkması ayrıca bir yere kaçtığım da yok dediğim gibi buradan sen istemediğin sürece çıkamayacağımı bilirim ." diye diretti.
Daha fazla vakit kaybetmeden son sürat arabama binip konağın yolunu tuttum.
Nereden baksan kırk beş dakikalık yolu tam tamına on beş dakika da geldim . Kaç kaza üst üste atlatarak tabii.
"Ya doğruları söylüyorsa ?"
"Ya bahsettiği olay yaşanmışsa? "
"Kızım gerçekten bir şekilde yuvasına gelmişse? "
"Allah’ım sen benim aklıma mukayyet ol. "
"Kızımı gerçekten bulmuş muydum ?"
"Hem de tam ümidimi kestiğim bir anda ."
Babamın kendi arabasını hazırlattığını işitmiştim korumalardan.
Selim'le birlikte verdiğim görevi yapacak olan korumayı görünce paylamayı da ihmal etmemiştim. Tüm aklım gitmiş gibiydi . Doğru olması kadar olmaması yakıyordu içimi. Belki de sonra yapacağım azarlama seansımı öne almıştım bu yüzden .
Daha fazla uzatmadan içeriye girdim , annem ve babam ayaktaydı. Bir an acaba geleceğimi mi işittiler diye düşünüp ona yormuştu ayakta olmalarını. Selam verip babamın elini öpüp ardından anneme sarıldım.
İkisi de bir hayli hatta şuanda konakta bulunan herkes beni burada görünce bahçeye toplaşmış şaşkınlık geçiriyorlardı.
Tamam şuan kimse beni burada beklemiyordu ama bu kadar şaşmalarına da anlam verememiştim.
Kendi evime gelmemin bu kadar şaşkınlık yaratması şaka olmalıydı.
Hal hatır sormadan "Misafir varmış kimmiş gelen ?"diye sormama şaşırsalar da sorumun cevabını aldığım kişiyi karşımda görmemle neye uğradığımı şaşırdım.
Özlem.....
Hasret .....
Korku ama kaybetme korkusu....
Binlerce kez bulacağım diye ümitlenip her ümidimin elimde, elimizde patlaması....
Kızımın yaşadığını öğrendiğimde hayatımda daha korkunç bir şey olmaz diye düşünmüştüm oysa.
Onu bizden almalarından daha korkunç bir şey olmaz diye umut etmiştim belki de ....
Ama olmuştu....
Nereden baksam elimde kalıyordu....
Bu yaşadıklarım gerçek miydi yoksa dünkü uykusuzluğumun bana sunduğu bir kabus mu ?
Ne düşünmeliydim?
Kendi kanımdan, canımdan olanı tanıyamamış mıydım gerçekten?
Ya da bu da bu oyunun bir parçası mıydı?
Zara onun hakkında her konuştuğunda içten içe huzur bulduğum gibi kızmalarım nedendi o zaman ? Kendi kızımızdan sanki vazgeçmiş gibi konuşuyor sanmam?
Berat.....
Oğlum...
Bizim kör olmuş gözümüzün önüne sermişti gerçekleri ama biz değil ona inanmak acısından saçmaladığını söylemiştik.
Çok detay vermemişti ama dile getirmişti "Bazı şeylerden şüphelendim ve Nazlı "ya DNA testi yaptırdım baba ama ne hikmetse bu testler birileri tarafından sabote edildi . Yok örnek yetersizliği yok bilmem ne ? " daha da konuşacakken lafı ağzına tıkamıştım.
"Nazlı'nın Mardin'de doğması da normal baba ?"diye sitem dahi etmesine aldırış dahi etmemiştim.
Ve şimdi kaçtığım o gerçekler beni dipsiz bir kuyuya çekiyordu ?
Melek , Murat ......
Yok yok .
Hayır onlar böyle biri değiller. Eğer öyleyse onlar da bilmiyorlardır. Böyle bir şey olsa asla susmazlar ki? Bile isteye birine kötülük yapacak insanlar değillerdi ki onlar .
Ya sonradan öğrenmişlerse?
İçimdeki ses saçmalama Azat dese dahi .
Bir anne, baba evlat bildikleri candan sırf kendi kanından değil diye vazgeçer mi diye gerçeklerden kaçmadan düşünmüştüm.
Bir yıl ....
İki yıl ....
On yıl ....
Ya da şuan öğrenmiş olup da söylemiş olsalardı bize biz onlardan kızımızı ayırmazdık ki . Kızımız oldukça büyük bir sevgi içerisinde büyümüş olurdu ama sırf kendileri acı çekmesinler diye bizi bile isteye ayırdılarsa bizim canımızdan o zaman kanı dökülecek tek kişi Kadir Karabey olmazdı. Bunu bilip de susan herkes bir bir yok olurdu .
"Benim dışımda bir misafir beklemiyorsanız benim sanırım Azat Bey sizin bahsettiğiniz misafir . "Diye konuşmasıyla bana tüm bunları saniyeler içinde düşündürür olmuştu.
