9. Bölüm

9:Arkadaşça

ışıl karaermiş
isilkaraermis

Herkese merhaba,

Dokuzuncu bölüme hoş geldiniz.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.

9:Arkadaşça

Sohbet ederek yemeğimizi yemiştik. Yeme içme faslı bittiğinde kızlarla masayı topladık. Şimdi ise masanın etrafında toplanmış sohbet ediyorduk.

Sohbet ediyorduk derken gülerek benim sürekli şaka ekibinin ofisini basmam konuşuluyordu. “Açık konuşmam gerekirse ilk gelişinde boş tehdit ediyorsun sanmıştım ama bir sonraki gelişinle hiçte öyle olmadığını anladım.” dedi Zeynep gülerek.

Şimdi yaptıklarımı düşününce bende şaşkındım. Gözüm nasıl bir intikam hırsıyla bürünmüşse artık. “Bende kendimden böyle bir şey beklemiyordum aslında ama olaylar öyle gelişti.” dediğimde olaya olumlu taraftan bakan Zeynep olmuştu. “Sonuç olarak kötü olaylar yaşandı ve bitti. Bundan sonra bu durumu olumluya çevirmek bizim elimizde.”

Kenan'ın düşünceleri de bu yönde olmalı ki, “Aynen öyle. Belki de dostluğumuzun başlangıcı bu mangal olacak.” dedi.

Bertan, “Belki falan değil bu dostluk başladı ulen.” dedi olaya kendini fazla kaptırarak.

Abim bu duruma bu kadar da sıcak bakmadı. “Bence her şeyin üzerine sünger çekip hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Sonuçta bir anda güven inşa edilmez değil mi?”

Ben bu konuda yorumsuz kalmayı seçtim.

“Bence de haklısın.” dedi Zeynep ve ekledi. “İki insanın arasında kurulan bağda bence en çok güven yer alır.”

Ciddi ortamın havasını bozan yine Bertan olmuştu. “Bak ben size diyorum bunlar olmuşlar. Birbirlerinin fikirlerini bile savunuyorlar.” Gerçekten evlenme programı sunucusu gibiydi.

“Sadece aynı fikirdeyiz. Abartma.” dedi Zeynep.

Bertan, “Tamam tamam. Demedik bir şey.” diyerek olaydan sıyrıldı ve konuyu değiştirdi. “Böyle ölmüşüz de üzerimize toprak atan yokmuş gibi oturmaya devam mı edeceğiz yoksa biraz eğlenecek miyiz?”

Herkes ona bakarken o ayağa kalkmış bize bakıyordu. Kenan, “Varsa dahiyane fikrin söyle bizde onu yapalım.” dedi.

“Bir an hiç sormayacaksınız sandım. Tabii ki de dahiyane bir fikrim var. Şimdi yüksek müsaadenizle dahiyane fikrimi getirmeye gidiyorum.” diyerek aramızdan ayrılarak eve doğru ilerledi. Çok geçmeden geri geldiğinde elinde tabu kartları vardı.

Nihal gülerek, “Gerçekten bu muydu dahiyane fikrin?” diye sordu.

Bertan, “Evet. Varsa sizin dahiyane fikriniz siz söyleyin.” dedi fikrinin beğenilmemiş olması hoşuna gitmeyerek.

Aslı'nın yanına otururken küçük çocuklar gibi şikâyet etmeye başlamıştı. “Görüyorsun değil mi? Sevgilin herkesin yüzü gülsün diye canla başla mücadele ediyor ama bu iyilik bilmezler benim fikrimi beğenmiyor.”

“Dahiyane fikrini beğenmiş gibi yapabilir misiniz lütfen? Yoksa benim başımı ağrıtacak.” Güvendiği dağlara lapa lapa kar yağan Bertan istediği verimi sevgilisinden alamayınca çareyi bir hakem edasıyla oyunu anlatmakta buldu.

“Beni kırmanızı ve örselemenizi görmezden gelerek oyunu ve oyuna benim getirdiğim güncellemeyi anlatacağım. Lütfen bölmeyiniz.”

Akın'da, Bertan’ın uyarısına rağmen araya girerek, “Hepimizin bildiği oyun işte yasaklı kelimeleri kullanmadan kelimeyi anlatacağız. Neyin şovunu yapıyorsun?” dedi.

Bertan göz devirerek Akın'ı tersledi. Galiba bu ikili böyle anlaşıyordu. “Allah'tan bölmeyin dedik. Oyun aynı zaten sadece ödül ve ceza var birde eşleşmeyi ben yapacağım.”

Akın bu seferde, “Sebep?” diye sordu.

Bertan fikirlerinin sorgulanıyor olmasına sinirlenerek, “Ay geliniyle anlaşamayan kayınvalideler gibisin. Her şeye bir kulp buluyorsun.” dedi.

“Bu durumda gelin sen mi oluyorsun?” diye sordu Kenan. Herkes gülerken Bertan hepimize tersçe bakmakla yetindi.

“Gülmeniz bittiyse devam ediyorum.” diyerek kaldığı yerden anlatmaya başladı. “Şimdi oyun aynı sadece bir kurallımız var. Oyun sonunda kaybeden ikili diğerlerinin belirlediği bir cezayı yapmak zorunda kazanan ikili de benim sponsorluğum eşliğinde kahve ve tatlı yemeye gidecek. Anlaşılmayan bir şey var mı?”

