10. Bölüm

10:Müjdeli Ve Müjdesiz Haberler

ışıl karaermiş
isilkaraermis

Herkese merhaba,

Onuncu bölüme hoş geldiniz.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.

Keyifli okumalar...

10:Müjdeli Ve Müjdesiz Haberler

Müjde'den

Akın'ın evinden çıkmıştık. Göksu'lar eve giderken, diğerleri de gitmişlerdi. Geriye bir tek Mert kalmıştı ama aramızda çok rahat üç adımlık mesafe vardı. Yarın gideceğini söylemişti. Yanıma gelmek istese bile aramıza koyduğum mesafelerden dolayı gelmeye cesaret edemedi.

Uzaktan, “Görüşürüz, kendine dikkat et.” dediğinde vedalaşır gibiydi. Belki de geri geldiğinde tüm olanları arkasında bırakarak gelecekti. Bir zamanlar yakın olduğun birine şimdi bu kadar uzak olmak onu üzüyordu.

Ağzımı açıp tek kelime edemedim. Yavaşça başımı salladım ‘görüşürüz' der gibi. Güldü ama burukça. Geriye doğru iki adım atarken bile bana sırtını dönmemişti.

Biraz daha bana bakarsa gitmekten vazgeçecekmiş gibi arkasını döndü ve hızlı adımlarla uzaklaştı.

Mert'in gittiği andan itibaren dört bir yanımı boşluk hissi sardı. Göğün zirvesinden, yerin yedi kat dibine düşmüşüm gibi canım acıyordu. Son günlerde ona karşı benimde hislerimin olduğunu yeni yeni fark etmiştim. Bunu yeni fark etmişken kabul edip sindirmek benim için oldukça zordu. Geçmişim babamdan başlayarak, erkeklerden aldığım yaralarla doluydu. Bir erkeğe daha güvenip, sevmek benim için imkansız gibi geliyordu. Mert hislerini söylediğinden beri ona karşı çok sert durmuştum çünkü ondan da yara almak istemiyordum.

Annemin dediği bir söz geldi aklıma; birini gerçek anlamda kaybetmediğin sürece değerini anlayamazsın demişti. Birini kaybetmek için ölmesi gerekmiyordu, size olan bakışları değiştiyse ve kalbinde bir yeriniz yoksa kaybetmişsinizdir.

Mert'te geri döndüğünde beni unutur muydu? Bunun cevabını bilemezdim ama duygularımın farkına varmışken burada hiçbir şey yapmadan da duramazdım.

‘Ya şimdi ya da hiç’ dedim içimden. Kaybetme korkusu kalbimi sarmışken şimdi duramazdım.

“Ya şimdi ya da hiç.” diye tekrarladım dışımdan.

Şimdiydi. Şimdi sadece onu durdurmak istiyorum sonrasını sonra düşünürüm.

Mert'in gittiği yöne doğru koşmaya başladım. Hızla koşarken sonunda onu görmüştüm.

“Mert!” diye seslendim peşinden. Sesimi duyar duymaz hemen durdu. Milyonlarca sesin içinden yine de benim sesimi ayırt edebilir gibiydi.

Nefes nefese kalmama rağmen onun yanına ulaşana kadar durmadım. Mert’se doğru duyduğuna emin olmak için arkasına döndü. Beni, ona doğru koşarken görünce fazlasıyla şaşkın duruyordu.

Yanına geldiğimde az öncekine göre arada hiç mesafe bırakmamıştım. Nefeslerim düzensizdi, kalbim hızlı hızlı atıyordu ama kararım netti.

Hızlı hızlı nefes alırken onun konuşmasına fırsat vermeyerek, “Gitmesen olmaz mı?” dedim gözlerinin içine bakarak.

Benden böyle bir hamle beklemediği için oldukça şaşkındı. Bir şey söylemek için ağzını açıyor sonra da ne diyeceğini bilemez bir halde ağzını kapatıyordu

En sonunda, “Müjde sen sensin, değil mi?” diye sordu.

Güldüm. “Ben benim. Hem de hiç olmadığım kadar.”

Bu seferde, “Gerçek misin?” diye sordu.

Tenimin varlığın hissetmesi için ellerimi yanaklarına koydum. “Sence gerçek miyim?”

Yutkundu. Gözlerime bakan gözleri ışıkla doldu. Yanaklarında duran ellerimi tuttu. “Rüya görüyorsam eğer hiç uyanmamak isteyeceğim kadar güzelsin.” dediğinde kalbim daha da hızlandı.

“Rüya değil. Ben gerçekten buradayım senin yanındayım.” dedim ve ekledim. “Sorumun cevabını alabilirsem ben de senin kadar mutlu olacağım.”

Bana bakarken dünyayla bütün bağını kesmiş gibi duruyordu. “Soru neydi unuttum. Bir daha tekrarlayabilir misin?”