Sarılıp kokusunu içime çekmeliydim doya doya ama buna hakkım yoktu . Zara'ma inanmayarak onu da bizi de bu acının içine ben çekmişken kızına doya doya sarılmadan Zara'm benim ona sarılmaya değil kokusunu içime dahi çekmeme hakkım yoktu .
Aklıma gelen ilk cümleyi konuşmuş babamdan azarı yemiştim. Ama şuan ne deyip ne yaşadığımı ben bile anlamazken tek istediğim bir an önce kızımı annesine kavuşturmaktı. Zor olacaktı ama olacaktı.
Zara'nın doktoru ile konuşup nasıl anlatabileceğimi öğrenmeden tek kelime dahi edemezdim ki ona yoksa kalbi bu sefer buna hiç dayanmazdı.
Kardeş gözüyle baktığı kadın ondan canını almıştı. Saçmalama Azat , Melek yapmaz dese de içimden bir ses ....
Şüphe.....
İnsani öldüren o şüphe her şeyi yakıp yıkmaya yetiyordu.
Nazlı'yı benim götüreceğimi söyleyip arabaya geçtiğimiz sırada her şeyi berbat etmek üzereyken derin bir nefes alıp lavaboya gitme bahanesi ile ondan bir iki dakika müsade istemiştim.
Konağa tekrar girmemle babam "Sen götürmeyeceksen Selim'i gönder ."demesine "Lavaboya gideceğim iznin vardır Halis Ağa. "Diye sorup yukarı doğru adımlarımı çevirirken önüme geçip "Ne işler çeviriyorsun sen? Ne zamandır Mardin'desin? Konağa normal bir halde girerken o kızı görünce niye bu hale geldin? Şu haline bak . Bir şey de oldu bana mı demezsin oğul. " daha fazlasını duymaya gücüm yoktu ."Sonra baba , sonra konuşalım ama şimdi değil. Şuan hiç zamanı değil. "
Baba demezdim ben babama Ağam diyerek tatlı tatlı sinir ederdim onu çocukluğumdan bu yana . Taşıyamayacağım kadar çok yük yüklenince sırtıma halimi bir tek o anlar diye baba derdim ona. O da sırf bu yüzden baba dememi istemezdi. Ağam dememe sinir olsa da bu sinir tatlı bir sinirdi onun için .
Zara'yı , oğlumu ve kızımı kaybettiğim o gece ....
Sinir krizi geçirdiğimde , kaç defa baba demiştim bilmiyordum ama kendime gelmeye çalıştığım o dakikalar "Rabbim bir daha sana baba dedirtecek kadar acı yaşatmasın da her daim neşenle beni tatlı tatlı sinir et oğul. "Demişti. Nasıl bir ses tonuyla baba diyordum bilmiyorum ama bu şekilde baba deyişlerim en çok onun canını acıtıyordu. Laf arasında dediğim babalardan bir farklıydı baba deyişim belki de ondandır babamın bu kadar acı çekmesi ya da beni anlaması .
Lavaboya girip yüzüme peş peşe buz gibi sular çarptım ama nafileydi .
Toparlanmam gerektiği için kendime çeki düzen verip arabaya doğru yol almak için lavabodan çıktım.
İlla gözler mi ağlar mutsuzluğu haykırmak için.....
Gülüşlere de saklanmaz mi bazen o en acı olan mutsuzluklar . Hiç bir şey olamamış gibi davranmak zorundaydım.
Lavabodan çıkışımı bekleyen babam bir şey dememi beklemeden "Nazlı 'yı bırakıp gelecek misin konağa oğlum? "Diye sormasına "İstanbul'a döneceğim Halis ağam." Dememin ardından "Niye geldin niye gidersin oğul madem gideceksin kızı Selim götürsün de bir iki saat yüzünü görelim. Hasret kaldım yüzüne. "Demesine içimden "Yalnızca üç buçuk dört aydır görmüyorsun diye beni bu kadar özlemişken sen Zaram ne yapsın ana 16 koca yıldır hasret kaldığı kokusunu dahi içine çekemediği yavrusu için . "Diye geçirdim
16 yıl...
192 ay....
6000 e yakın gün....
Bilmem kaç saat kaç dakika .....
"Nazlı'yı ben götüreceğim ana . Başka zaman görürsün yüzümü. "Deyip konaktan çıktım. Arkamdan "Yarın İstanbul'a geleceğim tek başıma Berat'a söyle gelip beni alsın hava alanından. " diyen babama ben de geleceğim diyen anneme bu sefer babam "Tek gideceğim Gülhayat'ım ben gelene kadar buralar sana emanet ben gelince de seni gönderirim çok kalmayacağım zaten ."Diye eklemesini duymam dahi beni durdurtmamıştı çünkü boşa çabaydı babam bir şey diyorsa o olurdu . Zorlamanın bir anlamı yoktu .
Bahçeden çıktığım sıra Selim'le muhabbete dalmış Nazlım'ı görünce acı bir hasretle izledim onu uzun uzun. Yanımda ama sarılamıyorum çünkü kızım başka bir kadını annesi ve başka bir adamı babası biliyor.
"Sen gelir misin peki İstanbul'a hiç Selim abi."
Abi?
Tanıştığı ilk gün hem de .....