“Bakıyorum da bugün pek bir cömertsin.” dedi Akın.

“Bugün iyi tarafımdan kalktım hadi yine iyisiniz.”

“Bir şey sorabilir miyim?” diye araya girdi Zeynep. “ Şimdi diyelim ki sen kaybettin bu kural hâlâ geçerli olacak değil mi?”

“Öyle bir ihtimal olmadığı için kural her türlü geçerli ama ben ve sevgilim birinci olursak da sizin sponsorluğunuz ile kahve ve tatlı yemeye gideriz.” dedi son noktayı koyarak. “Şimdi eşleşmeleri geçelim. Ben ve tabii ki de balım, çiçeğim, biricik sevgilim. Kenan ve Nihal. Görkem ve Zeynep. Mert ve Müjde.” İtiraz geleceğini öngören Bertan, “Bu oyunun kurallarını ben belirliyorum ve herkes oynamak zorunda.” diyerek ikisini de konuşmalarına fırsat kalmadan susturdu.

Bertan kaldığı yerden devam etti. Geriye üç kişi kalmıştık. Akın, ben ve Göknil. “Şimdi geriye üç kişi kaldı.” dedi ve Akın'a baktı. Akın'a bakarken kinayeyle güldü yada bana öyle geldi. Akın ise nasıl bir eşleşme yapacağını merak ederek gözleri hafif kısık bir şekilde bakıyordu.

Bertan ağır çekimdeymiş gibi yavaşça konuşarak, “Göksu vee,” derken yandan bir kez daha Akın'a baktı. “Akın.” dedi. “Çiftlerimiz hayırlı olsun. Göknil sende hakem olursun. Betül gitmeseydi seni de onunla eşleştirecektim.”

Göknil, “Hakem olarak mutluyum.” dedi. Betül’ün tavırlarından o da rahatsızdı.

“Göksu’yu, Göknil'le eleştirebilirdin.” dedi abim araya girerek.

“Haksızlık olurdu. Onlar ikizler leb demeden leblebi derler. Adaletli bir eşleşme yaptığımı düşünüyorum.” dedi Bertan.

Benim Akın ile eşleşmem abimin hoşuna gitmemişti. Bertan, “Eşler yan yana otursun. Sırası gelen ortaya geçer ve oyununu oynar.” dediğinde kısa bir bakışma yaşandı.

Zaten Nihal ve Kenan, Bertan ve Aslı yan yana oturuyorlardı. Geriye kalanlar olarak bizim yer değiştirmemiz gerekiyordu.

İlk kalkan Akın olmuştu. Benim gelmemi beklemeden kendi geliyordu. Bana doğru gelirken, Zeynep'te kalkmış abimin yanına geliyordu. Benim solumda abim, sağımda da Göknil oturuyordu. Abim yerinden kalmayacağı için Göknil yerinden kalktı ve Akın'ın yerine gitti. Akın yanıma oturduğunda bir heyecanlanır gibi oldum. Kalbim sanki eski köye yeni adetler getiriyor gibiydi.

Abimin yanında oturan Mert'te kalkarak Müjde'nin yanına gitti. İkisi de birbirinin yüzüne bakmazken nasıl oyun oynayacaklar hiçbir fikrim yoktu. Zeynep'te abimin yanına oturunca herkes tamamdı.

“Neden yan yana oturmak zorundayız?” diye sordu abim tersçe bizden tarafa bakarak. Akın'ın yanıma oturması hoşuna gitmiyordu ama bunu açık açıkta söylemiyordu.

“Eşlerin yan yana oturmasına rahatsız olduysan senin eşin olan Zeynep eski yerine dönebilir.” dedi Bertan.

Abimin bu çıkışını üzerine alınan Zeynep sessizce yerinden kalkacakken abim bileğinden tuttu. “Sen kal. Senden rahatsız olmuyorum.” Zeynep bir iki saniye öylece kaldı sonrada yerine oturdu. Bizimki abayı yakmışa benziyordu.

Bertan, “Eşlerin yan yana oturmasındaki amaç taktik konuşmaları yaparlar diye.” diyerek kısa bir açıklama yaptı.

“İlk olarak kim başlayacak?” diye sordu Nihal.

“Bu soru madem sizden geldi. Siz başlayın.” dedi Bertan. Kenan ve Nihal kalkarak hepimizin görebileceği bir yere geçtiler. Kelimeleri Nihal anlatacaktı. Yasaklı kelimeleri kontrol etmek için Göknil'de Nihal'in yanına gitti. Hazır olduklarını söyleyince Göknil süreyi başlattı.

Nihal karta baktıktan sonra hızlıca anlatmaya başladı. “Yaşamamız için neye gerek duyarız?”

Kenan çapkın bir gülüşle, “Yaşamam için gereken tek şey sensin.” dedi. Ancak Nihal yarışma moduna girdiği için, “Romantikliğin sırası değil süre akıyor. Düzgün cevap ver.” diye çıkıştı.

Nihal'in hırsı Kenan'a da geçmiş olacak ki cevapları sıraladı. “Oksijen, su, yemek.”

Nihal istediğini bulmuş bir ifadeyle, “Yemekle ilgili bir kavram.”