“Gitmesen olmaz mı?” dedim başımı hafifçe sağa eğerek.

Güldü. “Gitmek mi? Sen bana gelmişken mi?” dedi. Garanti verir gibi ekledi. “Bundan sonra sana gelen yol haricinde bütün yollar kapalı. Yolunda ölürüm yine de başka yola gitmem.”

Bir insanın başka bir insanı kalpten sevebileceğine ihtimal vermezdim. Ta ki başıma gelene kadar. Onu sevdiğimi günler önce fark etmiştim ve şimdi gözlerinin içine bakınca emin olmuştum.

Söyledikleri kalbimi mest ederken ne diyeceğimi bilemedim. Ne söylesem onun söylediklerinin yanında sönük kalacaktı.

“Şimdi bu senin de beni sevdiğin anlamına gelir değil mi?” diye sordu. Gülerek başımı salladım. “Kalbim bile senin tarafını tutarken beynime pek laf düşmedi. Sevmekte bir delilik değil mi sonuçta?”

Biz hâlâ daha aynı pozisyonda kaldırımın orta yerinde duruyorduk ama ikimiz de bu durumdan şikayetçi değildik.

“Bence sevmek delilik değil çünkü seni sevmek en akıllı davranışım.” dediğinde kalbim bir öncekinden daha hızlı atıyordu. O iltifatlarını hep arşa çıkarırken ben öylece kalıyordum.

“Sen böyle iltifatlar edince ben kendimi yontulmamış bir odun zannediyorum.” dedim gülerek.

“Aşkın beni şair etti kadın. Her zerrene şiir yazmak istiyorum.”

Biz böyle kaldırımın ortasında durmuş aşk yaşarken yanımızdan geçen iki yaşlı kadının bakışlarını gördüm. Gençlik nereye gidiyor der gibi bakıyorlardı. Valla nereye gittiğini bilmiyorum ama bundan sonrasının güzel olacağına dair kalbimde bir umut yeşermişti.

Hava kararmaya başlamıştı. Yurda dönmem gerekiyordu. “Benim artık gitmem gerekiyor.”

Ellerimi yüzünden çekip avcunun içine hapsetti. “Beni gitmekten vaz geçirip şimdi de kendin mi gideceksin?” diye sordu.

“Keyfimden değil herhalde. Yurda dönmem gerekiyor.” dediğimde gözlerinde yaramaz bir çocuğun ifadesi vardı.

“Yurda dönmen gerekmese benimle kalırdın yani?” dedi.

“Olimpiyatlar hazırlanmak için peşinden koşmadığıma göre kalırdım.” dedim lafı uzata uzata. Ben dümdüz romantik şeyler söyleyemezdim. Bu da benim romantiklik anlayışımdı.

“Benim için koştun yani peşimden?” diye sorduğunda güldüm. “Bilmem farkında mısın ama konuşmamız gittikçe mantık çerçevesinde çıkıyor.”

“Sen yanımdayken beynim tası tarağı alıp gidiyor.”

Bundan bir saat önce birbirimizin yüzüne bakmazken şimdi yüz yüze konuşup gülüyorduk. “Mart benim gerçekten gitmem gerekiyor.” dedim. Yurt müdürüyle sorun yaşamak istemiyordum.

“Tamam istersen ben bırakayım seni.” dediğinde, “Gitmek gibi önemli bir işin yoksa olur.” dedim.

“Hayatımın merkezi senken başka bir işim olamaz.” dedi ve merakla sorusunu ekledi. “Şimdi ben senin elini tutabilir miyim?”

Boş elimi havaya kaldırıp salladım. “Elim boş neden olmasın.” Elimi aşağıya indirmeye bile fırsat vermeden hemen tuttu. Sokak lambasının altından geçerken durdu beni de durdurdu. “Bugünün hatırası olarak bir fotoğraf çekelim mi?” dediğinde hevesle bana bakıyordu. “Olur.” dediğimde cebinden telefonunu çıkardı.

İlk önce arka kamerayı açıp sokak lambasının altına yansıyan gölgelerimizi çekti. Başımı hafifçe onun omzuna yasladığımda bir kaç tane daha çekti. Sonra ön kamerayı açtı. Yüzündeki geniş gülümsemesiyle kameraya bakarken benim de ondan bir farkım yoktu. Yeteri kadar fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik.

Yan yana yürürken bu his çok tuhaf gelmişti. Tuhaf ama güzel. Tuhaf ama kalbimin yeniden güzelliklerle dolmasını sağlamıştı. Galiba bu tuhaf hissin hiç geçmesini istemiyorum.

“Nasıl oldu diye çok merak ediyorum ama bunu ayaküstü konuşmak istemiyorum.” dediğinde anlamadım. “Ne, nasıl oldu?” diye sorduğunda yürümeye devam ederken bana döndü. “Beni kalbine nasıl kabul ettiğini merak ediyorum ama şimdi zamanımız az bunu uzun uzun konuşmak istiyorum.”