Çok üzülmüştüm Nazli'nin bize Hanım ve Bey diye hitap etmesine ama babamın dediği gibi her şerde bir hayır varmış meğer biz bilememişiz. Nazlı Selime abi dediğine göre gerçekten hem sevmiş hem de güvenini kazanmış demekti.
"Ne yapayım kız İstanbul' a gelip. Bizim çocuklar gelir ara sıra hanim da yıllardır başımın etini yer gidelim gezmeye diye ama ben Halis ağamı yalnız bırakır mıyım hiç? Hayır sen git diyorum sen gelmezsen bende gitmem diye bir de trip atıyor . Kadın milleti değil mi ? Hepsi aynı vallahi . Benimde senin yaşlarda kızım var Allah bağışlasın inşallah o da aynı anası. Neler çekiyorum sen gel bir de bana sor vallahi ."diye iç geçirirken Nazlı "Valla abi bugün bana yaptığın gibi İstanbula gidince ne olacak size söyleyeyim tarzında bir konuşma yapıyorsan triplerin hepsi sana müstahak." Diye söylenip kahkaha atmıştı.
"Ben gelmeseydim sen o adam ve kadınla gidecektin bana haklısın diyeceğine bir de müstahak diyorsun." diye sahteden sitemde bulunmuştu Selim Nazlı'ya .
Kafasını sallayıp "Oradan bakınca çok salak birine mi benziyorum abi, sen bir görsen ben abim ve ablama neler ediyorum neler ? Ayrıca tabii ki anladım niyetlerinin kötü olduğunu ama haklısın sen olmasan halim yamandı vallahi. Allah razı olsun vallahi ne diyeyim. Şey ama bir şey daha istesem senden . " Ne isteyecek diye düşünürken "O isteğin yüzünden Halis ağam beni çiğ çiğ yer . Ayrıca dert etme sen bunları. Alt tarafı bir telefon. " konuşmalarını dinlemeye devam ederken "Alt tarafı bir telefon dediğin iPhone bilmem kaç? Hayır sen de az değilsin vallahi gidip birkaç günlük kullanacağım telefon alsaydın ne olurdu ? Şart mıydı bu kadar yüksek meblağlı alman . Hem ben rahat etmem böyle şeylerden. Neyse ben bir de şansımı Azat Bey'e deneyeyim de Ömer dedem Azat Bey'i çiğ çiğ yesin . " demesine "Hiç şansın yok . Bu telefonun kırılmaz camı neden yok diye Azat Ağam beni paylar ben sana diyeyim ." Demesine Selim'e "Bir de bayıl istersen Selim abi ? Zaten adamı kızdırmışsın, kim bilir ne yaptın ,ne yapsam ya telefonu göstersem de bunun kulaklığı nerede diye seni bir güzel paylasa mı Azat Bey. " Demesiyle "Sen geç dalganı sen bilmezsin bizimkile-" lafi ağzına tıkıp Nazlım" Yoo gayet de bilirim çok tatlı insanlar . Bana iyilikleri dokundu diye demiyorum bunu yanlış anlama . Azat Bey'i zaten tanıyıp seviyordum anne babası da çok tatlı. Laf aramızda annesi Zara Hanımı pek sevmiyor gibi ama bunların hepsi Azat beyi ikisinin de çok sevip paylaşamaması yüzünden her neyse beni daha tanıyıp etmeden oldukça hem misafirperver hem de korumacılardı. Ama Azat Bey'e üzülmedim değil Selim abi. Annesi ve Zara Hanımın yana yana geldikleri zaman onun için bence tam bir işkence. Yani sonuçta kavga etseler ikisi de baskın karakter adam iki sevdiği kadın arasında kalmış olacak . Olmaz ama böyle zaten morali bugün bozuk gibiydi Allah 'tan Zara Hanım burada değildi de ikisini çekmek zorunda kalma-" Selim'in bu konuşması boyunca kaş göz yapması dahi Nazlıyı susturamamıştı çünkü ne demek istediğini anlamamıştı. Selime yapma anlamında kafa sallasam da Nazlı sussun diye her yolu denemişti en sonunda Nazlı dayanamayıp "Abi senin tikin falan mı var ? Sabahtan beri kaş göz yapıy-" Cümlesini tamamlamadan bana doğru dönüp Selime "Abi madem gördün adamı karşında sus desene ne kaş göz yapıyorsun. Kuşların bile bir dili var anlaştıkları bende diyorum yazık adamın tiki var galiba ." demesiyle Nazlı'ya
"Hadi Nazlım daha fazla gecikme sen gidelim biz . "Dememle arabaya binmemizle "Takibe alın bizi ."diye Selime emir vermemin ardından arabaya binip "Nazlım kemerini tak ."diye uyarıp ben de kemerimi takınca arabayı çalıştırmamla yola koyulmuştuk. Lafa giren o olmuştu. "Haddimi aştıysam özür dilerim kötü bir şey söylemek değildi niyetim sadec-"lafını tamamlatmadan "Sorun değil Nazlım. İyi bir gözlemcisin sadece hepsi bu . Zara yüzünden bir nevi annem beni göremez oldu diye kaynanalık yapıyor annem Zara'ya her ailede olduğu gibi ."
