Veridian
just_korel

Yazmayı bıraktığım kitabımdan bir kesit. Paylaşmak hiç kısmet olmadı (:

Keşke beynimiz istemediğimiz şeyleri unutabilseydi. O anılar bir daha gelmemek üzere silinebilseydi hafızalarımızdan. O zaman belki bu kadar acı hissetmezdik kalbimizde. Kalbimizdeki durmadan kanayan yaralar kabuk bağlar iyileşirdi belki...

Her gece yüzlerce göz yaşı akıtmazdık o zaman hatta ne acı her şeye rağmen gülümseyip mutlu olabilirdik.

 

Üstümde gece yattığım şifon rengindeki elbisemden başka bir şey yoktu. Kırık kapından içeri giren sert rüzgar çıplak kollarımı üşütüyordu. Bedenim buz kestmişti ama ben, bir ayağı kırık tahta masanın altında, kollarımı bacaklarıma sarmış oturuyordum.

Ne kadar zamandır böyle oturduğumu hatırlamıyordum. Ama sanırım soğuktan vücudumdaki tek bir uvzumu hissedemeyecek kadar uzun bir süre olmalı. Gözlerim tek bir noktada kalmıştı. Ne gözlerimi yumabiliyordum ne de başka bir yöne bakabiliyordum. Hipnoz olmuş gibiydim. Gözlerimden yaşlar akmıyordu ama canım o kadar çok acıyordu ki... Sanki biri kalbimi binlerce kez bıçaklamıştı. Nefes alamıyordum. Bağırmak istiyordum. Ağlamak, avazım çıktığı kadar çığlık atmak... Ama sanki dilimi yutmuş gibiydim. Dudaklarımın arasından tek bir söz bile çıkmıyordu.

Soğuk ve boş odada duyulan tek ses rüzgarın uğuldayan sesi ve benim soğuktan sanki kırılacakmış gibi takırdayan dişlerimdi. Hayatımda daha önce bu kadar kan görmemiştim. Midem bulanıyordu.

Derin bir nefes çekmeye çalıştım içime. Annem, babam, ablam. Hepsi beni bırakıp gitmiş miydi? Evet gitmişti. Bir daha asla bana huzur veren seslerini duyamayacaktım. Sıcak kollarının arasına girip ağlayamayacaktım. Annem bir daha saçlarımı okşayamayacaktı. Babam bir daha o sıcak kollarını bana açamayacaktı. Ablam bir daha benimle dertleşip beni güldürmeye çalışamayacaktı. Sertçe yutkundum.

Boğazım düğümlenmiş sanki koca bir yumru oturmuştu oraya. Ya da sanki bir bıçak dayamışlardı ve ben her nefes almaya çalıştıkça daha çok tenime gömülüyordu. Soğuktan hissizleşmiş çıplak kollarıma var gücümle tırnaklarımı geçirdim. Belki bir umut büyük bir acı hisseder ve kısa süreliğine de olsa kalbimdeki bu dayanılmaz acıyı unutabilirdim.

Üç cansız beden... Üç hayata veda eden can. Ruhları artık burada değil. Geriye sadece gittikçe soğuyan ve moraran bedenleri kaldı. Ölüm böyle bir şey miydi? Bu kadar kolay mıydı? Bu kadar kolay olmamalıydı.

Yerde neredeyse bir gölet oluşturan kana baktım. Kanın metalik ve mide bulandırıcı kokusu sanki bu odadan bir daha asla çıkamayacaktı. Vücutlarındaki kan son damlasına kadar çekilmişti. Bunu yavaş yavaş sonuna kadar izlemiştim. Başım dönüyordu. Midem bulanıyordu. Ellerim o kadar çok titriyordu ki bunun artık soğuktan olup olmadığına emin değildim.

Gözlerimin önünde acı çeke çeke ölmüştü benim ailem. Hiçbir şey yapamamıştım! Bir korkak gibi saklanmıştım! Ellerimi sinirle saçlarıma geçirdim. Bir korkak gibi saklanmasam belki de şuan ailem yaşıyor olurdu.