Ben bugün ona karşı adım atmaya doyamadığım için, “Belki yarın bir kahve içmeye gideriz.” dedim.

“Harika bir plan okuldan sonra değerli vaktinizden biraz almak isterim hanımefendi. Sizin için de uygun mudur?”

“Uygundur.” dedim. Beraber yolda ilerlerken ikimizde çok mutluyduk umarım bu mutluluğumuz daim olurdu.

Yurdun önüne geldiğimizde ona döndüm. “Yarın görüşürüz o zaman.”

“Görüşürüz.” dedi ve ekledi. “Sevgilim.”

Kalbim hızlandı. ‘Ya şimdi ya hiç’ modunda devam etmeye karar verdim. “Görüşürüz, sevgilim.”

Gülümsedi. “Mutluluktan bayılabilirim şu an.” dedi.

“Tamam hadi sen git artık.” dediğimde, “Senin içeri girdiğini göreyim ondan sonra giderim.” dedi.

“Peki madem gidiyorum o zaman.” dedim ve yurdun kapısına kadar gittim. Kapıdan geçtikten sonra arkama dönüp el salladım. Mert'e el sallayınca güldüm. Ben yurda ilerlerken arkamdan içeriye girene kadar baktı ve en sonunda gitti.

​​​​​​Göksu'dan

Eve geldiğimizde abim çoktan söylenmeye başlamıştı bile. Hatta eve kadar sabredemeyip yolda söylenmeye başlamıştı.

“Maşallah gıcık olduğun adamın ağzından çıkan kelimeleri hemen bilecek kadar onu tanımışsın.” Kelime oyunundaki performansımızı kıskanmış olabilirdi.

“Abi sence de abartmıyor musun? Alt tarafı bir oyundu kazandık ve bitti.” dediğimde unuttuğu bir detayı hatırlamış gibi tekrar bana döndü. “Oyun bitti bitmesine ama kazandığınız bir ödül var. Baş başa kahve içmeye gideceksiniz hani? O ödül hakkından ya feragat et ya da ben gitmeden kullan.”

Merak ettiğim için, “Seninle ne alakası var.” diye sordum. Göknil girdi araya, “Bu da soru mu hayatım. Mağarasından yeni çıkan medeniyet görmemiş abimizde seninle gelecekte ondan.” dedi. Bu kadarını ben bile ihtimal vermezdim ama abim bakışları tamda öyle yapacağını gösterir nitelikteydi.

Abim Göknil'e kızmaya başladı. “Sen bir abinle nasıl konuşman gerektiğini öğren önce. Ben gayet de medeniyetli bir insanım.”

“Hı tabi tabi. Medeniyetli bir insan bir kadınla, bir erkeğin kahve içmesine bu kadar karşı çıkmaz.” dedi Göknil.

Abim, “Sizden iki tane olması bazen canımı sıkıyor. İkinize de ayrı ayrı laf anlatıyorum.” dedi tersçe bize bakarken. Derin bir nefes aldıktan sonra konuşmasına devam etti. “Bir kere ben çok medeniyetli bir insanım. Bir kadın ve bir erkeğin kahve içmesine karşı çıkmam ama arkadaşça olduğu sürece.”

Abimin dilinden kurtulmamın tek yolu konuyu değiştirmekti. “Bu arkadaşça kahve içme mevzusu Zeynep içinde geçerli mi?” diye sordum.

İnceden bir panik olurken, “Ne alaka şu an?” diye sordu.

“Mesela diyorum Zeynep’le bir kahve içme şansın olsaydı arkadaşça mı içmek isterdin?” diye sordum.

Göknil’de bana destek vererek abimin üzerine gitti. “Bence onlar arkadaşlık evresini geçtiler. Arkadaş olsaydılar oraya gittiğimizde Zeynep'i görünce bu kadar heyecanlanmazdı. Sonuçta hangi arkadaş birbirini görünce bu kadar heyecanlanır, öyle değil mi?”

Abim kaşlarını çatarak bize bakarken, “Başladınız yine sağlı sollu gelmeye. Ne haliniz varsa görün.” diyerek salona gitti.

Göknil'le beraber arkasından bakarken gülüyorduk. Cevap vermeden kaçtığını göre kesin bir şey vardı.

Göknil, “Sence abim gitmeden kahve içmeye giderler mi?” diye sordu. “Bence kesin giderler.” dedim.

Elim boynuma gittiğinde kolyenin eksikliğini hatırlayınca yine üzüldüm. Annemin hediyesine daha dikkatli bakmalıydım.

“İstersen Akın'la konuş yarın bir daha arayalım kolyeyi.” dedi Göknil.

“Evden çıkmadan önce konuştuk. Aramaya devam edeceğini söyledi. Bulur bulmaz sana getiririm dedi.” dediğimde Göknil'in gözleri büyüdü.