“İntikamcı halin kadar umarım yarışmacı halinde iyidir.” diyen Akın'la oyuna verdiğim dikkatim dağıldı. Bir de bunu sandalyesinde bana doğru kayarak kısık bir şekilde söylemişti.

Başımı ona doğru çevirdim fakat onun yüzü çok yakınımdaydı. Ne diyeceğimi unutarak yutkundum. Gözlerinin renginin bu kadar güzel olduğunu yeni fark ediyordum. Niye böyle oldu ki şimdi durup dururken?

Adamın yüzüne öyle bakıp kalmamak için bir cevap vermem gerekiyordu ama beynim iki kelimeyi bir araya getiremeyecek kadar çevrim dışıydı.

En sonunda, “İntikamcı halim kadar olamaz ama yarışmacı halimde iyidir ama seni bilemem. Partner olarak oynayacağız sonuçta.” diyebildim. Rezil olmadan bunu da atlattım. Şükürler olsun ki dilimin bağı çözülmüştü.

“Bende intikamcı halin kadar olmasam da iyi olduğumu düşünüyorum. Zaten önemli olan birbirimizi anlayabilmek öyle değil mi?”

Alaycı bir şekilde güldüm. “Zaten bizde çok iyi anlaşırız aramızdan su bile sızmaz yani.”

Akın’da güldü. “Barış imzaladığımızı düşünüyordum.”

Umursamaz bir şekilde omuzlarımı silktim. “Aradaki bu gerilimi bitirmek için anlaşma imzalamaya gerek yok. Bir şey yapmadığınız sürece bir şey yapmam.”

“O zaman bundan sonra iyi bir ikiliyiz.” dedi anlaşmak için elini uzatarak.

“İyi bir arkadaşız.” dedim hafifçe ‘arkadaşız’ kısmına vurgulayarak. Uzattığı elini de tuttum. Elimi tutarken gülen yüzü bir tık düştü gibi oldu ama bozmadan devam etti.

Henüz ellerimiz birbirinden ayrılmamışken yanı başımda oturun abimin radarına takıldık. Kaşları çatık bir şekilde bir bize birde birleşen ellerimize baktı. “Ne yapıyorsunuz siz?” diye sorarken bakışlarıyla Akın'ı dövüyordu.

Elimi geri çekerken, “Oyun hakkında konuşuyorduk. Taktik falan öyle yani.” dedim.

“Neden el elesiniz?” diye sordu bu sefer. Doğrusunu anlatsam da ikna olmayacağı için, “Takım ruhu için bir destekleşme.” dedim.

“Siz ruhsuz bir takım olun.” dedi uyarı niteliğinde. Meali; bir daha o eller birleşmeyecek demekti.

Biz konuşurken çoktan Nihal ve Kenan oyunu bitirmişlerdi. Üç kelime anlatabilmişlerdi. Onlar yerlerine geçerken Bertan ayağa kalktı. “Hadi sıra bizde olsun.” diyerek elinden tutup Aslı'yı da yerinden kaldırdı.

Bu ikili yani daha doğrusu Bertan çok iddialı olduğu için herkes merakla onları izlemeye başladı. Bertan anlatacak, Aslı da bilmeye çalışacaktı.

Göknil ikisi de hazır olunca üçten geriyi sayarak süreyi başlattı. Bertan vakit kaybetmeden büyük bir hevesle anlatmaya başladı.

“Ben bunca zaman senin peşinde ne yaptım?” Bertan, Aslı'ya bakarken Aslı çok rahat bir şekilde, “Süründün.” dediğinde hepimiz güldük. Doğru cevap bu olmadığı için Bertan'ın morali bir tık bozulmuştu bunun acısını çıkartmak içinse güldüğümüz için bize kızdı. “Sessiz olun be. Sevgilim odaklanamıyor.”

Zamanın aktığını fark edince yeniden Aslı'ya döndü. “Öyle yerlerde değil. İki ayağımın üzerinde ben senin peşinde ne yaptım?”

Aslı soru sorar gibi, “Yürüdün?” dedi.

“Bunca zaman peşinde yaptıklarım yürümekten daha fazla.”

“Doğru sen direk uçtun.”

Göknil, “Son otuz saniye!” diye uyarıda bulundu.

“Uçmak ve yürümenin arasında bir şey?” dedi Bertan hızla. Aslı, “Koşmak.” dedi. Bertan’da aynı zamanda, “Oh be” dedi.

“Bildik mi? Devam etsene” dedi Aslı.

Bertan, “Hayır doğru kelime bu değil.” dedi. Aslı kızarak, “Niye seviniyorsun o zaman?” dedi.

“Tamam kızma devam ediyorum. Su kelime koymakla ilgili.”

Aslı, “Nasıl yani? Daha açıklayıcı olabilir misin?” dedi ama Göknil, “Süre bitti! Hiç bilemediniz.” diyerek araya girdi. Aslı sinirle, “Doğru bilemediysem neden sevindin o zaman? Anlatmaya çalıştığı kelime neydi ki?” diye sordu.

Göknil gülerek, “Spor.” dediğinde Aslı doğru anladığını teyit etmek için “Spor mu?” diye sordu. Göknil sakince kafasını olumlu anlamda salladı.

Aslı sinirle Bertan’a bakarken, “Bu kelime böyle mi anlatılır? Dedikoducu teyzeler gibi uzata uzata anlatıyorsun.” diyerek kızdı.