Yoldan gözümü ayırmamaya özen göstersem de "Kızım yanımda ama ona sarılamıyor. On-" diye diye iç geçirmekle meşgulken "Kızınızla alakalı bir gelişme mi oldu ?" Kurduğu son cümleyle neye uğradığımı şaşırsam da devam etti .
"Siz hep bir farklı yaklaştınız bana . Sanki kayıp kızınız benmişim gibi . Bana bakarken gözlerinizin içi gülüp sanki az da olsa o acıyı hafifletebiliyor gibi hissedebiliyordum. Ama bugün konakta beni gördüğünüzdeki bakışlar buram buram acı kokuyordu ve o acıyı oraya ben koymuşum gibi bakıyordunuz. Şuan bile aynı bana bakmamak için kırmızı ışıkta dahi olsak camdan dışarı bakıyorsunuz ? Bilmeden sizi kırdım diyeceğim ama sizin yeriniz de Zara Hanımın yeri de bende ayrı. Sizi bile isteye asla kırmam. Zara Hanım zaten yarı annem sayılır süt annem bakımından ama siz aynı zamanda bir baba gibisiniz benim için. Ama bug-"
Kahretsin .....
Hissetmiş ve anlamıştı ....
Peki ben aylardır gözümün önündeki kızımı nasıl tanıyamamıştım? Lafı ağzına tıkar gibi adeta "Nasıl kayboldun güzelim? "Diye sormam onu şaşırtsa da "Anlaşılan o konuyu konuşmak istemiyorsunuz peki ."Diyerek baştan sona kadar en ince detayına kadar bugün yaşadıklarını bir bir bana anlattı.
Hissettiği duygulara kadar....
Acı bir tebessüm devraldı dudaklarımı çoğunlukla ama sesimi çıkaramadım. Uzun bir aradan sonra konuşmamla bakışları beni buldu Nazlı'nın.
"Kim olduğunu öğrendiğimde kızımın tepkisinden korkuyorum belki de ."diye konuşmama "Zor ne diyebilirim ki ? Yaşamayan kimse anlayamaz ki sizi ve kızınızı. " Demesiyle "O kişi sen olsan ne hissederdin Nazlım, yaşıtsınız ya senin fikrinle en azından nasıl yaklaşmamız gerektiğini kestirebilirim diye soruyorum ? İstemezsen cevaplamak zorunda değilsin tabii." Dememe başta şoka girip "Ne alaka?"der gibi baksa da cevap vermeyi tercih etti .
"Bu soruyu laf arasında bana sorduğunda Ali abi . Fermanoğlun'u kastediyorum o kadar saçma sapan cevaplar verdim ki görmeniz gerek sonra Berat abiye kızıp empati yapmak adına tekrar düşündüğümde kafayı yerdim herhalde diye düşündüm. Yani ailemin sizin olmanızdan ziyade düşünsenize 16 koca yıl doğru bildiğiniz her şey koca bir yalan. En çok güvendiklerinden duymuşsunuz o koca yalanları hem de acımasızca. Madem çıkacaktı gerçekler açığa bu kadar niçin sustunuz derdim . Ama çok kırılırdım. Çünkü bir sürü acı veren şey var bu olayın içinde ve ben tek başıma mücadele ediyormuşum gibi hissederdim, yalnız tek başıma kalmış gibi.. . Ben kırılıp üzüldüğüm zaman sevdiklerimle arama oldukça mesafe koyuyorum belki de benim en kötü tarafım bu . Sizin kızınızın nasıl bir hayatı olmuş da sizi bulacak bilemem ama ben sanırım fevrileşebiliridim. Yapmayacağım tüm saçma şeyleri de yapabilirdim . Çünkü acı insana her şeyi yaptırır bazen . Hatta asla yapmayacağı şeyleri yaptırması en acısıdır zaten. Anne ,baba, abi ,abla bildiklerimden ayrıldığıma mı yanayım yoksa beni bulmak için sizin gibi en ufak bir umut kırıntısına dahi tutunan aileme mi alışmaya çalışayım. Zor Azat Bey maalesef ki çok zor . Ama söz. Siz onu bulduğunuzda sizin umutla bekleyen ve bulmak için çırpınan halinizi bir bir anlatacağım kızınıza. Ben yakınım canım ciğerim demeden doğruları pat pat söylerim herkese . Bu huyuma genelde ablam sinir olur her şeyi bir seferde anlayıp yorum yaparım diye ama kızınızın sizi anlaması için çabalarım en azından ama o kişi benim gibi biriyse vallahi size büyük geçmiş olsun. Annem demeden elinden çekeceğiniz var . Zor zapt edilir benden söylemesi . "
Söylemleri ile Nazlıya uzun uzadıya bakıp gözlerimle teşekkür etmiştim. O ise tebessüm etmekle yetinmişti.
"Siz bir de baya bir kıskanç baba olursunuz benden söylemesi. "Diye konuyu dağıtması ile gülmeden edemedim "Allah Allah, nereden çıkardın bunu acaba Nazlım kimden kıskanacağım ki kızımı? " diye sormamla acaba şuan anne baba dediği kişileri mi kast ediyor diye düşünmeden edemesem de o devam etti "Yani ya sevgilisi varsa ? Demek istemiştim ama ."