“Gerçekten mi?” diye sorduğunda başımı sallayarak onayladım.

Göknil bu konu hakkında yorumlarını söyleme başladı. “Bence abim bir tık haklı. Akın'ın sana karşı ilgisi var gibi.”

Bu konu yeteri kadar kafamı meşgul ederken odama kaçmayı kurtuluş olarak gördüm. “Sende abim gibi başlama Göknil ya. Ben odama gidiyorum.”

Göknil’in bir şey demesine fırsat vermeden odama gittim. Üzerimi değiştirip yatağıma oturdum. Kafamdaki düşüncelerden kurtulmak için telefonu elime alıp sırtımı yatak başlığına dayadım. Sosyal medyada gezerken Mert'in paylaştığı fotoğrafı gördüm. Paylaşılan fotoğrafta bir kadın ve bir erkeğin gölgeleri çekilmişti. Kadın başını erkeğin omzuna yaslamışken el ele tutuşuyorlardı. Altına yazdığı yazıyı okuduğumda gözlerim şaşkınlıktan büyüdü.

Müjde'li haberler...

Aklıma gelen ihtimalle mutlu olurken hemen fotoğrafın ekran görüntüsünü aldım. Kurduğumuz gruba girerek fotoğrafı guruba attım.

Siz: Bu fotoğraf gözlerimin bir yanılması mı yoksa gerçek mi?

Siz: Müjde'li haberler derken????? Neler oluyor dökülünnnn.

Aradan çok geçmeden ikisi de aktif oldu ve aynı anda yazmaya başladılar.

Mert: MÜJDE'Mİ İSTERİİMMMMM

Müjde: Gözlerin doğru görüyor. Ben bile hâlâ daha şaşkınım.

Siz: Hainler ben bunu paylaştığınız fotoğraftan mı öğrenecektim? Siz beni dışlıyorsunuz hepinize küstüm.

Mert: Sevinçten birazcık delirmiş olabilirim. Kusura bakma bu ilişkide senin de emeğin büyük ilk sana söylemeliydik.

Müjde: Ya hayatım ben sana yarın söylemeyi düşünüyordum ama Mert erken davranmış biraz heyecanına ver kusura bakma.

Mert: HAYATIM?

Müjde: Ee yuh ama Mert Göksu’dan mı kıskanıyorsun?

Mert: Birine hayatım demek istiyorsan bende seçeneklerin arasındayım.

Siz: Onun tek hayatı benim, sen yokken ben vardım geri bas!!! Hem bana söylemiyorsunuz hem de beni kıskanıyorsun. Sen bana düşman mısın?

Mert: Haksızlık var ama iki kadın dayanışma yaparak beni dışlıyorsunuz. Sen de hayatının aşkını bulup gruba dahil et, bizde erkek dayanışması yapalım.

Siz: Konu ne ara benim aşk hayatıma geldi acaba???

Mert: Bu gözler dörtlü olarak kahve içmeye gittiğimizi görecek mi????

Müjde: Bugün Akın'la aranızdaki buzları eritmiş gibiydiniz.

Müjde direkt konuya girince ne yazacağımı şaşırdım. Bugün herkesin ağzından Akın lafını duyuyordum. Bilinçaltıma iyice girmişti bu gidişle rüyamda da onu görecektim.

Siz: Kan davası gütmüyoruz ya illaki bir yerde barış sağlayacaktık.

Mert: Yani belli mi olur düşmanlıkta arkadaşlığa, arkadaşlıktan aşka... Anneannemin dediği bir laf var; kader yazarsa alnına, kırk derede de yıkansan silemezsin. Ne güzel demiş tontonum.

Siz: Siz aşktan kafayı yemişsiniz. Aklınız başınıza geldiğinde konuşuruz ben yatıyorum iyi geceler.

Bir şey demelerine fırsat vermeden hemen gruptan çıktım. Yarın erkenden dersim olduğu için telefonu bırakıp yatağıma uzandım.

Tavanla bakışırken bugün Akın'la yaşadıklarımız geldi aklıma. Tam uyumaya niyetlenmişken olacak iş değildi. Kırk kere söyleye söyleye sonunda aşık edeceklerdi. Yatakta bir sağa bir sola dönerken sonunda uyumayı başarmıştım.

Sabah kalktığımda üzerimi değiştirdim. Koyu mavi yüksek bel ispanyol paça bir pantolon, üzerime de beyaz bir tişört giymiştim. Spor ayakkabı yerine bir değişiklik yapıp beyaz kısa topuklu bir ayakkabı giymiştim. Abartısız bir makyaj, biraz parfüm ve son olarak da takılarımı takınca hazırdım.