“Sevgilim benim gözüm senden başka bir şey görmediği için her konuya seni dahil edesim geliyor.” diyen Bertan'a Aslı kanmamıştı.

“Oh be dediğini unutmadım Bertan konuşma benimle.” diyerek onu arkasında bırakıp yerine geçti.

Akın gülerek, “Bizim bir şey yapmamıza gerek kalmadan rakiplerimiz kendilerini eliyor.” dedi.

Bertan durur mu, durmadı. “Banane ben saymıyorum bir daha oynayalım. Hep sizin yüzünüzden gülüp sevgilimin dikkatini dağıttınız.”

“Hadi lan oradan. Biz gülmesek sanki anlatabilecektin. Mızıkçılık yapmayı bırak da kızın gönlünü al. Hayvan herif.”

“Kalkın lan o zaman siz oynayın. Oradan laf yetiştirmesi kolay. Tanıştığınız andan beri kedi köpek gibi kavga ettiğin kızla kaç doğru yapacaksın bakalım? Bence hiç bilemeyeceksin de neyse.”

Akın ve Bertan sanki küçük çocukmuş gibi bir oyun için kavga ediyorlardı. Olan arada bana olmuştu. Ben en son oynarız diye düşünmüştüm şu an hiç hazır değildim.

Akın kısa bir an dönüp bana baktı. Hiçte güven vermeyen bakışlarıma rağmen bana bakarak, “İzle de gör.” dedi Bertan’a cevaben. Hayır ben bana bu kadar güvenmiyorum sen bana nasıl güvendin acaba?

Akın ayağa kalkınca bende ayağa kalkmak mecburiyetinde kalmıştım. Yan yana herkesin bakışları eşliğinde ortaya geçtik.

Gözlerimiz denk düştüğünde birbirimizde eksik olan şeyleri tamamlıyormuşuz gibi hissettim. Çünkü az öncekine nazaran kendime olan güvenim artmıştı.

Göknil, “Hazır mısınız?” diye sorduğunda, “Hazırız.” dedik. Akın anlatacaktı, ben bilmeye çalışacaktım yani inşallah.

Kısa bir süre kelimeye ve yasaklı olan kelimelere baktı ve anlatmaya başladı. “Ben bundan sonra sana karşı kötü bir şey yapmayacağım. Sana ne vermiş oluyorum?”

“Güven.” dedim beklemeden.

Akın, “Harikasın, doğdu bildin.” dediğinde arkadan abimin homurtusunu duydum ama aldırmadım.

Diğer kelimeye geçti. “Diyelim ki ikimizde birbirimize yakın hissediyoruz. Biz neye başlarız?”

Abimin tükürüğü boğazına kaçmış gibi öksürmeye başladı. Kendimi bir tık baskı altında hissediyordum. Makul olmaya çalışarak, “Arkadaş olmaya başlarız.” dedim.

Bertan gür bir kahkaha atarken, Akın bozmadan anlatmaya devam etti. “Arkadaşlıktan daha derin bir şey?”

Abim el artırarak söylenmeye başladı. Soru sorar gibi, “İlişki?” dedim.

Abim, “Nasıl bir ilişkiymiş o acaba?” diye homurdandığını duydum. Eve gidince başımı ağrıtacağı kesinleşmişti.

“İlişkiye başlamak için gereken şey ne?” Akın sanki bilerek şartları zorlaştırıyordu. En sonunda ne olursa olsun diyerek, “Sevgi, aşk.” dedim.

“Müthişsin, aşk doğru cevaptı.”

“Size niye böyle kelimeler çıkıyor lan?” diyen abimin sesi kızgındı. Abimin sorusu havada asılı kalırken Akın yeni kelimeyi anlatmaya çoktan başlamıştı.

“Bu içimizde olan bir şey?”

“Nasıl yani?” dedim. Bütün dikkatimi vererek anlattıklarını anlamaya çalıştım.

“Böbrek nedir?”

“Organ.”

“Bu da bir organ ama önemli bir organ.” dediğinde beklemeden cevapladım. “Kalp.”

“Harika. Doğru.”

Göknil son otuz saniye dediğinde hızlandık. Bir tane daha bilirdik.

“Arkandaki şey ne?” Arkama dönüp baktım. “Ev.”

“Her akşam evin içinde toplanan topluluğa ne deriz?”

“Aile.”

“Süpersin. Doğru.” Bir tane daha anlatmaya hazırlanmıştı ki Göknil, “Süre bitti. Dört doğru cevap.” dedi.

Akın beklemeden Bertan’a sataştı. “Oyunun nasıl oynanacağını öğrenmişsindir umarım.”

Bertan ters gözlerle Akın'a bakarken, “Siz bizden habersiz sevgili falan mı oldunuz lan? Biz sizi en son birbirinden nefret iki kişi diye biliyorduk. Bu aranızdaki uyumu neye yormalıyım?” dedi.

Abim öksürük krizine girdiğinde ona döndüm. Elinde tuttuğu bardağı görünce içtiği suyun boğazına kaçtığını anladım. Bertan'ın yersiz lafları yüzünden abimin içtiği su boğazına kaçmıştı. Abim, yanında oturan Zeynep’in yardımıyla kendine gelirken kızgın gözleri ilk önce Bertan'ı sonra da Akın ile beni hedef alıyordu. Bertan'ın söylediği sözün gerçeklik payı olabilir mi diye düşündüğüne yemin edebilirim.

