29. Bölüm
Deniz / YARA BANDI / 2. Bölüm

2. Bölüm

Deniz
kaoscandiraskiimm

Ben senin abinim feyza."

 

Dalga mı geçiyordu bu adam? Ağzından çıkanı kulağı duymuyor muydu?

 

"Benimle dalga mı geçiyorsunuz beyefendi." dedim başım yere eğikken. Bu adam çok büyük ihtimalle babam olacak psikopatın benim sadakatimi ölçmek için kurduğu oyunlardandı. Ama benim karnım bu oyunlara yeterince doymuştu. Artık annesini yeni kaybetmiş, şefkate muhtaç sekiz yaşındaki o kız çocuğu değildim.

 

"Lütfen gidin." dememe rağmen adam olduğu yerden bir santim dahi kıpırdamıyordu.

 

Demek ki babam oyununa kanmam ve akşama sağlam bir dayak yememi istiyordu, ama yaralarım o kadar ağrıyorduki akşama gerçekten sağlam bir dayak yersem bayılıp kalabilirim. Bu yüzden kapının önündeki babamın oyunu olan o adamın suratına kapatacakken kapıyı tuttu ve kapatmam engelledi.

 

Her ne kadar kapıyı kapatmak için kapıya tüm gücümle asılsam da adam benden çok daha güçlüydü.

 

Babam onu ne kadar korkutmuşsa adam derin bir nefes aldı ve, "Bak Feyza ailenle mutlu olsan da bizimle bir tanış, bir DNA testi yaptıralım. Lütfen. Senelerdir seni arıyoruz, daha fazla mahrum etme kendini bizden." dedi.

 

İçimdeki,o adamın sözlerine karşı atmak istediğim kahkaha isteğini bastırıp derin bir nefes aldım. Bu adam benimle dalga mı geçiyordu? Ailemle mutlu olmak benim ancak rüyamda görebileceğim, hatta artık rüyamda bile göremediğim bir şeydi ki babamın bir adamı olarak bunu bu adam da biliyor olmalıydı.

 

Ama gerçekten bu oyun fazla uzamıştı.

 

Derin bir nefes verdim ve akşam bunu için dayak yiyeceğimi bilsem de adamın gözlerinin içine baktım.

 

"Bak, senin babamın yolladığı ve sadakatimi ölçmek için oynadığı bir oyun olduğunu biliyorum. O yüzden s*ktir git ve babama artık sekiz yaşında, annesini yeni kaybetmiş saf bir kız çocuğu oladığımı, onun psikopatça oyunlarına kanmayacağımı söyle. Her türlü beni dövecek bir sebep bulurlar zaten." dedim.

 

Bu söylediklerim yüzünden adamın kaşları çatılmış ve sinirden boynundaki damarlar belirginleşmişti. Büyük ihtimalle bu adamdan da biraz dayak yiyecektim.

 

Gözlerimi kapatıp gelecek darbeyi beklediğim sırada adam derin bir nefes aldı.

 

"Bak Feyza, ben babanın bir oyunu değilim. Ben gerçekten senin abinim ve benimle gelmen gerekiyor."

 

Başımı hafifçe kaldırdım ve sinirden kızarmış yüzüne baktım. Ona inanmıyordum.

 

Ve yüzümde nasıl bir ifade varsa bunu o adam da anlamıştı.

 

"Peki, inanma ama benimle gel. Ne istersen yapacağım"

 

Derin bir iç çektim. Ne yaparsam yapayım onu gönderemeyecektim.

 

Her ne kadar, hala onun babamın adamı olduğuna inansam da eğer silahını alırsam kendimi koruyabilirdim. Eğer beni babamların yanına götürürse de onları vurabilirdim. En azından denerdim...

 

Kafamda bazı şeyler oturduğunda başımı onaylar anlamda salladım. "Peki, seninle geleceğim," dememle adamın gözleri parlamıştı. Tam o konuşmaya başlayacakken ona izin vermedim ve "Ama silahını bana verecekdin." dedim, gözlerimle belindeki silahını işaret ederken.

 

Adam söylediğim şeyle kaşlarını çattı. "O silah oyuncak değil feyza, sen daha çocuksun. Silahı sana vermemi bekleme benden."

 

Bu adam benimle gerçekten fena t*şak geçiyordu ve eğer böyle yepmaya devam edersen kendimi tutamayıp boğazına yapışacaktım.

 

Yinede derin bir nefes aldım ve yanlış bir hareketimde başıma gelebileckleri düşünerek adama bakmaya devam ettim.

 

"İnan bana daha öncesinde silah kullandım. Saçma sapan bir şey yapmam yani."

 

Adam dah önce silah kullanmış olabileceğini düşünmemiş olacak ki çehresini şaşkınlık ve kızgınlık sardı.

 

Kızgınlığını gördüğüm anda aklıma silahın hala onda olduğu geldi. İstediği anda beni çekip vurabilirdi, ama asıl problem vurduktan sonra babalamların yanına da götürebilirdi.

 

Aslında adamı şöyle bir üzünce, bende silah olsa bile adamın silahı elimden alıp beni dövmesi yada daha kötü şeyler yapması çok kolay olurdu.

 

Aklıma gelen düşüncelerle başımı tekrardan yere eğdim. Onu olabildiğince az kızdırmalıydım.

 

Tam silahını bana vermekten vaz geçtiğini düşünmeye başlamıştım ki silahını belinden çıkardı ve hızlıca, gözlerini kaçırarak bana verdi.

 

Bana uzattığı silaha çölde su bulmuş gibi sarıldım ve adamın önüme bıraktığı ayakkabılarımı giydim.

 

Ben ayakkabımı giydiğim gibi kapının önündeki arabaya yürüdük. Arka kapıyı açıp ineceğim sırada o adamın sesi geldi.

 

"Öne gelsene konuşuruz."

 

Öne binmek istemiyordum. zaten ne kadar süreceğini bilmediğim bir yol boyunca tanımadığım bir adamla aynı arabada olacaktım bari aramızda az da olsa mesaj olsun diye düşünmüştüm ama eğer o öne binmem istiyorsa öne binecektim. Şayet onu kızdırmak istemiyordum. Fazlasıyla güçlü görünüyordu, vurursa ayılabilirim bile.

 

Hızlıca ön koltuğa oturdum ve kemerini bağladım. Her ne kadar kemerler beni korksa da alışkındım. Hem her şeyi kuralına göre yapıp onu olabildiğince az kızdırmak istiyordum.

 

Ben sessizce oturup tırnak kenarındaki etleri yollarken o derin bir iç çekti.

 

"Feyza yolumuz uzun, birkeç saat sürecek. Bu da tanışmak için güzel bir fırsat bence. Ben Baran Kılıçşah. En büyük abinim. 32 yaşındayım ve aile şirketinde ceo olarak çalışıyorum."

 

Ne demişti o? En büyük abim. Kaç tane abim vardı? Ben o cehennemde bir tanesiyle zorlanırken yeni cehenneminde kaç zebani olacaktı.

 

Ellerim yavaş yavaş titremeye başlarken onu kızdırmamak için kısık bir sesle "memnun oldum" dedim.

 

Yol zor geçecekti...

Bölüm : 20.02.2026 21:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...