Beyaz kol çantamı ve ajandamı alarak odamdan çıktım. Mutfağa girdiğimde abim ve Göknil kahvaltıyı hazırlamışlardı yani daha doğrusu Göknil hazırlamıştı. Abim uyanamamış olacak ki yarı kapalı gözleriyle masaya bakıyordu.

“Günaydın. Ne o akşam gidiyorsun diye üzüntüden uyuyamadım mı?” diye sordum yerime oturarak. Bugün buradaki son günüydü. Akşam geri gidiyordu. Onun da okulu vardı aynı zamanda da bir spor salonunda çalışıyordu. Yani istese de daha fazla bizimle kalamazdı.

Güler gibi ses çıkardı. “Ne üzülmesi be. Uykum açılsa oynayacağım.”

“Ne bileyim bende Zeynep'i uzun süre göremeyeceksin diye üzüldün sandım.” dediğimde çatalla oynayan eli durdu.

Aralarında bir şey yoksa bile olacağına inanıyordum.

“Yeni tanıdığım bir kızı bir daha görmeyeceğim için neden üzeliyim ki?”

Biraz üzerine gitmekten zarar gelmezdi. “Dün hiçte yeni tanışmış gibi değildiniz. Sanki yıllardır tanışıyormuş gibiydiniz.”

Göknil çatalındaki peyniri yemeden önce, “Kalp dengini bulduğunda yabancılık çekmezmiş.” dedi.

Abim de tabağını doldururken bize kızdı. “Sizde iyice filozof oldunuz başıma. Bendeki kalp insan özellikleri taşımıyor sadece kan pompalıyor.” Bana dönerek bir uyarıda bulundu. “Dün yaşananları unuttum sanma. Kafamı ütülemeye devam edersen bende konuşmaya başlarım.”

Dünden sonra bir daha konuşmasını çekemeyeceğim için hemen kaçtım. “Saat gelmiş ben okula gidiyorum.” diyerek ayağa kalktım.

Abim, “Dersin kaçta bitiyor?” diye sordu.

“Bir gibi okuldan çıkmış olurum.” dediğimde bir taraftan yemeğini yerken ağzı dolu bir şekilde konuştu.

“Ben gitmeden eve gelirsin diye düşünüyorum.”

“Akşam beşte gideceksin değil mi?” dediğimde başını sallayarak onayladı.

“O zamana kadar eve gelmiş olurum.” dedim. Daha fazla oyalanmadan mutfaktan çıktım. “Paran var mı?” diye bağırdı arkamdan.

“Var.” dedim. Klasik bir abi cevabı verdi. “O zaman sen bana para ver.”

“Çok beklersin.” diyerek evden çıktım.

Hızlıca otobüs durağına gittim. Bugün şanslı günümde olacaktım ki hiç beklemeden otobüs gelmişti.

Okula geldiğimde Mert ve Müjde'yi bahçede bankalardan birine oturmuş gülerek konuşuyorlardı. Mutluluk onlara çok iyi gelmişti. Yüzlerinden gülümsemeler eksik olmazken, bakışlarında ki parıldamayı buradan bile görüyordum.

Onlar adına mutlu olsamda azıcık kızmıştım yalan yok. Bu ilişkinin mimarı sayılırdım ama onlar bana söylememişti. Bunun için onlara azıcık trip atacaktım.

Onları görmemiş gibi yanlarında geçerken beni ilk Müjde fark etti. “Göksu, biz burudayız!” diye arkamdan seslenince durdum.

Onlara döndüğümde, “Siz kimsiniz ki?” diye sordum. Cevap vermelerine fırsat vermeden konuşmaya devam ettim. “Ha şimdi hatırladım. Siz, beni unutan eski arkadaşlarımsınız.”

Mert başına gelecekleri biliyormuş gibi elini alnına koyup, “Cezamız büyük, çekeceğimiz var.” dedi.

Müjde huyuma giderek yanıma gelip koluma girdi ve beni banka doğru yönlendirdi. “Canım arkadaşım benim. Hepsi vallahi Mert'in suçu ilk sana söylemek yerine gidip hemen fotoğrafı paylaşmış.” dediğinde Mert şaşırarak bize bakıyordu.

“Şokum şaştı şu anda. İnsan sevgilisin bir anda satar mı?”

“Bir anda satmama bozulduysan yavaş yavaş da satabilirim.” diyen Müjde'ye güldüm.

Mert alınmış gibi, “Siz gerçekten beni dışlayıp örseliyorsunuz. Sizi protesto ediyorum. ERKEKLERDE VARDIR.” diyerek slogan bile bulmuştu.

Güldüm ve sloganına küçük bir düzeltme yaptım. “Erkekler davardır.”

Müjde'de gülerken banka oturdum. “Yüce gönüllü bir insan olduğum için sizi affediyorum.”

Mert abartarak, “Oh kellemiz omuzlarımızın üzerinde kalacak.” dedi.

“Abartma tozu.” diyerek ona sataştım. “Gül gibi kızı kaptın tabii ağzın kulaklarında gezersin.”