“Onlar birbirinden haz etmeyen iki insan. Böyle bir şeyin olması çok saçma değil mi abicim?” Topu bana bırakırken şüpheli gözleri üzerimdeydi. Sanki bir açığımı arar gibi her hareketimizi izliyordu. Tuhaf olansa abimin sözlerinden sonra Akın’da bana dikkatle bakmaya başladı. Tam şu an yeri yarabilir miyiz? Dünya üzerinden silinirsem üzerimdeki bakışlardan kurtulacakmışım gibi hissediyorum.

Aksine ihtimal vermek istemediğim için abimin sözlerini, “Öyle.” diyerek onayladım ama Akın’ın gözlerine bakınca bunu içimden geldiği gibi dürüstçe cevaplamadığımı da yeni fark ediyorum. Abimin bakışlarında tatmin olmuş bir ifade varken Akın’ın gözlerinde bir kırılma gördüm.

“Önceden birbirinden haz etmeyen iki insandık ama şimdi bunu düzeltmeye çalışıyoruz.” Bana baktı ve ekledi. “Arkadaşça.”

Bundan sonra ikimizde bir şey demedik. Ben yerime ilerlerken o da arkamdan geldi. Yanımda otururken az öncekine nazaran rahat değildim.

Kenan ortamın havasını değiştirerek, “Geriye iki takım kaldı. Onlar da oynasın da kazananı öğrenelim.” dedi. Abim ve Zeynep yerlerinden kalkarken artık dikkatimi oyuna veremiyordum. Çünkü zihnim az önceki anda takılı kalmıştı.

Abimler oyunu oynamaya başladı. Geriye kalanlar oyunu izleyip kendi aralarında konuşurken Akın ve ben andan kopmuştuk. İkimizin de gözleri abimlerdeyken dikkatimiz bambaşka yerdeydi eğer öyle olmasaydı Akın parmaklarının arasında döndürdüğü çakmağı yere düşürdüğünde alırdı. Buna bile tenezzül etmemişti.

Abim ve Zeynep oyunlarını bitirmiş yerlerine Mert ve Müjde geçmişti. Mert anlatıyordu.

“Gizli bir şey yaptığında ve ortaya çıktığında ne yaparsın?” diye sordu. Mert'in eski neşesi yoktu. Müjde'nin ondan rahatsız olduğu düşüncesi onun neşesini almıştı. İkisi birbirine ne yakın ne de uzaktı. Müjde sanki onu hiç tanımıyormuş gibi davranıyordu.

Müjde, “Yaptığımla yüzleşirim.” diye cevap verdi. Mert sabırla anlatmaya devam etti. “Bu yüzleşmek kadar cesaretli bir davranış değil. Daha korkakça bir şey.”

Müjde yutkundu, “Kaçarım.” dedi. Bu kelimeyi söylemek onun için basit değildi çünkü Mert ona hislerini anlattığı günden beri Müjde kaçıyordu. Bu kelimeyi Mert'in yüzüne bakarak söylemek onu zorlamıştı.

Mert, Müjde'yi zorlamamak için hiç bir imada ya da Müjde’nin kendini kötü hissedeceği bir davranışta bulunmadan, “O kelimeye ek getir.” dedi.

“Kaçmak.” diye cevapladı Müjde. Mert yeni kelimeye geçti.

“Kalbimde derin bir sızı var dersem neyi kastetmiş olurum?”

Müjde, “Yara.” dedi. Sesi hafifçe titredi. Mert'in söylediğinde gerçeklik payı var mı diye sorguluyordu. Kendisine duyduğu sevginin bir yaraya dönüşmüş olması onu üzerdi. İçten içe Mert'e şans vermek istese de kalbi yaralıydı. Bir daha aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordu.

Mert derin bir nefes alarak, “Doğru.” dedi. Göknil'in uyarısıyla oyun bitti. Mert ve Müjde yerlerine geçerken Göknil herkesin skorunu söyledi. “Akın ve Göksu dört, Kenan ve Nihal üç, Mert ve Müjde iki, abim ve Zeynep iki, Bertan ve Aslı maalesef ki hiç bilemediler. Bu durumda kaybeden Aslı ve Bertan olurken kazanan da Göksu ve Akın oluyor.” dedi.

Kenan, Bertan'a sataşarak, “Bir insan kendi kurduğu oyunda kaybetmeyi nasıl becerir lan. Anlatsana biraz.” dedi.

“Bu sayılmaz oğlum. Ben o kelimeyi anlatmak için inat ettim sürenin olduğunu unuttum. Biz bir daha oynamak istiyoruz. Talebimiz sağlansın.”

“Ben bir daha seninle oyun oynamam.” dedi Aslı küskünce.

“Güzelim bu defa yeneceğiz güven bana.” diyerek Aslı'yı ikna etmeye çalıştı.

“Sen uyu anca o zaman yenersin, rüyanda.” Kenan gülerek Bertan'ı kızdırırken, Nihal’de gülmemeye çalışarak, “Aşkım üzerine gitmesene çocuğun. Spor kelimesini anlatamadığı için spor yapmayı bırakacak sonra.” dedi.

Bertan ikisine de tersçe bakarken, “Tencere, kapak gibisiniz. Bu kadar zorbalayıcı bir çift olmak zorunda değilsiniz.” dedi.