Diye söylemişti fakat anında da pişman olmuştu. Beni üzgün gördüğü için konuyu dağıtmaya çalışmıştı ama pişman olmuştu.
Şaşkınlığımı yüzümle belli ederek "Senin var sanırım sevgilin ? Doğru mu anlamışım? "
Dememi beklemiyor gibi "Ama hep ben . Ne alaka ben ? Konu ne ara bana geldi sizden ?"diye sormasını es geçip. "Doğru anlamışım. "Diye tekrarlamamla "Yok benim erkek arkadaşım falan Azat Bey niye üsteliyorsunuz ki ?" Demesine "Sen öyle diyorsan öyledir Nazlım üstelemedim sen yanlış anladın. Ama evet kıskanç bir babayım ve kızımı da kıskanırım. Ayrıca sence de sevgilisi olması için yaşı küçük değil mi ?" Diye diretmeme " Size göre oldukça küçük bir yaş olduğu kesin . "Diye söylenmesi ile "Sana göre? " diye diretmemle tekrar "Sevmenin yaşı yoktur bence. Ama bana kısa bir süre öncesine kadar sorsaydınız bu soruyu size katılıyor olabilirdim belki." diye söylemesine yalnızca tebessüm ile cevap verdim . Bu konuyu konuşuyor olmaktan hiç hoşlanmamıştım.
Fark ettirmeden konuyu değişme adına "Sevdin mi Mardin'i ilk defa geliyorsun sonuçta? " diye sormama cevap olarak "Burada doğmuş olmamı saymazsak evet ilk defa geliyor sayılırım. Sevdim, güzel şehir ama mühim olan şehrin güzel olup olmaması değil, içinde sevdiklerinle geçirdiğin bir saniye dahi olsa o mutlu anların birikmiş olmasıdır. " lafını tamamlaması ile şaşkınlığımı gizleyemedim "Burada doğmuş olmam derken Nazlım , bilmiyordum. " diye derin bir nefes alarak sustum . "Aslında spontane gelişen bir durumla burada doğmak zorunda kalmışım. Gerçi şimdi Berat abi olsa ırkçılık yapma kız diye söylenirdi bu laflarımı duysa ." Bir yandan onu dinliyor bir yandan araba kullanıyordum ki hemen hemen on -on beş metre ileride dur ihlali yapan polisleri görmemle hayrete düşmeden edemedim . Çok bir yolumuz kalmamıştı kamp alanına ayrıca bu yolda herhangi bir çevirme olmazdı bir şey olmuş olmalı diye düşünürken Nazlı 'nın 'Neler oluyor ?'bakışına " Önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum Nazlım. Dert edeceğin bir şey yoktur ."diye güven veren bir sesle onunla konuştum.
Sağa yanaşmamızla bize doğru gelen polisi görmemle camı indirmiştim ki polisin ehliyet ruhsat istemesi ile ehliyet ruhsatımı polise vermemle kontrol amaçlı yanımızdan ayrıldığı sıra nedensizce Nazlı 'ya teşekkür etmemle "Asıl ben her şey için teşekkür ederim Azat Bey . Hem sohbet için hem de beni kampa kadar götürüp vaktinizi ayırdığınız için. "Diye konuşmasıyla ile "Teşekkür edeceğin bir şey yaptığımı düşünmüyorum Nazlım.' dememle yanımıza gelen polisin sesiyle ona dönmemiz bir olmuştu.
"AZAT KARADAĞ , BURÇAK ÖNSÖZ'Ü ZORLA ALIKOYMAKTAN GÖZALTI KARARINIZ VAR. BİZİMLE EMNİYETE KADAR GELECEKSİNİZ. "
BÖLÜM SONU !!!
UZUNCA BİR ARADAN SONRA YENİ BÖLÜM SONUNA 103 SAYFAYA TEKABÜL EDEN BÖLÜMÜN SONUNA GELMİŞ BULUNMAKTAYIZ !
BÖLÜME VERECEĞİNİZ OY VE YORUMLARI UZUNCA BİR ARADAN SONRA DAHA BİR MERAKLA BEKLİYOR OLACAĞIM ! HİKAYEMİN BELLİ BAŞLI YERLERİNİ OTURTMUŞ OLDUĞUM BU BÖLÜMDE UMARIM KEYİF ALA ALA OKUMUŞSUNUZDUR !
İKİ BÖLÜMDÜR BERAT'I İKİ KEZ DÖVDÜRTTÜĞÜM İÇİN BEN DE ÇOK ÜZGÜNÜM AMA YENİ BAŞLANGIÇLAR İÇİN OLMASI GEREKİYORDU. UZUNCA BİR ÜSRE ÖNCE KURGULAMIŞ OLDUĞUM İÇİN DEĞİŞMEK YERİNE ÜZERİNE KOYARAK YAZMAYI TERCİH ETTİM UMARIM OKURKEN ZEVK ALABİLMİŞSİNİZDİR!!!