Ellerimi yüzüme indirdim ve delice kahkaha atarak tırnaklarımı yüzüme geçirdim. Korkaktım! Zavallının tekiydim! İleri geri sallanmaya başladım. O adamlar evimize girdiğinde bir korkak gibi dolabın içine saklanmıştım. O adamlar hiç acımadan hepsinin boğazlarına bıçağı dayayıp şah damarlarından keserek öldürmüştü.

Ellerim buz kesmişti. Dolabın o küçük aralığından bütün ailemin katledilişini izlemiştim. Ailemin yardım çığlılıkları kulağıma dolmuştu. En son ablamla göz göze gelmiştim. Benim gözlerime karşın onun gözleri yemyeşil ve güzeldi. Büyük bir acı çekmesine rağmen benim için gülümseyerek ölmüştü benim ablam. Ben korkmayayım diye acılarını saklamış ve o her zaman "Her şey düzelecek" gülümsemesiyle bana kocaman gülümsemişti ama ilk defa yalan söylemişti benim ablam. Hiçbir şey düzelmeyecekti ve ben o an bilmesem de gelecekte de düzelmiyordu.

Attığım kahkahalar giderek artmış ve evin duvarlarına çarpıp geri kulaklarıma dolmaya başlamıştı. Kulaklarım uğulduyor, başım delicesine dönüyordu.Ölmek istedim. Ben neden ölmemiştim? Benim yaşamak için ne amacım kalmıştı.

Bir krize girmiş gibi titreyen bedenimle yere düştüm. Saçlarım yapış yapış olan kana bulandı. Boş gözlerim karşımda yatan üç ölü bedene odaklandı. O anda dudaklarımın arasından bir ıslık yükseldi.

Sertçe yutkundum. Babamla yapmayı sevdiğim şeylerden biri ıslık çalmaktı. Zorla bir nefes aldım. Beş yaşındayken kaybolmuştum. Evimizin karşısındaki o büyük ormanda kaybolunca delicesine ağlamış ve bağırmıştım. En sonunda babam beni bulunca sıcak kollarını arasına almış ve ağladığım için küçük bir şekilde azarlamıştı. Babam ağlamamızı sevmezdi. Güçlü olmamızı söylerdi. O zaman bana ıslık çalmayı öğretmişti. Ne zama yardıma ihtiyaç duysam veya kaybolsam hep ıslık çalmıştım ve babam hızlıca yardımıma koşmuştu.

Hatırladığım anılarla dudaklarımdan çalan ıslık sesi giderek artı. Yine yardım diliyordum ama bu sefer yardımıma koşacak bir babam yoktu. Asla gelmeyecekti. Sıcak ellerini bana uzatıp düştüğüm yerden beni kaldıramayacaktı. Bu nedendir mi bimem ıslığım kulağa fazla soğuk,acı ve korkunç geliyordu.

O gece sabaha kadar, nefesim kesilene kadar ıslık çaldım. Yerde,onlardan tek fark olarak aldığım nefesle bir ölü gibi yattım. Sabah olunca annemin diktiği elbiseleri almak üzere gelen kadının korkunç çığlığıyla girdiğim hipnozdam çıktım. Herkes evin önünü doldurdu. Kulağıma korku dolu nidalar, ağlamalar doldu. Biri beni yerden kaldırdı. Gerisi fazla bulanıktı. Birçok soru sordular kendimdeymişim gibi." Ne oldu?" diye sordular sanki ben biliyormuşum gibi. Bedenlerini kaldırdılar. Alıp götürdüler. Sonra herkes sustu. Bu kadar mıydı? Herkes hayatına devam etti hiçbir şey olmamış gibi. Üzüntüleri gitti bir tek acımaları kaldı. Yüzlerce acıyarak bana bakan yüzler. Fısıldamalar... "Yazık oldu pek de gençlermiş, O kız tek başına ne yapacak..." Birçok bana acıyarak söylenen sözler...

Anne, baba, abla nerdesiniz? Size çok ihtiyacım var. Neden gittiniz? Beni bu iğrenç dünyada neden tek başıma bıraktınız?

 

 

 

Mesaj : 23.08.2025 00:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...