Nihal gülerek, “Sen bizi bırakta oyunun başında söylediğin sözü tutacak mısın yoksa cayacak mısın?” diye sordu.

“Ödül kısmı tamam ama ceza kısmını Allah’ın emri Peygamberin kavliyle unuttum gitti.”

Kazanan bizdik dolayısıyla bizden konuşuluyordu ama ikimizden de ses çıkmıyordu.

“Cezadan kaçamazsın onu illaki yapacaksın. İlk önce ödülü bir netleştirelim.” dedi Kenan. “Ne zaman sponsorluğunu kullanacaksın?”

Bertan bize döndü. “Ne zaman isterlerse o zaman. Ne zaman istersiniz gençler?”

Akın tüm kararı bana bırakarak, “Bana fark etmez.” dedi. Bakışlar bana döndü. “Bana da fark etmez.” dedim.

Yanımda oturan abimin gerilen bedenini hissediyordum. Bertan bizden net bir cevap alamayınca, “Madem size fark etmez ben sizin için günü ve mekanı ayarlarım.” dedi. İkimizde sessizce onayladık.

Bertan, “Ödülü netleştirdiğimize göre ben bir tuvalete gideyim.” diye ayağa kalktı. Eş zamanda Kenan’da ayağa kalkıp Bertan'ın yolunu kesti. “Tuvalete sonra gidersin biz önce cezayı halledelim.”

“Altıma mı yapayım oğlum manyak mısın? Kaçacak halim yok ya.” dedi ama boşuna kendini yoruyordu çünkü Kenan kararlı duruyordu.

“Tam da öyle halin var.”

Kenan, Bertan kaçmasın diye kolunu Bertan'ın omzuna attı ve bize döndü. “Ceza olarak ne yaptıralım gençler? Fikri olan söylesin.”

Bertan ters ters Kenan'a baktı. “Açık artırmaya sunuyor birde.” diye homurdandı.

“Öyle deme sen cezaların en güzeline layıksın. El birliğiyle güzel bir ceza seçeceğiz.”

Bertan sinirle Kenan'ın omzuna attığı koluna baktı. “Biz bir yakınlaştık sanki. Git lan öteye tövbe tövbe.” diyerek Kenan'ın kolunu itip somurtarak yerine oturdu. “Seçin bir ceza yaparız. Ne kadar kötü olabilir ki?”

Zeynep gülerek, “Aslında benim aklımda bir fikir var.” dedi.

​​Bertan'dan

Zeynep'in aklımda bir fikir var demesinin üzerinden iki saat geçmişti ve biz iki saattir bu cezayı bitirmeye çalışıyoruz.

Ceza olarak mutfağı topluyorduk. Üst üste yığılıp bulaşıklar yere dökülmüş yemek artıkları derken nevrim dönmüştü.

Aslı, “Bertan bunu yağlı bırakmışsın. Düzgün yıka şunları.” diyerek elinde tuttuğu beyaz porselen tabağı leğende köpüklü suyun içine koydu.

Bezmiş bir şekilde, “Güzelim yağlı falan ne fark eder. Üzerindeki köpüğü durula koy gitsin. Kurban olduğum iki saattir mutfaktayız bitmiyor. Ellerim suyun içinde durmaktan dedemin eline benzedi.” dedim.

“Öyle yağlı falan olmaz güzel yıka lan. Tek tek bakacağım ona göre.” dedi Kenan. Arkamızda mutfak masasının etrafında oturup bizi izlediklerini unutmuştum.

Sinirle arkamı dönüp, “Bitmiyor lan kaç saattir yıkıyoruz bitmiyor.” dedim.

Nihal'de gülerek, “Sen kendin kaşındın bulaşık makinesini bozmasaydın şimdiye bitmişti.” dediğinde tersçe makineye baktım.

“Bu aptal makineye bulaşıkları koymayacaksam bu niye icat edilmiş ki?”

“Bulaşıkları insan gibi koyacaktın hınca hınç bulaşıkları yığmayacaktın. Özellikle söyledik birde pervaneye değmesin diye. Buna rağmen bozmayı nasıl başardın anlamış değilim.” dedi Zeynep. Hepsi onun başının altından çıktı. Bir fikrim var demesinden anlamalıydım.

“Çok gereksiz bir şey bu makine. Yok pervaneye bir şey değmeyecek. Yok tahta kaşık girmez. Bunun yaptığını bende yapıyorum işte.”

Aslı girdi araya. “Başladığımızdan beri kırdığın tabağın sayısını unuttum. Sen en iyisi Akın'a bulaşık makinesi alırken bir düzine de tabak al.”

Elimde tuttuğum tabakla Asyı’ya döndüm. “Adamı hem date çıkarıyoruz, hem yeni bir bulaşık makinesi alıyoruz. Yetmezmiş gibi bir düzine de tabak alacağım. Tabakları date saysın artık.”

Aslı panikle elimdeki tabağı kast ederek, “Tabağı sıkı tut düşüreceksin.” dedi.

Rahat bir şekilde elimdeki tabağı salladım. “Güzelim rahat olsana karşında bu işin piri duruyor.” dedikten sonra biraz şom ağızla olmalıyım ki elimdeki köpüklü tabak yeri boyladı.

“Bertan, dedim sana düşüreceksin diye böyle devam edersen bu mutfaktan hiç çıkamayacağız.”