ÜZERİNDE DAHA ÇOK KURGULADIĞIM VE GELİŞMESİ İÇİN OLAĞANCA ZAMANA YAYDIĞIM YAZARKEN İÇİMİN DE PIR PIR ETTİĞİ ÖZGE GÜMÜŞ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ ?
NASIL DA BEKLEMİYORDUNUZ AMA ALİ FERMANOĞLU'NUN DA BİR SEVDİCEĞİ OLDUĞUNU ?,
ALİ KAREKTERİNİ SİZE İLK SUNDUĞUMDAN İTİBAREN SEVGİLİ EYBERCİLERE SEVİMLİ BİR KAREKTER OLDUĞUNU BOŞA DİLE GETİRMEMİŞ OLDUĞUMU UMARIM AZ DA OLSA ANLAMIŞSINIZDIR!!!
BİRİNCİ KİTAP SONUNA ADIM ADIM YAKLAŞTIĞIMIZI SÖYLEMEKLE BERABER İKİNCİ KİTAPTA BAZI KAREKTERLERDEN BEKLEMEDİĞİNİZ TUTUMLAR İLE KARŞILACAĞINIZA ŞİMDİDEN HAZIRLIKLI OLMANIZI SÖYLEMİŞ OLAYIM !!
İKİ SERİLİK BİR KİTAP OLUP FİNALİYLE BİRLİKTE DİĞER KURGUM ÜZERİNE YOĞUNLAŞIP UZUNCA BİR SÜREDİR YAZMAK İSTEDİĞİM BAŞKA BİR KURGUYA BAŞLAYACAĞIMIN HABERİNİ DE SİZLERE VERİŞ OLAYIM !!
BU KURGUMUN ÇOK DIŞINDA GELİŞECEK BİR HİKAYESİ OLACAK OLSA DA SİZİ ŞUAN İÇİN İKİNCİ KİTAP İÇİN GARDINIZI ALMAYA DAVET EDEYİM !!! ÇÜNKÜ BAZI KAVUŞMALAR GERÇEKLEŞECEK DİYE BAZI MASUMİYETLER HUNHARCA KATLEDİLECEK ?
UZUNCA BİR ARADAN SONRA GELEN YENİ BÖLÜM MUTLULUĞUNA BÖLÜMÜ YAYINLADIĞIM İLK ÜÇÜNCÜ GÜNÜN SONUNDA EN ÇOK MERAK EDİLİP SORULAN SORUNUN CEVAP VE SPOİLERİNİ VERECEĞİMİN MUTLULUĞUNU SİZE BIRAKARAK ÇOK ARA VERMEDEN TEKRARDAN BULUŞUNCAYA KADAR......
SAĞLICAKLA KALIN , HOŞ KALIN HOŞÇAKALIN !!!!
🤍
-YENİ BÖLÜM FRAGMANI-
~ÖMER HALİS KARADAĞ~
Konaktan çıkarken Selim ve birkaç koruma ile ayrılmış ve ne yaptıysam ağzından bir cümle laf alamamıştım.
İstanbul' a gideceğim haberini hanım ve evlatlara verdikten sonra kızımın yaptığı kahveyi koyu bir sohbet eşliğinde içmiş ve uyumak için odama doğru geçeceksen panik içinde konağa dönen ve korumalara "Ömer ağam nerededir? " sorar sormaz "Uyur!" Cevabını almasına rağmen "Şimdi uyumanın vakti değildir!" Diyerek adımlarını odama doğru yönetmesi ile adımlarımı Konak kapısına çevirmiş ve denk gelir gelmez selam hatır sormadan ki Selim ne olursa olsun selamsız , hatırsız iş yapmaz "Ağam , Azat'ı tutukladılar . Adam alıkoymaktan . Şimdi emniyettetir . Bana sana söylememem için tembih etti ama iş ciddiye benzer. Sen el atmasan olacak iş değildir !" Deyişi ile nefesi karakolda aldım.
Nezarethaneye adımlarımı çevirir çevirmez adımlarımı hızlandırdım . Gelen sesler ve duvara atılan yumruk ve oturmak için konulan tabure taburenin fırlatılma sesleri.....
Duyduğum sesler tam olarak bundan ibaretti.
Ard arda vurduğu yumruklar ile derhal kapıyı açtırmış. "Ne yaparsın sen Azat !" Diye adeta kükremiştim. O ise cevap vermek yerine gözleriyle Selimi aramış bulamayınca öfkesini benden çıkarmak ister gibi "Savcı sabah gelecekmiş, çıkar beni buradan sabah gelir veririm ifademi !" Onu buradan çıkarmam hiç sağlıklı olmayacak olsa da tavrımı göstererek konuşmayı tercih ettim. "Emredersiniz, başka bir arzun var mıdır, onu da derhal yerine getireyim !"
Öfkesinin hiç dinmediği sık nefes alış verişinden belliydi .
Ellerini saçlarından tarar edası ile saçlarından geçirip tekrar duvara attığı yumruğu eli duvara değmeden tutup "Neler oluyor Azat , ne bu halin !"