Ortada oturan Müjde'nin omzuna elini koydu. “Bu aşkın cefasını çektim şimdi bırakında sefasını süreyim.”

Merakla sordum. “Hani en son gidiyordun sen? Nasıl oldu da gitmekten sevgililiğe evrildiniz?”

Müjde, “Bir ‘ya şimdi ya hiç meselesi’ meselesi.” dedi. Tabii ki de hiç bir şey anlamamıştım.

Mert ayağa kalkarak, “Dersin başlamasına az kaldı okula girelim öyle bilgi aktarımı yapın.” dedi.

Mert bir adım önümüzden ilerlerken, Müjde koluma girip dün biz gittikten sonra olup biten her şeyi anlatmaya başladı.

Müjde anlatmayı bitirdiğinde hoca gelmişti. Bu yüzden daha fazla konuşma şansımız olmadı. Dersler bittiğinde de yeni çiftimizi baş başa bırakarak eve dönmüştüm. Bugün abimin buradaki son günü olduğu için eve erken gelmeye çalışmıştım ama eve geldiğimde de abim evde değildi.

Göknil'in bugün dersi olmadığı için evdeydi. Odasına gittiğimde yatağına oturmuş ders çalışıyordu. Duman’da yatağın bir köşesine kıvrılmış uyuyordu.

Yanlarına gidip bende yatağın üzerine oturdum. Duman ben gelince uyanmıştı. Onun yumuşak tüylerini severken Göknil'e, “Abim nereye gitti?” diye sordum.

Çalıştığı kağıtta önemli gördüğü yerin altını çizerken cevap verdi. “Nereye gittiğini bilmiyorum. Evden çıkmadan önce ben gidiyorum geç kalmam dedi.”

Merakla, “Nereye gitti acaba?” diye sordum. Göknil kendini o kadar ders çalışmaya kaptırmışım ki sorumu cevapsız bıraktı. Ona engel olmamak için Duman’ı da alıp odasından çıktım. Salonda biraz Duman'la oynadım, biraz da telefona baktım derken zaman geçmişti ve nihayetinde abim eve gelebilmişti.

Ayakkabılarını çıkarırken tepesinde gardiyan gibi dikiliyordum. “Nereye gittin? Evden çıkarken de bir şey dememişsin.”

Salona geçerken beni arkasında bıraktı. Kapıyı kapatıp peşine takıldım. “Verilmiş bir sözüm vardı onu yerine getirdim.” dedi.

“Kime sözün vardı ki?” diye sordum.

“Özel hayatın mahremiyeti diye bir şey var abicim? Daha önce hiç duydun mu?” diye sordu.

Ters ters bakarken, “Ay yesinler senin özel hayatını.” dedim. Bir şey söylemek istemediğinde ağzından laf alamazdık. Bu konuda fazlasıyla ketum biriydi.

“Bana soru soracağına iyi bir kardeş ol da yemek hazırla. Abin aç aç mı gitsin yola?” Drama yapmaya başlamıştı bile.

Tripli bir şekilde, “Kime sözün vardıysa ona söyleseydin de karnını doyursaydı.” dedi.

“Aman da aman abisini de kıskanırmış. Kimselerle paylaşmak istemezmiş.” dediğinde yandan yüzümü buruşturarak tersçe baktım.

Benimde karnım acıkmıştı. Salondan çıkarken abim arkamdan, “Göknil nerede?” diye sordu.

Saçlarımı toplamak için banyoya giderken, “Ders çalışıyor rahatsız etme kızı.” dedim. Göknil ders çalışırken rahatsız edilmek istemezdi, abimde bunu bilmesine rağmen sürekli onu rahatsız ederdi.

Banyoda lastik tokayla saçlarımı topuz yaparken abim çoktan Göknil'in odasına gitmişti bile. Ellerimi yıkarken seslerini duyabiliyordum.

Mutfağa gittiğimde bir kaç dakika ne yapabilirim diye düşündüm. Açıkçası mutfakla aram çok yoktu. Aç kalmayacak kadar yemek yapmayı biliyordum. En iyisi makarna yapıp bu işten sıyrılmaktı. Demleme usulü makarna yaparken bir taraftan salata yapıyordum. Göknil ve abim mutfağa girerken birbirlerini dövecek gibi bakıyorlardı.

Göknil sinirle, “Sana kırk kere dedim. Ben ders çalışırken beni rahatsız etme.” dediğinde abimde ona ters ters baktı.

“Bir günde ders çalışmıyver. Kafanı deve kuşu gömdün kitaplara abini unuttun. Gidiyorum ben bugün biliyorsun değil mi? Hey gidi hey Görkem kimin umurunda ki zaten.” Beden öğretmenliği yerine drama öğretmen olması gerekiyordu

“İnsanca odanın kapısını çalıp söyleyebilirdin. Sıraya dizdiğim not kağıtlarını birbirine kattın.” dedi Göknil sinirle masadaki yerine oturarak.

Abim, “Sizin kedinizde beni tırmaladı.” derken ellerindeki çizikleri gösteriyordu. Duman huyuna gidildiğinde pamuk gibiydi ama işte sadece huyuna gidildiğinde.

Aralarına girmezsem yemek boyunca susmazlardı. “Çocuk gibi orada oturup kavga edeceğinize kalkın da yardım edin.”

Abim dolapta duran ayranı bardaklara doldururken, Göknil'de tabağa turşu koyuyordu. Bende pişen makarnayı tabakları doldurup masaya koydum. Her zamanki gibi birbirimizle uğraştığımız ama bolca da gülerek yediğimiz bir yemekti.

Bizden önce tabağını bitiren abim sandalyede arkaya yaslanıp peçeteye ağzını silerken, “Hiç beğenmedim. Yazıktır nimet ziyan olmasın diye yedim.” dedi.

Gözlerimi devirerek, “Bir ara tabağı yiyeceksin diye korktum.” dedim.

Bizde yemeğimizi yedikten sonra mutfağı topladık. Abimin gidiş saatine kadar birlikte vakit geçirdik.

Abimin gitme vakti geldiğinde otogara kadar gelmemizi istememişti.

“Bakın gidiyorum diye meydanı boş zannetmeyin. Attığınız adıma gittiğiniz yere dikkat edin. Önünüze gelen her insana da kanmayın, güvenmeyin.” Engin tecrübeleriyle bize nasihatlerini sıralıyordu.

“Artık anlaştık, barış yemeği falan yedik. Bundan sonra gündeme düşmeyiz.” dedim.

Abim ayakkabılarını giyip eğildiği yerden doğrulurken, “Sen yine önlemini al. Sonradan üzüleceğinize baştan önleminizi alın.” dedi.

“Tamamdır masaj alındı.” dedim.

“Gerçi siz iki salak sessiz sedasız bir şey yapamıyorsunuz. Siz söylemeden internette viral olduğunuz için sadece biz değil tüm ülke sizin salaklığınızı görüyor.” diyerek gider ayak bizi zorbaladı. Biz ters ter ona bakarken o gülüyordu.

Sırayla ikimize de sarıldı. “Sizi bir tık özleyeceğim ama çok değil.” dediğinde güldük.

Göknil, “Biz sen gidince parti vereceğiz.” dedi.

Saat yaklaştığı için abim oyalanmadan evden çıktı.

Göknil kaldığı yerden ders çalışmaya odasına giderken bende odama girdim. İlk önce civcivli sarı pijamalarımı giydim. Makyajımı da sildikten sonra bende üç saat boyunca bende ders çalıştım. Önüme serdiğim kağıtlara bakarken dağılmış topuzu açıp kalemle yeni bir topuz yaptım. Kendimi kaptırmış bir şekilde ders çalışırken kapının ziliyle dikkatim bozuldu. Akşam olmuştu ve saat sekizdi. Bu saatte bize kimse gelmezdi.

Odamdan çıkıp kapının deliğinden baktım. Gördüğüm kişiyle gözlerim büyüdü. Akın gelmişti. Bu saatte niye gelmişti acaba? Aklıma onun evinde kaybettiğim kolyem geldi. Aramaya devam edeceğini, bulunca getireceğini söylemişti. Kolyemi bulmuş olabilirdi. Bunun sevinciyle üzerimdeki pijamaları, dağınık saçımı düşünmeden kapıyı açtım.

Kapıyı açtığımda bana baktı. Ne kadar vasat bir durumdaysam kısa bir an konuşmadı. Benim aksime o çok özenli duruyordu. Siyah kot pantolonun üzerine kaslarının gerginliğini belli eden siyah bir tişört giymişti. Saçlarını eliyle arkaya doğru itmişti. Bu yüzden küçük bir tutam saçı alnında duruyordu.

“Sana taktığım lakabı bu kadar benimseyeceğini tahmin etmezdim.” dediğinde neyi kast ettiğini önce anlayamadım. Sonra üzerimdeki pijamamı gösterince jeton düştü.

“Senin lakabından öncede vardı ama artık rafa kaldırma vakti geldi.” dedim pijamayı kast ederek.

“Bence rafa kaldırma. Çok yakışmış.” dedi ve gülerek ekleme yaptı. “Dehşet saçan civcivden, tatlı bir civcive dönüşmüşsün.”

Sarı civcivli pijamamla dalga geçmek yerine yakıştırmıştı. Bir dakika tatlı civciv mi dedi o? Beni tatlı mı buluyordu?

Konuyu pijamamdan uzaklaştırmak beynimin ayarlarına faydalı olacağı için, “Buraya pijamamı yorumlamaya gelmedin herhalde?” dedim soru sorar gibi.