Yerdeki tabağa baktım. “Boşver güzelim. Birini yıkamaktan daha kurtulduk.”

“Tabakları yıkamamak için kırıyorsun değil mi?” diye sordu Göksu.

“Sus kız öyle her şey söylenmez.” dedim gülerek.

Akın dirseğini masaya koyup başını da eline yaslayarak, “Bu kırdığınla birlikte on beş tabak, sekiz bardak ve bir de cam sürahi. Kırdıklarını en yakın zamanda temin etmeni bekliyorum.” dedi. Üşenmemiş bir de saymış.

“Ben sana burayı toplayacak bir yardımcı tutmayı bile teklif ettim sen reddettin. Şimdi kırdığım iki tabağın lafını yapamazsın.” Bunu gerçekten teklif etmiştim ama oy birliğiyle reddettiler.

“İki tabak mı?” dedi Zeynep alayla. “Kırdıklarını telafi etmek için Akın'a çeyiz düzsen yeridir.”

Alayla güldüm. “Adamı hem date çıkıyoruz, birde çeyiz düzüyoruz. Bir de evlendireyim.” Kısa bir an sessizlik yaşandı. Akın sinirle bana bakarak ağzının içinden bir şeyler söyledi. Sürekli ima ederek konuşmama sinirleniyordu. Bizde bu işin piriyiz sonuçta görüyoruz ki ima ediyoruz. İkisi de zıt karakterler eninde sonunda birbirlerinin çekimine karşı gelemeyecekler.

Konuyu değiştirmeye çalışarak, “Bizden önce evleneni yakarım. İlk önce biz evleneceğiz.” dedim ama bu seferde Görkem ters ters bana baktı. Konuyu değiştirmeyi de başaramadım. Bakışlarla füze yiyordum resmen.

Nihal, Kenan'ın koluna girerken, “Siz durun bakalım ilk sıra bizim.” dedi. Kenan aşkla ona bakarken onu daha çok kendine çekip sarıldı.

“Aslı'nın yerinde olsaydım bu evlenme fikrini bir daha düşünürdüm.” dedi Akın.

Bu sefer sinirle bakan bendim. “O niyeymiş o? Neyim eksikmiş benim? Eli yüzü düzgün bal gibi çocuğum yani ben kız olsaydım kendimi kolumdan tuttuğum gibi nikah masasına oturturum.”

Akın, “Mutfağa girdiğinizden beri cinnet geçirttin kıza. Sen böyle rahat rahat tabakları kırarken o kaç kez panik oldu.” dediğinde kısa bir an durdum. Bazen fazlasıyla rahat ve vurdumduymaz oluyordum. Aslı'ysa onu tanıdığımdan beri fazla panik ve kafaya takan biriydi. Sevgili olmadan önce de bu rahatlığım onu çok rahatsız ediyordu. Bundan sonra bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacaktım.

Aslı’nın gözlerinin içine bakarken, “Özür dilerim.” dedim bir anda. Bunu beklemediği için şaşkınca bana bakıyordu. “Bu zamana kadar vurdumduymaz biri olduğum için özür dilerim. Bundan sonra daha özenli davranacağım.” Bu aniden ciddileşmem onu da şok etmişti. Boyu benden kısa olduğu için kafasını biraz yukarı kaldırmak zorunda kalıyordu. Bu tavrım hoşuna gitmiş olmalı ki hafifçe gülerken gözlerinin içi parlıyordu. “Yani en başından beri sen böyle biriydin ve ben senin böyle olduğunu bilerek elini tuttum. Kökten değişme ama biraz daha dikkatli olabilirsin.” dedi ve gülerek ekledi. “En azından tabak kırmak konusunda.” Bende güldüm. Karşımda gözlerinin içi parıldayarak konuşurken ona olan sevgim çığ gibi gittikçe büyüyordu.

“Gel kız sarılacağım sana. Seni alıp kalbimin en güzel yerine koymak istiyorum ama bu seferde gözlerime haksızlık etmiş olurum böyle bir güzellikten onları mahrum ettiğim için.” Bir an ellerimin köpüklü olduğunu unutarak ona sımsıkı sarıldım. Aslı’da bana sarılırken, “Ellerin köpüklüydü.” dedi ama geri çekilmedi.

Nihal gülerek, “Tamam tamam bu senenin enemies to lovers sizsiniz.” dedi.

“Tabi ki de biziz. Ferhat ve Şirin’i bile solladık. Hey gidi hey.”

Aşk dolu anımız dış etkenler tarafından sabote edildiği için sarılmamıza son vererek işimize devam ettik.

Yaklaşık yarım saat içinde işimiz bitmişti. Yerleri bile silmiştim daha ne yapsındı bu adam. Elimde tuttuğum paspasın sapına yaslanırken, “Bitti ama bende bittim.” dedim.

Paspası gelişigüzel duvara yasladıktan sonra salona gidip kendimi koltuğa bıraktım. Annemi şimdi anlıyorum. Lise zamanlarımdayken odamı topladıktan sonra yorgun bir şekilde koltukta otururdu. Git gide anneme benziyorum afitap.

Aslı’da yorulmuştu o da gelip yanıma oturdu. Ellerine bakarken, “Ellerim suyun altında durmaktan iki ton açıldı.” dedi. Tek elimle iki elini birden tutup, “Yerim ben o elleri.” dedim.