"Ne bu halim he , öyle mi ? Yıllar önce karıma inanıp kızımın peşine düşmedim kızımı bizden çalmalarına göz göre izin verdim. Oğlum aylar evvel kardeşini buldu bizimle paylaştı. Bulduğu kişiye ihtimal vermedim. Oğluma inanmadım aylardır gözümün önündeki evladımın farkına varamadım en acısı da ne biliyor musun? Bugün kızımı , benim kızımı , Zara'm ın ölmediğini ispatlamak için koca iki aşireti karşısına alsa da benim yüzümden hasret kaldığım kızımın kim olduğunu öğrendim . Öğrendiğim de yanımda olmasına rağmen ona sarılamadım bile . Çünkü o hakkı kendimde bulmadım . Zara yıllarca benim yüzünden bu acıyı çekerken benim ona sarılma hakkım yoktu , olmamalıydı !"
Torunumu oğlum bulmuştu .
Sık sık Mardin'e gidip gelmelerinin sebebi torunumu bulmuş olmasıydı.
Hiç bir şey söylemedim zaten o da söylememi beklemedi sadece "Çık , sabah verirsin ifadeni !" Deyişim ile çıkmasını bir oldu.
Gerekli bilgiyi emniyete vermemle peşine düştüm. O çoktan onun kaçmaması için emniyete yığdığım korumalarla delirmişti bile .
Azat'a "Arabana geç konuşacağız , siz de takibe alın bizi !" Deyişimi ikiletmemiş şöfor koltuğuna geçerken "Selime söyle gözüme gözükmesin!" Deyişine cevap vermek yerine arabaya geçmiştim.
Tam da düşündüğüm gibi Konak yerine bağ evine sürmüştü . Çocukluktan bu yana ne zaman kendinden dahi kaçsa kendini buraya atardı .
Eve geçer geçmez sömineyi yakmak dahil olmak üzere kafasını meşgul etmek adına olmayan işler çıkarmaya çalışıyordu. Aklınca benle konuşmayarak kendinden kaçmak istiyordu .
"Kimmiş , torunum ve nasıl buldun? Eğer o kaçırdığın adam birini hedef gösterdiyse? "
Sözlerim onun bitmek bilmeyen öfkesini harlamış "Hedef şaşırma yok , başta idrak edememiştim ama o şerefsizden önce Berat bulmuştu zaten kardeşini. Sadece biz inanmadık hepsi bu !"
Sinirini ayağını ard arda yere vurarak atmak ister gibiydi. "Kimmiş oğul torunum !" Sorumu yinelememle "Bugün kaybolduğu için senden yardım istemek için bilmeden bebekten hiç giremediği babasının evine oyun dahilinde gönderilmiş olan "Nazlı'm"
Sözcükleri içimde fırtınalar kopartmaya yetmişti . "Oyun dahili ne demek Azat , kız bilir miymiş sen-" lafımı ağzıma tıkılmış "Oyun kuran Nazlım değil baba . Üzerine Oyun kurulan Nazlı!" Deyişi ve derince bir nefes alıp "O it aylardır konuşmayınca ölümle tehdit ettim. Sözlerim ne kadar ucu kızıma dokunduğu için blöf olsa da benim blöf yapmayacağımı düşünüp kızımın yerinden tut kaybolmasına kadar ayarlamış it . Selim'le karşılaşmasa kızıma karşılık o itin canına takas isteyeceklermiş!"
Dahası vardı elbet ama Azat’ın durumu hiç iyi değildi . Art arda çalan telefona hiddetle bakıp "Efrndim oğlum. " Diyerek cevap vermiş . Zara'nın fenalaşmasını öğrenmesine rağmen durum ciddiyetini öğrenip "2 güne döneceğim!" Diyerek telefonu kapatmıştı.
Anlaşılan Berat 'ta biliyordu babasının ne işler karıştırıp adam indirdiğini. Sadece haber vermek için aradığını belirterek ciddi bir şey olmadığını belirtip işini halledip gelmesini istemişti . Anladığıma göre bu dönüşümden sonra bir süre Mardin'e gelemeyecekti.
Telefonu kapatması ile gözlerini kapamış ve şöminenin önüne çökmüştü.
Kendiyle konuşur edasıyla "Allah'ım sen bana yardım et çok canım yanıyor !" Diye dua etmişti.
Yine ne yapacağımı bilemeyip yanında olduğumu bilmesi adına susmuş yanına çömelmiş ve sadece onun konuşmasını beklemiştim. O ise sadece yanan ateşi izlemekle yetinmişti bir süre .
"Sen olsan dedim aradaığımız kızımız dedim ona !" Konuşmaya başlaması ile sessizce ona doğru döndüm. Yüzü yüzüme denkti ama o transa girmiş gibi yalnızca yanan ateşi izliyordu.