Elini ensesine atıp, “Kolyen için geldim.” dedi ve cebinden bir kutu çıkardı. Kırmızı kadife kutuyu açınca içindeki kolyemi gördüm.

“Siz gittikten sonra evi ve bahçeyi detaylıca aradım. Kolyeyi bulduğumda klipsi bozuktu. Sana bozuk bir şekilde getirmek istemedim. Tamir ettirdim. Sana söz verdiğim gibi de sana getirdim.”

Kolyeyi bana teslim ederken, “Sen hediye olduğunu söyleyip üzülünce senin için değerli birinin hediyesi olduğunu düşündüm. Bu yüzden tamir ettirip özenli bir şekilde getirdim.” dedi.

Kolyeyi kutusundan çıkarıp mutlulukla incelerken, “Annemin hediyesiydi.” diyerek açıkladım.

Annemin hediyesi olması onu rahatlatmış gibi nefes verdi. Elimdeki kolyeyi işaret ederek, “Takmamı ister misin?” diye sordu.

Kısa bir an ona baktım. Alt tarafı bir kolye takacaktı abartmaya gerek yoktu.

Elimdeki kolyeyi ona uzatırken, “Olur.” dedim. Kolyeyi ona verdikten sonra takması için arkamı döndüm.

Büyük ellerinin içinde kolye ufacık kalmıştı. Dikkatli bir şekilde kolyeyi taktı. Ona döndüğümde gülümseyerek, “Teşekkür ederim.” dedim.

Yüzündeki hafif bir tebessümle, “Rica ederim. Sonuçta arkadaşlar bugünler için var.” dedi.

Bir şey diyemeden içeriden Göknil'in sesini duydum. “Göksu neredesin? Görmen gereken bir şey var.”

Akın'la beni kapıda gördüğünde kısa bir an durdu. “Neyi görmem gerekiyor?” diye sorduğumda telaşla dudağını hafifçe ısırdı. Bunu genelde telaşlı olduğunda yapıyordu.

Elinde ekranı açık telefonuyla yanıma geldi ve ekranı bana doğru çevirdi. Bu bir videoydu. Betül bir fenomenin sosyal medyada yayınladığı programa katılmıştı.

Göknil'in elinden telefonu alıp videoyu açtım. Videoların ortalarına doğru Betül'ün konuştuğu yerden video oynuyordu.

İlk önce karşısındaki kadın, “Şaka ekibinin başına musallat olan şu kız hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu. Musallat ne be? Şeytan mıyım ben?

Betül durur mu? Durmamış. Alaycı bir şeklide gülerken, “Şaka kaldırmayan kızın sonu primle bitti.” dedi.

Kadın, “Nasıl yani? Açıklar mısın?” diye sordu.

Akın'ı da ilgilendirdiği için yanıma gelip o da izlemeye başladı.

“Şöyle anlatayım. Ortalığı birbirine katan o kız sadece bizim ekipten prim kasmaya çalışan basit biri. Siz o kızı bizim ekibe düşman sanarken, o kız dün bizim ekiple mangal partisi yaptı. Ekipteki arkadaşlarımın gözlerini boyadı resmen. Herkes onu melek gibi zannederken o beni ekipten kovdurdu. Niye? Çünkü ben onun gerçek yüzünü ortaya çıkardım haliyle bundan hoşlanmadı ve ekiple aramı açtı. Önceden Akın'la ne kadar samimi olduğumuzu bilmeyen yok ama bu kız hayatımıza girdiği andan beri Akın bana soğuk davranmaya başladı. Hatta dün herkesin içinde benimle kavga etti. Kimin yüzünden? Ekipten prim kasmaya çalışan o kız yüzünden. Eminim şimdi mutluluktan dört köşe olmuştur.”

Sinirden ellerim titrerken izlemeye devam ettim.

Kadın, “Sence Akın'la aralarında bir şey var mıdır?” diye sordu.

Betül küstahça gülerek, “Bu da soru mu? Kesinlikle var. O kız prim almak için Akın'la bile sevgili olmuştur.” dedi.

Devamını dinlemeye sabrım yetmediği için telefonu kapatarak sinirle Göknil'e verdim. “Bu gerizekalı ne saçmalıyor?” diye sordum.

Akın'da sinirle saçlarını karıştırırken, “Bugünkü tavrımın acısını çıkartıyor.” dedi. Göknil içeride çalan telefonumu getirirken, “Görkem abim arıyor.” dedi.

Büyük bir ihtimalle videoyu gördü çünkü video yayınlanır yayınlanmaz neredeyse bir milyona yakın izlenmişti.

Abim gideli saatler olmuştu ve giderken bir sürü uyarıda bulundu. Ve ben hiçbir şey yapmadan kendimi yine yeni bir vukuatın içinde bulmuştum.

 

Bölüm : 24.03.2026 19:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...