Diğerleri de salonda bir köşeye oturdu. Nihal, “Bir kahve yapalım da içelim. Kırk yıl hatrımız olmasın mı?” dediğinde yerimde doğruldum ve, “Olmasın.” dedim. Herkes bana bakarken, “Bakmayın öyle mutfağı yeni topladık gideceksiniz yeni bulaşık çıkaracaksınız. Ben bu evden gidene kadar mutfağa giren bit yavrusu olsun.” dedim.

“Ay bu iki bulaşık yıkadı diye hemen ev hanımlığı modunu açmış.” dedi Nihal.

Göknil’de gülerek, “Bir şeyi çok merak ettim. Neden bit yavrusu?” dedi.

“Annem biz küçükken temizlediği yerleri kirletirsek bit yavrusuna dönüşeceğimizi söylemişti. Hayatımın bir kısmı bit yavrusuna dönüşmekten korkmakla geçmişti.”

Göknil'in yanında oturan Göksu etrafına bir şey arar gibi bakarken abisinin dikkatini çekti. “Ne arıyorsun?” dediğinde Göksu'nun eli boynuna gitti. “Kolyem düşmüş. Nerede düştüğünü bilmiyorum.”

“Hayat ağacı kolyesi mi?” diye sordu Göknil.

“Evet, o.” Göksu dayanamayarak yerinden kalktı ve etrafı aramaya başladı.

Akın, “Ben hatırlıyorum. Ofise ilk geldiğin gün boynundaydı. Hepimiz ararız merak etme buluruz.” diyerek ayağa kalktı ve o da aramaya başladı.

“Müge Anlı olmanın zamanı geldi. Hadi o zaman kolları sıvayalım.” diyerek bende yerimden kalktım.

​​Göksu'dan

Kolyemi kaybettiğimi anladığım andan beri herkes aramaya başladı. Bir yarımız evin içini ararken diğer yanımızda bahçede arıyorduk. Bahçede yemek yediğimiz masanın altına bakarken yanıma Akın geldi.

“Yok. Her yere iyice baktım ama bulamadım.” dediğinde eğildiğim yerden doğruldum. “Burada da yok. Düştüğünü nasıl fark etmedim ya.”

“Geldiğinde kolyen duruyordu demek ki geldikten sonra düşürdün. Buradan başka bir yere de gitmedin buralardadır buluruz merak etme.”

Elim boynumdayken, “Bu kadar üzüldüğünü göre bu kolye senin için değerli olmalı?” dedi.

Etrafı aramaya devam ederken, “Değerli çünkü hediyeydi.” dedim. Kolyeyi aramakla uğraştığım için annemin hediyesi olduğunu söylemek aklıma bile gelmedi. Sormadı da zaten kimin hediyesi olduğunu, “Anladım.” diyerek aramaya devam etti.

Herkes seferber olmuştu kolyeyi bulmak için ama bulamamıştık. Akşam olmuştu. Karanlık havada bulamayacağımız için pes etmek zorunda kalmıştık. Yarın erkenden dersim olduğu için eve gidecektik zaten diğerleri de gitmek için yavaş yavaş toplanıyorlardı. Diğerleri bahçedeyken çantamı almak için eve girdim. Koltuğun üzerindeki çantamı alırken arkamdan Akın gelmişti. “Ben aramaya devam edeceğim bulur bulmazda kolyeyi sana getiririm merak etme.”

“Gerçekten mi?” diye sordum hevesle. Ufak bir tebessümle, “Gerçekten.” dedi garanti verir gibi bakarken ve ekledi. “Sen kolyeyi düşünme sınavına odaklan.”

Çantamı koluma takarken, “Çok teşekkür ederim.” dedim.

“Lafı bile olmaz. Arkadaşlar bugünler için var öyle değil mi?” diyerek karşılık verdi. Kısa bir an bakıştık. Önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken, “Öyle.” demekle yetindim. Dışarıdan abim seslenince, “Ben gideyim o zaman.” dedim.

“Tamam.” dedi. Yanından geçerek kapıya yöneldim o da peşimden geliyordu. Herkes kapının önündeydi.

Bertan, “Ceza kısmını saymazsak bugün çok güzel oldu. Bu birleşmeleri daha sık yapalım.” dedi.

“Ben bir süre yokum. Size iyi eğlenceler.” dedi Mert. Bunu yeni öğrendiğim için şaşırarak, “Nasıl yani?” diye sordum.

“Bir süre bizimkilerin yanına gideceğim.” dedi.

“Okul?” dedi Müjde ama derdi pek okulmuş gibi durmuyordu. Mert, Müjde'nin gözlerine bakarken, “Yarın ayarlayacağım olmadı bir süre kaydımı dondururum.” dedi. Müjde'nin gözlerine bakarken ‘gitme’ dese kalacakmış gibi bakıyordu. Müjde bir şey demedi ama sessizce başıyla onayladı.

“Adam sanki askere gidiyor ne bu tavırlar? Gider sonra da geri gelir. Geldiği zamanda kaldığımız yerden devam ederiz.” dedi Bertan. Böylesi belki de ikisi içinde iyi olurdu.

Konunun üzerine daha fazla konuşulmadı. Kısa bir vedalaşmadan sonra yavaş yavaş evlere dağılmıştık.

 

 

Bölüm : 08.03.2026 01:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...