"Kaldıramazdım dedi neredeyse açık açık . Belki o da bir şeylerin farkında ama ihtimal vermiyor tıpkı benim , Zara'nın gibi. Zor mesele dedi kızınızın sizi anlaması için elimden geleni yaparım dedi ama brn olsaydım yıkılırdım dedi "! Lafını bölüp "Bilmiyor oğlum , kolay değil zor olacak ama sonu hayır ola-" Lafımı yine ağzıma tıkmış "Sevdiklerime karşı olan bütün güvenimi kaybederdim dedi . Savaşın ortasında tek kalmış gibi ......" derin bir nefes alıp "Geçen öğretmen velisini çağırmıştı . Dersi dinlemeyip kitap okumuş öğretmende bunu görünce velisini çağırmış. Okul da Melek dururmuş daha çok üstünde ama o bu mevzuda annesinin kızacağını bildiği için annesinden gizli babası ile konuştu . Konuştuğu kişi ben olabilirdim baba , saklamak istediği anne de Zara . Benim kızımı elimden çaldı o şerefsiz , bir hiç uğruna . Benim canımı ...." bu konuşma iyi bitmeyecekti . Ne kadar yatışsın diye beklesem de bir türlü yatışmamıştı öfkesi aksine daha da artmıştı . Elbette sonuna kadar haklıydı ama sakin olmak zorundaydı. Zara kızım için sakinliğini korumak ve kızına öyle kavuşmak zorundaydı .
"Ne yapalım madem torunum geldi baba ocağına daha da gitmesin onu bizden çalanların evine , tek emrin ile yığarım bütün Mardin'i emrine oğul !" Deyişim ile gülüp "Sen benim ne halde olduğumu görmeyecek kadar kör müsün ? Niye yakıp yıkmayıp da öfkemi bastırmak için kendimden acısını çıkarıyorum? Zara bu acıyı kaldıramadığı gibi bu ihaneti de kaldıramaz bu sefer kurtuluşu da.... Allah'ım sen koru. Zara şuan kızımızın bizi istememesine mi dik dursun yoksa dost kardeş yerine koyduklarının kızını çalanlar olduğuna karşı mı yıkılmadan dursun? Kalbi .... Bir daha ciddi bir atak geçirirse onu benden alır baba. O yaranın oluşmasına ben neden oldum. Yaşayan kızımı ölü bilerek . Yığma kimseyi bir yere . Zara yaşasın diye şimdilik bir hesap kesmeyeceğim. Kızımı öğrenir öğrenmez almak istemesine dahi olmayacak sakinlikle karşı çıkacak ve doktoru ile konuşup onu en az sarsacak şekilde gerçeklerle yüzleştireceğim. Nazlı dedi ki ben olsam o kız yapmayacağım şeyleri yapar saçmalarım. Anasının kızı . "Son kelimesi ile acı bir şekilde gülüp "Bu savaşta ne kızımı ne karımı kaybedeceğim. Ne de oğlumu kendi mutsuzluğum ile aynı kaderi paylaştıracağım. "
Cümleleri kayıtlı olan biri tarafından aranması ile sustu. Telefon uzağında diye kalkmayınca ben telefonu açıp hoparlöre verdim. Telefonda bir kadın sesi mevcuttu.
"Azat Karadağ !" Deyişi ile yerinden kalmış ve "Kimsiniz ?" Diye sorusuna direkt "Leyl Önsöz , Burçak'ı sabaha kadar salmazsan, gözünün önündeki kızını yavaş yavaş alırım sizden. Tam kavuştuk dersiniz hooop kızınız sizlere ömür !"
Azat'ın asla bir kadına etmeyeceği küfürler havada uçuşmuş ve "Kızıma değil eliniz tek bir tel saçına yanlışlıkla bir omzunuz dokunsun bak bakalım Burçak mı kalıyor herkesten saklı büyüttüğü oğlu Bülent mi sağ kalıyor ?"
Azat halen daha konuşuyor olmasına rağmen kadın bu sefer de "Atladığın bir şey var Karadağ senin dost kazığı dediğin ihanet değil aslında senin kızını senin kanlı hayatından korudu o insanlar bunca zaman . Kızının işi senin ve Zara'nın onu bulmasıyla zaten bitirilecek şeklinde bir anlaşma şeklindeydi. O yüzden kızın yaşıyor iken kız çocuğu nasıl bir şey tadını çıkarın !" Diyerek dalgasını geçmekten gocunmadan telefonu kapatmıştı .
Azat'ın tekrar araması ile hat çoktan imha edilmiş vaziyetteydi.
"SENİN KIZINI SENİN KANLI HAYATINDAN KORUDULAR !" ne demek lan ! Kızımın üzerine yapılan anlaşmayı kimin yaptığını öğrendiğim gibi mezara sokacağım o anlaşmayı yapanları . Sana demiştim ya baba sabredeceğim diye sabretmeden kızıma uzanan elleri bir bir uzandığı yerden kesip belaları olacağım!
Derin bir nefes alarak duyduğundan beri anlam veremediği o cümleyi yineledi:SENİN KIZINI SENİN KANLI HAYATINDAN KORUDULAR NE DEMEK LAN!"
FRAGMAN SONU
Bundan sonraki bölümlerde bölüm sonudan sonra gelecek bölüm fragmanı yazabilirsem sizlerle paylaşmaya çalışacağım . Can alıcı fragmanlarla gelecek bölüm için darlandığım sağlıklı günlerde görüşmek üzere !
Hoş KALIN Hoşça kalın!!!
O halde 🤍 sembolü bizim gelecek bölüm fragman sembolümüz olsun . Paylaşıp paylaşamayacağımı bu şekilde de anlayabilirsiniz!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 585 Okunma |
92 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |